Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Dövüş Sanatlarından judo Hakkında Bilgiler
#1
20-2014icon 
[Resim: D%C3%B6v%C3%BC%C5%9F%20Sanatlar%C4%B1nda...lgiler.png]


Dövüş Sanatlarından judo Hakkında Bilgiler

JUDO NEDİR?

JUDO, yumuşaklık yoludur. JU'nun içinde teknik ve fizik eğitim vardır. Binlerce kez tekrarlanan teknikler refleks hale gelmedikçe kolay uygulanamaz. Judo'da kaba kuvvete yer yoktur. DO, eğitimin tamamen felsefesidir. Ruh eğitimini içerir. Judo ustaları, öğrencilerine eğitimin süreci içinde doğruluk, nezaket, sabır, sevgi ve saygı kavramlarını öğretir. Sporcusunun zekasını geliştirir ve kendi başına hareket etme yeteneğini kazandırır.
Böylece kendine güven, nefse hakimiyet ve konsantre olabilme duyguları gelişir. Judo'da beden ve ruh gelişimi beraberce ele alınır. Teknik çalışmalarda başlıca prensip "rakibe mukavemet etmeme" ve "kuvvete karşı koymama"dır. Bu arada kaldıraç, merkezkaç, moment gibi az kuvvetle çok iş yapma esasına dayanan fizik kurallarından ve en önemlisi "denge bozma" ve "rakibin kuvvetinden yararlanma" kuralını uygulamaktır. Judo'da kuvvet yoktur.Bütün şiddet hareketleri yasaktır. Judoka, hasmına acı vererek değil, onu acı sınırının yanına getirerek üstünlük sağlar.
Judo'nun eğitimi belirli bir sıra takip eder. Önce, düşmeler ve alçak seviyeli düşüşlere dayalı atış teknikleri öğretilir. Duruş, yakalama, vücut dönüşleri ve hareketinden denge bozma ile 4 ana prensibe dayalı atışın şekilleri tamamen bilimsel yöntemlere dayalıdır.

JUDO'NUN TARİHÇESİ

Judo, Jujutsu'dan doğan spor dallarından biridir. Jujutsu ve Judo Çin karakteri ile yazılan kelimeler olup Juher ikisinde de 'Yumuşaklık' veya 'Yolverme', Jutsu 'Sanat Çalışma', 'Do' ise 'Prensip' veya 'Yol' anlamına gelmektedir. Jujutsu 'Yumuşaklık Yolu', Kodokan ise 'Yolu Çalışma Okulu' demektir.
Judonun amacı, zihinsel ve ahlaki disiplin yoluyla sağlam karakterli insan yetiştirirken vücudu kuvvetli, faydalı ve sağlıklı yapmaktır.
Judoda birinci kural, kuvvete karşı koymadan rakibin kuvvetinden yararlanmak, ikinci kural ise şiddet kullanmamaktır. Judo bu tür kuralları bedensel ve zihinsel enerjiden en üstün ve en uygun bir şekilde kullanabilme yöntemini öğretirken, bunu yaşamın her döneminde de kullanmasını sağlar.

Judo kökenleri 16 ila 17. yüzyıllar arasına dayanan çok eski bir Japon sporudur. Dünya tarafından Japonların milli sporu olarak da bilinen judo sadece bir savunma sporu değil aynı zamanda bir felsefe öğretisidir.

Esasında 1650’li yıllarda bir Çinli tarafından bulunmuş ve geliştirilmiş olsa da Japonlar tarafından benimsenmiş ve bir gelenek olarak yüzyıllardır sürdürülmüştür. Zaman içerisinde jujutsu öğretisinden esinlenilerek daha da geliştirilen judo günümüzdeki halini almıştır.

Jujutsu eğitimi yıllarca süren bir savunma ve dövüş sporudur. Asıl amaç rakibin hareketlerini önceden sezerek, savunma ile (bilek hareketleri, çeviklik vb.) rakibe en iyi karşılığı verebilmektir. Bu öğretideki hareket çeşitliliği hem judo hem de aikido sporuna esin kaynağı olmuştur.

Judo, bir dövüş sporu değil bir dövüş sanatıdır. Zaten kelime anlamı olarak bakıldığında da judo, nezaket yolu demektir. Kaba güç gösterisi olarak değil bir sanat olarak algılanmasının altındaki en temel sebep öğretinin dayandığı temellerdir.

Judonun sanat olarak adlandırılmasının en temel nedeni rakibe tekme ve yumruk atmanın yasak olmasıdır. Rakibin, sıkarak, boğularak veya domine edilerek yere serilmesi amaçlanır. Burada bahsedilen domine etmek işin felsefi öğretisi ile ilgili olan kısımdır. Fiziki güçten ziyade ruhsal bir güç devreye girer. Rakibe kendisinden daha güçsüz olduğu ve birazdan kendi kontrolünü karşısındakine teslim edileceği empoze edilmeye çalışılır. Çok üst seviye judo ilim alimlerinin tek bir bakışla karşılarındaki üzerinde hüküm kurabildikleri rivayeti vardır.
Judo kenarı 8 metre veya 10 metre olan kare şeklindeki bir alan içerisinde yapılır. Alan genellikle 3 – 4 metrekarelik koruyucu döşemeler ile kaplandıktan sonra zemin hazır hale gelir. Sporcular spora özel olarak hazırlanmış dayanıklı beyaz pantolon ve önü açık, beyaz bir ceket giyerler. Bellerinde bulunan kuşakların her birinin farklı bir anlamı vardır. Karşılaşma başladığında asıl amaç rakibe üstünlük kurmak olduğu için omuzdan veya belden kavranarak yere düşürülmeye çalışılır. Güreşten en büyük farkı judoda amaç, gelen hareketlere karşı cevap vermektir. Yani kişi önce rakibin hamlesini bekler ve oyununu karşısındakinin hamlesine göre kurar. Mantık olarak satranca benzetmek çok yanlış olmayacaktır, ikisinde de öngörü ve zeka şarttır.

Judo sporu, 1600’lü yıllardaki halinden, günümüzde herkes tarafından bilinen modern haline 1882 yılında Jigoro Kano tarafından getirilmiştir. Geleneksel judonun temellerini atan Kano, Japonyalı öğretmendir. Jigoro Kano jujutsuya 17 yaşındayken başladı. Edebiyat öğrenimi için gittiği üniversitede dövüş sanatı hakkında bilgi edindi. Burada Hachinosuke Fukuda’nın dövüş sanatıyla ilgili öğretilerini benimsedi. Yıllar içerisinde gönül verdiği dövüş sanatında hem başkalarından etkilendi hem de kendi stilini yansıttı. Judonun temel ilkelerini ve kurallarını geliştiren de Kano olmuştur. Dr. Jigoro Kano, 1882 yılında jujutsadan geliştirdiği judoyu hayata geçiren isimdir.

JUDO’NU ORTAYA ÇIKIŞI

Halihazırda Japonya’da ve dünya çapında uygulanan Judo türü ilk olarak 1882 yılında Tokyo’nun Kita inari-cho bölgesinde bulunan Eishoji Tapınağı’nda Judo eğitmenliği yapan Jigoro Kano tarafından ortaya konmuştur.

Jigoro Kano Judoyu geliştirirken işe Japonya’nın eski dövüş sanatlarından Jujutsunun farklı tekniklerini çalışmakla başladı. Bu araştırmanın ardından kendi yaptığı geniş çaplı iyileştirmelerin, eklediği yeni tekniklerin ve öğretinin sonucunda “Judo” adını verdiği kendi sistemini oluşturdu. Judonun temelinde sunduğu ruhani “yol” ve bu yolun getirdiği fiziksel “teknik” yatar.

JUDO’NUN YAYGINLAŞMA SÜRECİ

Judocuların sayısı arttıkça ve bu yapı genişledikçe, yavaş yavaş resmi etkinlikler düzenlenmeye başladı. 1887 yılı civarında Judo bazı okullarda okul sonrası program dahilinde öğrencilere sunulmaktaydı. 1931 yılına gelindiğinde ise artık okul müfredatına dahil edilmişti. Judo eğitimi, polis karakolları, askeriye, özel şirketler ve yerel spor eğitimi merkezleri tarafından benimsenmeye başladı. Okullar arası Judo müsabakaları gün geçtikçe popülerlik kazandı ve sonunda Japonya çapında bir furyaya dönüştü.

2. DÜNYA SAVAŞI SONRASINDA JUDO NASIL YAYILDI?

2. Dünya Savaşı’nın bitişini takip eden yıllardaki işgal sırasında dövüş sanatları yasaklanmıştı ve okullarda Judoya izin verilmiyordu. Bunlara karşın 1948 yılında Japonya Judo Şampiyonası tekrardan hayat buldu. Ertesi yıl Japon Judo Federasyonu kuruldu ve Judo eski itibarına kavuşmaya başladı. 1950 yılında ise artık okullarda Judo eğitimine izin veriliyordu. Bu durum Japonya çapında müsabakaların ortaya çıkmasını sağladı ve Judoya duyulan ilgi savaş öncesini aratmayacak kadar yüksekti.

Judonun savaş sonrasında denizaşırı yayılışına da değinmek önemli. 1956 yılında 1. Dünya Judo Şampiyonası düzenlendikten 8 yıl sonra 1964 Tokyo Olimpiyatlarında yer alan Judo erkeklerde resmi bir olimpik branş haline gelmiştir.


DÜNYA'DA JUDONUN GELİŞİMİ

Judonun Do'su, diğer Uzakdoğu sporlarındaki Do ile aynı anlamı taşır. Örneğin Aiki-Do, Taekwon-Do gibi. Bu bakımdan Do, tarihsel süreç içinde tek kökenden gelme felsefik bir sistemdir. Uzakdoğu'da Konfiçyüslük'e karşı LAOTZU tarafından TAOİZM olarak oluşturuldu. Tüm Uzakdoğu sporları kuşak renklerini, simgelerini, gelenek ve göreneklerini, disiplinini, TAOİZM'den aldı. Örneğin kuşak renkleri katedilen yolu, kırmızı kuşak iç aydınlatmayı, beyaz elbise saflığı ve dinginliği simgeler.
Judodaki katalar ise doğayı ve evreni yorumlar. Bu sistem Uzakdoğu'da belirli yörelerin ve inanç sistemlerinin etkisi altında kalarak Çin'de, Kore'de, Japonya'da değişikliğe uğradı. Örneğin Japonya'da Bushi-Do, Zen-Do, Çin'de Kung-Do ya da Kung-Fu, Kore'de Taekwon-Do gibi.
O dönemlerde Japonya'da feodal bir düzen söz konusuydu. Feodalite hem inançsal geleneğin sürdürülmesini isterken hem de hayatta kalabilme mücadelesinde kılıcın, ayak ve ellerin farklı tekniklerle gelişimini sağladı ve feodalitenin bu sisteminden SAMURAİ, Zen, Ken-Do gibi savaşçılar felsefi yapılar, kılıç ve döğüş sanatları ortaya çıktı. Bu sanatlardan biri de Jujutsu idi. Taijustu ve yawara olarak da bilinen jujutsu atış, vuruş, tekme, hançerleme, boğma, kol veya bacağı kıvırma gibi atak yapma ve bu ataklara karşı bir savunma sistemiydi.
Jujutsu teknikleri çok eski tarihlerde bilinmesine rağmen 16. yüzyılın son yarısında sistemli olarak çalışıp Edo döneminde (1603-1868) bir sanata dönüştü ve birçok okulda ustalar tarafından öğretildi. Ancak 1800'lü yıllarda Japonya'da feodalite yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlayınca, feodalitenin dövüş sanatlarından daha çok spora yönelik yeni sistemli teknikler oluşturuldu. Örneğin Jigaro KANO, yalnız atış, boğuş, kırış, tutuş, teknikleriyle JUDO'yu, VEŞİBA; hasmın oynak yerlerinden yararlanarak, etkisiz hale getirme tekniğiyle AİKİDO'yu kurdular. Böylece bu sistemden JUDO, AİKİDO, KARATE, SAWATE, KENDO, AİKİDO gibi sporlar icat edildi.
Prof. Jigaro KANO gençliğinde hocalarıyla Jujutsu çalışırken onların bilgilerinden yararlanıp, rakibine vururken ve onu atarken uygulanan kuralı aradı ve sonunda 'Zihni ve fiziksel enerjiyi en iyi şekilde kullanmak'temel prensibi keşfederek 1884 yılında KODOKAN Okulu'nu kurdu. 1887'lerde de judonun teknik formüllerini oluşturdu. 1922 yılında 'KODOKAN Kültür Toplumu Eğitim Cemiyeti' kuruldu. Jigaro KANO, yetiştirdiği öğrencilerini 1900'lü yıllarda Avrupa ve Amerika'ya göndererek judonun dünyaya yayılmasını sağladı.
Avrupa'da ilk judo karşılaşması 1918'de İngiltere'de yapıldı. 1951 yılında merkezi Paris'te olan Uluslararası Judo Federasyonu (IJF) kuruldu. 1956'da ilk Dünya Şampiyonası düzenlendikten sonra 1964 Tokyo Olimpiyatları'nda olimpik spor olarak kabul edildi. 1956, 1958 ve 1961 yıllarında düzenlenen Dünya Şampiyonaları yalnız erkeklerde ve açık sıklet olarak yapıldı. 1979'da Fransa'da yapılan Dünya Şampiyonası'nda ise bugünkü sıkletler kullanılmaya başlandı. Bayanlarda Dünya Şampiyonası ilk kez 1980 yılında New York'da düzenlenirken, 1992 Barcelona Olimpiyat Oyunları'nda müsabakalara ilk kez bayanlar da katıldı.
Tüm dünyada hızla yayılan judo, bilim adamları, pedagoglar ve doktorlar tarafından ailelere, çocuğun ruh ve fiziksel gelişimi açısından önemle tavsiye edilmektedir. 7'den 70'e kadar, herkesin kendisine göre oluşturulmuş teknik ve egzersizlerle yaptığı bu spor, olimpiyatlarda ülkelerarasında en fazla katılımın sağlandığı bir spordur.

JUDO DALLARI

Judo, kibarlık, nezaket yumuşaklık anlamına gelen bir spordur.
Erkeklerde uluslararası judo karşılaşmaları 8 farklı kilo kategorisinde yapılır.
60 kg
65 kg
71 kg
78 kg
86 kg
95 kg
+ 95 kg

Herhangi bir kiloda açık sıklet

Bayanlarda ise 7 kilo kategorisinde maçlar yapılır.

48 kg
52 kg
56 kg
61 kg
66 kg
72 kg
+72 kg

Judocular bilgi ve becerilerine göre sınıflara ayrılır.

a- Kyu (Sınıf)
b- Dan (Ustalık sınıfı)

Avrupa ve Türkiye'de uygulanan sisteme göre Kyu'lar

6 - Rok - Kyu (Beyaz Kuşak)
5- Go - Kyu (Sarı Kuşak)
4- Shi -Kyu (Turuncu Kuşak)
3- San -Kyu (Yeşil Kuşak)
2- Ni - Kyu (Mavi kuşak)
1 - Ik -Kyu (Kahverengi Kuşak)

Dan dereceleri

1 - Sho - Dan (Kara Kuşak)
2- Ni -Dan (Kara Kuşak)
3- San -Dan (Kara Kuşak)
4- Yo -Dan (Kara Kuşak)
5- Go- Dan (Kara Kuşak)
6- Roku - Dan (Kırmızı-beyaz kuşak)
7- Shichi -Dan (Kırmızı-beyaz kuşak)
8- Hachi - Dan (Kırmızı-beyaz kuşak)
9- Ku -Dan (Kırmızı Kuşak)
10- Ju -Dan (Kırmızı kuşak)

Derecelerin kazanılmasında savunma, teknik, stil, mücadele hırsı ve karşılaşmalarda kazanılan puanlar

JUDO'DA TEKNİKLER:

Ayaktan atış, yerde mücadele ve vuruş teknikleri olmak üzere, üç büyük grupta toplanır.
Ayaktan atış teknikleri; elle, kalça ile ve ayakla olmak üzere üç kısımdır. Bunun yanısıra, kendini yere atarak yapılan teknikler vardır.
Ayaktan atış teknikleri 40 adettir. 65adet olan yer teknikleri içinde hareketsiz bırakma, boyun ve kol kilidi teknikleri bulunmaktadır Ate Waza ismi verilen vuruş teknikleri içinde aşağı yukarı karate bünyesinde yer alan tüm vuruşlar yer almaktadır. Bu son bölüm, yarışmalarda kullanılmamaktadır.
Judo'nun kendini koruma kısmında ele alınmaktadır. Judo'nun bünyesinde Aikido'nun tüm duruş, tutuş, vücut dönüşü ve atışları da yer almaktadır. Ayrıca Jui Jutsu, Judo'nun bir nevi ilkel şekli olup, özellikle silahlı kuvvetler ve emniyet güçleri bünyesinde göğüs göğüse mücadele kapsamı içinde uygulanmaktadır.

Türk spor kültürünü inceleyecek olursak, Judo sporunun kökünü eski Türkler'de buluruz. Orta Asya'da Türk Devletleri tarafından yaygın olarak yapılan ve tüm dünyaya tanıtarak, artık dünya şampiyonaları düzenlenen Kuraş, Judo'nun atasıdır. Bu spor da judo elbisesine benzer bir elbise ile yapılır. Bunun örneklerini ülkemizin bazı yörelerinde de görmek mümkündür.

Bugünün modern judo sporu, Japon Jigaro Kano tarafından kurulmuştur. Kano, 1860 yılında Kobe kentinde doğmuş, siyasal bilgiler eğitimi almış, milli eğitimde görev yapmış, Japon rahipleri başkanlığı ve senatörlük gibi devlet işlerinde bulunmuş ve 1938 yılında ölmüştür. Jigaro Kano, 1882 yılına kadar uzun bir jui jutsu eğitimi almış, bu tarihten sonra Jui Jutsu'nun zararlı bulduğu teknikleri ayıklayarak, kendi deyimi ile JU JUTSU DO dediği JU DO'yu kurmuş, eğitim verdiği dojoya da KODOKAN ismini vermiştir.

Bu Orta Asya mücadele sporunun, Jui jutsu adı altında Japonya'ya gelişi ise 17. yüzyılda CHEN YUAN PİNG isimli bir Çinli usta eli ile olmuştur.


Judo felsefesi

Ju, yumuşaklık, esneklik, kibarlık, nezaket; Do, yol, prensip, düşünce anlamlarını taşır. Judo, bu iki küçük kelimecikten meydana gelmiş olup,esas karşılığı yumuşaklık yolu’dur. Ju’nun içindeki teknik ve fizik eğitimi vardır. Binlerce kez tekrarlanan teknikler refleks hale gelmedikçe kolay uygulanamaz. Kaba kuvvete yer yoktur.

Do, işin tamamen felsefesidir. Ruh eğitimini içerir. Judo ustaları (SENSEI)öğrencilerine, eğitim süreci içinde doğruluk, nezaket, sabır, sevgi ve saygı kavramlarını öğretir. Zekayı geliştirici eğitim verir, ahlak hislerini kamçılar. Böylece kendine güven, nefse hakimiyet ve konsantre olabilme (düşüncenin tek bir noktada toplanması) duyguları geliştirir. Judo’da beden ve ruh gelişimi beraberce ele alınır.
Teknik çalışmalarda başlıca prensip; “rakibe mukavemet etmeme” ve “kuvvete karşı koymama” dır. Bu arada kaldıraç, merkezkaç gibi az kuvvetle çok iş yapma esaslarına dayanan fizik kurallardan ve en önemlisi denge bozma işleminden yararlanılır.
Diğer önemli bir prensipde “şiddet kullanmama” dır. Bütün şiddet hareketleri Judo’da yasaktır. Judoka (judo yapan kişi) hasmına acı vererek değil, onu acı sınırının yanına getirecek üstünlük sağlar. Uzakdoğu sporlarının içinde tek olimpik spor olması nedeniyle, ülkelerin madalya stratejileri içinde önemli yer tutan Judo sporunda son yıllarda sporcularımızın aldığı madalyalarla birlikte Türkiye de bu sporda söz sahibi olması gurur kaynağımız olmuştur.

Judo sporunu ülkemizde ücretsiz ögrenme imkanı olduğundan, yaş sınırı tanımadığından ve hemen hemen tüm illerde kapalı spor salonlarında yapıldığından, yarışma ve hobi sporu olarak oldukça yaygındır. Bu sporu yapmak isteyen yada veli durumunda olan kişiler bulunduğu ildeki Gençlik ve Spor İl Müdürlükleri’ne başvurduklarında kendilerine gerekli izahat yapılacaktır.

Yıllardır tüm filmlerden ve popüler kültür öğesi olmasından da bilindiği gibi en yüksek mertebeli kuşak, siyah kuşaktır. Daha sonrasında ise en yüksek dereceden en düşük dereceye doğru; kahverengi, mavi, yeşil, turuncu, sarı ve beyaz olarak sıralanırlar. Öğrencilerin beyazdan başlaması ve siyah ile usta olmaları felsefik olarak çok benimsenen ve kültürlerde önemli yer tutan ying – yang öğretisi ile ilişkilidir.

Judo karşılaşmaları genellikle 3 ile 20 dakika arasında sürer. Eğer taraflardan birisi, diğerini sırt üstü olarak yere yatırmayı başarırsa rakibin yerden kalkmak için 30 saniyesi vardır, yoksa yenilmiş sayılır. Bir diğer galibiyet yöntemi de rakibin kollarını ve dizini bükerek veya boynunu kavrayıp boğarak rakibin pes etmesini sağlamaktır. Ate – Waza isimli kol ve bacak kullanarak rakibin bazı bölgelerine vurma hareketi tüm yarışmalarda yasaklanmıştır. Judo, boks gibi ağır yaralanmalı veya bol kan olan bir spor değildir. Eğitimleri çok uzun yıllar süren, öğretisi bir ömür boyunca tamamlanamayan bir sanattır.





Signing of RasitTunca Original
By Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Bul
Alıntı


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi