Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Adalet sempozyumu ve Osmanlı
#1
Adalet sempozyumu ve Osmanlı

Kadı, Padişah’ı ça ırtır. Padişah içeri girdi inde ıpsilanti dâvâcı makamında ayakta durmaktadır. Padişah “maznun” minderine ba daş kurmak üzereyken, Kadı Efendi kükrer:

“Begüm, hasmınla mürafaai şer’ olunacaksın, (beyim, davacı ile hukuk önünde yüzleşeceksin) aya a kalk!”

Padişah kalkar. Kendisini savunması istenince hata etti ini belirtir. Kadı Efendi “Kısasa kısas” hükmünü verir: Hüküm gere ince Padişahın da eli kesilecektir.

Dinleyenler dehşetten ve hayretten dona kalmışlardır. Padişah boyun bükmüş, hükme rıza göstermiştir. Durum o kadar alışılmışın dışındadır ki, ıpsilanti’nin eli aya ı titremeye başlamıştır. Aklı başına gelir gibi olunca kendisini Padişahın ayaklarına atar.

“Dâvâmdan vazgeçtim. ıslâm adâletinin büyüklü ü karşısında küçüldüm. Böyle bir cihangirin elini kestirip kıyamete kadar lânetlenmeyi göze alamam.”

Fatih’in eli kesilmekten kurtulur. Ama tazminat ödemeye mahkûm olur. Kestirdi i elin diyetini şahsî gelirinden karşılayacak, Rum mimara bir de ev verecektir.

Mahkeme sona erip herkes çıktıktan sonra, Padişah, Kadı’ya döner:

“Bak a Hızır Çelebi, bu padişahtır deyu iltimas eyleseydin, şer’i şerife mugayır hüküm verseydin şu kılıçla başını koparırdım.”

Kadı Hızır Çelebi minderini kaldırır, minderin altında duran demir topuzu Padişah’a gösterir:

“Siz de padişahlı ınızdan dolayı gururlanıp hükmü tanımasaydınız billahi bu topuzla başınızı ezerdim.” (Bu vukuat “Evliya Çelebi Seyahatnâmesi”nin Millet Kütüphanesi’ndeki Emiri koleksiyonunda bulunan yazma nüshanın birinci cildinin 36. sayfasında detaylı biçimde, ayrıca Abdurrahman Adil’in “Hâdisat-ı Hukukiyye” isimli eserinin 1923’te yayınlanan 12. cüzünün 185-186. sayfalarında özet olarak mevcuttur)



Kanuni dönemi Osmanlı Devleti...

Hüsrev Paşa, Mısır Beylerbeyi’dir. Mısır Eyaleti’nin vergilerini toplayıp ıstanbul'a gönderir. O yıl gelen verginin geçen yıllardan daha fazla oldu unu gören Kanuni Padişah, Mısır’a hemen müfettişler gönderir:

“Bakın ki, bu paralar ahaliye baskı yapılarak mı toplanmıştır?”

Müfettişler Mısır’a gidip aylarca araştırır, soruştururlar; nihayet vergi artışının zorlamayla de il, yeni sulama kanallarının açılması sonucu sulanan arazinin fazla ürün vermesiyle sa landı ına kani olurlar ve kanaatlerini Padişah’a arz ederler.

Buna ra men Kanuni, Mısır’dan gelen vergi fazlasını yol, liman, sulama kanalı inşaatlarında kullanılmak üzere Mısır’a iade eder. Hassas yüre i buna ra men tatmin olmamış olacak ki, Hüsrev Paşa’yı Mısır Beylerbeyli i görevinden alır, yerine Hadîm (hizmetkâr anlamında) Süleyman Paşa’yı tayin eder.

Nasıl bir adalet anlayışı ise, zulmün kendisi de il, sadece ihtimali bile beylerbeyi de iştiriyor.



Fransız gezgini ve yazarı A. L. Castellan diyor ki: “Teb’asının hayatına, namus ve haysiyetine, malıyla mülküne hakim sayılan padişahın iradesi Kur’an hükümlerinden, şeriat ulemasının kararlarından veyahut şeyhülislâmın fetvalarından üstün de ildir.” (Moeurs, usages, costumes, des Oşomans et abrégé de leur historie 1812, c.3, s. 14-15)

Bu ifadeler Osmanlı adaletinin yabancılar tarafından da tescilidir.

şimdi de M. Porter’i dinleyelim: “Kur’an hükümleri zulüm ve istibdada karşı çok kuvvetli bir engeldir. Savaş, ya da barışla Osmanlı hakimiyetine giren hıristiyan milletlerin malları ve mülkleri güven altına girer. Padişah Hıristiyan ahalinin haklarının da muhafızlı ını yapmak zorundadır. Bu durumda keyfi bir istibdat manzarı görmeye imkân yoktur.”

“Osmanlılarda insan en de erli varlıktır. Çünkü Kur’an böyle diyor. Bu durumda insana baskı ve şiddet uygulanabilir mi?” (ıngiliz yazar ş. şornton, 1807)

A. Ubicini yazıyor: “Bütün Osmanlılar içinde hayat şartlarının eşitsizli inden şikâyet edebilecek yegane insan padişahtır. Aynı zamanda hem herkesten üstün, hem herkesten aşa ı bir vaziyette bulunan padişah, istedi i gibi bir evlilik yapma yetkisinden bile mahrumdur.” (S. 122)

Sıra şimdi tarihçi Chalcondyl’de: “Osmanlı ülkesinin hiçbir tarafında halktan üstün sayılabilecek beylerle asilzâdelerden oluşmuş hiçbir yüksek tabaka yahut soylular sınıfı yoktur.” (Histoire générale des Turc, Paris, 1662)

“Osmanlı memleketini gezerken, bütün insanların eşit oldu unu ilân eden ıslâm kanununun dürüstçe uygulanışı karşısında derin düşüncelere daldım.” (James Baker, Turkey in Europe, Londra, 1877)

ışte bu yüzden hukuk ve adaleti konu olarak seçen organizasyonlara çok ihtiyacımız var. ıstanbul iki gündür ılim ve Kültür Vakfı’nın düzenledi i böyle bir sempozyuma ev sahipli i yapıyor. Konusu “ınsanlık Onuruna Lâyık Bir Dünya ıçin Adâlet” olan bu sempozyum münasebetiyle bir kez daha anladık ki, Türkiye’nin ve dünyanın yeniden düzelmesinin adaletle çok yakın ilişkisi var.

Sempozyumda yabancı profesörlerden birinin dedi i gibi, adâletsiz hayat olmaz.





Signing of RasitTunca Original
By Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca
Alıntı


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi