<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Raşit Tunca Board - Raşidi Tarikatı Genel Bilgi]]></title>
		<link>https://rasittunca.com/</link>
		<description><![CDATA[Raşit Tunca Board - https://rasittunca.com]]></description>
		<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 16:28:49 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Raşidi Tarikatı - Raşidin Yolu - Raşidin Çizdiği Yol - Nedir ?]]></title>
			<link>https://rasittunca.com/showthread.php?tid=304</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 13:34:45 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rasittunca.com/member.php?action=profile&uid=2">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rasittunca.com/showthread.php?tid=304</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Tarikat-ı Raşidi - Raşidîn Yolu - Nedir?"</span></span><br />
<br />
الطريقة الراشدي<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tarikat Nedir, Tasavvuf Nedir ve Raşidî Tarikatı Hakkında Bilgiler</span></span><br />
<br />
Öncelikle tarikat kavramına değinmek gerekir. Arapça’da “tarîk” yol demektir. “Tarikat” ise gidilen yollar anlamına gelir. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Allah’a giden yollar, gökyüzündeki yıldızların sayısıncadır.”<br />
<br />
İşte tarikatler, tasavvuf yöntemiyle insanları Allah’a seyr ü sülûk ettirmektedir. Yani “seyri ilallah”, Allah’a doğru yolculuk etmek, yol almak demektir. Yol almak için de mutlaka bir yol gereklidir. Her peygamber ve evliya, Allah’a giden yol konusunda bir yol tayin etmiştir. Bu, Peygamberimiz (s.a.v.) için İslamiyet, Hz. İsa için Hristiyanlık, Hz. Musa için Musevilik gibi bir yol, din ve usuldür. Cenâb-ı Hak bu usulü kitap göndererek öğretmiş ve peygamberlerini de bu usulü öğretme hususunda öğretmen ve mürşit olarak tayin etmiştir.<br />
<br />
Her peygamber beşer olduğu için eceli geldiğinde vefat etmiş, âhirete irtihal etmiştir. Peygamberin vefatından sonra onun yolunu devam ettiren, ümmeti olan ve arkadaşları bulunan kimseler, bu yolları sürdürmüş ve zamana uygun yeni uygulamalar, sünnetler geliştirmişlerdir. Bizim dinimizde, İslam’da bu yolu belirleyen kimselere “evliya” ismini veririz. Aslında Allah, Kur’an-ı Kerim’de kendisini müminlerin mevlâsı (velisi) olarak tanıtmaktadır:<br />
<br />
ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ مَوْلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَاَنَّ الْكَافِر۪ينَ لَا مَوْلٰى لَهُمْ۟<br />
(Muhammed Suresi, 11. Ayet)<br />
<br />
“Mevlâ” kelimesi “veli” demektir. Bu sebeple Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin ismindeki “Mevlânâ” da aynı şekilde “velimiz” anlamına gelir.<br />
<br />
Veli Ne Demektir?<br />
Veli, bir çocuğu koruyup gözeten, işlerine bakan, ondan sorumlu kimse olduğu gibi, ermiş, kendisine danışılan, yetkili kimse anlamlarına da gelir.<br />
<br />
اَللّٰهُ وَلِيُّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۙ<br />
(Bakara Suresi, 257. Ayet)<br />
<br />
Müminlerin velisi Allah olunca, Allah ile irtibatı güzel olan kullar, bir problemle karşılaştıklarında çözümü Allah’a danışmış ve O’ndan aldıkları cevaba göre bir yol ve usul belirlemişlerdir. Bunun bariz örneği istihare namazı ile bir işin sonunu Allah’a sormaktır.<br />
<br />
Belirlenen bu usule uyanlar, o tarikin veya yolun mensupları olmuşlardır. Bu yüzden yollar çeşitli dallara ayrılmıştır. Bunlar İslam dininde Kâdirîler, Rüfâîler, Nakşîler gibi hak tarikatlardır. “Hak tarikat”, gerçekten İslam’dan ayrılmadan, düzgün bir usul belirlemiş ve hayat tarzı benimsemiş kimselerin uygulamalarına verilen isimdir.<br />
<br />
Örneğin Peygamber Efendimiz (s.a.v.) döneminde Amerika kıtası keşfedilmemişti. Patates, mısır, domates gibi ürünler sonradan diğer ülkelere yayılmıştır. Bu tür yiyeceklerin helal veya haram oluşuyla ilgili fetvayı kim verecektir? Peygamberimiz vefat etmiştir, ona soramayız. İşte evliya, fakih veya âlim denilen kimseler bu konuda görüş belirtmiş, “şu helaldir, şu harama yakındır” gibi usuller ortaya koymuşlardır.<br />
<br />
Mesela İmam Şâfiî, “Denizden babam çıksa yerim” buyurmuştur. Bu, İmam Şâfiî’nin benimsediği bir usuldür. Hanefi mezhebinde ise denizden çıkan her şey yenmez; sadece belirli balık türleri yenebilir. İmam-ı Azam Ebû Hanîfe’ye uyanlar daha ihtiyatlı davranmışlardır. Hanefilerde böcek cinsi şeyleri yemek helal değildir. İmam Şâfiî’ye göre ise deniz sudan oluştuğu ve su temizleyici olduğu için sudan çıkan her şey temizdir. Bu da bir usuldür. Siz bir Müslüman olarak bu iki imamdan birinin yolunu seçmekte muhyersiniz.<br />
<br />
Bu örnekte olduğu gibi her âlim, benimsediği usulü talebelerine, mensuplarına öğretmiş ve o yoldan gidenler o mezhebe veya o tarikata bağlı olmuşlardır.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz’in “Allah’a giden yollar, gökyüzündeki yıldızların sayısıncadır” hadisi, âlimlerin, ilmi ile ışık saçan kimselerin yıldızlar kadar çok olduğunu belirtmek içindir. Burada sadece çokluğu ifade etmek için gökyüzündeki yıldızlar misal verilmiştir.<br />
<br />
Allah’ın sevgisini kazandıracak ameller çoktur. Peygamber Efendimiz bunları tarif ederken yoldaki taşı kaldırmak, selam vermek, cenazeye katılmak, hasta ziyareti, sadaka vermek, miskini doyurmak, yolda kalmışa yardım etmek gibi hayırlı amelleri saymıştır. Fakat günümüzde internet gibi Peygamberimiz zamanında olmayan uygulamalar vardır. İnternetten sevap kazanmanın yolları nelerdir? Bir sayfa açıp ilim yaymak, oradan paylaşım yapmak gibi konularda fetvalara ihtiyaç vardır. Takvalı bir âlimin bu yeni durumları nasıl kullandığı, insanları nasıl faydaya teşvik ettiği bizim için yol göstericidir. Onların itinalı davranışlarını örnek alarak Allah’a giden bir yolu bulmuş oluruz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz başka bir hadis-i şerifinde de şöyle buyurmuştur:</span></span><br />
<br />
“Benim ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız kurtuluşa erersiniz.”<br />
<br />
Her bir sahâbîde Peygamberimizin birkaç uygulaması, hadisi, sözü veya fiili saklıdır. Onları öğrenip tatbik ettiğimizde o yola girmiş oluruz. Ancak bir sahâbîden öğrendiğimiz bir hadisi yapmakla hemen Allah’a vâsıl olmuş sayılmayız. Bu, uzun bir yolun başında birkaç kilometre gitmek gibidir. Yol uzundur. Tıpkı Afyon’dan İstanbul’a gitmek gibi... Yolda güzel meyveleri toplaya toplaya ilerlemek gerekir. Sahâbîlerden, onlardan sonra gelen Tâbiîn’den, ardından da âlimlerden öğrendiklerimizle bugünkü yolumuza devam edebiliriz.<br />
<br />
Ancak gerçek evliyayı, gerçek Allah dostunu bulmak bugün biraz zordur. Herkes tarafgir olmuş durumdadır. Eğer bir siyasi gruba bağlı değilseniz sözünüz pek kabul görmez. Hak sözü korkmadan söyleyebilen ve doğru uygulamayı yapabilen kimseler azalmıştır. Onlar pirincin içindeki taşlar, kömürün içindeki elmaslar gibidir; bulmak için gayret etmek gerekir.<br />
<br />
Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayet edilen bir kutsi hadiste Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Allah Teâlâ Hazretleri şöyle ferman buyurdu: ‘Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse, ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu sevdiğimde artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı olurum. Benden bir şey istediğinde onu veririm, benden sığınma talep ettiğinde onu himayeme alır, korurum.’”<br />
(Buhârî, Rikak 38.)<br />
<br />
Bu kutsi hadiste Rabbimiz, kulumun farzlar ve nafile ibadetlerle kendisine yaklaştığını, sonunda onun gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olduğunu bildirmiştir. Farzların en önemlileri namaz, abdest, oruç, imkân olanlar için hac ve zekâttır. Bunun dışında sadaka, salih amel gibi ibadetler de vardır. Âlimler bazı farzları “54 farz” olarak tasnif etmişlerse de bunun dışında farz olmadığı anlamına gelmez. Nitekim Salih Aleyhisselam’ın dininde hayvan haklarına saygılı olmak emredilmiştir. Kutsi hadiste Rabbimiz hayvanlar için “onlar benim dilsiz kullarımdır” buyurmuştur. Merhamet, evrensel bir dildir. Merhamet dilini bilen kimse bütün hayvanlarla anlaşabilir. Salih Aleyhisselam’ın deveye su hakkı tanınması konusundaki mücadelesi, hayvan haklarının dinimizdeki önemini gösterir.<br />
<br />
Her doğrunun bir eğrisi, her gecenin bir gündüzü vardır. Bir fiilin kötüsünü gördüğümüzde iyisini yapmaya gayret etmek, doğru yolda olmayı sağlar. Her namazda okuduğumuz Fatiha Suresi’nde “Bizi doğru yola ilet” diye dua ederiz. Doğru yol (sırat-ı müstakim) aynı zamanda hak tarikattır. Tarikat, yani yol, olmazsa hedefe ulaşmak mümkün olmaz.<br />
<br />
Tasavvuf ise vaaz, sohbet, nasihat, zikir ve ezkâr yoludur.<br />
<br />
“Bir şeyi 40 kere söylersen olur” şeklinde bir deyim vardır. “Kırklar” kavramı buradan gelir. Peygamber Efendimiz “40 kişi bir araya geldi mi illaki biriniz evliyadır” buyurmuştur. Şâfiî mezhebinde cuma namazının 40 kişi ile kılınmasının hikmeti de budur. Bir kimsenin namazının kabulü hürmetine diğerlerinin de kabul olması umulur. Aynı şekilde bir zikri 40 kere tekrar etmek, o zikredilen güzel hasletin kişide yerleşmesine vesile olur.<br />
<br />
Tasavvufta yolun araçlarından biri zikir ve tesbîhtir. “Dervişin fikri neyse zikri de odur” denilmiştir. Zikir, güzel hasletler kazanmanın yollarından biridir. Allah, Haşr Suresi’nin son ayetlerinde “O Allah’tır ki, kendisinden başka ilâh yoktur. En güzel isimler (esmâül hüsnâ) O’nundur” buyurarak güzel ahlakın O’nun isimlerinde gizli olduğunu bildirmiştir. O isimleri zikretmek, o güzel ahlakı kazanmanın bir yoludur. Her tarikatın açıktan veya gizli yaptığı zikirleri, uyguladığı sünnetleri vardır. Zikrin tekrarı, zamanla o güzel hasletin kişide ortaya çıkmasına sebep olur.<br />
<br />
يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقٖينَ<br />
(Tevbe Suresi, 119. Ayet)<br />
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.”<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de doğrularla beraber olunmasının emredilmesinin sebebi, iyilerin fikir ve amellerinin güzel olmasıdır. Onlarla beraber olmak, “hal geçmesi” denilen bir yöntemle kişiye fayda sağlar. Nitekim atalarımız “Sarı öküzün yanında duran, ya huyundan ya suyundan kapar” demişlerdir. İyinin yanında bulunan, ya onun amelinden ya da sözünden istifade eder.<br />
<br />
Ebû Mûsâ el-Eş‘arî (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“İyi ve kötü arkadaşın hali, güzel koku satanla körük çekenin haline benzer: Misk satan, ya sana güzel kokusundan bir miktar meccanen verir, ya sen satın alırsın, ya da (hiç değilse onunla beraber olduğun sürece) güzel koku koklamış olursun. Körük çeken kimse ise, ya elbiseni yakar, ya da (en azından) körüğün kötü kokusundan rahatsız olursun.”<br />
(Buhârî, Zebâih 31; Müslim, Birr 146.) <br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Müminin yanında bulunan, en azından onun güzel kokusundan faydalanır. Kâfir ve kötülerin yanında bulunan ise, kömürün karası gibi zararlarından etkilenir.”<br />
<br />
İşte cemaat olmanın, bir tarikata mensup olmanın, bir gruba intisap etmenin önemli sebeplerinden biri de budur. Kur’an-ı Kerim’de “iyilerle beraber olun” diye bir emir vardır. Daha önce de belirttiğimiz gibi farzlar sadece 54 tane değildir; “iyilerle beraber olmak” da bir emirdir. İyilerle birlikte olmak için bir grup olması gerekir. İşte hak tarikatlar, iyi amellerin açığa çıktığı ve uygulandığı yerlerdir.<br />
<br />
Seyr-i sülûk, insan-ı kâmil olmanın yöntemidir. Kâmil insan; sözüne, fiiline dikkat eden, önünü gören, ufku ve feraseti açık olan, yaptığı işin hikmetinin farkında olan, amellerinin sonucunu hesaplayan, tedbir alan ve çevresini uyaran kimsedir. Bu sebeple bir gruba, bir tarikata intisap etmek önemli ve gereklidir.<br />
<br />
Ben, Karoğlan Raşit Tunca olarak, “Raşidî Tarikatı”nı kurdum ve bir yol ile usul benimsedim. Bu usulde yaklaşık 28 sınıf bulunmakta, her sınıfa uygun zikirler, öğrenilecek ve tatbik edilecek uygulamalar yer almaktadır. Sohbetlerimizde bunları anlatıp öğretiyoruz.<br />
<br />
Tarikatımıza intisap edenlerin günlük uygulamalarından biri, günde 5 vakit namazdan önce ve sonra 13’er defa “Estağfurullah” çekmektir. Bu uygulamanın hikmeti, Allah’ın “Tevvab” (tövbeleri kabul eden) isminin tecellisine vesile olmak ve kişinin her an tövbe bilinciyle yaşamasını sağlamaktır. Bir hadiste, kişinin 8 saat geçmeden tövbe ederse günahının yazılmayacağı bildirilmiştir. Sağdaki melek (Kirâmen Kâtibîn) iyilikleri yazar, soldaki melek ise günahları yazmakla görevlidir. Günah işlendiğinde soldaki melek yazmak istediğinde, sağdaki melek “Bekle” der ve bu bekleme süresi 5 ila 8 saate kadar uzar. Bu süre içinde tövbe edilirse günah yazılmaz. İki namaz arası yaklaşık 4-5 saattir. Bu süre içinde kalpten tövbe eden kimsenin hatası, tövbe ettiği için deftere yazılmaz. Bu, bizim tarikatımızda bir adap ve rahmettir.<br />
<br />
“Bütün Âdemoğulları günahkârdır. Günahkârların en hayırlıları ise tövbe edenlerdir.” (İbn Mâce, Zühd, 30)<br />
<br />
“Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helak eder ve yerinize, günah işleyip peşinden tövbe eden kullar yaratırdı.” (Müslim, Tevbe, 9-11)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:</span></span><br />
<br />
إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلتَّوَّٰبِينَ وَيُحِبُّ ٱلْمُتَطَهِّرِينَ<br />
“Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever ve çok temizlenenleri sever.” (Bakara Suresi, 222. Ayet)<br />
<br />
Bu ilahi kural gereği, tövbe eden kulların hatalarından dolayı sorumlu tutulmayacağı ümidindeyiz. Tarikata intisap etmenin getirilerinden biri budur.<br />
<br />
Bunun dışında, usulümüzde güneşin doğuşu, yağmurun ve karın yağışı gibi tabiat olaylarıyla ilgili bazı uygulamalar da vardır. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) yağmur duasına çıktığı bilinmektedir. Ayrıca hadislerde, bazı kimselerin hatırına yağmur yağdığı, güneşin doğduğu bildirilmiştir. Bu konuda “Kırklar” ve “Abdallar” ile ilgili hadis-i şerifler bulunmaktadır.<br />
<br />
Abdullah b. Mes’ûd (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Allah’ın yaratılanlar arasında üç yüzleri vardır. Onların kalpleri Âdem’in kalbi üzeredir. Yine Allah’ın yaratılanlar arasında kırkları vardır. Onların kalpleri Mûsâ’nın kalbi üzeredir. Keza Allah’ın yaratılanlar arasında yedileri vardır. Onların kalpleri İbrâhîm’in kalbi üzeredir. Yine Allah’ın yaratılanlar arasında beşleri vardır. Onların kalpleri Cebrâîl’in kalbi üzeredir. Keza Allah’ın yaratılanlar arasında üçleri vardır. Onların kalpleri Mikâil’in kalbi üzeredir. Allah’ın yaratılanlar arasında bir kulu vardır. Onun kalbi İsrâfîl’in kalbi üzeredir. Bir olan öldüğünde Allah onun yerine üçlerden birini getirir. Üçlerden biri öldüğünde Allah onun yerine beşlerden birini getirir. Beşlerden biri öldüğünde Allah onun yerine yedilerden birini getirir. Yedilerden biri öldüğünde Allah onun yerine kırklardan birini getirir. Kırklardan biri öldüğünde Allah onun yerine üç yüzlerden birini getirir. Üç yüzlerden biri öldüğünde de onun yerine avam halktan birini getirir. Onlar vesilesiyle yaşanır, ölünür. Yağmur yağdırılır, bela def edilir.” *(Bkz. Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1/33; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ, 1/8; Kenzü’l-Ummâl, h.no: 34591, 34597)*<br />
<br />
İki Cihanın Güneşi Hz. Muhammed (s.a.v.), güneş olması hasebiyle Alfa, Beta, Gama ışınları yayar. Buna “glow” denir. Arapça’da “ziya” anlamına gelir. Peygamber Efendimiz, her hareketinde bu “glow”u yani ışıma ve yansımayı yaşamıştır. Biz bunu müntesiplerimize oturma şekli, misvak tutuşu, el yazısı gibi birçok uygulamayla göstermekteyiz. Tarikatımızda belirli zikirlerden sonra “güneş makamı”na çıkılır. Bu makama ulaşan kişi, manevi anlamda bir ışık yayar hale gelir.<br />
<br />
Bunlar, tarikatımıza intisap ettikten sonra yol almaya başlayan kişinin karşılaşacağı bazı özelliklerdir. Bu yol, kişinin kâmil insan olmasına, ardından saf ve temiz bir insan haline gelmesine ve sonunda Allah’ı görüyormuş gibi ibadet edenlerden olmasına vesile olur.<br />
<br />
Seyr-i sülûk, “geri yolculuk” demektir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:<br />
<br />
فَسُبْحَانَ الَّذِي بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ<br />
“O, çok yüce ve çok üstündür. Her şeyin mülkü ve egemenliği O’nun elindedir. Ve O’na döndürüleceksiniz.” (Yasin Suresi, 83. Ayet)<br />
<br />
O’ndan geldik, O’na döndürüleceğiz. İşte bu dönüş yoluna başlamayan kimseler, Allah’a vâsıl olamaz. Seyr-i sülûk, geldiğimiz yolu tersinden okumak, aslımıza geri dönüş yolculuğudur. Allah’tan geldik, Allah’a gideceğiz. Topraktan geldik, toprağa gideceğiz. Ruhumuz ise nurdur, ışıktır, enerjidir. Bunlar zikirler, sohbetler ve vaazlar şeklinde anlatılmaktadır. Zikirle bu bilgiler, zamanı geldiğinde kişide inkişaf edip açığa çıkacaktır.<br />
<br />
Evet, bizim anlattığımız usulde; tarikat nedir, yol nedir, Raşidî tarikatı nedir, tasavvuf nedir, neden gereklidir gibi sorulara cevap vermeye çalıştık.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidî Tarikatı Kurucusu Kimdir: Başağaçlı Raşit Tunca – Karoğlan Hoca</span></span><br />
<br />
Kurucunun Kısa Biyografisi<br />
<br />
İsim Raşit Tunca<br />
Göbek İsmi Selim<br />
Soy Lakabı Haceliler<br />
Nickname Karoğlan veya imageman<br />
Baba İsmi Mustafa<br />
Anne İsmi Rabia<br />
Doğum 1970, Başağaç<br />
<br />
Eğitim:<br />
<br />
İlkokul: 1976-1981, Başağaç<br />
<br />
Ortaokul-Lise: 1981-1988, Sandıklı İmam Hatip Lisesi (13.06.1988’de 8,25 diploma notu ile iyi derece mezuniyet)<br />
<br />
Yüksekokul-Üniversite: 1988-1989, AÜHF – AYO (1989’da 2. dönem sonunda yarım bıraktı)<br />
<br />
Mesleki Eğitim: Elektrik Teknisyenliği (EBT ve EIT), Sigmundsherberg, Avusturya<br />
<br />
Lehrabschlussprüfung: Elektrobetriebstechniker (25.01.2006) – Landesberufsschule Wiener Neustadt<br />
<br />
Lehrabschlussprüfung: Elektroinstallationstechniker (24.06.2006) – Landesberufsschule Stockerau<br />
<br />
Öksüz:<br />
1988’de babasının vefatı.<br />
<br />
Ankara:<br />
Yüksekokul eğitimi için Ankara’ya gitti. İlk defa bir akrabasının yanında Keçiören’de kaldı. Sonra paralı özel yurt “RESA” yurdunda (Ulus), daha sonra Balgat’taki devlet yurdunda kaldı.<br />
<br />
Aile:<br />
1990 yılı sonunda evlendi. Bir erkek, bir kız olmak üzere iki çocuğu vardır.<br />
<br />
Hac ve Umre:<br />
1997’de hac ve umre ziyaretini annesiyle birlikte yaptı.<br />
<br />
Dini ve Tasavvufi Hayat:<br />
1991’de Burhâmiye Tarikatı’na intisap etti. 1992’de Nakşibendi Tarikatı’na intisap etti. 2003-2004 yılları arasında Düsûkiye Tarikatı’na intisap etti. Tasavvuf yolunda devam ederken, bir yol çizmenin önemini fark etti ve kendi gittiği, çizdiği yol olan Raşidî Tarikatı’nı kurmaya karar verdi. 2016 yılı Ağustos ayı.<br />
<br />
Avusturya:<br />
1989’da Avusturya’da taş ocağında işçi olarak çalışmaya başladı (Wiener Baustoff Werke). Daha sonra firma iki defa el değiştirdi (Poschacher Natursteinwerk). Taş ocağından ayrıldıktan sonra iki defa yaklaşık altışar ay büyük bir kasapta çalıştı. Mesleki eğitimini tamamladıktan sonra Liesing’deki firmalarda elektrik teknisyeni olarak çalıştı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tarikatın Özelliği:</span></span><br />
<br />
Mevsim Tarikatı’dır. Günlerin, ayların, gecelerin, gündüzlerin, nurun, ziyanın ve mevsimlerin devam ettirilmesini talim eden bir yol, tarik ve usuldür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kuruluş Sebebi ve Prensibi:</span></span><br />
<br />
“Nehir ile yarışamazsın, nehir ile birlikte koşamazsın. O seni hep yener, çünkü sen yorulursun, ama o yorulmaz.” (Karoğlan sözü, 05.09.2016)<br />
<br />
Bu sözün açıklaması: Muhammedî misyon, İbrâhimî misyon gibi büyük misyonlar, akıp giden bir nehir gibidir. Onların binlerce mensubu vardır. Tek başına onlarla yarışmak mümkün değildir. Onlar hep kazanır, çünkü onlar bir gruptur. Bu yüzden bir grup, bir tarikat olmak gereklidir. Raşidî Tarikatı işte bu anlayışla kurulmuştur.<br />
<br />
Raşit / Raşid / Râşid (رَاشِدٌ) İsminin Anlamları:<br />
<br />
Doğru yola giden<br />
<br />
Akıllı<br />
<br />
İrşad edip öğreten<br />
<br />
Öğretmen<br />
<br />
Başöğretmen<br />
<br />
Öğreten, eğiten Allah<br />
<br />
Öğretmen olan Allah<br />
<br />
Olgun, kemaline ermiş, yetişkin<br />
<br />
Mürşit:<br />
Eğitici, şeyh, mürebbi, terbiye edici, öğretici, öğretmen, başöğretmen.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidî Tarikatı’nın Amacı ve Gayesi:</span></span><br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca – Karoğlan Hoca’nın hakka’l-yakîn veya keşfen bilip yaşadıklarını bir cemaate ve gruba öğretmek, bu misyonun kendisinden sonra da devam ettirilmesini sağlamaktır.<br />
<br />
وَسَخَّرَ لَكُم مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا مِّنْهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لَّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ<br />
“Göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden (bir lütuf olarak) size musahhar (emre amade) kıldı. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için âyetler (ibretler) vardır.” (Câsiye Suresi, 13. Ayet)<br />
<br />
وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً<br />
“Rabbin meleklere: ‘Muhakkak ki Ben yeryüzünde bir halife kılacağım.’ demişti.” (Bakara Suresi, 30. Ayet)<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca – Karoğlan Hoca’nın hakka’l-yakîn veya keşfen bildiği üzere, insanoğlu yeryüzünden kâinatı idare edebilecek bir güce sahiptir. Bu konuda yapılan bazı tatbikatlar neticesinde, bunu devam ettirecek, ileride daha da geliştirebilecek yol arkadaşları, tarikat mensupları arayışı ve bildiklerini öğrenmek isteyenlere anlatma arzusu sebebiyle bu tarikat kurulmuştur. Amaç ve gaye, insanın yeryüzünün ve kâinatın halifesi olduğunu hakka’l-yakîn olarak insanlara öğretmektir.<br />
<br />
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ فَأَنَّى يُؤْفَكُونَ<br />
“Andolsun ki onlara: ‘Gökleri ve yeri kim yarattı, Güneş’i ve Ay’ı kim (size) emre amade kıldı?’ diye sorsan, mutlaka ‘Allah’ derler. O halde nasıl (haktan) çevriliyorlar?” (Ankebût Suresi, 61. Ayet)<br />
<br />
إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاءُ<br />
“Kulları içinde Allah’tan (gereğince) ancak âlimler korkar.” (Fâtır Suresi, 28. Ayet) <br />
<br />
Mesela size bir örnek vereyim: Elma diye bir bitki vardır. Bu bitkinin çekirdeğini toprağa diktiğinizde, toprağı elmaya çeviren bir fabrikanız olmuş olur. Yine kayısı diye bir ağaç veya bitki vardır, onun da çekirdeği vardır. Bahçenize kayısı çekirdeği dikip bakımını yaptığınızda, toprağı kayısıya çeviren bir fabrikanız olmuş olur. Düşünün, eğer o çekirdek olmasaydı, binlerce yıl uğraşsanız ne toprağı elmaya çevirecek bir fabrika kurabilir, ne de toprağı kayısıya çevirecek bir teknolojiye erişebilirdiniz. Hâlbuki Hak Teâlâ, bunu cennetten alıp getirmiş ve dünyada dikilmesini sağlamıştır. Artık cennet meyvesi olan elma, dünyada toprağı elmaya çeviren bir fabrikamız haline gelmiştir. Üstelik bu bir tane değildir; her elma fabrikası, kendisi gibi binlerce fabrika kurabilecek binlerce çekirdeği aynı anda üretmektedir. Siz bir fabrika kursanız, o fabrika kendi benzerini klonlayabilecek, aynı fabrikadan kurulmasını sağlayabilecek bir teknolojiye erişebilir miydiniz? Şayet Rabbimiz bunu bize ikram etmemiş olsaydı, asla mümkün olmazdı.<br />
<br />
Bunları görüp de “Allahüekber” dememek, “Rabbimiz büyüksün” dememek elde midir? Allah’ın bu mucizelerini, bereketlerini görenler ancak gerçek âlimlerdir. Bu harika fabrikanın daha mucizevi binlerce gizli halini hakkıyla gerçek âlimler anlayabilir ve hakkıyla Rablerinden korkarlar. Namazda “Allahu ekber” denildiğinde bunun sadece elleri kulaklara kaldırmaktan ibaret olmadığını onlar fark eder. Bu, Rabbimizin her an ayrı bir yaratışta, yeni bir sanatını icra ettiğini görmek ve bu sanatın mucidi olan Allah’tan hakkıyla korkmaktır. Onlar “Rabbim Allah’ım büyüksün” derler.<br />
<br />
Oysaki halk elma yer, armut yer; bir gün dönüp “Allah bu toprağı nasıl oluyor da sulu armuda, tatlı rızığa çeviriyor?” diye düşünmez. Bir kere bile tefekkür etmez. Yıllardır uyuyan insanlık, Rabbimizin kudretinin ve ilminin büyüklüğünü, O’nun “Ekber” (en büyük) olduğunu idrak etmek ancak ilim ile olur. İlim sahibine de âlim denilir. Eğer bir âlim gerçek âlimse, onun Allah’a iman etmemesi düşünülemez. Yoksa eğer sahte bir âlimse, bu eşsiz sanata kör bakar, başkalarını taklit eder ve Rabbinden çaldıklarını “ben buldum, ben yaptım” diyerek hırsızlık eder, hatta rablik iddiasında bulunur. Hâlbuki bütün fiiller O’ndan gelir ve yine O’na gider.<br />
<br />
Peki, ben bu ilimlere nasıl sahip oluyorum? Veya bu âlimler bu ulvi tefekküre nasıl vâkıf oluyor? O da sizin gibi, benim gibi peynir, ekmek, tarhana çorbası, elma, armut yer. Nasıl oluyor da benim yediğim aynı elma, armut, peynir ile ben bu tefekküre varırken, aynı elma, armudu yiyen diğer adam zerre kadar uyanmıyor? Allah’a tapacağı yerde isyan edip Allah’ı yok sayıyor? Fark nerede peki?<br />
<br />
İşte fark şu: Nasıl bir elmayı nereye dikseniz, elma fabrikası olup yeni elma ve elma fabrikaları üretiyorsa, ben ve âlim kimseler de aynı elma, armut, oksijen, altın gibi ayrı bir türüz. Çünkü benden de yaratan bir çift yaratmıştır. Benim de bir fabrikam var. Aynı sizin yediğinizden yesem de, benimki böyle bir meyve, ilim ve tefekkür meydana getiriyor. Aynı bahçenin toprağındaki iki daldan elma dalı toprağı elmaya, portakal dalı ise toprağı portakala çevirdiği gibi, benimki de böyledir. Beni de sizi de hayret makamına çıkaran bu ulvi tefekküre götürmektedir. Elhamdülillah.<br />
<br />
Sakın haset edip beni cahil sofularla bir tutmayın ve “sende niye yok” diyerek hayıflanmayın. Siz ben değilsiniz ki benim ürünümü verebileyim. İşte biz Raşidî Tarikatı’nı kurduk, ilmimizi yaymaktayız ve yeni Raşidî fabrikalarının kurulmasına, yeni Raşidlerin çoğalmasına yardımcı oluyoruz. Siz de tarikatımıza intisap edin, düsturumuza harfiyen uyun ki siz de bir gün Raşid olasınız, Raşidî bilesiniz ve Raşid meyvelerine eresiniz.<br />
<br />
Yoksa İbrahimler İbrahim’den, Fatmalar Fatma’dan, Franzlar Franz’dandır. Raşidler de Raşid’dendir. Siz İbrahim iken Raşid olmaya kalkmayın. Muhammed iseniz Muhammed kalın, İbrahim iseniz İbrahim kalın ve özünüzü bozmayın. Nefsinizi terbiye edin, yolumuza girin ve özünüzü bulun. Siz İbrahim iseniz, sizdeki çekirdeği inkişaf ettirin ki çiçek açsın ve İbrahim’in ne demek olduğu sizde de yüzeye çıkıp meyve versin.<br />
<br />
Vaaz ve sohbetlerimizin birinde şöyle dedik:<br />
<br />
Güneş ışığına Arapça “diyâ” (ضياء) denir. Bir Nakşî büyüğü demiştir ki: “Bizim size verdiğimiz feyzi eğer muhafaza edebilseydiniz, bu size kıyamete kadar yeterdi.” Yani feyz veya fuyûzat veya ziyâ, alfa ışıması güneşimizden bize gelir. Muhammed yazılı Kur’an, Kur’an ise kâinatın yazılımı ise; Muhammed kâinat ve güneşimiz, iki cihanın güneşi Muhammed Mustafa’dır. Bizler ise güneş bebeleriyiz, yani Muhammed’in parçalarıyız.<br />
<br />
Daha önce de demiştik: Güneş sistemimizin içindeki her bir özellik, o sistemin işlevi için gereklidir ve her cibilliyet bir peygamber grubunu temsil eder. Keçiler, oğlaklar; Şuayb ve Yakup çocuklarıdır dedik. Onların azalması, yani Jüpiter burcunda doğanların azalması, o cibilliyeti taşıyan sebze, meyve, hayvan, insan ne varsa azaldığı anlamına gelir. Çimento yoksa harç nasıl olmazsa, çimentosu az bir harç ile yapılan duvar nasıl sağlam olmazsa, hepsinin dengeli olması gerekir. Her şeyin fazlası da zarar, azı da zarardır.<br />
<br />
Lütfen insanlar aranızda konuşun, kaynaşın. İkizler burcu ile ilgili olarak: Muhammed (s.a.v.) ikizler burcudur. “Muhammed” kelimesinde üç tane “Mim” harfi vardır. “M” harfi Latince ikizi temsil eder. Meryem (r.a.)’de iki tane “M” vardır; onda da ikizler burcu vardır. Havva (r.a.)’da da iki tane “Vav” vardır veya “Havva” yazıldığında bu da ikiz anlamına gelir.<br />
<br />
Ziyâ, güneşimizin parçacığıdır, yani partikülleridir, foton enerjisidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Radyoaktivite ve Alfa Işıması:</span></span><br />
<br />
α (Alfa) ışıması: İki nötron ve iki protondan meydana gelen, +2 yüklü bir helyum çekirdeği yaymaktır. Bu ışıma sonucunda proton ve nötron sayıları 2’şer birim azalır. Bu tanecikler +2 yüklü oldukları için elektromanyetik çekime de yakalanırlar. Bu ışımaların durdurulması çok kolaydır. Örneğin bir kâğıt yaprak bile yeterli olur.<br />
<br />
Peygamberimiz (s.a.v.)’in ziyasını devam ettirebilmesi için güneşimizin alfa ışıması yapması gerekir. Alfa simgesi şudur: α<br />
<br />
Bizler, Muhammed’in Ehl-i Beyti olarak, yani güneşimizin çocukları olarak alfa ışıması yapmamız gerektiğini anlıyoruz. Alfa ışıması demek, yapılan her işte alfa hareketi yapmak demektir. Bunun birkaç örneğini resimlerimde gösteriyorum.<br />
<br />
Aşağıda ilgili görseller sırayla 5 görsel olarak yer almaktadır. <br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=539" target="_blank" title="">AlfaOturusu-4Oturusu-Erbaunoturusu-5.jpg</a> (Size: 173.57 KB / Downloads: 1)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=540" target="_blank" title="">Alfa-oturusu-4oturusu-erbaunoturusu-1.jpg</a> (Size: 22.71 KB / Downloads: 1)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=541" target="_blank" title="">Alfamisvak-tutusu.jpg</a> (Size: 123.98 KB / Downloads: 1)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=542" target="_blank" title="">Alfa-Firca-tutusu.jpg</a> (Size: 121.17 KB / Downloads: 1)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=543" target="_blank" title="">Alfa-yaziyazma-sistemi.jpg</a> (Size: 13.25 KB / Downloads: 1)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
Yukarıdaki resimde görülen oturuş şekli, bir alfa oturuşudur. Bu aynı zamanda mehdi oturuşu olarak da bilinir. Eğer ayak ayak üstüne atarsanız, bu alfa oturuşu olmaz; yanlış bir oturuş şeklidir.<br />
<br />
Fincanınızı tutarken serçe parmağınızın arasından geçirmek suretiyle de alfa yansıması yapmış olursunuz. Misvak kullanımı da böyledir. Bu, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sünneti ile sabittir. Onun, yani Muhammed Mustafa (s.a.v.)’nın misvak tutuş sistemi bu şekildedir. Peygamberimiz, hayatının her alanında alfa yansıması yapmıştır.<br />
<br />
Yine el yazısı ile yazı yazmak ve özellikle harflere alfa işareti koymak da alfa ışıması yapmak anlamına gelir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, böylece size ilk defa kâinatın ve güneşin ziyasının bizler tarafından yönetilebileceğini hakka’l-yakîn olarak öğrettik. Binlerce insan bu oturuş ve duruşu çok benimsedi, hatta tiryakisi oldu ve artık vazgeçemez hale geldiler.<br />
<br />
Bu sene sıcak bir yaz geçirdik, ziyası bol bir yaz oldu. Artık sonbahara geldik. Birkaç gün önce kendi aileme ve çocuklarıma şunu tenbihledim: Artık sonbahar geldi. Yaprakların sararması ve soğukların gelmesi için bu ziyanın azalması şart. Bu yüzden artık ziya hareketi olan alfa oturuşunu ve diğer alfa hareketlerini şimdilik terk edin. İslam’da “terki terk” diye bir kavram vardır. Zamanı gelince yapılması gerekeni yapmak, zamanı gelince de bırakmasını bilmek önemlidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir Nedir? Vird Nedir? Evrad Nedir? Örnekleri ile Kısa Anlatım</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir Nedir:</span></span><br />
<br />
Sözlük anlamı ile zikir; anmak, hatırlamak, unutmamak ve çokça tekrar etmek manalarını taşır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidî Tarikatına Göre Zikir Nedir:</span></span><br />
Zikir, bir frekans aralığıdır. Esas anlamı ile sadece bir kelimenin çokça tekrarına verilen isimdir. Mesela “Allah”, “Rahman”, “Kerim” gibi bir ismin veya “Ya Kerim”, “Ya Rahman” gibi bir niyazın, bir çağırmanın çokça tekrarı ya da “Elhamdülillah”, “Sübhanallah” gibi anlam ifade eden iki kelimenin çokça tekrarına zikir denir. Bu sayede insan beyni, kâinata belli bir frekansı devamlı olarak yayıp gönderir. Uzak bir yere gönderilmek istenen bir zikrin adedi daha yüksek ve çok olmalıdır, ayrıca kesik kesik olmamalıdır. Aynı frekans aralığının çokça tekrarı olmalıdır.<br />
<br />
Mesela “Allah” zikrinin ebced değeri 66’dır. Bu, kalp frekansı denilen “1 Hertz”in değeri olan 66 ile aynıdır. Kalbin bir defa “Allah” demesindeki yaydığı frekans budur. Diğer zikirlerin de buna benzer “hertz” cinsinden bir frekans değeri vardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidî Tarikatına Göre Vird Nedir:</span></span><br />
Vird, anlamlı bir cümlenin belli zaman aralıklarında devamlı tekrarına verilen isimdir. Mesela “Sübhanallah” bir zikir, “Elhamdülillah” bir zikir, “Allahuekber” de bir zikirdir. Bunların anlamlı bir cümlede kullanılmış hali olan “Sübhanallahi velhamdülillahi ve lâ ilâhe illallahu vallâhu ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm” cümlesinin, günün belli vakitlerinde, her gün veya iki günde bir, sabah ve akşam gibi belirli zamanlarda devamlı tekrarına vird denir.<br />
<br />
Bu sayede belli bir melek grubunun yaydığı frekans aralığına girilmiş olur ve bir nevi onlardan olunur. Mesela çok sesli sanat müziği icra edilirken saz, cümbüş, keman, zil gibi enstrümanların hepsi aynı notayı farklı seslerle zikrederler ve toplamda bir eser, bir şarkı oluştururlar. İnsanların, bitkilerin, hayvanların ve maddelerin aynı virdi tekrar etmeleri, bunu kâinata yaymaları da böyle uhrevî bir şarkının, Rabbimize doğru söylenmesi gibidir. Eğer bunun içinde bir dilek ve istek varsa, Rabbimiz de o isteğimize cevap verir.<br />
<br />
“Allah, Allah” dediniz de, mesela “Ahmet, Ahmet” dedinizde, Ahmet “buyur ne istiyorsun?” diye sorar. Diyecek sözünüz yoksa, Ahmet “beni niye meşgul ediyorsun?” demez mi? Zikir eden, “Allah, Rahman...” diyen kimse, ardından isteği, muradı ne ise onu istemelidir. Ahmet’ten bir isteği olan onu çağırır ve o duyana kadar çağırır, değil mi? İsteğin yoksa, onu çağırarak dalga mı geçiyorsun?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidî Tarikatına Göre Evrad Nedir:</span></span><br />
<br />
Zikir, anlamlı bir veya iki kelime idi. Vird, anlamlı bir cümle idi. Evrad ise çokça virdden oluşan bir şarkı gibidir. “Raşidî Zikir Evradı” gibi. Yani çokça anlamlı cümleden oluşan ilahî bir şarkının veya bir isteğin Rabbimize iletilmesi ya da bu isteğin O’na ulaştırılması için görevli meleklere bildirilmesi amacıyla, her gün belli vakit aralıklarında devamlı tekrar edilmesine evrad denir.<br />
<br />
Faydası şöyle açıklanabilir: Mesela sizin bir mahkemelik davanız var. Mahkemeye dava açarken, olan biteni kısa cümleler halinde, anlamlı ve makul bir şekilde izah etmek için bir dilekçe, yani cümleler toplamı yazmanız gerekir. İşte evrad da Allah’ın esmâsı, Kur’an ayetleri, belli dua terkipleri veya salavatlar gibi bazı özel zikirlerin toplamı ile ya bir isteği, yahut belli bir getirisi olan, Peygamber Efendimiz’in “şunu zikrederseniz cennette şu dereceye ulaşırsınız” buyurduğu bazı zikir ve virdlerin veya isteklerin toplamından oluşan bir dilekçenin veya manzum bir şarkının görevli meleklere duyurulması, onların sayesinde Rabbimize iletildilmesidir.<br />
<br />
“Allah’ın bunun için meleklere ihtiyacı mı var?” derseniz, önce sizin melek nedir onu idrak etmeniz gerekir. Burada melek, görevini frekans denilen bir dalga boyutunun uzaklara taşınması manasında ele alınmalıdır. Bir frekansın yayılması için belli bir dalga boyutuna ihtiyaç var mı? Allah bunu bu yasaya bağlamış mı? İşte asıl önemli olan budur. Allah her şeyi belli yasalara ve meleklere bağlı kılmıştır. Sen ona melek değil de sadece dalga olarak bakarsan, melek nedir anlamamış olursun.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Burada bir nükte vardır:</span></span><br />
<br />
Adam oğlunu Amerika’ya okumaya gönderir. Oğlu gider, orada İngilizce öğrenip okuyacağına, aldığı parayı yer çarçur eder. Bir gün “izine geliyorum” diye döner. Adam sorar: “Oğlum İngilizce öğrendin mi?” “Öğrendim” der. “Peki İngilizce ‘ağaç’ ne demek?” der. Oğlan hemen uydurur: “Dan” der. “Peki iki ağaç ne demek?” “Dan dan” der. “Peki orman ne demek?” Oğlan “Dandiri dandan dandiri dandan” der.<br />
<br />
İşte zikir, anlamlı bir veya iki kelimenin tekrarıdır. Vird, anlamlı bir cümlenin tekrarıdır. Evrad ise işte bu “dandiri dandan” gibi anlamsız bir tekrar yığınına dönüşmemelidir; aksine, bilinçli ve anlamlı bir bütün olmalıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sıbh veya Tesbih Etmek:</span></span><br />
<br />
Bir zikri belli bir sayıda tekrar etmek demektir. Nitekim “Sübhanallah” demek, Allah’ın isimlerini bilerek ve belli sayıda tekrar etmek anlamına gelir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ezkâr:</span></span><br />
Zikredilen şeyler demektir. Mesela “ezkârın ne?” diye sorulduğunda, “Ben Rahman zikri çekiyorum” demek gibidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zâkir:</span></span><br />
Zikreden kimseye verilen isimdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tesbih (Tespih):</span></span><br />
Zikirdeki belli sayıyı muhafaza edebilmek için kullanılan hafızalı abaküstür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Misbâh:</span></span><br />
<br />
Tespihin, abaküsün cinsini belirtir. Ağaç mı, naylon mu, cam mı, taş mı, elmas mı, zümrüt mü, yakut mu olduğunu ifade eder. Tespihin renk ve cinsine göre zikir, farklı enerji boyutu yayar. <br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=544" target="_blank" title="">Abakus-Tesbih-Resimi-N1.jpg</a> (Size: 810.84 KB / Downloads: 1)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=545" target="_blank" title="">Abakus-Tesbih-Resimi-N2.jpg</a> (Size: 752.01 KB / Downloads: 1)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=546" target="_blank" title="">Abakus-Tesbih-Resimi-N3.jpg</a> (Size: 805.43 KB / Downloads: 1)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=547" target="_blank" title="">ghjhghjkjhkhlkjlkjlö.jpg</a> (Size: 332.95 KB / Downloads: 1)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidî Tarikatı’nda Seyr-i Sülûk Yolu Üçe Ayrılır</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nakşibendî Yolu:</span></span> Gizli zikir (hafi) ile seyr-i sülûk ettirilmek.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Burhânî veya Düsûkî Yolu:</span></span> Açık zikir (cehrî) ile seyr-i sülûk ettirilmek.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zü’l-cenâheyn (Çift Kanatlı) Yol:</span></span> <br />
<br />
Raşidî yolu olup hem cehrî hem de hafî zikir ile seyr-i sülûk etme yoludur. Raşidî’nin evi yolu gibi… Her iki taraftaki iki kanat ile yol alınır.<br />
<br />
Raşidî yolundan seyr-i sülûk etmek isteyen sûfî ve müridler geldiğinde şu usule bakılır:<br />
<br />
Anne veya baba tarafından akraba olan Hasan veya Hüseyin isimli kimseler aranır. Bu, annesi tarafından veya annenin babası ve annesi tarafından akrabalar (dayı, teyze) ya da baba tarafından (hala, amca, kuzen, yeğen, dünür) olabilir.<br />
<br />
Anne tarafında Hüseyin isimli bir akraba var ise: Sol koldan gizli zikre bağlıyız. Yol, Ebû Bekir yolu usulü ile olacaktır.<br />
<br />
Anne tarafında Hasan var ise: Yol cehrîdir, yani açık zikir yoluyla olacaktır. Bu yol, Ali yolu olacaktır.<br />
<br />
Her ikisi de var ise: Direkt bir üst sınıf olan Raşidî Tarikatı zikirleriyle yola başlanır.<br />
<br />
Baba tarafından olursa:<br />
<br />
Baba tarafında Hüseyin varsa: Sağ kol, gizli zikir demektir. Genellikle gizli zikir yapılır.<br />
<br />
Baba tarafında Hasan var ise: Ali yolu, yani cehrî zikir ile zikir yapılır.<br />
<br />
İkisi de var ise: O zaman bir üst sınıftan başlanır, çift kanatlıdır. Hem Hasan hem Hüseyin vardır, yani zü’l-cenâheyn olur.<br />
<br />
Aynı durum anne tarafında da geçerlidir. Fakat orada sol taraf olduğu için anne tarafı sol taraftır. Sağ taraf baskın ve baba tarafıdır, sol taraf ise baskın olmayan taraf demektir.<br />
<br />
Eğer akrabalardan bulunamaz ise bu sefer evimizin sağ ve sol tarafında bulunan komşu, tanıdık, bakkal, imam, müezzin, öğretmen gibi kişiler arasında Hasan ve Hüseyin isimleri araştırılır. Sağdaki isim Hasan ise Ali yolu (cehrî yol), Hüseyin ise gizli yol (Ebû Bekir ve Nakşî usulü) uygulanır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hüseyin Kolu ve Birinci Yoldan Gidecek Olanların Takip Edecekleri Usul</span></span><br />
<br />
Tövbe<br />
<br />
Bu usul ile yola Nakşibendîlikle, yani gizli zikir ile başlayacak olanlar (sağ kol baskın kol, Hüseyin kolu) şöyle tövbe alır:<br />
<br />
Önce kıbleye karşı oturulur, gözler yumulur ve sağ el ileri uzatılır. Daha sonra şöyle niyet edilir:<br />
<br />
“Yâ Rabbî! Ben pişmanım! Yapmış olduğum bütün günahlardan! Keşke yapmasaydım! İnşallah bir daha yapmayacağım. Başağaçlı Raşit Tunca’yı kendime şeyh kabul ettim.”<br />
<br />
Eûzü besmele çekilir. Ardından:<br />
<br />
يَدُ اللّٰهِ فَوْقَ اَيْد۪يهِمْۚ<br />
Yedullâhi fevka eydîhim.<br />
“Allah’ın eli, onların ellerinin üzerindedir.” (Fetih Suresi, 10. Ayet)<br />
<br />
“Elimin üzerinde onun eli vardır, onun elinin üzerinde Allah’ın eli vardır” denilir. Biatım onadır, ondan da öte Cenâb-ı Allah’adır denilip gözler açılır.<br />
Edepler<br />
<br />
Günlük namazlar eda edilir.<br />
<br />
Boş vakitlerde namaz tesbihleri çekilmemişse, onlar boş vakitlerde çekilir. Her vakit için 33 Sübhanallah, 33 Elhamdülillah, 34 Allahu Ekber çekilir.<br />
<br />
Akşam namazından sonra rabıta yapılır. Şeyhe gıyabında rabıta yapılır. Şeyhin resmine bir defa bakılır ve şeyh gözler önüne getirilip görülmeye çalışılır. Sûfînin bir hali ve maruzatı varsa, kalpten ona da söylenir. Bu rabıta, şeyhi gerçekten karşında göresinceye kadar, yahut o seni ziyaret edeceği güne kadar, ya da sen ona gidebilesiye kadar devam edilir. Amaç gayret etmektir. Ulaşılamasa da bir gün o kapı size açılacaktır, açılmadı diye vazgeçilmez.<br />
<br />
Akşam namazından sonra iki, dört veya altı rekat evvâbîn namazı kılınır. Evvâbîn namazından sonra rabıta yapılır. Kıbleye karşı dönülür, gözler yumulur ve 13 Estağfurullah çekilir. Gözler yumulduktan sonra şeyh rabıta edilir. Rabıtadan çıkmak isteyince tekrar 13 Estağfurullah denir ve gözler açılır. Ondan sonra dünya işlerine dönülür.<br />
Zikir Usulü<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikre gelince, Hüseyin kolunda gidecek olanlar şu usulü takip eder:</span></span><br />
<br />
Nakşîler, gizli zikrin efdal olduğu için zikrederken bir örtü almışlardır. Bizde örtü almak diye bir şey yoktur. 13 Estağfurullah çekilir, sadece gözler yumulur ve 5.000 “Allah” zikri ile başlanır.<br />
<br />
100 taneli bir tesbih alınır. Bu tesbih hafif bir cinsten olursa bilek ve el yorulmaz. Küçük taneli tesbih ile çekerseniz daha kısa devir eder, daha kısa sürede biter ve sıkılmazsınız. Büyük taneli tesbih alırsanız, çekmeniz uzun süreceği için yorulabilirsiniz. Eğer öyle olursa iki üç çeşit tesbih kullanın: orta boy, küçük boy, uzun boy. Vaktinize göre küçük veya büyük ile çekin. Hızlı çekmek istediğinizde küçük tesbih ile çekersiniz. Vaktiniz varsa büyük taneli ile daha uzun sürede ve daha şuurlu şekilde tek tek düşüre düşüre çekersiniz.<br />
<br />
13 Estağfurullah çekilir, gözler yumulur, dil damağa yapıştırılır, dil hareket ettirilmeden kalp ile “Allah, Allah, Allah...” demeye çalışılır. Tesbih sağ ele alınır. Bu zikir çekilmeden önce sağ el, tesbih ile sol memenin dört parmak altında tutulur. Tesbih baş parmak ile orta parmak arasında tutulur ve işaret parmağıyla, sanki tabancanın tetiğine dokunurcasına, her bir tane “tık tık” diye aşağı çekilir. En hızlı şekilde tesbihi nasıl çekebilirseniz o kadar hızlı çekebilirsiniz. “Allah” kelimesini de kalbinizden ne kadar hızlı söyleyebilirseniz öyle söyleyin. Her bir tanede “Allah” diyeceğim diye uğraşmayın, saymaya kalkmayın, sadece tesbih tanelerini ileri çekin. Düşünün ki tetiğe her dokunuşunuzda “Allah” denilen bir mermi kalbinizden ateş ediyor. “Allah” dedikçe her bir tesbih tanesini aşağı itmeniz yeterlidir.<br />
<br />
Her bir turda imameye gelindiğinde:<br />
<br />
“İlâhî ente maksûdî ve rızâike matlûbî”<br />
“Yâ Rabbî, maksadım sensin, rızana talip olmaktır.” denir.<br />
<br />
İkinci elde ayrı bir tesbih tutulur ve her bir turdan sonra ondaki taneden bir tane ileri itilir. İkinci sabit tesbihdeki taneler 50’ye ayrılmış olmalıdır. 50 tane olunca 5.000 “Allah” demiş olursunuz.<br />
<br />
Zikrin adedi tamam olunca tekrar 13 Estağfurullah çekilir ve zikirden çıkılır, gözler açılır.<br />
<br />
Bu miktar her 3 ayda bir artırılır:<br />
<br />
3 ay sonra: 10.000 “Allah” zikri<br />
<br />
3 ay sonra: 15.000 “Allah” zikri<br />
<br />
3 ay sonra: 20.000 “Allah” zikri<br />
<br />
3 ay sonra: 21.000 “Allah” zikri (sadece bin artırılır)<br />
<br />
Bu noktada gizli (hafî) zikir yolu tamamlanmış olur. Artık cehrî zikre geçilmesi gerekir. Bundan sonra yol Hasan kolundan devam eder, yani cehrî zikir usulü uygulanır.<br />
<br />
Bu usulde forumumuzdaki Düsûkî usulü incelendiğinde, oradaki zikir ve evradın nasıl yapıldığı görülür ve yol o usul ile devam eder. Bu şekilde üçüncü sınıflara kadar zikir ve evrad uygulanır. Ondan sonra yol çatallanır, sonra birleşir. Fenâ fillah’tan önce bekā billah’ta yollar birleşir. Artık Raşidî usulü ile ya direkt Tahsin virdi ile ya da intisap ile zikre başlanır ve çift kanatlı ilerlenir. Zikir istenirse cehrî, istenirse gizli olarak yapılır.<br />
<br />
Ailede baba tarafında hangisi baskın ise ona göre uygulama yapılır:<br />
<br />
Baba tarafında Hüseyin var ise: “Allah” zikri kalp zikri şeklinde, yani gizli zikir olarak yapılır.<br />
<br />
Baba tarafında Hasan var ise: Cehrî zikir ile yapılır.<br />
<br />
Bu usulde artık kalbin yanına tesbih tutmak gibi bir uygulama yoktur. Tespihlerin renkleri vardır; her renk tesbih mevsimine göredir. Tesbih normal şekilde bir elde tutularak “Allah” zikri, normal bir tesbih çeker gibi yapılır.<br />
<br />
Bundan sonraki yolda artık Raşidî usulü devam ettiği için 1. sınıf, 2. sınıf şeklinde sınıflar usulünce devam eder. Mezun olduktan sonra, iki horoz aynı çiftlikte ötmeyeceği için mezun olan kimse şeyh Raşid’in olduğu yerden uzaklaşmak durumundadır. Artık kendi usulünü yapar, kendi yoluna devam edebilir veya kendi yolunu çizebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hasan Kolu ve İkinci Yoldan Gidecek Olanların Takip Edecekleri Usul</span></span><br />
<br />
Her sabah ikindiye kadar 1 defa ve ikindiden sonra tekrar bir defa aşağıdaki evrad, yanındaki adetlerce çekilir:<br />
Zikir Adet<br />
Bismillahirrahmanirrahim 100<br />
Estağfurullahü’l-azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüve’t-tevvâbü’r-rahîm 100<br />
Lâ ilâhe illallah 100<br />
Yâ Dâim 300<br />
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim 100<br />
<br />
Bunlar okunduktan sonra zaman varsa Meşâyıh-ı Kebîr’e 3 İhlâs 1 Fâtiha hediye edilir. Eğer fazla zaman yoksa Meşâyıh-ı Sağîr’e 3 İhlâs 1 Fâtiha hediye edilir. Zaman daha da kısıtlı ise 13 İhlâs 7 Fâtiha Şeyh Muhtar’a ve 13 İhlâs 7 Fâtiha Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.)’e hediye edilir. Daha da kısıtlı zaman var ise sadece 13 İhlâs 7 Fâtiha Şeyh Muhtar’a hediye edilir.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meşâyıh-ı Sağîr (Kısaltılmış Şeyhler Silsilesi)</span></span><br />
<br />
    Şeyh Muhtar<br />
    Şeyh Muhammed Osman Abdühül Burhani<br />
    Şeyh Ahmed Arabiş Şernubi<br />
    Şeyh Muhammed Sehavi<br />
    Şeyh Musa Ebil imran<br />
    Şeyh ibrahim Gurşud Dusuki<br />
    Şeyh Ebul Hasaniş Şazili<br />
    Şeyh Adusselam ibni Beşişe<br />
    Seyyidina ve Mevlana imami Hüseyin<br />
    Seyyidina ve Mevlana imami Ali<br />
    Ziyadeten fi Şerefil Mustafa S.A.V<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meşâyıh-ı Kebîr (Tarîkatin Büyük Şeyhleri Silsilesi)</span></span><br />
<br />
    Şeyh Muhtar<br />
    Şeyh Muhammed Osman Abdühül Burhani<br />
    Şeyh Ahmed Arabiş Şernubi<br />
    Şeyh Muhammed Sehavi<br />
    Şeyh Musa Ebil imran<br />
    Şeyh ibrahim Gurşud Dusuki<br />
    Seyyidatina Fatimatiş Şazili<br />
    Şeyh Abdülazizil Mekni bi Ebil Mecid<br />
    Şeyh Ebul Hasaniş Şazili<br />
    Şeyh Adusselam ibni Beşişe<br />
    Şeyh Ahmed El Bedevi<br />
    Şeyh Seyyid Abdükadiri Geylani<br />
    Şeyh Ahmet Errufai<br />
    Seyyid Ali Zeynel Abidin<br />
    Seyyidatina Zeynep<br />
    Seyyidina ve Mevlana imami Hüseyin<br />
    Seyyidina ve Mevlana imami Hasan<br />
    Seyyidatinas Seyyidete Fatimatüz Zehra<br />
    Seyyidina ve Mevlana imami Ali R.A<br />
    Seyyidina ve Mevlana imami Osman Bin Afvan R.A<br />
    Seyyidina ve Mevlana imami Ömer ibnul Hattab R.A<br />
    Seyyidina ve Mevlana imami Ebu Bekri Sıddık R.A<br />
    Ziyadeten Fi Şerefil Mustafa S.A.V<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Birinci Sınıf Sûfîlerin Zikri</span></span><br />
<br />
Günlük evradın haricindeki boş zamanlarda:<br />
<br />
Estağfurullahü’l-azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüve’t-tevvâbü’r-rahîm<br />
<br />
zikri 70.000 defa olana kadar çekilir. 70.000 tamam olunca yükseltme yapılır ve ikinci sınıfa geçilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İkinci Sınıf Sûfîlerin Zikri</span></span><br />
<br />
Günlük evradın haricindeki boş zamanlarda:<br />
<br />
Lâ ilâhe illallah<br />
<br />
zikri 70.000 defa olana kadar çekilir. 70.000 tamam olunca yükseltme yapılır ve üçüncü sınıfa geçilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üçüncü Sınıf Sûfîlerin Zikri</span></span><br />
<br />
Günlük evradın haricindeki boş zamanlarda:<br />
<br />
Allah zikri 6.666 defa çekilir.<br />
<br />
Zikre başlamadan önce aşağıdaki giriş duası yapılır:<br />
<br />
Âmin, âmin. Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammed.<br />
Sübhâne rabbike rabbil izzeti ammâ yasıfûn, ve selâmün alel mürselîn ve alâ âlihim, velhamdülillâhi rabbil âlemîn.<br />
Eşrafil halka seyyidünâ Muhammed.<br />
<br />
Sonra zaman müsait ise Meşâyıh-ı Sağîr için 3 İhlâs 1 Fâtiha hediye edilir veya 13 İhlâs 1 Fâtiha Şeyh Muhtar’a hediye edilir.<br />
<br />
Ardından:<br />
<br />
Zikir Adet<br />
Bismillahirrahmanirrahim 10 defa<br />
Estağfurullahü’l-azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüve’t-tevvâbü’r-rahîm 10 defa<br />
Lâ ilâhe illallah 10 defa<br />
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim 10 defa<br />
<br />
Bunlardan sonra Allah zikrine başlanır ve 6.666 adet tamam olunca 10 defa:<br />
<br />
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim<br />
<br />
zikredilir.<br />
<br />
Eğer zamanınız az ise Allah zikri 6.666 adet yerine 666 adet olarak çekilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mürâkabe Nedir</span></span><br />
<br />
Tarikata giren kişiler için:<br />
<br />
Akşam namazını kıldıktan sonra kıbleye karşı oturulur. Gözler yumulur ve:<br />
<br />
Âmin, âmin. Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammed.<br />
Sübhâne rabbike rabbil izzeti ammâ yasıfûn, ve selâmün alel mürselîn ve alâ âlihim, velhamdülillâhi rabbil âlemîn.<br />
Eşrafil halka seyyidünâ Muhammed.<br />
<br />
denilir. Sonra zaman müsait ise Meşâyıh-ı Sağîr için 3 İhlâs 1 Fâtiha hediye edilir veya 13 İhlâs 1 Fâtiha Şeyh Muhtar’a hediye edilir.<br />
<br />
Ardından:<br />
<br />
Zikir Adet<br />
<br />
Bismillahirrahmanirrahim 10  defa<br />
Estağfurullahü’l-azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüve’t-tevvâbü’r-rahîm 10  defa<br />
Lâ ilâhe illallah 10  defa<br />
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim 10  defa<br />
<br />
Daha sonra gözler kapalı olarak tarikatın şeyhi görülmeye çalışılır. Görmek için uğraşırken dil ile devamlı olarak sesli şekilde “Allah, Allah” zikredilir. Bu zikir, nefes alırken “Allah” denilir ve nefes verilirken yine “Allah” denilir. Eğer şevk ve iştah üstünse zikir esnasında kafa sağa ve sola hareket ettirilir.<br />
<br />
Bu mürâkabe on veya on beş dakika devam ettirilir. Mürâkabeden çıkmak için 10 defa:<br />
<br />
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim<br />
<br />
denilir ve gözler açılır. Buna her gün akşam namazından sonra devam edilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zü’l-Cenâheyn (Çift Kanatlı Yol) – Raşidî Yoluna İntisap</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İntisap Ne Demektir:</span></span> İntisap, bir gruba, yere, millete, devlete, cemaate, meclise girmek, onlardan olmak demektir.<br />
<br />
Dikkat: Virdimizi sadece okumak niyetiyle okuyanlar okuyabilir. Fakat vird şeklinde okumak isteyen ve faydasını görmek isteyenler, Raşidî Tarikatı’na intisap etmek durumundadır. İntisap duası, tek bir defa olmak üzere, ilk defa girmek istenince okunacak duadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikirde Harflerin Mahreci</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikirimizde harflerin mahrecine dikkat edilmelidir:</span></span><br />
<br />
Dad (ض) harfi: Mahreci “dz” şeklindedir. Dil azı dişlerin arasına konarak “ze” demeye çalışılır. “Muhammed Diyâüddîn” ismi aslında “Muhammed Dziyâüddîn” diye okunur. Dil sağ azılara veya sol azılar arasına konabilir. Sahâbeden Ebû Bekir (r.a.) iki tarafı ile de bu harfin mahrecini çıkarabilirmiş.<br />
<br />
Peltek Se (ث): Dil dişlerin arasına konarak “se” demeye çalışılır.<br />
<br />
Peltek Ze (ذ): Dil dişlerin arasına konarak “ze” demeye çalışılır.<br />
<br />
Arapça alfabe (Elif, ba) okunurken tespihimizin iki renkli boncuklu kadranı ile okunur. Yön, onuncu boncuktan imameye doğru okunur.<br />
<br />
Birinci boncukta sıra “dad” harfine gelince: Dad harfi sağ azı diş ile okunur.<br />
<br />
İkinci boncukta: Dad harfi sol azı diş ile okunur.<br />
<br />
Bu şekilde 9 defa alfabe okunur. Sonuncu seferde (dokuzuncu seferde) Dad harfi sağ azı diş ile okunarak alfabe tamamlanır.<br />
<br />
Zikirimizde her “dad” harfine gelindiğinde:<br />
<br />
Birinci zikirde: Dad harfi sağ azı diş ile okunur.<br />
<br />
İkinci zikirde: Dad harfi sol azı diş ile okunur.<br />
<br />
Üçüncüde tekrar sağ azı diş ile okunur. Diğerlerinde de bu şekilde devam eder.<br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=544" target="_blank" title="">Abakus-Tesbih-Resimi-N1.jpg</a> (Size: 810.84 KB / Downloads: 1)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
Mevsimlere Göre Tesbih Renkleri<br />
<br />
    Yaz mevsimi için: Bordo, kırmızı ve beyaz ayraçlı veya koyu kırmızı ve beyaz ile sarı sarıklı tesbih.<br />
<br />
    Sonbahar için: Koyu sarı, turuncu veya kahverengi üzere beyaz ayraçlı ve beyaz sarıklı.<br />
<br />
    İlkbahar için: Yeşil, beyaz ve kırmızı sarıklı tesbih.<br />
<br />
    Kış için: Siyah üzere bordo, kırmızı ayraçlı ve yeşil sarıklı.<br />
<br />
    Zemheri için: Beyaz üzere turkuaz ayraçlı veya Caribic mavi ve Caribic mavi sarıklı.<br />
<br />
    Yağmur için: Saydam üzere kırmızı ayraçlı, koyu mavi sarıklı.<br />
<br />
9. Sınıf Sûfîler<br />
<br />
Allah zikri, günde bir defa olmak üzere 6.666 defa zikredilir. Burası Güneş Makamı’dır. İzinsiz çekilmez. Günde sadece “Hizbü’l-Kasr” ve 6.666 Allah zikri çekilir.<br />
<br />
10 ve 11. Sınıf Sûfîler<br />
<br />
Mevsim tesbihi talim edilir. Muhtarlar, başkanlar, kaymakamlar, valiler tayin edilir (bunlar manevî makamlardır). Sonra “Onların hatırına güneş doğar, yağmur yağar, kar yağar” hadisi üzere, mutmain oluncaya kadar talim edilir ve denemeler yaptırılır. Bu sûfîler, manen ilham yoluyla bu makamda olduklarını bilirler.<br />
<br />
13. Sınıf Sûfîler<br />
<br />
Her bölgede bir tane Güneş Makamı’na bir kişi tayin edilir. Onlara güneşin nasıl doğduğu, yağmurun nasıl yağdığı konusunda Mikâil ilminin birinci bölümü talim ettirilir. Birer tane de yardımcı tayin edilir ki, asıl görevli hasta olunca diğeri görevi devam ettirsin.<br />
15. Sınıf Sûfîler<br />
<br />
Zamanın hakimi olmak öğretilir. Zamanın nasıl geriye alındığı ve nasıl ileriye alındığı öğretilir.<br />
<br />
16. Sınıf Sûfîler<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
    “İki günü birbirine eşit olan zarardadır.”<br />
<br />
Şeytan ve deccal (aleyhime’l-lâ‘ne) hiç boş durmamaktadır. Her gün bize karşı yeni bir silah üretmektedirler. Bizim de onlarla savaşacak yeni silahlara ihtiyacımız vardır. Allah bize o gün hangi silahı ikram ederse, onu alıp zikir çorbamıza katmak zorundayız. Aksi takdirde onlarla savaşamayıp yenik düşeriz.<br />
<br />
Bize yine varid olmuştur ki yeni bir silah kuşanmamız gerekmektedir. Çünkü kâfir ve deccal frekans ile oynamaktadır. Yazdığımız duaların “kehr” değerini (etki değerini) almaktadır. Mesela duamızın başında “Onlar namazlarını muhafaza ederler” diye zikrederiz. Biz, o ayette geçen o zümreye katılıp nerede olursak olalım namazımızı kılıp kaçırmamak isteriz. Kâfir ise, ben bunu zikredip çektikçe o da bunu ters çevirir ve “Onlar namazlarını kaçırırlar” hâline getirir. O zaman bir bakmışsınız öğle namazı çalınmış, uçmuş, ertesi gün sabah namazı gitmiş, veya bunun benzeri durumlar yaşanır. Yine “Yâ Halîm, yâ Selîm” çekeriz, yani sakin olabilmek için. O da bunu çevirir ve bize bir hiddet gelir, yanardağ gibi yerle gök arasında taşkınlık yaparız. Bu kâfirlerle mücadele zordur. Silah gereklidir.<br />
<br />
Yine varid olan silah ise, tam olarak kullanmasını henüz bilmemekle birlikte şudur:<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir gece Rabbine şöyle dua etmiştir:<br />
<br />
    “Allahım, azabından affına, gazabından mağfiretine sığınırım. Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim. Sen, Kendini sena ettiğin gibi yücesin.”<br />
<br />
    “Allahım, şayet ismimi saîdler defterine yazdıysan, orada sabit kıl. Şayet ismimi şakiler defterine yazdıysan, oradan sil. Çünkü Sen buyurdun ki: ‘Allah dilediğini siler yok eder, dilediğini de sabit bırakır. Levh-i Mahfuz O’nun katındadır.’” (Hadis-i Şerif)<br />
<br />
    يَمْحُو اللّهُ مَا يَشَاءُ وَيُثْبِتُ وَعِنْدَهُ أُمُّ الْكِتَابِ<br />
    “Allah, dilediğini siler, dilediğini sabit kılar. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O’nun katındadır.” (Ra’d Suresi, 39. Ayet)<br />
<br />
Sâliklerimiz, yolumuza tâbi olan yol arkadaşlarımız, bizim yolumuzda şu an durduğumuz yere gelince, belalar ve musibetler etraflarını sarar. Attıkları her ok kendilerini vurur hâle gelir. Hatta elinde tuttukları, kendilerine ait olan bir bıçak bile onları kesmeye yeltenir. İşte o zaman anlarlar ki buraya ayak basmışlardır.<br />
<br />
Allah bize burada bu silahı göndermiştir. Henüz tam manasıyla kullanmasını bilmesem de kullanım talimatı şöyledir: Biz bu duanın sadece şu kısmını tekrar edeceğiz:<br />
<br />
    “Allahım, azabından affına, gazabından mağfiretine sığınırım. Senden yine Sana iltica ederim.”<br />
<br />
Tam sayısına henüz ulaşmadım. Ne zaman bu kalkan işe yarar, denemem gerekir. 41 defada karar kılmak istiyorum ancak henüz kesin değildir.<br />
<br />
İşte bu ayeti okurken şöyle tefekkür edesin ey sâlik, ey yolcu:<br />
<br />
Allah’tan gayrı bir mevcudat yoktur. Öyle olunca sana hışımlanan bıçakta da Allah vardır. Ancak o bıçak, bir suikastçi şeytan veya cin veya deccal askerinin eline geçmiş (gerçekten elinde ama frekansı elinde) ve onunla sana karşı savaşmaktadır. Sen o bıçağı, o esir edilmiş hâlden kurtarıp senin safına geçmesi için şöyle de:<br />
<br />
“Ey yüce Rabbim! ‘Allahım, azabından affına, gazabından mağfiretine sığınırım. Senden yine Sana iltica ederim.’ Şu an sen bana hışımlanan bir bıçak oldun. Çünkü kâinatta senden başka bir mevcudat yok ise, öyleyse o senin hışımlanan bıçak olduğun hâlinden de, senden, yüce Rabbime sığınırım. Senin o bıçağın veya frekansın esir edilmemiş ele geçmemiş ve galip olan Allah hâline iltica edip sığınırım.” diye tefekkür et.<br />
<br />
Bu duayı günde 41 defa okumaya devam et. Dediğim gibi sayıda değişiklik olabilir, henüz tam testten geçmemiştir.<br />
<br />
Bu dua, bu dereceye erenler içindir. 16. Sınıf Sûfîler içindir.<br />
<br />
    “Allahım, azabından affına, gazabından mağfiretine sığınırım. Senden yine Sana iltica ederim.” (41 defa haricen okunacak)<br />
<br />
17. Sınıf Sûfîler<br />
<br />
Deprem öğretilir. Mikâil Aleyhisselâm’ın ikinci kısım görevleri talim edilir. Depremin nasıl olduğu, nasıl yapıldığı öğretilir.<br />
<br />
19. Sınıf Sûfîler<br />
<br />
Hızır makamı öğretilip talim ettirilir. Tarikatın pîrini, olay vuku bulunca araması talim edilir. Bizatihi onunla (tarikatın pîri ile) kelam etmesi gerektiği öğretilir. Kimlerin o göreve (Hızırlık makamına) seçildiği listesi tutulur.<br />
<br />
21. Sınıf Sûfîler<br />
<br />
Kıyamet talim ettirilir. Oraya çıkan kimseye kilit ve mühür vurulur.<br />
<br />
23. Sınıf Sûfîler<br />
<br />
Mevsimleri ayarlama görevi talim edilir. Bu kâinatın öyle otomatik pilotta çalışmadığı, bizatihi yaşatılarak öğretilir. Bu görevi hak eden tek bir kimseye bu sır verilir (veliaht halife).<br />
<br />
24. Sınıf Sûfîler<br />
<br />
Güneşin çırasının tutuşturulması öğretilir.<br />
<br />
27. Sınıf Sûfîler<br />
<br />
Kader bahsi ve Sırat köprüsü talim edilir. Telepati telefonunu kullanması talim ettirilir.<br />
<br />
28. Sınıf<br />
<br />
Mevlûd sırrı talim ettirilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Raşidi Tarikatına intisab ve intisab Virdi</span></span><br />
<br />
Raşidi Tarikatı Virdinin tamamı, günde bir defa veya, günde iki defa vird edilip okunur. Birinci sınıftan, beşinci sınıfa kadar olan sofi ve sofiyeler, günde bir defa vird edip, zikredip okurlar. Beşinci sınıftan sonraki sınıflar da ki sofi ve sofiyeler, taa ki, onbirinci sınıf sonuna kadar, günde iki defa vird edip okurlar, fakat onlar da yaz ve ilkbahar mevsiminde, sabah uzun vird yani “Hizbül Kebir” öğleden sonra ise kısa vird “Hizbül Kasr” okurlar. Kışları ve sonbaharda ise tam tersi olan sabah “Hizbül Kasr” öğleden sonra ise “Hizbül Kebir” vird edip okurlar. Onbirinci sınıftan sonra, vaktin durumuna göre, günde bir defa veya, günde iki defa “Hizbül Kebir” zikrini vird edip okurlar. Sabah vakti demek, hangi mevsim olduğu farketmeksizin, gece saat üç ten itibaren, ertesi gününü gündüzünün, ikindi vakti ezanı okunasıya kadar olan vakittir, bu vakitlerde sabah virdi okunur. Gündüz ikindi vakti ikindi ezanı okunduktan sonra, o günün gecesinin, gece saat üç e kadar olan vakti de, ikinci virdin vaktidir, o vakitlerde de ikinci vird, vird edilir okunur.<br />
Esteuzubillah demek kısaca “Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmenirrahim” demektir. Virdimizin başlangıcında ister kısaca “Esteuzubillah” veyahut da normal olarak “Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmenirrahim” diyerek başlıyabilirsiniz.<br />
Eğer Sabah ve Seher veya Gündüz Vakti Zikrediliyorsa “istiaze Duası El Evvel” Okunur (Yazları ve Baharları Gece üçten itibaren öğleden sonra saat 14 e kadar Zikrediliyorsa okunur),<br />
Eğer ikindiden Sonra ve Akşam ve Gece Vakti Zikrediliyorsa “istiaze Duası El Ahir” Okunur (Saat 2 den yani 14 ten sonra, gece 03 e kadar zikredilirken okunur).<br />
Zikirimizde Harflerin Mahrecine dikkat ediniz, Her Bir Harf Ayrı Bir Nota, Yahutta Ayrı Bir Tını ve Frekanstır Unutmayınız. (Dad harfi) Harfinin mahreci “dz” şeklinde okunur ki, dil azı dişlerin arasına konarak ze demeye çalılışılır ‘muhammed Diyauddin’ ismi ‘muhammed ziyauddin’ denir yani asli ise ‘Muhammed Dziyauddin’ diye okunur dil sağ azılara veya sol azılar arasına konabilir, ashabdan Ebu Bekr efendimiz iki tarafı ile de bu harfin mahrecini çıkarabilirmiş.<br />
(peltek se) se harfi dil dişlerin arasına konarak se demeye çalılışılır, Zikirimizdeki, her (Dad harfine) gelince, birinci zikirde “dad harfine ” gelince (Dad harfi sağ azı diş ile okunur) ikinci zikirde (Dad harfi, sol azı diş ile okunur) üçüncüde tekrardan (Dad harfi, sağ azı diş ile okunur)…diğerlerinde de buna hakeza.<br />
(Peltek ze) dil dişlerin arasına konarak ze demeye çalılışılır,<br />
Arapça Alfabe yani “Elif, ba” okunurken tesbihimizin iki renkli boncuklu kadranı ile okunur ve, yön onuncu boncuktan imameye doğru okunur. birinci boncukta sıra “dad” harfine gelince<br />
(Dad harfi, sağ azı diş ile okunur) ikinci boncukta (Dad harfi, sol azı diş ile okunur) ve böyle böyle 9 defa alfabe okunur sonuncu seferde yani dokuzuncu seferde yine (Dad harfi, sağ azı diş ile okunurak alfabe tamamlanır bitirilir)<br />
Zikirimizdeki, her (Dad harfine) gelince, birinci zikirde “dad harfine ” gelince (Dad harfi sağ azı diş ile okunur) ikinci zikirde (Dad harfi, sol azı diş ile okunur) üçüncüde tekrardan (Dad harfi, sağ azı diş ile okunur)…diğerlerinde de buna hakeza.<br />
Virdimiz, iki seher vaktinde okunur. (Yani Sabah seheri ve ikindiden sonra ikindi seheri) Günde iki defa okunup, vird edilir.sınıfa kadar salavat altta yazan usul ile okunur, ondan sonra bu virdimizdeki gibi, hepsine hergün, imkan dahilinde, günde iki defa veya, günde bir defa okunur, selam gönderilip, selamet dilenir.<br />
Salavati kebiredeki “Safura” “Daniele” Ra’le” “Gabriela”, “Michaela”, “Raffaella, “Zara”, ” Azra”, Zaraelle”,“Feryail” ve “Ferruh” a salavat, haftada bir defa yapılır, diger günler onlara salavat okunmaz. Ve Salavati kasr daki “Feryail” ede okunmaz.<br />
Feryail ve Ferruh Rüzgarlarların Melekleridir,<br />
Feryail : Keder Elem,… Rüzgarlarının komutanıdır.<br />
Ferruh: Feerah sevinç ve mutlulukların rüzgarının komatanıdır.<br />
insan ömründe, bu iki rüzgarın galip geldiği zamanların orantısı, Feryail komutasında %40, Ferruh komutasında %1, yani bu oran 1/40 dır. yani (1sene Ferruh/40 sene Feryail) Hz Adem, ilk defa topraktan halkolduğunda, Allahü Teala hazretleri, Hz Adem’in çamurunun kuruması için, üzerine, 40 sene Feryail rüzgarı estirmiş. Bir sene de Ferruh rüzgarını estirterekten, kurutmuştur, velhasıl kelam.<br />
Virdimizi sadece okumak niyetiyle okuyanlar, okuyabilir. Fakat vird şeklinde okumak isteyen, ve faydasını görmek isteyenler, Raşidi Tarikatına intisab etmek mecburiyetinde. Ve intisab Duası, Tek bir defa olmak üzre, ilk defa girmek istenince okunacak duadır.<br />
Seyyidina Remzi ve Yalçın- Samson – uzun saçlı adam<br />
Samson ve sevgilisi Daleyla veya Leyla, yani gücünü saçından alan adam. Bu adam Highlander, ve salavatimizin her zaman, 40. veya 41. bogumunda yer alacak, çünkü bu iki adam bize Etek ve koltuk alti traşımızı hatırlatacaklar, Etek ve koltuk altı traşımızın, en fazla geciktrime süresi, 40 gün, veya biraz üstü kadardır. şayet, unutur yada, geciktirirsek, bizzat bize gelip haber etmeleri için, engeç KIRK günde bir traş, ve gecikirsek, onlar bekcimiz, bir yerden “Yalçın, Remzi, Leyla, Higlander, iskoçyalı” haberi gelirse size, bilinki ….traş vakti geldi geciyor.<br />
12 Havarinin isimleri Hakkında Hıristiyan Kaynaklarından Edindiğim Bilginin Tercümesi<br />
“İsa bir dağa çıktı ve onunla birlikte istediklerini çağırdı. Yanına geldiler ve havariler dediği on iki kişiyi atadı. Sürekli onunla birlikte olacaklardı ve onları oraya göndermek istedi. Onun atadığı on iki kişi şunlardı: Peter adını verdiği Simon, Zebedi’nin oğlu Yakup, Yakup’un kardeşi Yuhanna – her ikisine de Boanerges adını verdiği (“Gökgürültüsü Oğulları” anlamına geliyor) – Andreas, Philip Bartholomäus, Matthew, Thomas, James, Alphaeus’un oğlu, Thaddäus, Zealot Simon ve İsa’ya ihanet eden Judas Iscariot. ” – Matta 10: 2-16; Markos 6: 8-11; Luke 9: 2-5<br />
SINIF ADABI VE HER SINIFIN SÜRESi<br />
Normalde her sınıfın zikiri 40 günde katedilir, 40 gün, arda arda 40 gün olmayabilr, eğer arada 3 gün çekemediysen, sende 43 gün sonra üst sınıfa geçersin.Zikirimiz sende 40 günde ahlakı Hasene ve Meleke halini almamiş ise, biraz daha gayret edilir, amma zorlanmaz, ve o zikir sende ahlak olunca, yani çekmeden duramaz olunca, veya çekmeyince kendinde eksiklik hissedince, sende ahlak olmuştur. çekmesi kolay hale gelince, bir üst sınıfa geçilir. üst sınıfa geçmek için tarikatın pirinden destur almaya gerek yokdur, üst sınıfa geçilir, eğer üst sınıf zikirini çekerken sende tökezleme hali yani sendeleme birgün çekip birgün çekememe olmuyorsa, devam edilir, üst sınıfda sendeleme olursa, tekrar bir alt sınıfa dönülür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İntisap Duası Budur</span></span><br />
<br />
Rabbi edhılnî cemaati ve zâkirî Raşidî ve edhılnî müdhalen sıdkan.<br />
<br />
Bu dua okunduktan sonra sesli olarak “El-Fâtiha” denilir. Sonra orada kim varsa herkes bir defa Fâtiha okur ve onlar şahidimiz olur. Orada kimse yoksa kendimiz okuruz, oradaki melekler okur ve melekler şahidimiz olmuş olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çıkış Duası Budur</span></span><br />
<br />
Rabbi uhrücnî cemaati ve zâkirî Raşidî ve ahricnî muhracen sıdkan.<br />
<br />
Bu dua okunduktan sonra sesli olarak “El-Fâtiha” denilir. Sonra orada kim varsa herkes bir defa Fâtiha okur ve onlar şahidimiz olur. Orada kimse yoksa kendimiz okuruz, oradaki melekler okur ve melekler şahidimiz olmuş olur.<br />
<br />
Virdimiz, iki seher vaktinde okunur (sabah seheri ve ikindiden sonra ikindi seheri). Günde iki defa okunup vird edilir.<br />
Raşidî Tarikatı’na İntisap (Giriş) Duası<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Aşağıdaki duayı 40 gün okuyan, Raşidî Tarikatı’na intisap etmiş olur.</span></span><br />
<br />
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm (3 defa)<br />
<br />
Hasbünallâhü ve ni’mel vekîl (5 defa)<br />
<br />
Ni’mel Mevlâ ve ni’me’n-nasîr, ğufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr (1 defa)<br />
<br />
Ve mekerû ve mekarallâhü, vallâhü hayrul mâkirîn (5 defa)<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm<br />
Kul eûzü birabbil felak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğâsikın izâ vekab. Ve min şerrinneffâsâti fil ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm<br />
Kul eûzü birabbin nâs. Melikin nâs. İlâhin nâs. Min şerril vesvâsil hannâs. Ellezi yüvesvisü fî sudûrin nâsi, minel cinneti ven nâs.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm<br />
Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm, lâ te’huzühu sinetün velâ nevm, lehû mâ fis semâvâti ve mâ fil ard, men zellezî yeşfeu indehû illâ bi iznih, ya’lemü mâ beyne eydîhim ve mâ halfehüm, ve lâ yuhîtûne bi şey’in min ilmihî illâ bimâ şâe, vesia kürsiyyühüs semâvâti vel ard, ve lâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüvel aliyyül azîm.<br />
<br />
Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm.<br />
<br />
Rabbic’alnî mukîmes salâti ve min zürriyyetî. Rabbenâ ve tekabbel duâ. Rabbenâğfirlî ve li vâlideyye ve lil mü’minîne yevme yekûmül hisâb.<br />
<br />
Ülâikellezîne hüm alâ salavâtihim yuhâfizûn.<br />
<br />
Ellezîne yu’minûne bil gaybi ve yukîmûnes salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn.<br />
<br />
Rabbenâ âtinâ min ledünke rahmeten ve heyyi’ lenâ min emrinâ raşedâ.<br />
<br />
Ellezîne yezkürûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard, rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ, sübhâneke fekınâ azâben nâr.<br />
<br />
Ellezîne yekûlûne rabbenâ innenâ âmennâ fağfir lenâ zünûbenâ ve kınâ azâben nâr. Es sâbirîne ves sâdıkîne vel kânitîne vel münfikîne vel mustağfirîne bil eshâr.<br />
<br />
Vallâhu gâlibun alâ emrihî ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn.<br />
<br />
Kâle mûsâ mâ ci’tüm bihî sihr, innallâhe se yubtiluhû, innallâhe lâ yuslihu amelel mufsidîn.<br />
<br />
Keteballâhu le aglibenne ene ve rusulî, innallâhe kaviyyun azîz.<br />
<br />
Rabbî ennî messeniyyeş şeytânu bi nusbin ve azâb. Rabbî eûzü bike min hemezâtiş şeyâtîni ve eûzü bike rabbî en yahdurun.<br />
<br />
Mâ terâ fî halkır rahmâni min tefâvut, ferciıl basara hel terâ min futûr. Summerciıl basara kerreteyni yenkalib ileykel basaru hâsien ve huve hasîr.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İstiâze Duası – El Evvel</span></span><br />
<br />
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm<br />
<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil kâfirîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil müşrikîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil münâfikîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil hâsidîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil fâsıkîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil hâinîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil kâzibîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil müfsidîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil müsrifîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil aduvvîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil sâhirîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil neffâsâtil ukad.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil mücrimîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil zâlimîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil vahişîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ ales kavmis seyyietil müseyyiîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil hıyelil küllü mütehayyilîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alen kavmin nazaril hâinîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil keşfel küfril kâşifîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmiş şemâteti küllü şâmitîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil ameil bahîllîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil gafelel gâfilîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil ameil yürâîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil acelel küllü muaccilîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmit tecâvezel mütecâvizîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil inkârel münkirîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil iftirâel müfterîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmis seerigal müseerigûn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmin nâkısal munkısûn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmid deccâl ve havâssihî ve eûzü bike rabbî en yahdurun. (Dad harfi sağ azı diş ile okunur)<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmiş şeytânirracîm ve hizbühü ve eûzü bike rabbî en yahdurun. (Dad harfi sol azı diş ile okunur)<br />
<br />
Rabbenâ ve tekabbel bi duâî, Rabbenâğfirlî ve li vâlideyye ve lil mü’minîne yevme yekûmül hisâb, istecib duâenâ bi rahmetike yâ erhâmerrâhimîn. Ve selâmün alel mürselîn, velhamdülillâhi rabbil âlemîn.<br />
<br />
Ennel arda yerisuhû ibâdiyes sâlihûn. (3 defa)<br />
<br />
Rabbi inneke semîud duâi. (3 defa)<br />
<br />
Tekabbel minnâ inneke entes semîul alîm. (3 defa)<br />
<br />
Adede mâ vesiahû ilmullâh. (4 defa)<br />
<br />
Sadakallâhül azîm. Rabbenâ ve tekabbel bi duâî, Rabbenâğfirlî ve li vâlideyye ve lil mü’minîne yevme yekûmül hisâb, istecib duâenâ bi rahmetike yâ erhâmerrâhimîn. Ve selâmün alel mürselîn, velhamdülillâhi rabbil âlemîn.<br />
<br />
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ<br />
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ ۙ وَلَا يَزِيدُ الظَّالِمِينَ إِلَّا خَسَارًا<br />
صَدَقَ اللَّهُ الْعَظِيمُ<br />
<br />
سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ<br />
وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ<br />
وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ<br />
<br />
Eğer Raşidî Tarikatı’ndan herhangi bir sebeple ayrılıp çıkmak istenirse aşağıdaki dua okunur ve çıkmak isteyen kişi zikirlerimizi okumayı bırakır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çıkış Duası</span></span><br />
<br />
Rabbi uhrücnî cemaati ve zâkirî Raşidî ve ahricnî muhracen sıdkan.<br />
<br />
Sonra sesli olarak “El-Fâtiha” denilir. Ardından orada kim varsa herkes bir defa Fâtiha okur ve onlar şahidimiz olur. Kimse yoksa kendimiz okuruz ve oradaki melekler okur, melekler şahidimiz olmuş olur.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Tarikat-ı Raşidi - Raşidîn Yolu - Nedir?"</span></span><br />
<br />
الطريقة الراشدي<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tarikat Nedir, Tasavvuf Nedir ve Raşidî Tarikatı Hakkında Bilgiler</span></span><br />
<br />
Öncelikle tarikat kavramına değinmek gerekir. Arapça’da “tarîk” yol demektir. “Tarikat” ise gidilen yollar anlamına gelir. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Allah’a giden yollar, gökyüzündeki yıldızların sayısıncadır.”<br />
<br />
İşte tarikatler, tasavvuf yöntemiyle insanları Allah’a seyr ü sülûk ettirmektedir. Yani “seyri ilallah”, Allah’a doğru yolculuk etmek, yol almak demektir. Yol almak için de mutlaka bir yol gereklidir. Her peygamber ve evliya, Allah’a giden yol konusunda bir yol tayin etmiştir. Bu, Peygamberimiz (s.a.v.) için İslamiyet, Hz. İsa için Hristiyanlık, Hz. Musa için Musevilik gibi bir yol, din ve usuldür. Cenâb-ı Hak bu usulü kitap göndererek öğretmiş ve peygamberlerini de bu usulü öğretme hususunda öğretmen ve mürşit olarak tayin etmiştir.<br />
<br />
Her peygamber beşer olduğu için eceli geldiğinde vefat etmiş, âhirete irtihal etmiştir. Peygamberin vefatından sonra onun yolunu devam ettiren, ümmeti olan ve arkadaşları bulunan kimseler, bu yolları sürdürmüş ve zamana uygun yeni uygulamalar, sünnetler geliştirmişlerdir. Bizim dinimizde, İslam’da bu yolu belirleyen kimselere “evliya” ismini veririz. Aslında Allah, Kur’an-ı Kerim’de kendisini müminlerin mevlâsı (velisi) olarak tanıtmaktadır:<br />
<br />
ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ مَوْلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَاَنَّ الْكَافِر۪ينَ لَا مَوْلٰى لَهُمْ۟<br />
(Muhammed Suresi, 11. Ayet)<br />
<br />
“Mevlâ” kelimesi “veli” demektir. Bu sebeple Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin ismindeki “Mevlânâ” da aynı şekilde “velimiz” anlamına gelir.<br />
<br />
Veli Ne Demektir?<br />
Veli, bir çocuğu koruyup gözeten, işlerine bakan, ondan sorumlu kimse olduğu gibi, ermiş, kendisine danışılan, yetkili kimse anlamlarına da gelir.<br />
<br />
اَللّٰهُ وَلِيُّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۙ<br />
(Bakara Suresi, 257. Ayet)<br />
<br />
Müminlerin velisi Allah olunca, Allah ile irtibatı güzel olan kullar, bir problemle karşılaştıklarında çözümü Allah’a danışmış ve O’ndan aldıkları cevaba göre bir yol ve usul belirlemişlerdir. Bunun bariz örneği istihare namazı ile bir işin sonunu Allah’a sormaktır.<br />
<br />
Belirlenen bu usule uyanlar, o tarikin veya yolun mensupları olmuşlardır. Bu yüzden yollar çeşitli dallara ayrılmıştır. Bunlar İslam dininde Kâdirîler, Rüfâîler, Nakşîler gibi hak tarikatlardır. “Hak tarikat”, gerçekten İslam’dan ayrılmadan, düzgün bir usul belirlemiş ve hayat tarzı benimsemiş kimselerin uygulamalarına verilen isimdir.<br />
<br />
Örneğin Peygamber Efendimiz (s.a.v.) döneminde Amerika kıtası keşfedilmemişti. Patates, mısır, domates gibi ürünler sonradan diğer ülkelere yayılmıştır. Bu tür yiyeceklerin helal veya haram oluşuyla ilgili fetvayı kim verecektir? Peygamberimiz vefat etmiştir, ona soramayız. İşte evliya, fakih veya âlim denilen kimseler bu konuda görüş belirtmiş, “şu helaldir, şu harama yakındır” gibi usuller ortaya koymuşlardır.<br />
<br />
Mesela İmam Şâfiî, “Denizden babam çıksa yerim” buyurmuştur. Bu, İmam Şâfiî’nin benimsediği bir usuldür. Hanefi mezhebinde ise denizden çıkan her şey yenmez; sadece belirli balık türleri yenebilir. İmam-ı Azam Ebû Hanîfe’ye uyanlar daha ihtiyatlı davranmışlardır. Hanefilerde böcek cinsi şeyleri yemek helal değildir. İmam Şâfiî’ye göre ise deniz sudan oluştuğu ve su temizleyici olduğu için sudan çıkan her şey temizdir. Bu da bir usuldür. Siz bir Müslüman olarak bu iki imamdan birinin yolunu seçmekte muhyersiniz.<br />
<br />
Bu örnekte olduğu gibi her âlim, benimsediği usulü talebelerine, mensuplarına öğretmiş ve o yoldan gidenler o mezhebe veya o tarikata bağlı olmuşlardır.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz’in “Allah’a giden yollar, gökyüzündeki yıldızların sayısıncadır” hadisi, âlimlerin, ilmi ile ışık saçan kimselerin yıldızlar kadar çok olduğunu belirtmek içindir. Burada sadece çokluğu ifade etmek için gökyüzündeki yıldızlar misal verilmiştir.<br />
<br />
Allah’ın sevgisini kazandıracak ameller çoktur. Peygamber Efendimiz bunları tarif ederken yoldaki taşı kaldırmak, selam vermek, cenazeye katılmak, hasta ziyareti, sadaka vermek, miskini doyurmak, yolda kalmışa yardım etmek gibi hayırlı amelleri saymıştır. Fakat günümüzde internet gibi Peygamberimiz zamanında olmayan uygulamalar vardır. İnternetten sevap kazanmanın yolları nelerdir? Bir sayfa açıp ilim yaymak, oradan paylaşım yapmak gibi konularda fetvalara ihtiyaç vardır. Takvalı bir âlimin bu yeni durumları nasıl kullandığı, insanları nasıl faydaya teşvik ettiği bizim için yol göstericidir. Onların itinalı davranışlarını örnek alarak Allah’a giden bir yolu bulmuş oluruz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz başka bir hadis-i şerifinde de şöyle buyurmuştur:</span></span><br />
<br />
“Benim ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız kurtuluşa erersiniz.”<br />
<br />
Her bir sahâbîde Peygamberimizin birkaç uygulaması, hadisi, sözü veya fiili saklıdır. Onları öğrenip tatbik ettiğimizde o yola girmiş oluruz. Ancak bir sahâbîden öğrendiğimiz bir hadisi yapmakla hemen Allah’a vâsıl olmuş sayılmayız. Bu, uzun bir yolun başında birkaç kilometre gitmek gibidir. Yol uzundur. Tıpkı Afyon’dan İstanbul’a gitmek gibi... Yolda güzel meyveleri toplaya toplaya ilerlemek gerekir. Sahâbîlerden, onlardan sonra gelen Tâbiîn’den, ardından da âlimlerden öğrendiklerimizle bugünkü yolumuza devam edebiliriz.<br />
<br />
Ancak gerçek evliyayı, gerçek Allah dostunu bulmak bugün biraz zordur. Herkes tarafgir olmuş durumdadır. Eğer bir siyasi gruba bağlı değilseniz sözünüz pek kabul görmez. Hak sözü korkmadan söyleyebilen ve doğru uygulamayı yapabilen kimseler azalmıştır. Onlar pirincin içindeki taşlar, kömürün içindeki elmaslar gibidir; bulmak için gayret etmek gerekir.<br />
<br />
Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayet edilen bir kutsi hadiste Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Allah Teâlâ Hazretleri şöyle ferman buyurdu: ‘Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse, ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu sevdiğimde artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı olurum. Benden bir şey istediğinde onu veririm, benden sığınma talep ettiğinde onu himayeme alır, korurum.’”<br />
(Buhârî, Rikak 38.)<br />
<br />
Bu kutsi hadiste Rabbimiz, kulumun farzlar ve nafile ibadetlerle kendisine yaklaştığını, sonunda onun gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olduğunu bildirmiştir. Farzların en önemlileri namaz, abdest, oruç, imkân olanlar için hac ve zekâttır. Bunun dışında sadaka, salih amel gibi ibadetler de vardır. Âlimler bazı farzları “54 farz” olarak tasnif etmişlerse de bunun dışında farz olmadığı anlamına gelmez. Nitekim Salih Aleyhisselam’ın dininde hayvan haklarına saygılı olmak emredilmiştir. Kutsi hadiste Rabbimiz hayvanlar için “onlar benim dilsiz kullarımdır” buyurmuştur. Merhamet, evrensel bir dildir. Merhamet dilini bilen kimse bütün hayvanlarla anlaşabilir. Salih Aleyhisselam’ın deveye su hakkı tanınması konusundaki mücadelesi, hayvan haklarının dinimizdeki önemini gösterir.<br />
<br />
Her doğrunun bir eğrisi, her gecenin bir gündüzü vardır. Bir fiilin kötüsünü gördüğümüzde iyisini yapmaya gayret etmek, doğru yolda olmayı sağlar. Her namazda okuduğumuz Fatiha Suresi’nde “Bizi doğru yola ilet” diye dua ederiz. Doğru yol (sırat-ı müstakim) aynı zamanda hak tarikattır. Tarikat, yani yol, olmazsa hedefe ulaşmak mümkün olmaz.<br />
<br />
Tasavvuf ise vaaz, sohbet, nasihat, zikir ve ezkâr yoludur.<br />
<br />
“Bir şeyi 40 kere söylersen olur” şeklinde bir deyim vardır. “Kırklar” kavramı buradan gelir. Peygamber Efendimiz “40 kişi bir araya geldi mi illaki biriniz evliyadır” buyurmuştur. Şâfiî mezhebinde cuma namazının 40 kişi ile kılınmasının hikmeti de budur. Bir kimsenin namazının kabulü hürmetine diğerlerinin de kabul olması umulur. Aynı şekilde bir zikri 40 kere tekrar etmek, o zikredilen güzel hasletin kişide yerleşmesine vesile olur.<br />
<br />
Tasavvufta yolun araçlarından biri zikir ve tesbîhtir. “Dervişin fikri neyse zikri de odur” denilmiştir. Zikir, güzel hasletler kazanmanın yollarından biridir. Allah, Haşr Suresi’nin son ayetlerinde “O Allah’tır ki, kendisinden başka ilâh yoktur. En güzel isimler (esmâül hüsnâ) O’nundur” buyurarak güzel ahlakın O’nun isimlerinde gizli olduğunu bildirmiştir. O isimleri zikretmek, o güzel ahlakı kazanmanın bir yoludur. Her tarikatın açıktan veya gizli yaptığı zikirleri, uyguladığı sünnetleri vardır. Zikrin tekrarı, zamanla o güzel hasletin kişide ortaya çıkmasına sebep olur.<br />
<br />
يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقٖينَ<br />
(Tevbe Suresi, 119. Ayet)<br />
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.”<br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de doğrularla beraber olunmasının emredilmesinin sebebi, iyilerin fikir ve amellerinin güzel olmasıdır. Onlarla beraber olmak, “hal geçmesi” denilen bir yöntemle kişiye fayda sağlar. Nitekim atalarımız “Sarı öküzün yanında duran, ya huyundan ya suyundan kapar” demişlerdir. İyinin yanında bulunan, ya onun amelinden ya da sözünden istifade eder.<br />
<br />
Ebû Mûsâ el-Eş‘arî (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“İyi ve kötü arkadaşın hali, güzel koku satanla körük çekenin haline benzer: Misk satan, ya sana güzel kokusundan bir miktar meccanen verir, ya sen satın alırsın, ya da (hiç değilse onunla beraber olduğun sürece) güzel koku koklamış olursun. Körük çeken kimse ise, ya elbiseni yakar, ya da (en azından) körüğün kötü kokusundan rahatsız olursun.”<br />
(Buhârî, Zebâih 31; Müslim, Birr 146.) <br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Müminin yanında bulunan, en azından onun güzel kokusundan faydalanır. Kâfir ve kötülerin yanında bulunan ise, kömürün karası gibi zararlarından etkilenir.”<br />
<br />
İşte cemaat olmanın, bir tarikata mensup olmanın, bir gruba intisap etmenin önemli sebeplerinden biri de budur. Kur’an-ı Kerim’de “iyilerle beraber olun” diye bir emir vardır. Daha önce de belirttiğimiz gibi farzlar sadece 54 tane değildir; “iyilerle beraber olmak” da bir emirdir. İyilerle birlikte olmak için bir grup olması gerekir. İşte hak tarikatlar, iyi amellerin açığa çıktığı ve uygulandığı yerlerdir.<br />
<br />
Seyr-i sülûk, insan-ı kâmil olmanın yöntemidir. Kâmil insan; sözüne, fiiline dikkat eden, önünü gören, ufku ve feraseti açık olan, yaptığı işin hikmetinin farkında olan, amellerinin sonucunu hesaplayan, tedbir alan ve çevresini uyaran kimsedir. Bu sebeple bir gruba, bir tarikata intisap etmek önemli ve gereklidir.<br />
<br />
Ben, Karoğlan Raşit Tunca olarak, “Raşidî Tarikatı”nı kurdum ve bir yol ile usul benimsedim. Bu usulde yaklaşık 28 sınıf bulunmakta, her sınıfa uygun zikirler, öğrenilecek ve tatbik edilecek uygulamalar yer almaktadır. Sohbetlerimizde bunları anlatıp öğretiyoruz.<br />
<br />
Tarikatımıza intisap edenlerin günlük uygulamalarından biri, günde 5 vakit namazdan önce ve sonra 13’er defa “Estağfurullah” çekmektir. Bu uygulamanın hikmeti, Allah’ın “Tevvab” (tövbeleri kabul eden) isminin tecellisine vesile olmak ve kişinin her an tövbe bilinciyle yaşamasını sağlamaktır. Bir hadiste, kişinin 8 saat geçmeden tövbe ederse günahının yazılmayacağı bildirilmiştir. Sağdaki melek (Kirâmen Kâtibîn) iyilikleri yazar, soldaki melek ise günahları yazmakla görevlidir. Günah işlendiğinde soldaki melek yazmak istediğinde, sağdaki melek “Bekle” der ve bu bekleme süresi 5 ila 8 saate kadar uzar. Bu süre içinde tövbe edilirse günah yazılmaz. İki namaz arası yaklaşık 4-5 saattir. Bu süre içinde kalpten tövbe eden kimsenin hatası, tövbe ettiği için deftere yazılmaz. Bu, bizim tarikatımızda bir adap ve rahmettir.<br />
<br />
“Bütün Âdemoğulları günahkârdır. Günahkârların en hayırlıları ise tövbe edenlerdir.” (İbn Mâce, Zühd, 30)<br />
<br />
“Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helak eder ve yerinize, günah işleyip peşinden tövbe eden kullar yaratırdı.” (Müslim, Tevbe, 9-11)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:</span></span><br />
<br />
إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلتَّوَّٰبِينَ وَيُحِبُّ ٱلْمُتَطَهِّرِينَ<br />
“Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever ve çok temizlenenleri sever.” (Bakara Suresi, 222. Ayet)<br />
<br />
Bu ilahi kural gereği, tövbe eden kulların hatalarından dolayı sorumlu tutulmayacağı ümidindeyiz. Tarikata intisap etmenin getirilerinden biri budur.<br />
<br />
Bunun dışında, usulümüzde güneşin doğuşu, yağmurun ve karın yağışı gibi tabiat olaylarıyla ilgili bazı uygulamalar da vardır. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) yağmur duasına çıktığı bilinmektedir. Ayrıca hadislerde, bazı kimselerin hatırına yağmur yağdığı, güneşin doğduğu bildirilmiştir. Bu konuda “Kırklar” ve “Abdallar” ile ilgili hadis-i şerifler bulunmaktadır.<br />
<br />
Abdullah b. Mes’ûd (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Allah’ın yaratılanlar arasında üç yüzleri vardır. Onların kalpleri Âdem’in kalbi üzeredir. Yine Allah’ın yaratılanlar arasında kırkları vardır. Onların kalpleri Mûsâ’nın kalbi üzeredir. Keza Allah’ın yaratılanlar arasında yedileri vardır. Onların kalpleri İbrâhîm’in kalbi üzeredir. Yine Allah’ın yaratılanlar arasında beşleri vardır. Onların kalpleri Cebrâîl’in kalbi üzeredir. Keza Allah’ın yaratılanlar arasında üçleri vardır. Onların kalpleri Mikâil’in kalbi üzeredir. Allah’ın yaratılanlar arasında bir kulu vardır. Onun kalbi İsrâfîl’in kalbi üzeredir. Bir olan öldüğünde Allah onun yerine üçlerden birini getirir. Üçlerden biri öldüğünde Allah onun yerine beşlerden birini getirir. Beşlerden biri öldüğünde Allah onun yerine yedilerden birini getirir. Yedilerden biri öldüğünde Allah onun yerine kırklardan birini getirir. Kırklardan biri öldüğünde Allah onun yerine üç yüzlerden birini getirir. Üç yüzlerden biri öldüğünde de onun yerine avam halktan birini getirir. Onlar vesilesiyle yaşanır, ölünür. Yağmur yağdırılır, bela def edilir.” *(Bkz. Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1/33; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ, 1/8; Kenzü’l-Ummâl, h.no: 34591, 34597)*<br />
<br />
İki Cihanın Güneşi Hz. Muhammed (s.a.v.), güneş olması hasebiyle Alfa, Beta, Gama ışınları yayar. Buna “glow” denir. Arapça’da “ziya” anlamına gelir. Peygamber Efendimiz, her hareketinde bu “glow”u yani ışıma ve yansımayı yaşamıştır. Biz bunu müntesiplerimize oturma şekli, misvak tutuşu, el yazısı gibi birçok uygulamayla göstermekteyiz. Tarikatımızda belirli zikirlerden sonra “güneş makamı”na çıkılır. Bu makama ulaşan kişi, manevi anlamda bir ışık yayar hale gelir.<br />
<br />
Bunlar, tarikatımıza intisap ettikten sonra yol almaya başlayan kişinin karşılaşacağı bazı özelliklerdir. Bu yol, kişinin kâmil insan olmasına, ardından saf ve temiz bir insan haline gelmesine ve sonunda Allah’ı görüyormuş gibi ibadet edenlerden olmasına vesile olur.<br />
<br />
Seyr-i sülûk, “geri yolculuk” demektir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:<br />
<br />
فَسُبْحَانَ الَّذِي بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ<br />
“O, çok yüce ve çok üstündür. Her şeyin mülkü ve egemenliği O’nun elindedir. Ve O’na döndürüleceksiniz.” (Yasin Suresi, 83. Ayet)<br />
<br />
O’ndan geldik, O’na döndürüleceğiz. İşte bu dönüş yoluna başlamayan kimseler, Allah’a vâsıl olamaz. Seyr-i sülûk, geldiğimiz yolu tersinden okumak, aslımıza geri dönüş yolculuğudur. Allah’tan geldik, Allah’a gideceğiz. Topraktan geldik, toprağa gideceğiz. Ruhumuz ise nurdur, ışıktır, enerjidir. Bunlar zikirler, sohbetler ve vaazlar şeklinde anlatılmaktadır. Zikirle bu bilgiler, zamanı geldiğinde kişide inkişaf edip açığa çıkacaktır.<br />
<br />
Evet, bizim anlattığımız usulde; tarikat nedir, yol nedir, Raşidî tarikatı nedir, tasavvuf nedir, neden gereklidir gibi sorulara cevap vermeye çalıştık.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidî Tarikatı Kurucusu Kimdir: Başağaçlı Raşit Tunca – Karoğlan Hoca</span></span><br />
<br />
Kurucunun Kısa Biyografisi<br />
<br />
İsim Raşit Tunca<br />
Göbek İsmi Selim<br />
Soy Lakabı Haceliler<br />
Nickname Karoğlan veya imageman<br />
Baba İsmi Mustafa<br />
Anne İsmi Rabia<br />
Doğum 1970, Başağaç<br />
<br />
Eğitim:<br />
<br />
İlkokul: 1976-1981, Başağaç<br />
<br />
Ortaokul-Lise: 1981-1988, Sandıklı İmam Hatip Lisesi (13.06.1988’de 8,25 diploma notu ile iyi derece mezuniyet)<br />
<br />
Yüksekokul-Üniversite: 1988-1989, AÜHF – AYO (1989’da 2. dönem sonunda yarım bıraktı)<br />
<br />
Mesleki Eğitim: Elektrik Teknisyenliği (EBT ve EIT), Sigmundsherberg, Avusturya<br />
<br />
Lehrabschlussprüfung: Elektrobetriebstechniker (25.01.2006) – Landesberufsschule Wiener Neustadt<br />
<br />
Lehrabschlussprüfung: Elektroinstallationstechniker (24.06.2006) – Landesberufsschule Stockerau<br />
<br />
Öksüz:<br />
1988’de babasının vefatı.<br />
<br />
Ankara:<br />
Yüksekokul eğitimi için Ankara’ya gitti. İlk defa bir akrabasının yanında Keçiören’de kaldı. Sonra paralı özel yurt “RESA” yurdunda (Ulus), daha sonra Balgat’taki devlet yurdunda kaldı.<br />
<br />
Aile:<br />
1990 yılı sonunda evlendi. Bir erkek, bir kız olmak üzere iki çocuğu vardır.<br />
<br />
Hac ve Umre:<br />
1997’de hac ve umre ziyaretini annesiyle birlikte yaptı.<br />
<br />
Dini ve Tasavvufi Hayat:<br />
1991’de Burhâmiye Tarikatı’na intisap etti. 1992’de Nakşibendi Tarikatı’na intisap etti. 2003-2004 yılları arasında Düsûkiye Tarikatı’na intisap etti. Tasavvuf yolunda devam ederken, bir yol çizmenin önemini fark etti ve kendi gittiği, çizdiği yol olan Raşidî Tarikatı’nı kurmaya karar verdi. 2016 yılı Ağustos ayı.<br />
<br />
Avusturya:<br />
1989’da Avusturya’da taş ocağında işçi olarak çalışmaya başladı (Wiener Baustoff Werke). Daha sonra firma iki defa el değiştirdi (Poschacher Natursteinwerk). Taş ocağından ayrıldıktan sonra iki defa yaklaşık altışar ay büyük bir kasapta çalıştı. Mesleki eğitimini tamamladıktan sonra Liesing’deki firmalarda elektrik teknisyeni olarak çalıştı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tarikatın Özelliği:</span></span><br />
<br />
Mevsim Tarikatı’dır. Günlerin, ayların, gecelerin, gündüzlerin, nurun, ziyanın ve mevsimlerin devam ettirilmesini talim eden bir yol, tarik ve usuldür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kuruluş Sebebi ve Prensibi:</span></span><br />
<br />
“Nehir ile yarışamazsın, nehir ile birlikte koşamazsın. O seni hep yener, çünkü sen yorulursun, ama o yorulmaz.” (Karoğlan sözü, 05.09.2016)<br />
<br />
Bu sözün açıklaması: Muhammedî misyon, İbrâhimî misyon gibi büyük misyonlar, akıp giden bir nehir gibidir. Onların binlerce mensubu vardır. Tek başına onlarla yarışmak mümkün değildir. Onlar hep kazanır, çünkü onlar bir gruptur. Bu yüzden bir grup, bir tarikat olmak gereklidir. Raşidî Tarikatı işte bu anlayışla kurulmuştur.<br />
<br />
Raşit / Raşid / Râşid (رَاشِدٌ) İsminin Anlamları:<br />
<br />
Doğru yola giden<br />
<br />
Akıllı<br />
<br />
İrşad edip öğreten<br />
<br />
Öğretmen<br />
<br />
Başöğretmen<br />
<br />
Öğreten, eğiten Allah<br />
<br />
Öğretmen olan Allah<br />
<br />
Olgun, kemaline ermiş, yetişkin<br />
<br />
Mürşit:<br />
Eğitici, şeyh, mürebbi, terbiye edici, öğretici, öğretmen, başöğretmen.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidî Tarikatı’nın Amacı ve Gayesi:</span></span><br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca – Karoğlan Hoca’nın hakka’l-yakîn veya keşfen bilip yaşadıklarını bir cemaate ve gruba öğretmek, bu misyonun kendisinden sonra da devam ettirilmesini sağlamaktır.<br />
<br />
وَسَخَّرَ لَكُم مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا مِّنْهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لَّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ<br />
“Göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden (bir lütuf olarak) size musahhar (emre amade) kıldı. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için âyetler (ibretler) vardır.” (Câsiye Suresi, 13. Ayet)<br />
<br />
وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً<br />
“Rabbin meleklere: ‘Muhakkak ki Ben yeryüzünde bir halife kılacağım.’ demişti.” (Bakara Suresi, 30. Ayet)<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca – Karoğlan Hoca’nın hakka’l-yakîn veya keşfen bildiği üzere, insanoğlu yeryüzünden kâinatı idare edebilecek bir güce sahiptir. Bu konuda yapılan bazı tatbikatlar neticesinde, bunu devam ettirecek, ileride daha da geliştirebilecek yol arkadaşları, tarikat mensupları arayışı ve bildiklerini öğrenmek isteyenlere anlatma arzusu sebebiyle bu tarikat kurulmuştur. Amaç ve gaye, insanın yeryüzünün ve kâinatın halifesi olduğunu hakka’l-yakîn olarak insanlara öğretmektir.<br />
<br />
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ فَأَنَّى يُؤْفَكُونَ<br />
“Andolsun ki onlara: ‘Gökleri ve yeri kim yarattı, Güneş’i ve Ay’ı kim (size) emre amade kıldı?’ diye sorsan, mutlaka ‘Allah’ derler. O halde nasıl (haktan) çevriliyorlar?” (Ankebût Suresi, 61. Ayet)<br />
<br />
إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاءُ<br />
“Kulları içinde Allah’tan (gereğince) ancak âlimler korkar.” (Fâtır Suresi, 28. Ayet) <br />
<br />
Mesela size bir örnek vereyim: Elma diye bir bitki vardır. Bu bitkinin çekirdeğini toprağa diktiğinizde, toprağı elmaya çeviren bir fabrikanız olmuş olur. Yine kayısı diye bir ağaç veya bitki vardır, onun da çekirdeği vardır. Bahçenize kayısı çekirdeği dikip bakımını yaptığınızda, toprağı kayısıya çeviren bir fabrikanız olmuş olur. Düşünün, eğer o çekirdek olmasaydı, binlerce yıl uğraşsanız ne toprağı elmaya çevirecek bir fabrika kurabilir, ne de toprağı kayısıya çevirecek bir teknolojiye erişebilirdiniz. Hâlbuki Hak Teâlâ, bunu cennetten alıp getirmiş ve dünyada dikilmesini sağlamıştır. Artık cennet meyvesi olan elma, dünyada toprağı elmaya çeviren bir fabrikamız haline gelmiştir. Üstelik bu bir tane değildir; her elma fabrikası, kendisi gibi binlerce fabrika kurabilecek binlerce çekirdeği aynı anda üretmektedir. Siz bir fabrika kursanız, o fabrika kendi benzerini klonlayabilecek, aynı fabrikadan kurulmasını sağlayabilecek bir teknolojiye erişebilir miydiniz? Şayet Rabbimiz bunu bize ikram etmemiş olsaydı, asla mümkün olmazdı.<br />
<br />
Bunları görüp de “Allahüekber” dememek, “Rabbimiz büyüksün” dememek elde midir? Allah’ın bu mucizelerini, bereketlerini görenler ancak gerçek âlimlerdir. Bu harika fabrikanın daha mucizevi binlerce gizli halini hakkıyla gerçek âlimler anlayabilir ve hakkıyla Rablerinden korkarlar. Namazda “Allahu ekber” denildiğinde bunun sadece elleri kulaklara kaldırmaktan ibaret olmadığını onlar fark eder. Bu, Rabbimizin her an ayrı bir yaratışta, yeni bir sanatını icra ettiğini görmek ve bu sanatın mucidi olan Allah’tan hakkıyla korkmaktır. Onlar “Rabbim Allah’ım büyüksün” derler.<br />
<br />
Oysaki halk elma yer, armut yer; bir gün dönüp “Allah bu toprağı nasıl oluyor da sulu armuda, tatlı rızığa çeviriyor?” diye düşünmez. Bir kere bile tefekkür etmez. Yıllardır uyuyan insanlık, Rabbimizin kudretinin ve ilminin büyüklüğünü, O’nun “Ekber” (en büyük) olduğunu idrak etmek ancak ilim ile olur. İlim sahibine de âlim denilir. Eğer bir âlim gerçek âlimse, onun Allah’a iman etmemesi düşünülemez. Yoksa eğer sahte bir âlimse, bu eşsiz sanata kör bakar, başkalarını taklit eder ve Rabbinden çaldıklarını “ben buldum, ben yaptım” diyerek hırsızlık eder, hatta rablik iddiasında bulunur. Hâlbuki bütün fiiller O’ndan gelir ve yine O’na gider.<br />
<br />
Peki, ben bu ilimlere nasıl sahip oluyorum? Veya bu âlimler bu ulvi tefekküre nasıl vâkıf oluyor? O da sizin gibi, benim gibi peynir, ekmek, tarhana çorbası, elma, armut yer. Nasıl oluyor da benim yediğim aynı elma, armut, peynir ile ben bu tefekküre varırken, aynı elma, armudu yiyen diğer adam zerre kadar uyanmıyor? Allah’a tapacağı yerde isyan edip Allah’ı yok sayıyor? Fark nerede peki?<br />
<br />
İşte fark şu: Nasıl bir elmayı nereye dikseniz, elma fabrikası olup yeni elma ve elma fabrikaları üretiyorsa, ben ve âlim kimseler de aynı elma, armut, oksijen, altın gibi ayrı bir türüz. Çünkü benden de yaratan bir çift yaratmıştır. Benim de bir fabrikam var. Aynı sizin yediğinizden yesem de, benimki böyle bir meyve, ilim ve tefekkür meydana getiriyor. Aynı bahçenin toprağındaki iki daldan elma dalı toprağı elmaya, portakal dalı ise toprağı portakala çevirdiği gibi, benimki de böyledir. Beni de sizi de hayret makamına çıkaran bu ulvi tefekküre götürmektedir. Elhamdülillah.<br />
<br />
Sakın haset edip beni cahil sofularla bir tutmayın ve “sende niye yok” diyerek hayıflanmayın. Siz ben değilsiniz ki benim ürünümü verebileyim. İşte biz Raşidî Tarikatı’nı kurduk, ilmimizi yaymaktayız ve yeni Raşidî fabrikalarının kurulmasına, yeni Raşidlerin çoğalmasına yardımcı oluyoruz. Siz de tarikatımıza intisap edin, düsturumuza harfiyen uyun ki siz de bir gün Raşid olasınız, Raşidî bilesiniz ve Raşid meyvelerine eresiniz.<br />
<br />
Yoksa İbrahimler İbrahim’den, Fatmalar Fatma’dan, Franzlar Franz’dandır. Raşidler de Raşid’dendir. Siz İbrahim iken Raşid olmaya kalkmayın. Muhammed iseniz Muhammed kalın, İbrahim iseniz İbrahim kalın ve özünüzü bozmayın. Nefsinizi terbiye edin, yolumuza girin ve özünüzü bulun. Siz İbrahim iseniz, sizdeki çekirdeği inkişaf ettirin ki çiçek açsın ve İbrahim’in ne demek olduğu sizde de yüzeye çıkıp meyve versin.<br />
<br />
Vaaz ve sohbetlerimizin birinde şöyle dedik:<br />
<br />
Güneş ışığına Arapça “diyâ” (ضياء) denir. Bir Nakşî büyüğü demiştir ki: “Bizim size verdiğimiz feyzi eğer muhafaza edebilseydiniz, bu size kıyamete kadar yeterdi.” Yani feyz veya fuyûzat veya ziyâ, alfa ışıması güneşimizden bize gelir. Muhammed yazılı Kur’an, Kur’an ise kâinatın yazılımı ise; Muhammed kâinat ve güneşimiz, iki cihanın güneşi Muhammed Mustafa’dır. Bizler ise güneş bebeleriyiz, yani Muhammed’in parçalarıyız.<br />
<br />
Daha önce de demiştik: Güneş sistemimizin içindeki her bir özellik, o sistemin işlevi için gereklidir ve her cibilliyet bir peygamber grubunu temsil eder. Keçiler, oğlaklar; Şuayb ve Yakup çocuklarıdır dedik. Onların azalması, yani Jüpiter burcunda doğanların azalması, o cibilliyeti taşıyan sebze, meyve, hayvan, insan ne varsa azaldığı anlamına gelir. Çimento yoksa harç nasıl olmazsa, çimentosu az bir harç ile yapılan duvar nasıl sağlam olmazsa, hepsinin dengeli olması gerekir. Her şeyin fazlası da zarar, azı da zarardır.<br />
<br />
Lütfen insanlar aranızda konuşun, kaynaşın. İkizler burcu ile ilgili olarak: Muhammed (s.a.v.) ikizler burcudur. “Muhammed” kelimesinde üç tane “Mim” harfi vardır. “M” harfi Latince ikizi temsil eder. Meryem (r.a.)’de iki tane “M” vardır; onda da ikizler burcu vardır. Havva (r.a.)’da da iki tane “Vav” vardır veya “Havva” yazıldığında bu da ikiz anlamına gelir.<br />
<br />
Ziyâ, güneşimizin parçacığıdır, yani partikülleridir, foton enerjisidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Radyoaktivite ve Alfa Işıması:</span></span><br />
<br />
α (Alfa) ışıması: İki nötron ve iki protondan meydana gelen, +2 yüklü bir helyum çekirdeği yaymaktır. Bu ışıma sonucunda proton ve nötron sayıları 2’şer birim azalır. Bu tanecikler +2 yüklü oldukları için elektromanyetik çekime de yakalanırlar. Bu ışımaların durdurulması çok kolaydır. Örneğin bir kâğıt yaprak bile yeterli olur.<br />
<br />
Peygamberimiz (s.a.v.)’in ziyasını devam ettirebilmesi için güneşimizin alfa ışıması yapması gerekir. Alfa simgesi şudur: α<br />
<br />
Bizler, Muhammed’in Ehl-i Beyti olarak, yani güneşimizin çocukları olarak alfa ışıması yapmamız gerektiğini anlıyoruz. Alfa ışıması demek, yapılan her işte alfa hareketi yapmak demektir. Bunun birkaç örneğini resimlerimde gösteriyorum.<br />
<br />
Aşağıda ilgili görseller sırayla 5 görsel olarak yer almaktadır. <br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=539" target="_blank" title="">AlfaOturusu-4Oturusu-Erbaunoturusu-5.jpg</a> (Size: 173.57 KB / Downloads: 1)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=540" target="_blank" title="">Alfa-oturusu-4oturusu-erbaunoturusu-1.jpg</a> (Size: 22.71 KB / Downloads: 1)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=541" target="_blank" title="">Alfamisvak-tutusu.jpg</a> (Size: 123.98 KB / Downloads: 1)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=542" target="_blank" title="">Alfa-Firca-tutusu.jpg</a> (Size: 121.17 KB / Downloads: 1)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=543" target="_blank" title="">Alfa-yaziyazma-sistemi.jpg</a> (Size: 13.25 KB / Downloads: 1)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
Yukarıdaki resimde görülen oturuş şekli, bir alfa oturuşudur. Bu aynı zamanda mehdi oturuşu olarak da bilinir. Eğer ayak ayak üstüne atarsanız, bu alfa oturuşu olmaz; yanlış bir oturuş şeklidir.<br />
<br />
Fincanınızı tutarken serçe parmağınızın arasından geçirmek suretiyle de alfa yansıması yapmış olursunuz. Misvak kullanımı da böyledir. Bu, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sünneti ile sabittir. Onun, yani Muhammed Mustafa (s.a.v.)’nın misvak tutuş sistemi bu şekildedir. Peygamberimiz, hayatının her alanında alfa yansıması yapmıştır.<br />
<br />
Yine el yazısı ile yazı yazmak ve özellikle harflere alfa işareti koymak da alfa ışıması yapmak anlamına gelir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, böylece size ilk defa kâinatın ve güneşin ziyasının bizler tarafından yönetilebileceğini hakka’l-yakîn olarak öğrettik. Binlerce insan bu oturuş ve duruşu çok benimsedi, hatta tiryakisi oldu ve artık vazgeçemez hale geldiler.<br />
<br />
Bu sene sıcak bir yaz geçirdik, ziyası bol bir yaz oldu. Artık sonbahara geldik. Birkaç gün önce kendi aileme ve çocuklarıma şunu tenbihledim: Artık sonbahar geldi. Yaprakların sararması ve soğukların gelmesi için bu ziyanın azalması şart. Bu yüzden artık ziya hareketi olan alfa oturuşunu ve diğer alfa hareketlerini şimdilik terk edin. İslam’da “terki terk” diye bir kavram vardır. Zamanı gelince yapılması gerekeni yapmak, zamanı gelince de bırakmasını bilmek önemlidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir Nedir? Vird Nedir? Evrad Nedir? Örnekleri ile Kısa Anlatım</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir Nedir:</span></span><br />
<br />
Sözlük anlamı ile zikir; anmak, hatırlamak, unutmamak ve çokça tekrar etmek manalarını taşır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidî Tarikatına Göre Zikir Nedir:</span></span><br />
Zikir, bir frekans aralığıdır. Esas anlamı ile sadece bir kelimenin çokça tekrarına verilen isimdir. Mesela “Allah”, “Rahman”, “Kerim” gibi bir ismin veya “Ya Kerim”, “Ya Rahman” gibi bir niyazın, bir çağırmanın çokça tekrarı ya da “Elhamdülillah”, “Sübhanallah” gibi anlam ifade eden iki kelimenin çokça tekrarına zikir denir. Bu sayede insan beyni, kâinata belli bir frekansı devamlı olarak yayıp gönderir. Uzak bir yere gönderilmek istenen bir zikrin adedi daha yüksek ve çok olmalıdır, ayrıca kesik kesik olmamalıdır. Aynı frekans aralığının çokça tekrarı olmalıdır.<br />
<br />
Mesela “Allah” zikrinin ebced değeri 66’dır. Bu, kalp frekansı denilen “1 Hertz”in değeri olan 66 ile aynıdır. Kalbin bir defa “Allah” demesindeki yaydığı frekans budur. Diğer zikirlerin de buna benzer “hertz” cinsinden bir frekans değeri vardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidî Tarikatına Göre Vird Nedir:</span></span><br />
Vird, anlamlı bir cümlenin belli zaman aralıklarında devamlı tekrarına verilen isimdir. Mesela “Sübhanallah” bir zikir, “Elhamdülillah” bir zikir, “Allahuekber” de bir zikirdir. Bunların anlamlı bir cümlede kullanılmış hali olan “Sübhanallahi velhamdülillahi ve lâ ilâhe illallahu vallâhu ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm” cümlesinin, günün belli vakitlerinde, her gün veya iki günde bir, sabah ve akşam gibi belirli zamanlarda devamlı tekrarına vird denir.<br />
<br />
Bu sayede belli bir melek grubunun yaydığı frekans aralığına girilmiş olur ve bir nevi onlardan olunur. Mesela çok sesli sanat müziği icra edilirken saz, cümbüş, keman, zil gibi enstrümanların hepsi aynı notayı farklı seslerle zikrederler ve toplamda bir eser, bir şarkı oluştururlar. İnsanların, bitkilerin, hayvanların ve maddelerin aynı virdi tekrar etmeleri, bunu kâinata yaymaları da böyle uhrevî bir şarkının, Rabbimize doğru söylenmesi gibidir. Eğer bunun içinde bir dilek ve istek varsa, Rabbimiz de o isteğimize cevap verir.<br />
<br />
“Allah, Allah” dediniz de, mesela “Ahmet, Ahmet” dedinizde, Ahmet “buyur ne istiyorsun?” diye sorar. Diyecek sözünüz yoksa, Ahmet “beni niye meşgul ediyorsun?” demez mi? Zikir eden, “Allah, Rahman...” diyen kimse, ardından isteği, muradı ne ise onu istemelidir. Ahmet’ten bir isteği olan onu çağırır ve o duyana kadar çağırır, değil mi? İsteğin yoksa, onu çağırarak dalga mı geçiyorsun?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidî Tarikatına Göre Evrad Nedir:</span></span><br />
<br />
Zikir, anlamlı bir veya iki kelime idi. Vird, anlamlı bir cümle idi. Evrad ise çokça virdden oluşan bir şarkı gibidir. “Raşidî Zikir Evradı” gibi. Yani çokça anlamlı cümleden oluşan ilahî bir şarkının veya bir isteğin Rabbimize iletilmesi ya da bu isteğin O’na ulaştırılması için görevli meleklere bildirilmesi amacıyla, her gün belli vakit aralıklarında devamlı tekrar edilmesine evrad denir.<br />
<br />
Faydası şöyle açıklanabilir: Mesela sizin bir mahkemelik davanız var. Mahkemeye dava açarken, olan biteni kısa cümleler halinde, anlamlı ve makul bir şekilde izah etmek için bir dilekçe, yani cümleler toplamı yazmanız gerekir. İşte evrad da Allah’ın esmâsı, Kur’an ayetleri, belli dua terkipleri veya salavatlar gibi bazı özel zikirlerin toplamı ile ya bir isteği, yahut belli bir getirisi olan, Peygamber Efendimiz’in “şunu zikrederseniz cennette şu dereceye ulaşırsınız” buyurduğu bazı zikir ve virdlerin veya isteklerin toplamından oluşan bir dilekçenin veya manzum bir şarkının görevli meleklere duyurulması, onların sayesinde Rabbimize iletildilmesidir.<br />
<br />
“Allah’ın bunun için meleklere ihtiyacı mı var?” derseniz, önce sizin melek nedir onu idrak etmeniz gerekir. Burada melek, görevini frekans denilen bir dalga boyutunun uzaklara taşınması manasında ele alınmalıdır. Bir frekansın yayılması için belli bir dalga boyutuna ihtiyaç var mı? Allah bunu bu yasaya bağlamış mı? İşte asıl önemli olan budur. Allah her şeyi belli yasalara ve meleklere bağlı kılmıştır. Sen ona melek değil de sadece dalga olarak bakarsan, melek nedir anlamamış olursun.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Burada bir nükte vardır:</span></span><br />
<br />
Adam oğlunu Amerika’ya okumaya gönderir. Oğlu gider, orada İngilizce öğrenip okuyacağına, aldığı parayı yer çarçur eder. Bir gün “izine geliyorum” diye döner. Adam sorar: “Oğlum İngilizce öğrendin mi?” “Öğrendim” der. “Peki İngilizce ‘ağaç’ ne demek?” der. Oğlan hemen uydurur: “Dan” der. “Peki iki ağaç ne demek?” “Dan dan” der. “Peki orman ne demek?” Oğlan “Dandiri dandan dandiri dandan” der.<br />
<br />
İşte zikir, anlamlı bir veya iki kelimenin tekrarıdır. Vird, anlamlı bir cümlenin tekrarıdır. Evrad ise işte bu “dandiri dandan” gibi anlamsız bir tekrar yığınına dönüşmemelidir; aksine, bilinçli ve anlamlı bir bütün olmalıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sıbh veya Tesbih Etmek:</span></span><br />
<br />
Bir zikri belli bir sayıda tekrar etmek demektir. Nitekim “Sübhanallah” demek, Allah’ın isimlerini bilerek ve belli sayıda tekrar etmek anlamına gelir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ezkâr:</span></span><br />
Zikredilen şeyler demektir. Mesela “ezkârın ne?” diye sorulduğunda, “Ben Rahman zikri çekiyorum” demek gibidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zâkir:</span></span><br />
Zikreden kimseye verilen isimdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tesbih (Tespih):</span></span><br />
Zikirdeki belli sayıyı muhafaza edebilmek için kullanılan hafızalı abaküstür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Misbâh:</span></span><br />
<br />
Tespihin, abaküsün cinsini belirtir. Ağaç mı, naylon mu, cam mı, taş mı, elmas mı, zümrüt mü, yakut mu olduğunu ifade eder. Tespihin renk ve cinsine göre zikir, farklı enerji boyutu yayar. <br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=544" target="_blank" title="">Abakus-Tesbih-Resimi-N1.jpg</a> (Size: 810.84 KB / Downloads: 1)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=545" target="_blank" title="">Abakus-Tesbih-Resimi-N2.jpg</a> (Size: 752.01 KB / Downloads: 1)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=546" target="_blank" title="">Abakus-Tesbih-Resimi-N3.jpg</a> (Size: 805.43 KB / Downloads: 1)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=547" target="_blank" title="">ghjhghjkjhkhlkjlkjlö.jpg</a> (Size: 332.95 KB / Downloads: 1)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidî Tarikatı’nda Seyr-i Sülûk Yolu Üçe Ayrılır</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nakşibendî Yolu:</span></span> Gizli zikir (hafi) ile seyr-i sülûk ettirilmek.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Burhânî veya Düsûkî Yolu:</span></span> Açık zikir (cehrî) ile seyr-i sülûk ettirilmek.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zü’l-cenâheyn (Çift Kanatlı) Yol:</span></span> <br />
<br />
Raşidî yolu olup hem cehrî hem de hafî zikir ile seyr-i sülûk etme yoludur. Raşidî’nin evi yolu gibi… Her iki taraftaki iki kanat ile yol alınır.<br />
<br />
Raşidî yolundan seyr-i sülûk etmek isteyen sûfî ve müridler geldiğinde şu usule bakılır:<br />
<br />
Anne veya baba tarafından akraba olan Hasan veya Hüseyin isimli kimseler aranır. Bu, annesi tarafından veya annenin babası ve annesi tarafından akrabalar (dayı, teyze) ya da baba tarafından (hala, amca, kuzen, yeğen, dünür) olabilir.<br />
<br />
Anne tarafında Hüseyin isimli bir akraba var ise: Sol koldan gizli zikre bağlıyız. Yol, Ebû Bekir yolu usulü ile olacaktır.<br />
<br />
Anne tarafında Hasan var ise: Yol cehrîdir, yani açık zikir yoluyla olacaktır. Bu yol, Ali yolu olacaktır.<br />
<br />
Her ikisi de var ise: Direkt bir üst sınıf olan Raşidî Tarikatı zikirleriyle yola başlanır.<br />
<br />
Baba tarafından olursa:<br />
<br />
Baba tarafında Hüseyin varsa: Sağ kol, gizli zikir demektir. Genellikle gizli zikir yapılır.<br />
<br />
Baba tarafında Hasan var ise: Ali yolu, yani cehrî zikir ile zikir yapılır.<br />
<br />
İkisi de var ise: O zaman bir üst sınıftan başlanır, çift kanatlıdır. Hem Hasan hem Hüseyin vardır, yani zü’l-cenâheyn olur.<br />
<br />
Aynı durum anne tarafında da geçerlidir. Fakat orada sol taraf olduğu için anne tarafı sol taraftır. Sağ taraf baskın ve baba tarafıdır, sol taraf ise baskın olmayan taraf demektir.<br />
<br />
Eğer akrabalardan bulunamaz ise bu sefer evimizin sağ ve sol tarafında bulunan komşu, tanıdık, bakkal, imam, müezzin, öğretmen gibi kişiler arasında Hasan ve Hüseyin isimleri araştırılır. Sağdaki isim Hasan ise Ali yolu (cehrî yol), Hüseyin ise gizli yol (Ebû Bekir ve Nakşî usulü) uygulanır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hüseyin Kolu ve Birinci Yoldan Gidecek Olanların Takip Edecekleri Usul</span></span><br />
<br />
Tövbe<br />
<br />
Bu usul ile yola Nakşibendîlikle, yani gizli zikir ile başlayacak olanlar (sağ kol baskın kol, Hüseyin kolu) şöyle tövbe alır:<br />
<br />
Önce kıbleye karşı oturulur, gözler yumulur ve sağ el ileri uzatılır. Daha sonra şöyle niyet edilir:<br />
<br />
“Yâ Rabbî! Ben pişmanım! Yapmış olduğum bütün günahlardan! Keşke yapmasaydım! İnşallah bir daha yapmayacağım. Başağaçlı Raşit Tunca’yı kendime şeyh kabul ettim.”<br />
<br />
Eûzü besmele çekilir. Ardından:<br />
<br />
يَدُ اللّٰهِ فَوْقَ اَيْد۪يهِمْۚ<br />
Yedullâhi fevka eydîhim.<br />
“Allah’ın eli, onların ellerinin üzerindedir.” (Fetih Suresi, 10. Ayet)<br />
<br />
“Elimin üzerinde onun eli vardır, onun elinin üzerinde Allah’ın eli vardır” denilir. Biatım onadır, ondan da öte Cenâb-ı Allah’adır denilip gözler açılır.<br />
Edepler<br />
<br />
Günlük namazlar eda edilir.<br />
<br />
Boş vakitlerde namaz tesbihleri çekilmemişse, onlar boş vakitlerde çekilir. Her vakit için 33 Sübhanallah, 33 Elhamdülillah, 34 Allahu Ekber çekilir.<br />
<br />
Akşam namazından sonra rabıta yapılır. Şeyhe gıyabında rabıta yapılır. Şeyhin resmine bir defa bakılır ve şeyh gözler önüne getirilip görülmeye çalışılır. Sûfînin bir hali ve maruzatı varsa, kalpten ona da söylenir. Bu rabıta, şeyhi gerçekten karşında göresinceye kadar, yahut o seni ziyaret edeceği güne kadar, ya da sen ona gidebilesiye kadar devam edilir. Amaç gayret etmektir. Ulaşılamasa da bir gün o kapı size açılacaktır, açılmadı diye vazgeçilmez.<br />
<br />
Akşam namazından sonra iki, dört veya altı rekat evvâbîn namazı kılınır. Evvâbîn namazından sonra rabıta yapılır. Kıbleye karşı dönülür, gözler yumulur ve 13 Estağfurullah çekilir. Gözler yumulduktan sonra şeyh rabıta edilir. Rabıtadan çıkmak isteyince tekrar 13 Estağfurullah denir ve gözler açılır. Ondan sonra dünya işlerine dönülür.<br />
Zikir Usulü<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikre gelince, Hüseyin kolunda gidecek olanlar şu usulü takip eder:</span></span><br />
<br />
Nakşîler, gizli zikrin efdal olduğu için zikrederken bir örtü almışlardır. Bizde örtü almak diye bir şey yoktur. 13 Estağfurullah çekilir, sadece gözler yumulur ve 5.000 “Allah” zikri ile başlanır.<br />
<br />
100 taneli bir tesbih alınır. Bu tesbih hafif bir cinsten olursa bilek ve el yorulmaz. Küçük taneli tesbih ile çekerseniz daha kısa devir eder, daha kısa sürede biter ve sıkılmazsınız. Büyük taneli tesbih alırsanız, çekmeniz uzun süreceği için yorulabilirsiniz. Eğer öyle olursa iki üç çeşit tesbih kullanın: orta boy, küçük boy, uzun boy. Vaktinize göre küçük veya büyük ile çekin. Hızlı çekmek istediğinizde küçük tesbih ile çekersiniz. Vaktiniz varsa büyük taneli ile daha uzun sürede ve daha şuurlu şekilde tek tek düşüre düşüre çekersiniz.<br />
<br />
13 Estağfurullah çekilir, gözler yumulur, dil damağa yapıştırılır, dil hareket ettirilmeden kalp ile “Allah, Allah, Allah...” demeye çalışılır. Tesbih sağ ele alınır. Bu zikir çekilmeden önce sağ el, tesbih ile sol memenin dört parmak altında tutulur. Tesbih baş parmak ile orta parmak arasında tutulur ve işaret parmağıyla, sanki tabancanın tetiğine dokunurcasına, her bir tane “tık tık” diye aşağı çekilir. En hızlı şekilde tesbihi nasıl çekebilirseniz o kadar hızlı çekebilirsiniz. “Allah” kelimesini de kalbinizden ne kadar hızlı söyleyebilirseniz öyle söyleyin. Her bir tanede “Allah” diyeceğim diye uğraşmayın, saymaya kalkmayın, sadece tesbih tanelerini ileri çekin. Düşünün ki tetiğe her dokunuşunuzda “Allah” denilen bir mermi kalbinizden ateş ediyor. “Allah” dedikçe her bir tesbih tanesini aşağı itmeniz yeterlidir.<br />
<br />
Her bir turda imameye gelindiğinde:<br />
<br />
“İlâhî ente maksûdî ve rızâike matlûbî”<br />
“Yâ Rabbî, maksadım sensin, rızana talip olmaktır.” denir.<br />
<br />
İkinci elde ayrı bir tesbih tutulur ve her bir turdan sonra ondaki taneden bir tane ileri itilir. İkinci sabit tesbihdeki taneler 50’ye ayrılmış olmalıdır. 50 tane olunca 5.000 “Allah” demiş olursunuz.<br />
<br />
Zikrin adedi tamam olunca tekrar 13 Estağfurullah çekilir ve zikirden çıkılır, gözler açılır.<br />
<br />
Bu miktar her 3 ayda bir artırılır:<br />
<br />
3 ay sonra: 10.000 “Allah” zikri<br />
<br />
3 ay sonra: 15.000 “Allah” zikri<br />
<br />
3 ay sonra: 20.000 “Allah” zikri<br />
<br />
3 ay sonra: 21.000 “Allah” zikri (sadece bin artırılır)<br />
<br />
Bu noktada gizli (hafî) zikir yolu tamamlanmış olur. Artık cehrî zikre geçilmesi gerekir. Bundan sonra yol Hasan kolundan devam eder, yani cehrî zikir usulü uygulanır.<br />
<br />
Bu usulde forumumuzdaki Düsûkî usulü incelendiğinde, oradaki zikir ve evradın nasıl yapıldığı görülür ve yol o usul ile devam eder. Bu şekilde üçüncü sınıflara kadar zikir ve evrad uygulanır. Ondan sonra yol çatallanır, sonra birleşir. Fenâ fillah’tan önce bekā billah’ta yollar birleşir. Artık Raşidî usulü ile ya direkt Tahsin virdi ile ya da intisap ile zikre başlanır ve çift kanatlı ilerlenir. Zikir istenirse cehrî, istenirse gizli olarak yapılır.<br />
<br />
Ailede baba tarafında hangisi baskın ise ona göre uygulama yapılır:<br />
<br />
Baba tarafında Hüseyin var ise: “Allah” zikri kalp zikri şeklinde, yani gizli zikir olarak yapılır.<br />
<br />
Baba tarafında Hasan var ise: Cehrî zikir ile yapılır.<br />
<br />
Bu usulde artık kalbin yanına tesbih tutmak gibi bir uygulama yoktur. Tespihlerin renkleri vardır; her renk tesbih mevsimine göredir. Tesbih normal şekilde bir elde tutularak “Allah” zikri, normal bir tesbih çeker gibi yapılır.<br />
<br />
Bundan sonraki yolda artık Raşidî usulü devam ettiği için 1. sınıf, 2. sınıf şeklinde sınıflar usulünce devam eder. Mezun olduktan sonra, iki horoz aynı çiftlikte ötmeyeceği için mezun olan kimse şeyh Raşid’in olduğu yerden uzaklaşmak durumundadır. Artık kendi usulünü yapar, kendi yoluna devam edebilir veya kendi yolunu çizebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hasan Kolu ve İkinci Yoldan Gidecek Olanların Takip Edecekleri Usul</span></span><br />
<br />
Her sabah ikindiye kadar 1 defa ve ikindiden sonra tekrar bir defa aşağıdaki evrad, yanındaki adetlerce çekilir:<br />
Zikir Adet<br />
Bismillahirrahmanirrahim 100<br />
Estağfurullahü’l-azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüve’t-tevvâbü’r-rahîm 100<br />
Lâ ilâhe illallah 100<br />
Yâ Dâim 300<br />
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim 100<br />
<br />
Bunlar okunduktan sonra zaman varsa Meşâyıh-ı Kebîr’e 3 İhlâs 1 Fâtiha hediye edilir. Eğer fazla zaman yoksa Meşâyıh-ı Sağîr’e 3 İhlâs 1 Fâtiha hediye edilir. Zaman daha da kısıtlı ise 13 İhlâs 7 Fâtiha Şeyh Muhtar’a ve 13 İhlâs 7 Fâtiha Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.)’e hediye edilir. Daha da kısıtlı zaman var ise sadece 13 İhlâs 7 Fâtiha Şeyh Muhtar’a hediye edilir.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meşâyıh-ı Sağîr (Kısaltılmış Şeyhler Silsilesi)</span></span><br />
<br />
    Şeyh Muhtar<br />
    Şeyh Muhammed Osman Abdühül Burhani<br />
    Şeyh Ahmed Arabiş Şernubi<br />
    Şeyh Muhammed Sehavi<br />
    Şeyh Musa Ebil imran<br />
    Şeyh ibrahim Gurşud Dusuki<br />
    Şeyh Ebul Hasaniş Şazili<br />
    Şeyh Adusselam ibni Beşişe<br />
    Seyyidina ve Mevlana imami Hüseyin<br />
    Seyyidina ve Mevlana imami Ali<br />
    Ziyadeten fi Şerefil Mustafa S.A.V<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meşâyıh-ı Kebîr (Tarîkatin Büyük Şeyhleri Silsilesi)</span></span><br />
<br />
    Şeyh Muhtar<br />
    Şeyh Muhammed Osman Abdühül Burhani<br />
    Şeyh Ahmed Arabiş Şernubi<br />
    Şeyh Muhammed Sehavi<br />
    Şeyh Musa Ebil imran<br />
    Şeyh ibrahim Gurşud Dusuki<br />
    Seyyidatina Fatimatiş Şazili<br />
    Şeyh Abdülazizil Mekni bi Ebil Mecid<br />
    Şeyh Ebul Hasaniş Şazili<br />
    Şeyh Adusselam ibni Beşişe<br />
    Şeyh Ahmed El Bedevi<br />
    Şeyh Seyyid Abdükadiri Geylani<br />
    Şeyh Ahmet Errufai<br />
    Seyyid Ali Zeynel Abidin<br />
    Seyyidatina Zeynep<br />
    Seyyidina ve Mevlana imami Hüseyin<br />
    Seyyidina ve Mevlana imami Hasan<br />
    Seyyidatinas Seyyidete Fatimatüz Zehra<br />
    Seyyidina ve Mevlana imami Ali R.A<br />
    Seyyidina ve Mevlana imami Osman Bin Afvan R.A<br />
    Seyyidina ve Mevlana imami Ömer ibnul Hattab R.A<br />
    Seyyidina ve Mevlana imami Ebu Bekri Sıddık R.A<br />
    Ziyadeten Fi Şerefil Mustafa S.A.V<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Birinci Sınıf Sûfîlerin Zikri</span></span><br />
<br />
Günlük evradın haricindeki boş zamanlarda:<br />
<br />
Estağfurullahü’l-azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüve’t-tevvâbü’r-rahîm<br />
<br />
zikri 70.000 defa olana kadar çekilir. 70.000 tamam olunca yükseltme yapılır ve ikinci sınıfa geçilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İkinci Sınıf Sûfîlerin Zikri</span></span><br />
<br />
Günlük evradın haricindeki boş zamanlarda:<br />
<br />
Lâ ilâhe illallah<br />
<br />
zikri 70.000 defa olana kadar çekilir. 70.000 tamam olunca yükseltme yapılır ve üçüncü sınıfa geçilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üçüncü Sınıf Sûfîlerin Zikri</span></span><br />
<br />
Günlük evradın haricindeki boş zamanlarda:<br />
<br />
Allah zikri 6.666 defa çekilir.<br />
<br />
Zikre başlamadan önce aşağıdaki giriş duası yapılır:<br />
<br />
Âmin, âmin. Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammed.<br />
Sübhâne rabbike rabbil izzeti ammâ yasıfûn, ve selâmün alel mürselîn ve alâ âlihim, velhamdülillâhi rabbil âlemîn.<br />
Eşrafil halka seyyidünâ Muhammed.<br />
<br />
Sonra zaman müsait ise Meşâyıh-ı Sağîr için 3 İhlâs 1 Fâtiha hediye edilir veya 13 İhlâs 1 Fâtiha Şeyh Muhtar’a hediye edilir.<br />
<br />
Ardından:<br />
<br />
Zikir Adet<br />
Bismillahirrahmanirrahim 10 defa<br />
Estağfurullahü’l-azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüve’t-tevvâbü’r-rahîm 10 defa<br />
Lâ ilâhe illallah 10 defa<br />
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim 10 defa<br />
<br />
Bunlardan sonra Allah zikrine başlanır ve 6.666 adet tamam olunca 10 defa:<br />
<br />
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim<br />
<br />
zikredilir.<br />
<br />
Eğer zamanınız az ise Allah zikri 6.666 adet yerine 666 adet olarak çekilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mürâkabe Nedir</span></span><br />
<br />
Tarikata giren kişiler için:<br />
<br />
Akşam namazını kıldıktan sonra kıbleye karşı oturulur. Gözler yumulur ve:<br />
<br />
Âmin, âmin. Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammed.<br />
Sübhâne rabbike rabbil izzeti ammâ yasıfûn, ve selâmün alel mürselîn ve alâ âlihim, velhamdülillâhi rabbil âlemîn.<br />
Eşrafil halka seyyidünâ Muhammed.<br />
<br />
denilir. Sonra zaman müsait ise Meşâyıh-ı Sağîr için 3 İhlâs 1 Fâtiha hediye edilir veya 13 İhlâs 1 Fâtiha Şeyh Muhtar’a hediye edilir.<br />
<br />
Ardından:<br />
<br />
Zikir Adet<br />
<br />
Bismillahirrahmanirrahim 10  defa<br />
Estağfurullahü’l-azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüve’t-tevvâbü’r-rahîm 10  defa<br />
Lâ ilâhe illallah 10  defa<br />
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim 10  defa<br />
<br />
Daha sonra gözler kapalı olarak tarikatın şeyhi görülmeye çalışılır. Görmek için uğraşırken dil ile devamlı olarak sesli şekilde “Allah, Allah” zikredilir. Bu zikir, nefes alırken “Allah” denilir ve nefes verilirken yine “Allah” denilir. Eğer şevk ve iştah üstünse zikir esnasında kafa sağa ve sola hareket ettirilir.<br />
<br />
Bu mürâkabe on veya on beş dakika devam ettirilir. Mürâkabeden çıkmak için 10 defa:<br />
<br />
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim<br />
<br />
denilir ve gözler açılır. Buna her gün akşam namazından sonra devam edilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zü’l-Cenâheyn (Çift Kanatlı Yol) – Raşidî Yoluna İntisap</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İntisap Ne Demektir:</span></span> İntisap, bir gruba, yere, millete, devlete, cemaate, meclise girmek, onlardan olmak demektir.<br />
<br />
Dikkat: Virdimizi sadece okumak niyetiyle okuyanlar okuyabilir. Fakat vird şeklinde okumak isteyen ve faydasını görmek isteyenler, Raşidî Tarikatı’na intisap etmek durumundadır. İntisap duası, tek bir defa olmak üzere, ilk defa girmek istenince okunacak duadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikirde Harflerin Mahreci</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikirimizde harflerin mahrecine dikkat edilmelidir:</span></span><br />
<br />
Dad (ض) harfi: Mahreci “dz” şeklindedir. Dil azı dişlerin arasına konarak “ze” demeye çalışılır. “Muhammed Diyâüddîn” ismi aslında “Muhammed Dziyâüddîn” diye okunur. Dil sağ azılara veya sol azılar arasına konabilir. Sahâbeden Ebû Bekir (r.a.) iki tarafı ile de bu harfin mahrecini çıkarabilirmiş.<br />
<br />
Peltek Se (ث): Dil dişlerin arasına konarak “se” demeye çalışılır.<br />
<br />
Peltek Ze (ذ): Dil dişlerin arasına konarak “ze” demeye çalışılır.<br />
<br />
Arapça alfabe (Elif, ba) okunurken tespihimizin iki renkli boncuklu kadranı ile okunur. Yön, onuncu boncuktan imameye doğru okunur.<br />
<br />
Birinci boncukta sıra “dad” harfine gelince: Dad harfi sağ azı diş ile okunur.<br />
<br />
İkinci boncukta: Dad harfi sol azı diş ile okunur.<br />
<br />
Bu şekilde 9 defa alfabe okunur. Sonuncu seferde (dokuzuncu seferde) Dad harfi sağ azı diş ile okunarak alfabe tamamlanır.<br />
<br />
Zikirimizde her “dad” harfine gelindiğinde:<br />
<br />
Birinci zikirde: Dad harfi sağ azı diş ile okunur.<br />
<br />
İkinci zikirde: Dad harfi sol azı diş ile okunur.<br />
<br />
Üçüncüde tekrar sağ azı diş ile okunur. Diğerlerinde de bu şekilde devam eder.<br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=544" target="_blank" title="">Abakus-Tesbih-Resimi-N1.jpg</a> (Size: 810.84 KB / Downloads: 1)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
Mevsimlere Göre Tesbih Renkleri<br />
<br />
    Yaz mevsimi için: Bordo, kırmızı ve beyaz ayraçlı veya koyu kırmızı ve beyaz ile sarı sarıklı tesbih.<br />
<br />
    Sonbahar için: Koyu sarı, turuncu veya kahverengi üzere beyaz ayraçlı ve beyaz sarıklı.<br />
<br />
    İlkbahar için: Yeşil, beyaz ve kırmızı sarıklı tesbih.<br />
<br />
    Kış için: Siyah üzere bordo, kırmızı ayraçlı ve yeşil sarıklı.<br />
<br />
    Zemheri için: Beyaz üzere turkuaz ayraçlı veya Caribic mavi ve Caribic mavi sarıklı.<br />
<br />
    Yağmur için: Saydam üzere kırmızı ayraçlı, koyu mavi sarıklı.<br />
<br />
9. Sınıf Sûfîler<br />
<br />
Allah zikri, günde bir defa olmak üzere 6.666 defa zikredilir. Burası Güneş Makamı’dır. İzinsiz çekilmez. Günde sadece “Hizbü’l-Kasr” ve 6.666 Allah zikri çekilir.<br />
<br />
10 ve 11. Sınıf Sûfîler<br />
<br />
Mevsim tesbihi talim edilir. Muhtarlar, başkanlar, kaymakamlar, valiler tayin edilir (bunlar manevî makamlardır). Sonra “Onların hatırına güneş doğar, yağmur yağar, kar yağar” hadisi üzere, mutmain oluncaya kadar talim edilir ve denemeler yaptırılır. Bu sûfîler, manen ilham yoluyla bu makamda olduklarını bilirler.<br />
<br />
13. Sınıf Sûfîler<br />
<br />
Her bölgede bir tane Güneş Makamı’na bir kişi tayin edilir. Onlara güneşin nasıl doğduğu, yağmurun nasıl yağdığı konusunda Mikâil ilminin birinci bölümü talim ettirilir. Birer tane de yardımcı tayin edilir ki, asıl görevli hasta olunca diğeri görevi devam ettirsin.<br />
15. Sınıf Sûfîler<br />
<br />
Zamanın hakimi olmak öğretilir. Zamanın nasıl geriye alındığı ve nasıl ileriye alındığı öğretilir.<br />
<br />
16. Sınıf Sûfîler<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
    “İki günü birbirine eşit olan zarardadır.”<br />
<br />
Şeytan ve deccal (aleyhime’l-lâ‘ne) hiç boş durmamaktadır. Her gün bize karşı yeni bir silah üretmektedirler. Bizim de onlarla savaşacak yeni silahlara ihtiyacımız vardır. Allah bize o gün hangi silahı ikram ederse, onu alıp zikir çorbamıza katmak zorundayız. Aksi takdirde onlarla savaşamayıp yenik düşeriz.<br />
<br />
Bize yine varid olmuştur ki yeni bir silah kuşanmamız gerekmektedir. Çünkü kâfir ve deccal frekans ile oynamaktadır. Yazdığımız duaların “kehr” değerini (etki değerini) almaktadır. Mesela duamızın başında “Onlar namazlarını muhafaza ederler” diye zikrederiz. Biz, o ayette geçen o zümreye katılıp nerede olursak olalım namazımızı kılıp kaçırmamak isteriz. Kâfir ise, ben bunu zikredip çektikçe o da bunu ters çevirir ve “Onlar namazlarını kaçırırlar” hâline getirir. O zaman bir bakmışsınız öğle namazı çalınmış, uçmuş, ertesi gün sabah namazı gitmiş, veya bunun benzeri durumlar yaşanır. Yine “Yâ Halîm, yâ Selîm” çekeriz, yani sakin olabilmek için. O da bunu çevirir ve bize bir hiddet gelir, yanardağ gibi yerle gök arasında taşkınlık yaparız. Bu kâfirlerle mücadele zordur. Silah gereklidir.<br />
<br />
Yine varid olan silah ise, tam olarak kullanmasını henüz bilmemekle birlikte şudur:<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir gece Rabbine şöyle dua etmiştir:<br />
<br />
    “Allahım, azabından affına, gazabından mağfiretine sığınırım. Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim. Sen, Kendini sena ettiğin gibi yücesin.”<br />
<br />
    “Allahım, şayet ismimi saîdler defterine yazdıysan, orada sabit kıl. Şayet ismimi şakiler defterine yazdıysan, oradan sil. Çünkü Sen buyurdun ki: ‘Allah dilediğini siler yok eder, dilediğini de sabit bırakır. Levh-i Mahfuz O’nun katındadır.’” (Hadis-i Şerif)<br />
<br />
    يَمْحُو اللّهُ مَا يَشَاءُ وَيُثْبِتُ وَعِنْدَهُ أُمُّ الْكِتَابِ<br />
    “Allah, dilediğini siler, dilediğini sabit kılar. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O’nun katındadır.” (Ra’d Suresi, 39. Ayet)<br />
<br />
Sâliklerimiz, yolumuza tâbi olan yol arkadaşlarımız, bizim yolumuzda şu an durduğumuz yere gelince, belalar ve musibetler etraflarını sarar. Attıkları her ok kendilerini vurur hâle gelir. Hatta elinde tuttukları, kendilerine ait olan bir bıçak bile onları kesmeye yeltenir. İşte o zaman anlarlar ki buraya ayak basmışlardır.<br />
<br />
Allah bize burada bu silahı göndermiştir. Henüz tam manasıyla kullanmasını bilmesem de kullanım talimatı şöyledir: Biz bu duanın sadece şu kısmını tekrar edeceğiz:<br />
<br />
    “Allahım, azabından affına, gazabından mağfiretine sığınırım. Senden yine Sana iltica ederim.”<br />
<br />
Tam sayısına henüz ulaşmadım. Ne zaman bu kalkan işe yarar, denemem gerekir. 41 defada karar kılmak istiyorum ancak henüz kesin değildir.<br />
<br />
İşte bu ayeti okurken şöyle tefekkür edesin ey sâlik, ey yolcu:<br />
<br />
Allah’tan gayrı bir mevcudat yoktur. Öyle olunca sana hışımlanan bıçakta da Allah vardır. Ancak o bıçak, bir suikastçi şeytan veya cin veya deccal askerinin eline geçmiş (gerçekten elinde ama frekansı elinde) ve onunla sana karşı savaşmaktadır. Sen o bıçağı, o esir edilmiş hâlden kurtarıp senin safına geçmesi için şöyle de:<br />
<br />
“Ey yüce Rabbim! ‘Allahım, azabından affına, gazabından mağfiretine sığınırım. Senden yine Sana iltica ederim.’ Şu an sen bana hışımlanan bir bıçak oldun. Çünkü kâinatta senden başka bir mevcudat yok ise, öyleyse o senin hışımlanan bıçak olduğun hâlinden de, senden, yüce Rabbime sığınırım. Senin o bıçağın veya frekansın esir edilmemiş ele geçmemiş ve galip olan Allah hâline iltica edip sığınırım.” diye tefekkür et.<br />
<br />
Bu duayı günde 41 defa okumaya devam et. Dediğim gibi sayıda değişiklik olabilir, henüz tam testten geçmemiştir.<br />
<br />
Bu dua, bu dereceye erenler içindir. 16. Sınıf Sûfîler içindir.<br />
<br />
    “Allahım, azabından affına, gazabından mağfiretine sığınırım. Senden yine Sana iltica ederim.” (41 defa haricen okunacak)<br />
<br />
17. Sınıf Sûfîler<br />
<br />
Deprem öğretilir. Mikâil Aleyhisselâm’ın ikinci kısım görevleri talim edilir. Depremin nasıl olduğu, nasıl yapıldığı öğretilir.<br />
<br />
19. Sınıf Sûfîler<br />
<br />
Hızır makamı öğretilip talim ettirilir. Tarikatın pîrini, olay vuku bulunca araması talim edilir. Bizatihi onunla (tarikatın pîri ile) kelam etmesi gerektiği öğretilir. Kimlerin o göreve (Hızırlık makamına) seçildiği listesi tutulur.<br />
<br />
21. Sınıf Sûfîler<br />
<br />
Kıyamet talim ettirilir. Oraya çıkan kimseye kilit ve mühür vurulur.<br />
<br />
23. Sınıf Sûfîler<br />
<br />
Mevsimleri ayarlama görevi talim edilir. Bu kâinatın öyle otomatik pilotta çalışmadığı, bizatihi yaşatılarak öğretilir. Bu görevi hak eden tek bir kimseye bu sır verilir (veliaht halife).<br />
<br />
24. Sınıf Sûfîler<br />
<br />
Güneşin çırasının tutuşturulması öğretilir.<br />
<br />
27. Sınıf Sûfîler<br />
<br />
Kader bahsi ve Sırat köprüsü talim edilir. Telepati telefonunu kullanması talim ettirilir.<br />
<br />
28. Sınıf<br />
<br />
Mevlûd sırrı talim ettirilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Raşidi Tarikatına intisab ve intisab Virdi</span></span><br />
<br />
Raşidi Tarikatı Virdinin tamamı, günde bir defa veya, günde iki defa vird edilip okunur. Birinci sınıftan, beşinci sınıfa kadar olan sofi ve sofiyeler, günde bir defa vird edip, zikredip okurlar. Beşinci sınıftan sonraki sınıflar da ki sofi ve sofiyeler, taa ki, onbirinci sınıf sonuna kadar, günde iki defa vird edip okurlar, fakat onlar da yaz ve ilkbahar mevsiminde, sabah uzun vird yani “Hizbül Kebir” öğleden sonra ise kısa vird “Hizbül Kasr” okurlar. Kışları ve sonbaharda ise tam tersi olan sabah “Hizbül Kasr” öğleden sonra ise “Hizbül Kebir” vird edip okurlar. Onbirinci sınıftan sonra, vaktin durumuna göre, günde bir defa veya, günde iki defa “Hizbül Kebir” zikrini vird edip okurlar. Sabah vakti demek, hangi mevsim olduğu farketmeksizin, gece saat üç ten itibaren, ertesi gününü gündüzünün, ikindi vakti ezanı okunasıya kadar olan vakittir, bu vakitlerde sabah virdi okunur. Gündüz ikindi vakti ikindi ezanı okunduktan sonra, o günün gecesinin, gece saat üç e kadar olan vakti de, ikinci virdin vaktidir, o vakitlerde de ikinci vird, vird edilir okunur.<br />
Esteuzubillah demek kısaca “Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmenirrahim” demektir. Virdimizin başlangıcında ister kısaca “Esteuzubillah” veyahut da normal olarak “Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmenirrahim” diyerek başlıyabilirsiniz.<br />
Eğer Sabah ve Seher veya Gündüz Vakti Zikrediliyorsa “istiaze Duası El Evvel” Okunur (Yazları ve Baharları Gece üçten itibaren öğleden sonra saat 14 e kadar Zikrediliyorsa okunur),<br />
Eğer ikindiden Sonra ve Akşam ve Gece Vakti Zikrediliyorsa “istiaze Duası El Ahir” Okunur (Saat 2 den yani 14 ten sonra, gece 03 e kadar zikredilirken okunur).<br />
Zikirimizde Harflerin Mahrecine dikkat ediniz, Her Bir Harf Ayrı Bir Nota, Yahutta Ayrı Bir Tını ve Frekanstır Unutmayınız. (Dad harfi) Harfinin mahreci “dz” şeklinde okunur ki, dil azı dişlerin arasına konarak ze demeye çalılışılır ‘muhammed Diyauddin’ ismi ‘muhammed ziyauddin’ denir yani asli ise ‘Muhammed Dziyauddin’ diye okunur dil sağ azılara veya sol azılar arasına konabilir, ashabdan Ebu Bekr efendimiz iki tarafı ile de bu harfin mahrecini çıkarabilirmiş.<br />
(peltek se) se harfi dil dişlerin arasına konarak se demeye çalılışılır, Zikirimizdeki, her (Dad harfine) gelince, birinci zikirde “dad harfine ” gelince (Dad harfi sağ azı diş ile okunur) ikinci zikirde (Dad harfi, sol azı diş ile okunur) üçüncüde tekrardan (Dad harfi, sağ azı diş ile okunur)…diğerlerinde de buna hakeza.<br />
(Peltek ze) dil dişlerin arasına konarak ze demeye çalılışılır,<br />
Arapça Alfabe yani “Elif, ba” okunurken tesbihimizin iki renkli boncuklu kadranı ile okunur ve, yön onuncu boncuktan imameye doğru okunur. birinci boncukta sıra “dad” harfine gelince<br />
(Dad harfi, sağ azı diş ile okunur) ikinci boncukta (Dad harfi, sol azı diş ile okunur) ve böyle böyle 9 defa alfabe okunur sonuncu seferde yani dokuzuncu seferde yine (Dad harfi, sağ azı diş ile okunurak alfabe tamamlanır bitirilir)<br />
Zikirimizdeki, her (Dad harfine) gelince, birinci zikirde “dad harfine ” gelince (Dad harfi sağ azı diş ile okunur) ikinci zikirde (Dad harfi, sol azı diş ile okunur) üçüncüde tekrardan (Dad harfi, sağ azı diş ile okunur)…diğerlerinde de buna hakeza.<br />
Virdimiz, iki seher vaktinde okunur. (Yani Sabah seheri ve ikindiden sonra ikindi seheri) Günde iki defa okunup, vird edilir.sınıfa kadar salavat altta yazan usul ile okunur, ondan sonra bu virdimizdeki gibi, hepsine hergün, imkan dahilinde, günde iki defa veya, günde bir defa okunur, selam gönderilip, selamet dilenir.<br />
Salavati kebiredeki “Safura” “Daniele” Ra’le” “Gabriela”, “Michaela”, “Raffaella, “Zara”, ” Azra”, Zaraelle”,“Feryail” ve “Ferruh” a salavat, haftada bir defa yapılır, diger günler onlara salavat okunmaz. Ve Salavati kasr daki “Feryail” ede okunmaz.<br />
Feryail ve Ferruh Rüzgarlarların Melekleridir,<br />
Feryail : Keder Elem,… Rüzgarlarının komutanıdır.<br />
Ferruh: Feerah sevinç ve mutlulukların rüzgarının komatanıdır.<br />
insan ömründe, bu iki rüzgarın galip geldiği zamanların orantısı, Feryail komutasında %40, Ferruh komutasında %1, yani bu oran 1/40 dır. yani (1sene Ferruh/40 sene Feryail) Hz Adem, ilk defa topraktan halkolduğunda, Allahü Teala hazretleri, Hz Adem’in çamurunun kuruması için, üzerine, 40 sene Feryail rüzgarı estirmiş. Bir sene de Ferruh rüzgarını estirterekten, kurutmuştur, velhasıl kelam.<br />
Virdimizi sadece okumak niyetiyle okuyanlar, okuyabilir. Fakat vird şeklinde okumak isteyen, ve faydasını görmek isteyenler, Raşidi Tarikatına intisab etmek mecburiyetinde. Ve intisab Duası, Tek bir defa olmak üzre, ilk defa girmek istenince okunacak duadır.<br />
Seyyidina Remzi ve Yalçın- Samson – uzun saçlı adam<br />
Samson ve sevgilisi Daleyla veya Leyla, yani gücünü saçından alan adam. Bu adam Highlander, ve salavatimizin her zaman, 40. veya 41. bogumunda yer alacak, çünkü bu iki adam bize Etek ve koltuk alti traşımızı hatırlatacaklar, Etek ve koltuk altı traşımızın, en fazla geciktrime süresi, 40 gün, veya biraz üstü kadardır. şayet, unutur yada, geciktirirsek, bizzat bize gelip haber etmeleri için, engeç KIRK günde bir traş, ve gecikirsek, onlar bekcimiz, bir yerden “Yalçın, Remzi, Leyla, Higlander, iskoçyalı” haberi gelirse size, bilinki ….traş vakti geldi geciyor.<br />
12 Havarinin isimleri Hakkında Hıristiyan Kaynaklarından Edindiğim Bilginin Tercümesi<br />
“İsa bir dağa çıktı ve onunla birlikte istediklerini çağırdı. Yanına geldiler ve havariler dediği on iki kişiyi atadı. Sürekli onunla birlikte olacaklardı ve onları oraya göndermek istedi. Onun atadığı on iki kişi şunlardı: Peter adını verdiği Simon, Zebedi’nin oğlu Yakup, Yakup’un kardeşi Yuhanna – her ikisine de Boanerges adını verdiği (“Gökgürültüsü Oğulları” anlamına geliyor) – Andreas, Philip Bartholomäus, Matthew, Thomas, James, Alphaeus’un oğlu, Thaddäus, Zealot Simon ve İsa’ya ihanet eden Judas Iscariot. ” – Matta 10: 2-16; Markos 6: 8-11; Luke 9: 2-5<br />
SINIF ADABI VE HER SINIFIN SÜRESi<br />
Normalde her sınıfın zikiri 40 günde katedilir, 40 gün, arda arda 40 gün olmayabilr, eğer arada 3 gün çekemediysen, sende 43 gün sonra üst sınıfa geçersin.Zikirimiz sende 40 günde ahlakı Hasene ve Meleke halini almamiş ise, biraz daha gayret edilir, amma zorlanmaz, ve o zikir sende ahlak olunca, yani çekmeden duramaz olunca, veya çekmeyince kendinde eksiklik hissedince, sende ahlak olmuştur. çekmesi kolay hale gelince, bir üst sınıfa geçilir. üst sınıfa geçmek için tarikatın pirinden destur almaya gerek yokdur, üst sınıfa geçilir, eğer üst sınıf zikirini çekerken sende tökezleme hali yani sendeleme birgün çekip birgün çekememe olmuyorsa, devam edilir, üst sınıfda sendeleme olursa, tekrar bir alt sınıfa dönülür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İntisap Duası Budur</span></span><br />
<br />
Rabbi edhılnî cemaati ve zâkirî Raşidî ve edhılnî müdhalen sıdkan.<br />
<br />
Bu dua okunduktan sonra sesli olarak “El-Fâtiha” denilir. Sonra orada kim varsa herkes bir defa Fâtiha okur ve onlar şahidimiz olur. Orada kimse yoksa kendimiz okuruz, oradaki melekler okur ve melekler şahidimiz olmuş olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çıkış Duası Budur</span></span><br />
<br />
Rabbi uhrücnî cemaati ve zâkirî Raşidî ve ahricnî muhracen sıdkan.<br />
<br />
Bu dua okunduktan sonra sesli olarak “El-Fâtiha” denilir. Sonra orada kim varsa herkes bir defa Fâtiha okur ve onlar şahidimiz olur. Orada kimse yoksa kendimiz okuruz, oradaki melekler okur ve melekler şahidimiz olmuş olur.<br />
<br />
Virdimiz, iki seher vaktinde okunur (sabah seheri ve ikindiden sonra ikindi seheri). Günde iki defa okunup vird edilir.<br />
Raşidî Tarikatı’na İntisap (Giriş) Duası<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Aşağıdaki duayı 40 gün okuyan, Raşidî Tarikatı’na intisap etmiş olur.</span></span><br />
<br />
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm (3 defa)<br />
<br />
Hasbünallâhü ve ni’mel vekîl (5 defa)<br />
<br />
Ni’mel Mevlâ ve ni’me’n-nasîr, ğufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr (1 defa)<br />
<br />
Ve mekerû ve mekarallâhü, vallâhü hayrul mâkirîn (5 defa)<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm<br />
Kul eûzü birabbil felak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğâsikın izâ vekab. Ve min şerrinneffâsâti fil ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm<br />
Kul eûzü birabbin nâs. Melikin nâs. İlâhin nâs. Min şerril vesvâsil hannâs. Ellezi yüvesvisü fî sudûrin nâsi, minel cinneti ven nâs.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm<br />
Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm, lâ te’huzühu sinetün velâ nevm, lehû mâ fis semâvâti ve mâ fil ard, men zellezî yeşfeu indehû illâ bi iznih, ya’lemü mâ beyne eydîhim ve mâ halfehüm, ve lâ yuhîtûne bi şey’in min ilmihî illâ bimâ şâe, vesia kürsiyyühüs semâvâti vel ard, ve lâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüvel aliyyül azîm.<br />
<br />
Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm.<br />
<br />
Rabbic’alnî mukîmes salâti ve min zürriyyetî. Rabbenâ ve tekabbel duâ. Rabbenâğfirlî ve li vâlideyye ve lil mü’minîne yevme yekûmül hisâb.<br />
<br />
Ülâikellezîne hüm alâ salavâtihim yuhâfizûn.<br />
<br />
Ellezîne yu’minûne bil gaybi ve yukîmûnes salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn.<br />
<br />
Rabbenâ âtinâ min ledünke rahmeten ve heyyi’ lenâ min emrinâ raşedâ.<br />
<br />
Ellezîne yezkürûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard, rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ, sübhâneke fekınâ azâben nâr.<br />
<br />
Ellezîne yekûlûne rabbenâ innenâ âmennâ fağfir lenâ zünûbenâ ve kınâ azâben nâr. Es sâbirîne ves sâdıkîne vel kânitîne vel münfikîne vel mustağfirîne bil eshâr.<br />
<br />
Vallâhu gâlibun alâ emrihî ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn.<br />
<br />
Kâle mûsâ mâ ci’tüm bihî sihr, innallâhe se yubtiluhû, innallâhe lâ yuslihu amelel mufsidîn.<br />
<br />
Keteballâhu le aglibenne ene ve rusulî, innallâhe kaviyyun azîz.<br />
<br />
Rabbî ennî messeniyyeş şeytânu bi nusbin ve azâb. Rabbî eûzü bike min hemezâtiş şeyâtîni ve eûzü bike rabbî en yahdurun.<br />
<br />
Mâ terâ fî halkır rahmâni min tefâvut, ferciıl basara hel terâ min futûr. Summerciıl basara kerreteyni yenkalib ileykel basaru hâsien ve huve hasîr.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İstiâze Duası – El Evvel</span></span><br />
<br />
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm<br />
<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil kâfirîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil müşrikîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil münâfikîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil hâsidîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil fâsıkîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil hâinîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil kâzibîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil müfsidîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil müsrifîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil aduvvîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil sâhirîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil neffâsâtil ukad.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil mücrimîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil zâlimîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil vahişîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ ales kavmis seyyietil müseyyiîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil hıyelil küllü mütehayyilîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alen kavmin nazaril hâinîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil keşfel küfril kâşifîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmiş şemâteti küllü şâmitîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil ameil bahîllîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil gafelel gâfilîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil ameil yürâîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil acelel küllü muaccilîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmit tecâvezel mütecâvizîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil inkârel münkirîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil iftirâel müfterîn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmis seerigal müseerigûn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmin nâkısal munkısûn.<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmid deccâl ve havâssihî ve eûzü bike rabbî en yahdurun. (Dad harfi sağ azı diş ile okunur)<br />
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmiş şeytânirracîm ve hizbühü ve eûzü bike rabbî en yahdurun. (Dad harfi sol azı diş ile okunur)<br />
<br />
Rabbenâ ve tekabbel bi duâî, Rabbenâğfirlî ve li vâlideyye ve lil mü’minîne yevme yekûmül hisâb, istecib duâenâ bi rahmetike yâ erhâmerrâhimîn. Ve selâmün alel mürselîn, velhamdülillâhi rabbil âlemîn.<br />
<br />
Ennel arda yerisuhû ibâdiyes sâlihûn. (3 defa)<br />
<br />
Rabbi inneke semîud duâi. (3 defa)<br />
<br />
Tekabbel minnâ inneke entes semîul alîm. (3 defa)<br />
<br />
Adede mâ vesiahû ilmullâh. (4 defa)<br />
<br />
Sadakallâhül azîm. Rabbenâ ve tekabbel bi duâî, Rabbenâğfirlî ve li vâlideyye ve lil mü’minîne yevme yekûmül hisâb, istecib duâenâ bi rahmetike yâ erhâmerrâhimîn. Ve selâmün alel mürselîn, velhamdülillâhi rabbil âlemîn.<br />
<br />
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ<br />
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ ۙ وَلَا يَزِيدُ الظَّالِمِينَ إِلَّا خَسَارًا<br />
صَدَقَ اللَّهُ الْعَظِيمُ<br />
<br />
سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ<br />
وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ<br />
وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ<br />
<br />
Eğer Raşidî Tarikatı’ndan herhangi bir sebeple ayrılıp çıkmak istenirse aşağıdaki dua okunur ve çıkmak isteyen kişi zikirlerimizi okumayı bırakır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çıkış Duası</span></span><br />
<br />
Rabbi uhrücnî cemaati ve zâkirî Raşidî ve ahricnî muhracen sıdkan.<br />
<br />
Sonra sesli olarak “El-Fâtiha” denilir. Ardından orada kim varsa herkes bir defa Fâtiha okur ve onlar şahidimiz olur. Kimse yoksa kendimiz okuruz ve oradaki melekler okur, melekler şahidimiz olmuş olur.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvuftaki Önemli Makamlar ve Dereceler ve Kavramlar]]></title>
			<link>https://rasittunca.com/showthread.php?tid=303</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 13:30:25 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rasittunca.com/member.php?action=profile&uid=2">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rasittunca.com/showthread.php?tid=303</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvuftaki Önemli Makamlar ve Dereceler ve Kavramlar</span></span><br />
<br />
Tasavvuf, insanın nefsini terbiye ederek Allah’a yakınlaşmasını hedefleyen derin bir manevi yolculuktur. Bu yolculuk içerisinde bazı manevi dereceler ve görevler vardır ki bunlara “makamlar” ve “manevi mertebeler” denir. Bu makamlar, tasavvuf ehlinin kalbi olgunluğa ulaşma sürecinde kat ettiği aşamaları ve bazı seçilmiş kullara verilen ilahi vazifeleri ifade eder. Bu yazıda tasavvuftaki önemli makamlar ve kavramlar ele alınacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvuftaki Makamlar ve Manevi Hiyerarşi Üzerine Bir İnceleme</span></span><br />
<br />
Tasavvuf, İslam düşüncesinin kalbine inen, insanın nefsini terbiye ederek manevi bir olgunluğa erişmesini hedefleyen derin bir ilimdir. Bu yolda, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sâlikin (manevi yolcu) kat etmesi gereken aşamalar "makam" olarak adlandırılır</span></span>. Makamlar, bir nevi Allah'a yakınlaşma yolculuğunda bir ağacın gövdesinden yükselen dallar gibidir; her biri bir öncekinin üzerine inşa edilir ve manevi olgunluğu simgeler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Makam Nedir?</span></span><br />
<br />
Sözlükte "durulan yer, mevki" anlamına gelen makam, tasavvuf terimi olarak <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">mücahede (nefisle mücadele) ve riyazet (nefsi terbiye) sonucunda elde edilen kalıcı manevi mertebeleri</span></span> ifade eder. Tasavvufa göre makamlar, kişinin kendi iradesi ve çabasıyla kazandığı, belli bir süreklilik arz eden hallerdir. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir makamın hakkı verilmeden diğerine geçilemez</span></span>. Farklı mutasavvıflar, makamları çeşitli şekillerde tasnif etmişlerdir. Örneğin, Necmüddin Kübra "Usûl-i Aşere" adlı eserinde on temel makamdan bahsederken, Hâce Abdullah Herevî, "Menâzilü's-sâirîn" isimli eserinde bu mertebeleri yüz başlık altında toplamıştır.<br />
<br />
Tasavvuf Hiyerarşisindeki Özel Konumlar: Kutup, Gavs ve Evliya<br />
<br />
Tasavvufta makamların ötesinde, manevi hiyerarşinin zirvesinde yer alan özel dereceler ve topluluklar bulunur. Bunlar, âlemin manevi düzenini ayakta tutan, Allah'ın izniyle tasarruf sahibi kabul edilen seçkin velîlerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gavs Nedir</span></span> Tasavvufta en büyük manevi makamlardan biridir. Gavs, Allah’ın izniyle zor durumda kalan kullara yardım eden, manevi olarak en yüksek derecelerden birine sahip veli demektir. Gavs, yeryüzünde Allah’ın rahmetinin tecelli ettiği en önemli şahsiyetlerden biri olarak kabul edilir ve zamanın en büyük manevi yardım kaynağıdır.<br />
<br />
Gavs: Sözlükte "yardım istenen, imdada yetişen" anlamına gelen Gavs, manevi hiyerarşide Kutup'tan sonra gelen veya <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">bazen Kutup ile eşdeğer tutulan en yüksek mertebelerden biridir</span></span>. Gavs, özellikle zor zamanlarda kendisine başvurulan, manevi yardımına inanılan büyük bir velîdir. Bu makam, halk arasında en çok bilinen ve sevilen manevi liderlik mertebelerinden biridir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kutup Nedir</span></span> Kutup, tasavvufta kainatın manevi merkezi kabul edilen en büyük velidir. Tüm veliler onun etrafında manevi bir düzen içerisinde bulunur. Kutup, Allah’ın izniyle kainattaki manevi düzenin korunmasında görevli kabul edilir. Her dönemde bir kutup bulunduğuna inanılır.<br />
<br />
Kutup (Kutb): Arapça "eksen" anlamına gelen bu terim, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">manevi hiyerarşinin en üst noktasında bulunan, "kutub" olarak anılan büyük velîyi</span></span> ifade eder. Kutup, bir nevi manevi âlemin merkezidir ve kendisine bağlı olan diğer bütün manevi dereceler onun etrafında döner. Allah'ın yeryüzündeki en büyük dostu olarak kabul edilir ve irşat görevini üstlenir. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"İrşad Kutbu" ise, bu makamda bulunup manevi rehberlik ve irşat görevini fiilen yürüten kutbu tanımlar</span></span>.<br />
<br />
Evliyâullah ve Manevi Topluluklar: Ebdal, Rical-i Gayb<br />
<br />
Allah'ın dostları anlamına gelen Evliyâullah, iman eden ve takva sahibi olan bütün müminleri kapsayan geniş bir kavramdır. Ancak tasavvufî gelenekte, bu dostların içinde özel görevleri olan manevi topluluklar bulunduğuna inanılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İrşad Kutbu Nedir</span></span> İrşad Kutbu, insanlara doğru yolu gösteren, onları hakka davet eden ve manevi terbiyeden geçiren en yüksek rehberlerden biridir. Bu makam sahibi zat, müridlerin kalplerini Allah’a yönlendirme görevini üstlenir ve irşad faaliyetinin merkezinde bulunur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ebdal Nedir</span></span> Ebdal, sayıları belirli olan ve yeryüzünde sürekli bulunan özel velilerdir. Birinin vefatıyla yerine bir başkası geçer. Bu yüzden “yerine geçenler” anlamına gelir. Ebdallar, Allah’ın izniyle yeryüzünde düzenin korunmasına vesile olan manevi görevlilerdir.<br />
<br />
Ebdal: "Bedel" kelimesinin çoğulu olan Ebdal, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">manevi hiyerarşide önemli bir yere sahip olan, sayılarının genellikle 40 olduğu kabul edilen seçkin velîler topluluğudur</span></span>. Bunların, dünyanın çeşitli bölgelerinde bulunduklarına ve Allah'ın izniyle oradaki işlerin yolunda gitmesi için manevi görevler üstlendiklerine inanılır. Ebdal'den birinin vefatıyla yerine bir başkasının getirildiği (bedel olduğu) düşünülür.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kırklar Nedir ve Kırklar Meclisi Nedir</span></span> Tasavvuf geleneğinde “Kırklar”, kırk seçilmiş veliden oluşan manevi bir topluluğu ifade eder. Bu topluluğun bir araya geldiği manevi ortama “Kırklar Meclisi” denir. Bu meclisin, ilahi sırların paylaşıldığı ve manevi kararların alındığı bir makam olduğuna inanılır.<br />
<br />
Kırklar ve Kırklar Meclisi: <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tasavvufta "Kırklar" olarak bilinen bu topluluk, manevi hiyerarşinin üst basamaklarındaki gizli velîler topluluğudur</span></span>. "Kırklar Meclisi", bu velîlerin bir araya geldikleri, manevi sohbet ve iş birliği içinde bulundukları kabul edilen manevi meclisi ifade eder. Bu meclis, Hz. Muhammed (sav) döneminde sahabeler arasında bulunan ve kerametleriyle bilinen kişilere dayandırılır ve tarikat geleneğinde önemli bir yere sahiptir.<br />
<br />
Sayısal Mertebeler: 1'ler, 3'ler, 5'ler, 7'ler, 300'ler, 500'ler, 700'ler<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1’ler 3’ler 5’ler 7’ler 300’ler 500’ler 700’ler Nedir</span></span> Tasavvufta bu sayılar, belirli manevi derecelere sahip veli topluluklarını ifade eder. 1’ler en yüksek makamı temsil ederken, 3’ler, 5’ler ve 7’ler daha alt ama yine yüksek manevi derecelerdeki velileri ifade eder. 300’ler, 500’ler ve 700’ler ise daha geniş veli gruplarını temsil eder. Bu sistem, kainattaki manevi düzenin hiyerarşik bir yapıda olduğunu gösterir.<br />
<br />
<br />
Tasavvuf literatüründe ve özellikle tarikat geleneklerinde, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">manevi hiyerarşinin katmanlarını ifade etmek için "Rical-i Gayb" (Görünmeyen Erler) olarak adlandırılan gruplar ve onların sayısal mertebeleri zikredilir</span></span>. Bu sayısal ifadeler, manevi dereceleri ve bu derecelerdeki velîlerin sayısını simgeler:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1'ler: En üst mertebede bulunan, "Kutup" veya "Gavs" makamındaki tek velîyi ifade eder.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3'ler, 5'ler, 7'ler: Kutup'un hemen altındaki manevi hiyerarşi basamaklarını temsil eder. Bu sayılar, o makamda bulunan velîlerin sayısına işaret eder.</span></span> Örneğin, "Üçler" "Evtad" (direkler) veya "Nüceba" (seçkinler) gibi farklı isimlerle de anılabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">300'ler, 500'ler, 700'ler: Daha geniş kapsamlı manevi toplulukları belirtir. Bu sayılar, genellikle "Ebdal" ve "Nükaba" (nakibler) gibi gruplarla ilişkilendirilir.</span></span> Örneğin, bazı kaynaklarda "Ebdal"ın sayısı 300, bazılarında 40 olarak geçer. Bu sayıların kesinliğinden çok, manevi bir düzenin ve hiyerarşinin var olduğu inancı önemlidir.<br />
<br />
Tasavvuf Yolunun Üç Sacayağı: Şeyh, Mürşid ve Mürid<br />
<br />
Bu makamlar ve mertebeler, boşlukta var olmaz. Tasavvuf eğitimi, usta-çırak ilişkisine dayalı bir sistem üzerine kuruludur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sofi Nedir</span></span> Sofi, tasavvuf yoluna girmiş, nefsini terbiye etmeye çalışan ve Allah’a yakınlaşmayı hedefleyen kişidir. Sofi, dünya sevgisinden uzaklaşarak kalbini temizlemeye çalışan bir yolcudur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sofi (Sufi): Tasavvuf yolunda ilerlemiş, manevi olgunluğa ulaşmış kişiye denir.</span></span> Bu, sadece bilgi sahibi olmak değil, o bilgiyi yaşayıp içselleştirmiş, ahlaki olgunluğa ermiş kişidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mürid Nedir</span></span> Mürid, bir mürşide bağlanarak tasavvuf yoluna giren kişidir. Mürid, nefsini terbiye etmek için şeyhinin rehberliğinde ilerler ve manevi eğitim alır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mürid: Tasavvuf yoluna girmeye karar vermiş, bir şeyhe intisap ederek onun rehberliğinde manevi eğitim alan ve nefsini terbiye etmeye çalışan kişidir</span></span>. "İrade" eden anlamına gelen mürid, şeyhinin gösterdiği yolda ilerleyerek makamları kat etmeyi hedefler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mürşid Nedir</span></span> Mürşid, müridlere yol gösteren, onları eğiten ve Allah’a ulaşma yolunda rehberlik eden kimsedir. Mürşid, ilim ve irfan sahibi olup, talebelerini manevi olgunluğa ulaştırmayı hedefler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şeyh Nedir</span></span> Şeyh, tasavvuf yolunda yüksek derecelere ulaşmış, mürid yetiştirme yetkisine sahip olan kimsedir. Şeyh, mürşid ile aynı anlamda da kullanılabilir ve tasavvuf yolunun rehberidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şeyh (Mürşid): Yolun başındaki kişidir. Sâlike (mürid) rehberlik eden, ona manevi terbiye veren ve onu olgunlaştıran kâmil insandır.</span></span> Şeyh, bir anlamda müridin kalp gözünü açar, onu nefsinin tuzaklarından kurtararak Hakk'a ulaştırmaya çalışır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonuç</span></span><br />
<br />
Tasavvuf, zahiri ilimlerin yanında, insanın iç dünyasına yönelen ve onu terbiye ederek en mükemmel hale getirmeyi amaçlayan derin bir sistemdir. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Makamlar, bu terbiye yolculuğunda birer durak, manevi olgunlaşmanın basamaklarıdır</span></span>. Kutup, Gavs, Ebdal, Kırklar ve sayısal mertebeler gibi kavramlar ise bu yolculuğun sadece bireysel olmadığını, aynı zamanda âlemin manevi düzenini sağlayan kozmik bir hiyerarşinin parçası olduğunu gösterir. Bu hiyerarşinin başında, rehberlik eden bir şeyh/mürşid ve ona gönülden bağlanan mürid bulunur. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tasavvuf, özünde, insanı Allah'a götüren en güzel ahlakı edinme sanatıdır.</span></span><br />
<br />
Tasavvuftaki bu makamlar ve kavramlar, insanın manevi yolculuğunu anlaması açısından büyük önem taşır. Bu sistem, Allah’a yakınlaşmak isteyen kulların belirli bir disiplin ve rehberlik içerisinde ilerlemesini sağlar. Her makam, bir sorumluluk ve bir imtihan içerir. Bu nedenle tasavvuf yolunda ilerlemek isteyen kişinin samimi, sabırlı ve ihlaslı olması gerekir.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KAYNAKLAR</span></span><br />
<br />
İhya-u Ulumiddin<br />
Risale-i Kuşeyri<br />
Fütuhat-ı Mekkiyye<br />
Mesnevi<br />
Tasavvuf Terimleri Sözlüğü<br />
Abdünnâfi İffet Efendi Divanı'nda Tasavvufî Makamlar<br />
Tasavvufî hâl, makam, mertebe nedir; kim ve neresi içindir<br />
Makam Nedir? Tasavvufta Makam Kelimesi Hangi Anlamda Kullanılır?<br />
Tasavvufî Terbiyenin Mertebeleri<br />
Makamların Temeli: Yaratılıştan Gelen Kabiliyet<br />
Evliyâullah<br />
<br />
-------------------------<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 06.08.2026</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvuftaki Önemli Makamlar ve Dereceler ve Kavramlar</span></span><br />
<br />
Tasavvuf, insanın nefsini terbiye ederek Allah’a yakınlaşmasını hedefleyen derin bir manevi yolculuktur. Bu yolculuk içerisinde bazı manevi dereceler ve görevler vardır ki bunlara “makamlar” ve “manevi mertebeler” denir. Bu makamlar, tasavvuf ehlinin kalbi olgunluğa ulaşma sürecinde kat ettiği aşamaları ve bazı seçilmiş kullara verilen ilahi vazifeleri ifade eder. Bu yazıda tasavvuftaki önemli makamlar ve kavramlar ele alınacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvuftaki Makamlar ve Manevi Hiyerarşi Üzerine Bir İnceleme</span></span><br />
<br />
Tasavvuf, İslam düşüncesinin kalbine inen, insanın nefsini terbiye ederek manevi bir olgunluğa erişmesini hedefleyen derin bir ilimdir. Bu yolda, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sâlikin (manevi yolcu) kat etmesi gereken aşamalar "makam" olarak adlandırılır</span></span>. Makamlar, bir nevi Allah'a yakınlaşma yolculuğunda bir ağacın gövdesinden yükselen dallar gibidir; her biri bir öncekinin üzerine inşa edilir ve manevi olgunluğu simgeler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Makam Nedir?</span></span><br />
<br />
Sözlükte "durulan yer, mevki" anlamına gelen makam, tasavvuf terimi olarak <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">mücahede (nefisle mücadele) ve riyazet (nefsi terbiye) sonucunda elde edilen kalıcı manevi mertebeleri</span></span> ifade eder. Tasavvufa göre makamlar, kişinin kendi iradesi ve çabasıyla kazandığı, belli bir süreklilik arz eden hallerdir. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir makamın hakkı verilmeden diğerine geçilemez</span></span>. Farklı mutasavvıflar, makamları çeşitli şekillerde tasnif etmişlerdir. Örneğin, Necmüddin Kübra "Usûl-i Aşere" adlı eserinde on temel makamdan bahsederken, Hâce Abdullah Herevî, "Menâzilü's-sâirîn" isimli eserinde bu mertebeleri yüz başlık altında toplamıştır.<br />
<br />
Tasavvuf Hiyerarşisindeki Özel Konumlar: Kutup, Gavs ve Evliya<br />
<br />
Tasavvufta makamların ötesinde, manevi hiyerarşinin zirvesinde yer alan özel dereceler ve topluluklar bulunur. Bunlar, âlemin manevi düzenini ayakta tutan, Allah'ın izniyle tasarruf sahibi kabul edilen seçkin velîlerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gavs Nedir</span></span> Tasavvufta en büyük manevi makamlardan biridir. Gavs, Allah’ın izniyle zor durumda kalan kullara yardım eden, manevi olarak en yüksek derecelerden birine sahip veli demektir. Gavs, yeryüzünde Allah’ın rahmetinin tecelli ettiği en önemli şahsiyetlerden biri olarak kabul edilir ve zamanın en büyük manevi yardım kaynağıdır.<br />
<br />
Gavs: Sözlükte "yardım istenen, imdada yetişen" anlamına gelen Gavs, manevi hiyerarşide Kutup'tan sonra gelen veya <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">bazen Kutup ile eşdeğer tutulan en yüksek mertebelerden biridir</span></span>. Gavs, özellikle zor zamanlarda kendisine başvurulan, manevi yardımına inanılan büyük bir velîdir. Bu makam, halk arasında en çok bilinen ve sevilen manevi liderlik mertebelerinden biridir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kutup Nedir</span></span> Kutup, tasavvufta kainatın manevi merkezi kabul edilen en büyük velidir. Tüm veliler onun etrafında manevi bir düzen içerisinde bulunur. Kutup, Allah’ın izniyle kainattaki manevi düzenin korunmasında görevli kabul edilir. Her dönemde bir kutup bulunduğuna inanılır.<br />
<br />
Kutup (Kutb): Arapça "eksen" anlamına gelen bu terim, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">manevi hiyerarşinin en üst noktasında bulunan, "kutub" olarak anılan büyük velîyi</span></span> ifade eder. Kutup, bir nevi manevi âlemin merkezidir ve kendisine bağlı olan diğer bütün manevi dereceler onun etrafında döner. Allah'ın yeryüzündeki en büyük dostu olarak kabul edilir ve irşat görevini üstlenir. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"İrşad Kutbu" ise, bu makamda bulunup manevi rehberlik ve irşat görevini fiilen yürüten kutbu tanımlar</span></span>.<br />
<br />
Evliyâullah ve Manevi Topluluklar: Ebdal, Rical-i Gayb<br />
<br />
Allah'ın dostları anlamına gelen Evliyâullah, iman eden ve takva sahibi olan bütün müminleri kapsayan geniş bir kavramdır. Ancak tasavvufî gelenekte, bu dostların içinde özel görevleri olan manevi topluluklar bulunduğuna inanılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İrşad Kutbu Nedir</span></span> İrşad Kutbu, insanlara doğru yolu gösteren, onları hakka davet eden ve manevi terbiyeden geçiren en yüksek rehberlerden biridir. Bu makam sahibi zat, müridlerin kalplerini Allah’a yönlendirme görevini üstlenir ve irşad faaliyetinin merkezinde bulunur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ebdal Nedir</span></span> Ebdal, sayıları belirli olan ve yeryüzünde sürekli bulunan özel velilerdir. Birinin vefatıyla yerine bir başkası geçer. Bu yüzden “yerine geçenler” anlamına gelir. Ebdallar, Allah’ın izniyle yeryüzünde düzenin korunmasına vesile olan manevi görevlilerdir.<br />
<br />
Ebdal: "Bedel" kelimesinin çoğulu olan Ebdal, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">manevi hiyerarşide önemli bir yere sahip olan, sayılarının genellikle 40 olduğu kabul edilen seçkin velîler topluluğudur</span></span>. Bunların, dünyanın çeşitli bölgelerinde bulunduklarına ve Allah'ın izniyle oradaki işlerin yolunda gitmesi için manevi görevler üstlendiklerine inanılır. Ebdal'den birinin vefatıyla yerine bir başkasının getirildiği (bedel olduğu) düşünülür.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kırklar Nedir ve Kırklar Meclisi Nedir</span></span> Tasavvuf geleneğinde “Kırklar”, kırk seçilmiş veliden oluşan manevi bir topluluğu ifade eder. Bu topluluğun bir araya geldiği manevi ortama “Kırklar Meclisi” denir. Bu meclisin, ilahi sırların paylaşıldığı ve manevi kararların alındığı bir makam olduğuna inanılır.<br />
<br />
Kırklar ve Kırklar Meclisi: <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tasavvufta "Kırklar" olarak bilinen bu topluluk, manevi hiyerarşinin üst basamaklarındaki gizli velîler topluluğudur</span></span>. "Kırklar Meclisi", bu velîlerin bir araya geldikleri, manevi sohbet ve iş birliği içinde bulundukları kabul edilen manevi meclisi ifade eder. Bu meclis, Hz. Muhammed (sav) döneminde sahabeler arasında bulunan ve kerametleriyle bilinen kişilere dayandırılır ve tarikat geleneğinde önemli bir yere sahiptir.<br />
<br />
Sayısal Mertebeler: 1'ler, 3'ler, 5'ler, 7'ler, 300'ler, 500'ler, 700'ler<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1’ler 3’ler 5’ler 7’ler 300’ler 500’ler 700’ler Nedir</span></span> Tasavvufta bu sayılar, belirli manevi derecelere sahip veli topluluklarını ifade eder. 1’ler en yüksek makamı temsil ederken, 3’ler, 5’ler ve 7’ler daha alt ama yine yüksek manevi derecelerdeki velileri ifade eder. 300’ler, 500’ler ve 700’ler ise daha geniş veli gruplarını temsil eder. Bu sistem, kainattaki manevi düzenin hiyerarşik bir yapıda olduğunu gösterir.<br />
<br />
<br />
Tasavvuf literatüründe ve özellikle tarikat geleneklerinde, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">manevi hiyerarşinin katmanlarını ifade etmek için "Rical-i Gayb" (Görünmeyen Erler) olarak adlandırılan gruplar ve onların sayısal mertebeleri zikredilir</span></span>. Bu sayısal ifadeler, manevi dereceleri ve bu derecelerdeki velîlerin sayısını simgeler:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1'ler: En üst mertebede bulunan, "Kutup" veya "Gavs" makamındaki tek velîyi ifade eder.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3'ler, 5'ler, 7'ler: Kutup'un hemen altındaki manevi hiyerarşi basamaklarını temsil eder. Bu sayılar, o makamda bulunan velîlerin sayısına işaret eder.</span></span> Örneğin, "Üçler" "Evtad" (direkler) veya "Nüceba" (seçkinler) gibi farklı isimlerle de anılabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">300'ler, 500'ler, 700'ler: Daha geniş kapsamlı manevi toplulukları belirtir. Bu sayılar, genellikle "Ebdal" ve "Nükaba" (nakibler) gibi gruplarla ilişkilendirilir.</span></span> Örneğin, bazı kaynaklarda "Ebdal"ın sayısı 300, bazılarında 40 olarak geçer. Bu sayıların kesinliğinden çok, manevi bir düzenin ve hiyerarşinin var olduğu inancı önemlidir.<br />
<br />
Tasavvuf Yolunun Üç Sacayağı: Şeyh, Mürşid ve Mürid<br />
<br />
Bu makamlar ve mertebeler, boşlukta var olmaz. Tasavvuf eğitimi, usta-çırak ilişkisine dayalı bir sistem üzerine kuruludur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sofi Nedir</span></span> Sofi, tasavvuf yoluna girmiş, nefsini terbiye etmeye çalışan ve Allah’a yakınlaşmayı hedefleyen kişidir. Sofi, dünya sevgisinden uzaklaşarak kalbini temizlemeye çalışan bir yolcudur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sofi (Sufi): Tasavvuf yolunda ilerlemiş, manevi olgunluğa ulaşmış kişiye denir.</span></span> Bu, sadece bilgi sahibi olmak değil, o bilgiyi yaşayıp içselleştirmiş, ahlaki olgunluğa ermiş kişidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mürid Nedir</span></span> Mürid, bir mürşide bağlanarak tasavvuf yoluna giren kişidir. Mürid, nefsini terbiye etmek için şeyhinin rehberliğinde ilerler ve manevi eğitim alır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mürid: Tasavvuf yoluna girmeye karar vermiş, bir şeyhe intisap ederek onun rehberliğinde manevi eğitim alan ve nefsini terbiye etmeye çalışan kişidir</span></span>. "İrade" eden anlamına gelen mürid, şeyhinin gösterdiği yolda ilerleyerek makamları kat etmeyi hedefler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mürşid Nedir</span></span> Mürşid, müridlere yol gösteren, onları eğiten ve Allah’a ulaşma yolunda rehberlik eden kimsedir. Mürşid, ilim ve irfan sahibi olup, talebelerini manevi olgunluğa ulaştırmayı hedefler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şeyh Nedir</span></span> Şeyh, tasavvuf yolunda yüksek derecelere ulaşmış, mürid yetiştirme yetkisine sahip olan kimsedir. Şeyh, mürşid ile aynı anlamda da kullanılabilir ve tasavvuf yolunun rehberidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şeyh (Mürşid): Yolun başındaki kişidir. Sâlike (mürid) rehberlik eden, ona manevi terbiye veren ve onu olgunlaştıran kâmil insandır.</span></span> Şeyh, bir anlamda müridin kalp gözünü açar, onu nefsinin tuzaklarından kurtararak Hakk'a ulaştırmaya çalışır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonuç</span></span><br />
<br />
Tasavvuf, zahiri ilimlerin yanında, insanın iç dünyasına yönelen ve onu terbiye ederek en mükemmel hale getirmeyi amaçlayan derin bir sistemdir. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Makamlar, bu terbiye yolculuğunda birer durak, manevi olgunlaşmanın basamaklarıdır</span></span>. Kutup, Gavs, Ebdal, Kırklar ve sayısal mertebeler gibi kavramlar ise bu yolculuğun sadece bireysel olmadığını, aynı zamanda âlemin manevi düzenini sağlayan kozmik bir hiyerarşinin parçası olduğunu gösterir. Bu hiyerarşinin başında, rehberlik eden bir şeyh/mürşid ve ona gönülden bağlanan mürid bulunur. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tasavvuf, özünde, insanı Allah'a götüren en güzel ahlakı edinme sanatıdır.</span></span><br />
<br />
Tasavvuftaki bu makamlar ve kavramlar, insanın manevi yolculuğunu anlaması açısından büyük önem taşır. Bu sistem, Allah’a yakınlaşmak isteyen kulların belirli bir disiplin ve rehberlik içerisinde ilerlemesini sağlar. Her makam, bir sorumluluk ve bir imtihan içerir. Bu nedenle tasavvuf yolunda ilerlemek isteyen kişinin samimi, sabırlı ve ihlaslı olması gerekir.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KAYNAKLAR</span></span><br />
<br />
İhya-u Ulumiddin<br />
Risale-i Kuşeyri<br />
Fütuhat-ı Mekkiyye<br />
Mesnevi<br />
Tasavvuf Terimleri Sözlüğü<br />
Abdünnâfi İffet Efendi Divanı'nda Tasavvufî Makamlar<br />
Tasavvufî hâl, makam, mertebe nedir; kim ve neresi içindir<br />
Makam Nedir? Tasavvufta Makam Kelimesi Hangi Anlamda Kullanılır?<br />
Tasavvufî Terbiyenin Mertebeleri<br />
Makamların Temeli: Yaratılıştan Gelen Kabiliyet<br />
Evliyâullah<br />
<br />
-------------------------<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 06.08.2026</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[RE: Raşidi Tarikatında Önemli Sure ve Ayetlerin Arapça Metni]]></title>
			<link>https://rasittunca.com/showthread.php?tid=302</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 13:29:43 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rasittunca.com/member.php?action=profile&uid=2">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rasittunca.com/showthread.php?tid=302</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">VERSION 2</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Yasin suresi - Arapça Okunuşu</span><br />
<br />
سُوۡرَةُ یسٓ<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
يسٓ ﻿﻿ وَٱلۡقُرۡءَانِ ٱلۡحَكِيمِ ﻿﻿ إِنَّكَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ ﻿﻿ عَلَىٰ صِرَٲطٍ۬ مُّسۡتَقِيمٍ۬ ﻿﻿ تَنزِيلَ ٱلۡعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ ﻿﻿ لِتُنذِرَ قَوۡمً۬ا مَّآ أُنذِرَ ءَابَآؤُهُمۡ فَهُمۡ غَـٰفِلُونَ ﻿﻿ لَقَدۡ حَقَّ ٱلۡقَوۡلُ عَلَىٰٓ أَكۡثَرِهِمۡ فَهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ ﻿﻿ إِنَّا جَعَلۡنَا فِىٓ أَعۡنَـٰقِهِمۡ أَغۡلَـٰلاً۬ فَهِىَ إِلَى ٱلۡأَذۡقَانِ فَهُم مُّقۡمَحُونَ ﻿﻿ وَجَعَلۡنَا مِنۢ بَيۡنِ أَيۡدِيہِمۡ سَدًّ۬ا وَمِنۡ خَلۡفِهِمۡ سَدًّ۬ا فَأَغۡشَيۡنَـٰهُمۡ فَهُمۡ لَا يُبۡصِرُونَ ﻿﻿ وَسَوَآءٌ عَلَيۡہِمۡ ءَأَنذَرۡتَهُمۡ أَمۡ لَمۡ تُنذِرۡهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ ﻿﻿ إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلذِّڪۡرَ وَخَشِىَ ٱلرَّحۡمَـٰنَ بِٱلۡغَيۡبِۖ فَبَشِّرۡهُ بِمَغۡفِرَةٍ۬ وَأَجۡرٍ۬ ڪَرِيمٍ ﻿﻿ إِنَّا نَحۡنُ نُحۡىِ ٱلۡمَوۡتَىٰ وَنَڪۡتُبُ مَا قَدَّمُواْ وَءَاثَـٰرَهُمۡۚ وَكُلَّ شَىۡءٍ أَحۡصَيۡنَـٰهُ فِىٓ إِمَامٍ۬ مُّبِينٍ۬ ﻿﻿ وَٱضۡرِبۡ لَهُم مَّثَلاً أَصۡحَـٰبَ ٱلۡقَرۡيَةِ إِذۡ جَآءَهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ ﻿﻿ إِذۡ أَرۡسَلۡنَآ إِلَيۡہِمُ ٱثۡنَيۡنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزۡنَا بِثَالِثٍ۬ فَقَالُوٓاْ إِنَّآ إِلَيۡكُم مُّرۡسَلُونَ ﻿﻿ قَالُواْ مَآ أَنتُمۡ إِلَّا بَشَرٌ۬ مِّثۡلُنَا وَمَآ أَنزَلَ ٱلرَّحۡمَـٰنُ مِن شَىۡءٍ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا تَكۡذِبُونَ ﻿﻿ قَالُواْ رَبُّنَا يَعۡلَمُ إِنَّآ إِلَيۡكُمۡ لَمُرۡسَلُونَ ﻿﻿ وَمَا عَلَيۡنَآ إِلَّا ٱلۡبَلَـٰغُ ٱلۡمُبِينُ ﻿﻿ قَالُوٓاْ إِنَّا تَطَيَّرۡنَا بِكُمۡۖ لَٮِٕن لَّمۡ تَنتَهُواْ لَنَرۡجُمَنَّكُمۡ وَلَيَمَسَّنَّكُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ۬ ﻿﻿ قَالُواْ طَـٰٓٮِٕرُكُم مَّعَكُمۡۚ أَٮِٕن ذُڪِّرۡتُمۚ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمٌ۬ مُّسۡرِفُونَ ﻿﻿ وَجَآءَ مِنۡ أَقۡصَا ٱلۡمَدِينَةِ رَجُلٌ۬ يَسۡعَىٰ قَالَ يَـٰقَوۡمِ ٱتَّبِعُواْ ٱلۡمُرۡسَلِينَ ﻿﻿ ٱتَّبِعُواْ مَن لَّا يَسۡـٴَـلُكُمۡ أَجۡرً۬ا وَهُم مُّهۡتَدُونَ ﻿﻿ وَمَا لِىَ لَآ أَعۡبُدُ ٱلَّذِى فَطَرَنِى وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ ﻿﻿ ءَأَتَّخِذُ مِن دُونِهِۦۤ ءَالِهَةً إِن يُرِدۡنِ ٱلرَّحۡمَـٰنُ بِضُرٍّ۬ لَّا تُغۡنِ عَنِّى شَفَـٰعَتُهُمۡ شَيۡـًٔ۬ا وَلَا يُنقِذُونِ ﻿﻿ إِنِّىٓ إِذً۬ا لَّفِى ضَلَـٰلٍ۬ مُّبِينٍ ﻿﻿ إِنِّىٓ ءَامَنتُ بِرَبِّكُمۡ فَٱسۡمَعُونِ ﻿﻿ قِيلَ ٱدۡخُلِ ٱلۡجَنَّةَۖ قَالَ يَـٰلَيۡتَ قَوۡمِى يَعۡلَمُونَ ﻿﻿ بِمَا غَفَرَ لِى رَبِّى وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلۡمُكۡرَمِينَ ﻿﻿ ۞ وَمَآ أَنزَلۡنَا عَلَىٰ قَوۡمِهِۦ مِنۢ بَعۡدِهِۦ مِن جُندٍ۬ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا كُنَّا مُنزِلِينَ ﻿﻿ إِن كَانَتۡ إِلَّا صَيۡحَةً۬ وَٲحِدَةً۬ فَإِذَا هُمۡ خَـٰمِدُونَ ﻿﻿ يَـٰحَسۡرَةً عَلَى ٱلۡعِبَادِ‌ۚ مَا يَأۡتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَہۡزِءُونَ ﻿﻿ أَلَمۡ يَرَوۡاْ كَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّنَ ٱلۡقُرُونِ أَنَّہُمۡ إِلَيۡہِمۡ لَا يَرۡجِعُونَ ﻿﻿ وَإِن كُلٌّ۬ لَّمَّا جَمِيعٌ۬ لَّدَيۡنَا مُحۡضَرُونَ ﻿﻿ وَءَايَةٌ۬ لَّهُمُ ٱلۡأَرۡضُ ٱلۡمَيۡتَةُ أَحۡيَيۡنَـٰهَا وَأَخۡرَجۡنَا مِنۡہَا حَبًّ۬ا فَمِنۡهُ يَأۡڪُلُونَ ﻿﻿ وَجَعَلۡنَا فِيهَا جَنَّـٰتٍ۬ مِّن نَّخِيلٍ۬ وَأَعۡنَـٰبٍ۬ وَفَجَّرۡنَا فِيہَا مِنَ ٱلۡعُيُونِ ﻿﻿ لِيَأۡڪُلُواْ مِن ثَمَرِهِۦ وَمَا عَمِلَتۡهُ أَيۡدِيهِمۡ‌ۖ أَفَلَا يَشۡڪُرُونَ ﻿﻿ سُبۡحَـٰنَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلۡأَزۡوَٲجَ ڪُلَّهَا مِمَّا تُنۢبِتُ ٱلۡأَرۡضُ وَمِنۡ أَنفُسِهِمۡ وَمِمَّا لَا يَعۡلَمُونَ ﻿﻿ وَءَايَةٌ۬ لَّهُمُ ٱلَّيۡلُ نَسۡلَخُ مِنۡهُ ٱلنَّہَارَ فَإِذَا هُم مُّظۡلِمُونَ ﻿﻿ وَٱلشَّمۡسُ تَجۡرِى لِمُسۡتَقَرٍّ۬ لَّهَا‌ۚ ذَٲلِكَ تَقۡدِيرُ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡعَلِيمِ ﻿﻿ وَٱلۡقَمَرَ قَدَّرۡنَـٰهُ مَنَازِلَ حَتَّىٰ عَادَ كَٱلۡعُرۡجُونِ ٱلۡقَدِيمِ ﻿﻿ لَا ٱلشَّمۡسُ يَنۢبَغِى لَهَآ أَن تُدۡرِكَ ٱلۡقَمَرَ وَلَا ٱلَّيۡلُ سَابِقُ ٱلنَّہَارِ‌ۚ وَكُلٌّ۬ فِى فَلَكٍ۬ يَسۡبَحُونَ ﻿﻿ وَءَايَةٌ۬ لَّهُمۡ أَنَّا حَمَلۡنَا ذُرِّيَّتَہُمۡ فِى ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ ﻿﻿ وَخَلَقۡنَا لَهُم مِّن مِّثۡلِهِۦ مَا يَرۡكَبُونَ ﻿﻿ وَإِن نَّشَأۡ نُغۡرِقۡهُمۡ فَلَا صَرِيخَ لَهُمۡ وَلَا هُمۡ يُنقَذُونَ ﻿﻿ إِلَّا رَحۡمَةً۬ مِّنَّا وَمَتَـٰعًا إِلَىٰ حِينٍ۬ ﻿﻿ وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱتَّقُواْ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيكُمۡ وَمَا خَلۡفَكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تُرۡحَمُونَ ﻿﻿ وَمَا تَأۡتِيہِم مِّنۡ ءَايَةٍ۬ مِّنۡ ءَايَـٰتِ رَبِّہِمۡ إِلَّا كَانُواْ عَنۡہَا مُعۡرِضِينَ ﻿﻿ وَإِذَا قِيلَ لَهُمۡ أَنفِقُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ قَالَ ٱلَّذِينَ ڪَفَرُواْ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَنُطۡعِمُ مَن لَّوۡ يَشَآءُ ٱللَّهُ أَطۡعَمَهُ ۥۤ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا فِى ضَلَـٰلٍ۬ مُّبِينٍ۬ ﻿﻿ وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَـٰذَا ٱلۡوَعۡدُ إِن كُنتُمۡ صَـٰدِقِينَ ﻿﻿ مَا يَنظُرُونَ إِلَّا صَيۡحَةً۬ وَٲحِدَةً۬ تَأۡخُذُهُمۡ وَهُمۡ يَخِصِّمُونَ ﻿﻿ فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ تَوۡصِيَةً۬ وَلَآ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِمۡ يَرۡجِعُونَ ﻿﻿ وَنُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ ٱلۡأَجۡدَاثِ إِلَىٰ رَبِّهِمۡ يَنسِلُونَ ﻿﻿ قَالُواْ يَـٰوَيۡلَنَا مَنۢ بَعَثَنَا مِن مَّرۡقَدِنَاۜ‌ۗ هَـٰذَا مَا وَعَدَ ٱلرَّحۡمَـٰنُ وَصَدَقَ ٱلۡمُرۡسَلُونَ ﻿﻿ إِن ڪَانَتۡ إِلَّا صَيۡحَةً۬ وَٲحِدَةً۬ فَإِذَا هُمۡ جَمِيعٌ۬ لَّدَيۡنَا مُحۡضَرُونَ ﻿﻿ فَٱلۡيَوۡمَ لَا تُظۡلَمُ نَفۡسٌ۬ شَيۡـًٔ۬ا وَلَا تُجۡزَوۡنَ إِلَّا مَا ڪُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ ﻿﻿ إِنَّ أَصۡحَـٰبَ ٱلۡجَنَّةِ ٱلۡيَوۡمَ فِى شُغُلٍ۬ فَـٰكِهُونَ ﻿﻿ هُمۡ وَأَزۡوَٲجُهُمۡ فِى ظِلَـٰلٍ عَلَى ٱلۡأَرَآٮِٕكِ مُتَّكِـُٔونَ ﻿﻿ لَهُمۡ فِيہَا فَـٰكِهَةٌ۬ وَلَهُم مَّا يَدَّعُونَ ﻿﻿ سَلَـٰمٌ۬ قَوۡلاً۬ مِّن رَّبٍّ۬ رَّحِيمٍ۬ ﻿﻿ وَٱمۡتَـٰزُواْ ٱلۡيَوۡمَ أَيُّہَا ٱلۡمُجۡرِمُونَ ﻿﻿ ۞ أَلَمۡ أَعۡهَدۡ إِلَيۡكُمۡ يَـٰبَنِىٓ ءَادَمَ أَن لَّا تَعۡبُدُواْ ٱلشَّيۡطَـٰنَ‌ۖ إِنَّهُ ۥ لَكُمۡ عَدُوٌّ۬ مُّبِينٌ۬ ﻿﻿ وَأَنِ ٱعۡبُدُونِى‌ۚ هَـٰذَا صِرَٲطٌ۬ مُّسۡتَقِيمٌ۬ ﻿﻿ وَلَقَدۡ أَضَلَّ مِنكُمۡ جِبِلاًّ۬ كَثِيرًا‌ۖ أَفَلَمۡ تَكُونُواْ تَعۡقِلُونَ ﻿﻿ هَـٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِى كُنتُمۡ تُوعَدُونَ ﻿﻿ ٱصۡلَوۡهَا ٱلۡيَوۡمَ بِمَا كُنتُمۡ تَكۡفُرُونَ ﻿﻿ ٱلۡيَوۡمَ نَخۡتِمُ عَلَىٰٓ أَفۡوَٲهِهِمۡ وَتُكَلِّمُنَآ أَيۡدِيہِمۡ وَتَشۡہَدُ أَرۡجُلُهُم بِمَا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ ﻿﻿ وَلَوۡ نَشَآءُ لَطَمَسۡنَا عَلَىٰٓ أَعۡيُنِہِمۡ فَٱسۡتَبَقُواْ ٱلصِّرَٲطَ فَأَنَّىٰ يُبۡصِرُونَ ﻿﻿ وَلَوۡ نَشَآءُ لَمَسَخۡنَـٰهُمۡ عَلَىٰ مَڪَانَتِهِمۡ فَمَا ٱسۡتَطَـٰعُواْ مُضِيًّ۬ا وَلَا يَرۡجِعُونَ ﻿﻿ وَمَن نُّعَمِّرۡهُ نُنَڪِّسۡهُ فِى ٱلۡخَلۡقِ‌ۖ أَفَلَا يَعۡقِلُونَ ﻿﻿ وَمَا عَلَّمۡنَـٰهُ ٱلشِّعۡرَ وَمَا يَنۢبَغِى لَهُ ۥۤ‌ۚ إِنۡ هُوَ إِلَّا ذِكۡرٌ۬ وَقُرۡءَانٌ۬ مُّبِينٌ۬ ﻿﻿ لِّيُنذِرَ مَن كَانَ حَيًّ۬ا وَيَحِقَّ ٱلۡقَوۡلُ عَلَى ٱلۡكَـٰفِرِينَ ﻿﻿ أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ أَنَّا خَلَقۡنَا لَهُم مِّمَّا عَمِلَتۡ أَيۡدِينَآ أَنۡعَـٰمً۬ا فَهُمۡ لَهَا مَـٰلِكُونَ ﻿﻿ وَذَلَّلۡنَـٰهَا لَهُمۡ فَمِنۡہَا رَكُوبُہُمۡ وَمِنۡہَا يَأۡكُلُونَ ﻿﻿ وَلَهُمۡ فِيہَا مَنَـٰفِعُ وَمَشَارِبُ‌ۖ أَفَلَا يَشۡكُرُونَ ﻿﻿ وَٱتَّخَذُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةً۬ لَّعَلَّهُمۡ يُنصَرُونَ ﻿﻿ لَا يَسۡتَطِيعُونَ نَصۡرَهُمۡ وَهُمۡ لَهُمۡ جُندٌ۬ مُّحۡضَرُونَ ﻿﻿ فَلَا يَحۡزُنكَ قَوۡلُهُمۡ‌ۘ إِنَّا نَعۡلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعۡلِنُونَ ﻿﻿ أَوَلَمۡ يَرَ ٱلۡإِنسَـٰنُ أَنَّا خَلَقۡنَـٰهُ مِن نُّطۡفَةٍ۬ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ۬ مُّبِينٌ۬ ﻿﻿ وَضَرَبَ لَنَا مَثَلاً۬ وَنَسِىَ خَلۡقَهُ ۥ‌ۖ قَالَ مَن يُحۡىِ ٱلۡعِظَـٰمَ وَهِىَ رَمِيمٌ۬ ﻿﻿ قُلۡ يُحۡيِيہَا ٱلَّذِىٓ أَنشَأَهَآ أَوَّلَ مَرَّةٍ۬‌ۖ وَهُوَ بِكُلِّ خَلۡقٍ عَلِيمٌ ﻿﻿ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلشَّجَرِ ٱلۡأَخۡضَرِ نَارً۬ا فَإِذَآ أَنتُم مِّنۡهُ تُوقِدُونَ ﻿﻿ أَوَلَيۡسَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضَ بِقَـٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يَخۡلُقَ مِثۡلَهُم‌ۚ بَلَىٰ وَهُوَ ٱلۡخَلَّـٰقُ ٱلۡعَلِيمُ ﻿﻿ إِنَّمَآ أَمۡرُهُ ۥۤ إِذَآ أَرَادَ شَيۡـٴً۬ـا أَن يَقُولَ لَهُ ۥ كُن فَيَكُونُ ﻿﻿ فَسُبۡحَـٰنَ ٱلَّذِى بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىۡءٍ۬ وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ ﻿﻿<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fetih Suresi Arapça Okunuşu</span><br />
<br />
سُوۡرَةُ الفَتْح<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
إِنَّا فَتَحۡنَا لَكَ فَتۡحً۬ا مُّبِينً۬ا ﻿﻿ لِّيَغۡفِرَ لَكَ ٱللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِن ذَنۢبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعۡمَتَهُ ۥ عَلَيۡكَ وَيَہۡدِيَكَ صِرَٲطً۬ا مُّسۡتَقِيمً۬ا ﻿﻿ وَيَنصُرَكَ ٱللَّهُ نَصۡرًا عَزِيزًا ﻿﻿ هُوَ ٱلَّذِىٓ أَنزَلَ ٱلسَّكِينَةَ فِى قُلُوبِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ لِيَزۡدَادُوٓاْ إِيمَـٰنً۬ا مَّعَ إِيمَـٰنِہِمۡ‌ۗ وَلِلَّهِ جُنُودُ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضِ‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمً۬ا ﻿﻿ لِّيُدۡخِلَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَٱلۡمُؤۡمِنَـٰتِ جَنَّـٰتٍ۬ تَجۡرِى مِن تَحۡتِہَا ٱلۡأَنۡہَـٰرُ خَـٰلِدِينَ فِيہَا وَيُڪَفِّرَ عَنۡهُمۡ سَيِّـَٔاتِہِمۡ‌ۚ وَكَانَ ذَٲلِكَ عِندَ ٱللَّهِ فَوۡزًا عَظِيمً۬ا ﻿﻿ وَيُعَذِّبَ ٱلۡمُنَـٰفِقِينَ وَٱلۡمُنَـٰفِقَـٰتِ وَٱلۡمُشۡرِكِينَ وَٱلۡمُشۡرِكَـٰتِ ٱلظَّآنِّينَ بِٱللَّهِ ظَنَّ ٱلسَّوۡءِ‌ۚ عَلَيۡہِمۡ دَآٮِٕرَةُ ٱلسَّوۡءِ‌ۖ وَغَضِبَ ٱللَّهُ عَلَيۡہِمۡ وَلَعَنَهُمۡ وَأَعَدَّ لَهُمۡ جَهَنَّمَ‌ۖ وَسَآءَتۡ مَصِيرً۬ا ﻿﻿ وَلِلَّهِ جُنُودُ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضِ‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا ﻿﻿ إِنَّآ أَرۡسَلۡنَـٰكَ شَـٰهِدً۬ا وَمُبَشِّرً۬ا وَنَذِيرً۬ا ﻿﻿ لِّتُؤۡمِنُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَتُعَزِّرُوهُ وَتُوَقِّرُوهُ وَتُسَبِّحُوهُ بُڪۡرَةً۬ وَأَصِيلاً ﻿﻿ إِنَّ ٱلَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ ٱللَّهَ يَدُ ٱللَّهِ فَوۡقَ أَيۡدِيہِمۡ‌ۚ فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَىٰ نَفۡسِهِۦ‌ۖ وَمَنۡ أَوۡفَىٰ بِمَا عَـٰهَدَ عَلَيۡهُ ٱللَّهَ فَسَيُؤۡتِيهِ أَجۡرًا عَظِيمً۬ا ﻿﻿ سَيَقُولُ لَكَ ٱلۡمُخَلَّفُونَ مِنَ ٱلۡأَعۡرَابِ شَغَلَتۡنَآ أَمۡوَٲلُنَا وَأَهۡلُونَا فَٱسۡتَغۡفِرۡ لَنَا‌ۚ يَقُولُونَ بِأَلۡسِنَتِهِم مَّا لَيۡسَ فِى قُلُوبِهِمۡ‌ۚ قُلۡ فَمَن يَمۡلِكُ لَكُم مِّنَ ٱللَّهِ شَيۡـًٔا إِنۡ أَرَادَ بِكُمۡ ضَرًّا أَوۡ أَرَادَ بِكُمۡ نَفۡعَۢا‌ۚ بَلۡ كَانَ ٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرَۢا ﻿﻿ بَلۡ ظَنَنتُمۡ أَن لَّن يَنقَلِبَ ٱلرَّسُولُ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ إِلَىٰٓ أَهۡلِيهِمۡ أَبَدً۬ا وَزُيِّنَ ذَٲلِكَ فِى قُلُوبِكُمۡ وَظَنَنتُمۡ ظَنَّ ٱلسَّوۡءِ وَڪُنتُمۡ قَوۡمَۢا بُورً۬ا ﻿﻿ وَمَن لَّمۡ يُؤۡمِنۢ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ فَإِنَّآ أَعۡتَدۡنَا لِلۡكَـٰفِرِينَ سَعِيرً۬ا ﻿﻿ وَلِلَّهِ مُلۡكُ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضِ‌ۚ يَغۡفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ‌ۚ وَڪَانَ ٱللَّهُ غَفُورً۬ا رَّحِيمً۬ا ﻿﻿ سَيَقُولُ ٱلۡمُخَلَّفُونَ إِذَا ٱنطَلَقۡتُمۡ إِلَىٰ مَغَانِمَ لِتَأۡخُذُوهَا ذَرُونَا نَتَّبِعۡكُمۡ‌ۖ يُرِيدُونَ أَن يُبَدِّلُواْ كَلَـٰمَ ٱللَّهِ‌ۚ قُل لَّن تَتَّبِعُونَا ڪَذَٲلِكُمۡ قَالَ ٱللَّهُ مِن قَبۡلُ‌ۖ فَسَيَقُولُونَ بَلۡ تَحۡسُدُونَنَا‌ۚ بَلۡ كَانُواْ لَا يَفۡقَهُونَ إِلَّا قَلِيلاً۬ ﻿﻿ قُل لِّلۡمُخَلَّفِينَ مِنَ ٱلۡأَعۡرَابِ سَتُدۡعَوۡنَ إِلَىٰ قَوۡمٍ أُوْلِى بَأۡسٍ۬ شَدِيدٍ۬ تُقَـٰتِلُونَہُمۡ أَوۡ يُسۡلِمُونَ‌ۖ فَإِن تُطِيعُواْ يُؤۡتِكُمُ ٱللَّهُ أَجۡرًا حَسَنً۬ا‌ۖ وَإِن تَتَوَلَّوۡاْ كَمَا تَوَلَّيۡتُم مِّن قَبۡلُ يُعَذِّبۡكُمۡ عَذَابًا أَلِيمً۬ا ﻿﻿ لَّيۡسَ عَلَى ٱلۡأَعۡمَىٰ حَرَجٌ۬ وَلَا عَلَى ٱلۡأَعۡرَجِ حَرَجٌ۬ وَلَا عَلَى ٱلۡمَرِيضِ حَرَجٌ۬‌ۗ وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُ ۥ يُدۡخِلۡهُ جَنَّـٰتٍ۬ تَجۡرِى مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡہَـٰرُ‌ۖ وَمَن يَتَوَلَّ يُعَذِّبۡهُ عَذَابًا أَلِيمً۬ا ﻿﻿ ۞ لَّقَدۡ رَضِىَ ٱللَّهُ عَنِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ إِذۡ يُبَايِعُونَكَ تَحۡتَ ٱلشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا فِى قُلُوبِہِمۡ فَأَنزَلَ ٱلسَّكِينَةَ عَلَيۡہِمۡ وَأَثَـٰبَهُمۡ فَتۡحً۬ا قَرِيبً۬ا ﻿﻿ وَمَغَانِمَ كَثِيرَةً۬ يَأۡخُذُونَہَا‌ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمً۬ا ﻿﻿ وَعَدَكُمُ ٱللَّهُ مَغَانِمَ ڪَثِيرَةً۬ تَأۡخُذُونَہَا فَعَجَّلَ لَكُمۡ هَـٰذِهِۦ وَكَفَّ أَيۡدِىَ ٱلنَّاسِ عَنكُمۡ وَلِتَكُونَ ءَايَةً۬ لِّلۡمُؤۡمِنِينَ وَيَهۡدِيَكُمۡ صِرَٲطً۬ا مُّسۡتَقِيمً۬ا ﻿﻿ وَأُخۡرَىٰ لَمۡ تَقۡدِرُواْ عَلَيۡہَا قَدۡ أَحَاطَ ٱللَّهُ بِہَا‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ ڪُلِّ شَىۡءٍ۬ قَدِيرً۬ا ﻿﻿ وَلَوۡ قَـٰتَلَكُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوَلَّوُاْ ٱلۡأَدۡبَـٰرَ ثُمَّ لَا يَجِدُونَ وَلِيًّ۬ا وَلَا نَصِيرً۬ا ﻿﻿ سُنَّةَ ٱللَّهِ ٱلَّتِى قَدۡ خَلَتۡ مِن قَبۡلُ‌ۖ وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ ٱللَّهِ تَبۡدِيلاً۬ ﻿﻿ وَهُوَ ٱلَّذِى كَفَّ أَيۡدِيَهُمۡ عَنكُمۡ وَأَيۡدِيَكُمۡ عَنۡہُم بِبَطۡنِ مَكَّةَ مِنۢ بَعۡدِ أَنۡ أَظۡفَرَكُمۡ عَلَيۡهِمۡ‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرًا ﻿﻿ هُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَصَدُّوڪُمۡ عَنِ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ وَٱلۡهَدۡىَ مَعۡكُوفًا أَن يَبۡلُغَ مَحِلَّهُ ۥ‌ۚ وَلَوۡلَا رِجَالٌ۬ مُّؤۡمِنُونَ وَنِسَآءٌ۬ مُّؤۡمِنَـٰتٌ۬ لَّمۡ تَعۡلَمُوهُمۡ أَن تَطَـُٔوهُمۡ فَتُصِيبَكُم مِّنۡهُم مَّعَرَّةُۢ بِغَيۡرِ عِلۡمٍ۬‌ۖ لِّيُدۡخِلَ ٱللَّهُ فِى رَحۡمَتِهِۦ مَن يَشَآءُ‌ۚ لَوۡ تَزَيَّلُواْ لَعَذَّبۡنَا ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنۡهُمۡ عَذَابًا أَلِيمًا ﻿﻿ إِذۡ جَعَلَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فِى قُلُوبِهِمُ ٱلۡحَمِيَّةَ حَمِيَّةَ ٱلۡجَـٰهِلِيَّةِ فَأَنزَلَ ٱللَّهُ سَڪِينَتَهُ ۥ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ وَعَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَأَلۡزَمَهُمۡ ڪَلِمَةَ ٱلتَّقۡوَىٰ وَكَانُوٓاْ أَحَقَّ بِہَا وَأَهۡلَهَا‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِكُلِّ شَىۡءٍ عَلِيمً۬ا ﻿﻿ لَّقَدۡ صَدَقَ ٱللَّهُ رَسُولَهُ ٱلرُّءۡيَا بِٱلۡحَقِّ‌ۖ لَتَدۡخُلُنَّ ٱلۡمَسۡجِدَ ٱلۡحَرَامَ إِن شَآءَ ٱللَّهُ ءَامِنِينَ مُحَلِّقِينَ رُءُوسَكُمۡ وَمُقَصِّرِينَ لَا تَخَافُونَ‌ۖ فَعَلِمَ مَا لَمۡ تَعۡلَمُواْ فَجَعَلَ مِن دُونِ ذَٲلِكَ فَتۡحً۬ا قَرِيبًا ﻿﻿ هُوَ ٱلَّذِىٓ أَرۡسَلَ رَسُولَهُ ۥ بِٱلۡهُدَىٰ وَدِينِ ٱلۡحَقِّ لِيُظۡهِرَهُ ۥ عَلَى ٱلدِّينِ كُلِّهِۦ‌ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدً۬ا ﻿﻿ مُّحَمَّدٌ۬ رَّسُولُ ٱللَّهِ‌ۚ وَٱلَّذِينَ مَعَهُ ۥۤ أَشِدَّآءُ عَلَى ٱلۡكُفَّارِ رُحَمَآءُ بَيۡنَہُمۡ‌ۖ تَرَٮٰهُمۡ رُكَّعً۬ا سُجَّدً۬ا يَبۡتَغُونَ فَضۡلاً۬ مِّنَ ٱللَّهِ وَرِضۡوَٲنً۬ا‌ۖ سِيمَاهُمۡ فِى وُجُوهِهِم مِّنۡ أَثَرِ ٱلسُّجُودِ‌ۚ ذَٲلِكَ مَثَلُهُمۡ فِى ٱلتَّوۡرَٮٰةِ‌ۚ وَمَثَلُهُمۡ فِى ٱلۡإِنجِيلِ كَزَرۡعٍ أَخۡرَجَ شَطۡـَٔهُ ۥ فَـَٔازَرَهُ ۥ فَٱسۡتَغۡلَظَ فَٱسۡتَوَىٰ عَلَىٰ سُوقِهِۦ يُعۡجِبُ ٱلزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِہِمُ ٱلۡكُفَّارَ‌ۗ وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ مِنۡہُم مَّغۡفِرَةً۬ وَأَجۡرًا عَظِيمَۢا ﻿﻿<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Rahman Suresi Arapça Okunuşu</span><br />
<br />
سُوۡرَةُ الرَّحمٰن<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
ٱلرَّحۡمَـٰنُ ﻿﻿ عَلَّمَ ٱلۡقُرۡءَانَ ﻿﻿ خَلَقَ ٱلۡإِنسَـٰنَ ﻿﻿ عَلَّمَهُ ٱلۡبَيَانَ ﻿﻿ ٱلشَّمۡسُ وَٱلۡقَمَرُ بِحُسۡبَانٍ۬ ﻿﻿ وَٱلنَّجۡمُ وَٱلشَّجَرُ يَسۡجُدَانِ ﻿﻿ وَٱلسَّمَآءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ ٱلۡمِيزَانَ ﻿﻿ أَلَّا تَطۡغَوۡاْ فِى ٱلۡمِيزَانِ ﻿﻿ وَأَقِيمُواْ ٱلۡوَزۡنَ بِٱلۡقِسۡطِ وَلَا تُخۡسِرُواْ ٱلۡمِيزَانَ ﻿﻿ وَٱلۡأَرۡضَ وَضَعَهَا لِلۡأَنَامِ ﻿﻿ فِيہَا فَـٰكِهَةٌ۬ وَٱلنَّخۡلُ ذَاتُ ٱلۡأَكۡمَامِ ﻿﻿ وَٱلۡحَبُّ ذُو ٱلۡعَصۡفِ وَٱلرَّيۡحَانُ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ خَلَقَ ٱلۡإِنسَـٰنَ مِن صَلۡصَـٰلٍ۬ كَٱلۡفَخَّارِ ﻿﻿ وَخَلَقَ ٱلۡجَآنَّ مِن مَّارِجٍ۬ مِّن نَّارٍ۬ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ رَبُّ ٱلۡمَشۡرِقَيۡنِ وَرَبُّ ٱلۡمَغۡرِبَيۡنِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ مَرَجَ ٱلۡبَحۡرَيۡنِ يَلۡتَقِيَانِ ﻿﻿ بَيۡنَہُمَا بَرۡزَخٌ۬ لَّا يَبۡغِيَانِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ يَخۡرُجُ مِنۡہُمَا ٱللُّؤۡلُؤُ وَٱلۡمَرۡجَانُ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ وَلَهُ ٱلۡجَوَارِ ٱلۡمُنشَـَٔاتُ فِى ٱلۡبَحۡرِ كَٱلۡأَعۡلَـٰمِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ كُلُّ مَنۡ عَلَيۡہَا فَانٍ۬ ﻿﻿ وَيَبۡقَىٰ وَجۡهُ رَبِّكَ ذُو ٱلۡجَلَـٰلِ وَٱلۡإِكۡرَامِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ يَسۡــٴَـلُهُ مَن فِى ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضِ‌ۚ كُلَّ يَوۡمٍ هُوَ فِى شَأۡنٍ۬ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ سَنَفۡرُغُ لَكُمۡ أَيُّهَ ٱلثَّقَلَانِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ يَـٰمَعۡشَرَ ٱلۡجِنِّ وَٱلۡإِنسِ إِنِ ٱسۡتَطَعۡتُمۡ أَن تَنفُذُواْ مِنۡ أَقۡطَارِ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضِ فَٱنفُذُواْ‌ۚ لَا تَنفُذُونَ إِلَّا بِسُلۡطَـٰنٍ۬ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ يُرۡسَلُ عَلَيۡكُمَا شُوَاظٌ۬ مِّن نَّارٍ۬ وَنُحَاسٌ۬ فَلَا تَنتَصِرَانِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ فَإِذَا ٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتۡ وَرۡدَةً۬ كَٱلدِّهَانِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ فَيَوۡمَٮِٕذٍ۬ لَّا يُسۡـٴَـلُ عَن ذَنۢبِهِۦۤ إِنسٌ۬ وَلَا جَآنٌّ۬ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّڪُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ يُعۡرَفُ ٱلۡمُجۡرِمُونَ بِسِيمَـٰهُمۡ فَيُؤۡخَذُ بِٱلنَّوَٲصِى وَٱلۡأَقۡدَامِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ هَـٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِى يُكَذِّبُ بِہَا ٱلۡمُجۡرِمُونَ ﻿﻿ يَطُوفُونَ بَيۡنَہَا وَبَيۡنَ حَمِيمٍ ءَانٍ۬ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ وَلِمَنۡ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ جَنَّتَانِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ ذَوَاتَآ أَفۡنَانٍ۬ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ فِيہِمَا عَيۡنَانِ تَجۡرِيَانِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ فِيہِمَا مِن كُلِّ فَـٰكِهَةٍ۬ زَوۡجَانِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ فُرُشِۭ بَطَآٮِٕنُہَا مِنۡ إِسۡتَبۡرَقٍ۬‌ۚ وَجَنَى ٱلۡجَنَّتَيۡنِ دَانٍ۬ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ فِيہِنَّ قَـٰصِرَٲتُ ٱلطَّرۡفِ لَمۡ يَطۡمِثۡہُنَّ إِنسٌ۬ قَبۡلَهُمۡ وَلَا جَآنٌّ۬ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ كَأَنَّہُنَّ ٱلۡيَاقُوتُ وَٱلۡمَرۡجَانُ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ هَلۡ جَزَآءُ ٱلۡإِحۡسَـٰنِ إِلَّا ٱلۡإِحۡسَـٰنُ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ وَمِن دُونِہِمَا جَنَّتَانِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ مُدۡهَآمَّتَانِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ فِيہِمَا عَيۡنَانِ نَضَّاخَتَانِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ فِيہِمَا فَـٰكِهَةٌ۬ وَنَخۡلٌ۬ وَرُمَّانٌ۬ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ فِيہِنَّ خَيۡرَٲتٌ حِسَانٌ۬ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ حُورٌ۬ مَّقۡصُورَٲتٌ۬ فِى ٱلۡخِيَامِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ لَمۡ يَطۡمِثۡہُنَّ إِنسٌ۬ قَبۡلَهُمۡ وَلَا جَآنٌّ۬ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ رَفۡرَفٍ خُضۡرٍ۬ وَعَبۡقَرِىٍّ حِسَانٍ۬ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ تَبَـٰرَكَ ٱسۡمُ رَبِّكَ ذِى ٱلۡجَلَـٰلِ وَٱلۡإِكۡرَامِ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mülk Suresi Tebareke Arapça Okunuşu</span><br />
<br />
سُوۡرَةُ المُلک<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
تَبَـٰرَكَ ٱلَّذِى بِيَدِهِ ٱلۡمُلۡكُ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىۡءٍ۬ قَدِيرٌ ﻿﻿ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلۡمَوۡتَ وَٱلۡحَيَوٰةَ لِيَبۡلُوَكُمۡ أَيُّكُمۡ أَحۡسَنُ عَمَلاً۬‌ۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡغَفُورُ ﻿﻿ ٱلَّذِى خَلَقَ سَبۡعَ سَمَـٰوَٲتٍ۬ طِبَاقً۬ا‌ۖ مَّا تَرَىٰ فِى خَلۡقِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ مِن تَفَـٰوُتٍ۬‌ۖ فَٱرۡجِعِ ٱلۡبَصَرَ هَلۡ تَرَىٰ مِن فُطُورٍ۬ ﻿﻿ ثُمَّ ٱرۡجِعِ ٱلۡبَصَرَ كَرَّتَيۡنِ يَنقَلِبۡ إِلَيۡكَ ٱلۡبَصَرُ خَاسِئً۬ا وَهُوَ حَسِيرٌ۬ ﻿﻿ وَلَقَدۡ زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنۡيَا بِمَصَـٰبِيحَ وَجَعَلۡنَـٰهَا رُجُومً۬ا لِّلشَّيَـٰطِينِ‌ۖ وَأَعۡتَدۡنَا لَهُمۡ عَذَابَ ٱلسَّعِيرِ ﻿﻿ وَلِلَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّہِمۡ عَذَابُ جَهَنَّمَ‌ۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ ﻿﻿ إِذَآ أُلۡقُواْ فِيہَا سَمِعُواْ لَهَا شَہِيقً۬ا وَهِىَ تَفُورُ ﻿﻿ تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ ٱلۡغَيۡظِ‌ۖ كُلَّمَآ أُلۡقِىَ فِيہَا فَوۡجٌ۬ سَأَلَهُمۡ خَزَنَتُہَآ أَلَمۡ يَأۡتِكُمۡ نَذِيرٌ۬ ﻿﻿ قَالُواْ بَلَىٰ قَدۡ جَآءَنَا نَذِيرٌ۬ فَكَذَّبۡنَا وَقُلۡنَا مَا نَزَّلَ ٱللَّهُ مِن شَىۡءٍ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا فِى ضَلَـٰلٍ۬ كَبِيرٍ۬ ﻿﻿ وَقَالُواْ لَوۡ كُنَّا نَسۡمَعُ أَوۡ نَعۡقِلُ مَا كُنَّا فِىٓ أَصۡحَـٰبِ ٱلسَّعِيرِ ﻿﻿ فَٱعۡتَرَفُواْ بِذَنۢبِہِمۡ فَسُحۡقً۬ا لِّأَصۡحَـٰبِ ٱلسَّعِيرِ ﻿﻿ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَخۡشَوۡنَ رَبَّهُم بِٱلۡغَيۡبِ لَهُم مَّغۡفِرَةٌ۬ وَأَجۡرٌ۬ كَبِيرٌ۬ ﻿﻿ وَأَسِرُّواْ قَوۡلَكُمۡ أَوِ ٱجۡهَرُواْ بِهِۦۤ‌ۖ إِنَّهُ ۥ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ ﻿﻿ أَلَا يَعۡلَمُ مَنۡ خَلَقَ وَهُوَ ٱللَّطِيفُ ٱلۡخَبِيرُ ﻿﻿ هُوَ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلۡأَرۡضَ ذَلُولاً۬ فَٱمۡشُواْ فِى مَنَاكِبِہَا وَكُلُواْ مِن رِّزۡقِهِۦ‌ۖ وَإِلَيۡهِ ٱلنُّشُورُ ﻿﻿ ءَأَمِنتُم مَّن فِى ٱلسَّمَآءِ أَن يَخۡسِفَ بِكُمُ ٱلۡأَرۡضَ فَإِذَا هِىَ تَمُورُ ﻿﻿ أَمۡ أَمِنتُم مَّن فِى ٱلسَّمَآءِ أَن يُرۡسِلَ عَلَيۡكُمۡ حَاصِبً۬ا‌ۖ فَسَتَعۡلَمُونَ كَيۡفَ نَذِيرِ ﻿﻿ وَلَقَدۡ كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ فَكَيۡفَ كَانَ نَكِيرِ ﻿﻿ أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ إِلَى ٱلطَّيۡرِ فَوۡقَهُمۡ صَـٰٓفَّـٰتٍ۬ وَيَقۡبِضۡنَ‌ۚ مَا يُمۡسِكُهُنَّ إِلَّا ٱلرَّحۡمَـٰنُ‌ۚ إِنَّهُ ۥ بِكُلِّ شَىۡءِۭ بَصِيرٌ ﻿﻿ أَمَّنۡ هَـٰذَا ٱلَّذِى هُوَ جُندٌ۬ لَّكُمۡ يَنصُرُكُم مِّن دُونِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ‌ۚ إِنِ ٱلۡكَـٰفِرُونَ إِلَّا فِى غُرُورٍ ﻿﻿ أَمَّنۡ هَـٰذَا ٱلَّذِى يَرۡزُقُكُمۡ إِنۡ أَمۡسَكَ رِزۡقَهُ ۥ‌ۚ بَل لَّجُّواْ فِى عُتُوٍّ۬ وَنُفُورٍ ﻿﻿ أَفَمَن يَمۡشِى مُكِبًّا عَلَىٰ وَجۡهِهِۦۤ أَهۡدَىٰٓ أَمَّن يَمۡشِى سَوِيًّا عَلَىٰ صِرَٲطٍ۬ مُّسۡتَقِيمٍ۬ ﻿﻿ قُلۡ هُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَكُمۡ وَجَعَلَ لَكُمُ ٱلسَّمۡعَ وَٱلۡأَبۡصَـٰرَ وَٱلۡأَفۡـِٔدَةَ‌ۖ قَلِيلاً۬ مَّا تَشۡكُرُونَ ﻿﻿ قُلۡ هُوَ ٱلَّذِى ذَرَأَكُمۡ فِى ٱلۡأَرۡضِ وَإِلَيۡهِ تُحۡشَرُونَ ﻿﻿ وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَـٰذَا ٱلۡوَعۡدُ إِن كُنتُمۡ صَـٰدِقِينَ ﻿﻿ قُلۡ إِنَّمَا ٱلۡعِلۡمُ عِندَ ٱللَّهِ وَإِنَّمَآ أَنَا۟ نَذِيرٌ۬ مُّبِينٌ۬ ﻿﻿ فَلَمَّا رَأَوۡهُ زُلۡفَةً۬ سِيٓـَٔتۡ وُجُوهُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَقِيلَ هَـٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَدَّعُونَ ﻿﻿ قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِنۡ أَهۡلَكَنِىَ ٱللَّهُ وَمَن مَّعِىَ أَوۡ رَحِمَنَا فَمَن يُجِيرُ ٱلۡكَـٰفِرِينَ مِنۡ عَذَابٍ أَلِيمٍ۬ ﻿﻿ قُلۡ هُوَ ٱلرَّحۡمَـٰنُ ءَامَنَّا بِهِۦ وَعَلَيۡهِ تَوَكَّلۡنَا‌ۖ فَسَتَعۡلَمُونَ مَنۡ هُوَ فِى ضَلَـٰلٍ۬ مُّبِينٍ۬ ﻿﻿ قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِنۡ أَصۡبَحَ مَآؤُكُمۡ غَوۡرً۬ا فَمَن يَأۡتِيكُم بِمَآءٍ۬ مَّعِينِۭ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Nebe Suresi Amme Arapça Okunuşu</span><br />
<br />
سُوۡرَةُ النّبَإِ<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ ﻿﻿ عَنِ ٱلنَّبَإِ ٱلۡعَظِيمِ ﻿﻿ ٱلَّذِى هُمۡ فِيهِ مُخۡتَلِفُونَ ﻿﻿ كَلَّا سَيَعۡلَمُونَ ﻿﻿ ثُمَّ كَلَّا سَيَعۡلَمُونَ ﻿﻿ أَلَمۡ نَجۡعَلِ ٱلۡأَرۡضَ مِهَـٰدً۬ا ﻿﻿ وَٱلۡجِبَالَ أَوۡتَادً۬ا ﻿﻿ وَخَلَقۡنَـٰكُمۡ أَزۡوَٲجً۬ا ﻿﻿ وَجَعَلۡنَا نَوۡمَكُمۡ سُبَاتً۬ا ﻿﻿ وَجَعَلۡنَا ٱلَّيۡلَ لِبَاسً۬ا ﻿﻿ وَجَعَلۡنَا ٱلنَّہَارَ مَعَاشً۬ا ﻿﻿ وَبَنَيۡنَا فَوۡقَكُمۡ سَبۡعً۬ا شِدَادً۬ا ﻿﻿ وَجَعَلۡنَا سِرَاجً۬ا وَهَّاجً۬ا ﻿﻿ وَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلۡمُعۡصِرَٲتِ مَآءً۬ ثَجَّاجً۬ا ﻿﻿ لِّنُخۡرِجَ بِهِۦ حَبًّ۬ا وَنَبَاتً۬ا ﻿﻿ وَجَنَّـٰتٍ أَلۡفَافًا ﻿﻿ إِنَّ يَوۡمَ ٱلۡفَصۡلِ كَانَ مِيقَـٰتً۬ا ﻿﻿ يَوۡمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ فَتَأۡتُونَ أَفۡوَاجً۬ا ﻿﻿ وَفُتِحَتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتۡ أَبۡوَٲبً۬ا ﻿﻿ وَسُيِّرَتِ ٱلۡجِبَالُ فَكَانَتۡ سَرَابًا ﻿﻿ إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتۡ مِرۡصَادً۬ا ﻿﻿ لِّلطَّـٰغِينَ مَـَٔابً۬ا ﻿﻿ لَّـٰبِثِينَ فِيہَآ أَحۡقَابً۬ا ﻿﻿ لَّا يَذُوقُونَ فِيہَا بَرۡدً۬ا وَلَا شَرَابًا ﻿﻿ إِلَّا حَمِيمً۬ا وَغَسَّاقً۬ا ﻿﻿ جَزَآءً۬ وِفَاقًا ﻿﻿ إِنَّہُمۡ ڪَانُواْ لَا يَرۡجُونَ حِسَابً۬ا ﻿﻿ وَكَذَّبُواْ بِـَٔايَـٰتِنَا كِذَّابً۬ا ﻿﻿ وَكُلَّ شَىۡءٍ أَحۡصَيۡنَـٰهُ ڪِتَـٰبً۬ا ﻿﻿ فَذُوقُواْ فَلَن نَّزِيدَكُمۡ إِلَّا عَذَابًا ﻿﻿ إِنَّ لِلۡمُتَّقِينَ مَفَازًا ﻿﻿ حَدَآٮِٕقَ وَأَعۡنَـٰبً۬ا ﻿﻿ وَكَوَاعِبَ أَتۡرَابً۬ا ﻿﻿ وَكَأۡسً۬ا دِهَاقً۬ا ﻿﻿ لَّا يَسۡمَعُونَ فِيہَا لَغۡوً۬ا وَلَا كِذَّٲبً۬ا ﻿﻿ جَزَآءً۬ مِّن رَّبِّكَ عَطَآءً حِسَابً۬ا ﻿﻿ رَّبِّ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَہُمَا ٱلرَّحۡمَـٰنِ‌ۖ لَا يَمۡلِكُونَ مِنۡهُ خِطَابً۬ا ﻿﻿ يَوۡمَ يَقُومُ ٱلرُّوحُ وَٱلۡمَلَـٰٓٮِٕكَةُ صَفًّ۬ا‌ۖ لَّا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنۡ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحۡمَـٰنُ وَقَالَ صَوَابً۬ا ﻿﻿ ذَٲلِكَ ٱلۡيَوۡمُ ٱلۡحَقُّ‌ۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ مَـَٔابًا ﻿﻿ إِنَّآ أَنذَرۡنَـٰكُمۡ عَذَابً۬ا قَرِيبً۬ا يَوۡمَ يَنظُرُ ٱلۡمَرۡءُ مَا قَدَّمَتۡ يَدَاهُ وَيَقُولُ ٱلۡكَافِرُ يَـٰلَيۡتَنِى كُنتُ تُرَٲبَۢا ﻿﻿<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Cuma Suresi Arapça Okunuşu</span><br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ الجُمُعَة<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَمَا فِى ٱلۡأَرۡضِ ٱلۡمَلِكِ ٱلۡقُدُّوسِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡحَكِيمِ ﻿﻿ هُوَ ٱلَّذِى بَعَثَ فِى ٱلۡأُمِّيِّـۧنَ رَسُولاً۬ مِّنۡہُمۡ يَتۡلُواْ عَلَيۡہِمۡ ءَايَـٰتِهِۦ وَيُزَكِّيہِمۡ وَيُعَلِّمُهُمُ ٱلۡكِتَـٰبَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَإِن كَانُواْ مِن قَبۡلُ لَفِى ضَلَـٰلٍ۬ مُّبِينٍ۬ ﻿﻿ وَءَاخَرِينَ مِنۡہُمۡ لَمَّا يَلۡحَقُواْ بِہِمۡ‌ۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ ﻿﻿ ذَٲلِكَ فَضۡلُ ٱللَّهِ يُؤۡتِيهِ مَن يَشَآءُ‌ۚ وَٱللَّهُ ذُو ٱلۡفَضۡلِ ٱلۡعَظِيمِ ﻿﻿ مَثَلُ ٱلَّذِينَ حُمِّلُواْ ٱلتَّوۡرَٮٰةَ ثُمَّ لَمۡ يَحۡمِلُوهَا كَمَثَلِ ٱلۡحِمَارِ يَحۡمِلُ أَسۡفَارَۢا‌ۚ بِئۡسَ مَثَلُ ٱلۡقَوۡمِ ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بِـَٔايَـٰتِ ٱللَّهِ‌ۚ وَٱللَّهُ لَا يَہۡدِى ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّـٰلِمِينَ ﻿﻿ قُلۡ يَـٰٓأَيُّہَا ٱلَّذِينَ هَادُوٓاْ إِن زَعَمۡتُمۡ أَنَّكُمۡ أَوۡلِيَآءُ لِلَّهِ مِن دُونِ ٱلنَّاسِ فَتَمَنَّوُاْ ٱلۡمَوۡتَ إِن كُنتُمۡ صَـٰدِقِينَ ﻿﻿ وَلَا يَتَمَنَّوۡنَهُ ۥۤ أَبَدَۢا بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيهِمۡ‌ۚ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِٱلظَّـٰلِمِينَ ﻿﻿ قُلۡ إِنَّ ٱلۡمَوۡتَ ٱلَّذِى تَفِرُّونَ مِنۡهُ فَإِنَّهُ ۥ مُلَـٰقِيڪُمۡ‌ۖ ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلَىٰ عَـٰلِمِ ٱلۡغَيۡبِ وَٱلشَّهَـٰدَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ ﻿﻿ يَـٰٓأَيُّہَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا نُودِىَ لِلصَّلَوٰةِ مِن يَوۡمِ ٱلۡجُمُعَةِ فَٱسۡعَوۡاْ إِلَىٰ ذِكۡرِ ٱللَّهِ وَذَرُواْ ٱلۡبَيۡعَ‌ۚ ذَٲلِكُمۡ خَيۡرٌ۬ لَّكُمۡ إِن كُنتُمۡ تَعۡلَمُونَ ﻿﻿ فَإِذَا قُضِيَتِ ٱلصَّلَوٰةُ فَٱنتَشِرُواْ فِى ٱلۡأَرۡضِ وَٱبۡتَغُواْ مِن فَضۡلِ ٱللَّهِ وَٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ كَثِيرً۬ا لَّعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ ﻿﻿ وَإِذَا رَأَوۡاْ تِجَـٰرَةً أَوۡ لَهۡوًا ٱنفَضُّوٓاْ إِلَيۡہَا وَتَرَكُوكَ قَآٮِٕمً۬ا‌ۚ قُلۡ مَا عِندَ ٱللَّهِ خَيۡرٌ۬ مِّنَ ٱللَّهۡوِ وَمِنَ ٱلتِّجَـٰرَةِ‌ۚ وَٱللَّهُ خَيۡرُ ٱلرَّٲزِقِينَ ﻿﻿<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bakara Suresi 153 ile 157 . Ayetler</span><br />
<br />
سُوۡرَةُ البَقَرَة<br />
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱسۡتَعِينُواْ بِٱلصَّبۡرِ وَٱلصَّلَوٰةِ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلصَّـٰبِرِينَ ﻿﻿ وَلَا تَقُولُواْ لِمَن يُقۡتَلُ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ أَمۡوَٲتُۢ‌ۚ بَلۡ أَحۡيَآءٌ۬ وَلَـٰكِن لَّا تَشۡعُرُونَ ﻿﻿ وَلَنَبۡلُوَنَّكُم بِشَىۡءٍ۬ مِّنَ ٱلۡخَوۡفِ وَٱلۡجُوعِ وَنَقۡصٍ۬ مِّنَ ٱلۡأَمۡوَٲلِ وَٱلۡأَنفُسِ وَٱلثَّمَرَٲتِ‌ۗ وَبَشِّرِ ٱلصَّـٰبِرِينَ ﻿﻿ ٱلَّذِينَ إِذَآ أَصَـٰبَتۡهُم مُّصِيبَةٌ۬ قَالُوٓاْ إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّآ إِلَيۡهِ رَٲجِعُونَ ﻿﻿ أُوْلَـٰٓٮِٕكَ عَلَيۡہِمۡ صَلَوَٲتٌ۬ مِّن رَّبِّهِمۡ وَرَحۡمَةٌ۬‌ۖ وَأُوْلَـٰٓٮِٕكَ هُمُ ٱلۡمُهۡتَدُونَ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AYETEL KÜRSİ BAKARA Suresi Âyet - 255</span><br />
<br />
سُوۡرَةُ البَقَرَة<br />
ٱللَّهُ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلۡحَىُّ ٱلۡقَيُّومُ‌ۚ لَا تَأۡخُذُهُ ۥ سِنَةٌ۬ وَلَا نَوۡمٌ۬‌ۚ لَّهُ ۥ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَمَا فِى ٱلۡأَرۡضِ‌ۗ مَن ذَا ٱلَّذِى يَشۡفَعُ عِندَهُ ۥۤ إِلَّا بِإِذۡنِهِۦ‌ۚ يَعۡلَمُ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُمۡ‌ۖ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَىۡءٍ۬ مِّنۡ عِلۡمِهِۦۤ إِلَّا بِمَا شَآءَ‌ۚ وَسِعَ كُرۡسِيُّهُ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضَ‌ۖ وَلَا يَـُٔودُهُ ۥ حِفۡظُهُمَا‌ۚ وَهُوَ ٱلۡعَلِىُّ ٱلۡعَظِيمُ ﻿      <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Haşr Suresi Son Ayetler Levenzelna veya Hüvallahüllezi Arapça Okunuşu 21 ile 24. Ayetler</span><br />
<br />
سُوۡرَةُ الحَشر<br />
لَوۡ أَنزَلۡنَا هَـٰذَا ٱلۡقُرۡءَانَ عَلَىٰ جَبَلٍ۬ لَّرَأَيۡتَهُ ۥ خَـٰشِعً۬ا مُّتَصَدِّعً۬ا مِّنۡ خَشۡيَةِ ٱللَّهِ‌ۚ وَتِلۡكَ ٱلۡأَمۡثَـٰلُ نَضۡرِبُہَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمۡ يَتَفَكَّرُونَ ﻿﻿ هُوَ ٱللَّهُ ٱلَّذِى لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ‌ۖ عَـٰلِمُ ٱلۡغَيۡبِ وَٱلشَّهَـٰدَةِ‌ۖ هُوَ ٱلرَّحۡمَـٰنُ ٱلرَّحِيمُ ﻿﻿ هُوَ ٱللَّهُ ٱلَّذِى لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلۡمَلِكُ ٱلۡقُدُّوسُ ٱلسَّلَـٰمُ ٱلۡمُؤۡمِنُ ٱلۡمُهَيۡمِنُ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡجَبَّارُ ٱلۡمُتَڪَبِّرُ‌ۚ سُبۡحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشۡرِڪُونَ ﻿﻿ هُوَ ٱللَّهُ ٱلۡخَـٰلِقُ ٱلۡبَارِئُ ٱلۡمُصَوِّرُ‌ۖ لَهُ ٱلۡأَسۡمَآءُ ٱلۡحُسۡنَىٰ‌ۚ يُسَبِّحُ لَهُ ۥ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضِ‌ۖ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tarık Suresi Arapça Okunuşu</span><br />
<br />
سُوۡرَةُ الطّارق<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
وَٱلسَّمَآءِ وَٱلطَّارِقِ ﻿﻿ وَمَآ أَدۡرَٮٰكَ مَا ٱلطَّارِقُ ﻿﻿ ٱلنَّجۡمُ ٱلثَّاقِبُ ﻿﻿ إِن كُلُّ نَفۡسٍ۬ لَّمَّا عَلَيۡہَا حَافِظٌ۬ ﻿﻿ فَلۡيَنظُرِ ٱلۡإِنسَـٰنُ مِمَّ خُلِقَ ﻿﻿ خُلِقَ مِن مَّآءٍ۬ دَافِقٍ۬ ﻿﻿ يَخۡرُجُ مِنۢ بَيۡنِ ٱلصُّلۡبِ وَٱلتَّرَآٮِٕبِ ﻿﻿ إِنَّهُ ۥ عَلَىٰ رَجۡعِهِۦ لَقَادِرٌ۬ ﻿﻿ يَوۡمَ تُبۡلَى ٱلسَّرَآٮِٕرُ ﻿﻿ فَمَا لَهُ ۥ مِن قُوَّةٍ۬ وَلَا نَاصِرٍ۬ ﻿﻿ وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلرَّجۡعِ ﻿﻿ وَٱلۡأَرۡضِ ذَاتِ ٱلصَّدۡعِ ﻿﻿ إِنَّهُ ۥ لَقَوۡلٌ۬ فَصۡلٌ۬ ﻿﻿ وَمَا هُوَ بِٱلۡهَزۡلِ ﻿﻿ إِنَّہُمۡ يَكِيدُونَ كَيۡدً۬ا ﻿﻿ وَأَكِيدُ كَيۡدً۬ا ﻿﻿ فَمَهِّلِ ٱلۡكَـٰفِرِينَ أَمۡهِلۡهُمۡ رُوَيۡدَۢا ﻿﻿<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Duha Suresi Arapça Okunuşu</span><br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ الِضُّحىٰ<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
وَٱلضُّحَىٰ ﻿﻿ وَٱلَّيۡلِ إِذَا سَجَىٰ ﻿﻿ مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَىٰ ﻿﻿ وَلَلۡأَخِرَةُ خَيۡرٌ۬ لَّكَ مِنَ ٱلۡأُولَىٰ ﻿﻿ وَلَسَوۡفَ يُعۡطِيكَ رَبُّكَ فَتَرۡضَىٰٓ ﻿﻿ أَلَمۡ يَجِدۡكَ يَتِيمً۬ا فَـَٔاوَىٰ ﻿﻿ وَوَجَدَكَ ضَآلاًّ۬ فَهَدَىٰ ﻿﻿ وَوَجَدَكَ عَآٮِٕلاً۬ فَأَغۡنَىٰ ﻿﻿ فَأَمَّا ٱلۡيَتِيمَ فَلَا تَقۡهَرۡ ﻿﻿ وَأَمَّا ٱلسَّآٮِٕلَ فَلَا تَنۡہَرۡ ﻿﻿ وَأَمَّا بِنِعۡمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثۡ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">inşirah Suresi Arapça Okunuşu</span><br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ الشَّرح<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
أَلَمۡ نَشۡرَحۡ لَكَ صَدۡرَكَ ﻿﻿ وَوَضَعۡنَا عَنكَ وِزۡرَكَ ﻿﻿ ٱلَّذِىٓ أَنقَضَ ظَهۡرَكَ ﻿﻿ وَرَفَعۡنَا لَكَ ذِكۡرَكَ ﻿﻿ فَإِنَّ مَعَ ٱلۡعُسۡرِ يُسۡرًا ﻿﻿ إِنَّ مَعَ ٱلۡعُسۡرِ يُسۡرً۬ا ﻿﻿ فَإِذَا فَرَغۡتَ فَٱنصَبۡ ﻿﻿ وَإِلَىٰ رَبِّكَ فَٱرۡغَب ﻿﻿<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Vettin - Tin Suresi Arapça Okunuşu</span><br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ التِّین<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
وَٱلتِّينِ وَٱلزَّيۡتُونِ ﻿﻿ وَطُورِ سِينِينَ ﻿﻿ وَهَـٰذَا ٱلۡبَلَدِ ٱلۡأَمِينِ ﻿﻿ لَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَـٰنَ فِىٓ أَحۡسَنِ تَقۡوِيمٍ۬ ﻿﻿ ثُمَّ رَدَدۡنَـٰهُ أَسۡفَلَ سَـٰفِلِينَ ﻿﻿ إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ فَلَهُمۡ أَجۡرٌ غَيۡرُ مَمۡنُونٍ۬ ﻿﻿ فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعۡدُ بِٱلدِّينِ ﻿﻿ أَلَيۡسَ ٱللَّهُ بِأَحۡكَمِ ٱلۡحَـٰكِمِينَ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kadir Suresi Arapça Okunuşu</span><br />
<br />
سُوۡرَةُ القَدر<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
إِنَّآ أَنزَلۡنَـٰهُ فِى لَيۡلَةِ ٱلۡقَدۡرِ ﻿﻿ وَمَآ أَدۡرَٮٰكَ مَا لَيۡلَةُ ٱلۡقَدۡرِ ﻿﻿ لَيۡلَةُ ٱلۡقَدۡرِ خَيۡرٌ۬ مِّنۡ أَلۡفِ شَہۡرٍ۬ ﻿﻿ تَنَزَّلُ ٱلۡمَلَـٰٓٮِٕكَةُ وَٱلرُّوحُ فِيہَا بِإِذۡنِ رَبِّہِم مِّن كُلِّ أَمۡرٍ۬ ﻿﻿ سَلَـٰمٌ هِىَ حَتَّىٰ مَطۡلَعِ ٱلۡفَجۡرِ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tekasür Suresi Arapça Okunuşu</span><br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ التّکاثُر<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
أَلۡهَٮٰكُمُ ٱلتَّكَاثُرُ ﻿﻿ حَتَّىٰ زُرۡتُمُ ٱلۡمَقَابِرَ ﻿﻿ كَلَّا سَوۡفَ تَعۡلَمُونَ ﻿﻿ ثُمَّ كَلَّا سَوۡفَ تَعۡلَمُونَ ﻿﻿ كَلَّا لَوۡ تَعۡلَمُونَ عِلۡمَ ٱلۡيَقِينِ ﻿﻿ لَتَرَوُنَّ ٱلۡجَحِيمَ ﻿﻿ ثُمَّ لَتَرَوُنَّہَا عَيۡنَ ٱلۡيَقِينِ ﻿﻿ ثُمَّ لَتُسۡـَٔلُنَّ يَوۡمَٮِٕذٍ عَنِ ٱلنَّعِيمِ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Asr Suresi Arapça Okunuşu</span><br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ العَصر<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
وَٱلۡعَصۡرِ ﻿﻿ إِنَّ ٱلۡإِنسَـٰنَ لَفِى خُسۡرٍ ﻿﻿ إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَتَوَاصَوۡاْ بِٱلۡحَقِّ وَتَوَاصَوۡاْ بِٱلصَّبۡرِ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ الفِیل<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
أَلَمۡ تَرَ كَيۡفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِأَصۡحَـٰبِ ٱلۡفِيلِ ﻿﻿ أَلَمۡ يَجۡعَلۡ كَيۡدَهُمۡ فِى تَضۡلِيلٍ۬ ﻿﻿ وَأَرۡسَلَ عَلَيۡہِمۡ طَيۡرًا أَبَابِيلَ ﻿﻿ تَرۡمِيهِم بِحِجَارَةٍ۬ مِّن سِجِّيلٍ۬ ﻿﻿ فَجَعَلَهُمۡ كَعَصۡفٍ۬ مَّأۡڪُولِۭ ﻿﻿<br />
<br />
سُوۡرَةُ قُرَیش<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
لِإِيلَـٰفِ قُرَيۡشٍ ﻿﻿ إِیلَـٰفِهِمۡ رِحۡلَةَ ٱلشِّتَآءِ وَٱلصَّيۡفِ ﻿﻿ فَلۡيَعۡبُدُواْ رَبَّ هَـٰذَا ٱلۡبَيۡتِ ﻿﻿ ٱلَّذِىٓ أَطۡعَمَهُم مِّن جُوعٍ۬ وَءَامَنَهُم مِّنۡ خَوۡفِۭ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ المَاعون<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
أَرَءَيۡتَ ٱلَّذِى يُكَذِّبُ بِٱلدِّينِ ﻿﻿ فَذَٲلِكَ ٱلَّذِى يَدُعُّ ٱلۡيَتِيمَ ﻿﻿ وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلۡمِسۡكِينِ ﻿﻿ فَوَيۡلٌ۬ لِّلۡمُصَلِّينَ ﻿﻿ ٱلَّذِينَ هُمۡ عَن صَلَاتِہِمۡ سَاهُونَ ﻿﻿ ٱلَّذِينَ هُمۡ يُرَآءُونَ ﻿﻿ وَيَمۡنَعُونَ ٱلۡمَاعُونَ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ الکَوثَر<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
إِنَّآ أَعۡطَيۡنَـٰكَ ٱلۡكَوۡثَرَ ﻿﻿ فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَٱنۡحَرۡ ﻿﻿ إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ ٱلۡأَبۡتَرُ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ الکافِرون<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
قُلۡ يَـٰٓأَيُّہَا ٱلۡڪَـٰفِرُونَ ﻿﻿ لَآ أَعۡبُدُ مَا تَعۡبُدُونَ ﻿﻿ وَلَآ أَنتُمۡ عَـٰبِدُونَ مَآ أَعۡبُدُ ﻿﻿ وَلَآ أَنَا۟ عَابِدٌ۬ مَّا عَبَدتُّمۡ ﻿﻿ وَلَآ أَنتُمۡ عَـٰبِدُونَ مَآ أَعۡبُدُ ﻿﻿ لَكُمۡ دِينُكُمۡ وَلِىَ دِينِ ﻿﻿<br />
<br />
سُوۡرَةُ النّصر<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
إِذَا جَآءَ نَصۡرُ ٱللَّهِ وَٱلۡفَتۡحُ ﻿﻿ وَرَأَيۡتَ ٱلنَّاسَ يَدۡخُلُونَ فِى دِينِ ٱللَّهِ أَفۡوَاجً۬ا ﻿﻿ فَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ وَٱسۡتَغۡفِرۡهُ‌ۚ إِنَّهُ ۥ ڪَانَ تَوَّابَۢا ﻿﻿<br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ لهب / المَسَد<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
تَبَّتۡ يَدَآ أَبِى لَهَبٍ۬ وَتَبَّ ﻿﻿ مَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُ مَالُهُ ۥ وَمَا ڪَسَبَ ﻿﻿ سَيَصۡلَىٰ نَارً۬ا ذَاتَ لَهَبٍ۬ ﻿﻿ وَٱمۡرَأَتُهُ ۥ حَمَّالَةَ ٱلۡحَطَبِ ﻿﻿ فِى جِيدِهَا حَبۡلٌ۬ مِّن مَّسَدِۭ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ الإخلاص<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
قُلۡ هُوَ ٱللَّهُ أَحَدٌ ﻿﻿ ٱللَّهُ ٱلصَّمَدُ ﻿﻿ لَمۡ يَلِدۡ وَلَمۡ يُولَدۡ ﻿﻿ وَلَمۡ يَكُن لَّهُ ۥ ڪُفُوًا أَحَدٌ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ الفَلَق<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
قُلۡ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلۡفَلَقِ ﻿﻿ مِن شَرِّ مَا خَلَقَ ﻿﻿ وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ ﻿﻿ وَمِن شَرِّ ٱلنَّفَّـٰثَـٰتِ فِى ٱلۡعُقَدِ ﻿﻿ وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ النَّاس<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
قُلۡ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلنَّاسِ ﻿﻿ مَلِكِ النَّاسِ ﻿﻿ إِلَـٰهِ ٱلنَّاسِ ﻿﻿ مِن شَرِّ ٱلۡوَسۡوَاسِ ٱلۡخَنَّاسِ ﻿﻿ ٱلَّذِى يُوَسۡوِسُ فِى صُدُورِ ٱلنَّاسِ ﻿﻿ مِنَ ٱلۡجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bakara Suresi ilk 5 Ayeti Arapça</span><br />
<br />
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
الٓمٓ<br />
ذَٰلِكَ ٱلْكِتَٰبُ لَا رَيْبَ ۛ فِيهِ ۛ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ<br />
ٱلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِٱلْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَمِمَّا رَزَقْنَٰهُمْ يُنفِقُونَ<br />
وَٱلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِٱلْءَاخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ<br />
أُو۟لَٰٓئِكَ عَلَىٰ هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ ۖ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ<br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ الفَاتِحَة<br />
أعوذ بالله من الشيطان الرجيم<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ العَالَمِينَ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ إيَّاكَ نَعْبُدُ وإيَّاكَ نَسْتَعِينُ اِهْدِنَا الصِّراطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ أنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلاَ الضَّالِّيِ<br />
</span><br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">VERSION 2</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Yasin suresi - Arapça Okunuşu</span><br />
<br />
سُوۡرَةُ یسٓ<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
يسٓ ﻿﻿ وَٱلۡقُرۡءَانِ ٱلۡحَكِيمِ ﻿﻿ إِنَّكَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ ﻿﻿ عَلَىٰ صِرَٲطٍ۬ مُّسۡتَقِيمٍ۬ ﻿﻿ تَنزِيلَ ٱلۡعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ ﻿﻿ لِتُنذِرَ قَوۡمً۬ا مَّآ أُنذِرَ ءَابَآؤُهُمۡ فَهُمۡ غَـٰفِلُونَ ﻿﻿ لَقَدۡ حَقَّ ٱلۡقَوۡلُ عَلَىٰٓ أَكۡثَرِهِمۡ فَهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ ﻿﻿ إِنَّا جَعَلۡنَا فِىٓ أَعۡنَـٰقِهِمۡ أَغۡلَـٰلاً۬ فَهِىَ إِلَى ٱلۡأَذۡقَانِ فَهُم مُّقۡمَحُونَ ﻿﻿ وَجَعَلۡنَا مِنۢ بَيۡنِ أَيۡدِيہِمۡ سَدًّ۬ا وَمِنۡ خَلۡفِهِمۡ سَدًّ۬ا فَأَغۡشَيۡنَـٰهُمۡ فَهُمۡ لَا يُبۡصِرُونَ ﻿﻿ وَسَوَآءٌ عَلَيۡہِمۡ ءَأَنذَرۡتَهُمۡ أَمۡ لَمۡ تُنذِرۡهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ ﻿﻿ إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلذِّڪۡرَ وَخَشِىَ ٱلرَّحۡمَـٰنَ بِٱلۡغَيۡبِۖ فَبَشِّرۡهُ بِمَغۡفِرَةٍ۬ وَأَجۡرٍ۬ ڪَرِيمٍ ﻿﻿ إِنَّا نَحۡنُ نُحۡىِ ٱلۡمَوۡتَىٰ وَنَڪۡتُبُ مَا قَدَّمُواْ وَءَاثَـٰرَهُمۡۚ وَكُلَّ شَىۡءٍ أَحۡصَيۡنَـٰهُ فِىٓ إِمَامٍ۬ مُّبِينٍ۬ ﻿﻿ وَٱضۡرِبۡ لَهُم مَّثَلاً أَصۡحَـٰبَ ٱلۡقَرۡيَةِ إِذۡ جَآءَهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ ﻿﻿ إِذۡ أَرۡسَلۡنَآ إِلَيۡہِمُ ٱثۡنَيۡنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزۡنَا بِثَالِثٍ۬ فَقَالُوٓاْ إِنَّآ إِلَيۡكُم مُّرۡسَلُونَ ﻿﻿ قَالُواْ مَآ أَنتُمۡ إِلَّا بَشَرٌ۬ مِّثۡلُنَا وَمَآ أَنزَلَ ٱلرَّحۡمَـٰنُ مِن شَىۡءٍ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا تَكۡذِبُونَ ﻿﻿ قَالُواْ رَبُّنَا يَعۡلَمُ إِنَّآ إِلَيۡكُمۡ لَمُرۡسَلُونَ ﻿﻿ وَمَا عَلَيۡنَآ إِلَّا ٱلۡبَلَـٰغُ ٱلۡمُبِينُ ﻿﻿ قَالُوٓاْ إِنَّا تَطَيَّرۡنَا بِكُمۡۖ لَٮِٕن لَّمۡ تَنتَهُواْ لَنَرۡجُمَنَّكُمۡ وَلَيَمَسَّنَّكُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ۬ ﻿﻿ قَالُواْ طَـٰٓٮِٕرُكُم مَّعَكُمۡۚ أَٮِٕن ذُڪِّرۡتُمۚ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمٌ۬ مُّسۡرِفُونَ ﻿﻿ وَجَآءَ مِنۡ أَقۡصَا ٱلۡمَدِينَةِ رَجُلٌ۬ يَسۡعَىٰ قَالَ يَـٰقَوۡمِ ٱتَّبِعُواْ ٱلۡمُرۡسَلِينَ ﻿﻿ ٱتَّبِعُواْ مَن لَّا يَسۡـٴَـلُكُمۡ أَجۡرً۬ا وَهُم مُّهۡتَدُونَ ﻿﻿ وَمَا لِىَ لَآ أَعۡبُدُ ٱلَّذِى فَطَرَنِى وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ ﻿﻿ ءَأَتَّخِذُ مِن دُونِهِۦۤ ءَالِهَةً إِن يُرِدۡنِ ٱلرَّحۡمَـٰنُ بِضُرٍّ۬ لَّا تُغۡنِ عَنِّى شَفَـٰعَتُهُمۡ شَيۡـًٔ۬ا وَلَا يُنقِذُونِ ﻿﻿ إِنِّىٓ إِذً۬ا لَّفِى ضَلَـٰلٍ۬ مُّبِينٍ ﻿﻿ إِنِّىٓ ءَامَنتُ بِرَبِّكُمۡ فَٱسۡمَعُونِ ﻿﻿ قِيلَ ٱدۡخُلِ ٱلۡجَنَّةَۖ قَالَ يَـٰلَيۡتَ قَوۡمِى يَعۡلَمُونَ ﻿﻿ بِمَا غَفَرَ لِى رَبِّى وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلۡمُكۡرَمِينَ ﻿﻿ ۞ وَمَآ أَنزَلۡنَا عَلَىٰ قَوۡمِهِۦ مِنۢ بَعۡدِهِۦ مِن جُندٍ۬ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا كُنَّا مُنزِلِينَ ﻿﻿ إِن كَانَتۡ إِلَّا صَيۡحَةً۬ وَٲحِدَةً۬ فَإِذَا هُمۡ خَـٰمِدُونَ ﻿﻿ يَـٰحَسۡرَةً عَلَى ٱلۡعِبَادِ‌ۚ مَا يَأۡتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَہۡزِءُونَ ﻿﻿ أَلَمۡ يَرَوۡاْ كَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّنَ ٱلۡقُرُونِ أَنَّہُمۡ إِلَيۡہِمۡ لَا يَرۡجِعُونَ ﻿﻿ وَإِن كُلٌّ۬ لَّمَّا جَمِيعٌ۬ لَّدَيۡنَا مُحۡضَرُونَ ﻿﻿ وَءَايَةٌ۬ لَّهُمُ ٱلۡأَرۡضُ ٱلۡمَيۡتَةُ أَحۡيَيۡنَـٰهَا وَأَخۡرَجۡنَا مِنۡہَا حَبًّ۬ا فَمِنۡهُ يَأۡڪُلُونَ ﻿﻿ وَجَعَلۡنَا فِيهَا جَنَّـٰتٍ۬ مِّن نَّخِيلٍ۬ وَأَعۡنَـٰبٍ۬ وَفَجَّرۡنَا فِيہَا مِنَ ٱلۡعُيُونِ ﻿﻿ لِيَأۡڪُلُواْ مِن ثَمَرِهِۦ وَمَا عَمِلَتۡهُ أَيۡدِيهِمۡ‌ۖ أَفَلَا يَشۡڪُرُونَ ﻿﻿ سُبۡحَـٰنَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلۡأَزۡوَٲجَ ڪُلَّهَا مِمَّا تُنۢبِتُ ٱلۡأَرۡضُ وَمِنۡ أَنفُسِهِمۡ وَمِمَّا لَا يَعۡلَمُونَ ﻿﻿ وَءَايَةٌ۬ لَّهُمُ ٱلَّيۡلُ نَسۡلَخُ مِنۡهُ ٱلنَّہَارَ فَإِذَا هُم مُّظۡلِمُونَ ﻿﻿ وَٱلشَّمۡسُ تَجۡرِى لِمُسۡتَقَرٍّ۬ لَّهَا‌ۚ ذَٲلِكَ تَقۡدِيرُ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡعَلِيمِ ﻿﻿ وَٱلۡقَمَرَ قَدَّرۡنَـٰهُ مَنَازِلَ حَتَّىٰ عَادَ كَٱلۡعُرۡجُونِ ٱلۡقَدِيمِ ﻿﻿ لَا ٱلشَّمۡسُ يَنۢبَغِى لَهَآ أَن تُدۡرِكَ ٱلۡقَمَرَ وَلَا ٱلَّيۡلُ سَابِقُ ٱلنَّہَارِ‌ۚ وَكُلٌّ۬ فِى فَلَكٍ۬ يَسۡبَحُونَ ﻿﻿ وَءَايَةٌ۬ لَّهُمۡ أَنَّا حَمَلۡنَا ذُرِّيَّتَہُمۡ فِى ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ ﻿﻿ وَخَلَقۡنَا لَهُم مِّن مِّثۡلِهِۦ مَا يَرۡكَبُونَ ﻿﻿ وَإِن نَّشَأۡ نُغۡرِقۡهُمۡ فَلَا صَرِيخَ لَهُمۡ وَلَا هُمۡ يُنقَذُونَ ﻿﻿ إِلَّا رَحۡمَةً۬ مِّنَّا وَمَتَـٰعًا إِلَىٰ حِينٍ۬ ﻿﻿ وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱتَّقُواْ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيكُمۡ وَمَا خَلۡفَكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تُرۡحَمُونَ ﻿﻿ وَمَا تَأۡتِيہِم مِّنۡ ءَايَةٍ۬ مِّنۡ ءَايَـٰتِ رَبِّہِمۡ إِلَّا كَانُواْ عَنۡہَا مُعۡرِضِينَ ﻿﻿ وَإِذَا قِيلَ لَهُمۡ أَنفِقُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ قَالَ ٱلَّذِينَ ڪَفَرُواْ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَنُطۡعِمُ مَن لَّوۡ يَشَآءُ ٱللَّهُ أَطۡعَمَهُ ۥۤ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا فِى ضَلَـٰلٍ۬ مُّبِينٍ۬ ﻿﻿ وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَـٰذَا ٱلۡوَعۡدُ إِن كُنتُمۡ صَـٰدِقِينَ ﻿﻿ مَا يَنظُرُونَ إِلَّا صَيۡحَةً۬ وَٲحِدَةً۬ تَأۡخُذُهُمۡ وَهُمۡ يَخِصِّمُونَ ﻿﻿ فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ تَوۡصِيَةً۬ وَلَآ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِمۡ يَرۡجِعُونَ ﻿﻿ وَنُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ ٱلۡأَجۡدَاثِ إِلَىٰ رَبِّهِمۡ يَنسِلُونَ ﻿﻿ قَالُواْ يَـٰوَيۡلَنَا مَنۢ بَعَثَنَا مِن مَّرۡقَدِنَاۜ‌ۗ هَـٰذَا مَا وَعَدَ ٱلرَّحۡمَـٰنُ وَصَدَقَ ٱلۡمُرۡسَلُونَ ﻿﻿ إِن ڪَانَتۡ إِلَّا صَيۡحَةً۬ وَٲحِدَةً۬ فَإِذَا هُمۡ جَمِيعٌ۬ لَّدَيۡنَا مُحۡضَرُونَ ﻿﻿ فَٱلۡيَوۡمَ لَا تُظۡلَمُ نَفۡسٌ۬ شَيۡـًٔ۬ا وَلَا تُجۡزَوۡنَ إِلَّا مَا ڪُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ ﻿﻿ إِنَّ أَصۡحَـٰبَ ٱلۡجَنَّةِ ٱلۡيَوۡمَ فِى شُغُلٍ۬ فَـٰكِهُونَ ﻿﻿ هُمۡ وَأَزۡوَٲجُهُمۡ فِى ظِلَـٰلٍ عَلَى ٱلۡأَرَآٮِٕكِ مُتَّكِـُٔونَ ﻿﻿ لَهُمۡ فِيہَا فَـٰكِهَةٌ۬ وَلَهُم مَّا يَدَّعُونَ ﻿﻿ سَلَـٰمٌ۬ قَوۡلاً۬ مِّن رَّبٍّ۬ رَّحِيمٍ۬ ﻿﻿ وَٱمۡتَـٰزُواْ ٱلۡيَوۡمَ أَيُّہَا ٱلۡمُجۡرِمُونَ ﻿﻿ ۞ أَلَمۡ أَعۡهَدۡ إِلَيۡكُمۡ يَـٰبَنِىٓ ءَادَمَ أَن لَّا تَعۡبُدُواْ ٱلشَّيۡطَـٰنَ‌ۖ إِنَّهُ ۥ لَكُمۡ عَدُوٌّ۬ مُّبِينٌ۬ ﻿﻿ وَأَنِ ٱعۡبُدُونِى‌ۚ هَـٰذَا صِرَٲطٌ۬ مُّسۡتَقِيمٌ۬ ﻿﻿ وَلَقَدۡ أَضَلَّ مِنكُمۡ جِبِلاًّ۬ كَثِيرًا‌ۖ أَفَلَمۡ تَكُونُواْ تَعۡقِلُونَ ﻿﻿ هَـٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِى كُنتُمۡ تُوعَدُونَ ﻿﻿ ٱصۡلَوۡهَا ٱلۡيَوۡمَ بِمَا كُنتُمۡ تَكۡفُرُونَ ﻿﻿ ٱلۡيَوۡمَ نَخۡتِمُ عَلَىٰٓ أَفۡوَٲهِهِمۡ وَتُكَلِّمُنَآ أَيۡدِيہِمۡ وَتَشۡہَدُ أَرۡجُلُهُم بِمَا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ ﻿﻿ وَلَوۡ نَشَآءُ لَطَمَسۡنَا عَلَىٰٓ أَعۡيُنِہِمۡ فَٱسۡتَبَقُواْ ٱلصِّرَٲطَ فَأَنَّىٰ يُبۡصِرُونَ ﻿﻿ وَلَوۡ نَشَآءُ لَمَسَخۡنَـٰهُمۡ عَلَىٰ مَڪَانَتِهِمۡ فَمَا ٱسۡتَطَـٰعُواْ مُضِيًّ۬ا وَلَا يَرۡجِعُونَ ﻿﻿ وَمَن نُّعَمِّرۡهُ نُنَڪِّسۡهُ فِى ٱلۡخَلۡقِ‌ۖ أَفَلَا يَعۡقِلُونَ ﻿﻿ وَمَا عَلَّمۡنَـٰهُ ٱلشِّعۡرَ وَمَا يَنۢبَغِى لَهُ ۥۤ‌ۚ إِنۡ هُوَ إِلَّا ذِكۡرٌ۬ وَقُرۡءَانٌ۬ مُّبِينٌ۬ ﻿﻿ لِّيُنذِرَ مَن كَانَ حَيًّ۬ا وَيَحِقَّ ٱلۡقَوۡلُ عَلَى ٱلۡكَـٰفِرِينَ ﻿﻿ أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ أَنَّا خَلَقۡنَا لَهُم مِّمَّا عَمِلَتۡ أَيۡدِينَآ أَنۡعَـٰمً۬ا فَهُمۡ لَهَا مَـٰلِكُونَ ﻿﻿ وَذَلَّلۡنَـٰهَا لَهُمۡ فَمِنۡہَا رَكُوبُہُمۡ وَمِنۡہَا يَأۡكُلُونَ ﻿﻿ وَلَهُمۡ فِيہَا مَنَـٰفِعُ وَمَشَارِبُ‌ۖ أَفَلَا يَشۡكُرُونَ ﻿﻿ وَٱتَّخَذُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةً۬ لَّعَلَّهُمۡ يُنصَرُونَ ﻿﻿ لَا يَسۡتَطِيعُونَ نَصۡرَهُمۡ وَهُمۡ لَهُمۡ جُندٌ۬ مُّحۡضَرُونَ ﻿﻿ فَلَا يَحۡزُنكَ قَوۡلُهُمۡ‌ۘ إِنَّا نَعۡلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعۡلِنُونَ ﻿﻿ أَوَلَمۡ يَرَ ٱلۡإِنسَـٰنُ أَنَّا خَلَقۡنَـٰهُ مِن نُّطۡفَةٍ۬ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ۬ مُّبِينٌ۬ ﻿﻿ وَضَرَبَ لَنَا مَثَلاً۬ وَنَسِىَ خَلۡقَهُ ۥ‌ۖ قَالَ مَن يُحۡىِ ٱلۡعِظَـٰمَ وَهِىَ رَمِيمٌ۬ ﻿﻿ قُلۡ يُحۡيِيہَا ٱلَّذِىٓ أَنشَأَهَآ أَوَّلَ مَرَّةٍ۬‌ۖ وَهُوَ بِكُلِّ خَلۡقٍ عَلِيمٌ ﻿﻿ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلشَّجَرِ ٱلۡأَخۡضَرِ نَارً۬ا فَإِذَآ أَنتُم مِّنۡهُ تُوقِدُونَ ﻿﻿ أَوَلَيۡسَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضَ بِقَـٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يَخۡلُقَ مِثۡلَهُم‌ۚ بَلَىٰ وَهُوَ ٱلۡخَلَّـٰقُ ٱلۡعَلِيمُ ﻿﻿ إِنَّمَآ أَمۡرُهُ ۥۤ إِذَآ أَرَادَ شَيۡـٴً۬ـا أَن يَقُولَ لَهُ ۥ كُن فَيَكُونُ ﻿﻿ فَسُبۡحَـٰنَ ٱلَّذِى بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىۡءٍ۬ وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ ﻿﻿<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Fetih Suresi Arapça Okunuşu</span><br />
<br />
سُوۡرَةُ الفَتْح<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
إِنَّا فَتَحۡنَا لَكَ فَتۡحً۬ا مُّبِينً۬ا ﻿﻿ لِّيَغۡفِرَ لَكَ ٱللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِن ذَنۢبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعۡمَتَهُ ۥ عَلَيۡكَ وَيَہۡدِيَكَ صِرَٲطً۬ا مُّسۡتَقِيمً۬ا ﻿﻿ وَيَنصُرَكَ ٱللَّهُ نَصۡرًا عَزِيزًا ﻿﻿ هُوَ ٱلَّذِىٓ أَنزَلَ ٱلسَّكِينَةَ فِى قُلُوبِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ لِيَزۡدَادُوٓاْ إِيمَـٰنً۬ا مَّعَ إِيمَـٰنِہِمۡ‌ۗ وَلِلَّهِ جُنُودُ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضِ‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمً۬ا ﻿﻿ لِّيُدۡخِلَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَٱلۡمُؤۡمِنَـٰتِ جَنَّـٰتٍ۬ تَجۡرِى مِن تَحۡتِہَا ٱلۡأَنۡہَـٰرُ خَـٰلِدِينَ فِيہَا وَيُڪَفِّرَ عَنۡهُمۡ سَيِّـَٔاتِہِمۡ‌ۚ وَكَانَ ذَٲلِكَ عِندَ ٱللَّهِ فَوۡزًا عَظِيمً۬ا ﻿﻿ وَيُعَذِّبَ ٱلۡمُنَـٰفِقِينَ وَٱلۡمُنَـٰفِقَـٰتِ وَٱلۡمُشۡرِكِينَ وَٱلۡمُشۡرِكَـٰتِ ٱلظَّآنِّينَ بِٱللَّهِ ظَنَّ ٱلسَّوۡءِ‌ۚ عَلَيۡہِمۡ دَآٮِٕرَةُ ٱلسَّوۡءِ‌ۖ وَغَضِبَ ٱللَّهُ عَلَيۡہِمۡ وَلَعَنَهُمۡ وَأَعَدَّ لَهُمۡ جَهَنَّمَ‌ۖ وَسَآءَتۡ مَصِيرً۬ا ﻿﻿ وَلِلَّهِ جُنُودُ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضِ‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا ﻿﻿ إِنَّآ أَرۡسَلۡنَـٰكَ شَـٰهِدً۬ا وَمُبَشِّرً۬ا وَنَذِيرً۬ا ﻿﻿ لِّتُؤۡمِنُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَتُعَزِّرُوهُ وَتُوَقِّرُوهُ وَتُسَبِّحُوهُ بُڪۡرَةً۬ وَأَصِيلاً ﻿﻿ إِنَّ ٱلَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ ٱللَّهَ يَدُ ٱللَّهِ فَوۡقَ أَيۡدِيہِمۡ‌ۚ فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَىٰ نَفۡسِهِۦ‌ۖ وَمَنۡ أَوۡفَىٰ بِمَا عَـٰهَدَ عَلَيۡهُ ٱللَّهَ فَسَيُؤۡتِيهِ أَجۡرًا عَظِيمً۬ا ﻿﻿ سَيَقُولُ لَكَ ٱلۡمُخَلَّفُونَ مِنَ ٱلۡأَعۡرَابِ شَغَلَتۡنَآ أَمۡوَٲلُنَا وَأَهۡلُونَا فَٱسۡتَغۡفِرۡ لَنَا‌ۚ يَقُولُونَ بِأَلۡسِنَتِهِم مَّا لَيۡسَ فِى قُلُوبِهِمۡ‌ۚ قُلۡ فَمَن يَمۡلِكُ لَكُم مِّنَ ٱللَّهِ شَيۡـًٔا إِنۡ أَرَادَ بِكُمۡ ضَرًّا أَوۡ أَرَادَ بِكُمۡ نَفۡعَۢا‌ۚ بَلۡ كَانَ ٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرَۢا ﻿﻿ بَلۡ ظَنَنتُمۡ أَن لَّن يَنقَلِبَ ٱلرَّسُولُ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ إِلَىٰٓ أَهۡلِيهِمۡ أَبَدً۬ا وَزُيِّنَ ذَٲلِكَ فِى قُلُوبِكُمۡ وَظَنَنتُمۡ ظَنَّ ٱلسَّوۡءِ وَڪُنتُمۡ قَوۡمَۢا بُورً۬ا ﻿﻿ وَمَن لَّمۡ يُؤۡمِنۢ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ فَإِنَّآ أَعۡتَدۡنَا لِلۡكَـٰفِرِينَ سَعِيرً۬ا ﻿﻿ وَلِلَّهِ مُلۡكُ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضِ‌ۚ يَغۡفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ‌ۚ وَڪَانَ ٱللَّهُ غَفُورً۬ا رَّحِيمً۬ا ﻿﻿ سَيَقُولُ ٱلۡمُخَلَّفُونَ إِذَا ٱنطَلَقۡتُمۡ إِلَىٰ مَغَانِمَ لِتَأۡخُذُوهَا ذَرُونَا نَتَّبِعۡكُمۡ‌ۖ يُرِيدُونَ أَن يُبَدِّلُواْ كَلَـٰمَ ٱللَّهِ‌ۚ قُل لَّن تَتَّبِعُونَا ڪَذَٲلِكُمۡ قَالَ ٱللَّهُ مِن قَبۡلُ‌ۖ فَسَيَقُولُونَ بَلۡ تَحۡسُدُونَنَا‌ۚ بَلۡ كَانُواْ لَا يَفۡقَهُونَ إِلَّا قَلِيلاً۬ ﻿﻿ قُل لِّلۡمُخَلَّفِينَ مِنَ ٱلۡأَعۡرَابِ سَتُدۡعَوۡنَ إِلَىٰ قَوۡمٍ أُوْلِى بَأۡسٍ۬ شَدِيدٍ۬ تُقَـٰتِلُونَہُمۡ أَوۡ يُسۡلِمُونَ‌ۖ فَإِن تُطِيعُواْ يُؤۡتِكُمُ ٱللَّهُ أَجۡرًا حَسَنً۬ا‌ۖ وَإِن تَتَوَلَّوۡاْ كَمَا تَوَلَّيۡتُم مِّن قَبۡلُ يُعَذِّبۡكُمۡ عَذَابًا أَلِيمً۬ا ﻿﻿ لَّيۡسَ عَلَى ٱلۡأَعۡمَىٰ حَرَجٌ۬ وَلَا عَلَى ٱلۡأَعۡرَجِ حَرَجٌ۬ وَلَا عَلَى ٱلۡمَرِيضِ حَرَجٌ۬‌ۗ وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُ ۥ يُدۡخِلۡهُ جَنَّـٰتٍ۬ تَجۡرِى مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡہَـٰرُ‌ۖ وَمَن يَتَوَلَّ يُعَذِّبۡهُ عَذَابًا أَلِيمً۬ا ﻿﻿ ۞ لَّقَدۡ رَضِىَ ٱللَّهُ عَنِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ إِذۡ يُبَايِعُونَكَ تَحۡتَ ٱلشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا فِى قُلُوبِہِمۡ فَأَنزَلَ ٱلسَّكِينَةَ عَلَيۡہِمۡ وَأَثَـٰبَهُمۡ فَتۡحً۬ا قَرِيبً۬ا ﻿﻿ وَمَغَانِمَ كَثِيرَةً۬ يَأۡخُذُونَہَا‌ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمً۬ا ﻿﻿ وَعَدَكُمُ ٱللَّهُ مَغَانِمَ ڪَثِيرَةً۬ تَأۡخُذُونَہَا فَعَجَّلَ لَكُمۡ هَـٰذِهِۦ وَكَفَّ أَيۡدِىَ ٱلنَّاسِ عَنكُمۡ وَلِتَكُونَ ءَايَةً۬ لِّلۡمُؤۡمِنِينَ وَيَهۡدِيَكُمۡ صِرَٲطً۬ا مُّسۡتَقِيمً۬ا ﻿﻿ وَأُخۡرَىٰ لَمۡ تَقۡدِرُواْ عَلَيۡہَا قَدۡ أَحَاطَ ٱللَّهُ بِہَا‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ ڪُلِّ شَىۡءٍ۬ قَدِيرً۬ا ﻿﻿ وَلَوۡ قَـٰتَلَكُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوَلَّوُاْ ٱلۡأَدۡبَـٰرَ ثُمَّ لَا يَجِدُونَ وَلِيًّ۬ا وَلَا نَصِيرً۬ا ﻿﻿ سُنَّةَ ٱللَّهِ ٱلَّتِى قَدۡ خَلَتۡ مِن قَبۡلُ‌ۖ وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ ٱللَّهِ تَبۡدِيلاً۬ ﻿﻿ وَهُوَ ٱلَّذِى كَفَّ أَيۡدِيَهُمۡ عَنكُمۡ وَأَيۡدِيَكُمۡ عَنۡہُم بِبَطۡنِ مَكَّةَ مِنۢ بَعۡدِ أَنۡ أَظۡفَرَكُمۡ عَلَيۡهِمۡ‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرًا ﻿﻿ هُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَصَدُّوڪُمۡ عَنِ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ وَٱلۡهَدۡىَ مَعۡكُوفًا أَن يَبۡلُغَ مَحِلَّهُ ۥ‌ۚ وَلَوۡلَا رِجَالٌ۬ مُّؤۡمِنُونَ وَنِسَآءٌ۬ مُّؤۡمِنَـٰتٌ۬ لَّمۡ تَعۡلَمُوهُمۡ أَن تَطَـُٔوهُمۡ فَتُصِيبَكُم مِّنۡهُم مَّعَرَّةُۢ بِغَيۡرِ عِلۡمٍ۬‌ۖ لِّيُدۡخِلَ ٱللَّهُ فِى رَحۡمَتِهِۦ مَن يَشَآءُ‌ۚ لَوۡ تَزَيَّلُواْ لَعَذَّبۡنَا ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنۡهُمۡ عَذَابًا أَلِيمًا ﻿﻿ إِذۡ جَعَلَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فِى قُلُوبِهِمُ ٱلۡحَمِيَّةَ حَمِيَّةَ ٱلۡجَـٰهِلِيَّةِ فَأَنزَلَ ٱللَّهُ سَڪِينَتَهُ ۥ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ وَعَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَأَلۡزَمَهُمۡ ڪَلِمَةَ ٱلتَّقۡوَىٰ وَكَانُوٓاْ أَحَقَّ بِہَا وَأَهۡلَهَا‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِكُلِّ شَىۡءٍ عَلِيمً۬ا ﻿﻿ لَّقَدۡ صَدَقَ ٱللَّهُ رَسُولَهُ ٱلرُّءۡيَا بِٱلۡحَقِّ‌ۖ لَتَدۡخُلُنَّ ٱلۡمَسۡجِدَ ٱلۡحَرَامَ إِن شَآءَ ٱللَّهُ ءَامِنِينَ مُحَلِّقِينَ رُءُوسَكُمۡ وَمُقَصِّرِينَ لَا تَخَافُونَ‌ۖ فَعَلِمَ مَا لَمۡ تَعۡلَمُواْ فَجَعَلَ مِن دُونِ ذَٲلِكَ فَتۡحً۬ا قَرِيبًا ﻿﻿ هُوَ ٱلَّذِىٓ أَرۡسَلَ رَسُولَهُ ۥ بِٱلۡهُدَىٰ وَدِينِ ٱلۡحَقِّ لِيُظۡهِرَهُ ۥ عَلَى ٱلدِّينِ كُلِّهِۦ‌ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدً۬ا ﻿﻿ مُّحَمَّدٌ۬ رَّسُولُ ٱللَّهِ‌ۚ وَٱلَّذِينَ مَعَهُ ۥۤ أَشِدَّآءُ عَلَى ٱلۡكُفَّارِ رُحَمَآءُ بَيۡنَہُمۡ‌ۖ تَرَٮٰهُمۡ رُكَّعً۬ا سُجَّدً۬ا يَبۡتَغُونَ فَضۡلاً۬ مِّنَ ٱللَّهِ وَرِضۡوَٲنً۬ا‌ۖ سِيمَاهُمۡ فِى وُجُوهِهِم مِّنۡ أَثَرِ ٱلسُّجُودِ‌ۚ ذَٲلِكَ مَثَلُهُمۡ فِى ٱلتَّوۡرَٮٰةِ‌ۚ وَمَثَلُهُمۡ فِى ٱلۡإِنجِيلِ كَزَرۡعٍ أَخۡرَجَ شَطۡـَٔهُ ۥ فَـَٔازَرَهُ ۥ فَٱسۡتَغۡلَظَ فَٱسۡتَوَىٰ عَلَىٰ سُوقِهِۦ يُعۡجِبُ ٱلزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِہِمُ ٱلۡكُفَّارَ‌ۗ وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ مِنۡہُم مَّغۡفِرَةً۬ وَأَجۡرًا عَظِيمَۢا ﻿﻿<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Rahman Suresi Arapça Okunuşu</span><br />
<br />
سُوۡرَةُ الرَّحمٰن<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
ٱلرَّحۡمَـٰنُ ﻿﻿ عَلَّمَ ٱلۡقُرۡءَانَ ﻿﻿ خَلَقَ ٱلۡإِنسَـٰنَ ﻿﻿ عَلَّمَهُ ٱلۡبَيَانَ ﻿﻿ ٱلشَّمۡسُ وَٱلۡقَمَرُ بِحُسۡبَانٍ۬ ﻿﻿ وَٱلنَّجۡمُ وَٱلشَّجَرُ يَسۡجُدَانِ ﻿﻿ وَٱلسَّمَآءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ ٱلۡمِيزَانَ ﻿﻿ أَلَّا تَطۡغَوۡاْ فِى ٱلۡمِيزَانِ ﻿﻿ وَأَقِيمُواْ ٱلۡوَزۡنَ بِٱلۡقِسۡطِ وَلَا تُخۡسِرُواْ ٱلۡمِيزَانَ ﻿﻿ وَٱلۡأَرۡضَ وَضَعَهَا لِلۡأَنَامِ ﻿﻿ فِيہَا فَـٰكِهَةٌ۬ وَٱلنَّخۡلُ ذَاتُ ٱلۡأَكۡمَامِ ﻿﻿ وَٱلۡحَبُّ ذُو ٱلۡعَصۡفِ وَٱلرَّيۡحَانُ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ خَلَقَ ٱلۡإِنسَـٰنَ مِن صَلۡصَـٰلٍ۬ كَٱلۡفَخَّارِ ﻿﻿ وَخَلَقَ ٱلۡجَآنَّ مِن مَّارِجٍ۬ مِّن نَّارٍ۬ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ رَبُّ ٱلۡمَشۡرِقَيۡنِ وَرَبُّ ٱلۡمَغۡرِبَيۡنِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ مَرَجَ ٱلۡبَحۡرَيۡنِ يَلۡتَقِيَانِ ﻿﻿ بَيۡنَہُمَا بَرۡزَخٌ۬ لَّا يَبۡغِيَانِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ يَخۡرُجُ مِنۡہُمَا ٱللُّؤۡلُؤُ وَٱلۡمَرۡجَانُ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ وَلَهُ ٱلۡجَوَارِ ٱلۡمُنشَـَٔاتُ فِى ٱلۡبَحۡرِ كَٱلۡأَعۡلَـٰمِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ كُلُّ مَنۡ عَلَيۡہَا فَانٍ۬ ﻿﻿ وَيَبۡقَىٰ وَجۡهُ رَبِّكَ ذُو ٱلۡجَلَـٰلِ وَٱلۡإِكۡرَامِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ يَسۡــٴَـلُهُ مَن فِى ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضِ‌ۚ كُلَّ يَوۡمٍ هُوَ فِى شَأۡنٍ۬ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ سَنَفۡرُغُ لَكُمۡ أَيُّهَ ٱلثَّقَلَانِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ يَـٰمَعۡشَرَ ٱلۡجِنِّ وَٱلۡإِنسِ إِنِ ٱسۡتَطَعۡتُمۡ أَن تَنفُذُواْ مِنۡ أَقۡطَارِ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضِ فَٱنفُذُواْ‌ۚ لَا تَنفُذُونَ إِلَّا بِسُلۡطَـٰنٍ۬ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ يُرۡسَلُ عَلَيۡكُمَا شُوَاظٌ۬ مِّن نَّارٍ۬ وَنُحَاسٌ۬ فَلَا تَنتَصِرَانِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ فَإِذَا ٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتۡ وَرۡدَةً۬ كَٱلدِّهَانِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ فَيَوۡمَٮِٕذٍ۬ لَّا يُسۡـٴَـلُ عَن ذَنۢبِهِۦۤ إِنسٌ۬ وَلَا جَآنٌّ۬ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّڪُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ يُعۡرَفُ ٱلۡمُجۡرِمُونَ بِسِيمَـٰهُمۡ فَيُؤۡخَذُ بِٱلنَّوَٲصِى وَٱلۡأَقۡدَامِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ هَـٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِى يُكَذِّبُ بِہَا ٱلۡمُجۡرِمُونَ ﻿﻿ يَطُوفُونَ بَيۡنَہَا وَبَيۡنَ حَمِيمٍ ءَانٍ۬ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ وَلِمَنۡ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ جَنَّتَانِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ ذَوَاتَآ أَفۡنَانٍ۬ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ فِيہِمَا عَيۡنَانِ تَجۡرِيَانِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ فِيہِمَا مِن كُلِّ فَـٰكِهَةٍ۬ زَوۡجَانِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ فُرُشِۭ بَطَآٮِٕنُہَا مِنۡ إِسۡتَبۡرَقٍ۬‌ۚ وَجَنَى ٱلۡجَنَّتَيۡنِ دَانٍ۬ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ فِيہِنَّ قَـٰصِرَٲتُ ٱلطَّرۡفِ لَمۡ يَطۡمِثۡہُنَّ إِنسٌ۬ قَبۡلَهُمۡ وَلَا جَآنٌّ۬ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ كَأَنَّہُنَّ ٱلۡيَاقُوتُ وَٱلۡمَرۡجَانُ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ هَلۡ جَزَآءُ ٱلۡإِحۡسَـٰنِ إِلَّا ٱلۡإِحۡسَـٰنُ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ وَمِن دُونِہِمَا جَنَّتَانِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ مُدۡهَآمَّتَانِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ فِيہِمَا عَيۡنَانِ نَضَّاخَتَانِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ فِيہِمَا فَـٰكِهَةٌ۬ وَنَخۡلٌ۬ وَرُمَّانٌ۬ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ فِيہِنَّ خَيۡرَٲتٌ حِسَانٌ۬ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ حُورٌ۬ مَّقۡصُورَٲتٌ۬ فِى ٱلۡخِيَامِ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ لَمۡ يَطۡمِثۡہُنَّ إِنسٌ۬ قَبۡلَهُمۡ وَلَا جَآنٌّ۬ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ رَفۡرَفٍ خُضۡرٍ۬ وَعَبۡقَرِىٍّ حِسَانٍ۬ ﻿﻿ فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﻿﻿ تَبَـٰرَكَ ٱسۡمُ رَبِّكَ ذِى ٱلۡجَلَـٰلِ وَٱلۡإِكۡرَامِ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mülk Suresi Tebareke Arapça Okunuşu</span><br />
<br />
سُوۡرَةُ المُلک<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
تَبَـٰرَكَ ٱلَّذِى بِيَدِهِ ٱلۡمُلۡكُ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىۡءٍ۬ قَدِيرٌ ﻿﻿ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلۡمَوۡتَ وَٱلۡحَيَوٰةَ لِيَبۡلُوَكُمۡ أَيُّكُمۡ أَحۡسَنُ عَمَلاً۬‌ۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡغَفُورُ ﻿﻿ ٱلَّذِى خَلَقَ سَبۡعَ سَمَـٰوَٲتٍ۬ طِبَاقً۬ا‌ۖ مَّا تَرَىٰ فِى خَلۡقِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ مِن تَفَـٰوُتٍ۬‌ۖ فَٱرۡجِعِ ٱلۡبَصَرَ هَلۡ تَرَىٰ مِن فُطُورٍ۬ ﻿﻿ ثُمَّ ٱرۡجِعِ ٱلۡبَصَرَ كَرَّتَيۡنِ يَنقَلِبۡ إِلَيۡكَ ٱلۡبَصَرُ خَاسِئً۬ا وَهُوَ حَسِيرٌ۬ ﻿﻿ وَلَقَدۡ زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنۡيَا بِمَصَـٰبِيحَ وَجَعَلۡنَـٰهَا رُجُومً۬ا لِّلشَّيَـٰطِينِ‌ۖ وَأَعۡتَدۡنَا لَهُمۡ عَذَابَ ٱلسَّعِيرِ ﻿﻿ وَلِلَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّہِمۡ عَذَابُ جَهَنَّمَ‌ۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ ﻿﻿ إِذَآ أُلۡقُواْ فِيہَا سَمِعُواْ لَهَا شَہِيقً۬ا وَهِىَ تَفُورُ ﻿﻿ تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ ٱلۡغَيۡظِ‌ۖ كُلَّمَآ أُلۡقِىَ فِيہَا فَوۡجٌ۬ سَأَلَهُمۡ خَزَنَتُہَآ أَلَمۡ يَأۡتِكُمۡ نَذِيرٌ۬ ﻿﻿ قَالُواْ بَلَىٰ قَدۡ جَآءَنَا نَذِيرٌ۬ فَكَذَّبۡنَا وَقُلۡنَا مَا نَزَّلَ ٱللَّهُ مِن شَىۡءٍ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا فِى ضَلَـٰلٍ۬ كَبِيرٍ۬ ﻿﻿ وَقَالُواْ لَوۡ كُنَّا نَسۡمَعُ أَوۡ نَعۡقِلُ مَا كُنَّا فِىٓ أَصۡحَـٰبِ ٱلسَّعِيرِ ﻿﻿ فَٱعۡتَرَفُواْ بِذَنۢبِہِمۡ فَسُحۡقً۬ا لِّأَصۡحَـٰبِ ٱلسَّعِيرِ ﻿﻿ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَخۡشَوۡنَ رَبَّهُم بِٱلۡغَيۡبِ لَهُم مَّغۡفِرَةٌ۬ وَأَجۡرٌ۬ كَبِيرٌ۬ ﻿﻿ وَأَسِرُّواْ قَوۡلَكُمۡ أَوِ ٱجۡهَرُواْ بِهِۦۤ‌ۖ إِنَّهُ ۥ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ ﻿﻿ أَلَا يَعۡلَمُ مَنۡ خَلَقَ وَهُوَ ٱللَّطِيفُ ٱلۡخَبِيرُ ﻿﻿ هُوَ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلۡأَرۡضَ ذَلُولاً۬ فَٱمۡشُواْ فِى مَنَاكِبِہَا وَكُلُواْ مِن رِّزۡقِهِۦ‌ۖ وَإِلَيۡهِ ٱلنُّشُورُ ﻿﻿ ءَأَمِنتُم مَّن فِى ٱلسَّمَآءِ أَن يَخۡسِفَ بِكُمُ ٱلۡأَرۡضَ فَإِذَا هِىَ تَمُورُ ﻿﻿ أَمۡ أَمِنتُم مَّن فِى ٱلسَّمَآءِ أَن يُرۡسِلَ عَلَيۡكُمۡ حَاصِبً۬ا‌ۖ فَسَتَعۡلَمُونَ كَيۡفَ نَذِيرِ ﻿﻿ وَلَقَدۡ كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ فَكَيۡفَ كَانَ نَكِيرِ ﻿﻿ أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ إِلَى ٱلطَّيۡرِ فَوۡقَهُمۡ صَـٰٓفَّـٰتٍ۬ وَيَقۡبِضۡنَ‌ۚ مَا يُمۡسِكُهُنَّ إِلَّا ٱلرَّحۡمَـٰنُ‌ۚ إِنَّهُ ۥ بِكُلِّ شَىۡءِۭ بَصِيرٌ ﻿﻿ أَمَّنۡ هَـٰذَا ٱلَّذِى هُوَ جُندٌ۬ لَّكُمۡ يَنصُرُكُم مِّن دُونِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ‌ۚ إِنِ ٱلۡكَـٰفِرُونَ إِلَّا فِى غُرُورٍ ﻿﻿ أَمَّنۡ هَـٰذَا ٱلَّذِى يَرۡزُقُكُمۡ إِنۡ أَمۡسَكَ رِزۡقَهُ ۥ‌ۚ بَل لَّجُّواْ فِى عُتُوٍّ۬ وَنُفُورٍ ﻿﻿ أَفَمَن يَمۡشِى مُكِبًّا عَلَىٰ وَجۡهِهِۦۤ أَهۡدَىٰٓ أَمَّن يَمۡشِى سَوِيًّا عَلَىٰ صِرَٲطٍ۬ مُّسۡتَقِيمٍ۬ ﻿﻿ قُلۡ هُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَكُمۡ وَجَعَلَ لَكُمُ ٱلسَّمۡعَ وَٱلۡأَبۡصَـٰرَ وَٱلۡأَفۡـِٔدَةَ‌ۖ قَلِيلاً۬ مَّا تَشۡكُرُونَ ﻿﻿ قُلۡ هُوَ ٱلَّذِى ذَرَأَكُمۡ فِى ٱلۡأَرۡضِ وَإِلَيۡهِ تُحۡشَرُونَ ﻿﻿ وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَـٰذَا ٱلۡوَعۡدُ إِن كُنتُمۡ صَـٰدِقِينَ ﻿﻿ قُلۡ إِنَّمَا ٱلۡعِلۡمُ عِندَ ٱللَّهِ وَإِنَّمَآ أَنَا۟ نَذِيرٌ۬ مُّبِينٌ۬ ﻿﻿ فَلَمَّا رَأَوۡهُ زُلۡفَةً۬ سِيٓـَٔتۡ وُجُوهُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَقِيلَ هَـٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَدَّعُونَ ﻿﻿ قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِنۡ أَهۡلَكَنِىَ ٱللَّهُ وَمَن مَّعِىَ أَوۡ رَحِمَنَا فَمَن يُجِيرُ ٱلۡكَـٰفِرِينَ مِنۡ عَذَابٍ أَلِيمٍ۬ ﻿﻿ قُلۡ هُوَ ٱلرَّحۡمَـٰنُ ءَامَنَّا بِهِۦ وَعَلَيۡهِ تَوَكَّلۡنَا‌ۖ فَسَتَعۡلَمُونَ مَنۡ هُوَ فِى ضَلَـٰلٍ۬ مُّبِينٍ۬ ﻿﻿ قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِنۡ أَصۡبَحَ مَآؤُكُمۡ غَوۡرً۬ا فَمَن يَأۡتِيكُم بِمَآءٍ۬ مَّعِينِۭ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Nebe Suresi Amme Arapça Okunuşu</span><br />
<br />
سُوۡرَةُ النّبَإِ<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ ﻿﻿ عَنِ ٱلنَّبَإِ ٱلۡعَظِيمِ ﻿﻿ ٱلَّذِى هُمۡ فِيهِ مُخۡتَلِفُونَ ﻿﻿ كَلَّا سَيَعۡلَمُونَ ﻿﻿ ثُمَّ كَلَّا سَيَعۡلَمُونَ ﻿﻿ أَلَمۡ نَجۡعَلِ ٱلۡأَرۡضَ مِهَـٰدً۬ا ﻿﻿ وَٱلۡجِبَالَ أَوۡتَادً۬ا ﻿﻿ وَخَلَقۡنَـٰكُمۡ أَزۡوَٲجً۬ا ﻿﻿ وَجَعَلۡنَا نَوۡمَكُمۡ سُبَاتً۬ا ﻿﻿ وَجَعَلۡنَا ٱلَّيۡلَ لِبَاسً۬ا ﻿﻿ وَجَعَلۡنَا ٱلنَّہَارَ مَعَاشً۬ا ﻿﻿ وَبَنَيۡنَا فَوۡقَكُمۡ سَبۡعً۬ا شِدَادً۬ا ﻿﻿ وَجَعَلۡنَا سِرَاجً۬ا وَهَّاجً۬ا ﻿﻿ وَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلۡمُعۡصِرَٲتِ مَآءً۬ ثَجَّاجً۬ا ﻿﻿ لِّنُخۡرِجَ بِهِۦ حَبًّ۬ا وَنَبَاتً۬ا ﻿﻿ وَجَنَّـٰتٍ أَلۡفَافًا ﻿﻿ إِنَّ يَوۡمَ ٱلۡفَصۡلِ كَانَ مِيقَـٰتً۬ا ﻿﻿ يَوۡمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ فَتَأۡتُونَ أَفۡوَاجً۬ا ﻿﻿ وَفُتِحَتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتۡ أَبۡوَٲبً۬ا ﻿﻿ وَسُيِّرَتِ ٱلۡجِبَالُ فَكَانَتۡ سَرَابًا ﻿﻿ إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتۡ مِرۡصَادً۬ا ﻿﻿ لِّلطَّـٰغِينَ مَـَٔابً۬ا ﻿﻿ لَّـٰبِثِينَ فِيہَآ أَحۡقَابً۬ا ﻿﻿ لَّا يَذُوقُونَ فِيہَا بَرۡدً۬ا وَلَا شَرَابًا ﻿﻿ إِلَّا حَمِيمً۬ا وَغَسَّاقً۬ا ﻿﻿ جَزَآءً۬ وِفَاقًا ﻿﻿ إِنَّہُمۡ ڪَانُواْ لَا يَرۡجُونَ حِسَابً۬ا ﻿﻿ وَكَذَّبُواْ بِـَٔايَـٰتِنَا كِذَّابً۬ا ﻿﻿ وَكُلَّ شَىۡءٍ أَحۡصَيۡنَـٰهُ ڪِتَـٰبً۬ا ﻿﻿ فَذُوقُواْ فَلَن نَّزِيدَكُمۡ إِلَّا عَذَابًا ﻿﻿ إِنَّ لِلۡمُتَّقِينَ مَفَازًا ﻿﻿ حَدَآٮِٕقَ وَأَعۡنَـٰبً۬ا ﻿﻿ وَكَوَاعِبَ أَتۡرَابً۬ا ﻿﻿ وَكَأۡسً۬ا دِهَاقً۬ا ﻿﻿ لَّا يَسۡمَعُونَ فِيہَا لَغۡوً۬ا وَلَا كِذَّٲبً۬ا ﻿﻿ جَزَآءً۬ مِّن رَّبِّكَ عَطَآءً حِسَابً۬ا ﻿﻿ رَّبِّ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَہُمَا ٱلرَّحۡمَـٰنِ‌ۖ لَا يَمۡلِكُونَ مِنۡهُ خِطَابً۬ا ﻿﻿ يَوۡمَ يَقُومُ ٱلرُّوحُ وَٱلۡمَلَـٰٓٮِٕكَةُ صَفًّ۬ا‌ۖ لَّا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنۡ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحۡمَـٰنُ وَقَالَ صَوَابً۬ا ﻿﻿ ذَٲلِكَ ٱلۡيَوۡمُ ٱلۡحَقُّ‌ۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ مَـَٔابًا ﻿﻿ إِنَّآ أَنذَرۡنَـٰكُمۡ عَذَابً۬ا قَرِيبً۬ا يَوۡمَ يَنظُرُ ٱلۡمَرۡءُ مَا قَدَّمَتۡ يَدَاهُ وَيَقُولُ ٱلۡكَافِرُ يَـٰلَيۡتَنِى كُنتُ تُرَٲبَۢا ﻿﻿<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Cuma Suresi Arapça Okunuşu</span><br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ الجُمُعَة<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَمَا فِى ٱلۡأَرۡضِ ٱلۡمَلِكِ ٱلۡقُدُّوسِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡحَكِيمِ ﻿﻿ هُوَ ٱلَّذِى بَعَثَ فِى ٱلۡأُمِّيِّـۧنَ رَسُولاً۬ مِّنۡہُمۡ يَتۡلُواْ عَلَيۡہِمۡ ءَايَـٰتِهِۦ وَيُزَكِّيہِمۡ وَيُعَلِّمُهُمُ ٱلۡكِتَـٰبَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَإِن كَانُواْ مِن قَبۡلُ لَفِى ضَلَـٰلٍ۬ مُّبِينٍ۬ ﻿﻿ وَءَاخَرِينَ مِنۡہُمۡ لَمَّا يَلۡحَقُواْ بِہِمۡ‌ۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ ﻿﻿ ذَٲلِكَ فَضۡلُ ٱللَّهِ يُؤۡتِيهِ مَن يَشَآءُ‌ۚ وَٱللَّهُ ذُو ٱلۡفَضۡلِ ٱلۡعَظِيمِ ﻿﻿ مَثَلُ ٱلَّذِينَ حُمِّلُواْ ٱلتَّوۡرَٮٰةَ ثُمَّ لَمۡ يَحۡمِلُوهَا كَمَثَلِ ٱلۡحِمَارِ يَحۡمِلُ أَسۡفَارَۢا‌ۚ بِئۡسَ مَثَلُ ٱلۡقَوۡمِ ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بِـَٔايَـٰتِ ٱللَّهِ‌ۚ وَٱللَّهُ لَا يَہۡدِى ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّـٰلِمِينَ ﻿﻿ قُلۡ يَـٰٓأَيُّہَا ٱلَّذِينَ هَادُوٓاْ إِن زَعَمۡتُمۡ أَنَّكُمۡ أَوۡلِيَآءُ لِلَّهِ مِن دُونِ ٱلنَّاسِ فَتَمَنَّوُاْ ٱلۡمَوۡتَ إِن كُنتُمۡ صَـٰدِقِينَ ﻿﻿ وَلَا يَتَمَنَّوۡنَهُ ۥۤ أَبَدَۢا بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيهِمۡ‌ۚ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِٱلظَّـٰلِمِينَ ﻿﻿ قُلۡ إِنَّ ٱلۡمَوۡتَ ٱلَّذِى تَفِرُّونَ مِنۡهُ فَإِنَّهُ ۥ مُلَـٰقِيڪُمۡ‌ۖ ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلَىٰ عَـٰلِمِ ٱلۡغَيۡبِ وَٱلشَّهَـٰدَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ ﻿﻿ يَـٰٓأَيُّہَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا نُودِىَ لِلصَّلَوٰةِ مِن يَوۡمِ ٱلۡجُمُعَةِ فَٱسۡعَوۡاْ إِلَىٰ ذِكۡرِ ٱللَّهِ وَذَرُواْ ٱلۡبَيۡعَ‌ۚ ذَٲلِكُمۡ خَيۡرٌ۬ لَّكُمۡ إِن كُنتُمۡ تَعۡلَمُونَ ﻿﻿ فَإِذَا قُضِيَتِ ٱلصَّلَوٰةُ فَٱنتَشِرُواْ فِى ٱلۡأَرۡضِ وَٱبۡتَغُواْ مِن فَضۡلِ ٱللَّهِ وَٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ كَثِيرً۬ا لَّعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ ﻿﻿ وَإِذَا رَأَوۡاْ تِجَـٰرَةً أَوۡ لَهۡوًا ٱنفَضُّوٓاْ إِلَيۡہَا وَتَرَكُوكَ قَآٮِٕمً۬ا‌ۚ قُلۡ مَا عِندَ ٱللَّهِ خَيۡرٌ۬ مِّنَ ٱللَّهۡوِ وَمِنَ ٱلتِّجَـٰرَةِ‌ۚ وَٱللَّهُ خَيۡرُ ٱلرَّٲزِقِينَ ﻿﻿<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bakara Suresi 153 ile 157 . Ayetler</span><br />
<br />
سُوۡرَةُ البَقَرَة<br />
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱسۡتَعِينُواْ بِٱلصَّبۡرِ وَٱلصَّلَوٰةِ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلصَّـٰبِرِينَ ﻿﻿ وَلَا تَقُولُواْ لِمَن يُقۡتَلُ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ أَمۡوَٲتُۢ‌ۚ بَلۡ أَحۡيَآءٌ۬ وَلَـٰكِن لَّا تَشۡعُرُونَ ﻿﻿ وَلَنَبۡلُوَنَّكُم بِشَىۡءٍ۬ مِّنَ ٱلۡخَوۡفِ وَٱلۡجُوعِ وَنَقۡصٍ۬ مِّنَ ٱلۡأَمۡوَٲلِ وَٱلۡأَنفُسِ وَٱلثَّمَرَٲتِ‌ۗ وَبَشِّرِ ٱلصَّـٰبِرِينَ ﻿﻿ ٱلَّذِينَ إِذَآ أَصَـٰبَتۡهُم مُّصِيبَةٌ۬ قَالُوٓاْ إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّآ إِلَيۡهِ رَٲجِعُونَ ﻿﻿ أُوْلَـٰٓٮِٕكَ عَلَيۡہِمۡ صَلَوَٲتٌ۬ مِّن رَّبِّهِمۡ وَرَحۡمَةٌ۬‌ۖ وَأُوْلَـٰٓٮِٕكَ هُمُ ٱلۡمُهۡتَدُونَ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AYETEL KÜRSİ BAKARA Suresi Âyet - 255</span><br />
<br />
سُوۡرَةُ البَقَرَة<br />
ٱللَّهُ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلۡحَىُّ ٱلۡقَيُّومُ‌ۚ لَا تَأۡخُذُهُ ۥ سِنَةٌ۬ وَلَا نَوۡمٌ۬‌ۚ لَّهُ ۥ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَمَا فِى ٱلۡأَرۡضِ‌ۗ مَن ذَا ٱلَّذِى يَشۡفَعُ عِندَهُ ۥۤ إِلَّا بِإِذۡنِهِۦ‌ۚ يَعۡلَمُ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُمۡ‌ۖ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَىۡءٍ۬ مِّنۡ عِلۡمِهِۦۤ إِلَّا بِمَا شَآءَ‌ۚ وَسِعَ كُرۡسِيُّهُ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضَ‌ۖ وَلَا يَـُٔودُهُ ۥ حِفۡظُهُمَا‌ۚ وَهُوَ ٱلۡعَلِىُّ ٱلۡعَظِيمُ ﻿      <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Haşr Suresi Son Ayetler Levenzelna veya Hüvallahüllezi Arapça Okunuşu 21 ile 24. Ayetler</span><br />
<br />
سُوۡرَةُ الحَشر<br />
لَوۡ أَنزَلۡنَا هَـٰذَا ٱلۡقُرۡءَانَ عَلَىٰ جَبَلٍ۬ لَّرَأَيۡتَهُ ۥ خَـٰشِعً۬ا مُّتَصَدِّعً۬ا مِّنۡ خَشۡيَةِ ٱللَّهِ‌ۚ وَتِلۡكَ ٱلۡأَمۡثَـٰلُ نَضۡرِبُہَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمۡ يَتَفَكَّرُونَ ﻿﻿ هُوَ ٱللَّهُ ٱلَّذِى لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ‌ۖ عَـٰلِمُ ٱلۡغَيۡبِ وَٱلشَّهَـٰدَةِ‌ۖ هُوَ ٱلرَّحۡمَـٰنُ ٱلرَّحِيمُ ﻿﻿ هُوَ ٱللَّهُ ٱلَّذِى لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلۡمَلِكُ ٱلۡقُدُّوسُ ٱلسَّلَـٰمُ ٱلۡمُؤۡمِنُ ٱلۡمُهَيۡمِنُ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡجَبَّارُ ٱلۡمُتَڪَبِّرُ‌ۚ سُبۡحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشۡرِڪُونَ ﻿﻿ هُوَ ٱللَّهُ ٱلۡخَـٰلِقُ ٱلۡبَارِئُ ٱلۡمُصَوِّرُ‌ۖ لَهُ ٱلۡأَسۡمَآءُ ٱلۡحُسۡنَىٰ‌ۚ يُسَبِّحُ لَهُ ۥ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضِ‌ۖ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tarık Suresi Arapça Okunuşu</span><br />
<br />
سُوۡرَةُ الطّارق<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
وَٱلسَّمَآءِ وَٱلطَّارِقِ ﻿﻿ وَمَآ أَدۡرَٮٰكَ مَا ٱلطَّارِقُ ﻿﻿ ٱلنَّجۡمُ ٱلثَّاقِبُ ﻿﻿ إِن كُلُّ نَفۡسٍ۬ لَّمَّا عَلَيۡہَا حَافِظٌ۬ ﻿﻿ فَلۡيَنظُرِ ٱلۡإِنسَـٰنُ مِمَّ خُلِقَ ﻿﻿ خُلِقَ مِن مَّآءٍ۬ دَافِقٍ۬ ﻿﻿ يَخۡرُجُ مِنۢ بَيۡنِ ٱلصُّلۡبِ وَٱلتَّرَآٮِٕبِ ﻿﻿ إِنَّهُ ۥ عَلَىٰ رَجۡعِهِۦ لَقَادِرٌ۬ ﻿﻿ يَوۡمَ تُبۡلَى ٱلسَّرَآٮِٕرُ ﻿﻿ فَمَا لَهُ ۥ مِن قُوَّةٍ۬ وَلَا نَاصِرٍ۬ ﻿﻿ وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلرَّجۡعِ ﻿﻿ وَٱلۡأَرۡضِ ذَاتِ ٱلصَّدۡعِ ﻿﻿ إِنَّهُ ۥ لَقَوۡلٌ۬ فَصۡلٌ۬ ﻿﻿ وَمَا هُوَ بِٱلۡهَزۡلِ ﻿﻿ إِنَّہُمۡ يَكِيدُونَ كَيۡدً۬ا ﻿﻿ وَأَكِيدُ كَيۡدً۬ا ﻿﻿ فَمَهِّلِ ٱلۡكَـٰفِرِينَ أَمۡهِلۡهُمۡ رُوَيۡدَۢا ﻿﻿<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Duha Suresi Arapça Okunuşu</span><br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ الِضُّحىٰ<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
وَٱلضُّحَىٰ ﻿﻿ وَٱلَّيۡلِ إِذَا سَجَىٰ ﻿﻿ مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَىٰ ﻿﻿ وَلَلۡأَخِرَةُ خَيۡرٌ۬ لَّكَ مِنَ ٱلۡأُولَىٰ ﻿﻿ وَلَسَوۡفَ يُعۡطِيكَ رَبُّكَ فَتَرۡضَىٰٓ ﻿﻿ أَلَمۡ يَجِدۡكَ يَتِيمً۬ا فَـَٔاوَىٰ ﻿﻿ وَوَجَدَكَ ضَآلاًّ۬ فَهَدَىٰ ﻿﻿ وَوَجَدَكَ عَآٮِٕلاً۬ فَأَغۡنَىٰ ﻿﻿ فَأَمَّا ٱلۡيَتِيمَ فَلَا تَقۡهَرۡ ﻿﻿ وَأَمَّا ٱلسَّآٮِٕلَ فَلَا تَنۡہَرۡ ﻿﻿ وَأَمَّا بِنِعۡمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثۡ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">inşirah Suresi Arapça Okunuşu</span><br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ الشَّرح<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
أَلَمۡ نَشۡرَحۡ لَكَ صَدۡرَكَ ﻿﻿ وَوَضَعۡنَا عَنكَ وِزۡرَكَ ﻿﻿ ٱلَّذِىٓ أَنقَضَ ظَهۡرَكَ ﻿﻿ وَرَفَعۡنَا لَكَ ذِكۡرَكَ ﻿﻿ فَإِنَّ مَعَ ٱلۡعُسۡرِ يُسۡرًا ﻿﻿ إِنَّ مَعَ ٱلۡعُسۡرِ يُسۡرً۬ا ﻿﻿ فَإِذَا فَرَغۡتَ فَٱنصَبۡ ﻿﻿ وَإِلَىٰ رَبِّكَ فَٱرۡغَب ﻿﻿<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Vettin - Tin Suresi Arapça Okunuşu</span><br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ التِّین<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
وَٱلتِّينِ وَٱلزَّيۡتُونِ ﻿﻿ وَطُورِ سِينِينَ ﻿﻿ وَهَـٰذَا ٱلۡبَلَدِ ٱلۡأَمِينِ ﻿﻿ لَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَـٰنَ فِىٓ أَحۡسَنِ تَقۡوِيمٍ۬ ﻿﻿ ثُمَّ رَدَدۡنَـٰهُ أَسۡفَلَ سَـٰفِلِينَ ﻿﻿ إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ فَلَهُمۡ أَجۡرٌ غَيۡرُ مَمۡنُونٍ۬ ﻿﻿ فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعۡدُ بِٱلدِّينِ ﻿﻿ أَلَيۡسَ ٱللَّهُ بِأَحۡكَمِ ٱلۡحَـٰكِمِينَ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kadir Suresi Arapça Okunuşu</span><br />
<br />
سُوۡرَةُ القَدر<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
إِنَّآ أَنزَلۡنَـٰهُ فِى لَيۡلَةِ ٱلۡقَدۡرِ ﻿﻿ وَمَآ أَدۡرَٮٰكَ مَا لَيۡلَةُ ٱلۡقَدۡرِ ﻿﻿ لَيۡلَةُ ٱلۡقَدۡرِ خَيۡرٌ۬ مِّنۡ أَلۡفِ شَہۡرٍ۬ ﻿﻿ تَنَزَّلُ ٱلۡمَلَـٰٓٮِٕكَةُ وَٱلرُّوحُ فِيہَا بِإِذۡنِ رَبِّہِم مِّن كُلِّ أَمۡرٍ۬ ﻿﻿ سَلَـٰمٌ هِىَ حَتَّىٰ مَطۡلَعِ ٱلۡفَجۡرِ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tekasür Suresi Arapça Okunuşu</span><br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ التّکاثُر<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
أَلۡهَٮٰكُمُ ٱلتَّكَاثُرُ ﻿﻿ حَتَّىٰ زُرۡتُمُ ٱلۡمَقَابِرَ ﻿﻿ كَلَّا سَوۡفَ تَعۡلَمُونَ ﻿﻿ ثُمَّ كَلَّا سَوۡفَ تَعۡلَمُونَ ﻿﻿ كَلَّا لَوۡ تَعۡلَمُونَ عِلۡمَ ٱلۡيَقِينِ ﻿﻿ لَتَرَوُنَّ ٱلۡجَحِيمَ ﻿﻿ ثُمَّ لَتَرَوُنَّہَا عَيۡنَ ٱلۡيَقِينِ ﻿﻿ ثُمَّ لَتُسۡـَٔلُنَّ يَوۡمَٮِٕذٍ عَنِ ٱلنَّعِيمِ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Asr Suresi Arapça Okunuşu</span><br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ العَصر<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
وَٱلۡعَصۡرِ ﻿﻿ إِنَّ ٱلۡإِنسَـٰنَ لَفِى خُسۡرٍ ﻿﻿ إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَتَوَاصَوۡاْ بِٱلۡحَقِّ وَتَوَاصَوۡاْ بِٱلصَّبۡرِ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ الفِیل<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
أَلَمۡ تَرَ كَيۡفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِأَصۡحَـٰبِ ٱلۡفِيلِ ﻿﻿ أَلَمۡ يَجۡعَلۡ كَيۡدَهُمۡ فِى تَضۡلِيلٍ۬ ﻿﻿ وَأَرۡسَلَ عَلَيۡہِمۡ طَيۡرًا أَبَابِيلَ ﻿﻿ تَرۡمِيهِم بِحِجَارَةٍ۬ مِّن سِجِّيلٍ۬ ﻿﻿ فَجَعَلَهُمۡ كَعَصۡفٍ۬ مَّأۡڪُولِۭ ﻿﻿<br />
<br />
سُوۡرَةُ قُرَیش<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
لِإِيلَـٰفِ قُرَيۡشٍ ﻿﻿ إِیلَـٰفِهِمۡ رِحۡلَةَ ٱلشِّتَآءِ وَٱلصَّيۡفِ ﻿﻿ فَلۡيَعۡبُدُواْ رَبَّ هَـٰذَا ٱلۡبَيۡتِ ﻿﻿ ٱلَّذِىٓ أَطۡعَمَهُم مِّن جُوعٍ۬ وَءَامَنَهُم مِّنۡ خَوۡفِۭ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ المَاعون<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
أَرَءَيۡتَ ٱلَّذِى يُكَذِّبُ بِٱلدِّينِ ﻿﻿ فَذَٲلِكَ ٱلَّذِى يَدُعُّ ٱلۡيَتِيمَ ﻿﻿ وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلۡمِسۡكِينِ ﻿﻿ فَوَيۡلٌ۬ لِّلۡمُصَلِّينَ ﻿﻿ ٱلَّذِينَ هُمۡ عَن صَلَاتِہِمۡ سَاهُونَ ﻿﻿ ٱلَّذِينَ هُمۡ يُرَآءُونَ ﻿﻿ وَيَمۡنَعُونَ ٱلۡمَاعُونَ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ الکَوثَر<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
إِنَّآ أَعۡطَيۡنَـٰكَ ٱلۡكَوۡثَرَ ﻿﻿ فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَٱنۡحَرۡ ﻿﻿ إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ ٱلۡأَبۡتَرُ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ الکافِرون<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
قُلۡ يَـٰٓأَيُّہَا ٱلۡڪَـٰفِرُونَ ﻿﻿ لَآ أَعۡبُدُ مَا تَعۡبُدُونَ ﻿﻿ وَلَآ أَنتُمۡ عَـٰبِدُونَ مَآ أَعۡبُدُ ﻿﻿ وَلَآ أَنَا۟ عَابِدٌ۬ مَّا عَبَدتُّمۡ ﻿﻿ وَلَآ أَنتُمۡ عَـٰبِدُونَ مَآ أَعۡبُدُ ﻿﻿ لَكُمۡ دِينُكُمۡ وَلِىَ دِينِ ﻿﻿<br />
<br />
سُوۡرَةُ النّصر<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
إِذَا جَآءَ نَصۡرُ ٱللَّهِ وَٱلۡفَتۡحُ ﻿﻿ وَرَأَيۡتَ ٱلنَّاسَ يَدۡخُلُونَ فِى دِينِ ٱللَّهِ أَفۡوَاجً۬ا ﻿﻿ فَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ وَٱسۡتَغۡفِرۡهُ‌ۚ إِنَّهُ ۥ ڪَانَ تَوَّابَۢا ﻿﻿<br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ لهب / المَسَد<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
تَبَّتۡ يَدَآ أَبِى لَهَبٍ۬ وَتَبَّ ﻿﻿ مَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُ مَالُهُ ۥ وَمَا ڪَسَبَ ﻿﻿ سَيَصۡلَىٰ نَارً۬ا ذَاتَ لَهَبٍ۬ ﻿﻿ وَٱمۡرَأَتُهُ ۥ حَمَّالَةَ ٱلۡحَطَبِ ﻿﻿ فِى جِيدِهَا حَبۡلٌ۬ مِّن مَّسَدِۭ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ الإخلاص<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
قُلۡ هُوَ ٱللَّهُ أَحَدٌ ﻿﻿ ٱللَّهُ ٱلصَّمَدُ ﻿﻿ لَمۡ يَلِدۡ وَلَمۡ يُولَدۡ ﻿﻿ وَلَمۡ يَكُن لَّهُ ۥ ڪُفُوًا أَحَدٌ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ الفَلَق<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
قُلۡ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلۡفَلَقِ ﻿﻿ مِن شَرِّ مَا خَلَقَ ﻿﻿ وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ ﻿﻿ وَمِن شَرِّ ٱلنَّفَّـٰثَـٰتِ فِى ٱلۡعُقَدِ ﻿﻿ وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ النَّاس<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
قُلۡ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلنَّاسِ ﻿﻿ مَلِكِ النَّاسِ ﻿﻿ إِلَـٰهِ ٱلنَّاسِ ﻿﻿ مِن شَرِّ ٱلۡوَسۡوَاسِ ٱلۡخَنَّاسِ ﻿﻿ ٱلَّذِى يُوَسۡوِسُ فِى صُدُورِ ٱلنَّاسِ ﻿﻿ مِنَ ٱلۡجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ ﻿﻿<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bakara Suresi ilk 5 Ayeti Arapça</span><br />
<br />
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
الٓمٓ<br />
ذَٰلِكَ ٱلْكِتَٰبُ لَا رَيْبَ ۛ فِيهِ ۛ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ<br />
ٱلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِٱلْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَمِمَّا رَزَقْنَٰهُمْ يُنفِقُونَ<br />
وَٱلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِٱلْءَاخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ<br />
أُو۟لَٰٓئِكَ عَلَىٰ هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ ۖ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ<br />
<br />
<br />
سُوۡرَةُ الفَاتِحَة<br />
أعوذ بالله من الشيطان الرجيم<br />
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ العَالَمِينَ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ إيَّاكَ نَعْبُدُ وإيَّاكَ نَسْتَعِينُ اِهْدِنَا الصِّراطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ أنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلاَ الضَّالِّيِ<br />
</span><br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ARI VIZILTISI OKUYUSU - ARI FREKANSI -  HIZLI OKUMA - BIENEN LESEN - BEE READ]]></title>
			<link>https://rasittunca.com/showthread.php?tid=301</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 13:28:52 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rasittunca.com/member.php?action=profile&uid=2">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rasittunca.com/showthread.php?tid=301</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">ARI VIZILTISI OKUYUŞU – ARI FREKANSI</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARILI BİR ZİKİR: “ARI FREKANSI” VE MÜMİN AHLÂKI</span></span><br />
<br />
İslam düşüncesinde arı, yalnızca bal üreten bir canlı değil; aynı zamanda ilâhî ilhamın, çalışkanlığın, tertibin ve temizliğin sembolü olarak özel bir yere sahiptir. Kur’ân-ı Kerîm’de bir sûreye ismini veren bu mübarek varlık, Yüce Allah’tan doğrudan “ilham” alan ender canlılardan biridir. Peki, arının bu özelliklerini kendi hayatımıza nasıl taşıyabiliriz? İşte bu sorunun cevabı, hem fiziksel bir gerçeklikte hem de derin bir manevî anlamda saklıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FİZİK DENEYİNDEN MANEVİYATA: TİTREŞİM VE ZİKİR</span></span><br />
<br />
Okullarda yapılan basit bir fizik deneyini hatırlayalım: Bobin telinin sarıldığı bir çivi, tahtaya çakılır. Kesilmiş bir karton dosyanın ortasına teneke parçası yerleştirilir. Bobinin uçlarından biri pile bağlanır, diğer ucu ise teneke parçasının üstüne hafifçe değecek şekilde bükülür. Pil kontak yaptığında, bobin teli sürekli olarak çeker ve bırakır. Bu hızlı ve kesintisiz çekilme-bırakılma hareketi, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sürekli bir titreşim</span></span> ve dolayısıyla bir <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ses frekansı</span></span> meydana getirir. İşte bu, zilin sesidir; kesintisiz, kararlı ve süreklidir.<br />
<br />
Bu fiziksel gerçeği, insanın ruh hâline ve ibadetine uyarladığımızda çok derin bir anlam ortaya çıkar: <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mümin de arının zikri gibi zikretmelidir.</span></span> Yani kalp, dünya meşguliyetleri arasında bir çekilip bir bırakılsa da, özünde sürekli Allah’a yönelik bir <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“titreşim”</span></span> hâlinde olmalıdır. Araya gaflet girse de, ihmal girse de, o <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">kesintisiz bağlantı</span></span> kopmamalıdır. İşte bu hâle, tam olarak <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“arı frekansı”</span></span> veya <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“arı vızıltısı”</span></span> denir. Bu, bir tek zikir değil; <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sürekli bir bilinç hâli, devamlı bir Allah ile irtibat hâlidir.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KUR’ÂN’DA ARININ YERİ VE “İLHAM” KAVRAMI</span></span><br />
<br />
Kur’ân’ın 16. sûresi “Nahl” yani “Arı” sûresidir. Yüce Allah bu sûrede şöyle buyurur:<br />
<br />
&gt; “Rabbin bal arısına şöyle ilham etti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine evler edin. Sonra meyvelerin her birinden ye de Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollara gir. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir içecek (bal) çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için büyük bir ibret vardır.” (Nahl Sûresi, 16:68-69)<br />
<br />
Bu ayette geçen <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“ilham etti”</span></span> ifadesi, Arapça’da “Evha” kelimesidir ve peygamberlere gelen vahiy ile aynı kökten gelir. Bu durum, arının sahip olduğu içgüdüsel bilginin, altıgen petekler inşa etmesinin, farklı çiçeklerden en doğru rotayı izleyerek bal toplamasının ve bu balı şifalı bir besine dönüştürmesinin <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ilâhî bir kaynaktan geldiğini</span></span> göstermektedir. Bu sebeple arı, İslâm düşüncesinde <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">çalışkanlığın, disiplinin, tertibin ve toplumsal faydanın</span></span> sembolü olarak görülür.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARININ SIFATLARI VE MÜMİNDEKİ YANSIMALARI</span></span><br />
<br />
Arının her bir özelliği, mümin için ayrı bir ahlâk dersi ve rehber niteliğindedir. Bu özellikleri şöyle sıralayabiliriz:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Bal Üretmesi: Tatlılık ve Şifa</span></span><br />
Arı, çiçeklerin özünü alır ve onu şifalı, tatlı bir bala dönüştürür. Mümin de Allah’ın ayetlerini ve zikrini kalbine alır; bu, onun <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">konuşmasına, davranışına ve ahlâkına</span></span> yansır. Müminin sözü tatlı, hâli ise çevresindekilere <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">şifa</span></span> olur. Tıpkı bal gibi, güzel ahlâk da insanların yaralarına merhemdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. İğnesi: Düşmana Karşı Sertlik</span></span><br />
Arı, kovanını ve balını korumak için iğnesini kullanır; ama bunu <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">saldırmak için değil, savunma için</span></span> yapar. Mümin de zulme, haksızlığa ve küfre karşı <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">hakkı söyleme cesaretini</span></span> gösterir. Ancak bu iğne, zalime karşıdır; zalim olana zehir, mazluma ise kurtuluş olur. Mümin, şefkatli olduğu kadar <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">gerektiğinde de cesur ve kararlı</span></span> olmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Çalışkanlık ve Tertip: Boş Durmamak</span></span><br />
Arı asla boş durmaz; sürekli üretir, çalışır ve kovanını düzenli tutar. Mümin de <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">vaktini boşa harcamaz</span></span>, sürekli hayır üretir, ailesine ve topluma faydalı olmaya çabalar. Tembellik ve atalet, müminin vasfı olamaz. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çalışkanlık ve tertip</span></span>, arının mümindeki en belirgin yansımalarındandır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Temizlik: Helal ve Haram Duyarlılığı</span></span><br />
Arı, kirli ve pis şeylerden uzak durur, en temiz çiçeklere konar. Bu da müminin <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">helal rızık yemesi, haramdan, dedikodudan, gıybetten ve tüm manevi pisliklerden uzak durmasını</span></span> simgeler. Arının temizliği, müminin <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">manevî temizliğine</span></span> ve <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">helâl dairesinde yaşama gayretine</span></span> işaret eder.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PEYGAMBERİMİZİN MESCİDİNDEKİ “ARI VIZILTISI” BENZETMESİ</span></span><br />
<br />
Kaynaklarda Peygamber Efendimiz’in (sav) mescidinde sahabelerin namaz ve zikirlerini kendi duyabilecekleri kadar sesli yapmaları nedeniyle ortaya çıkan uğultunun, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“arı vızıltısı”</span></span>na benzetildiğine dair rivayetler bulunmaktadır. Bu benzetme, aslında Mescid-i Nebevî’deki o <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sürekli ibadet atmosferini</span></span> en güzel şekilde tasvir eder. Sahabeler, mescide geldiklerinde zikir, tesbih, tekbir ve Kur’ân tilaveti ile meşgul olurlar; bu da arı kovanındaki uğultuyu andıran <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">huzurlu ve Allah’a yönelik yoğun bir ortam</span></span> meydana getirirdi.<br />
<br />
Bu durum, müminlerin bir araya geldiklerinde oluşturdukları <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">manevî titreşimi</span></span> ve <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">kesintisiz zikir hâlini</span></span> sembolize eder. Tıpkı fizikteki zil deneyinde olduğu gibi, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sürekli bir çekilme ve bırakılma</span></span> yani dünya ile âhiret, nefis ile ruh arasında gidip gelmeler olsa da, özdeki <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">bağlantı hiç kopmaz</span></span>. İşte bu hâl, arının vızıltısı gibi <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">kesintisiz, kararlı ve diri</span></span> bir zikir hâlidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“ARI FREKANSI” İLE ZİKRETMEK NE DEMEKTİR?</span></span><br />
<br />
Özetle, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“arı frekansı”</span></span> ile zikretmek, yalnızca dil ile “Sübhânallah”, “Elhamdülillah”, “Allâhü Ekber” demek değildir. Bu, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">tüm varlığınızla, nefes alışverişinizde, işinizde, ahlâkınızda ve davranışlarınızda Allah’ı hatırlayan bir “titreşim” hâline gelmektir.</span></span><br />
<br />
Bu hâle ulaşan kişi, tıpkı arı gibi:<br />
<br />
- <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sözüyle</span></span> (balıyla) çevresine şifa olur,<br />
- <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Duruşuyla</span></span> (temizliğiyle) örnek olur,<br />
- <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çalışkanlığıyla</span></span> topluma fayda üretir,<br />
- <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gerektiğinde</span></span> ise hakkı savunmak için cesur ve kararlı bir duruş sergiler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SONUÇ</span></span><br />
<br />
Arı, Kur’ân’da bir sûreye ismini veren, Allah’tan ilham alan ve insanlara şifa sunan müstesna bir varlıktır. Onun hayatı, çalışkanlığı, tertibi, temizliği ve fedakârlığı müminler için eşsiz bir örnektir. Tıpkı arının kesintisiz vızıltısı gibi, müminin de gönlünde <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">daimî bir zikir titreşimi</span></span> olmalıdır. Bu titreşim, onu hem bu dünyada <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">hayırlı ve faydalı</span></span> bir insan yapar, hem de âhirette <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rabbinin rızâsına</span></span> ulaştırır.<br />
<br />
Arı gibi olmak; sözü bal, davranışı şifa, duruşu cesaret ve hayatı ibadet olan bir kul olmaktır. Bu <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“arı frekansı”</span></span> ile zikreden bir mümin, asla boş durmaz, asla gaflette kalmaz ve asla nefis tuzağına düşmez. Bilakis, her anını Allah’a âşık bir <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">titreşim</span></span> hâlinde geçirir.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hızlı Okuma – Bienen Lesen – Bee Read – Zikirde Titreşim ve Arı Vızıltısı</span></span><br />
<br />
Bir dua, hizb, tesbih, zikir veya Kur’an-ı Kerîm’den sûre ve ayetleri hızlı, kesintisiz ve hafif mırıldanarak okuduğumuzda, okuyuş sırasında insan kulağının arı vızıltısını andıran sürekli bir ses algılaması mümkündür. Ben bu okuyuş şeklini birçok defa denedim ve okudum. Özellikle okuyuş hızlandığında ve ses kesintisiz bir hâle geldiğinde gerçekten <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">arı kovanındaki sürekli vızıltıyı andıran bir uğultu meydana gelmektedir.</span></span><br />
<br />
Bu durumu anlatmak için önce çocukluk yıllarımızdaki basit bir fizik deneyini hatırlayabiliriz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ELEKTRİKLİ ZİL DENEYİ VE TİTREŞİM</span><br />
<br />
İlkokul veya ortaokulda yapılan basit fizik deneylerinden birinde elektrikli zil yapılırdı. Bir çivi veya demir parçasının etrafına bakır tel sarılarak bir bobin oluşturulur, bobinin uçlarından biri pile bağlanırdı. Diğer uç ise metal parçaya çok hafif temas edecek şekilde ayarlanırdı.<br />
<br />
Devre tamamlandığında bobin elektromıknatıs hâline gelir ve karşısındaki metal parçayı kendisine doğru çekerdi. Metal parça çekildiği anda temas kesilir, elektrik akımı durur ve bobin metal parçayı bırakırdı. Metal parça eski yerine geldiğinde temas tekrar sağlanır ve bobin onu yeniden çekerdi.<br />
<br />
Bu olay çok hızlı şekilde tekrar tekrar gerçekleşirdi:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÇEKER → BIRAKIR → ÇEKER → BIRAKIR → ÇEKER → BIRAKIR...</span></span><br />
<br />
İşte bu sürekli hareket sonucunda metal parça titreşir ve çevredeki havayı titreştirerek bir ses meydana getirirdi. Biz de bunu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">zil sesi</span> olarak duyarsız.<br />
<br />
Buradaki temel mesele <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">titreşimdir.</span></span><br />
<br />
Titreşim belli bir düzen ve hız içerisinde devam ettiğinde ortaya belirli frekans bileşenleri çıkar ve bu titreşimler havada ses dalgaları meydana getirir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İNSAN SESİNDE DE TİTREŞİM VARDIR</span><br />
<br />
İnsan konuştuğunda veya zikrettiğinde de ses, fiziksel olarak titreşimler aracılığıyla meydana gelir. Ses tellerinin titreşmesiyle oluşan ses, boğaz, ağız ve burun boşluklarında şekillenir ve havaya ses dalgaları olarak yayılır.<br />
<br />
Dolayısıyla insanın bir zikri veya duayı tekrar tekrar okuması sırasında da <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sürekli bir ses titreşimi meydana gelir.</span></span><br />
<br />
Normal konuşmada kelimeler arasında duraklamalar vardır. Fakat kişi bir zikri hızlı ve kesintisiz şekilde okumaya başladığında sesler birbirine yaklaşır. Hece ve harflerin meydana getirdiği sesler üst üste binerek kulağa daha sürekli bir uğultu gibi gelebilir.<br />
<br />
Özellikle kişi sesi hafifçe mırıldanarak, nefesi fazla kesmeden ve hızlı şekilde devam ettirirse ortaya çıkan ses <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">arı vızıltısını andıran sürekli bir titreşim</span></span> şeklinde duyulabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İŞTE BURADA “ARI VIZILTISI OKUYUŞU” DEDİĞİMİZ ŞEY ORTAYA ÇIKAR.</span><br />
<br />
Bu okuyuşta amaç kelimeleri anlaşılmaz hâle getirmek değildir. Amaç, doğru okunan zikrin veya duanın hızlı ve kesintisiz şekilde tekrar edilmesi sırasında meydana gelen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sürekli ses titreşimini</span> fark etmektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI KOVANINDAKİ UĞULTU</span><br />
<br />
Bir arı kovanını düşündüğümüzde orada tek bir arı yoktur. Çok sayıda arı aynı anda hareket eder, kanatlarını çırpar ve farklı hareketler gerçekleştirir.<br />
<br />
Her bir arının meydana getirdiği ses tek başına farklı olabilir. Fakat yüzlerce veya binlerce arının aynı ortamda meydana getirdiği sesler birleştiğinde kulağımıza <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sürekli bir vızıltı ve uğultu</span></span> olarak gelir.<br />
<br />
Mescitlerde yapılan toplu zikirlerde de işitsel açıdan buna benzer bir durum düşünülebilir.<br />
<br />
Bir kişi tesbih çekerken diğeri Kur'an okur, bir başkası salavat getirir, bir başkası dua eder. Sesler birbirine karıştığında tek tek kelimeleri ayırmak yerine sürekli bir uğultu duyulabilir.<br />
<br />
Bu sebeple eski İslam kültüründe mescitlerdeki yoğun ibadet atmosferinin <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">arı kovanının uğultusunu andıran bir ses</span></span> şeklinde tasvir edilmesi anlaşılabilir bir benzetmedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SAHABELERİN MESCİTLERDEKİ ZİKİRLERİ</span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz ﷺ'in mescidi, sadece namaz kılınan bir yer değildi. Orada Kur'an okunur, dua edilir, Allah zikredilir, ilim öğrenilir ve Müslümanlar bir araya gelirdi.<br />
<br />
Mescitler Allah'ın zikredildiği ve ibadetlerin yapıldığı mübarek mekânlardır.<br />
<br />
Sahabelerin ibadet hayatında namaz, Kur'an, tesbih, tekbir, tehlil, dua ve salavat önemli bir yer tutuyordu. Böyle bir ortamda birçok kişinin aynı anda ibadet etmesi, doğal olarak sürekli bir ses atmosferi meydana getirebilirdi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ancak burada “arı vızıltısı” ifadesini öncelikle işitsel bir benzetme olarak değerlendirmek gerekir. Belirli bir tarihî rivayeti kesin bir hadis olarak göstermek için ayrıca güvenilir hadis kaynağı ve rivayet tahkiki gerekir.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZİKRİN ARI VIZILTISINA BENZEMESİ</span><br />
<br />
Bir zikri hızlı okumaya başladığınızda kelimelerin arasında bulunan boşluklar azalır.<br />
<br />
Örneğin:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH... ALLAH... ALLAH...</span><br />
<br />
şeklinde yavaş okuyuş ile:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAHALLAHALLAHALLAH...</span><br />
<br />
şeklinde birbirine yaklaşan hızlı okuyuş arasında kulağa gelen ses bakımından büyük fark vardır.<br />
<br />
İkinci durumda ses daha sürekli bir hâle gelir.<br />
<br />
Buna uzun süre devam edildiğinde kişinin kulağına <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">vızıldayan, titreşen, sürekli bir ses</span></span> gelebilir.<br />
<br />
Bu yüzden ben bu tarz okuyuşa <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Arı Vızıltısı Okuyuşu”</span></span> adını veriyorum.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI FREKANSI NE DEMEKTİR?</span><br />
<br />
Buradaki “arı frekansı” ifadesini bilimsel anlamda arıların belirli bir frekansının insan tarafından üretildiği şeklinde anlamamak gerekir.<br />
<br />
Burada anlatılmak istenen, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">arı vızıltısını andıran sürekli ve titreşimli bir ses karakteridir.</span></span><br />
<br />
İnsan sesi de fiziksel olarak titreşimlerden oluşur. Arının kanat hareketleri de havada titreşimler meydana getirir. İki ses kaynağı birbirinden tamamen farklı olmasına rağmen, kulağın algıladığı ses karakteri belirli şartlarda birbirine benzeyebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI SADECE VIZILDAMAZ: ÇALIŞIR</span><br />
<br />
Fakat burada benim dikkat çekmek istediğim daha başka bir nokta vardır.<br />
<br />
Arıyı yalnızca çıkardığı ses açısından düşünmemek gerekir.<br />
<br />
Arı aynı zamanda <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">çalışkanlığı, temizliği, düzeni, üretkenliği ve ortaya bal gibi tatlı bir ürün çıkarmasıyla</span></span> dikkat çeken bir canlıdır.<br />
<br />
Arı durmadan çalışır.<br />
<br />
Çiçekten çiçeğe gider.<br />
<br />
Nektar toplar.<br />
<br />
Kovanına döner.<br />
<br />
Üretir.<br />
<br />
Ve sonunda insanlara bal gibi tatlı bir nimet ortaya çıkarır.<br />
<br />
Bu açıdan bakıldığında “arı gibi zikir” veya “arı vızıltısı gibi okuyuş” ifadesi sadece sese değil, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">arı karakterinin sembolik anlamlarına</span></span> da işaret edebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZİKİR DE İNSANI TATLI HÂLE GETİRMELİDİR</span><br />
<br />
İnsan Allah'ı zikrettiğinde bunun sadece dilinde kalmaması gerekir.<br />
<br />
Zikir insanın ahlakına, davranışına ve hayatına yansımalıdır.<br />
<br />
Nasıl ki arının çalışmasının sonucunda bal gibi tatlı bir nimet ortaya çıkıyorsa, insanın zikrinin de sonucunda <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">güzel ahlak, güzel söz, merhamet, sabır, temizlik, çalışkanlık ve insanlara fayda</span></span> ortaya çıkmalıdır.<br />
<br />
Sadece yüksek sesle veya hızlı zikir yapmak insanı otomatik olarak güzel ahlak sahibi yapmaz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Asıl mesele zikrin insanın karakterine yansımasıdır.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI GİBİ OLMAK NE DEMEKTİR?</span><br />
<br />
Buradaki “arı gibi olmak” ifadesini mecazî ve tasavvufî bir anlamda kullanabiliriz.<br />
<br />
Arı gibi olmak;<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">çalışkan olmak, temiz olmak, üretken olmak, çevresine fayda sağlamak ve ortaya tatlı işler koymak</span> anlamında düşünülebilir.<br />
<br />
Fakat arının bir başka özelliği daha vardır.<br />
<br />
Arı, kendisine zarar verilmediği sürece üretir ve çalışır. Fakat yuvasına saldırıldığında kendisini ve kolonisini savunur.<br />
<br />
Bu nedenle arının sembolik karakterinde hem <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">bal gibi tatlılık</span></span> hem de gerektiğinde <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">kendini savunma gücü</span></span> vardır.<br />
<br />
İnsan da böyle olmalıdır.<br />
<br />
İnsanlara karşı güzel sözlü, merhametli ve faydalı olmalı; fakat haksızlık ve zulüm karşısında da hakkını ve değerlerini koruyabilmelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BAL GİBİ TATLI, GEREKTİĞİNDE KENDİNİ SAVUNAN</span><br />
<br />
Arının dışarıdan bakıldığında küçük bir canlı olması, onun etkisiz olduğu anlamına gelmez.<br />
<br />
Arı çalışır.<br />
<br />
Arı üretir.<br />
<br />
Arı bal yapar.<br />
<br />
Arı kovanını korur.<br />
<br />
Bu nedenle arı, insan için güzel bir ibret vesilesidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir de insanı bal gibi tatlı bir ahlaka götürmelidir.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dilinden güzel söz çıkmalı, elinden insanlara fayda gelmeli, kalbi temizlenmeli ve davranışları güzelleşmelidir.</span></span><br />
<br />
Fakat kişi haksızlığa uğradığında hakkını korumayı da bilmelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZİKİRDE SES, FREKANS VE MANEVÎ HÂL</span><br />
<br />
Bir zikri hızlı okumakla ortaya çıkan sesin fiziksel tarafı ile zikrin insanın kalbinde meydana getirdiği manevî hâli birbirinden ayırmak gerekir.<br />
<br />
Fiziksel açıdan:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Titreşim → Ses dalgası → Frekans bileşenleri → Kulağın algıladığı ses</span></span><br />
<br />
şeklinde açıklanabilir.<br />
<br />
Manevî açıdan ise:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir → Allah'ı hatırlama → Kalbin yönelmesi → Güzel ahlak ve güzel davranış</span></span><br />
<br />
şeklinde düşünülebilir.<br />
<br />
Bunları birbirine karıştırmamak gerekir.<br />
<br />
“Arı frekansı” denildiğinde fiziksel ses ile manevî anlam arasında bir bağlantı kurulabilir; fakat bu bağlantının bilimsel olarak kanıtlanmış özel bir enerji veya tedavi yöntemi olduğu iddia edilmemelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KUR'AN OKURKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUS</span><br />
<br />
Bu okuyuş tarzından bahsederken özellikle önemli bir nokta vardır.<br />
<br />
Kur'an-ı Kerîm okunurken sırf arı vızıltısına benzeyen bir ses meydana gelsin diye kelimeleri aşırı derecede hızlandırmak veya harfleri bozmak doğru değildir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kur'an'ın lafzı korunmalı, harflerin mahreçlerine ve okuyuşun doğruluğuna dikkat edilmelidir.</span></span><br />
<br />
Hızlı okuyuş, Kur'an'ın kelimelerini anlaşılmaz hâle getirmek anlamına gelmemelidir.<br />
<br />
Dua, hizb ve tesbihlerde de aynı şekilde metnin doğru okunmasına dikkat edilmelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SONUÇ: ARI VIZILTISI BİR SES, ARI OLMAK İSE BİR AHLAK OLSUN</span><br />
<br />
“Arı Vızıltısı Okuyuşu” dediğimiz şey, hızlı ve kesintisiz okuyuş sırasında insan sesinin oluşturduğu titreşimlerin ve seslerin birleşmesiyle ortaya çıkan, kulağa arı vızıltısını andıran bir ses karakteridir.<br />
<br />
Bunu basit elektrikli zil deneyindeki titreşim örneğiyle anlamak mümkündür.<br />
<br />
Elektrikli zil:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÇEKER → BIRAKIR → ÇEKER → BIRAKIR → TİTREŞİR → SES ÇIKARIR.</span></span><br />
<br />
İnsan ise:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZİKREDER → TEKRAR EDER → SES ÜRETİR → TİTREŞİM MEYDANA GELİR → SÜREKLİ OKUYUŞTA UĞULTU/VIZILTI BENZERİ SES OLUŞABİLİR.</span></span><br />
<br />
Fakat bütün bunların üzerinde daha önemli bir hakikat vardır:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikrin hedefi arı sesi çıkarmak değil, Allah'ı zikretmektir.</span></span><br />
<br />
Arı vızıltısı sadece bu okuyuşun işitsel tarafıdır.<br />
<br />
Arının asıl örnek alınacak tarafı ise çalışkanlığı, temizliği, üretkenliği ve ortaya bal gibi tatlı bir nimet çıkarmasıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnsan da zikriyle, ibadetiyle ve güzel ahlakıyla çevresine bal gibi tatlılık vermelidir.</span></span><br />
<br />
Kötülük üretmemeli.<br />
<br />
İnsanları incitmemeli.<br />
<br />
Faydalı olmalı.<br />
<br />
Çalışmalı.<br />
<br />
Temiz olmalı.<br />
<br />
Güzel söz söylemeli.<br />
<br />
Ve gerektiğinde kendisini ve hakkı koruyabilmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İşte gerçek anlamda “arı gibi olmak” sadece arı gibi vızıldamak değil; arı gibi çalışmak, arı gibi üretmek, bal gibi tatlı olmak ve gerektiğinde kendini savunabilmektir.</span></span><br />
<br />
Bu bakımdan “Arı Vızıltısı Okuyuşu” kavramı, hem <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ses ve titreşim</span> açısından hem de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sembolik ve tasavvufî anlam</span> açısından üzerinde düşünülebilecek güzel bir konudur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Vızıltı dilde başlayabilir; fakat asıl güzellik, zikrin insanın ahlakında ve hayatında bal gibi tatlı bir neticeye dönüşmesidir.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">ARI VIZILTISI OKUYUŞU – DEVAMI</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arı vızıltısı sadece kulağın duyduğu bir ses olarak değil, insanın kendi içinde meydana gelen sürekli bir ritim ve tekrar hâli olarak da düşünülebilir.</span></span><br />
<br />
Bir zikri tekrar tekrar söylemek, insanın dikkatini aynı kelime ve manaya yöneltir. Tekrar arttıkça okuyuş bir ritim kazanır. Bu ritim de sesin sürekli hâle gelmesine yardımcı olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TEKRARIN GÜCÜ</span><br />
<br />
Zikir kelimesinin temelinde hatırlamak vardır. İnsan bir ismi, bir duayı veya bir tesbihi tekrar ettikçe zihni ve dili aynı ifadeye yeniden yönelir.<br />
<br />
Bir kelimenin bir defa söylenmesi ile yüzlerce defa tekrar edilmesi arasında insanın dikkatini toplama bakımından fark vardır.<br />
<br />
Örneğin:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allah”</span></span><br />
<br />
kelimesini bir defa söylemek başka, aynı kelimeyi belirli bir ritim içerisinde uzun süre tekrar etmek başkadır.<br />
<br />
Tekrar sırasında dil hareketleri, nefes, ses telleri ve ağız boşluğu birlikte çalışır. Bunun sonucunda sürekli bir ses akışı meydana gelir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SESİN SÜREKLİLİĞİ</span><br />
<br />
Elektrikli zilde olduğu gibi burada da süreklilik önemlidir.<br />
<br />
Zil bir defa hareket etse yalnızca kısa bir “çıt” sesi duyulur. Fakat hareket sürekli tekrarlanırsa kulağımıza sürekli bir zil sesi gelir.<br />
<br />
Benzer şekilde insan sesi de tek bir kelimeyle sınırlı kalmayıp arka arkaya tekrarlandığında sürekli bir ses karakterine dönüşebilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tekrar arttıkça sesin sürekliliği artar; sesin sürekliliği arttıkça da vızıltıya benzeyen bir işitsel etki ortaya çıkabilir.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI KANATLARININ HAREKETİ VE VIZILTI</span><br />
<br />
Arının uçarken meydana getirdiği vızıltının temelinde kanatlarının çok hızlı hareketi vardır. Kanatların havayı hareket ettirmesi ve bu hareketin çevredeki havada basınç değişimleri oluşturması sonucunda ses meydana gelir.<br />
<br />
İnsan sesiyle arı sesi aynı mekanizma ile oluşmaz.<br />
<br />
Arı kanatlarını hareket ettirir.<br />
<br />
İnsan ise ses tellerini titreştirir.<br />
<br />
Fakat her iki durumda da ortak bir temel kavram vardır:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HAREKET → TİTREŞİM → SES</span></span><br />
<br />
İşte “arı vızıltısı” benzetmesinin fiziksel açıdan anlaşılabileceği temel nokta budur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI GİBİ ÇALIŞMAK</span><br />
<br />
Arının hayatında dikkat çeken en önemli özelliklerden biri çalışkanlığıdır.<br />
<br />
Arı boş durmaz.<br />
<br />
Çiçeğe gider.<br />
<br />
Nektar toplar.<br />
<br />
Kovana döner.<br />
<br />
Kovanın düzenine katkıda bulunur.<br />
<br />
Balın oluşmasına vesile olur.<br />
<br />
Bu nedenle insanın da kendisine şu soruyu sorması gerekir:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Benim zikrim hayatımda ne meydana getiriyor?”</span></span><br />
<br />
Eğer insan saatlerce zikir yaptığı hâlde insanlara karşı kaba, öfkeli, haksız, tembel ve faydasız olmaya devam ediyorsa, zikrin ruhunu düşünmesi gerekir.<br />
<br />
Çünkü zikrin insan üzerindeki güzel etkisi yalnızca dilde değil, davranışlarda da görülmelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DİLDE ZİKİR, HAYATTA AHLAK</span><br />
<br />
Zikir dilde başlar.<br />
<br />
Fakat güzel zikir insanın davranışlarına da yansır.<br />
<br />
Dil:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah'ı zikreder.</span></span><br />
<br />
Kalp:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah'ı hatırlar.</span></span><br />
<br />
Ahlak:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güzelleşir.</span></span><br />
<br />
Davranış:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnsanlara fayda verir.</span></span><br />
<br />
İşte zikrin gerçek meyvesi budur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BAL VE ZİKİR ARASINDAKİ SEMBOLİK BAĞ</span><br />
<br />
Arı bal üretir.<br />
<br />
Bal tatlıdır.<br />
<br />
Bu yüzden bal, insanın zihninde güzel ve tatlı bir sonuçla ilişkilendirilebilir.<br />
<br />
Zikir de insanın kalbinde ve ahlakında güzel sonuçlar meydana getirmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nasıl arının çalışmasının sonunda bal ortaya çıkıyorsa, insanın samimi zikrinin sonucunda da güzel ahlak ortaya çıkmalıdır.</span></span><br />
<br />
Bu yüzden şöyle bir sembolik ifade kullanılabilir:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Dilde zikir, kalpte nur, ahlakta bal.”</span></span><br />
<br />
Bu bir dinî hüküm değil, zikrin insan üzerindeki güzel neticesini anlatan sembolik bir ifadedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI KENDİSİNİ DE KORUR</span><br />
<br />
Arının yalnızca bal üretmesini düşünmek eksik olur.<br />
<br />
Arı gerektiğinde kovanını korur.<br />
<br />
Kendisine saldırıldığında iğnesini kullanabilir.<br />
<br />
Buradan insan için de bir sembolik ders çıkarılabilir.<br />
<br />
Mümin insan insanlara karşı merhametli, güzel sözlü ve faydalı olmalıdır.<br />
<br />
Fakat merhamet, zulme boyun eğmek anlamına gelmez.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tatlı olmak başka, güçsüz olmak başkadır.</span></span><br />
<br />
Arı bal yapar ama gerektiğinde kendisini savunur.<br />
<br />
İnsan da güzel ahlaklı olabilir ama gerektiğinde hakkını koruyabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“BAL GİBİ TATLI, HAK KARŞISINDA DİMDİK”</span><br />
<br />
Bu düşünceyi şöyle özetleyebiliriz:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnsanlara karşı bal gibi tatlı ol; fakat hak ve adalet söz konusu olduğunda korkak olma.</span></span><br />
<br />
Buradaki amaç saldırganlık değildir.<br />
<br />
Tam tersine amaç, merhamet ile kuvveti dengede tutmaktır.<br />
<br />
Arının iğnesi sürekli kullandığı bir silah değildir. Arının asıl hayatı çalışmak, üretmek ve kovana katkıda bulunmaktır.<br />
<br />
Bu da insan için güzel bir örnektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZİKİR VE İÇ RİTİM</span><br />
<br />
Hızlı okuyuşta nefes, dil ve ses belirli bir ritme girer.<br />
<br />
İnsan aynı kelimeleri tekrar ettikçe okuyuş mekanik bir ritim kazanabilir.<br />
<br />
Bu ritim:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">nefes → ses → tekrar → ritim → sürekli titreşim</span></span><br />
<br />
şeklinde düşünülebilir.<br />
<br />
Bunun sonucunda kişi bir süre sonra okuduğu kelimelerden ziyade sürekli bir ses dokusu duyabilir.<br />
<br />
İşte bu noktada “arı vızıltısı” benzetmesi ortaya çıkar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FAKAT HIZLI OKUMAK HER ZAMAN DAHA FAZİLETLİ DEĞİLDİR</span><br />
<br />
Burada önemli bir denge vardır.<br />
<br />
Hızlı okumak, tek başına yavaş okumaktan daha faziletli değildir.<br />
<br />
Özellikle Kur'an-ı Kerîm'de doğru telaffuz, tecvid, huşû ve anlamın korunması önemlidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sırf vızıltı meydana gelsin diye Kur'an ayetlerini anlaşılmaz hâle getirmek doğru değildir.</span></span><br />
<br />
Arı vızıltısı okuyuşu hakkında konuşurken en doğru yaklaşım, bunu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ses ve titreşim açısından ortaya çıkan bir okuyuş biçimi</span> olarak ele almaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZİKRİN ÖLÇÜSÜ SESİN ŞİDDETİ DEĞİLDİR</span><br />
<br />
Bir zikrin çok yüksek sesle yapılması, mutlaka daha güçlü veya daha faziletli olduğu anlamına gelmez.<br />
<br />
Bazen insan kendi duyabileceği kadar sessizce zikreder.<br />
<br />
Bazen cemaat hâlinde sesli zikir yapılır.<br />
<br />
Bazen Kur'an sessiz ve huşû içerisinde okunur.<br />
<br />
Önemli olan ibadetin usulüne, niyetine ve dinî ölçülerine riayet etmektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sesin büyüklüğü ile zikrin Allah katındaki değerini birbirine karıştırmamak gerekir.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI KOVANI VE ZİKİR MECLİSİ</span><br />
<br />
Arı kovanını düşündüğümüzde tek bir arının değil, bir topluluğun meydana getirdiği ortak bir hareket görürüz.<br />
<br />
Her arı kendi görevini yapar.<br />
<br />
Birlikte çalışırlar.<br />
<br />
Birlikte üretirler.<br />
<br />
Birlikte kovanda düzen oluştururlar.<br />
<br />
Zikir meclisinde de insanlar bir araya gelir.<br />
<br />
Biri tesbih çeker.<br />
<br />
Biri salavat getirir.<br />
<br />
Biri Kur'an okur.<br />
<br />
Biri dua eder.<br />
<br />
Sesler birbirine karışır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ortaya çıkan toplu ses, uzaktan dinlendiğinde arı kovanının sürekli uğultusunu hatırlatabilir.</span></span><br />
<br />
Bu açıdan “arı kovanı” güçlü bir semboldür:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Birlik, düzen, çalışma, devamlılık ve üretim.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZİKİR MECLİSİ DE BİR KOVAN GİBİ OLMALI</span><br />
<br />
Nasıl kovanın her arısı kendi görevini yapıyorsa, bir zikir meclisindeki insanlar da birbirlerine destek olmalıdır.<br />
<br />
Kimse kendisini diğerinden üstün görmemelidir.<br />
<br />
Kimse sadece sesinin güzelliğiyle övünmemelidir.<br />
<br />
Kimse zikri bir gösteriş hâline getirmemelidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir, insanı büyütmek için değil; insanın nefsini küçültüp Allah'a yönelmesi için yapılır.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI VIZILTISINDAN “BAL”A UZANAN YOL</span><br />
<br />
Burada bütün düşünceyi tek bir cümlede toplamak mümkündür:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Vızıltı sesin başlangıcıdır; bal ise güzel amelin neticesidir.</span></span><br />
<br />
İnsan zikir yapabilir.<br />
<br />
Dua edebilir.<br />
<br />
Tesbih çekebilir.<br />
<br />
Kur'an okuyabilir.<br />
<br />
Fakat bütün bunların insanın hayatında bir karşılığı olmalıdır.<br />
<br />
Zikir insanı daha merhametli yapıyorsa güzeldir.<br />
<br />
Daha sabırlı yapıyorsa güzeldir.<br />
<br />
Daha dürüst yapıyorsa güzeldir.<br />
<br />
Daha çalışkan yapıyorsa güzeldir.<br />
<br />
Daha temiz ve düzenli yapıyorsa güzeldir.<br />
<br />
İnsanlara faydalı hâle getiriyorsa güzeldir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SON SÖZ</span><br />
<br />
Arı vızıltısı, fiziksel açıdan titreşimlerin meydana getirdiği bir sestir.<br />
<br />
İnsan sesi de titreşimlerle meydana gelir.<br />
<br />
Hızlı ve sürekli okuyuşta sesler birbirine yaklaşabilir ve kulağa arı vızıltısını andıran bir uğultu gelebilir.<br />
<br />
Fakat bizim için asıl önemli olan bu sesin kendisi değildir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Asıl önemli olan, o zikrin insanın kalbine ve ahlakına ne yaptığıdır.</span></span><br />
<br />
Arı gibi çalışıyorsan...<br />
<br />
Arı gibi temizsen...<br />
<br />
Arı gibi üretkensen...<br />
<br />
İnsanlara bal gibi tatlılık veriyorsan...<br />
<br />
Ve gerektiğinde hakkını koruyabiliyorsan...<br />
<br />
O zaman arının yalnızca vızıltısını değil, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ahlakını da anlamış olursun.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir dilde vızıltı olabilir; fakat gerçek zikir insanın hayatında bal gibi tatlı bir eser bırakmalıdır.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">ARI VIZILTISI OKUYUŞU – DEVAM III</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI VIZILTISINDAN ARININ HİKMETİNE</span></span><br />
<br />
Arı vızıltısını düşünürken yalnızca kulağımıza gelen sesi düşünmemek gerekir. Arı, Kur'an-ı Kerîm'de de üzerinde düşünülmesi gereken canlılardan biri olarak karşımıza çıkar.<br />
<br />
Kur'an-ı Kerîm'de Nahl Sûresi'nin 68. ve 69. ayetlerinde arıdan bahsedilir. Allah Teâlâ arıya dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları yapılardan kendisine yuvalar edinmesini bildirdiğini; ardından çeşitli meyvelerden yemesini ve Rabbinin kendisine kolaylaştırdığı yollara girmesini bildirmektedir.<br />
<br />
Ardından arının karnından farklı renklerde bir içecek çıktığı ve onda insanlar için şifa bulunduğu bildirilmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Burada arının yalnızca vızıltısı değil, onun yaptığı iş ve ortaya çıkardığı bal da dikkat çekmektedir.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI VE İLAHÎ İLHAM</span><br />
<br />
Arının davranışları insanı hayrete düşüren bir düzen içerisindedir.<br />
<br />
Arı nerede yuva yapacağını bilir.<br />
<br />
Çiçeklere gider.<br />
<br />
Nektar toplar.<br />
<br />
Kovanına döner.<br />
<br />
Üretir.<br />
<br />
Ve sonunda bal meydana gelir.<br />
<br />
Kur'an'da arının bu davranışlarının Allah'ın ona bildirmesiyle ilişkilendirilmesi, insan için de önemli bir tefekkür kapısı açmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Demek ki insan, küçük bir canlıya bakarak bile Allah'ın kudretini, sanatını ve yaratmadaki hikmetini düşünebilir.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI VIZILTISI VE TEFEKKÜR</span><br />
<br />
Bir arının yanından geçtiğini düşünelim.<br />
<br />
İlk duyduğumuz şey:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VIZZZZZ...</span><br />
<br />
sesidir.<br />
<br />
Fakat bu küçücük sesin arkasında hareket eden kanatlar, çalışan bir canlı, aranan çiçekler, taşınan nektar ve sonunda meydana gelen bal vardır.<br />
<br />
Yani küçücük bir sesin arkasında büyük bir faaliyet vardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnsan zikrinde de sadece sesi değil, o sesin arkasındaki kalbi düşünmek gerekir.</span></span><br />
<br />
Dilin “Allah” demesi güzeldir.<br />
<br />
Fakat kalbin de Allah'ı hatırlaması daha güzeldir.<br />
<br />
Dil salavat getiriyorsa davranışların da Peygamber Efendimiz ﷺ'in güzel ahlakına yönelmesi gerekir.<br />
<br />
Dil Kur'an okuyorsa hayatın da Kur'an'ın öğrettiği güzel ahlaktan nasibini almalıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VIZILTI VE ANLAM</span><br />
<br />
İnsan bazen bir zikri o kadar çok tekrar eder ki kelimelerin ses yapısı ön plana çıkar.<br />
<br />
Bu durumda:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">kelime → tekrar → ritim → ses → titreşim → uğultu</span></span><br />
<br />
şeklinde bir işitsel süreç meydana gelebilir.<br />
<br />
Ancak zikrin gerçek anlamı burada kaybolmamalıdır.<br />
<br />
Çünkü zikir sadece ses çıkarmak değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir hatırlamaktır.</span><br />
<br />
Allah'ı hatırlamaktır.<br />
<br />
Nimetleri hatırlamaktır.<br />
<br />
Kulluğu hatırlamaktır.<br />
<br />
Ölümü ve ahireti hatırlamaktır.<br />
<br />
İnsanın nereden geldiğini ve nereye gideceğini hatırlamasıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu sebeple ses zikrin kabuğu, anlam ise onun ruhu gibidir.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI VE NEFES</span><br />
<br />
Arının uçuşunda kanat hareketi ne kadar önemliyse, insanın okuyuşunda da nefes o kadar önemlidir.<br />
<br />
İnsan nefes alır.<br />
<br />
Nefesi ses hâline getirir.<br />
<br />
Ses ağızdan çıkar.<br />
<br />
Hava titreşir.<br />
<br />
Kulağa ulaşır.<br />
<br />
Beyin bu titreşimi ses olarak algılar.<br />
<br />
Bu nedenle uzun süre devam eden hızlı bir okuyuşta nefesin düzeni de önem kazanır.<br />
<br />
Fakat burada dikkat edilmesi gereken husus, sırf belirli bir ses meydana gelsin diye nefesi zorlamamaktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir ve dua insanı zorlamak için değil, Allah'ı hatırlamak için yapılır.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI GİBİ DEVAMLILIK</span><br />
<br />
Arının en dikkat çekici özelliklerinden biri devamlı çalışmasıdır.<br />
<br />
İnsan da hayırlı işlerde devamlı olmalıdır.<br />
<br />
Bir gün çok ibadet edip sonra uzun süre tamamen bırakmak yerine, insan gücünün yettiği ölçüde düzenli bir ibadet hayatı oluşturmaya çalışmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Az da olsa devamlı yapılan güzel amel, insanın hayatında kalıcı bir iz bırakabilir.</span></span><br />
<br />
Arının da yaptığı budur.<br />
<br />
Bir defada bütün balı meydana getirmez.<br />
<br />
Tek tek çalışır.<br />
<br />
Tek tek toplar.<br />
<br />
Tek tek taşır.<br />
<br />
Sonunda büyük bir sonuç ortaya çıkar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZİKİR DE BÖYLEDİR</span><br />
<br />
Bir “Allah” demek küçük görünebilir.<br />
<br />
Bir salavat küçük görünebilir.<br />
<br />
Bir tesbih küçük görünebilir.<br />
<br />
Bir dua küçük görünebilir.<br />
<br />
Fakat bunların devamlılığı insanın hayatında büyük bir değişim meydana getirebilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arının çiçekten çiçeğe topladığı küçücük nektar damlaları nasıl bal hâline geliyorsa, insanın küçük küçük yaptığı güzel ameller de zamanla büyük bir manevi birikime dönüşebilir.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI VE TEMİZLİK</span><br />
<br />
Arı, insanlara bal gibi temiz ve değerli bir nimet ulaştıran bir canlıdır.<br />
<br />
Buradan insan için yine sembolik bir ders çıkarabiliriz.<br />
<br />
İnsan da çevresine kötü söz, kötü davranış ve kötülük taşımak yerine güzel şeyler taşımalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ağzından çıkan söz bal gibi olmalı; insanları zehirleyen bir söz hâline gelmemelidir.</span></span><br />
<br />
Çünkü dil de insanın bir üretim merkezidir.<br />
<br />
Dil ile:<br />
<br />
Güzel söz üretebiliriz.<br />
<br />
Kötü söz üretebiliriz.<br />
<br />
Dua edebiliriz.<br />
<br />
Beddua edebiliriz.<br />
<br />
Salavat getirebiliriz.<br />
<br />
İnsanları kırabiliriz.<br />
<br />
İşte bu nedenle insanın dili de bir bakıma “bal mı, zehir mi?” sorusunun cevabını verir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DİLİN BALI VE DİLİN ZEHİRİ</span><br />
<br />
Arının balı vardır.<br />
<br />
Fakat iğnesi de vardır.<br />
<br />
İnsan dilinde de benzer bir sembolik karşılık düşünülebilir.<br />
<br />
Güzel söz:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BALDIR.</span></span><br />
<br />
Kötü ve kırıcı söz:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZEHİR GİBİDİR.</span></span><br />
<br />
Bu nedenle zikreden insanın dilini koruması gerekir.<br />
<br />
Allah'ı zikreden bir dilin insanlara sürekli hakaret etmesi, küçümsemesi ve kırıcı sözler söylemesi büyük bir çelişki oluşturur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gerçek zikir, dili de terbiye etmelidir.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI KOVANI VE İNSAN TOPLULUĞU</span><br />
<br />
Bir arı kovanında düzen vardır.<br />
<br />
Her arının yaptığı iş aynı değildir.<br />
<br />
Fakat hepsi ortak bir hayatın parçasıdır.<br />
<br />
İnsan toplumu da böyledir.<br />
<br />
Herkesin görevi aynı değildir.<br />
<br />
Kimi öğretir.<br />
<br />
Kimi çalışır.<br />
<br />
Kimi üretir.<br />
<br />
Kimi sanat yapar.<br />
<br />
Kimi ilim öğrenir.<br />
<br />
Kimi insanlara hizmet eder.<br />
<br />
Önemli olan herkesin elinden gelen hayırlı işi yapmasıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Toplumun güzelliği, herkesin aynı olmasıyla değil; herkesin hayırlı bir işte birbirini tamamlamasıyla ortaya çıkar.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZİKİR MECLİSİNDEKİ VIZILTI</span><br />
<br />
Bir topluluk halinde zikir yapıldığında herkesin sesi aynı anda aynı şekilde çıkmayabilir.<br />
<br />
Biri hızlı okur.<br />
<br />
Biri yavaş okur.<br />
<br />
Biri yüksek sesle söyler.<br />
<br />
Biri daha alçak sesle söyler.<br />
<br />
Biri nefes alır.<br />
<br />
Biri kelimeyi tamamlar.<br />
<br />
Bu farklı sesler birleştiğinde sürekli bir ses tabakası oluşabilir.<br />
<br />
Uzaktan dinleyen bir insan için bu ses:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Vızır vızır eden bir arı kovanı”</span></span><br />
<br />
gibi duyulabilir.<br />
<br />
Bu durum fiziksel olarak seslerin birbirine karışmasıyla açıklanabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MESCİTTEKİ SES VE EDEB</span><br />
<br />
Ancak mescitlerde zikir ve Kur'an okunurken edep de önemlidir.<br />
<br />
Bir kişinin ibadeti başka bir kişinin namazını, Kur'an okuyuşunu veya huzurunu bozacak seviyeye gelmemelidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir yapılırken de ibadet adabına dikkat etmek gerekir.</span></span><br />
<br />
Çünkü maksat sadece ses çıkarmak değil, Allah'a kulluk etmektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI GİBİ ÜRETMEK</span><br />
<br />
Arı hiçbir zaman sadece vızıldamakla yetinmez.<br />
<br />
Vızıltının arkasında bir çalışma vardır.<br />
<br />
İnsan için de bu çok önemli bir derstir.<br />
<br />
Sadece konuşmak yetmez.<br />
<br />
Sadece dua etmek yetmez.<br />
<br />
Sadece plan yapmak yetmez.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çalışmak gerekir.</span><br />
<br />
İlim öğrenmek gerekir.<br />
<br />
İnsanlara faydalı olmak gerekir.<br />
<br />
Elinden gelen hayırlı işleri yapmak gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arının vızıltısı çalışmasının habercisidir; insanın zikri de güzel amellerinin başlangıcı olmalıdır.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SONUÇ OLARAK</span><br />
<br />
“Arı Vızıltısı Okuyuşu” kavramını üç ayrı seviyede değerlendirebiliriz.<br />
<br />
Birinci seviyede <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">fiziksel ses</span> vardır.<br />
<br />
İnsan sesi titreşimlerden meydana gelir. Hızlı ve sürekli okuyuşta sesler birbirine yaklaşabilir ve arı vızıltısını andıran bir uğultu ortaya çıkabilir.<br />
<br />
İkinci seviyede <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">zikir ve tekrar</span> vardır.<br />
<br />
İnsan aynı kelimeleri tekrar ederek dikkatini Allah'ı hatırlamaya yöneltir.<br />
<br />
Üçüncü seviyede ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sembolik anlam</span> vardır.<br />
<br />
Arı bize çalışkanlığı, üretkenliği, düzeni, temizliği, balı ve gerektiğinde kendisini korumasıyla güzel bir örnek sunar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu üç seviyeyi bir araya getirdiğimizde şöyle bir düşünce ortaya çıkar:<br />
<br />
VIZILTI → TİTREŞİM → ZİKİR → TEKRAR → ÇALIŞMA → GÜZEL AHLAK → BAL GİBİ NETİCE.</span></span><br />
<br />
İşte burada arı vızıltısı sadece bir ses olmaktan çıkar ve insan için bir tefekkür vesilesine dönüşür.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arıyı dinleyen sadece “vız” sesini duymasın; onun arkasındaki çalışmayı da görsün.<br />
<br />
Zikir yapan sadece dilinin sesini duymasın; zikrin kendi ahlakında meydana getirdiği değişimi de görsün.</span></span><br />
<br />
Çünkü asıl mesele:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ne kadar çok ses çıkardığımız değil, o sesin bizi nasıl bir insan yaptığıdır.</span><br />
<br />
Ve belki de bu konunun en güzel özeti şudur:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Arı vızıldar, çalışır ve bal verir. İnsan zikreder, çalışır ve güzel ahlak verir.”</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Vızıltı kulakta kalırsa sadece sestir; zikrin neticesi hayata yansırsa işte o zaman bal gibi tatlı bir eser meydana gelir.</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KAYNAKLAR</span></span><br />
Kur’ân-ı Kerîm, Nahl Sûresi 16:68-69<br />
Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Ezan<br />
Sahih-i Müslim, Kitabu’z-Zikir<br />
Tirmizî, Kitabu’d-Deavât<br />
İbn Kesir Tefsiri, Nahl Sûresi Tefsiri<br />
Kurtubî Tefsiri, Nahl Sûresi Tefsiri<br />
Râzî Tefsiri (Mefâtîhu’l-Gayb), Nahl Sûresi Tefsiri<br />
El-İslam ve’l-İlham, İmam Gazâlî<br />
Mevâkıf, Abdülkâdir Geylânî<br />
Fusûsu’l-Hikem, Muhyiddin İbnü’l-Arabî<br />
Kimyâ-yı Saâdet, İmam Gazâlî<br />
Risâle-i Kuşeyrî, Abdulkerîm Kuşeyrî<br />
Tasavvuf ve Zikir, Muhammed Emin Er<br />
Arının Sırları, Mustafa İslamoğlu<br />
İlham ve Vahiy Arasındaki Fark, Said Nursî<br />
Bal Şifadır, İbni Kayyim El-Cevziyye<br />
Mesnevî, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî<br />
Nahl Sûresi Üzerine Düşünceler, Elmalılı Hamdi Yazır<br />
İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn, İmam Gazâlî<br />
<br />
Rasit Tunca<br />
<br />
Schrems,18.08.2026</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">ARI VIZILTISI OKUYUŞU – ARI FREKANSI</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARILI BİR ZİKİR: “ARI FREKANSI” VE MÜMİN AHLÂKI</span></span><br />
<br />
İslam düşüncesinde arı, yalnızca bal üreten bir canlı değil; aynı zamanda ilâhî ilhamın, çalışkanlığın, tertibin ve temizliğin sembolü olarak özel bir yere sahiptir. Kur’ân-ı Kerîm’de bir sûreye ismini veren bu mübarek varlık, Yüce Allah’tan doğrudan “ilham” alan ender canlılardan biridir. Peki, arının bu özelliklerini kendi hayatımıza nasıl taşıyabiliriz? İşte bu sorunun cevabı, hem fiziksel bir gerçeklikte hem de derin bir manevî anlamda saklıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FİZİK DENEYİNDEN MANEVİYATA: TİTREŞİM VE ZİKİR</span></span><br />
<br />
Okullarda yapılan basit bir fizik deneyini hatırlayalım: Bobin telinin sarıldığı bir çivi, tahtaya çakılır. Kesilmiş bir karton dosyanın ortasına teneke parçası yerleştirilir. Bobinin uçlarından biri pile bağlanır, diğer ucu ise teneke parçasının üstüne hafifçe değecek şekilde bükülür. Pil kontak yaptığında, bobin teli sürekli olarak çeker ve bırakır. Bu hızlı ve kesintisiz çekilme-bırakılma hareketi, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sürekli bir titreşim</span></span> ve dolayısıyla bir <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ses frekansı</span></span> meydana getirir. İşte bu, zilin sesidir; kesintisiz, kararlı ve süreklidir.<br />
<br />
Bu fiziksel gerçeği, insanın ruh hâline ve ibadetine uyarladığımızda çok derin bir anlam ortaya çıkar: <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mümin de arının zikri gibi zikretmelidir.</span></span> Yani kalp, dünya meşguliyetleri arasında bir çekilip bir bırakılsa da, özünde sürekli Allah’a yönelik bir <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“titreşim”</span></span> hâlinde olmalıdır. Araya gaflet girse de, ihmal girse de, o <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">kesintisiz bağlantı</span></span> kopmamalıdır. İşte bu hâle, tam olarak <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“arı frekansı”</span></span> veya <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“arı vızıltısı”</span></span> denir. Bu, bir tek zikir değil; <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sürekli bir bilinç hâli, devamlı bir Allah ile irtibat hâlidir.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KUR’ÂN’DA ARININ YERİ VE “İLHAM” KAVRAMI</span></span><br />
<br />
Kur’ân’ın 16. sûresi “Nahl” yani “Arı” sûresidir. Yüce Allah bu sûrede şöyle buyurur:<br />
<br />
&gt; “Rabbin bal arısına şöyle ilham etti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine evler edin. Sonra meyvelerin her birinden ye de Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollara gir. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir içecek (bal) çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için büyük bir ibret vardır.” (Nahl Sûresi, 16:68-69)<br />
<br />
Bu ayette geçen <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“ilham etti”</span></span> ifadesi, Arapça’da “Evha” kelimesidir ve peygamberlere gelen vahiy ile aynı kökten gelir. Bu durum, arının sahip olduğu içgüdüsel bilginin, altıgen petekler inşa etmesinin, farklı çiçeklerden en doğru rotayı izleyerek bal toplamasının ve bu balı şifalı bir besine dönüştürmesinin <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ilâhî bir kaynaktan geldiğini</span></span> göstermektedir. Bu sebeple arı, İslâm düşüncesinde <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">çalışkanlığın, disiplinin, tertibin ve toplumsal faydanın</span></span> sembolü olarak görülür.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARININ SIFATLARI VE MÜMİNDEKİ YANSIMALARI</span></span><br />
<br />
Arının her bir özelliği, mümin için ayrı bir ahlâk dersi ve rehber niteliğindedir. Bu özellikleri şöyle sıralayabiliriz:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Bal Üretmesi: Tatlılık ve Şifa</span></span><br />
Arı, çiçeklerin özünü alır ve onu şifalı, tatlı bir bala dönüştürür. Mümin de Allah’ın ayetlerini ve zikrini kalbine alır; bu, onun <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">konuşmasına, davranışına ve ahlâkına</span></span> yansır. Müminin sözü tatlı, hâli ise çevresindekilere <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">şifa</span></span> olur. Tıpkı bal gibi, güzel ahlâk da insanların yaralarına merhemdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. İğnesi: Düşmana Karşı Sertlik</span></span><br />
Arı, kovanını ve balını korumak için iğnesini kullanır; ama bunu <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">saldırmak için değil, savunma için</span></span> yapar. Mümin de zulme, haksızlığa ve küfre karşı <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">hakkı söyleme cesaretini</span></span> gösterir. Ancak bu iğne, zalime karşıdır; zalim olana zehir, mazluma ise kurtuluş olur. Mümin, şefkatli olduğu kadar <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">gerektiğinde de cesur ve kararlı</span></span> olmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Çalışkanlık ve Tertip: Boş Durmamak</span></span><br />
Arı asla boş durmaz; sürekli üretir, çalışır ve kovanını düzenli tutar. Mümin de <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">vaktini boşa harcamaz</span></span>, sürekli hayır üretir, ailesine ve topluma faydalı olmaya çabalar. Tembellik ve atalet, müminin vasfı olamaz. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çalışkanlık ve tertip</span></span>, arının mümindeki en belirgin yansımalarındandır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Temizlik: Helal ve Haram Duyarlılığı</span></span><br />
Arı, kirli ve pis şeylerden uzak durur, en temiz çiçeklere konar. Bu da müminin <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">helal rızık yemesi, haramdan, dedikodudan, gıybetten ve tüm manevi pisliklerden uzak durmasını</span></span> simgeler. Arının temizliği, müminin <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">manevî temizliğine</span></span> ve <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">helâl dairesinde yaşama gayretine</span></span> işaret eder.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PEYGAMBERİMİZİN MESCİDİNDEKİ “ARI VIZILTISI” BENZETMESİ</span></span><br />
<br />
Kaynaklarda Peygamber Efendimiz’in (sav) mescidinde sahabelerin namaz ve zikirlerini kendi duyabilecekleri kadar sesli yapmaları nedeniyle ortaya çıkan uğultunun, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“arı vızıltısı”</span></span>na benzetildiğine dair rivayetler bulunmaktadır. Bu benzetme, aslında Mescid-i Nebevî’deki o <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sürekli ibadet atmosferini</span></span> en güzel şekilde tasvir eder. Sahabeler, mescide geldiklerinde zikir, tesbih, tekbir ve Kur’ân tilaveti ile meşgul olurlar; bu da arı kovanındaki uğultuyu andıran <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">huzurlu ve Allah’a yönelik yoğun bir ortam</span></span> meydana getirirdi.<br />
<br />
Bu durum, müminlerin bir araya geldiklerinde oluşturdukları <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">manevî titreşimi</span></span> ve <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">kesintisiz zikir hâlini</span></span> sembolize eder. Tıpkı fizikteki zil deneyinde olduğu gibi, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sürekli bir çekilme ve bırakılma</span></span> yani dünya ile âhiret, nefis ile ruh arasında gidip gelmeler olsa da, özdeki <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">bağlantı hiç kopmaz</span></span>. İşte bu hâl, arının vızıltısı gibi <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">kesintisiz, kararlı ve diri</span></span> bir zikir hâlidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“ARI FREKANSI” İLE ZİKRETMEK NE DEMEKTİR?</span></span><br />
<br />
Özetle, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“arı frekansı”</span></span> ile zikretmek, yalnızca dil ile “Sübhânallah”, “Elhamdülillah”, “Allâhü Ekber” demek değildir. Bu, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">tüm varlığınızla, nefes alışverişinizde, işinizde, ahlâkınızda ve davranışlarınızda Allah’ı hatırlayan bir “titreşim” hâline gelmektir.</span></span><br />
<br />
Bu hâle ulaşan kişi, tıpkı arı gibi:<br />
<br />
- <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sözüyle</span></span> (balıyla) çevresine şifa olur,<br />
- <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Duruşuyla</span></span> (temizliğiyle) örnek olur,<br />
- <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çalışkanlığıyla</span></span> topluma fayda üretir,<br />
- <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gerektiğinde</span></span> ise hakkı savunmak için cesur ve kararlı bir duruş sergiler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SONUÇ</span></span><br />
<br />
Arı, Kur’ân’da bir sûreye ismini veren, Allah’tan ilham alan ve insanlara şifa sunan müstesna bir varlıktır. Onun hayatı, çalışkanlığı, tertibi, temizliği ve fedakârlığı müminler için eşsiz bir örnektir. Tıpkı arının kesintisiz vızıltısı gibi, müminin de gönlünde <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">daimî bir zikir titreşimi</span></span> olmalıdır. Bu titreşim, onu hem bu dünyada <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">hayırlı ve faydalı</span></span> bir insan yapar, hem de âhirette <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rabbinin rızâsına</span></span> ulaştırır.<br />
<br />
Arı gibi olmak; sözü bal, davranışı şifa, duruşu cesaret ve hayatı ibadet olan bir kul olmaktır. Bu <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“arı frekansı”</span></span> ile zikreden bir mümin, asla boş durmaz, asla gaflette kalmaz ve asla nefis tuzağına düşmez. Bilakis, her anını Allah’a âşık bir <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">titreşim</span></span> hâlinde geçirir.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hızlı Okuma – Bienen Lesen – Bee Read – Zikirde Titreşim ve Arı Vızıltısı</span></span><br />
<br />
Bir dua, hizb, tesbih, zikir veya Kur’an-ı Kerîm’den sûre ve ayetleri hızlı, kesintisiz ve hafif mırıldanarak okuduğumuzda, okuyuş sırasında insan kulağının arı vızıltısını andıran sürekli bir ses algılaması mümkündür. Ben bu okuyuş şeklini birçok defa denedim ve okudum. Özellikle okuyuş hızlandığında ve ses kesintisiz bir hâle geldiğinde gerçekten <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">arı kovanındaki sürekli vızıltıyı andıran bir uğultu meydana gelmektedir.</span></span><br />
<br />
Bu durumu anlatmak için önce çocukluk yıllarımızdaki basit bir fizik deneyini hatırlayabiliriz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ELEKTRİKLİ ZİL DENEYİ VE TİTREŞİM</span><br />
<br />
İlkokul veya ortaokulda yapılan basit fizik deneylerinden birinde elektrikli zil yapılırdı. Bir çivi veya demir parçasının etrafına bakır tel sarılarak bir bobin oluşturulur, bobinin uçlarından biri pile bağlanırdı. Diğer uç ise metal parçaya çok hafif temas edecek şekilde ayarlanırdı.<br />
<br />
Devre tamamlandığında bobin elektromıknatıs hâline gelir ve karşısındaki metal parçayı kendisine doğru çekerdi. Metal parça çekildiği anda temas kesilir, elektrik akımı durur ve bobin metal parçayı bırakırdı. Metal parça eski yerine geldiğinde temas tekrar sağlanır ve bobin onu yeniden çekerdi.<br />
<br />
Bu olay çok hızlı şekilde tekrar tekrar gerçekleşirdi:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÇEKER → BIRAKIR → ÇEKER → BIRAKIR → ÇEKER → BIRAKIR...</span></span><br />
<br />
İşte bu sürekli hareket sonucunda metal parça titreşir ve çevredeki havayı titreştirerek bir ses meydana getirirdi. Biz de bunu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">zil sesi</span> olarak duyarsız.<br />
<br />
Buradaki temel mesele <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">titreşimdir.</span></span><br />
<br />
Titreşim belli bir düzen ve hız içerisinde devam ettiğinde ortaya belirli frekans bileşenleri çıkar ve bu titreşimler havada ses dalgaları meydana getirir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İNSAN SESİNDE DE TİTREŞİM VARDIR</span><br />
<br />
İnsan konuştuğunda veya zikrettiğinde de ses, fiziksel olarak titreşimler aracılığıyla meydana gelir. Ses tellerinin titreşmesiyle oluşan ses, boğaz, ağız ve burun boşluklarında şekillenir ve havaya ses dalgaları olarak yayılır.<br />
<br />
Dolayısıyla insanın bir zikri veya duayı tekrar tekrar okuması sırasında da <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sürekli bir ses titreşimi meydana gelir.</span></span><br />
<br />
Normal konuşmada kelimeler arasında duraklamalar vardır. Fakat kişi bir zikri hızlı ve kesintisiz şekilde okumaya başladığında sesler birbirine yaklaşır. Hece ve harflerin meydana getirdiği sesler üst üste binerek kulağa daha sürekli bir uğultu gibi gelebilir.<br />
<br />
Özellikle kişi sesi hafifçe mırıldanarak, nefesi fazla kesmeden ve hızlı şekilde devam ettirirse ortaya çıkan ses <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">arı vızıltısını andıran sürekli bir titreşim</span></span> şeklinde duyulabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İŞTE BURADA “ARI VIZILTISI OKUYUŞU” DEDİĞİMİZ ŞEY ORTAYA ÇIKAR.</span><br />
<br />
Bu okuyuşta amaç kelimeleri anlaşılmaz hâle getirmek değildir. Amaç, doğru okunan zikrin veya duanın hızlı ve kesintisiz şekilde tekrar edilmesi sırasında meydana gelen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sürekli ses titreşimini</span> fark etmektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI KOVANINDAKİ UĞULTU</span><br />
<br />
Bir arı kovanını düşündüğümüzde orada tek bir arı yoktur. Çok sayıda arı aynı anda hareket eder, kanatlarını çırpar ve farklı hareketler gerçekleştirir.<br />
<br />
Her bir arının meydana getirdiği ses tek başına farklı olabilir. Fakat yüzlerce veya binlerce arının aynı ortamda meydana getirdiği sesler birleştiğinde kulağımıza <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sürekli bir vızıltı ve uğultu</span></span> olarak gelir.<br />
<br />
Mescitlerde yapılan toplu zikirlerde de işitsel açıdan buna benzer bir durum düşünülebilir.<br />
<br />
Bir kişi tesbih çekerken diğeri Kur'an okur, bir başkası salavat getirir, bir başkası dua eder. Sesler birbirine karıştığında tek tek kelimeleri ayırmak yerine sürekli bir uğultu duyulabilir.<br />
<br />
Bu sebeple eski İslam kültüründe mescitlerdeki yoğun ibadet atmosferinin <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">arı kovanının uğultusunu andıran bir ses</span></span> şeklinde tasvir edilmesi anlaşılabilir bir benzetmedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SAHABELERİN MESCİTLERDEKİ ZİKİRLERİ</span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz ﷺ'in mescidi, sadece namaz kılınan bir yer değildi. Orada Kur'an okunur, dua edilir, Allah zikredilir, ilim öğrenilir ve Müslümanlar bir araya gelirdi.<br />
<br />
Mescitler Allah'ın zikredildiği ve ibadetlerin yapıldığı mübarek mekânlardır.<br />
<br />
Sahabelerin ibadet hayatında namaz, Kur'an, tesbih, tekbir, tehlil, dua ve salavat önemli bir yer tutuyordu. Böyle bir ortamda birçok kişinin aynı anda ibadet etmesi, doğal olarak sürekli bir ses atmosferi meydana getirebilirdi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ancak burada “arı vızıltısı” ifadesini öncelikle işitsel bir benzetme olarak değerlendirmek gerekir. Belirli bir tarihî rivayeti kesin bir hadis olarak göstermek için ayrıca güvenilir hadis kaynağı ve rivayet tahkiki gerekir.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZİKRİN ARI VIZILTISINA BENZEMESİ</span><br />
<br />
Bir zikri hızlı okumaya başladığınızda kelimelerin arasında bulunan boşluklar azalır.<br />
<br />
Örneğin:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAH... ALLAH... ALLAH...</span><br />
<br />
şeklinde yavaş okuyuş ile:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALLAHALLAHALLAHALLAH...</span><br />
<br />
şeklinde birbirine yaklaşan hızlı okuyuş arasında kulağa gelen ses bakımından büyük fark vardır.<br />
<br />
İkinci durumda ses daha sürekli bir hâle gelir.<br />
<br />
Buna uzun süre devam edildiğinde kişinin kulağına <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">vızıldayan, titreşen, sürekli bir ses</span></span> gelebilir.<br />
<br />
Bu yüzden ben bu tarz okuyuşa <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Arı Vızıltısı Okuyuşu”</span></span> adını veriyorum.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI FREKANSI NE DEMEKTİR?</span><br />
<br />
Buradaki “arı frekansı” ifadesini bilimsel anlamda arıların belirli bir frekansının insan tarafından üretildiği şeklinde anlamamak gerekir.<br />
<br />
Burada anlatılmak istenen, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">arı vızıltısını andıran sürekli ve titreşimli bir ses karakteridir.</span></span><br />
<br />
İnsan sesi de fiziksel olarak titreşimlerden oluşur. Arının kanat hareketleri de havada titreşimler meydana getirir. İki ses kaynağı birbirinden tamamen farklı olmasına rağmen, kulağın algıladığı ses karakteri belirli şartlarda birbirine benzeyebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI SADECE VIZILDAMAZ: ÇALIŞIR</span><br />
<br />
Fakat burada benim dikkat çekmek istediğim daha başka bir nokta vardır.<br />
<br />
Arıyı yalnızca çıkardığı ses açısından düşünmemek gerekir.<br />
<br />
Arı aynı zamanda <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">çalışkanlığı, temizliği, düzeni, üretkenliği ve ortaya bal gibi tatlı bir ürün çıkarmasıyla</span></span> dikkat çeken bir canlıdır.<br />
<br />
Arı durmadan çalışır.<br />
<br />
Çiçekten çiçeğe gider.<br />
<br />
Nektar toplar.<br />
<br />
Kovanına döner.<br />
<br />
Üretir.<br />
<br />
Ve sonunda insanlara bal gibi tatlı bir nimet ortaya çıkarır.<br />
<br />
Bu açıdan bakıldığında “arı gibi zikir” veya “arı vızıltısı gibi okuyuş” ifadesi sadece sese değil, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">arı karakterinin sembolik anlamlarına</span></span> da işaret edebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZİKİR DE İNSANI TATLI HÂLE GETİRMELİDİR</span><br />
<br />
İnsan Allah'ı zikrettiğinde bunun sadece dilinde kalmaması gerekir.<br />
<br />
Zikir insanın ahlakına, davranışına ve hayatına yansımalıdır.<br />
<br />
Nasıl ki arının çalışmasının sonucunda bal gibi tatlı bir nimet ortaya çıkıyorsa, insanın zikrinin de sonucunda <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">güzel ahlak, güzel söz, merhamet, sabır, temizlik, çalışkanlık ve insanlara fayda</span></span> ortaya çıkmalıdır.<br />
<br />
Sadece yüksek sesle veya hızlı zikir yapmak insanı otomatik olarak güzel ahlak sahibi yapmaz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Asıl mesele zikrin insanın karakterine yansımasıdır.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI GİBİ OLMAK NE DEMEKTİR?</span><br />
<br />
Buradaki “arı gibi olmak” ifadesini mecazî ve tasavvufî bir anlamda kullanabiliriz.<br />
<br />
Arı gibi olmak;<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">çalışkan olmak, temiz olmak, üretken olmak, çevresine fayda sağlamak ve ortaya tatlı işler koymak</span> anlamında düşünülebilir.<br />
<br />
Fakat arının bir başka özelliği daha vardır.<br />
<br />
Arı, kendisine zarar verilmediği sürece üretir ve çalışır. Fakat yuvasına saldırıldığında kendisini ve kolonisini savunur.<br />
<br />
Bu nedenle arının sembolik karakterinde hem <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">bal gibi tatlılık</span></span> hem de gerektiğinde <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">kendini savunma gücü</span></span> vardır.<br />
<br />
İnsan da böyle olmalıdır.<br />
<br />
İnsanlara karşı güzel sözlü, merhametli ve faydalı olmalı; fakat haksızlık ve zulüm karşısında da hakkını ve değerlerini koruyabilmelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BAL GİBİ TATLI, GEREKTİĞİNDE KENDİNİ SAVUNAN</span><br />
<br />
Arının dışarıdan bakıldığında küçük bir canlı olması, onun etkisiz olduğu anlamına gelmez.<br />
<br />
Arı çalışır.<br />
<br />
Arı üretir.<br />
<br />
Arı bal yapar.<br />
<br />
Arı kovanını korur.<br />
<br />
Bu nedenle arı, insan için güzel bir ibret vesilesidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir de insanı bal gibi tatlı bir ahlaka götürmelidir.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dilinden güzel söz çıkmalı, elinden insanlara fayda gelmeli, kalbi temizlenmeli ve davranışları güzelleşmelidir.</span></span><br />
<br />
Fakat kişi haksızlığa uğradığında hakkını korumayı da bilmelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZİKİRDE SES, FREKANS VE MANEVÎ HÂL</span><br />
<br />
Bir zikri hızlı okumakla ortaya çıkan sesin fiziksel tarafı ile zikrin insanın kalbinde meydana getirdiği manevî hâli birbirinden ayırmak gerekir.<br />
<br />
Fiziksel açıdan:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Titreşim → Ses dalgası → Frekans bileşenleri → Kulağın algıladığı ses</span></span><br />
<br />
şeklinde açıklanabilir.<br />
<br />
Manevî açıdan ise:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir → Allah'ı hatırlama → Kalbin yönelmesi → Güzel ahlak ve güzel davranış</span></span><br />
<br />
şeklinde düşünülebilir.<br />
<br />
Bunları birbirine karıştırmamak gerekir.<br />
<br />
“Arı frekansı” denildiğinde fiziksel ses ile manevî anlam arasında bir bağlantı kurulabilir; fakat bu bağlantının bilimsel olarak kanıtlanmış özel bir enerji veya tedavi yöntemi olduğu iddia edilmemelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KUR'AN OKURKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUS</span><br />
<br />
Bu okuyuş tarzından bahsederken özellikle önemli bir nokta vardır.<br />
<br />
Kur'an-ı Kerîm okunurken sırf arı vızıltısına benzeyen bir ses meydana gelsin diye kelimeleri aşırı derecede hızlandırmak veya harfleri bozmak doğru değildir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kur'an'ın lafzı korunmalı, harflerin mahreçlerine ve okuyuşun doğruluğuna dikkat edilmelidir.</span></span><br />
<br />
Hızlı okuyuş, Kur'an'ın kelimelerini anlaşılmaz hâle getirmek anlamına gelmemelidir.<br />
<br />
Dua, hizb ve tesbihlerde de aynı şekilde metnin doğru okunmasına dikkat edilmelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SONUÇ: ARI VIZILTISI BİR SES, ARI OLMAK İSE BİR AHLAK OLSUN</span><br />
<br />
“Arı Vızıltısı Okuyuşu” dediğimiz şey, hızlı ve kesintisiz okuyuş sırasında insan sesinin oluşturduğu titreşimlerin ve seslerin birleşmesiyle ortaya çıkan, kulağa arı vızıltısını andıran bir ses karakteridir.<br />
<br />
Bunu basit elektrikli zil deneyindeki titreşim örneğiyle anlamak mümkündür.<br />
<br />
Elektrikli zil:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÇEKER → BIRAKIR → ÇEKER → BIRAKIR → TİTREŞİR → SES ÇIKARIR.</span></span><br />
<br />
İnsan ise:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZİKREDER → TEKRAR EDER → SES ÜRETİR → TİTREŞİM MEYDANA GELİR → SÜREKLİ OKUYUŞTA UĞULTU/VIZILTI BENZERİ SES OLUŞABİLİR.</span></span><br />
<br />
Fakat bütün bunların üzerinde daha önemli bir hakikat vardır:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikrin hedefi arı sesi çıkarmak değil, Allah'ı zikretmektir.</span></span><br />
<br />
Arı vızıltısı sadece bu okuyuşun işitsel tarafıdır.<br />
<br />
Arının asıl örnek alınacak tarafı ise çalışkanlığı, temizliği, üretkenliği ve ortaya bal gibi tatlı bir nimet çıkarmasıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnsan da zikriyle, ibadetiyle ve güzel ahlakıyla çevresine bal gibi tatlılık vermelidir.</span></span><br />
<br />
Kötülük üretmemeli.<br />
<br />
İnsanları incitmemeli.<br />
<br />
Faydalı olmalı.<br />
<br />
Çalışmalı.<br />
<br />
Temiz olmalı.<br />
<br />
Güzel söz söylemeli.<br />
<br />
Ve gerektiğinde kendisini ve hakkı koruyabilmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İşte gerçek anlamda “arı gibi olmak” sadece arı gibi vızıldamak değil; arı gibi çalışmak, arı gibi üretmek, bal gibi tatlı olmak ve gerektiğinde kendini savunabilmektir.</span></span><br />
<br />
Bu bakımdan “Arı Vızıltısı Okuyuşu” kavramı, hem <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ses ve titreşim</span> açısından hem de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sembolik ve tasavvufî anlam</span> açısından üzerinde düşünülebilecek güzel bir konudur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Vızıltı dilde başlayabilir; fakat asıl güzellik, zikrin insanın ahlakında ve hayatında bal gibi tatlı bir neticeye dönüşmesidir.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">ARI VIZILTISI OKUYUŞU – DEVAMI</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arı vızıltısı sadece kulağın duyduğu bir ses olarak değil, insanın kendi içinde meydana gelen sürekli bir ritim ve tekrar hâli olarak da düşünülebilir.</span></span><br />
<br />
Bir zikri tekrar tekrar söylemek, insanın dikkatini aynı kelime ve manaya yöneltir. Tekrar arttıkça okuyuş bir ritim kazanır. Bu ritim de sesin sürekli hâle gelmesine yardımcı olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TEKRARIN GÜCÜ</span><br />
<br />
Zikir kelimesinin temelinde hatırlamak vardır. İnsan bir ismi, bir duayı veya bir tesbihi tekrar ettikçe zihni ve dili aynı ifadeye yeniden yönelir.<br />
<br />
Bir kelimenin bir defa söylenmesi ile yüzlerce defa tekrar edilmesi arasında insanın dikkatini toplama bakımından fark vardır.<br />
<br />
Örneğin:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Allah”</span></span><br />
<br />
kelimesini bir defa söylemek başka, aynı kelimeyi belirli bir ritim içerisinde uzun süre tekrar etmek başkadır.<br />
<br />
Tekrar sırasında dil hareketleri, nefes, ses telleri ve ağız boşluğu birlikte çalışır. Bunun sonucunda sürekli bir ses akışı meydana gelir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SESİN SÜREKLİLİĞİ</span><br />
<br />
Elektrikli zilde olduğu gibi burada da süreklilik önemlidir.<br />
<br />
Zil bir defa hareket etse yalnızca kısa bir “çıt” sesi duyulur. Fakat hareket sürekli tekrarlanırsa kulağımıza sürekli bir zil sesi gelir.<br />
<br />
Benzer şekilde insan sesi de tek bir kelimeyle sınırlı kalmayıp arka arkaya tekrarlandığında sürekli bir ses karakterine dönüşebilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tekrar arttıkça sesin sürekliliği artar; sesin sürekliliği arttıkça da vızıltıya benzeyen bir işitsel etki ortaya çıkabilir.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI KANATLARININ HAREKETİ VE VIZILTI</span><br />
<br />
Arının uçarken meydana getirdiği vızıltının temelinde kanatlarının çok hızlı hareketi vardır. Kanatların havayı hareket ettirmesi ve bu hareketin çevredeki havada basınç değişimleri oluşturması sonucunda ses meydana gelir.<br />
<br />
İnsan sesiyle arı sesi aynı mekanizma ile oluşmaz.<br />
<br />
Arı kanatlarını hareket ettirir.<br />
<br />
İnsan ise ses tellerini titreştirir.<br />
<br />
Fakat her iki durumda da ortak bir temel kavram vardır:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HAREKET → TİTREŞİM → SES</span></span><br />
<br />
İşte “arı vızıltısı” benzetmesinin fiziksel açıdan anlaşılabileceği temel nokta budur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI GİBİ ÇALIŞMAK</span><br />
<br />
Arının hayatında dikkat çeken en önemli özelliklerden biri çalışkanlığıdır.<br />
<br />
Arı boş durmaz.<br />
<br />
Çiçeğe gider.<br />
<br />
Nektar toplar.<br />
<br />
Kovana döner.<br />
<br />
Kovanın düzenine katkıda bulunur.<br />
<br />
Balın oluşmasına vesile olur.<br />
<br />
Bu nedenle insanın da kendisine şu soruyu sorması gerekir:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Benim zikrim hayatımda ne meydana getiriyor?”</span></span><br />
<br />
Eğer insan saatlerce zikir yaptığı hâlde insanlara karşı kaba, öfkeli, haksız, tembel ve faydasız olmaya devam ediyorsa, zikrin ruhunu düşünmesi gerekir.<br />
<br />
Çünkü zikrin insan üzerindeki güzel etkisi yalnızca dilde değil, davranışlarda da görülmelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DİLDE ZİKİR, HAYATTA AHLAK</span><br />
<br />
Zikir dilde başlar.<br />
<br />
Fakat güzel zikir insanın davranışlarına da yansır.<br />
<br />
Dil:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah'ı zikreder.</span></span><br />
<br />
Kalp:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah'ı hatırlar.</span></span><br />
<br />
Ahlak:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güzelleşir.</span></span><br />
<br />
Davranış:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnsanlara fayda verir.</span></span><br />
<br />
İşte zikrin gerçek meyvesi budur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BAL VE ZİKİR ARASINDAKİ SEMBOLİK BAĞ</span><br />
<br />
Arı bal üretir.<br />
<br />
Bal tatlıdır.<br />
<br />
Bu yüzden bal, insanın zihninde güzel ve tatlı bir sonuçla ilişkilendirilebilir.<br />
<br />
Zikir de insanın kalbinde ve ahlakında güzel sonuçlar meydana getirmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nasıl arının çalışmasının sonunda bal ortaya çıkıyorsa, insanın samimi zikrinin sonucunda da güzel ahlak ortaya çıkmalıdır.</span></span><br />
<br />
Bu yüzden şöyle bir sembolik ifade kullanılabilir:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Dilde zikir, kalpte nur, ahlakta bal.”</span></span><br />
<br />
Bu bir dinî hüküm değil, zikrin insan üzerindeki güzel neticesini anlatan sembolik bir ifadedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI KENDİSİNİ DE KORUR</span><br />
<br />
Arının yalnızca bal üretmesini düşünmek eksik olur.<br />
<br />
Arı gerektiğinde kovanını korur.<br />
<br />
Kendisine saldırıldığında iğnesini kullanabilir.<br />
<br />
Buradan insan için de bir sembolik ders çıkarılabilir.<br />
<br />
Mümin insan insanlara karşı merhametli, güzel sözlü ve faydalı olmalıdır.<br />
<br />
Fakat merhamet, zulme boyun eğmek anlamına gelmez.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tatlı olmak başka, güçsüz olmak başkadır.</span></span><br />
<br />
Arı bal yapar ama gerektiğinde kendisini savunur.<br />
<br />
İnsan da güzel ahlaklı olabilir ama gerektiğinde hakkını koruyabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“BAL GİBİ TATLI, HAK KARŞISINDA DİMDİK”</span><br />
<br />
Bu düşünceyi şöyle özetleyebiliriz:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnsanlara karşı bal gibi tatlı ol; fakat hak ve adalet söz konusu olduğunda korkak olma.</span></span><br />
<br />
Buradaki amaç saldırganlık değildir.<br />
<br />
Tam tersine amaç, merhamet ile kuvveti dengede tutmaktır.<br />
<br />
Arının iğnesi sürekli kullandığı bir silah değildir. Arının asıl hayatı çalışmak, üretmek ve kovana katkıda bulunmaktır.<br />
<br />
Bu da insan için güzel bir örnektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZİKİR VE İÇ RİTİM</span><br />
<br />
Hızlı okuyuşta nefes, dil ve ses belirli bir ritme girer.<br />
<br />
İnsan aynı kelimeleri tekrar ettikçe okuyuş mekanik bir ritim kazanabilir.<br />
<br />
Bu ritim:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">nefes → ses → tekrar → ritim → sürekli titreşim</span></span><br />
<br />
şeklinde düşünülebilir.<br />
<br />
Bunun sonucunda kişi bir süre sonra okuduğu kelimelerden ziyade sürekli bir ses dokusu duyabilir.<br />
<br />
İşte bu noktada “arı vızıltısı” benzetmesi ortaya çıkar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FAKAT HIZLI OKUMAK HER ZAMAN DAHA FAZİLETLİ DEĞİLDİR</span><br />
<br />
Burada önemli bir denge vardır.<br />
<br />
Hızlı okumak, tek başına yavaş okumaktan daha faziletli değildir.<br />
<br />
Özellikle Kur'an-ı Kerîm'de doğru telaffuz, tecvid, huşû ve anlamın korunması önemlidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sırf vızıltı meydana gelsin diye Kur'an ayetlerini anlaşılmaz hâle getirmek doğru değildir.</span></span><br />
<br />
Arı vızıltısı okuyuşu hakkında konuşurken en doğru yaklaşım, bunu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ses ve titreşim açısından ortaya çıkan bir okuyuş biçimi</span> olarak ele almaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZİKRİN ÖLÇÜSÜ SESİN ŞİDDETİ DEĞİLDİR</span><br />
<br />
Bir zikrin çok yüksek sesle yapılması, mutlaka daha güçlü veya daha faziletli olduğu anlamına gelmez.<br />
<br />
Bazen insan kendi duyabileceği kadar sessizce zikreder.<br />
<br />
Bazen cemaat hâlinde sesli zikir yapılır.<br />
<br />
Bazen Kur'an sessiz ve huşû içerisinde okunur.<br />
<br />
Önemli olan ibadetin usulüne, niyetine ve dinî ölçülerine riayet etmektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sesin büyüklüğü ile zikrin Allah katındaki değerini birbirine karıştırmamak gerekir.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI KOVANI VE ZİKİR MECLİSİ</span><br />
<br />
Arı kovanını düşündüğümüzde tek bir arının değil, bir topluluğun meydana getirdiği ortak bir hareket görürüz.<br />
<br />
Her arı kendi görevini yapar.<br />
<br />
Birlikte çalışırlar.<br />
<br />
Birlikte üretirler.<br />
<br />
Birlikte kovanda düzen oluştururlar.<br />
<br />
Zikir meclisinde de insanlar bir araya gelir.<br />
<br />
Biri tesbih çeker.<br />
<br />
Biri salavat getirir.<br />
<br />
Biri Kur'an okur.<br />
<br />
Biri dua eder.<br />
<br />
Sesler birbirine karışır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ortaya çıkan toplu ses, uzaktan dinlendiğinde arı kovanının sürekli uğultusunu hatırlatabilir.</span></span><br />
<br />
Bu açıdan “arı kovanı” güçlü bir semboldür:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Birlik, düzen, çalışma, devamlılık ve üretim.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZİKİR MECLİSİ DE BİR KOVAN GİBİ OLMALI</span><br />
<br />
Nasıl kovanın her arısı kendi görevini yapıyorsa, bir zikir meclisindeki insanlar da birbirlerine destek olmalıdır.<br />
<br />
Kimse kendisini diğerinden üstün görmemelidir.<br />
<br />
Kimse sadece sesinin güzelliğiyle övünmemelidir.<br />
<br />
Kimse zikri bir gösteriş hâline getirmemelidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir, insanı büyütmek için değil; insanın nefsini küçültüp Allah'a yönelmesi için yapılır.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI VIZILTISINDAN “BAL”A UZANAN YOL</span><br />
<br />
Burada bütün düşünceyi tek bir cümlede toplamak mümkündür:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Vızıltı sesin başlangıcıdır; bal ise güzel amelin neticesidir.</span></span><br />
<br />
İnsan zikir yapabilir.<br />
<br />
Dua edebilir.<br />
<br />
Tesbih çekebilir.<br />
<br />
Kur'an okuyabilir.<br />
<br />
Fakat bütün bunların insanın hayatında bir karşılığı olmalıdır.<br />
<br />
Zikir insanı daha merhametli yapıyorsa güzeldir.<br />
<br />
Daha sabırlı yapıyorsa güzeldir.<br />
<br />
Daha dürüst yapıyorsa güzeldir.<br />
<br />
Daha çalışkan yapıyorsa güzeldir.<br />
<br />
Daha temiz ve düzenli yapıyorsa güzeldir.<br />
<br />
İnsanlara faydalı hâle getiriyorsa güzeldir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SON SÖZ</span><br />
<br />
Arı vızıltısı, fiziksel açıdan titreşimlerin meydana getirdiği bir sestir.<br />
<br />
İnsan sesi de titreşimlerle meydana gelir.<br />
<br />
Hızlı ve sürekli okuyuşta sesler birbirine yaklaşabilir ve kulağa arı vızıltısını andıran bir uğultu gelebilir.<br />
<br />
Fakat bizim için asıl önemli olan bu sesin kendisi değildir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Asıl önemli olan, o zikrin insanın kalbine ve ahlakına ne yaptığıdır.</span></span><br />
<br />
Arı gibi çalışıyorsan...<br />
<br />
Arı gibi temizsen...<br />
<br />
Arı gibi üretkensen...<br />
<br />
İnsanlara bal gibi tatlılık veriyorsan...<br />
<br />
Ve gerektiğinde hakkını koruyabiliyorsan...<br />
<br />
O zaman arının yalnızca vızıltısını değil, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ahlakını da anlamış olursun.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir dilde vızıltı olabilir; fakat gerçek zikir insanın hayatında bal gibi tatlı bir eser bırakmalıdır.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">ARI VIZILTISI OKUYUŞU – DEVAM III</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI VIZILTISINDAN ARININ HİKMETİNE</span></span><br />
<br />
Arı vızıltısını düşünürken yalnızca kulağımıza gelen sesi düşünmemek gerekir. Arı, Kur'an-ı Kerîm'de de üzerinde düşünülmesi gereken canlılardan biri olarak karşımıza çıkar.<br />
<br />
Kur'an-ı Kerîm'de Nahl Sûresi'nin 68. ve 69. ayetlerinde arıdan bahsedilir. Allah Teâlâ arıya dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları yapılardan kendisine yuvalar edinmesini bildirdiğini; ardından çeşitli meyvelerden yemesini ve Rabbinin kendisine kolaylaştırdığı yollara girmesini bildirmektedir.<br />
<br />
Ardından arının karnından farklı renklerde bir içecek çıktığı ve onda insanlar için şifa bulunduğu bildirilmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Burada arının yalnızca vızıltısı değil, onun yaptığı iş ve ortaya çıkardığı bal da dikkat çekmektedir.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI VE İLAHÎ İLHAM</span><br />
<br />
Arının davranışları insanı hayrete düşüren bir düzen içerisindedir.<br />
<br />
Arı nerede yuva yapacağını bilir.<br />
<br />
Çiçeklere gider.<br />
<br />
Nektar toplar.<br />
<br />
Kovanına döner.<br />
<br />
Üretir.<br />
<br />
Ve sonunda bal meydana gelir.<br />
<br />
Kur'an'da arının bu davranışlarının Allah'ın ona bildirmesiyle ilişkilendirilmesi, insan için de önemli bir tefekkür kapısı açmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Demek ki insan, küçük bir canlıya bakarak bile Allah'ın kudretini, sanatını ve yaratmadaki hikmetini düşünebilir.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI VIZILTISI VE TEFEKKÜR</span><br />
<br />
Bir arının yanından geçtiğini düşünelim.<br />
<br />
İlk duyduğumuz şey:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VIZZZZZ...</span><br />
<br />
sesidir.<br />
<br />
Fakat bu küçücük sesin arkasında hareket eden kanatlar, çalışan bir canlı, aranan çiçekler, taşınan nektar ve sonunda meydana gelen bal vardır.<br />
<br />
Yani küçücük bir sesin arkasında büyük bir faaliyet vardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnsan zikrinde de sadece sesi değil, o sesin arkasındaki kalbi düşünmek gerekir.</span></span><br />
<br />
Dilin “Allah” demesi güzeldir.<br />
<br />
Fakat kalbin de Allah'ı hatırlaması daha güzeldir.<br />
<br />
Dil salavat getiriyorsa davranışların da Peygamber Efendimiz ﷺ'in güzel ahlakına yönelmesi gerekir.<br />
<br />
Dil Kur'an okuyorsa hayatın da Kur'an'ın öğrettiği güzel ahlaktan nasibini almalıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VIZILTI VE ANLAM</span><br />
<br />
İnsan bazen bir zikri o kadar çok tekrar eder ki kelimelerin ses yapısı ön plana çıkar.<br />
<br />
Bu durumda:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">kelime → tekrar → ritim → ses → titreşim → uğultu</span></span><br />
<br />
şeklinde bir işitsel süreç meydana gelebilir.<br />
<br />
Ancak zikrin gerçek anlamı burada kaybolmamalıdır.<br />
<br />
Çünkü zikir sadece ses çıkarmak değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir hatırlamaktır.</span><br />
<br />
Allah'ı hatırlamaktır.<br />
<br />
Nimetleri hatırlamaktır.<br />
<br />
Kulluğu hatırlamaktır.<br />
<br />
Ölümü ve ahireti hatırlamaktır.<br />
<br />
İnsanın nereden geldiğini ve nereye gideceğini hatırlamasıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu sebeple ses zikrin kabuğu, anlam ise onun ruhu gibidir.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI VE NEFES</span><br />
<br />
Arının uçuşunda kanat hareketi ne kadar önemliyse, insanın okuyuşunda da nefes o kadar önemlidir.<br />
<br />
İnsan nefes alır.<br />
<br />
Nefesi ses hâline getirir.<br />
<br />
Ses ağızdan çıkar.<br />
<br />
Hava titreşir.<br />
<br />
Kulağa ulaşır.<br />
<br />
Beyin bu titreşimi ses olarak algılar.<br />
<br />
Bu nedenle uzun süre devam eden hızlı bir okuyuşta nefesin düzeni de önem kazanır.<br />
<br />
Fakat burada dikkat edilmesi gereken husus, sırf belirli bir ses meydana gelsin diye nefesi zorlamamaktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir ve dua insanı zorlamak için değil, Allah'ı hatırlamak için yapılır.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI GİBİ DEVAMLILIK</span><br />
<br />
Arının en dikkat çekici özelliklerinden biri devamlı çalışmasıdır.<br />
<br />
İnsan da hayırlı işlerde devamlı olmalıdır.<br />
<br />
Bir gün çok ibadet edip sonra uzun süre tamamen bırakmak yerine, insan gücünün yettiği ölçüde düzenli bir ibadet hayatı oluşturmaya çalışmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Az da olsa devamlı yapılan güzel amel, insanın hayatında kalıcı bir iz bırakabilir.</span></span><br />
<br />
Arının da yaptığı budur.<br />
<br />
Bir defada bütün balı meydana getirmez.<br />
<br />
Tek tek çalışır.<br />
<br />
Tek tek toplar.<br />
<br />
Tek tek taşır.<br />
<br />
Sonunda büyük bir sonuç ortaya çıkar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZİKİR DE BÖYLEDİR</span><br />
<br />
Bir “Allah” demek küçük görünebilir.<br />
<br />
Bir salavat küçük görünebilir.<br />
<br />
Bir tesbih küçük görünebilir.<br />
<br />
Bir dua küçük görünebilir.<br />
<br />
Fakat bunların devamlılığı insanın hayatında büyük bir değişim meydana getirebilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arının çiçekten çiçeğe topladığı küçücük nektar damlaları nasıl bal hâline geliyorsa, insanın küçük küçük yaptığı güzel ameller de zamanla büyük bir manevi birikime dönüşebilir.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI VE TEMİZLİK</span><br />
<br />
Arı, insanlara bal gibi temiz ve değerli bir nimet ulaştıran bir canlıdır.<br />
<br />
Buradan insan için yine sembolik bir ders çıkarabiliriz.<br />
<br />
İnsan da çevresine kötü söz, kötü davranış ve kötülük taşımak yerine güzel şeyler taşımalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ağzından çıkan söz bal gibi olmalı; insanları zehirleyen bir söz hâline gelmemelidir.</span></span><br />
<br />
Çünkü dil de insanın bir üretim merkezidir.<br />
<br />
Dil ile:<br />
<br />
Güzel söz üretebiliriz.<br />
<br />
Kötü söz üretebiliriz.<br />
<br />
Dua edebiliriz.<br />
<br />
Beddua edebiliriz.<br />
<br />
Salavat getirebiliriz.<br />
<br />
İnsanları kırabiliriz.<br />
<br />
İşte bu nedenle insanın dili de bir bakıma “bal mı, zehir mi?” sorusunun cevabını verir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DİLİN BALI VE DİLİN ZEHİRİ</span><br />
<br />
Arının balı vardır.<br />
<br />
Fakat iğnesi de vardır.<br />
<br />
İnsan dilinde de benzer bir sembolik karşılık düşünülebilir.<br />
<br />
Güzel söz:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BALDIR.</span></span><br />
<br />
Kötü ve kırıcı söz:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZEHİR GİBİDİR.</span></span><br />
<br />
Bu nedenle zikreden insanın dilini koruması gerekir.<br />
<br />
Allah'ı zikreden bir dilin insanlara sürekli hakaret etmesi, küçümsemesi ve kırıcı sözler söylemesi büyük bir çelişki oluşturur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gerçek zikir, dili de terbiye etmelidir.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI KOVANI VE İNSAN TOPLULUĞU</span><br />
<br />
Bir arı kovanında düzen vardır.<br />
<br />
Her arının yaptığı iş aynı değildir.<br />
<br />
Fakat hepsi ortak bir hayatın parçasıdır.<br />
<br />
İnsan toplumu da böyledir.<br />
<br />
Herkesin görevi aynı değildir.<br />
<br />
Kimi öğretir.<br />
<br />
Kimi çalışır.<br />
<br />
Kimi üretir.<br />
<br />
Kimi sanat yapar.<br />
<br />
Kimi ilim öğrenir.<br />
<br />
Kimi insanlara hizmet eder.<br />
<br />
Önemli olan herkesin elinden gelen hayırlı işi yapmasıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Toplumun güzelliği, herkesin aynı olmasıyla değil; herkesin hayırlı bir işte birbirini tamamlamasıyla ortaya çıkar.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZİKİR MECLİSİNDEKİ VIZILTI</span><br />
<br />
Bir topluluk halinde zikir yapıldığında herkesin sesi aynı anda aynı şekilde çıkmayabilir.<br />
<br />
Biri hızlı okur.<br />
<br />
Biri yavaş okur.<br />
<br />
Biri yüksek sesle söyler.<br />
<br />
Biri daha alçak sesle söyler.<br />
<br />
Biri nefes alır.<br />
<br />
Biri kelimeyi tamamlar.<br />
<br />
Bu farklı sesler birleştiğinde sürekli bir ses tabakası oluşabilir.<br />
<br />
Uzaktan dinleyen bir insan için bu ses:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Vızır vızır eden bir arı kovanı”</span></span><br />
<br />
gibi duyulabilir.<br />
<br />
Bu durum fiziksel olarak seslerin birbirine karışmasıyla açıklanabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MESCİTTEKİ SES VE EDEB</span><br />
<br />
Ancak mescitlerde zikir ve Kur'an okunurken edep de önemlidir.<br />
<br />
Bir kişinin ibadeti başka bir kişinin namazını, Kur'an okuyuşunu veya huzurunu bozacak seviyeye gelmemelidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir yapılırken de ibadet adabına dikkat etmek gerekir.</span></span><br />
<br />
Çünkü maksat sadece ses çıkarmak değil, Allah'a kulluk etmektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARI GİBİ ÜRETMEK</span><br />
<br />
Arı hiçbir zaman sadece vızıldamakla yetinmez.<br />
<br />
Vızıltının arkasında bir çalışma vardır.<br />
<br />
İnsan için de bu çok önemli bir derstir.<br />
<br />
Sadece konuşmak yetmez.<br />
<br />
Sadece dua etmek yetmez.<br />
<br />
Sadece plan yapmak yetmez.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çalışmak gerekir.</span><br />
<br />
İlim öğrenmek gerekir.<br />
<br />
İnsanlara faydalı olmak gerekir.<br />
<br />
Elinden gelen hayırlı işleri yapmak gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arının vızıltısı çalışmasının habercisidir; insanın zikri de güzel amellerinin başlangıcı olmalıdır.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SONUÇ OLARAK</span><br />
<br />
“Arı Vızıltısı Okuyuşu” kavramını üç ayrı seviyede değerlendirebiliriz.<br />
<br />
Birinci seviyede <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">fiziksel ses</span> vardır.<br />
<br />
İnsan sesi titreşimlerden meydana gelir. Hızlı ve sürekli okuyuşta sesler birbirine yaklaşabilir ve arı vızıltısını andıran bir uğultu ortaya çıkabilir.<br />
<br />
İkinci seviyede <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">zikir ve tekrar</span> vardır.<br />
<br />
İnsan aynı kelimeleri tekrar ederek dikkatini Allah'ı hatırlamaya yöneltir.<br />
<br />
Üçüncü seviyede ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sembolik anlam</span> vardır.<br />
<br />
Arı bize çalışkanlığı, üretkenliği, düzeni, temizliği, balı ve gerektiğinde kendisini korumasıyla güzel bir örnek sunar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu üç seviyeyi bir araya getirdiğimizde şöyle bir düşünce ortaya çıkar:<br />
<br />
VIZILTI → TİTREŞİM → ZİKİR → TEKRAR → ÇALIŞMA → GÜZEL AHLAK → BAL GİBİ NETİCE.</span></span><br />
<br />
İşte burada arı vızıltısı sadece bir ses olmaktan çıkar ve insan için bir tefekkür vesilesine dönüşür.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arıyı dinleyen sadece “vız” sesini duymasın; onun arkasındaki çalışmayı da görsün.<br />
<br />
Zikir yapan sadece dilinin sesini duymasın; zikrin kendi ahlakında meydana getirdiği değişimi de görsün.</span></span><br />
<br />
Çünkü asıl mesele:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ne kadar çok ses çıkardığımız değil, o sesin bizi nasıl bir insan yaptığıdır.</span><br />
<br />
Ve belki de bu konunun en güzel özeti şudur:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Arı vızıldar, çalışır ve bal verir. İnsan zikreder, çalışır ve güzel ahlak verir.”</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Vızıltı kulakta kalırsa sadece sestir; zikrin neticesi hayata yansırsa işte o zaman bal gibi tatlı bir eser meydana gelir.</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KAYNAKLAR</span></span><br />
Kur’ân-ı Kerîm, Nahl Sûresi 16:68-69<br />
Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Ezan<br />
Sahih-i Müslim, Kitabu’z-Zikir<br />
Tirmizî, Kitabu’d-Deavât<br />
İbn Kesir Tefsiri, Nahl Sûresi Tefsiri<br />
Kurtubî Tefsiri, Nahl Sûresi Tefsiri<br />
Râzî Tefsiri (Mefâtîhu’l-Gayb), Nahl Sûresi Tefsiri<br />
El-İslam ve’l-İlham, İmam Gazâlî<br />
Mevâkıf, Abdülkâdir Geylânî<br />
Fusûsu’l-Hikem, Muhyiddin İbnü’l-Arabî<br />
Kimyâ-yı Saâdet, İmam Gazâlî<br />
Risâle-i Kuşeyrî, Abdulkerîm Kuşeyrî<br />
Tasavvuf ve Zikir, Muhammed Emin Er<br />
Arının Sırları, Mustafa İslamoğlu<br />
İlham ve Vahiy Arasındaki Fark, Said Nursî<br />
Bal Şifadır, İbni Kayyim El-Cevziyye<br />
Mesnevî, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî<br />
Nahl Sûresi Üzerine Düşünceler, Elmalılı Hamdi Yazır<br />
İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn, İmam Gazâlî<br />
<br />
Rasit Tunca<br />
<br />
Schrems,18.08.2026</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Raşidi Tarikatında Zikirlerin Hikmeti ve Kaynağı]]></title>
			<link>https://rasittunca.com/showthread.php?tid=300</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 13:28:05 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rasittunca.com/member.php?action=profile&uid=2">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rasittunca.com/showthread.php?tid=300</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidi Tarikatında Zikirlerin Hikmeti ve Kaynağı</span></span><br />
<br />
Biz Raşidi tarikatında zikirlerimizi gelişi güzel değil, Kur’an-ı Kerim’in iç yapısına uygun bir şekilde düzenledik. Esmaü’l-Hüsna’yı, Kur’an’da geçtiği ayetlerle birlikte zikretmeyi esas aldık. Yani bir esmayı tek başına değil, o ismin geçtiği ayetin bağlamı içinde, yerinde ve hikmetiyle zikretmeyi tercih ettik. Bu sebeple zikirlerimizi, ayetlerin ve surelerin içinden seçerek, derleyerek ve bir bütün hâline getirerek inşa ettik.<br />
<br />
Elbette bazı yerlerde esmaları tek başına zikrettiğimiz de olur. Ancak genel usulümüz; esmanın Kur’an’daki geçtiği yerle birlikte okunmasıdır. Çünkü o isim, o ayetin içinde bir anlam, bir maksat ve bir hikmet taşır. Dua da, zikir de bu bütünlük içinde daha derin bir mana kazanır.<br />
<br />
Bunu bir örnekle açıklayalım: İnsan bir ilaç alır. O ilacı almasının bir sebebi vardır. Rastgele ilaç kullanılmaz. Vücudun bir ihtiyacı olur ve o ihtiyaca uygun ilaç seçilir. Kur’an ayetleri ve esmalar da böyledir. Her birinin okunmasının bir sebebi, bir hikmeti vardır.<br />
<br />
Mesela insanın canı bazen bir şey ister; diyelim ki elma. Bu aslında basit bir istek değildir. Vücudun o an ihtiyaç duyduğu bir vitamin vardır ve seni o gıdaya yönlendirir. Sen “canım elma çekti” dersin ama hakikatte bedenin sana ihtiyacını bildiriyordur. İşte zikirler ve esmalar da böyledir. İnsan okur, tekrar eder ama bunun arkasında bir sebep, bir ihtiyaç ve bir hikmet vardır.<br />
<br />
Bu yüzden zikirlerimizi sebepsiz, gelişigüzel okumayız. Sebebini bilmeden yapılan zikir eksik kalır. Nasıl ki aspirin ne işe yarar bilmeden alınmazsa, zikir de hikmeti bilinmeden yapılmamalıdır. İşte bu anlayışla zikirlerimizi Kur’an ayetlerinden oluşturduk ve her birinin ayrı bir hikmeti olduğuna inanıyoruz.<br />
<br />
Örnek olarak “Vehhâb” ismi, Kur’an-ı Kerim’de Âl-i İmrân Suresi 8. ayette geçmektedir: “İnneke entel Vehhâb” (Şüphesiz sen çok bağışlayansın, karşılıksız verensin). Biz de bu esmayı zikirlerimize bu ayetle birlikte dahil ettik.<br />
<br />
Geçmişte bazı rivayetlerde, bu ismin geçtiği ayeti okuyan kimselerin ömür boyu geçim sıkıntısı çekmeyeceğine dair bilgilerle karşılaşmıştım. Ancak günümüzde bu tür rivayetlere ulaşmak zorlaşmış durumda. Daha önce gördüğümüz, okuduğumuz bazı kaynakları artık bulamıyoruz. İnternet ortamı değişti, bilgiye ulaşmak zorlaştı. Aradığınız birçok şey ya kaybolmuş ya da görünmez hâle gelmiş durumda.<br />
<br />
Sonuç olarak, zikir bir bilinç işidir. Esma ve ayetler, rastgele tekrar edilecek sözler değil; hikmeti olan, yerinde okunması gereken ilahi kelamlardır. Biz de bu anlayışla zikirlerimizi Kur’an’dan alarak, hikmetine uygun bir şekilde yaşamaya ve yaşatmaya gayret ediyoruz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 29.07.2026</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidi Tarikatında Zikirlerin Hikmeti ve Kaynağı</span></span><br />
<br />
Biz Raşidi tarikatında zikirlerimizi gelişi güzel değil, Kur’an-ı Kerim’in iç yapısına uygun bir şekilde düzenledik. Esmaü’l-Hüsna’yı, Kur’an’da geçtiği ayetlerle birlikte zikretmeyi esas aldık. Yani bir esmayı tek başına değil, o ismin geçtiği ayetin bağlamı içinde, yerinde ve hikmetiyle zikretmeyi tercih ettik. Bu sebeple zikirlerimizi, ayetlerin ve surelerin içinden seçerek, derleyerek ve bir bütün hâline getirerek inşa ettik.<br />
<br />
Elbette bazı yerlerde esmaları tek başına zikrettiğimiz de olur. Ancak genel usulümüz; esmanın Kur’an’daki geçtiği yerle birlikte okunmasıdır. Çünkü o isim, o ayetin içinde bir anlam, bir maksat ve bir hikmet taşır. Dua da, zikir de bu bütünlük içinde daha derin bir mana kazanır.<br />
<br />
Bunu bir örnekle açıklayalım: İnsan bir ilaç alır. O ilacı almasının bir sebebi vardır. Rastgele ilaç kullanılmaz. Vücudun bir ihtiyacı olur ve o ihtiyaca uygun ilaç seçilir. Kur’an ayetleri ve esmalar da böyledir. Her birinin okunmasının bir sebebi, bir hikmeti vardır.<br />
<br />
Mesela insanın canı bazen bir şey ister; diyelim ki elma. Bu aslında basit bir istek değildir. Vücudun o an ihtiyaç duyduğu bir vitamin vardır ve seni o gıdaya yönlendirir. Sen “canım elma çekti” dersin ama hakikatte bedenin sana ihtiyacını bildiriyordur. İşte zikirler ve esmalar da böyledir. İnsan okur, tekrar eder ama bunun arkasında bir sebep, bir ihtiyaç ve bir hikmet vardır.<br />
<br />
Bu yüzden zikirlerimizi sebepsiz, gelişigüzel okumayız. Sebebini bilmeden yapılan zikir eksik kalır. Nasıl ki aspirin ne işe yarar bilmeden alınmazsa, zikir de hikmeti bilinmeden yapılmamalıdır. İşte bu anlayışla zikirlerimizi Kur’an ayetlerinden oluşturduk ve her birinin ayrı bir hikmeti olduğuna inanıyoruz.<br />
<br />
Örnek olarak “Vehhâb” ismi, Kur’an-ı Kerim’de Âl-i İmrân Suresi 8. ayette geçmektedir: “İnneke entel Vehhâb” (Şüphesiz sen çok bağışlayansın, karşılıksız verensin). Biz de bu esmayı zikirlerimize bu ayetle birlikte dahil ettik.<br />
<br />
Geçmişte bazı rivayetlerde, bu ismin geçtiği ayeti okuyan kimselerin ömür boyu geçim sıkıntısı çekmeyeceğine dair bilgilerle karşılaşmıştım. Ancak günümüzde bu tür rivayetlere ulaşmak zorlaşmış durumda. Daha önce gördüğümüz, okuduğumuz bazı kaynakları artık bulamıyoruz. İnternet ortamı değişti, bilgiye ulaşmak zorlaştı. Aradığınız birçok şey ya kaybolmuş ya da görünmez hâle gelmiş durumda.<br />
<br />
Sonuç olarak, zikir bir bilinç işidir. Esma ve ayetler, rastgele tekrar edilecek sözler değil; hikmeti olan, yerinde okunması gereken ilahi kelamlardır. Biz de bu anlayışla zikirlerimizi Kur’an’dan alarak, hikmetine uygun bir şekilde yaşamaya ve yaşatmaya gayret ediyoruz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 29.07.2026</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[RE: Allah’ı Zikretmek ile İlgili Hadisler ve Dualar]]></title>
			<link>https://rasittunca.com/showthread.php?tid=299</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 13:27:26 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rasittunca.com/member.php?action=profile&uid=2">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rasittunca.com/showthread.php?tid=299</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikirle İlgili Hadislerden</span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh” zikrini çok söyleyin. Çünkü o, cennet hazinelerindendir.</span>  </span><br />
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">1. LÂ HAVLE VE LÂ KUVVETE İLLÂ BİLLÂH<br />
Arapça:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ</span><br />
Anlamı:<br />
Günahlardan korunmak ve ibadet etmeye güç yetirmek ancak Allah’ın yardımıyladır. <br />
Hadis:<br />
Bu zikrin “cennet hazinelerinden bir hazine” olduğu bildirilmiştir. </span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">2. LÂ İLÂHE İLLALLAH<br />
Arapça:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">لَا إِلٰهَ إِلَّا اللَّهُ</span><br />
Anlamı:<br />
Allah’tan başka ilah yoktur. <br />
Hadislerden:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu zikir imanı yeniler.  </span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İhlâs ile söylendiğinde Allah katına yükselir ve söyleyen kişi rahmete kavuşur.  </span><br />
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">3. LÂ HAVLE VE LÂ KUVVETE İLLÂ BİLLÂH (TESBİH OLARAK)<br />
Arapça:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ</span><br />
Fazileti:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Pek çok sıkıntıya şifa olduğu bildirilmiştir.  </span><br />
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">4. GÜNLÜK OKUNMASI TAVSİYE EDİLEN ZİKİRLER<br />
1. İstiğfar<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَسْتَغْفِرُ اللَّهَ</span><br />
Anlamı: Allah’tan bağışlanma dilerim. </span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">2. Tevhid zikri<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">لَا إِلٰهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ</span><br />
Hadis:<br />
Günde 100 defa söyleyen büyük sevap kazanır. </span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">3. Tesbih<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ سُبْحَانَ اللَّهِ الْعَظِيمِ</span><br />
Hadis:<br />
Dile hafif, mizanda ağırdır. </span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">4. Dua<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اللَّهُمَّ أَعِنِّي عَلَى ذِكْرِكَ وَشُكْرِكَ وَحُسْنِ عِبَادَتِكَ</span><br />
Anlamı:<br />
“Allah’ım! Seni zikretmek, şükretmek ve güzel ibadet etmek için bana yardım et.” </span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">5. Büyük zikir<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">سُبْحَانَ اللَّهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ وَلَا إِلٰهَ إِلَّا اللَّهُ وَاللَّهُ أَكْبَرُ وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ</span><br />
Hadis:<br />
Bu zikir çok büyük sevap kazandırır. </span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Zikir Nedir?<br />
Zikir; Allah’ı anmak, hatırlamak ve O’nu dil ve kalp ile yad etmektir. Kur’an’da birçok yerde zikrin kalplere huzur verdiği bildirilmiştir. </span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">SOFRA DUASI (YEMEKTEN SONRA)<br />
Arapça:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَطْعَمَنِي هَذَا وَرَزَقَنِيهِ مِنْ غَيْرِ حَوْلٍ مِنِّي وَلَا قُوَّةٍ</span><br />
Anlamı:<br />
“Bana bu yemeği yediren ve bunu bana kendi güç ve kuvvetim olmadan rızık olarak veren Allah’a hamd olsun.”<br />
Fazileti:<br />
Bu duayı okuyan kimsenin geçmiş günahlarının bağışlanacağı müjdelenmiştir.</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">YATARKEN OKUNACAK ZİKİRLER<br />
1. Ayet-el Kürsî<br />
Arapça:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اللَّهُ لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ ۚ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ...</span><br />
(Bakara 255 – tamamı okunur)<br />
Fazileti:<br />
Gece boyunca kişiyi korur, şeytan yaklaşamaz.</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">2. İhlâs, Felak ve Nâs Sureleri<br />
Arapça:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ</span><br />
Fazileti:<br />
3 defa okunup vücuda üflenirse her türlü kötülükten korunmaya vesile olur.</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">3. Tesbih (33-33-34)<br />
Arapça:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">سُبْحَانَ اللَّهِ (33)</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">الْحَمْدُ لِلَّهِ (33)</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اللَّهُ أَكْبَرُ (34)</span><br />
Fazileti:<br />
Yorgunluğu giderir, kuvvet verir.</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">SABAH VE AKŞAM ZİKİRLERİ<br />
1. Koruyucu dua<br />
Arapça:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">بِسْمِ اللَّهِ الَّذِي لَا يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْءٌ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ</span><br />
Fazileti:<br />
Günde 3 defa okuyan kişiye zarar gelmez.</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">2. Tevekkül duası<br />
Arapça:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">حَسْبِيَ اللَّهُ لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ</span><br />
Fazileti:<br />
7 defa okuyan kişinin sıkıntıları giderilir.</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">3. Salavat<br />
Arapça:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ</span><br />
Fazileti:<br />
Peygamber Efendimize salât u selam getirmek büyük sevaptır.</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">ZİKİRLE İLGİLİ ÖNEMLİ HATIRLATMALAR</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Zikir sadece dil ile değil, kalp ile de yapılmalıdır </span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Devamlılık en önemli noktadır </span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Az da olsa sürekli yapmak daha faziletlidir </span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İhlâs (samimiyet) esastır </span><br />
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">SON SÖZ<br />
Zikir; kulun Rabbine en kolay ve en güçlü bağlarından biridir.<br />
Dil ile başlar, kalbe iner ve hayatı değiştirir.<br />
<br />
✅ SONUÇ<br />
Bu zikirlere devam etmek:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kalbi huzura kavuşturur </span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Günahların affına vesile olur </span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İmanı güçlendirir </span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Allah’a yakınlığı artırır</span><br />
</li>
</ul>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikirle İlgili Hadislerden</span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh” zikrini çok söyleyin. Çünkü o, cennet hazinelerindendir.</span>  </span><br />
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">1. LÂ HAVLE VE LÂ KUVVETE İLLÂ BİLLÂH<br />
Arapça:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ</span><br />
Anlamı:<br />
Günahlardan korunmak ve ibadet etmeye güç yetirmek ancak Allah’ın yardımıyladır. <br />
Hadis:<br />
Bu zikrin “cennet hazinelerinden bir hazine” olduğu bildirilmiştir. </span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">2. LÂ İLÂHE İLLALLAH<br />
Arapça:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">لَا إِلٰهَ إِلَّا اللَّهُ</span><br />
Anlamı:<br />
Allah’tan başka ilah yoktur. <br />
Hadislerden:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu zikir imanı yeniler.  </span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İhlâs ile söylendiğinde Allah katına yükselir ve söyleyen kişi rahmete kavuşur.  </span><br />
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">3. LÂ HAVLE VE LÂ KUVVETE İLLÂ BİLLÂH (TESBİH OLARAK)<br />
Arapça:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ</span><br />
Fazileti:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Pek çok sıkıntıya şifa olduğu bildirilmiştir.  </span><br />
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">4. GÜNLÜK OKUNMASI TAVSİYE EDİLEN ZİKİRLER<br />
1. İstiğfar<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَسْتَغْفِرُ اللَّهَ</span><br />
Anlamı: Allah’tan bağışlanma dilerim. </span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">2. Tevhid zikri<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">لَا إِلٰهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ</span><br />
Hadis:<br />
Günde 100 defa söyleyen büyük sevap kazanır. </span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">3. Tesbih<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ سُبْحَانَ اللَّهِ الْعَظِيمِ</span><br />
Hadis:<br />
Dile hafif, mizanda ağırdır. </span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">4. Dua<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اللَّهُمَّ أَعِنِّي عَلَى ذِكْرِكَ وَشُكْرِكَ وَحُسْنِ عِبَادَتِكَ</span><br />
Anlamı:<br />
“Allah’ım! Seni zikretmek, şükretmek ve güzel ibadet etmek için bana yardım et.” </span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">5. Büyük zikir<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">سُبْحَانَ اللَّهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ وَلَا إِلٰهَ إِلَّا اللَّهُ وَاللَّهُ أَكْبَرُ وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ</span><br />
Hadis:<br />
Bu zikir çok büyük sevap kazandırır. </span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Zikir Nedir?<br />
Zikir; Allah’ı anmak, hatırlamak ve O’nu dil ve kalp ile yad etmektir. Kur’an’da birçok yerde zikrin kalplere huzur verdiği bildirilmiştir. </span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">SOFRA DUASI (YEMEKTEN SONRA)<br />
Arapça:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَطْعَمَنِي هَذَا وَرَزَقَنِيهِ مِنْ غَيْرِ حَوْلٍ مِنِّي وَلَا قُوَّةٍ</span><br />
Anlamı:<br />
“Bana bu yemeği yediren ve bunu bana kendi güç ve kuvvetim olmadan rızık olarak veren Allah’a hamd olsun.”<br />
Fazileti:<br />
Bu duayı okuyan kimsenin geçmiş günahlarının bağışlanacağı müjdelenmiştir.</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">YATARKEN OKUNACAK ZİKİRLER<br />
1. Ayet-el Kürsî<br />
Arapça:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اللَّهُ لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ ۚ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ...</span><br />
(Bakara 255 – tamamı okunur)<br />
Fazileti:<br />
Gece boyunca kişiyi korur, şeytan yaklaşamaz.</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">2. İhlâs, Felak ve Nâs Sureleri<br />
Arapça:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ</span><br />
Fazileti:<br />
3 defa okunup vücuda üflenirse her türlü kötülükten korunmaya vesile olur.</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">3. Tesbih (33-33-34)<br />
Arapça:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">سُبْحَانَ اللَّهِ (33)</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">الْحَمْدُ لِلَّهِ (33)</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اللَّهُ أَكْبَرُ (34)</span><br />
Fazileti:<br />
Yorgunluğu giderir, kuvvet verir.</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">SABAH VE AKŞAM ZİKİRLERİ<br />
1. Koruyucu dua<br />
Arapça:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">بِسْمِ اللَّهِ الَّذِي لَا يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْءٌ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ</span><br />
Fazileti:<br />
Günde 3 defa okuyan kişiye zarar gelmez.</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">2. Tevekkül duası<br />
Arapça:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">حَسْبِيَ اللَّهُ لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ</span><br />
Fazileti:<br />
7 defa okuyan kişinin sıkıntıları giderilir.</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">3. Salavat<br />
Arapça:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ</span><br />
Fazileti:<br />
Peygamber Efendimize salât u selam getirmek büyük sevaptır.</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">ZİKİRLE İLGİLİ ÖNEMLİ HATIRLATMALAR</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Zikir sadece dil ile değil, kalp ile de yapılmalıdır </span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Devamlılık en önemli noktadır </span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Az da olsa sürekli yapmak daha faziletlidir </span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İhlâs (samimiyet) esastır </span><br />
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">SON SÖZ<br />
Zikir; kulun Rabbine en kolay ve en güçlü bağlarından biridir.<br />
Dil ile başlar, kalbe iner ve hayatı değiştirir.<br />
<br />
✅ SONUÇ<br />
Bu zikirlere devam etmek:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kalbi huzura kavuşturur </span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Günahların affına vesile olur </span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İmanı güçlendirir </span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Allah’a yakınlığı artırır</span><br />
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Raşidi Tarikatı Müntesiblerinin Zikir Saati Olan iki Seher Vakti Zikretmenin Fazileti]]></title>
			<link>https://rasittunca.com/showthread.php?tid=298</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 13:26:38 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rasittunca.com/member.php?action=profile&uid=2">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rasittunca.com/showthread.php?tid=298</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=538" target="_blank" title="">Raşidi Tarikatı Müntesiblerinin Zikir Saati Olan iki Seher Vakti Zikretmenin Fazileti.png</a> (Size: 1.92 MB / Downloads: 1)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidi Tarikatı Müntesiblerinin Zikir Saati Olan iki Seher Vakti Zikretmenin Fazileti</span></span><br />
<br />
Raşidi Tarikatı Müntesiblerinin Zikir Saati Olan iki Seher Vakti - ikindi seheri ve Sabah Seheri Zikretmenin Fazileti Hakkında<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sabah Namazından Sonra ve ikindi Namazından Sonra Zikretmenin Fazileti Hakkında Hadis</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:</span></span> <br />
<br />
“Ey Âdem oğlu, fecirden ve asırdan sonra bir saat beni zikret, bunların arasına ben kefilim.” <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">(Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no: 6055)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İki Seher Vaktinin Fazileti: Raşidi Tarikatı Müntesipleri için Zikir Saati</span></span><br />
<br />
Muhterem okur, tasavvuf ehlinin gönül dünyasında seher vakti müstesna bir yere sahiptir. Zira bu vakit, ilâhî rahmetin coştuğu, duaların kabul olduğu ve ruhun Hak’ka en yakın olduğu zaman dilimidir. Raşidi Tarikatı müntesipleri olarak sizlerin, fecr-i sadık ile başlayıp güneşin doğuşuna kadar olan sabah seheri ile, güneşin batmaya yüz tuttuğu ve diğer meridyenlerde seher vaktinin başladığı ikindi seheri olarak nitelendirdiğiniz iki kıymetli zamanı zikirle ihya etmeniz, nebevî bir mirasın ve tasavvufî bir geleneğin gereğidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Seher Vaktinin Kur'an-ı Kerim'deki Yeri</span></span><br />
<br />
Yüce Rabbimiz, seher vakitlerini kendisine yakın kullarının özellikleri arasında zikreder. Âl-i İmrân Sûresi’nde cennetliklerin vasıfları sayılırken şöyle buyrulur:<br />
<br />
    “(Onlar), sabredenler, doğru olanlar, huzurunda gönülden boyun bükenler, Allah yolunda harcayanlar ve seher vakitlerinde (Allah’tan) bağışlanma dileyenlerdir.” <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">(Âl-i İmrân, 3/17)</span></span><br />
<br />
Yine Zâriyât Sûresi’nde, takva sahiplerinin nitelikleri arasında şu âyet-i kerime yer alır:<br />
<br />
    “Onlar, geceleri pek az uyurlardı. Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi.” <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">(Zâriyât, 51/17-18)</span></span><br />
<br />
Bu âyetler, seher vaktinin sadece bir uyanıklık anı değil, aynı zamanda bir istiğfar ve yakarış vakti olduğunu göstermektedir. Sizlerin iki seher vaktinde de zikre ve istiğfara yönelmeniz, bu ilâhî övgüye mazhar olma yolunda atılmış önemli bir adımdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadis-i Şeriflerde Seher Vaktinin Müjdesi</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de ümmetine bu kıymetli vakitleri ganimet bilmeyi tavsiye buyurmuşlardır. Bu husustaki en büyük müjde, Rabbimiz’in kudsi hadiste gece her gece dünya semasına inerek şöyle buyurduğunu bildirmesidir:<br />
<br />
    “Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ her gece, gecenin son üçte biri kaldığı sırada dünyâ semâsına nüzul eder ve şöyle buyurur: ‘Bana dua eden var mı, duasına icabet edeyim? İsteyen var mı, ona vereyim? İstiğfar eden var mı, onu mağfiret edeyim?’” <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">(Buhârî, Müslim)</span></span><br />
<br />
Seher vakti, işte bu ilâhî nüzulün gerçekleştiği, rahmet kapılarının ardına kadar açıldığı andır. Bir başka hadis-i şerifte ise şöyle buyrulur:<br />
<br />
    “Gece seher vaktinde ve namazlardan sonra yapılan dua kabul olur.” <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">(Tirmizî)</span></span><br />
<br />
Süfyân-ı Sevrî’nin (r.a.) rivayet ettiğine göre, “Allah Teâlâ seher vaktinde bir rüzgâr yaratmıştır. Bu rüzgâr, zikredenlerin zikrini ve istiğfar edenlerin istiğfarını Allah’a ulaştırır.” Bu rivayet, seherde yapılan zikir ve duaların özel bir kabuliyete mazhar olduğunun ve âdeta Arş’a yükselmek için özel bir vesile ile desteklendiğinin ifadesidir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İki Seher: Sabah Seheri ve İkindi Seheri</span></span><br />
<br />
Tasavvuf büyükleri, seher vaktinin sadece sabahın erken saatleriyle sınırlı olmadığının, zamanın döngüselliği içinde her an bir yerde seher vaktinin yaşandığının idraki içinde olmuşlardır. Raşidi Tarikatı’nın bu konudaki anlayışı derin bir hikmete dayanır:<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Sabah Seheri:</span></span> Fecr-i sadık ile başlayan, güneşin doğuşuna kadar olan zamandır. Bu vakit, gecenin manevî feyzinin doruk noktasıdır.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İkindi Seheri:</span></span> İkindi vaktinde güneş batmaya yüz tutarken, başka bir meridyende sabah olmakta ve güneş doğmak üzeredir. Bu açıdan bakıldığında ikindi vakti, o bölge için bir seher vakti hüviyetindedir. Bu sebeple, ikindi vaktinde yapılan zikir de bir nevi seher zikri hükmünde değerlendirilir.<br />
<br />
Bu anlayışın temelinde, “Beni anın ki, ben de sizi anayım” <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">(Bakara, 2/152)</span></span> âyetinin evrenselliği ve zaman-mekân kavramlarının ötesindeki ilâhî hakikat yatar. Raşidi müntesipleri olarak sizler, bu iki müstesna vakti ihya ederek, zamanın her anında Allah’ı zikreden kullardan olma gayreti içindesiniz.<br />
Seher Vaktinde Zikir ve İstiğfarın Fazileti<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Seher vakitlerini zikirle geçirmenin pek çok fazileti vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İlâhî Yakınlık ve Rahmet:</span></span> Seher vakti, Rabbimiz’in kullarına en yakın olduğu ve rahmetini saçtığı zamandır. Zikirle meşgul olan kimse, bu rahmetten nasibini alır.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Duaların ve İstiğfarın Kabulü:</span></span> Bu vakit, duaların geri çevrilmediği, tövbelerin kabul edildiği özel bir zamandır.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kalbin Saflaşması ve Nefsin Terbiyesi:</span></span> Seherin sükûneti, kalbin durulmasına, dünya meşgalelerinden arınmasına ve zikre daha iyi yoğunlaşılmasına vesile olur. Bu da nefsin terbiyesine ve ruhun olgunlaşmasına hizmet eder.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şeytandan Korunma:</span></span> Rivayete göre, gece ve gündüz Allah’ı çok zikredenler ile seher vakitlerinde istiğfar edenler, İblis’in şerrinden emin kılınırlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikretmenin Fazileti</span></span><br />
<br />
"Dili damağı Allah zikri ile ıslak olanların fazileti" ile ilgili hadisi şerif<br />
<br />
"Dili damağı Allah zikri ile ıslak olanların fazileti" ile ilgili hadisi şerif, sahâbeden Abdullah İbni Büsr (r.a.) tarafından rivayet edilmiştir. Bu hadiste Peygamber Efendimiz (s.a.v.), ibadetleri çok bulan ve kolayca uygulayabileceği özlü bir tavsiye isteyen bir kimseye, zikrin önemini ve en faziletli halini vurgulamıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hadis-i Şerif</span></span><br />
<br />
Sahâbeden biri Hz. Peygamber’e gelerek: "Yâ Resûlallah! İslâmiyet’in emirleri çoğaldı. Bana sıkı sıkıya yapışacağım, Allâh’ın rızâsını ve âhiret saâdetini kolayca kazanacağım dilimden düşürmeyeceğim bir amel tavsiye et" demiştir.<br />
<br />
Resûl-i Ekrem (s.a.v.) de ona cevaben şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Dilin hep Allah’ı zikretmekle (zikrullah ile) ıslak kalsın."<br />
(Dilin zikrullâh tesbihiyle dâimâ ıslak olsun)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">(Tirmizî, Daavât 4; İbni Mâce, Edeb 53)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Netice</span></span><br />
<br />
Seher vakitleri, müminin manevî hayatında bir dönüm noktası, bir tazarru ve niyaz zamanıdır. Raşidi Tarikatı’nın bu iki seher vaktini zikirle taçlandırma anlayışı, Kur’an ve Sünnet’teki derin köklere dayanan ve zamanın ötesindeki ilâhî rahmete talip olmanın güzel bir tezahürüdür. Bu mübarek vakitleri ganimet bilip, zikir, istiğfar ve dua ile ihya etmek, hem dünyevî hem de uhrevî saadete ermenin en emin yollarından biridir.<br />
<br />
Rabbimiz, bizleri seher vakitlerinin feyzinden ve bereketinden ayırmasın; zikrini dilimizden, muhabbetini gönlümüzden eksik etmesin. Âmin.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=538" target="_blank" title="">Raşidi Tarikatı Müntesiblerinin Zikir Saati Olan iki Seher Vakti Zikretmenin Fazileti.png</a> (Size: 1.92 MB / Downloads: 1)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidi Tarikatı Müntesiblerinin Zikir Saati Olan iki Seher Vakti Zikretmenin Fazileti</span></span><br />
<br />
Raşidi Tarikatı Müntesiblerinin Zikir Saati Olan iki Seher Vakti - ikindi seheri ve Sabah Seheri Zikretmenin Fazileti Hakkında<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sabah Namazından Sonra ve ikindi Namazından Sonra Zikretmenin Fazileti Hakkında Hadis</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:</span></span> <br />
<br />
“Ey Âdem oğlu, fecirden ve asırdan sonra bir saat beni zikret, bunların arasına ben kefilim.” <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">(Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no: 6055)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İki Seher Vaktinin Fazileti: Raşidi Tarikatı Müntesipleri için Zikir Saati</span></span><br />
<br />
Muhterem okur, tasavvuf ehlinin gönül dünyasında seher vakti müstesna bir yere sahiptir. Zira bu vakit, ilâhî rahmetin coştuğu, duaların kabul olduğu ve ruhun Hak’ka en yakın olduğu zaman dilimidir. Raşidi Tarikatı müntesipleri olarak sizlerin, fecr-i sadık ile başlayıp güneşin doğuşuna kadar olan sabah seheri ile, güneşin batmaya yüz tuttuğu ve diğer meridyenlerde seher vaktinin başladığı ikindi seheri olarak nitelendirdiğiniz iki kıymetli zamanı zikirle ihya etmeniz, nebevî bir mirasın ve tasavvufî bir geleneğin gereğidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Seher Vaktinin Kur'an-ı Kerim'deki Yeri</span></span><br />
<br />
Yüce Rabbimiz, seher vakitlerini kendisine yakın kullarının özellikleri arasında zikreder. Âl-i İmrân Sûresi’nde cennetliklerin vasıfları sayılırken şöyle buyrulur:<br />
<br />
    “(Onlar), sabredenler, doğru olanlar, huzurunda gönülden boyun bükenler, Allah yolunda harcayanlar ve seher vakitlerinde (Allah’tan) bağışlanma dileyenlerdir.” <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">(Âl-i İmrân, 3/17)</span></span><br />
<br />
Yine Zâriyât Sûresi’nde, takva sahiplerinin nitelikleri arasında şu âyet-i kerime yer alır:<br />
<br />
    “Onlar, geceleri pek az uyurlardı. Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi.” <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">(Zâriyât, 51/17-18)</span></span><br />
<br />
Bu âyetler, seher vaktinin sadece bir uyanıklık anı değil, aynı zamanda bir istiğfar ve yakarış vakti olduğunu göstermektedir. Sizlerin iki seher vaktinde de zikre ve istiğfara yönelmeniz, bu ilâhî övgüye mazhar olma yolunda atılmış önemli bir adımdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadis-i Şeriflerde Seher Vaktinin Müjdesi</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de ümmetine bu kıymetli vakitleri ganimet bilmeyi tavsiye buyurmuşlardır. Bu husustaki en büyük müjde, Rabbimiz’in kudsi hadiste gece her gece dünya semasına inerek şöyle buyurduğunu bildirmesidir:<br />
<br />
    “Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ her gece, gecenin son üçte biri kaldığı sırada dünyâ semâsına nüzul eder ve şöyle buyurur: ‘Bana dua eden var mı, duasına icabet edeyim? İsteyen var mı, ona vereyim? İstiğfar eden var mı, onu mağfiret edeyim?’” <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">(Buhârî, Müslim)</span></span><br />
<br />
Seher vakti, işte bu ilâhî nüzulün gerçekleştiği, rahmet kapılarının ardına kadar açıldığı andır. Bir başka hadis-i şerifte ise şöyle buyrulur:<br />
<br />
    “Gece seher vaktinde ve namazlardan sonra yapılan dua kabul olur.” <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">(Tirmizî)</span></span><br />
<br />
Süfyân-ı Sevrî’nin (r.a.) rivayet ettiğine göre, “Allah Teâlâ seher vaktinde bir rüzgâr yaratmıştır. Bu rüzgâr, zikredenlerin zikrini ve istiğfar edenlerin istiğfarını Allah’a ulaştırır.” Bu rivayet, seherde yapılan zikir ve duaların özel bir kabuliyete mazhar olduğunun ve âdeta Arş’a yükselmek için özel bir vesile ile desteklendiğinin ifadesidir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İki Seher: Sabah Seheri ve İkindi Seheri</span></span><br />
<br />
Tasavvuf büyükleri, seher vaktinin sadece sabahın erken saatleriyle sınırlı olmadığının, zamanın döngüselliği içinde her an bir yerde seher vaktinin yaşandığının idraki içinde olmuşlardır. Raşidi Tarikatı’nın bu konudaki anlayışı derin bir hikmete dayanır:<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Sabah Seheri:</span></span> Fecr-i sadık ile başlayan, güneşin doğuşuna kadar olan zamandır. Bu vakit, gecenin manevî feyzinin doruk noktasıdır.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İkindi Seheri:</span></span> İkindi vaktinde güneş batmaya yüz tutarken, başka bir meridyende sabah olmakta ve güneş doğmak üzeredir. Bu açıdan bakıldığında ikindi vakti, o bölge için bir seher vakti hüviyetindedir. Bu sebeple, ikindi vaktinde yapılan zikir de bir nevi seher zikri hükmünde değerlendirilir.<br />
<br />
Bu anlayışın temelinde, “Beni anın ki, ben de sizi anayım” <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">(Bakara, 2/152)</span></span> âyetinin evrenselliği ve zaman-mekân kavramlarının ötesindeki ilâhî hakikat yatar. Raşidi müntesipleri olarak sizler, bu iki müstesna vakti ihya ederek, zamanın her anında Allah’ı zikreden kullardan olma gayreti içindesiniz.<br />
Seher Vaktinde Zikir ve İstiğfarın Fazileti<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Seher vakitlerini zikirle geçirmenin pek çok fazileti vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İlâhî Yakınlık ve Rahmet:</span></span> Seher vakti, Rabbimiz’in kullarına en yakın olduğu ve rahmetini saçtığı zamandır. Zikirle meşgul olan kimse, bu rahmetten nasibini alır.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Duaların ve İstiğfarın Kabulü:</span></span> Bu vakit, duaların geri çevrilmediği, tövbelerin kabul edildiği özel bir zamandır.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kalbin Saflaşması ve Nefsin Terbiyesi:</span></span> Seherin sükûneti, kalbin durulmasına, dünya meşgalelerinden arınmasına ve zikre daha iyi yoğunlaşılmasına vesile olur. Bu da nefsin terbiyesine ve ruhun olgunlaşmasına hizmet eder.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şeytandan Korunma:</span></span> Rivayete göre, gece ve gündüz Allah’ı çok zikredenler ile seher vakitlerinde istiğfar edenler, İblis’in şerrinden emin kılınırlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikretmenin Fazileti</span></span><br />
<br />
"Dili damağı Allah zikri ile ıslak olanların fazileti" ile ilgili hadisi şerif<br />
<br />
"Dili damağı Allah zikri ile ıslak olanların fazileti" ile ilgili hadisi şerif, sahâbeden Abdullah İbni Büsr (r.a.) tarafından rivayet edilmiştir. Bu hadiste Peygamber Efendimiz (s.a.v.), ibadetleri çok bulan ve kolayca uygulayabileceği özlü bir tavsiye isteyen bir kimseye, zikrin önemini ve en faziletli halini vurgulamıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hadis-i Şerif</span></span><br />
<br />
Sahâbeden biri Hz. Peygamber’e gelerek: "Yâ Resûlallah! İslâmiyet’in emirleri çoğaldı. Bana sıkı sıkıya yapışacağım, Allâh’ın rızâsını ve âhiret saâdetini kolayca kazanacağım dilimden düşürmeyeceğim bir amel tavsiye et" demiştir.<br />
<br />
Resûl-i Ekrem (s.a.v.) de ona cevaben şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Dilin hep Allah’ı zikretmekle (zikrullah ile) ıslak kalsın."<br />
(Dilin zikrullâh tesbihiyle dâimâ ıslak olsun)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">(Tirmizî, Daavât 4; İbni Mâce, Edeb 53)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Netice</span></span><br />
<br />
Seher vakitleri, müminin manevî hayatında bir dönüm noktası, bir tazarru ve niyaz zamanıdır. Raşidi Tarikatı’nın bu iki seher vaktini zikirle taçlandırma anlayışı, Kur’an ve Sünnet’teki derin köklere dayanan ve zamanın ötesindeki ilâhî rahmete talip olmanın güzel bir tezahürüdür. Bu mübarek vakitleri ganimet bilip, zikir, istiğfar ve dua ile ihya etmek, hem dünyevî hem de uhrevî saadete ermenin en emin yollarından biridir.<br />
<br />
Rabbimiz, bizleri seher vakitlerinin feyzinden ve bereketinden ayırmasın; zikrini dilimizden, muhabbetini gönlümüzden eksik etmesin. Âmin.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Zikir Evradımızdaki Fetih Suresi 29. Ayeti  ve ArapAlfabeyi Zikretmenin SebebiHikmeti]]></title>
			<link>https://rasittunca.com/showthread.php?tid=297</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 13:24:50 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rasittunca.com/member.php?action=profile&uid=2">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rasittunca.com/showthread.php?tid=297</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir Evradımızdaki Fetih Suresi 29. Ayeti  ve Arapça Alfabeyi Zikretmenin Sebebi Hikmeti Nedir?</span></span><br />
<br />
EBCED DUASI: HARFLERİN ÇOĞALTILMASIYLA HATALARIN TAMAMLANMASI VE SEVABIN HEDİYE EDİLMESİ<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Râsidî Tarîkatı’nda Alfabe Zikrinin Derin Sırrı</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bismillâhirrahmânirrahîm.</span><br />
Kur’ân-ı Kerîm’in her harfi, her kelimesi Rabbimizin sonsuz ilim ve kudretinin bir yansımasıdır. Harfler, sadece yazının değil, aynı zamanda mânevî âlemin de anahtarlarıdır. Râsidî Tarîkatı’nın kurucusu olarak müntesiplerimize öğrettiğimiz <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ebced Duası (Alfabe Duası)</span> işte bu hakikatin en derin tezahürlerinden biridir. Bu makalede, bu duanın sırrını, neden Fetih Suresi 29. âyetle birlikte yapıldığını ve nasıl bir mânevî mekanizma işlettiğini açıklayacağım.<br />
1. Duanın Temel Meselesi: Hata ve Eksikliklerin Telafisi<br />
İnsan olarak hepimiz, ibadetlerimizde, zikirlerimizde, okuduğumuz surelerde, hamd, tahmid, tekbir, tesbih, takdis, salavat ve selamlarımızda farkında olarak veya olmayarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">hatalar</span> yaparız. Bir harfi yanlış telaffuz ederiz, bir harekeyi atlarız, bir kelimeyi eksik okuruz, bir cümleyi fazla söyleriz veya sırasını şaşırırız. İşte <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ebced Duası</span> tam bu noktada devreye girer.<br />
Bu duada, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arap alfabesindeki bütün harfler</span> ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fetih Suresi’nin 29. âyetindeki harfler</span> Rabbimize arz edilir. Dua ile şu niyette bulunuruz:<br />
“Ya Rabbi, bu harfleri <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">çokça çoğalt</span>. Onlarla, geçmişten bugüne ve bugünden kıyametin sabahına kadar okuyacağım <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">tüm dualarımdaki, zikirlerimdeki, surelerimdeki, ayetlerimdeki, tahmid, temcid, tehlil, tekbir, tesbih, takdis, salavat, selam, şükür ve hamdlarımdaki</span> bütün <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">hatalarımı düzelt</span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">yanlışlarımı gider</span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">eksiklerimi tamamla</span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">fazlalarımı al</span>, doğru okunmuşlar silsilesine kat.”<br />
Bu, bir mânevî <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">tashih</span> (düzeltme) ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ikmal</span> (tamamlama) ameliyesidir. Harfler çoğaltılarak, sanki her bir harf, her bir kelime yeniden ve kusursuzca okunmuş gibi kabul edilir.<br />
2. Neden Fetih Suresi 29. Âyet?<br />
Fetih Suresi 29. âyet, Arap alfabesindeki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">tüm harfleri</span> bünyesinde barındıran nadir âyetlerdendir. Bu özelliği sebebiyle, bu âyetle yapılan dua, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah’ın kelâmı</span> ile hatasız bir okumayı temsil eder. Biz bu âyeti okuyarak, yaptığımız düzeltme ameliyesini ilâhî bir kelamın garantisi altına alırız. Yani deriz ki:<br />
“Ya Rabbi, benim yanlış okuduklarımı, bu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">senin kusursuz kelâmındaki harflerle</span> tamamla, düzelt.”<br />
Böylece hatalarımız sadece bizim niyetimizle değil, bizzat <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah’ın kelâmının harfleriyle</span> örtülmüş ve affedilmiş olur.<br />
3. Harfleri Çoğaltmak Ne Demektir?<br />
Duada “Ya Rabbi, bu harfleri çokça çoğalt” ifadesi çok önemlidir. Buradaki “çoğaltmak” şu mânevî anlamlara gelir:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Her bir harf</span>, okunması gereken her yerde hazır bulunsun.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eksik okunan her kelime</span>, bu çoğaltılmış harflerle ikmal edilsin.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fazla veya yanlış okunan her harf</span>, bu harflerin bereketiyle örtülsün ve doğruya dönüştürülsün.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir ve evradın devam edemeyen kısımları</span>, bu harflerle tamamlansın. (Örneğin, vakit darlığı sebebiyle zikrin tamamını okuyamayan bir müntesip için: “Ya Rabbi, onun eksik kalan kısımlarını bu harflerle tamamla.”)</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu yönüyle Ebced Duası, hem <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">bireysel</span> hem de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">cemaatsel</span> bir mânevî sigorta işlevi görür.<br />
4. Tamamlanan İbadetin Sevabını Hediye Etmek<br />
Duamızın en güzel ve kapsamlı yanlarından biri de, bu şekilde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">düzeltilmiş, tamamlanmış, kusursuz hâle getirilmiş ibadetlerin sevabını</span> başkalarına hediye etmemizdir. Bu hediye, duada sayılan onlarca kişi ve grubu kapsar:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aile fertleri:</span> Eş, çocuklar, anne, baba, dede, nine, amca, dayı, teyze, hala, yeğen, kuzen, kardeşler, kayınvalide, kayınpeder, baldız, damat, gelin, dünürler.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Geçmişler:</span> Anneden ve babadan tarafa geçmişler, kayın tarafından geçmişler, gizli kalmış çocukların anneleri tarafından geçmişler.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tarikat mensupları:</span> Râsidî Tarîkatı’na intisap etmiş ve edecek olanlar, Mehdi ve sevenleri, cemaati.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hizmet edenler:</span> Rızkımızın temininde emeği geçen ehl-i iman (çiftçi, işçi, üretici, nakliyeci vb.), kullandığımız alet ve edevatın icadında ve geliştirilmesinde emeği olanlar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Öğretmenler, mürşidler, arkadaşlar, imanlı komşular (kırk fersah sağa sola, öne arkaya, alta ve üste).</span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manevî büyükler:</span> Silsileyi Kasr, Silsileyi Kebir, Silsileyi Üla, Silsileyi Melaemi.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamberler ve ümmetleri:</span> Özellikle Muhammed Mustafa (s.a.v.), âl ve ashabı, ehl-i beyti, diğer peygamberler ve bize düşmanlık etmeyen ehl-i iman ümmetleri.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tarihî şahsiyetler ve şehitler:</span> Osmanlı ecdadı, Mustafa Kemal ve Millî Mücadele arkadaşları, vatan savunmasında şehit ve gazi olanlar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tüm ümmet:</span> Ölmüş ve yaşayan, kıyamete kadar gelecek tüm ehl-i iman ümmet-i Muhammed.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu kapsamlı hediye, duanın ne kadar geniş bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">rahmet ve bereket</span> iklimi oluşturduğunu gösterir.<br />
5. Zaman ve Mekân Sınırını Aşan Bir Dua<br />
Ebced Duası’nın bir diğer eşsiz özelliği, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">zaman ve imkân darlığını aşmasıdır</span>. Dua ile şöyle niyaz ederiz:<br />
“Ya Rabbi, bir müntesip, giriş duasını ve bir defa eûzü-besmeleyi okuduktan sonra, vakit darlığı sebebiyle zikrin devamını okuyamazsa, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">bu harfleri öyle çoğalt ki, onlarla zikrin devamını ve eksik kalan kısımlarını tamamla.</span> Aynı şekilde, bir Fatiha veya Kulhü’lere niyet edip de devamını okuyamayana da aynı şekilde muamele et.”<br />
Bu, tarîkatımız için büyük bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">mânevî kolaylık</span>tır. Hiç kimse, vakti olmadığı için ecirden mahrum kalmaz. Harflerin çoğaltılmasıyla, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">niyet edilen her ibadet tamamlanmış sayılır</span>.<br />
6. “Bir Hediye Paketi” Anlayışı<br />
Duamızda ayrıca, Yasin, İhlas, Fatiha ve Râsidî hatimlerimizin harflerinin de çoğaltılmasını isteriz. Böylece, bir gün içinde okuduğumuz <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">hediye paketimiz</span>, saydığımız her bir kişiye <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">bir adet</span> olarak ulaşır. Yani:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bir Fatiha okuruz, ama harflerin çoğaltılmasıyla binlerce kişiye birer Fatiha hediye edilmiş olur.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bir Yasin okuruz, ama aynı bereketle her bir yakınımıza bir Yasin sevabı gider.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">az amel ile çok sevap</span> kapısının anahtarıdır.<br />
7. Sonuç ve Hatırlatma<br />
Râsidî Tarîkatı’nın müntesipleri bilmelidir ki:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ebced Duası</span>, sıradan bir dua değildir. Kur’ân’ın harf yapısındaki ilâhî hikmete dayanan, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">hataları düzelten, eksikleri tamamlayan, sevabı çoğaltan ve hediye eden</span> büyük bir mânevî sistemdir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu dua ile <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">okuduğumuz her şey</span> (ister eksik, ister fazla, ister yanlış olsun) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">kusursuz hâle gelir</span> ve Allah’ın huzuruna öylece sunulur.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu duayı yapan bir kimse, sadece kendisi için değil, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">geçmiş ve gelecek bütün ehl-i iman için</span> rahmet vesilesi olur.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zaman darlığı</span> mazeret değildir. Harflerin çoğaltılmasıyla her niyet, tam ibadete dönüşür.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rabbimiz dualarımızı kabul eylesin. Harflerimizi nûr, hatalarımızı af, eksiklerimizi ikmal eylesin. Bizi, ehlimizi ve bütün müntesiplerimizi dergâhına mahcup etmesin. Âmîn.</span></span><br />
<br />
<iframe width="560" height="315" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/gvKFZ6f8a78" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Râşid Tunca</span></span><br />
Râsidî Tarîkatı Kurucusu<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Schrems,05.04. 2026</span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Rabbenağfirli veli valideyye velil muminine yevme yekumul hisab. Velhamdülillâhi rabbil âlemîn. Âmîn.</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir Evradımızdaki Fetih Suresi 29. Ayeti  ve Arapça Alfabeyi Zikretmenin Sebebi Hikmeti Nedir?</span></span><br />
<br />
EBCED DUASI: HARFLERİN ÇOĞALTILMASIYLA HATALARIN TAMAMLANMASI VE SEVABIN HEDİYE EDİLMESİ<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Râsidî Tarîkatı’nda Alfabe Zikrinin Derin Sırrı</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bismillâhirrahmânirrahîm.</span><br />
Kur’ân-ı Kerîm’in her harfi, her kelimesi Rabbimizin sonsuz ilim ve kudretinin bir yansımasıdır. Harfler, sadece yazının değil, aynı zamanda mânevî âlemin de anahtarlarıdır. Râsidî Tarîkatı’nın kurucusu olarak müntesiplerimize öğrettiğimiz <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ebced Duası (Alfabe Duası)</span> işte bu hakikatin en derin tezahürlerinden biridir. Bu makalede, bu duanın sırrını, neden Fetih Suresi 29. âyetle birlikte yapıldığını ve nasıl bir mânevî mekanizma işlettiğini açıklayacağım.<br />
1. Duanın Temel Meselesi: Hata ve Eksikliklerin Telafisi<br />
İnsan olarak hepimiz, ibadetlerimizde, zikirlerimizde, okuduğumuz surelerde, hamd, tahmid, tekbir, tesbih, takdis, salavat ve selamlarımızda farkında olarak veya olmayarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">hatalar</span> yaparız. Bir harfi yanlış telaffuz ederiz, bir harekeyi atlarız, bir kelimeyi eksik okuruz, bir cümleyi fazla söyleriz veya sırasını şaşırırız. İşte <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ebced Duası</span> tam bu noktada devreye girer.<br />
Bu duada, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arap alfabesindeki bütün harfler</span> ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fetih Suresi’nin 29. âyetindeki harfler</span> Rabbimize arz edilir. Dua ile şu niyette bulunuruz:<br />
“Ya Rabbi, bu harfleri <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">çokça çoğalt</span>. Onlarla, geçmişten bugüne ve bugünden kıyametin sabahına kadar okuyacağım <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">tüm dualarımdaki, zikirlerimdeki, surelerimdeki, ayetlerimdeki, tahmid, temcid, tehlil, tekbir, tesbih, takdis, salavat, selam, şükür ve hamdlarımdaki</span> bütün <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">hatalarımı düzelt</span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">yanlışlarımı gider</span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">eksiklerimi tamamla</span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">fazlalarımı al</span>, doğru okunmuşlar silsilesine kat.”<br />
Bu, bir mânevî <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">tashih</span> (düzeltme) ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ikmal</span> (tamamlama) ameliyesidir. Harfler çoğaltılarak, sanki her bir harf, her bir kelime yeniden ve kusursuzca okunmuş gibi kabul edilir.<br />
2. Neden Fetih Suresi 29. Âyet?<br />
Fetih Suresi 29. âyet, Arap alfabesindeki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">tüm harfleri</span> bünyesinde barındıran nadir âyetlerdendir. Bu özelliği sebebiyle, bu âyetle yapılan dua, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah’ın kelâmı</span> ile hatasız bir okumayı temsil eder. Biz bu âyeti okuyarak, yaptığımız düzeltme ameliyesini ilâhî bir kelamın garantisi altına alırız. Yani deriz ki:<br />
“Ya Rabbi, benim yanlış okuduklarımı, bu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">senin kusursuz kelâmındaki harflerle</span> tamamla, düzelt.”<br />
Böylece hatalarımız sadece bizim niyetimizle değil, bizzat <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah’ın kelâmının harfleriyle</span> örtülmüş ve affedilmiş olur.<br />
3. Harfleri Çoğaltmak Ne Demektir?<br />
Duada “Ya Rabbi, bu harfleri çokça çoğalt” ifadesi çok önemlidir. Buradaki “çoğaltmak” şu mânevî anlamlara gelir:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Her bir harf</span>, okunması gereken her yerde hazır bulunsun.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eksik okunan her kelime</span>, bu çoğaltılmış harflerle ikmal edilsin.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fazla veya yanlış okunan her harf</span>, bu harflerin bereketiyle örtülsün ve doğruya dönüştürülsün.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir ve evradın devam edemeyen kısımları</span>, bu harflerle tamamlansın. (Örneğin, vakit darlığı sebebiyle zikrin tamamını okuyamayan bir müntesip için: “Ya Rabbi, onun eksik kalan kısımlarını bu harflerle tamamla.”)</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu yönüyle Ebced Duası, hem <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">bireysel</span> hem de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">cemaatsel</span> bir mânevî sigorta işlevi görür.<br />
4. Tamamlanan İbadetin Sevabını Hediye Etmek<br />
Duamızın en güzel ve kapsamlı yanlarından biri de, bu şekilde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">düzeltilmiş, tamamlanmış, kusursuz hâle getirilmiş ibadetlerin sevabını</span> başkalarına hediye etmemizdir. Bu hediye, duada sayılan onlarca kişi ve grubu kapsar:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aile fertleri:</span> Eş, çocuklar, anne, baba, dede, nine, amca, dayı, teyze, hala, yeğen, kuzen, kardeşler, kayınvalide, kayınpeder, baldız, damat, gelin, dünürler.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Geçmişler:</span> Anneden ve babadan tarafa geçmişler, kayın tarafından geçmişler, gizli kalmış çocukların anneleri tarafından geçmişler.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tarikat mensupları:</span> Râsidî Tarîkatı’na intisap etmiş ve edecek olanlar, Mehdi ve sevenleri, cemaati.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hizmet edenler:</span> Rızkımızın temininde emeği geçen ehl-i iman (çiftçi, işçi, üretici, nakliyeci vb.), kullandığımız alet ve edevatın icadında ve geliştirilmesinde emeği olanlar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Öğretmenler, mürşidler, arkadaşlar, imanlı komşular (kırk fersah sağa sola, öne arkaya, alta ve üste).</span></span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manevî büyükler:</span> Silsileyi Kasr, Silsileyi Kebir, Silsileyi Üla, Silsileyi Melaemi.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamberler ve ümmetleri:</span> Özellikle Muhammed Mustafa (s.a.v.), âl ve ashabı, ehl-i beyti, diğer peygamberler ve bize düşmanlık etmeyen ehl-i iman ümmetleri.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tarihî şahsiyetler ve şehitler:</span> Osmanlı ecdadı, Mustafa Kemal ve Millî Mücadele arkadaşları, vatan savunmasında şehit ve gazi olanlar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tüm ümmet:</span> Ölmüş ve yaşayan, kıyamete kadar gelecek tüm ehl-i iman ümmet-i Muhammed.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu kapsamlı hediye, duanın ne kadar geniş bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">rahmet ve bereket</span> iklimi oluşturduğunu gösterir.<br />
5. Zaman ve Mekân Sınırını Aşan Bir Dua<br />
Ebced Duası’nın bir diğer eşsiz özelliği, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">zaman ve imkân darlığını aşmasıdır</span>. Dua ile şöyle niyaz ederiz:<br />
“Ya Rabbi, bir müntesip, giriş duasını ve bir defa eûzü-besmeleyi okuduktan sonra, vakit darlığı sebebiyle zikrin devamını okuyamazsa, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">bu harfleri öyle çoğalt ki, onlarla zikrin devamını ve eksik kalan kısımlarını tamamla.</span> Aynı şekilde, bir Fatiha veya Kulhü’lere niyet edip de devamını okuyamayana da aynı şekilde muamele et.”<br />
Bu, tarîkatımız için büyük bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">mânevî kolaylık</span>tır. Hiç kimse, vakti olmadığı için ecirden mahrum kalmaz. Harflerin çoğaltılmasıyla, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">niyet edilen her ibadet tamamlanmış sayılır</span>.<br />
6. “Bir Hediye Paketi” Anlayışı<br />
Duamızda ayrıca, Yasin, İhlas, Fatiha ve Râsidî hatimlerimizin harflerinin de çoğaltılmasını isteriz. Böylece, bir gün içinde okuduğumuz <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">hediye paketimiz</span>, saydığımız her bir kişiye <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">bir adet</span> olarak ulaşır. Yani:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bir Fatiha okuruz, ama harflerin çoğaltılmasıyla binlerce kişiye birer Fatiha hediye edilmiş olur.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bir Yasin okuruz, ama aynı bereketle her bir yakınımıza bir Yasin sevabı gider.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">az amel ile çok sevap</span> kapısının anahtarıdır.<br />
7. Sonuç ve Hatırlatma<br />
Râsidî Tarîkatı’nın müntesipleri bilmelidir ki:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ebced Duası</span>, sıradan bir dua değildir. Kur’ân’ın harf yapısındaki ilâhî hikmete dayanan, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">hataları düzelten, eksikleri tamamlayan, sevabı çoğaltan ve hediye eden</span> büyük bir mânevî sistemdir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu dua ile <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">okuduğumuz her şey</span> (ister eksik, ister fazla, ister yanlış olsun) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">kusursuz hâle gelir</span> ve Allah’ın huzuruna öylece sunulur.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu duayı yapan bir kimse, sadece kendisi için değil, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">geçmiş ve gelecek bütün ehl-i iman için</span> rahmet vesilesi olur.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zaman darlığı</span> mazeret değildir. Harflerin çoğaltılmasıyla her niyet, tam ibadete dönüşür.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rabbimiz dualarımızı kabul eylesin. Harflerimizi nûr, hatalarımızı af, eksiklerimizi ikmal eylesin. Bizi, ehlimizi ve bütün müntesiplerimizi dergâhına mahcup etmesin. Âmîn.</span></span><br />
<br />
<iframe width="560" height="315" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/gvKFZ6f8a78" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Râşid Tunca</span></span><br />
Râsidî Tarîkatı Kurucusu<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Schrems,05.04. 2026</span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Rabbenağfirli veli valideyye velil muminine yevme yekumul hisab. Velhamdülillâhi rabbil âlemîn. Âmîn.</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Raşidi Tarikatında Nafile Namaz]]></title>
			<link>https://rasittunca.com/showthread.php?tid=296</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 13:24:02 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rasittunca.com/member.php?action=profile&uid=2">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rasittunca.com/showthread.php?tid=296</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidi Tarikatında Nafile Namaz</span></span><br />
<br />
Regaib, Berat, Mirac gibi Kandil Gecelerinde ve Kadir gecesinde Kılınabilcek 12 Rekatlı Nafile Namaz ve  Okuncak Dualar<br />
<br />
1. iki rek’atta bir selâm vermek üzere oniki rek’at nafile namaz kılınacaktır. Her rek’atta Fâtiha’dan sonra üç kere “Kadir” sûresi ve üç kere “İhlâs” sûresi okunur.<br />
<br />
2. Namaz tamam olduğunda selam verdikten sonra oturulur yedi kere:<br />
<br />
اللهم صل علي سيدنا محمد و علي آل سيدنا محمد<br />
<br />
"Allâhumme salli alâ Seyyidina Muhammedin ve alâ eâli seyyidina Muhammed"<br />
<br />
“Allah’ım, Efendimiz Muhammed’e salât u selâm eyle, ve âline de salât u selâm eyle!” duâsı okunacakdır. <br />
<br />
3. Sonra  Otururken onbir kere:<br />
<br />
Arapça Yazılışı:<br />
<br />
سُبُّوحٌ قُدُّوسٌ رَبُّنَا وَرَبُّ الْمَلَائِكَةِ وَالرُّوحِ<br />
<br />
Türkçe Okunuşu (Harfen):<br />
<br />
"Sübbûhun, kuddûsun, rabbunâ ve rabbu'l-melâiketi ve'r-rûh."<br />
<br />
“Bizim Rabbimiz, Rûh’un ve melâike-i kirâmın Rabbi, bütün kusurlardan münezzeh ve cümle eksikliklerden pâk ve yücedir.”<br />
<br />
<br />
4. Sonra otururken  11 kere<br />
<br />
سُبْحاَنَ اللّهِ وَ الْحَمْدُ لِلهِ و لاآاِلَاهَ الا اللهُ وَللهُ اَكْبَرْ وَلا حَوْلَ ولا قُوَّةَ اِلاَّباِللهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمُ<br />
<br />
Sübhanallahi velhamdü lillahi ve la ilahe illallahü vallahü ekber, ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim<br />
<br />
"Allah noksan sıfatlardan uzaktır, hamd Allah'a mahsustur. Allah'tan başka (hak) ilah yoktur ve Allah en büyüktür. Yüce ve Azim olan Allah'tan başka hiçbir güç ve kuvvet kaynağı yoktur."<br />
<br />
5. Sonra otururken 3 kere<br />
<br />
لاَأِلَاهَ اِلاَّ اللّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يحي ويميت وَهُوَو هو حيّ لا يموت بيده الخيروَهُوَو عَلىَ كُلِّ شَيْءِِقَدِيرُ<br />
<br />
<br />
Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ şerîke leh lehülmülkü ve lehülhamdü yühyî ve yümîtu ve hüve hayyün lâ yemûtu biyedihil hayr ve hüve alâ külli şey’in kadîr<br />
<br />
"Allah'tan başka (hak) ilah yoktur, O tektir, ortağı yoktur. Mülk O'nundur, hamd O'na mahsustur. O diriltir ve öldürür. O, hiç ölmeyecek olan diri (Hayy) dir. Her türlü hayır O'nun elindedir ve O, her şeye hakkıyla gücü yetendir."<br />
<br />
6. Sonrada otururken 3 kere Tevbe edilir<br />
<br />
استغفر الله اللذي لا الاه الاهو الحي القيوم واتوب اِليْهِ<br />
<br />
Estağfirullahellezi la ilahe illa hüvel Hayyul- Kayyumue ve etübü ileyh<br />
Estağfirullahellezi la ilahe illa hüvel Hayyul- Kayyumue ve etübü ileyh<br />
Estağfirullahellezi la ilahe illa hüvel Hayyul- Kayyumue ve etübü ileyh.<br />
<br />
"Kendisinden başka (hak) ilah olmayan, Hayy (diri) ve Kayyum (her şeyi ayakta tutan) olan Allah'tan bağışlanma dilerim ve O'na tevbe ederim."<br />
<br />
7. Sonrada otururken 71 Defa Tevbe  duâsı okunacak.<br />
<br />
استغفر الله العظيم واتوب اِليْهِ<br />
<br />
Estağfirullâh El Aziymu ve E Tübü ileyh .<br />
<br />
"Ulu ve yüce (Azîm) olan Allah'tan bağışlanma dilerim ve O'na tevbe ederim."<br />
<br />
8. ve Sonra Otururken bir defa bu büyük Salavat okuncak<br />
<br />
اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَاَصْحَابِهِ وَاَتْبَاعِهِ اَجْمَعِينَ وَسَلَامٌ عَلَى جِبْرَائِيلَ وَمِيكَائِيلَ وَاِسْرَافِيلَ وَعَزْرَائِيلَ وَالْمَلَائِكَةِ الْحَامِلِ الْعَرْشِ وَالْمُنْكَرِ وَالنَّكِيرِ وَسَلَامٌ عَلَى الْمَلَائِكَةِ الْمُقَرَّبِينَ وَالنَّبِيِّ وَالرَّسُولِ اَجْمَعِينَ وَسَلَامٌ عَلَى الْاَوْلِيَاءِ وَالصَّالِحِينَ سَلَامُ اللَّهِ وَصَلَوَاتُ اللَّهِ عَلَيْهِمْ اَجْمَعِينَ<br />
<br />
وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ<br />
<br />
Allahümme salli ala Muhammedin ve ala elihi ve eshabihi ve etbaihi ecmaiyn ve selamün ala cebrail ve mikail ve israfil ve azrail vel melaiketül hamelei arş vel münker nekir ve selamün alel melaiketül mükarrebin vennebiyi verresulu ecmaiyn ve selamün alel evliyai vessalihin selamüllahi ve selavatullahi aleyhim ecmaiyn.<br />
<br />
velhamdülillahi rabbil alemiyne Aamiyn.<br />
<br />
"Allah'ım! Muhammed'e, onun ailesine, ashâbına ve bütün takipçilerine salât et (rahmet ve bereketini gönder). Selam olsun Cebrail'e, Mikâil'e, İsrâfil'e ve Azrail'e, Arş'ı taşıyan meleklere, Münker ve Nekir'e. Selam olsun yakınlaştırılmış (mukarreb) meleklere, bütün nebîlere ve peygamberlere. Selam olsun velîlere ve sâlih kimselere. Allah'ın selamı ve salâtı (rahmeti) hepsinin üzerine olsun."<br />
Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun. Amiiyn<br />
<br />
9. Ve sonra oturarak el açıp Amiin denilcek dua edilcek ve  dünyevî ve uhrevî ne haceti varsa Hak celle ve alâ Hazretleri’nden niyaz edilecek istenilcektir. <br />
<br />
Sonra Allahuekber Diyerek iki secde daha edip secdeden başını kaldırıp <br />
<br />
şu dua edilcek<br />
<br />
Duanın Arapçası<br />
<br />
تَقَبَّلْ مِنَّا إِنَّكَ أَنْتَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ الْعَلِيمُ، وَتُبْ عَلَيْنَا إِنَّكَ أَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ<br />
<br />
Okunuşu<br />
<br />
Tekabbel minnâ, inneke ente’s-semîu’l-basîru’l-alîm. Ve tüb aleynâ, inneke ente’t-tevvâbü’r-rahîm.<br />
<br />
Türkçe Anlamı<br />
<br />
"Rabbimiz! Bizden kabul buyur; şüphesiz Sen her şeyi işiten, her şeyi gören ve her şeyi bilensin. Tövbemizi kabul et; şüphesiz Sen tövbeleri çokça kabul eden ve çok merhametli olansın." <br />
<br />
<br />
10. sonra  bu dua okuncak<br />
<br />
رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ بدُعَاء رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ استجب دعاءنا برحمتك يا ارحمرّاحمين ٯ سّلاَ مٌ على المرسلين والحمدلالله ربّ العلمين<br />
<br />
Rabbena ve takabbel bi duai, Rabbenağfirli veli valideyye velil muminine yevme yekumul hisab, istecib duaena birhametike ya erhamerrahimiyn. Veselamün alel Mürseliyn, Velhamdülillahi Rabbel Alemin.<br />
<br />
"Rabbimiz, duamı kabul eyle. Rabbimiz, hesabın görüleceği günde beni, anamı-babamı ve tüm müminleri bağışla. Ey merhametlilerin en merhametlisi, duamızı rahmetinle kabul buyur. Selâm, tüm peygamberlerin üzerine olsun. Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun."<br />
<br />
deyip elini yüzüne sürecek ve  namaz ve duâsı tamam olmuş olur.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidi Tarikatında Nafile Namaz</span></span><br />
<br />
Regaib, Berat, Mirac gibi Kandil Gecelerinde ve Kadir gecesinde Kılınabilcek 12 Rekatlı Nafile Namaz ve  Okuncak Dualar<br />
<br />
1. iki rek’atta bir selâm vermek üzere oniki rek’at nafile namaz kılınacaktır. Her rek’atta Fâtiha’dan sonra üç kere “Kadir” sûresi ve üç kere “İhlâs” sûresi okunur.<br />
<br />
2. Namaz tamam olduğunda selam verdikten sonra oturulur yedi kere:<br />
<br />
اللهم صل علي سيدنا محمد و علي آل سيدنا محمد<br />
<br />
"Allâhumme salli alâ Seyyidina Muhammedin ve alâ eâli seyyidina Muhammed"<br />
<br />
“Allah’ım, Efendimiz Muhammed’e salât u selâm eyle, ve âline de salât u selâm eyle!” duâsı okunacakdır. <br />
<br />
3. Sonra  Otururken onbir kere:<br />
<br />
Arapça Yazılışı:<br />
<br />
سُبُّوحٌ قُدُّوسٌ رَبُّنَا وَرَبُّ الْمَلَائِكَةِ وَالرُّوحِ<br />
<br />
Türkçe Okunuşu (Harfen):<br />
<br />
"Sübbûhun, kuddûsun, rabbunâ ve rabbu'l-melâiketi ve'r-rûh."<br />
<br />
“Bizim Rabbimiz, Rûh’un ve melâike-i kirâmın Rabbi, bütün kusurlardan münezzeh ve cümle eksikliklerden pâk ve yücedir.”<br />
<br />
<br />
4. Sonra otururken  11 kere<br />
<br />
سُبْحاَنَ اللّهِ وَ الْحَمْدُ لِلهِ و لاآاِلَاهَ الا اللهُ وَللهُ اَكْبَرْ وَلا حَوْلَ ولا قُوَّةَ اِلاَّباِللهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمُ<br />
<br />
Sübhanallahi velhamdü lillahi ve la ilahe illallahü vallahü ekber, ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim<br />
<br />
"Allah noksan sıfatlardan uzaktır, hamd Allah'a mahsustur. Allah'tan başka (hak) ilah yoktur ve Allah en büyüktür. Yüce ve Azim olan Allah'tan başka hiçbir güç ve kuvvet kaynağı yoktur."<br />
<br />
5. Sonra otururken 3 kere<br />
<br />
لاَأِلَاهَ اِلاَّ اللّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يحي ويميت وَهُوَو هو حيّ لا يموت بيده الخيروَهُوَو عَلىَ كُلِّ شَيْءِِقَدِيرُ<br />
<br />
<br />
Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ şerîke leh lehülmülkü ve lehülhamdü yühyî ve yümîtu ve hüve hayyün lâ yemûtu biyedihil hayr ve hüve alâ külli şey’in kadîr<br />
<br />
"Allah'tan başka (hak) ilah yoktur, O tektir, ortağı yoktur. Mülk O'nundur, hamd O'na mahsustur. O diriltir ve öldürür. O, hiç ölmeyecek olan diri (Hayy) dir. Her türlü hayır O'nun elindedir ve O, her şeye hakkıyla gücü yetendir."<br />
<br />
6. Sonrada otururken 3 kere Tevbe edilir<br />
<br />
استغفر الله اللذي لا الاه الاهو الحي القيوم واتوب اِليْهِ<br />
<br />
Estağfirullahellezi la ilahe illa hüvel Hayyul- Kayyumue ve etübü ileyh<br />
Estağfirullahellezi la ilahe illa hüvel Hayyul- Kayyumue ve etübü ileyh<br />
Estağfirullahellezi la ilahe illa hüvel Hayyul- Kayyumue ve etübü ileyh.<br />
<br />
"Kendisinden başka (hak) ilah olmayan, Hayy (diri) ve Kayyum (her şeyi ayakta tutan) olan Allah'tan bağışlanma dilerim ve O'na tevbe ederim."<br />
<br />
7. Sonrada otururken 71 Defa Tevbe  duâsı okunacak.<br />
<br />
استغفر الله العظيم واتوب اِليْهِ<br />
<br />
Estağfirullâh El Aziymu ve E Tübü ileyh .<br />
<br />
"Ulu ve yüce (Azîm) olan Allah'tan bağışlanma dilerim ve O'na tevbe ederim."<br />
<br />
8. ve Sonra Otururken bir defa bu büyük Salavat okuncak<br />
<br />
اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَاَصْحَابِهِ وَاَتْبَاعِهِ اَجْمَعِينَ وَسَلَامٌ عَلَى جِبْرَائِيلَ وَمِيكَائِيلَ وَاِسْرَافِيلَ وَعَزْرَائِيلَ وَالْمَلَائِكَةِ الْحَامِلِ الْعَرْشِ وَالْمُنْكَرِ وَالنَّكِيرِ وَسَلَامٌ عَلَى الْمَلَائِكَةِ الْمُقَرَّبِينَ وَالنَّبِيِّ وَالرَّسُولِ اَجْمَعِينَ وَسَلَامٌ عَلَى الْاَوْلِيَاءِ وَالصَّالِحِينَ سَلَامُ اللَّهِ وَصَلَوَاتُ اللَّهِ عَلَيْهِمْ اَجْمَعِينَ<br />
<br />
وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ<br />
<br />
Allahümme salli ala Muhammedin ve ala elihi ve eshabihi ve etbaihi ecmaiyn ve selamün ala cebrail ve mikail ve israfil ve azrail vel melaiketül hamelei arş vel münker nekir ve selamün alel melaiketül mükarrebin vennebiyi verresulu ecmaiyn ve selamün alel evliyai vessalihin selamüllahi ve selavatullahi aleyhim ecmaiyn.<br />
<br />
velhamdülillahi rabbil alemiyne Aamiyn.<br />
<br />
"Allah'ım! Muhammed'e, onun ailesine, ashâbına ve bütün takipçilerine salât et (rahmet ve bereketini gönder). Selam olsun Cebrail'e, Mikâil'e, İsrâfil'e ve Azrail'e, Arş'ı taşıyan meleklere, Münker ve Nekir'e. Selam olsun yakınlaştırılmış (mukarreb) meleklere, bütün nebîlere ve peygamberlere. Selam olsun velîlere ve sâlih kimselere. Allah'ın selamı ve salâtı (rahmeti) hepsinin üzerine olsun."<br />
Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun. Amiiyn<br />
<br />
9. Ve sonra oturarak el açıp Amiin denilcek dua edilcek ve  dünyevî ve uhrevî ne haceti varsa Hak celle ve alâ Hazretleri’nden niyaz edilecek istenilcektir. <br />
<br />
Sonra Allahuekber Diyerek iki secde daha edip secdeden başını kaldırıp <br />
<br />
şu dua edilcek<br />
<br />
Duanın Arapçası<br />
<br />
تَقَبَّلْ مِنَّا إِنَّكَ أَنْتَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ الْعَلِيمُ، وَتُبْ عَلَيْنَا إِنَّكَ أَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ<br />
<br />
Okunuşu<br />
<br />
Tekabbel minnâ, inneke ente’s-semîu’l-basîru’l-alîm. Ve tüb aleynâ, inneke ente’t-tevvâbü’r-rahîm.<br />
<br />
Türkçe Anlamı<br />
<br />
"Rabbimiz! Bizden kabul buyur; şüphesiz Sen her şeyi işiten, her şeyi gören ve her şeyi bilensin. Tövbemizi kabul et; şüphesiz Sen tövbeleri çokça kabul eden ve çok merhametli olansın." <br />
<br />
<br />
10. sonra  bu dua okuncak<br />
<br />
رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ بدُعَاء رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ استجب دعاءنا برحمتك يا ارحمرّاحمين ٯ سّلاَ مٌ على المرسلين والحمدلالله ربّ العلمين<br />
<br />
Rabbena ve takabbel bi duai, Rabbenağfirli veli valideyye velil muminine yevme yekumul hisab, istecib duaena birhametike ya erhamerrahimiyn. Veselamün alel Mürseliyn, Velhamdülillahi Rabbel Alemin.<br />
<br />
"Rabbimiz, duamı kabul eyle. Rabbimiz, hesabın görüleceği günde beni, anamı-babamı ve tüm müminleri bağışla. Ey merhametlilerin en merhametlisi, duamızı rahmetinle kabul buyur. Selâm, tüm peygamberlerin üzerine olsun. Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun."<br />
<br />
deyip elini yüzüne sürecek ve  namaz ve duâsı tamam olmuş olur.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Raşidi Tarkatında Kar veya Yağmur Yağması için Kaseye Su veya Süt Hazırlama]]></title>
			<link>https://rasittunca.com/showthread.php?tid=295</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 13:23:26 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rasittunca.com/member.php?action=profile&uid=2">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rasittunca.com/showthread.php?tid=295</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<iframe width="560" height="315" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/YqhKraTLug8" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe><br />
<br />
Raşidi Tarkatında Kar veya Yağmur Yağması için Kaseye Su veya Süt Hazırlama</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<iframe width="560" height="315" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/YqhKraTLug8" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe><br />
<br />
Raşidi Tarkatında Kar veya Yağmur Yağması için Kaseye Su veya Süt Hazırlama</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Zikirimizdeki Kehf Suresi 109. Ayetin Fazileti]]></title>
			<link>https://rasittunca.com/showthread.php?tid=294</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 13:22:43 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rasittunca.com/member.php?action=profile&uid=2">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rasittunca.com/showthread.php?tid=294</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikirimizdeki Kehf Suresi 109. Ayetin Fazileti</span></span><br />
<br />
قُل لَّوْ كَانَ ٱلْبَحْرُ مِدَادًا لِّكَلِمَٰتِ رَبِّى لَنَفِدَ ٱلْبَحْرُ قَبْلَ أَن تَنفَدَ كَلِمَٰتُ رَبِّى وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِۦ مَدَدًا<br />
<br />
Kul lev kânel bahru midâden li kelimâti rabbî le nefidel bahru kable en tenfede kelimâtu rabbî ve lev ci’nâ bi mislihî mededâ.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İstediğin Saatte Uyanmak İçin Okunacak Dua</span></span><br />
<br />
İstediğin Saatte Kalkmak İçin Okunacak Dua <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah Resulü de şöyle buyurur: </span></span><br />
<br />
Gecenin hangi saatinde kalkmak istiyorsan uyumaya başladığında şunu oku: <br />
<br />
Kul lev kânel bahru midâden li kelimâti rabbî le nefidel bahru kable en tenfede kelimâtu rabbî ve lev ci’nâ bi mislihî mededâ.<br />
<br />
“De ki: Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave etsek (denizlere deniz katsak); Rabbimin sözleri tükenmeden önce denizler tükenirdi.<br />
<br />
Tefsir-i Ruhu’l-Beyan, c. 5, s. 316; el-Camiu’l-Ahkamu’l-Kur’an, c. 11, s. 72. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbn. Abbas’tan nakledildiği üzere bir şahıs Allah Resulü’ne şöyle der:</span> </span><br />
<br />
“Ben gecenin belirli bir saatinde kalkmak istiyorum ama uyku bana galebe çalıyor. <br />
<br />
Allah Resulü de şöyle buyurur: <br />
<br />
Gecenin hangi saatinde kalkmak istiyorsan uyumaya başladığında şunu oku: <br />
<br />
قُل لَّوْ كَانَ ٱلْبَحْرُ مِدَادًا لِّكَلِمَٰتِ رَبِّى لَنَفِدَ ٱلْبَحْرُ قَبْلَ أَن تَنفَدَ كَلِمَٰتُ رَبِّى وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِۦ مَدَدًا<br />
<br />
قُلْ إِنَّمَآ أَنَا۠ بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَىٰٓ إِلَىَّ أَنَّمَآ إِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَٰحِدٌ ۖ فَمَن كَانَ يَرْجُوا۟ لِقَآءَ رَبِّهِۦ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَٰلِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِۦٓ أَحَدًۢا<br />
<br />
Kul lev kânel bahru midâden li kelimâti rabbî le nefidel bahru kable en tenfede kelimâtu rabbî ve lev ci’nâ bi mislihî mededâ.<br />
Kul innemâ ene beşerun mislukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhid(vâhidun), fe men kâne yercû likâe rabbihî fel ya’mel amelen sâlihan ve lâ yuşrik bi ıbâdeti rabbihî ehadâ.<br />
<br />
“De ki: Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave etsek (denizlere deniz katsak); Rabbimin sözleri tükenmeden önce denizler tükenirdi. De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. (Ne var ki) bana, ‘Sizin ilâh’ınız ancak bir tek ilâhtır” diye vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın.” <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kehf, 109-110</span></span><br />
<br />
Tefsir-i Numune, Nasır Mekarim Şirazi, c. 11, s. 42, c. 10, s. 267, c. 8, s. 255 ve 325, c. 5, s. 222’den iktibas edilmiştir. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bu Videoyu izle</span></span><br />
<br />
<a href="https://www.youtube.com/embed/MgTcQo_r4_8" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.youtube.com/embed/MgTcQo_r4_8</a><br />
<br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikirimizdeki Kehf Suresi 109. Ayetin Fazileti</span></span><br />
<br />
قُل لَّوْ كَانَ ٱلْبَحْرُ مِدَادًا لِّكَلِمَٰتِ رَبِّى لَنَفِدَ ٱلْبَحْرُ قَبْلَ أَن تَنفَدَ كَلِمَٰتُ رَبِّى وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِۦ مَدَدًا<br />
<br />
Kul lev kânel bahru midâden li kelimâti rabbî le nefidel bahru kable en tenfede kelimâtu rabbî ve lev ci’nâ bi mislihî mededâ.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İstediğin Saatte Uyanmak İçin Okunacak Dua</span></span><br />
<br />
İstediğin Saatte Kalkmak İçin Okunacak Dua <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah Resulü de şöyle buyurur: </span></span><br />
<br />
Gecenin hangi saatinde kalkmak istiyorsan uyumaya başladığında şunu oku: <br />
<br />
Kul lev kânel bahru midâden li kelimâti rabbî le nefidel bahru kable en tenfede kelimâtu rabbî ve lev ci’nâ bi mislihî mededâ.<br />
<br />
“De ki: Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave etsek (denizlere deniz katsak); Rabbimin sözleri tükenmeden önce denizler tükenirdi.<br />
<br />
Tefsir-i Ruhu’l-Beyan, c. 5, s. 316; el-Camiu’l-Ahkamu’l-Kur’an, c. 11, s. 72. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbn. Abbas’tan nakledildiği üzere bir şahıs Allah Resulü’ne şöyle der:</span> </span><br />
<br />
“Ben gecenin belirli bir saatinde kalkmak istiyorum ama uyku bana galebe çalıyor. <br />
<br />
Allah Resulü de şöyle buyurur: <br />
<br />
Gecenin hangi saatinde kalkmak istiyorsan uyumaya başladığında şunu oku: <br />
<br />
قُل لَّوْ كَانَ ٱلْبَحْرُ مِدَادًا لِّكَلِمَٰتِ رَبِّى لَنَفِدَ ٱلْبَحْرُ قَبْلَ أَن تَنفَدَ كَلِمَٰتُ رَبِّى وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِۦ مَدَدًا<br />
<br />
قُلْ إِنَّمَآ أَنَا۠ بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَىٰٓ إِلَىَّ أَنَّمَآ إِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَٰحِدٌ ۖ فَمَن كَانَ يَرْجُوا۟ لِقَآءَ رَبِّهِۦ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَٰلِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِۦٓ أَحَدًۢا<br />
<br />
Kul lev kânel bahru midâden li kelimâti rabbî le nefidel bahru kable en tenfede kelimâtu rabbî ve lev ci’nâ bi mislihî mededâ.<br />
Kul innemâ ene beşerun mislukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhid(vâhidun), fe men kâne yercû likâe rabbihî fel ya’mel amelen sâlihan ve lâ yuşrik bi ıbâdeti rabbihî ehadâ.<br />
<br />
“De ki: Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave etsek (denizlere deniz katsak); Rabbimin sözleri tükenmeden önce denizler tükenirdi. De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. (Ne var ki) bana, ‘Sizin ilâh’ınız ancak bir tek ilâhtır” diye vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın.” <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kehf, 109-110</span></span><br />
<br />
Tefsir-i Numune, Nasır Mekarim Şirazi, c. 11, s. 42, c. 10, s. 267, c. 8, s. 255 ve 325, c. 5, s. 222’den iktibas edilmiştir. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bu Videoyu izle</span></span><br />
<br />
<a href="https://www.youtube.com/embed/MgTcQo_r4_8" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.youtube.com/embed/MgTcQo_r4_8</a><br />
<br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[1997 de Hac Ettim ve Mekke ve Medineye Giriş Mühürlerim]]></title>
			<link>https://rasittunca.com/showthread.php?tid=293</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 13:19:31 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rasittunca.com/member.php?action=profile&uid=2">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rasittunca.com/showthread.php?tid=293</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">1997 de Hac Ettim ve Mekke ve Medineye Giriş Mühürlerim<br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=534" target="_blank" title="">PassP-1.JPG</a> (Size: 1.52 MB / Downloads: 4)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=535" target="_blank" title="">PassP-2.JPG</a> (Size: 1.41 MB / Downloads: 4)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=536" target="_blank" title="">PassP-3.JPG</a> (Size: 1.67 MB / Downloads: 4)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=537" target="_blank" title="">PassP-4.jpg</a> (Size: 385.64 KB / Downloads: 4)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
ilk intisab ettiğim Şeyhim Nakşibendi Şeyhi Muhammed Raşit Erol Sağ iken ki Hatmei Hacegan Duası ve Silsiledeki Yeri<br />
<br />
AVUSTURYA Schrems Diyanet Camisi ESKi ATiP ÜYE KARTIM<br />
<br />
Ankara Balgat Üniversite Öğrenci Yurdu Kimlik Kartım (Pasaporttaki Resimim ile Aynı Resim Var 1989 Ben)<br />
<br />
Medine Rehberi Kitabım Ve Hac Rehberi Kitabım Hacdan Aldım Arapça<br />
Kitabın Arka Yüzünde Hac Arkadaşlarımın isimleri Adresleri Var Çoğu Vefat Etmiş Allah Rahmet Eylesin. (Avusturya Herzogenburg Camisi Milli Görüş Cemaati)<br />
<br />
Pasport mühürlerim Pasport Kimlik bölümüm<br />
Pasport Kapıkule Giriş Çıkış Mühürleri<br />
<br />
1997 Senesi Schrems Eczanesinin Dağıttığı Nöbetci Eczane Takvimi<br />
1997 de Hac 17 Nisan 1997 de Arafat idi ve Bu belkide kainat yartılalıdan beri Tek bir defa olan döngü idi ve HACCI EKBER günü idi 17 si Perşembe 17 April Donerstag 1997<br />
<br />
Kendi Tekkemizin sofilerinden sofi Süleyman Ak pınar`da o sene benimle Hac etti o ayrı grup ile gitti ve Medine de  Abdülhamit'in yaptırdığı Eski Osmanlı Tren istasyonu gezisinde beraberdik...<br />
<br />
....<br />
<br />
Bunları indiren şahıs dikkat etsin pasaport resmi evraktır bunlarda herhangi bir oynama yapan resmi evrakta oynama yapmaktan hapis cezasına çarptırılır <br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deccâl Medine'ye Giremez Hadisi ve Hac Ziyaretimin Manası</span></span><br />
<br />
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">«عَلَى أَنْقَابِ الْمَدِينَةِ مَلَائِكَةٌ لَا يَدْخُلُهَا الطَّاعُونُ وَلَا الدَّجَّالُ»</span></span><br />
<br />
"Medine'nin girişlerinde melekler vardır. Medine'ye tâun hastalığı da Deccâl de giremez."<br />
<br />
(Buhârî, Fezâilü'l-Medîne; Müslim, Hac, 1379)<br />
<br />
Ben hac vazifemi yerine getirdim, Mekke ve Medine'de bulundum. Resûlullah Efendimizin bu hadis-i şerifini de bilen bir kimse olarak şunu ifade ediyorum: Bir insanın hakkında Deccâl olduğu gibi ağır bir ithamda bulunmak, öyle gelişigüzel yapılabilecek bir şey değildir.<br />
<br />
Ben Mekke'yi ve Medine'yi ziyaret etmiş, o mübarek beldelerde bulunmuş bir insanım. Hadis-i şerifte Deccâl'in Medine'ye giremeyeceği açıkça bildirilmiştir. Dolayısıyla şahsım hakkında Deccâllik gibi bir ithamda bulunulmasını kabul etmem.<br />
<br />
Elbette bu hadis, Medine'yi ziyaret etmiş herkesin Deccâl olamayacağına dair tek başına şahsî bir belge veya kesin bir hüküm değildir. Ancak hadis-i şerifin bildirdiği hakikat ortadadır. İnsanlar hakkında hüküm verirken de delilsiz konuşmamak, iftira ve isnattan sakınmak gerekir.<br />
<br />
Bizim ölçümüz şahsî ithamlar değil, Allah'ın kitabı ve Resûlullah'ın sünnetidir.<br />
<br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">1997 de Hac Ettim ve Mekke ve Medineye Giriş Mühürlerim<br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=534" target="_blank" title="">PassP-1.JPG</a> (Size: 1.52 MB / Downloads: 4)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=535" target="_blank" title="">PassP-2.JPG</a> (Size: 1.41 MB / Downloads: 4)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=536" target="_blank" title="">PassP-3.JPG</a> (Size: 1.67 MB / Downloads: 4)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://rasittunca.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=537" target="_blank" title="">PassP-4.jpg</a> (Size: 385.64 KB / Downloads: 4)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
ilk intisab ettiğim Şeyhim Nakşibendi Şeyhi Muhammed Raşit Erol Sağ iken ki Hatmei Hacegan Duası ve Silsiledeki Yeri<br />
<br />
AVUSTURYA Schrems Diyanet Camisi ESKi ATiP ÜYE KARTIM<br />
<br />
Ankara Balgat Üniversite Öğrenci Yurdu Kimlik Kartım (Pasaporttaki Resimim ile Aynı Resim Var 1989 Ben)<br />
<br />
Medine Rehberi Kitabım Ve Hac Rehberi Kitabım Hacdan Aldım Arapça<br />
Kitabın Arka Yüzünde Hac Arkadaşlarımın isimleri Adresleri Var Çoğu Vefat Etmiş Allah Rahmet Eylesin. (Avusturya Herzogenburg Camisi Milli Görüş Cemaati)<br />
<br />
Pasport mühürlerim Pasport Kimlik bölümüm<br />
Pasport Kapıkule Giriş Çıkış Mühürleri<br />
<br />
1997 Senesi Schrems Eczanesinin Dağıttığı Nöbetci Eczane Takvimi<br />
1997 de Hac 17 Nisan 1997 de Arafat idi ve Bu belkide kainat yartılalıdan beri Tek bir defa olan döngü idi ve HACCI EKBER günü idi 17 si Perşembe 17 April Donerstag 1997<br />
<br />
Kendi Tekkemizin sofilerinden sofi Süleyman Ak pınar`da o sene benimle Hac etti o ayrı grup ile gitti ve Medine de  Abdülhamit'in yaptırdığı Eski Osmanlı Tren istasyonu gezisinde beraberdik...<br />
<br />
....<br />
<br />
Bunları indiren şahıs dikkat etsin pasaport resmi evraktır bunlarda herhangi bir oynama yapan resmi evrakta oynama yapmaktan hapis cezasına çarptırılır <br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deccâl Medine'ye Giremez Hadisi ve Hac Ziyaretimin Manası</span></span><br />
<br />
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">«عَلَى أَنْقَابِ الْمَدِينَةِ مَلَائِكَةٌ لَا يَدْخُلُهَا الطَّاعُونُ وَلَا الدَّجَّالُ»</span></span><br />
<br />
"Medine'nin girişlerinde melekler vardır. Medine'ye tâun hastalığı da Deccâl de giremez."<br />
<br />
(Buhârî, Fezâilü'l-Medîne; Müslim, Hac, 1379)<br />
<br />
Ben hac vazifemi yerine getirdim, Mekke ve Medine'de bulundum. Resûlullah Efendimizin bu hadis-i şerifini de bilen bir kimse olarak şunu ifade ediyorum: Bir insanın hakkında Deccâl olduğu gibi ağır bir ithamda bulunmak, öyle gelişigüzel yapılabilecek bir şey değildir.<br />
<br />
Ben Mekke'yi ve Medine'yi ziyaret etmiş, o mübarek beldelerde bulunmuş bir insanım. Hadis-i şerifte Deccâl'in Medine'ye giremeyeceği açıkça bildirilmiştir. Dolayısıyla şahsım hakkında Deccâllik gibi bir ithamda bulunulmasını kabul etmem.<br />
<br />
Elbette bu hadis, Medine'yi ziyaret etmiş herkesin Deccâl olamayacağına dair tek başına şahsî bir belge veya kesin bir hüküm değildir. Ancak hadis-i şerifin bildirdiği hakikat ortadadır. İnsanlar hakkında hüküm verirken de delilsiz konuşmamak, iftira ve isnattan sakınmak gerekir.<br />
<br />
Bizim ölçümüz şahsî ithamlar değil, Allah'ın kitabı ve Resûlullah'ın sünnetidir.<br />
<br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mevsimine Göre Gündüzlerin veya Gecenin Uzaması Veya Kısalması İçin]]></title>
			<link>https://rasittunca.com/showthread.php?tid=292</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 13:13:06 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rasittunca.com/member.php?action=profile&uid=2">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rasittunca.com/showthread.php?tid=292</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mevsimine Göre Gündüzlerin veya Gecenin Uzaması Veya Kısalması İçin</span></span><br />
<br />
Sonbaharda gündüzlerin kısalması ve gecelerin uzaması gerekir. Bunun için yine kâinatı ve semâyı yönetip bunu yapmak gerekir dedik ve öğrettik ki bu nasıl yapılır:<br />
<br />
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم<br />
<br />
وَأَقِمِ الصَّلاَةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِّنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ<br />
<br />
Ve ekımis salâte tarafeyin nehâri ve zulefen minel leyli, innel hasenâti yuzhibnes seyyiât, zâlike zikrâ liz zâkirîn.<br />
<br />
Meali:<br />
Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu da zikri bilen ve bazı zikir edenlerin başka bir türlü zikridir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
Sadakallahül Azîm. Hûd Suresi 114. ayet.</span></span><br />
<br />
Karanlık ve geceyi ileri kaktırmak, gecelerin uzamasını sağlamak veya gündüzü ya da aydınlığı ileri kaktırıp gündüzlerin uzamasını sağlamak hakkında, bizzat yaşanmış bir hadis ve hadisemiz için yapılan bir zikir ve ilimdir ve erbabına münhasırdır sadece. Bu hediyemdir.<br />
<br />
Bunun için sadece tarikimize mensup olanlardan bu dereceye çıkmış sofilerim, günler dönünce, yani 21 Haziran'dan sonra, iki günde bir veya haftada bir, onlara ilham ile bildirilince, günlerden sonbahar ve gecelerin uzaması için sabah namazlarını en son vaktinden kılmaya başlar ki işte sabah namazı ile karanlığı itip gündüze dayar ve güneşin doğduğu vakit olan işrak vaktini ittirip kaktırmış olur. Yani sadece bizim tarikimize münhasıran ve belli vakitlerde uygulanması gereken bir kuraldır.<br />
<br />
Yani ne diyor ayette? "Tarafeyn" diyor, yani iki sınırda da diyor. Sınır ne? Sabah namazının son vakti gecenin sınırıdır. Eğer gecenin sınırını biraz açarsak daha ileri gitmiş olmaz mıyız? Yine eğer günler uzayacaksa, o zaman 21 Aralık'tan itibaren birkaç günde bir veya haftada bir bu sefer tarafeynin akşam tarafı olan akşam namazına varan yer olan ikindi namazı son vakte bırakılır ki gündüz, geceyi ve akşamı ileri kaktırsın.<br />
<br />
Peki bunun delili nerede? Bizim yapacağımıza dair bir delil var mı derseniz, evet var. O da yine zikr-i raşidî evradındaki bir zikir olan bize münhasır bir hikmettir ki bu:<br />
<br />
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم<br />
<br />
تُولِجُ اللَّيْلَ فِي الْنَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الَمَيَّتَ مِنَ الْحَيِّ وَتَرْزُقُ مَن تَشَاء بِغَيْرِ حِسَابٍ<br />
<br />
Tûlicul leyle fîn nehâri ve tûlicun nehâra fîl leyl(leyli), ve tuhricul hayya minel meyyiti ve tuhricul meyyite minel hayy(hayyi), ve terzuku men teşâu bi gayri hısâb.<br />
<br />
Meali:<br />
Geceyi uzatırsın, gündüzün bir kısmı gece olur. Gündüzü uzatırsın, gecenin bir kısmı gündüz olur. Ölüden diri çıkarırsın, diriden ölü izhar edersin ve dilediğini sayısız rızıklandırırsın sen.<br />
<br />
21 Aralık, ikinci gün dönümü vaktini geride bıraktık. Artık gecelerin uzaması bitti, zulüm ve karanlığın galip gelme vakti bitti. Gün döndü ve geceler artık 30 saniye, 1 dakika, 2 dakika gibi biraz biraz kısalması gerekir. Gündüzlerin de aynı oranda uzaması, aydınlık ve iyiliğin artık galip gelme vaktidir. Küçük galibiyetlerle başlayıp bu, tâ 21 Haziran'daki tam galibiyet vaktine, yani batmayan güneşlere ulaşıncaya kadar devam edecek.<br />
<br />
O yüzden işte yolumuzda kardelen var artık. Kardeleni alıp cemrelere doğru yelken açacağız. Navinize önce kardelen yazın, sonra birinci cemre, yani havaya düşen 1. cemre, sonra oradan sonra 21 Mart bahar yazın artık.<br />
<br />
Bunun olması ve gündüzlerin uzaması için işte o yukarıdaki ayette buyruldu ki: Artık namazını günün iki vaktine yay. Bunlar hangi vakitler? İşte sabah namazını ilk vakitte kıl ki tâ seher vaktini biraz daha yukarı itebilsin. Tarafeyn diyor, yani iki taraftaki sınırdan. İkindiyi ise son vaktinde kıl ki ikindi, akşamı, geceyi ileri itsin, kaktırıp sürüp biraz daha yukarı çıkartsın ve gündüz uzayabilsin.<br />
<br />
Artık küçük küçük sevap kazandıran ameller ara kendine, iyilikler bul, onlarla yavaş yavaş sevaplarını çoğalt, sevap testini doldurmaya çalış, hatalarından da artık tövbe et. Cemrelerden de geçip bahara varınca artık vicdanın seni öyle rahatsız etsin ki günahlarına ağlayabilesin. O gözyaşların, senin ve benim kâinatımda bahar yağmuruna dönsün.<br />
<br />
Ey kardelen, yönümü sana tuttum, hazır ol, sana geliyorum artık deyip gerçek kardelen olan senenin ilk meyvesi İsa ve Mehdi bebesi vakti. Biz İsa’yı 1 Ocak’ta doğdu biliriz. Oysa Hristiyanların Weihnachten, yani Merry Christmas vakti işte bu gece ve yarın, yani Hz. Meryem’in İsa’yı doğurduğu günler ve İsa’nın gözlerini dünyaya açtığı ilk iki gün. 24 Aralık’ın gecesi, 25’inin sabahı ve 26’sını İsa’nın doğumu diye inanıp öyle iman ederler. Yılbaşı tatilleri de odur, dinî bayramlarıdır. Yani bizim Mevlüt Kandili’miz gibi, onların peygamberi olan İsa’nın Mevlüt Kandili’dir işte o yılbaşı tatili ve "Merry Christmas". Ey İseviler! Mevlüt Kandiliniz mübarek olsun. Hoş geldin ey Mehdi, iyi ki geldin, hoş geldin dünyamıza. Ey İsa iyi ki geldin, bizlere ışık oldun. Allah onların bereketini artırsın inşallah. Selam ve dua ile bütün Hristiyan âleminin ve hatta Müslüman âleminin ve diğer Allah’a inanan dinlerin de bayramı olan bu Weihnachten bayramını ve Hz. İsa’nın Mevlüt Kandili’ni, yani kandilinizi tebrik ederim. "Frohe Weihnachten &amp; frohes Fest" dilerim.<br />
<br />
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم<br />
<br />
إِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim<br />
<br />
İnnâ hedeynâhus sebîle immâ şâkiran ve immâ kefûran.<br />
<br />
Meali:<br />
Biz insana doğru yolu gösterdik ve onu seçiminde serbest bıraktık; isterse iman edip aydınlığı ve hidayeti seçer, isterse kâfir olup karanlığı ve zulmeti seçer.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">(Sadakallahül Azîm. İnsan (Dehr) Suresi 3. ayet)</span></span><br />
<br />
Ve bizler şimdi, yani kuzey kutbunda olanlar, aydınlığa, bahara ve yaza doğru yol alırken. Oysaki güney kutbu ise tam zıddı olan yazdan geçti ve sonbahar ve kışa doğru yol alıyorlar. Onlarda gece, karanlık ve zulmet uzayacak. Bizde ise gündüz uzayacak. O zaman kimler bu yukarıda yazdığımız kuralı yapacak? Kuzey yarım kürede olanlar, yoksa güney yarım küredekiler de yaparsa işler karışır ve kaos olur. Yani güney kutbu ise ne yapacak? O, Muhammed’in dediği hadiste geçen "sabah namazını son vaktine geciktirin" dediği gibi davranacak. Sabah namazını geç kılacak ki artık… Yine akşam namazını da ilk vaktinde kılacak ki gündüzü ileri itsin. Yani onlar işte batmayan güneş vaktini geride bıraktılar. Onlarda 21 Aralık batmayan güneş vakti idi. Bizde batmayan güneş ise 21 Haziran’daydı. Yani iki ayrı kural, iki ayrı grup, iki ayrı ahlak ve tarafeyn hikmeti. Yani yanlış yapmayın, bölgenize göre, lokasyonunuza uygun davranın.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Âl-i İmrân 27. ayet.</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Schrems, 23.03.2026</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mevsimine Göre Gündüzlerin veya Gecenin Uzaması Veya Kısalması İçin</span></span><br />
<br />
Sonbaharda gündüzlerin kısalması ve gecelerin uzaması gerekir. Bunun için yine kâinatı ve semâyı yönetip bunu yapmak gerekir dedik ve öğrettik ki bu nasıl yapılır:<br />
<br />
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم<br />
<br />
وَأَقِمِ الصَّلاَةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِّنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ<br />
<br />
Ve ekımis salâte tarafeyin nehâri ve zulefen minel leyli, innel hasenâti yuzhibnes seyyiât, zâlike zikrâ liz zâkirîn.<br />
<br />
Meali:<br />
Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu da zikri bilen ve bazı zikir edenlerin başka bir türlü zikridir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
Sadakallahül Azîm. Hûd Suresi 114. ayet.</span></span><br />
<br />
Karanlık ve geceyi ileri kaktırmak, gecelerin uzamasını sağlamak veya gündüzü ya da aydınlığı ileri kaktırıp gündüzlerin uzamasını sağlamak hakkında, bizzat yaşanmış bir hadis ve hadisemiz için yapılan bir zikir ve ilimdir ve erbabına münhasırdır sadece. Bu hediyemdir.<br />
<br />
Bunun için sadece tarikimize mensup olanlardan bu dereceye çıkmış sofilerim, günler dönünce, yani 21 Haziran'dan sonra, iki günde bir veya haftada bir, onlara ilham ile bildirilince, günlerden sonbahar ve gecelerin uzaması için sabah namazlarını en son vaktinden kılmaya başlar ki işte sabah namazı ile karanlığı itip gündüze dayar ve güneşin doğduğu vakit olan işrak vaktini ittirip kaktırmış olur. Yani sadece bizim tarikimize münhasıran ve belli vakitlerde uygulanması gereken bir kuraldır.<br />
<br />
Yani ne diyor ayette? "Tarafeyn" diyor, yani iki sınırda da diyor. Sınır ne? Sabah namazının son vakti gecenin sınırıdır. Eğer gecenin sınırını biraz açarsak daha ileri gitmiş olmaz mıyız? Yine eğer günler uzayacaksa, o zaman 21 Aralık'tan itibaren birkaç günde bir veya haftada bir bu sefer tarafeynin akşam tarafı olan akşam namazına varan yer olan ikindi namazı son vakte bırakılır ki gündüz, geceyi ve akşamı ileri kaktırsın.<br />
<br />
Peki bunun delili nerede? Bizim yapacağımıza dair bir delil var mı derseniz, evet var. O da yine zikr-i raşidî evradındaki bir zikir olan bize münhasır bir hikmettir ki bu:<br />
<br />
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم<br />
<br />
تُولِجُ اللَّيْلَ فِي الْنَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الَمَيَّتَ مِنَ الْحَيِّ وَتَرْزُقُ مَن تَشَاء بِغَيْرِ حِسَابٍ<br />
<br />
Tûlicul leyle fîn nehâri ve tûlicun nehâra fîl leyl(leyli), ve tuhricul hayya minel meyyiti ve tuhricul meyyite minel hayy(hayyi), ve terzuku men teşâu bi gayri hısâb.<br />
<br />
Meali:<br />
Geceyi uzatırsın, gündüzün bir kısmı gece olur. Gündüzü uzatırsın, gecenin bir kısmı gündüz olur. Ölüden diri çıkarırsın, diriden ölü izhar edersin ve dilediğini sayısız rızıklandırırsın sen.<br />
<br />
21 Aralık, ikinci gün dönümü vaktini geride bıraktık. Artık gecelerin uzaması bitti, zulüm ve karanlığın galip gelme vakti bitti. Gün döndü ve geceler artık 30 saniye, 1 dakika, 2 dakika gibi biraz biraz kısalması gerekir. Gündüzlerin de aynı oranda uzaması, aydınlık ve iyiliğin artık galip gelme vaktidir. Küçük galibiyetlerle başlayıp bu, tâ 21 Haziran'daki tam galibiyet vaktine, yani batmayan güneşlere ulaşıncaya kadar devam edecek.<br />
<br />
O yüzden işte yolumuzda kardelen var artık. Kardeleni alıp cemrelere doğru yelken açacağız. Navinize önce kardelen yazın, sonra birinci cemre, yani havaya düşen 1. cemre, sonra oradan sonra 21 Mart bahar yazın artık.<br />
<br />
Bunun olması ve gündüzlerin uzaması için işte o yukarıdaki ayette buyruldu ki: Artık namazını günün iki vaktine yay. Bunlar hangi vakitler? İşte sabah namazını ilk vakitte kıl ki tâ seher vaktini biraz daha yukarı itebilsin. Tarafeyn diyor, yani iki taraftaki sınırdan. İkindiyi ise son vaktinde kıl ki ikindi, akşamı, geceyi ileri itsin, kaktırıp sürüp biraz daha yukarı çıkartsın ve gündüz uzayabilsin.<br />
<br />
Artık küçük küçük sevap kazandıran ameller ara kendine, iyilikler bul, onlarla yavaş yavaş sevaplarını çoğalt, sevap testini doldurmaya çalış, hatalarından da artık tövbe et. Cemrelerden de geçip bahara varınca artık vicdanın seni öyle rahatsız etsin ki günahlarına ağlayabilesin. O gözyaşların, senin ve benim kâinatımda bahar yağmuruna dönsün.<br />
<br />
Ey kardelen, yönümü sana tuttum, hazır ol, sana geliyorum artık deyip gerçek kardelen olan senenin ilk meyvesi İsa ve Mehdi bebesi vakti. Biz İsa’yı 1 Ocak’ta doğdu biliriz. Oysa Hristiyanların Weihnachten, yani Merry Christmas vakti işte bu gece ve yarın, yani Hz. Meryem’in İsa’yı doğurduğu günler ve İsa’nın gözlerini dünyaya açtığı ilk iki gün. 24 Aralık’ın gecesi, 25’inin sabahı ve 26’sını İsa’nın doğumu diye inanıp öyle iman ederler. Yılbaşı tatilleri de odur, dinî bayramlarıdır. Yani bizim Mevlüt Kandili’miz gibi, onların peygamberi olan İsa’nın Mevlüt Kandili’dir işte o yılbaşı tatili ve "Merry Christmas". Ey İseviler! Mevlüt Kandiliniz mübarek olsun. Hoş geldin ey Mehdi, iyi ki geldin, hoş geldin dünyamıza. Ey İsa iyi ki geldin, bizlere ışık oldun. Allah onların bereketini artırsın inşallah. Selam ve dua ile bütün Hristiyan âleminin ve hatta Müslüman âleminin ve diğer Allah’a inanan dinlerin de bayramı olan bu Weihnachten bayramını ve Hz. İsa’nın Mevlüt Kandili’ni, yani kandilinizi tebrik ederim. "Frohe Weihnachten &amp; frohes Fest" dilerim.<br />
<br />
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم<br />
<br />
إِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim<br />
<br />
İnnâ hedeynâhus sebîle immâ şâkiran ve immâ kefûran.<br />
<br />
Meali:<br />
Biz insana doğru yolu gösterdik ve onu seçiminde serbest bıraktık; isterse iman edip aydınlığı ve hidayeti seçer, isterse kâfir olup karanlığı ve zulmeti seçer.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">(Sadakallahül Azîm. İnsan (Dehr) Suresi 3. ayet)</span></span><br />
<br />
Ve bizler şimdi, yani kuzey kutbunda olanlar, aydınlığa, bahara ve yaza doğru yol alırken. Oysaki güney kutbu ise tam zıddı olan yazdan geçti ve sonbahar ve kışa doğru yol alıyorlar. Onlarda gece, karanlık ve zulmet uzayacak. Bizde ise gündüz uzayacak. O zaman kimler bu yukarıda yazdığımız kuralı yapacak? Kuzey yarım kürede olanlar, yoksa güney yarım küredekiler de yaparsa işler karışır ve kaos olur. Yani güney kutbu ise ne yapacak? O, Muhammed’in dediği hadiste geçen "sabah namazını son vaktine geciktirin" dediği gibi davranacak. Sabah namazını geç kılacak ki artık… Yine akşam namazını da ilk vaktinde kılacak ki gündüzü ileri itsin. Yani onlar işte batmayan güneş vaktini geride bıraktılar. Onlarda 21 Aralık batmayan güneş vakti idi. Bizde batmayan güneş ise 21 Haziran’daydı. Yani iki ayrı kural, iki ayrı grup, iki ayrı ahlak ve tarafeyn hikmeti. Yani yanlış yapmayın, bölgenize göre, lokasyonunuza uygun davranın.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Âl-i İmrân 27. ayet.</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Schrems, 23.03.2026</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Raşidi Tarikatında Evvabin Namazı Sünneti Nedir?]]></title>
			<link>https://rasittunca.com/showthread.php?tid=291</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 13:12:04 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rasittunca.com/member.php?action=profile&uid=2">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rasittunca.com/showthread.php?tid=291</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidi Tarikatında Evvabin Namazı Sünneti Nedir?</span></span><br />
<br />
Allah, kâinata yasalar, kanunlar koymuş. Mesela diyor ki demire: "Sen eğilmediğin ve elektronların da hızlıca döndüğü müddetçe sert ve demirsin. Sen bunu kaybettiğinde demirlikten çıkmışsın demektir." O uyuyor mu buna? Evet, uyuyor o kurala. Peki melekler vasıtasıyla mı? Evet, Azazil meleklerin başıydı. Yine bakıra dedi: "Sen eğilecek, büküleceksin." Bugün kablo bakır, eğilir bükülür. Yine suya dedi: "Girdiğin kabın şeklini al." Su gibi olanlar, saf olanlar da girdiğiniz topluma uyacaksınız kuralı yani. Yine bukalemuna dedi: "Ortamın rengine uy, kamuflaj ol." Yine havaya dedi: "Her delikten sızıp gireceksin." Yine güneşe dedi: "Her delikten, kovuktan girip aydınlatacaksın."<br />
<br />
Yani işte melekler, kural ihlali yapmazlar. Onlar, emrolunduklarına itaat ederler. Oysa insanoğlu isyanda da edebilir, itaatte de. İtaat ederse meleklere uyar, isyan ederse isyan ehli olan asi meleklere uymuş olur. Yine onlar, Allah’ın askeri mi? Evet, askerleri. Karanlık da Allah’ın askeri, kış da, soğuk da ve mikroplar da Allah’ın askerleri.<br />
<br />
Yani öyle olunca, geldik gündönümü zamanına. Yakında 21 Aralık olacak ve gündönümü. Bizim tarikimiz, yolumuz olan Tarikat-ı Raşidî’de artık sabah namazını son vakte dayamak kuralı ve hikmeti bitip, bu sefer de ikindi vaktini akşama yakın kılmak, hatta bazen ikindi namazına ikindinin son vaktinde başlayıp akşam vaktinde devam ederek arada geceyi, soğuğu ve karanlığı iterek geceyi yavaş yavaş kovmak hikmeti başlayacak. Sonra ise yine gündönümü ile bizim tarikat-ı raşidîmizde günlük virdimizdeki "Allah" zikrini 66 defa yerine artık 666 defa çekme zamanına geliyoruz. Ne zaman? 21 Aralık’ta başlayacağız.<br />
<br />
Yani öyle olunca, son bir defa herkes evvabin namazı, altı rekatlı evvabin namazını kılsın ve gecenin dibine dalalım. Sonra oradan cehennemin, gecenin zulmet ve soğuğunun dibinden zemheriyi alıp çıkalım. Yani ben zemherimi cehennemin dibinden aldım, çıktım. Yani Ebu Leheb’i aldım, çıktım. Sizler de, ey askerlerim, dibe dalın ve birilerini alıp çıkın oradan ve bahara doğru yürüyelim inşallah.<br />
<br />
Hani biz ilk alanlardanız ama bizim çarkımız farklı olduğu için biz aldık yürüdük. Şimdi askerlerimiz de birer tane alacak, yürüyecek inşallah. 6 rekatlı evvabin kılmanın hikmeti de bu sebepledir: yeni dibe, gecenin dibine dalmak içindir. Yani yoksa her gün, her gece evvabin kılınmaz yani o namaz.<br />
<br />
Derin diplerden, kömürlerin içinden elması çıkarma hikmeti; soğuk kuzeyden, derin dipden zemheriyi, kutup yıldızını bulma hikmeti. Yani zemheriyi bulma ve çıkarma hikmeti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Schrems, 23.03.2026</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidi Tarikatında Evvabin Namazı Sünneti Nedir?</span></span><br />
<br />
Allah, kâinata yasalar, kanunlar koymuş. Mesela diyor ki demire: "Sen eğilmediğin ve elektronların da hızlıca döndüğü müddetçe sert ve demirsin. Sen bunu kaybettiğinde demirlikten çıkmışsın demektir." O uyuyor mu buna? Evet, uyuyor o kurala. Peki melekler vasıtasıyla mı? Evet, Azazil meleklerin başıydı. Yine bakıra dedi: "Sen eğilecek, büküleceksin." Bugün kablo bakır, eğilir bükülür. Yine suya dedi: "Girdiğin kabın şeklini al." Su gibi olanlar, saf olanlar da girdiğiniz topluma uyacaksınız kuralı yani. Yine bukalemuna dedi: "Ortamın rengine uy, kamuflaj ol." Yine havaya dedi: "Her delikten sızıp gireceksin." Yine güneşe dedi: "Her delikten, kovuktan girip aydınlatacaksın."<br />
<br />
Yani işte melekler, kural ihlali yapmazlar. Onlar, emrolunduklarına itaat ederler. Oysa insanoğlu isyanda da edebilir, itaatte de. İtaat ederse meleklere uyar, isyan ederse isyan ehli olan asi meleklere uymuş olur. Yine onlar, Allah’ın askeri mi? Evet, askerleri. Karanlık da Allah’ın askeri, kış da, soğuk da ve mikroplar da Allah’ın askerleri.<br />
<br />
Yani öyle olunca, geldik gündönümü zamanına. Yakında 21 Aralık olacak ve gündönümü. Bizim tarikimiz, yolumuz olan Tarikat-ı Raşidî’de artık sabah namazını son vakte dayamak kuralı ve hikmeti bitip, bu sefer de ikindi vaktini akşama yakın kılmak, hatta bazen ikindi namazına ikindinin son vaktinde başlayıp akşam vaktinde devam ederek arada geceyi, soğuğu ve karanlığı iterek geceyi yavaş yavaş kovmak hikmeti başlayacak. Sonra ise yine gündönümü ile bizim tarikat-ı raşidîmizde günlük virdimizdeki "Allah" zikrini 66 defa yerine artık 666 defa çekme zamanına geliyoruz. Ne zaman? 21 Aralık’ta başlayacağız.<br />
<br />
Yani öyle olunca, son bir defa herkes evvabin namazı, altı rekatlı evvabin namazını kılsın ve gecenin dibine dalalım. Sonra oradan cehennemin, gecenin zulmet ve soğuğunun dibinden zemheriyi alıp çıkalım. Yani ben zemherimi cehennemin dibinden aldım, çıktım. Yani Ebu Leheb’i aldım, çıktım. Sizler de, ey askerlerim, dibe dalın ve birilerini alıp çıkın oradan ve bahara doğru yürüyelim inşallah.<br />
<br />
Hani biz ilk alanlardanız ama bizim çarkımız farklı olduğu için biz aldık yürüdük. Şimdi askerlerimiz de birer tane alacak, yürüyecek inşallah. 6 rekatlı evvabin kılmanın hikmeti de bu sebepledir: yeni dibe, gecenin dibine dalmak içindir. Yani yoksa her gün, her gece evvabin kılınmaz yani o namaz.<br />
<br />
Derin diplerden, kömürlerin içinden elması çıkarma hikmeti; soğuk kuzeyden, derin dipden zemheriyi, kutup yıldızını bulma hikmeti. Yani zemheriyi bulma ve çıkarma hikmeti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Schrems, 23.03.2026</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Raşidi Tarikatında Evvabin Namazı Sünneti Nedir?]]></title>
			<link>https://rasittunca.com/showthread.php?tid=290</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 12:54:09 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://rasittunca.com/member.php?action=profile&uid=2">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://rasittunca.com/showthread.php?tid=290</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidi Tarikatında Evvabin Namazı Sünneti Nedir?</span></span><br />
<br />
Allah, kâinata yasalar, kanunlar koymuş. Mesela diyor ki demire: "Sen eğilmediğin ve elektronların da hızlıca döndüğü müddetçe sert ve demirsin. Sen bunu kaybettiğinde demirlikten çıkmışsın demektir." O uyuyor mu buna? Evet, uyuyor o kurala. Peki melekler vasıtasıyla mı? Evet, Azazil meleklerin başıydı. Yine bakıra dedi: "Sen eğilecek, büküleceksin." Bugün kablo bakır, eğilir bükülür. Yine suya dedi: "Girdiğin kabın şeklini al." Su gibi olanlar, saf olanlar da girdiğiniz topluma uyacaksınız kuralı yani. Yine bukalemuna dedi: "Ortamın rengine uy, kamuflaj ol." Yine havaya dedi: "Her delikten sızıp gireceksin." Yine güneşe dedi: "Her delikten, kovuktan girip aydınlatacaksın."<br />
<br />
Yani işte melekler, kural ihlali yapmazlar. Onlar, emrolunduklarına itaat ederler. Oysa insanoğlu isyanda da edebilir, itaatte de. İtaat ederse meleklere uyar, isyan ederse isyan ehli olan asi meleklere uymuş olur. Yine onlar, Allah’ın askeri mi? Evet, askerleri. Karanlık da Allah’ın askeri, kış da, soğuk da ve mikroplar da Allah’ın askerleri.<br />
<br />
Yani öyle olunca, geldik gündönümü zamanına. Yakında 21 Aralık olacak ve gündönümü. Bizim tarikimiz, yolumuz olan Tarikat-ı Raşidî’de artık sabah namazını son vakte dayamak kuralı ve hikmeti bitip, bu sefer de ikindi vaktini akşama yakın kılmak, hatta bazen ikindi namazına ikindinin son vaktinde başlayıp akşam vaktinde devam ederek arada geceyi, soğuğu ve karanlığı iterek geceyi yavaş yavaş kovmak hikmeti başlayacak. Sonra ise yine gündönümü ile bizim tarikat-ı raşidîmizde günlük virdimizdeki "Allah" zikrini 66 defa yerine artık 666 defa çekme zamanına geliyoruz. Ne zaman? 21 Aralık’ta başlayacağız.<br />
<br />
Yani öyle olunca, son bir defa herkes evvabin namazı, altı rekatlı evvabin namazını kılsın ve gecenin dibine dalalım. Sonra oradan cehennemin, gecenin zulmet ve soğuğunun dibinden zemheriyi alıp çıkalım. Yani ben zemherimi cehennemin dibinden aldım, çıktım. Yani Ebu Leheb’i aldım, çıktım. Sizler de, ey askerlerim, dibe dalın ve birilerini alıp çıkın oradan ve bahara doğru yürüyelim inşallah.<br />
<br />
Hani biz ilk alanlardanız ama bizim çarkımız farklı olduğu için biz aldık yürüdük. Şimdi askerlerimiz de birer tane alacak, yürüyecek inşallah. 6 rekatlı evvabin kılmanın hikmeti de bu sebepledir: yeni dibe, gecenin dibine dalmak içindir. Yani yoksa her gün, her gece evvabin kılınmaz yani o namaz.<br />
<br />
Derin diplerden, kömürlerin içinden elması çıkarma hikmeti; soğuk kuzeyden, derin dipden zemheriyi, kutup yıldızını bulma hikmeti. Yani zemheriyi bulma ve çıkarma hikmeti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Schrems, 23.03.2026</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidi Tarikatında Evvabin Namazı Sünneti Nedir?</span></span><br />
<br />
Allah, kâinata yasalar, kanunlar koymuş. Mesela diyor ki demire: "Sen eğilmediğin ve elektronların da hızlıca döndüğü müddetçe sert ve demirsin. Sen bunu kaybettiğinde demirlikten çıkmışsın demektir." O uyuyor mu buna? Evet, uyuyor o kurala. Peki melekler vasıtasıyla mı? Evet, Azazil meleklerin başıydı. Yine bakıra dedi: "Sen eğilecek, büküleceksin." Bugün kablo bakır, eğilir bükülür. Yine suya dedi: "Girdiğin kabın şeklini al." Su gibi olanlar, saf olanlar da girdiğiniz topluma uyacaksınız kuralı yani. Yine bukalemuna dedi: "Ortamın rengine uy, kamuflaj ol." Yine havaya dedi: "Her delikten sızıp gireceksin." Yine güneşe dedi: "Her delikten, kovuktan girip aydınlatacaksın."<br />
<br />
Yani işte melekler, kural ihlali yapmazlar. Onlar, emrolunduklarına itaat ederler. Oysa insanoğlu isyanda da edebilir, itaatte de. İtaat ederse meleklere uyar, isyan ederse isyan ehli olan asi meleklere uymuş olur. Yine onlar, Allah’ın askeri mi? Evet, askerleri. Karanlık da Allah’ın askeri, kış da, soğuk da ve mikroplar da Allah’ın askerleri.<br />
<br />
Yani öyle olunca, geldik gündönümü zamanına. Yakında 21 Aralık olacak ve gündönümü. Bizim tarikimiz, yolumuz olan Tarikat-ı Raşidî’de artık sabah namazını son vakte dayamak kuralı ve hikmeti bitip, bu sefer de ikindi vaktini akşama yakın kılmak, hatta bazen ikindi namazına ikindinin son vaktinde başlayıp akşam vaktinde devam ederek arada geceyi, soğuğu ve karanlığı iterek geceyi yavaş yavaş kovmak hikmeti başlayacak. Sonra ise yine gündönümü ile bizim tarikat-ı raşidîmizde günlük virdimizdeki "Allah" zikrini 66 defa yerine artık 666 defa çekme zamanına geliyoruz. Ne zaman? 21 Aralık’ta başlayacağız.<br />
<br />
Yani öyle olunca, son bir defa herkes evvabin namazı, altı rekatlı evvabin namazını kılsın ve gecenin dibine dalalım. Sonra oradan cehennemin, gecenin zulmet ve soğuğunun dibinden zemheriyi alıp çıkalım. Yani ben zemherimi cehennemin dibinden aldım, çıktım. Yani Ebu Leheb’i aldım, çıktım. Sizler de, ey askerlerim, dibe dalın ve birilerini alıp çıkın oradan ve bahara doğru yürüyelim inşallah.<br />
<br />
Hani biz ilk alanlardanız ama bizim çarkımız farklı olduğu için biz aldık yürüdük. Şimdi askerlerimiz de birer tane alacak, yürüyecek inşallah. 6 rekatlı evvabin kılmanın hikmeti de bu sebepledir: yeni dibe, gecenin dibine dalmak içindir. Yani yoksa her gün, her gece evvabin kılınmaz yani o namaz.<br />
<br />
Derin diplerden, kömürlerin içinden elması çıkarma hikmeti; soğuk kuzeyden, derin dipden zemheriyi, kutup yıldızını bulma hikmeti. Yani zemheriyi bulma ve çıkarma hikmeti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Schrems, 23.03.2026</span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>