Divan-ı Kebir´den Seçmeler - II

    Diese Seite verwendet Cookies. Durch die Nutzung unserer Seite erklären Sie sich damit einverstanden, dass wir Cookies setzen. Weitere Informationen

    • Divan-ı Kebir´den Seçmeler - II

      460. Bir avuç toprak, senin çaresiz bir asıgın olursa sasılmaz!
      Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün
      (c. II, 544)
      • Ey bir panltısı ile Uhud Dagı´nı paramparça eden Rabbim! Bir avuç toprak, Sen´in çaresiz bir asıgın olursa sasılmaz!
      " A´raf Suresi, 7/143. ayete isaret var."
      • Lutfeder de bir bakarsan, kayalar, taslar mum olur; fakat kahr ile bakınca da, mum tas olur!
      • Sen inlersen, feryad edersen, o zaman ölmüs gönlü diriltirsin, ona can verirsin, bir seyler edersin; senin canının isi
      gücü budur!
      • Can, sefer etmek, yolculuga çıkmak ister; sen, onu saglam bir bagla baglarsın! Sonunda can, o bagı koparır da avare olur!
      • Süleyman gidince Seytan, padisahlar padisahı olur! Akıl ve sabır gidince nefs-ı emmare baskaldırır. seni emir kulu yapar; sana kötülükler, günahlar isletir.
      • Ask, bütün cihanı kaplamıstır ama, sen onun rengini bile göremezsin´ Fakat onun ısıgı bedene vurunca asık olursun;betin benzin solar, sararırsın!
      • Bir sehzade olmalı ki, yakutun müsterisi olsun; esi az bulunur, degeri bir insan olmalı ki, senin ask gamını çeksin!
      • Cenab-ı Hakk; "Yeryüzü size besiktir!" diye buyurdu. insan çocuk olmasaydı, besige baglı kalır mı idi -
      "Taha Süresi, 20/53. ayete isaret edilmektedir."
      • Benim su gölge varlıgımın dönüp dolasması, Hakk günesinin yüzündendir´ 0 müneccim degıldir ki, gönlü yıldızların
      emrinde olsun!
      461. Baglar, bahçeler ona selama durmuslar; selviler de ayaga kalkmıs!
      Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün
      (c. II, 549)
      * Haydi, tozmaması için yollara su serpin; sevgili geliyor! Bahçeye müjde verin; bahar kokusu geliyor!
      * Ayın ondördü gibi nurlu yüzlü olan sevgiliye yol açın. yol verin; o nurlar açarak geliyor!.
      • Gökler heyecandan yarıldı; cihanda bir ugultu var! Etrafa anberler, miskler yayıldı; yarin bayragı geliyor!
      • Bagın, bahçenin yüzü güldü; gören göze hakikat çeragı geliyor! Gam bir kenara sıkıstı kaldı; ay, sanki bizim kucagımıza dogmada!..
      • Ok, hedefe dogru uçup gidiyor! Padisah ava çıktı; biz neden oturmus kalmısız Haydi, gidelim; o padisaha av olalım!
      • Baglar, bahçeler ona selama durmuslar; selviler ayaga kalkmıs! Yesil çemenler yaya olarak ona dogru kosuyorlar;goncalar da atlara binmis geliyorlar!
      • Gökyüzünde sevgili ile halvete girenler nasıl bir sarap içiyorlar ki, canlar mest oldu, yerlere yıkıldı, akıl da mahmurlastı
      462, Onun mana sarabı yüzünden gökyüzünün damı bana konak olmustur!
      Miifte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün
      (c. II, 547)
      • 0 selvi gibi uzun boya posa karsı secde edersem ne olur Ben, onun maddî varlıgına degil, onu yaratanın kudretine,büyüklügüne hayran oluyorum da secdeye kapanıyorum! Gönül gözü uyanık o aziz varlıga gözlerimi verirsem ne çıkar
      • Ben, onun sevgi sarabını içerim; zaten benden baska kim içebilir ki .. 0 sarabı bugün bulmus iken içsem de, yarına bırakmasam daha iyi olmaz mı
      • Çünkü onun sarabı, benim gönül arkadasımdır; onun yüzünden, gökyüzünün damı bana konak olmustur! Ask kanatlarını açarak oraya uçarsam ne olur
      • Ben gönlü tanımasam ne olur Bırak; can da varsın gitsin, beden de gitsin! Ben, bunun için gam yemem, gam yemem, gam yemem! Çünkü ben, onun yüzünden yok oldum; gönülsüz, , bedensiz kaldım!
      463. Bu dünya sarabının sarhoslugu, gece uyuyunca geçer gider;
      ilahî sarabın mestligi ise, insanı mezara kadar götürür!
      Müstefilün, Müstef´ilün, Müstefilün, Müstefilün
      (c. II, 537)
      • Babacıgım; bize sarabı sunan, bizi bizden alan sakîmize hizmetten baska bir isimiz yok! Ey sakî! Fazla sarap sun da
      biz, iyiden de, kötüden de kurtulalım!
      • Allah, bu dünyaya her insanı bir is için getirdi ama, bizi issizlik, hünersizlik sanatı için getirdi! Yani, bizim, dünyada
      asktan baska bir isimiz yok; Allah, bizi dünyaya kendisini sevmemiz için getirdi!
      • Allahım; zaten bizden bir is isteyecek olsaydın, bize ask sarabını nasip etmezdin! Bu sarabı içenin bası hiç yere egilir
      mi, dünya islerine dalar mı; Sen´den baska kimsenin önünde egilir mi
      • îlahî sarapla mest olmus, kendinden geçmis kisi bir is yapabilir mi Mest olan kisi, sarap gibidir; sarap ne yaparsa o da onu yapar! îlahî sarap, hiç bir seye ihtiyacı olmayan Cenab-ı Hakk´ın sevgisinden baska her seyi, iki dünyayı bile
      ortadan kaldırır!
      • Üzüm suyundan yapılan bu dünya sarabının sarhoslugu, gece uyuyunca geçer gider! Fakat ilahî sarabın mestligi,insanı mezara kadar götürür!
      "Seyh Sadî hazretleri bir beytinde söyle buyurmus:
      "Sarabın verdigi sarhosluk, gece yansına kadar devam eder ama, bir güzel yüzlü sakînin verdigi mestlik, kıyamete kadar sürer!"
      • Ey gönül! Aklını basına al da, ilahî sarapla oldugundan da daha fazla mest ol; nereye gidersen git, hep mest olarak
      git! Yalnız kendine degil, baskalarına da o saraptan içir, mest et! Onlar da bu sarabın zevkini duysunlar da, sana birkaç kadeh daha fazla sunsunlar!
      • Bu sarabı içtigim için artık susayım, sükuta dalayım; gördügüm lütfu, buldugum keremi sayamayayım! Zaten o keremler, lütuflar sayıya sıgmaz ki!..
      464. Allah, beni ask sarabından yaratmıstır,ölsem de,
      çürüsem de ben, yine o askım!
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün
      (c. II, 683)
      • Benim mezarımın topragından bugday biter de sen o bugdaydan ekmek yaparsan, onu yiyince sarhoslugun artar!
      • 0 bugdayın hamuru da deli olur, o ekmegi yapan da! 0 ekmegi pisiren tandır da yanarken aska gelir de, sarhosça beyitler söyler!
      • Eger sen, benim mezarımı ziyarete gelirsen, üstümdeki toprak yıgınının nese ile oynadıgını görürsün!
      • Kardesim; benim mezarıma sakın defsiz gelme! Çünkü, Allah´ı sevenlere, O´nun huzurunda olanlara dertli olmak,
      kederli olmak yarasmaz!
      • Çenemi baglamıslar; mezarda yatıp uyumus gibiyim ama, agzım sevgilinin lütf ettigi mezeleri çignemededir!
      • Kefenimden bir parçacık yırtar da gögsüne baglarsan, canından sarhosluga bir kapı açılır da, her yandan Hakk
      sarhoslarının çalıp çagırmasını duyarsın; isin is olur! Sana, her isten mutlaka ugurlu, hayırlı baska bir is dogar!
      • Allah, beni ask sarabından yaratmıstır; ölsem de, çürüsem de ben, yine o askım!
      • Ben, Hakk sevgisinin sarabıyla öyle kendimden geçmisim, öyle bir mest haldeyim ki, zaten benim aslım ask !
      • Söyle bakalım; saraptan, sarhosluktan baska ne dogar
      • Ruhum beni terk eder, Tebrizli Semseddin´in ruhunun bulundugu burca gider de, artık bir daha geri gelmez!
      465. Bu ask, yagmur gibidir; biz de otlar gibiyiz!
      Mef´ülü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün
      (c. II, 624)
      • Her zerre, ezel günesinin nuru içinde ilahî askla kendinden geçmis, ayagını vurarak oynamaktadır
      "-Yalnız insanlar, hayvanlar ve bitkiler canlı degildir. Cansız sandıgımız seyler, taslar, topraklar, kullandıgımız,
      giydigimiz elbise, içtigimiz su, her sey, her sey canlıdır. Kur´an´da;"Yerde gökte ne varsa her sey O´nu tesbih etmektedir.
      Ama siz, onların tesbihlerini duymuyorsunuz." diye buyurulmaktadır. Yeni buluslar göstermistir ki, bütün varlıkların
      atomları, bir proton etrafında bas döndürücü bir hızla dönüp durmadadır. Cansız olsalardı, bu dönüs, bu hareket olur mu
      idi Nitekim eski hukema; "rüh-ı insanî", "ruh-ı hayvanî", "rüh-ı nebatî", "ruh-ı cemadî" diye, her seyin ruhu oldugunu
      sezmislerdir. Mevlana da, asırlarca önce "zerre" diye tavsif ettigi atomların canlı olduklarına isaret etmektedir."
      • Su yükseklerde bulunan gök, iki kat olmus kambur felek bile o ilahî sarapla mest olmus da; "Su kirli, su kötülüklerle
      dolu dünyadan uzaklasın, yücelin; buralara gelin!" diye çan çalarak insanları gök sofrasına davet etmektedir.
      • Bu ask, mest olmus da gelmis; elest bagına girmis, bir çok sıkıntılara katlanarak varlık üzümünü ayaklan altında ezip
      durmadadır.
      • Ask mest olmasaydı, ilahî sarabı sevmeseydi, onun bu bagda ne isi vardı Ne sebeple gelip de bu bagda üzüm ezme
      sıkıntısına katlanacaktı
      • Zavallı sen de, ayak vurup duruyorsun ama, üzümü göremiyorsun! Halbuki, senin asık ve sofu olan canın, varlık
      üzümünü ayakları altına almıs, bir ar bile durmadan ezmekle mesguldür!
      • "0 dost, sanki bütün mihneti, bütün gamı, derdi bana veriyor!" diyorsun diyorsun ama, bag senin olursa, o kimin
      üzümünü ezebilir ki Yani, senin basına gelen bütün üzüntüler, belalar, üzüm gibi kaderin ayakları altında ezilerek
      benlikten kurtulmak ve mana sarabı olmaktır!
      • Ey canlar! Mademki o sevgilinin huzurundasınız, ayak vurun, oynayın! Belli olmaz; belki de mutluluk ayagı ayagınıza
      dokunur, seninle beraber oynamaya baslar!
      • Ey can! Bu ask, yagmur gibidir; biz de yapraklar ve otlar gibiyiz! Olabiliı ki, bir gün yagmur çayır çimene, yapraga,
      ota yagar da, onları yesertir, gelistirir!
      466. Ölümün ne oldugundan haberli olan asıklar!
      Fa´ilatün, Mefa´îlün, Fa´lün
      (c. II, 972)
      • Gerçeklerden haberli olarak ölen Hakk asıkları, sevgilinin huzurunda seker gibi erirler!
      • Ruh aleminde, elest meclisinde ab-ı hayat içenler, bir baska tarzda ölürler!
      • Ötelerden haberdar olanlar, Hakk sevgisinde derlenip toplananlar, su insan kalabalıgı gibi olmazlar!
      • Hak asıkları, letafette melekleri bile geride bırakmıslardır! Bu sebeple, diger insanlar gibi ölmek, onlardan uzaktır!
      • Sen sanır mısın ki, arslanlar da köpekler gibi kapı dısında can verir
      • Hak asıkları sevgi yolunda ölürlerse, onları can padisahı karsılar!
      • Birbirlerinin canı kesilen, aynı emaneti, aynı canı tasıdıklarından haberdar alan Hakk asıkları, birbirlerinin askıyla
      ölürler!
      • Asıklar, gökyüzüne uçarlar; münkirler ise, cehennemin dibinde can verirler!
      • Ölürken Hakk asıklarının gönül gözleri açılır da, öteleri, gayb alemini görürler! Baskaları ise, ölüm korkusu ile kör ve
      sagır olarak ölürler!
      • Geceleri ibadetle vakit geçirenler, Hakk korkusuyla uyumayanlar, ölüm zamanı gelince korkusuz, rahatça ölürler!
      • Bu dünyada bogaz derdine düsenler, sadece yemeyi, içmeyi düsünenler öküzlesirler, esekler gibi ölürler!
      • Bugün yasarken, Hakk´ın nazarından düsmemek isteyenler, o nazarı, o bakısı arayanlar, o bakısa karsı neseli bir
      halde gülerek can bagıslarlar!
      • Can padisahı, onları lütuf kucagına alır; onlar, öyle hor ve basit bir halde ölmezler!
      • Ahlaklarını Mustafa (s.a.v.)´nın ahlakına benzetenler, Hz. Ebubekir gibi, Hz. Ömer gibi ölürler!
      • Aslında, Hakk asıklarından ölüm uzaktır! Onlar, ne ölürler ne de yok olurlar! Ben bu sözleri; "Sayet ölürlerse, böyle
      ölürler!" diye söyledim!
      467. Deliligin bulundugu yerde aklın ne isi var
      Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün
      (c. II, 609)
      • Gam evinde oturup kalmak, manen zayıf ve az himmet sahibi olmaktandır! Himmetsiz bir kisinin gönlünde nasıl olur
      da senin sevgi sırların bulunabilir
      • Neyi çok seviyorsan, neyin üstüne titriyorsan, bil ki, sen osun, senin degerin ancak odur! îste bu yüzdendir ki, Hakk
      asıgının gönlü arsın da üstündedir!
      • Sifa sandıgın, pesinde kostugun seyin, senin için bir dert oldugundan haberin yoktur! Sana vefalı gibi kendini
      gösterenlerin, seni aldattıklarını, hile yaptıklarını, yüzüne güldüklerini anlıyamıyorsun!
      • Askın geldigi yere can sıgabilir mi Deliligin bulundugu yerde aklın ne isi var
      • Asıgın zümrüdankaya benzeyen gönlü, nasıl olur da sehvet tuzagına düser Böyle bir kusun uçtugu yer, ötelerde,
      varlık aleminden dısardadır!
      • Ey Tebrizli Semsülhak! Musa sarabından bir kadeh iç de, kan kesilmis olan her Nil nehri sana saf ve duru bir su
      olsun!
      468. Ölüm, kasla göz arasında; onu hatırlamaktan bile bize daha yakın!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. II, 823)
      • Ömür, yarınlara baglanan ümitlerle geçip gitmede; gafilcesine kavgalarla, gürültülerle, didinmelerle tükenip
      durmadadır!
      • Sen aklını basına al da, ömrünü su içinde bulundugun bugün say! Bak bakalım, bugünü de hangi sevdalarla
      harcıyorsun
      • Gah cüzdanını para ile doldurmak kaygısı ile, gah iyi yemek, içmek ile bu aziz ömür geçip gitmede, her nefesde
      eksilmede!
      • Ölüm, bizi birer birer çekip alıyor; onun heybetinden, korkusundan akıllı insanların bile beti benzi sararıp
      durmadadır!
      • Ölüm, yolda durmus, bekliyor; efendi ise gezip tozma sevdasındadır!
      • Ölüm, kasla göz arasında; onu hatırlamaktan bile bize daha yakın! Fakat, gaflete dalanın aklı nerelere gitmede,
      bilmem ki ..
      • Teni besleyip sismanlatmaya bakma! Çünkü o, sonunda topraga verilecek, mezar kurtlarına yem olacak bir
      kurbandır! Sen, gönlünü manevî gıdalarla beslemeye bak; yücelere gidecek, sereflenecek olan odur!
      • Bu lese, yaglı ballı seyleri az ver! Çünkü, tenini besleyen kisi, sehvetine, nefsani arzulara kapılıyor; sonunda da rezil
      olup gidiyor!
      • Sen, ruha manevî yiyecekler ver; yaglı ballı düsünüs, anlayıs, bulus gıdaları ver de, gidecegi yere güçlü kuvvetli
      gitsin!..
      469. Kusların adı geçince, gönül kusum da uçmaya baslar!
      Müstef´ilün, Müstefiliin, Müstefilün, Müstef´iliin
      (c. II, 535)
      • Senin sevgin, can ırmagında ab-ı hayat gibi akmadadır! Aslında, ab-ı hayat bile sana gönül vermis de, can ırmagında
      senin askınla akıp durmada, seni aramadadır!
      • Dünyada gördügümüz, bildigimiz bütün kuslar, ötüsleri ile seni övmedeler, seni zikretmedeler! Kusların adı geçince,
      gönül kusum da uçmaya baslar!
      • Onların ötüslerini duyarak, zikirlerini sezerek hos bir halde, gülerek canımı vermek istiyorum! Bu can, sevgili
      zikredilirken bedenden çıkarsa, bu can veris ne tatlı bir can veristir, ne hos bir ölümdür!
      • Aslında, Allah´ı seven herkesin canından her an manevî bir duygu, ruhani bir özlem, mest olmus, kendinden geçmis,
      harap ve perisan bir halde ötelere, ta rahmet sahibinin arsına kadar gitmededir!
      • Can nedir Mana padisahlarının, ermislerin küpüdür; içinde de gökyüzünün sarabı vardır! îste bu yüzdendir ki,
      sözlerim de, asıklar gibi, perisan ve dagınık halde agzımdan çıkıyor!
      470. Sensiz hiç bir sey olmaz Allahım!
      müfte´ilün, Mefailün,Müfte´ilün,Mefa´ilün
      (c,II,553)
      • Komsuların, dostların yardımı olmasa bile bir is yoluna girebilir ama, Sen´in takdirin olmasa, o is asla olmaz! Sen´in
      askının yarası, su gönlümdedir; onun baska yeri olamaz!
      • Yarattıgın güzel eserleri görerek, aklın gözü, Sen´in mestin olmustur! Kudretinin, yaratma gücünün karsısında felegin
      çarkı alçalmıstır! Zevk ve nesenin kulagı da Sen´in elindedir! Yani, zevki ve neseyi de ancak Sen´in lütfunla duyarız; Sen´siz
      hiç bir sey olmaz Allahım!
      • Can, Sen´in askınla cosar; gönül, Sen´in sevgi sarabınla mest olur; akıl, Sen´in yarattıgın güzellikler karsısında sasırır
      kalır! Sen´siz hiç bir is basa çıkmaz Allahım!
      • Mevkiim, serefim, malım mülküm hep Sen´in lütfun, ihsanındır; yedigim yemegi, içtigim suyu da Sen lütfediyorsun!
      Sen´siz bunlann hiç biri olmaz Allahım!
      • Bazan vefaya dogru gidiyorsun, bazan cefaya dogru! Sen benimsin; nereye gidiyorsun Hiç kimsenin isi Sen´siz basa
      çıkamaz!
      • Sen´siz bir is basa çıksaydı, Sen´in koydugun kurallar geregince isler yürüse idi, dünyanın altı üstüne gelirdi; hersey
      bozulur, altüst olurdu! Güzelligi ile dillere destan olan îrem Bagı cehennem kesilirdi! Sen´siz hiç bir is basa çıkmaz Allahım!
      • Dostum! Sen olmasan, Sen bana yardım etmesen, isim gücüm yıkılır gider! Ey benim can dostum, ey benim dert
      ortagım; Sen´siz hiç bir is yürümez!
      • Bana, Sen´siz yasayıs da hos degildir, Sen´siz ölüm de hos degildir! Gamından nasıl bas çekeyim, nasıl kurtulayım
      Sen´siz hiç bir is basa çıkmıyor ki!..
      • Ey lütfuna, ihsanına dayandıgım, güvendigim Allahım! Ne söylersen söyleyeyim; iyiden kötüden ayrı degil; içinde iyi
      de var, kötü de var! Lutfet de Sen söyle: Sensiz hiç bir is yürümüyor degil mi
      471. Asıkların baharı
      Müstef´ilün, Müstefilün, Müstef´ilün, Müstefilün
      (c. II, 536)
      • Yeryüzünü baglar bahçeler haline getirmek, her tarafı yesilliklerle, çiçeklerle süslemek için asıkların baharı ötelerden
      çıkıp geldi!
      • Bu gelen bahar, bildigimiz bahar degildir; bu, asıkların baharıdır! Bu bahar gelince, deniz incilerler dolar; acı sular,
      cennette akan kevser ırmagı kesilir; bütün taslar la´l olur; su topraktan yaratılmıs olan beden de, bastan basa can halini
      alır!
      • Asıkların canları ve gözleri tufan bulutlan gibi yagmurlar yagdırsa da, beden bulutu içinde bulunan gönülleri
      simsekler gibi çakmada ve etrafı aydınlatmadadır!
      • Biliyor musun, asıkların gözleri askla neden tufan bulutu oldu, aglamaya basladı 0 ay, önce bulutlarla gizlendi de
      ondan!..
      • Ne neseli, ne hos andır ki, o an, bulutlar aglar; ne mübarek, ne tatlı bir zamandır ki, bulutlar aglarken bulutların
      arasından simsekler güler!
      • Ne sasılacak seydir ki, ötelerde, can aleminde yagan ask yagmurunun yüzbinlerce damlasından tek bir damla
      yeryüzüne düsemez! Eger düsse, bütün dünya bastan basa yıkılır, harap olur!
      • Ask yagmurunun bir damlası yüzünden yeryüzü harabeye döner! Bir damlanın meydana getirdigi tufanda, niceleri
      Nuh aleyhisselamla birlikte aynı gemiye biner, niceleri de bogulur gider!
      472. Gönlümün evini bosalttım, içinde bulunan her seyi dısarı attım!
      Mef´ulü, Mefa´îliin, Mef´ulü, Mefa´îlün
      (c. II, 622)
      • Birisi seninle ilgilenmeye, seninle konusmaya cesaret eder diye can, kıskançlıgından ötürü her saat, senin önünde
      ölüyor, diriliyor!
      • Sen ayagını nereye bassan, topraktan bir insan bas kaldırır, hayat bulur! Hal böyleyken, kim kendindeki bir bas için
      senden vazgeçer, kim sana canım vermez
      • Senin latîf, manevî kokunu alarak uçtugu gün, senden nasıl bir koku aldıgını, ancak can bilir; baskası bilemez!
      • Senin mahmurlugun bir an için basımda azalsa, basım feryada baslar ve basımda bulunan her kıl da, yana yakıla
      aglar!
      • Gönlümün evini bosalttım; içinde bulunan her seyi dısarı attım da, orayı senin esyanla doldurdum, dösedim! Askın
      günden güne artsın, çogalsın diye ben, eriyip gitmede, eksilmedeyim!
      • Simdi canım, Tebrizli Sems´in askı ile denizdeki gemiler gibi ayaksız kosuyor!
      473. Benim karanlık gecem, senin yüzünden bana gündüz oldu!
      Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ülü,
      (c. II, 620)
      • Selvi agacından, senin uzun boyunun kokusunu alıyorum; ay da bana, senin parlak. güzel yüzünün rengini haber
      veriyor!
      • Dünyada görünen her parıltı, her nur, senin yüzünün nurundan doguyor! Sarap da, yarın günes dogunca her tarafın
      senin nurunla aydınlanacagı müjdesini veriyor!
      • Bize, senin hiç kimseye benzemeyen tatlı gülüsünü hatırlatan gül, susene hoca oldu!
      • Ne zaman senden kaçsam, uzaklassam askınla savasa girerim; her taraftan basıma senin sevdan hevesi gelir! içime
      bir ates düser de, senden kaçtıgım halde, seni özler dururum!
      • Haksızlıklarla, zulümlerle dolu olan su dünyadan yücelince, ötelere gidince yok olurum fakat, yokluk aleminde bile
      kulagıma yine senin sesin, senin hey hey nefhaların gelir!
      • Gönlümde duydugum coskunluklarla, fitnelerle dolu olan her feryad, her Figan, biliyorum ki, senin "ney"inden
      gelmektedir!
      • Benim karanlık gecem, senin yüzünden bana gündüz oldu ama, gam çekmeye, üzülmeye, bu halden sikayet etmeye
      yer yok! Çünkü, senin sevgi deryan, kosarak bana gelmededir!
      • Su gökkubbenin altında aklı basında kimse kalmadı! Çünkü, sagdan soldan, inden arkadan senin mana sarapların
      sunulmaktadır!
      • Senin cevrinden cefandan korkarım, ürkerim fakat, cevrin, cefan gelip beni bulunca görürüm ki, o acı nesneler, senin
      denizinden geldikleri için tatlılasmıslardır!
      474. Ben kendimi, kendi benligimi inkar ettim de, ona inandım, iman getirdim!
      Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün
      (c. II, 543)
      • Sevgili beni gögsüne bastırmıs, sıkıp durmada; beni, basımı kasımaya bile bırakmıyor!
      • Bazan beni deve katarı gibi arkasından çekip götürüyor; bazan da, bas komutan gibi öne sürüyor!
      • Benim bedenimi kan halinden geçirir, erlik suyu yapar; erlik suyundan geçirir, beni insan sekline sokar, bana akıl
      verir! Böylece, nasıl da derlenip toplandıgımı, hasir sırrını açıga vurur!
      "Mü´minun Süresi 23/12, 13, 14. ayetlere isaret edilmektedir."
      • Bazan yasadıgım vatandan beni güvercin gibi ötelere uçurur, sevdiklerimden ayırır; bazan da tutar, yüzlerce nazla
      niyazla yokluktan beni alır, huzuruna çıkarır!
      • Bazan gemi gibi denizin üstünde sefere çıkarır; bazan da demir yapıp çapasına baglar, beni denize atar!
      • Bazan temizlenmek isteyenler için beni su yapar; bazan bahtsız kulunun yolunda beni diken eder, onu bana
      yaralatır!
      • Ebedî sekiz cennet bile o padisaha yurt olamadı da, ne sasılacak seydir ki, ne mutlu haldir ki, su gönlüm ona yurt
      oldu!
      • Ben, o can güzelinin birligini, varlıgını dilimle söyleyerek ona inanmadım, iman sahibi olmadım; kendime kafir
      oldum, yani kendi benligimi inkar ettim de o vakit inandım, iman getirdim!
      • Ben, Cibrîl´le beraber uçuyordum; benim de altıyüz kanadım vardı! Mademki ona ulastım, onu manen buldum, artık
      kanadı ne yapayım
      • Ben, geceleri, gündüzleri can incisinin bekçisi idim; onu koruyordum. Simdi, inci denizinin dibinde, kendi incimden
      vazgeçmis bulunuyorum!
      475. Denizde inciden baska ne acaip yaratıklar, ne sasılacak seyler var!
      Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün
      (c. II, 605)
      • Dostum! Seker mi daha iyidir, yoksa sekeri yapan mı Ay mı daha güzeldir, ayı yaratan mı
      • Sekerden vazgeç, ayı da bırak; o yaratan bambaska seyler biliyor, bambaska. seyler yaratıyor!
      • Denizde inciden baska ne acaip yaratıklar, ne sasılacak seyler var fakat, denizi yaratan, incileri, o acaip balıkları,
      çesit çesit varlıkları yaratan padisah bambaska bir padisahtır!
      • Su ırmagın üstünde gördügün dolaptan baska, akıl almaz, öyle görülmemis, sasılacak bir kainat dolabı var ki, bu
      sudan baska bir su ile bir an bile durmadan dinlenmeden dönmede, sayısız mahlukata can gıdaları hazırlamadadır!
      • Hamamın duvarına çizilen resim bile akılsız çizilmezken aklı, haberi yaratanın bilgisi nicedir; onu sen düsün!
      • Canlar vardır ki, sevdalıdırlar; seher vaktinde kurulan o manevî, acaip meclis için sasırmıslar, yememisler,
      içmemisler, uyumamıslardır!
      * Sustum, sustum; artık sözü bıraktım! Kulaga görüs kabiliyeti veren, ona ötelerden ses duyuran sevgili söylesin!
      476. Bu paramparça olan gönlümü senin hayalinin önüne koydum da;
      "Vefa böyle mi olur " dedim!
      Müfte´ilün, Mefa´îliln, Müfte´ilün, Mefa´îlün
      (c. II, 551)
      • Ey benim canım, ey benim cihanım! îki dünyada da senin yüzüne benzer bir yüz nerededir Acaba böyle bir yüz var
      mı Sen cana sitem edersen et; senden gelen sitem de yerindedir, tatlıdır!
      • Mademki her tarafta senin yüzünün nuru var, senin zamanında, sen varken cihanda iki tane yüz olamaz! Çünkü,
      yeryüzünde bulunan yüzleri nurunla kaplamıssın, aydınlatmıssın! Artık senin yüzünden baska bir yüz bulunur mu
      • Senin yüzünü gören kisinin gözüne senden baska her sey, yeryüzünün definesi, gökyüzünün ayı da olsa, sönük ve
      degersiz görünür!
      • Yüzü böyle nürlu ve güzel bir varlık, bir de ask hevesine düsmüsse, o kul bile olsa, padisah onun kulu kölesi olur!
      • Bu parça parça olan gönlümü senin hayalinin önüne korum da, vefaya ait sözler söylerse; "însaf et; vefa bu mudur "
      derdim
      477. Ben, tamamıyla yok olmusum, kendimden geçmisim, sen kesilmisim!
      Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün
      (c. II, 1031)
      • Benim canımla senin canın birbirlerine öyle baglanmıslar ki, bu halimizle biz, ister hayır olsun, ister ser, aynı renge
      boyanalım, birbirimizin aynı olalım!
      • Ey suh, neseli dilberim; ey rengimin, halimin aslı; ey yükümdeki seker; ey seker yükümden de tatlı ve güzel
      dostum!
      • Ey vurusu saglam ve yerinde; ey nükteli sözleri yarama merhem olan sevgili! Ben, tamamıyla yok olmusum,
      kendimden geçmisim de, bastan basa sen kesilmisim
      " Arifane söylenmis olan su beyit, Hz. Mevlana´nın bu tamamlıyor:"
      • Ey güzel ay; ey ay yüzlü sevgili! Yüzünü gösterdikçe bizim komsumuz idin! Simdi evi birlestirdik; komsuluktan çıktık,
      aynı evde oturuyoruz!
      • Sen, simdi bir padisah gibi saldırısa geç, hücum et de, içerde senden baska ne varsa hepsi yok olup gitsin; "Allah
      çok büyüktür!" sırrı zuhur etsin!
      478. 0 ask sarabını akıllıya da, deliye de sun; ikisini de mest et!
      Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün
      (c. II, 1019)
      • Allah, bizi bu dünyaya niçin getirdi Dünyayı fesatlarla, kötülüklerle dolduralım diye mi Zaten onun zenciri, delileri
      büsbütün deli eder!
      • Sasılacak kadar güzel, sasılacak kadar suh bir ask canımıza nese verdi. Eve her gece yarısı mest, kendinden geçmis
      bir halde habersizce geldi, içeri girdi.
      • Ey ask; kanımı içmissin; sabrımı, kararımı almıssın! Senin gecenin, gündüzünün fıtnesinden ben, seher vakti gibi
      gizlenmisim!
      • Ey ask! Ben, latîf bir hale gelsem de can gibi olsam, candan nasıl gizlenebilirim Hatta, yokluk alemine yuvarlanıp
      gitsem, o aleme bile bakar, beni görürsün!
      • Ey her yoklukta varlıklara sandık kesilen; ey yoklukta varlıga kapı açar Sen, bizi yarattıgın vakit yokluktan
      getirmedin mi
      • Varlık seninle hos; senin mestin! Yoklugun kulagı da senin elinde, varlıgın kulagı da; ikisi de senin kulun, ikisi de
      senin yarattıgın sey! îkisi de senin hükmünü kabul etmisler, "Basüstüne!" demisler!
      "Ben sen oldum; sen de ben oldun! Ben ten oldum; sen de can oldun! Öyle bir hale geldik ki bundan sonra hiç kimse;
      ´Sen ayrısın, ben ayrıyım!´ diyemez!"
      • Köskü yık; akıllıyı deli et, aklını elinden al! 0 ask sarabını akıllıya da, deliye de sun; her ikisi de zarardan da
      kurtulsun, tehlikeden de!..
      479. Sevgili ile bir konusma.
      Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilat
      (c. II, 1022)
      • Dün, seher vaktinde sevgili bana dedi ki: "Kendinden geçmissin; hiç bir seyden haberin yok! Bu hal ne zamana
      kadar sürecek
      • Benim yüzümün güzelligine gül bile haset ederken sen, bir dikene gönül vermissin, cigerini yaralamıssın, kanlar
      içinde kalmıssın!"
      • "Ey uzun boyunun karsısında selvinin utanarak küçük bir fidan haline geldigi güzel varlık; ey yüzünün nurunu görüp
      günesin bile karardıgı sevgili!" dedim.
      • Sevgili bana dedi ki: "Senin canın da, gönlün de benim! Neden sasırıp kalmıssın Sus; nefes bile alma! Gümüs renkli
      gögsüme basını koy; agla, inle!"
      • Ona dedim ki: "Sen, benim gönlümden de, canımdan da huzur*ve kararı aldın! Böylece, benim ne huzurum kaldı, ne
      kararım!" Bunu duyunca dedi ki:
      • "Sen, benim denizimin bir damlasısın; daha fazla ne söylenip duruyorsun Hemen denize dal da, sedef gibi canın
      incilerle dolsun!"
      480. Sevgilim; beni insafsız ayrılıga terk etme!
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün
      (c. II, 1041)
      • Sevgilim! Beni böyle dostsuz bırakma; benden uzaga gitme; beni yalnız bırakma!
      • Benim zavallı canım, insafın bulunmadıgı bir yerde insaf dilenmeye geldi; beni, insafsız ayrılıga bırakma!
      • Sen hekimsin; belki zamanın îsa´sısın! Gitme; bizi böyle hasta bırakma!
      • Sen bana; "Magara dostumsun!" dedin; beni magarada böyle yalnız basıma bırakma!
      • Sana, bir gece ayrılık çok az bir sey görünür ama, o ayrılıgı bir de sen bana sor da, benim için çok uzun olan ayrılıga
      bırakma.
      "Fuzulî merhumun su beyti de bu konuyu terennüm eder:
      "Seb-i yeldayı miineccimle muvakkıt ne bilir
      Mübtela-yı gama sor kim geceler kaç sa´at!"
      (En uzun gecenin kaç saat oldugunu, yıldız bilgisi ile ugrasan, müneccim ile vakitleri belirleyen (muvakkit) bilmez; sen
      onu, geceleri uyuyamayan gamlı kederli insanlara sor!)
      • Az da olsa, gönlüme ates düsürme; az da olsa, onu önemsiz sayma; beni bırakma!
      • Nefsim, bitti gitti. Fakat, beni bir kerre daha dinle; beni bu sefer bırakma!
      481. Neden yaratana degil de onun yarattıgına gönül veriyorsun
      Mefulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün
      (c. II, 1036)
      • Ey ümitle, korku ile dünya malı üzerinde titreyip duran kisi! Biraz da sana bu malları, bu nimetleri vereni, sana
      bakısı, görüsü bagıslayanı düsün, ona bak!
      • Ey isteyen, ey asık! Sana bu istegi vereni düsün; eseri yaratanı gör! Neden yaratana degil de, onun yarattıgı esere
      gönül veriyorsun
      • Etrafında bulunanlarla didismeye, savasmaya çekip götüren, yahut da sana huzur içinde, barıs halinde yasama
      duygusunu verene bak! 0 bazen seni dostlarla, halkla görüsmeye sevkeder. Bazen de seni yücelere dogru yolculuga
      düsürür.
      • 0, hep sana bakıp durmada!.. Halbuki senin gözün sagda solda! 0 sana, dilsiz dudaksız söz söylemede; sense,
      kulagını dünya masalına vermissin!
      • Hayatta duydugun ıstırap, keder sislerini beden öküzüne saplayan o; öküzün aklı ise hep hayhuyda! Hz. îsa yol
      arkadası olmus ama, esekçinin bundan haberi yok; o, hep esegini kollamada!
      • Her öküz, her esek sırtından, sagrısından modullanır; sen ise pismanlık sisini gögsünden, gönlünden yiyorsun!
      • Dünyada sana saplanan bela, felaket sislerini senin sagırlasmıs gönlün anlamasa da, onun asçısı, cehennemde seni o
      sislerle kebap eder!
      482. Asıkların hali.
      Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün
      (c. II, 1018)
      • Haydi gönül gözü; can gözünü aç da, asıklara dikkatle bak! Onlar, gönül gibi karısık duygularla, karısık düsüncelerle
      alt üst olmus, can gibi bassız ayaksız kalmıs kisilerdir!
      • Hepsi de bir sey kazanamadan çalısıp çabalamada; hepsi de tencere gibi kaynasıp cosmadalar! Hepsi de riyadan,
      gösteristen uzak, perdesiz örtüsüz! Hepsinin de gönlü Hakk´ın hükmüne karsı siper olmus da, ne gelirse, canla basla
      sikayet etmeden kabul etmedeler!
      • Onların gönülleri gülden de, bahçeden de daha neseli; hatta onlar, selviden bile daha da hür boy atmıslar! Onlar,
      akıldan da, fikirden de üstünler; onlar, ab-ı hayattan bile temizdirler!
      • Onlar, los bir yere düsen günesin ısıgındaki zerreler gibi havada titrer dururlar; onlara günesin ısıgı kaftan olmustur!
      Onlar, balçıktan yaratılmıslar, balçıga ayak basmıslar ama, gönlün tam içinden basgöstermislerdir!
      • Onlar, kan denizlerinin dalgaları üstünden, yani dünya hayatının baslarına getirdigi çesitli musibetlerden, belalardan
      geçip gitmislerdir! Ufak dalgalarından, ufak köpüklerinden eteklerine bir zerre bile bulasmamıstır da, tertemiz kalmıslardır!
      • Onlar, gönül gibi dikenler içinde kalmıslar ama, insanlara nese veren sarap gibi hapistedirler! Onlar, balçık içinde
      kalmıs gönül gibidirler; onlar, gece içinde gizlenmis seher gibidirler!
      • Sen de, bir an için olsun, onların canlarına arkadas olunca, onların kadehlerinden onların sarabını içince mest
      olursun, hos bir hale gelirsin! Onların sarabı ile hayırdan da, serden de kurtulursun!
      • Oglum; yeter, sus! Her kus, bütün bir inciri yutabilir mi Dudu kusunun yiyecegi sekerdir; karganın yiyecegi ise,
      baska bir seydir!
      483. Yeryüzünün cüz´lerine bir bak; senin askına düsmüsler de,
      oynayıp duruyorlar!
      Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün
      (c. II, 1028)
      • Ey benim canım! Senin kendin cana yakınsın, tatlısın, bal gibisin! Sözlerin de pek hos, pek güzel; sanki onlar da bir
      baska çesit bal! Ey ask; senin her an canda, gönülde bir baska isin gücün var!
      • Senin güzel yüzünü gören her canda, baglar bahçeler meydana gelmektedir yesillikler gülümsemededir! Kıvırcık
      saçlarının, her gönülde bir baska misk yagı var!
      • Gökyüzünde dolasan ay, senin askının yüzünden bazan zayıflıyor, inceliyor, bazan da bedir haline geliyor, dolunay
      oluyor! Böylece askın, aya bile yüzlerce dertler, hastalıklar vermektedir!
      • Senin bahar mevsimin de, baglara bahçelere ayrıca lütuflar, keremler bagıslamaktadır ama, gönül yine de
      çayırlıktaki yapraklar gibi titremede; "Sonbahar gelince hersey altüst olur!" diye korkmadadır!
      • Senin kapının topragından olmayan her sürme, her ilaç gönül gözüne bir baska hastalık verir, bir baska dert getirir!
      • Yeryüzünün cüz´lerine bir bak; senin askına düsmüsler de oynasıp durmadalar! Bir kısmı oynamayı bırakıp oturunca,
      yerine baska zerreler gelip oynamaya baslarlar!
      • Yeryüzünde cana yücelik de asktan gelmede, nur da asktan gelmededir! Yeraltında bedene tohum gibi bitme,
      baskaldırma yine ondan gelmededir!
      • Ne zamana kadar surete, harfe, söze bürünmüs gazeller söyleyip duracaksın Sen, candan harfsiz, suretsiz, sözsüz
      bir baska gönül gazeli duy!
      484. Düsünceyi, endiseyi bırak!
      Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´ilü, Fa´ilün
      (c. 111, 1122)
      • Düsünceyi, kuruntuyu bırak; onlara gönlünde yer verme! Çünkü sen, çıplak bir kisi gibisin; düsünce de zemheri
      sogugu gibidir; zemheriden kendini koru!
      • Mihnetten, sıkıntıdan, ıztıraptan kurtulma düsüncesine kapılmıssın! Bunlardan için sarıldıgın düsünce, mihnetin,
      ıztırabın kaynagıdır!
      • Sanat pazarında düsünce yoktur; orası, düsüncenin dısarısındadır; bunu böyle bil! 0 havaya kapılan, onun maskarası
      olan eserleri seyret, endiseden kurtul da, içinde huzuru bul!
      • Binlerce kus, yokluk aleminden uçup gelir; su binlerce ok da, bir tek yaydan fırlar gider!
      • Nutfeden, erlik tohumundan güçlü kuvvetli bir er yaratan Allah, uyuyana, uykusunda uçup gidecek bir yol açar!
      • "Su hayale kapılanlar yola düssünler, acele etsinler!" diye her an yoklukta bir sekil gösterir!
      • Mademki bana; "Sus!" dedi, emre uymam gerek! îste ben de susuyorum! 0 emir sahibi, bir gün bunu kendisi açıklar!
      485. Sen askı görmediysen, bari onun yaptıgı isleri, güçleri seyret!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. III, 1101)
      • Sevgilinin yumusak yüzüne, yumusacık yanagına bak; gözlerini aç da, onun bakısları ile insana kadehsiz sarap
      sunan gözlerini seyret!
      • 0 çok kıymetli akik dudaklar gülünce, gönüllerin ona tutuldugunu gör!
      • Sarhosluktan baskaldır, uyan; uyan da, onun uyanık bahtının gücüne, kuvvetine yaptıgı islere bak!
      • Ucu bucagı olmayan gönül bahçesine gir; gir de, o bahçenin sayısız tatlı meyvelerini seyret!
      • 0 bahçenin oynayıp duran yemyesil dallarına bak; etrafına hos kokular yayan dikensiz güllerini seyret!
      • Daha ne zamana kadar dünya nakıslarını, dünya güzellerini ve güzelliklerini dünya gül bahçelerinde seyre
      dalacaksın Dön de, onun sırlarını, hikmetlerini düsün! Kara topraktan baskaldırıp çıkan çesitli meyve agaçlarındaki
      meyvelere o tadı, o kokuyu, o rengi, o güzelligi kim verdi Yeraltında güllere, çiçeklere o güzel kokuyu kim asıladı 0 güzel
      renkler hangi ressamın fırçasından çıktı
      • Hayvanlann ve bitkilerin tabiatlarındaki açgözlülügü gör de, ondan sonra onların tokgözlülüklerini, bol bol nimet
      verislerini seyret
      "Hayvanlar olsun, bitkiler olsun kendi soylarının devamı için hırsla çalısırlar, mahsul verirler. Bu dıs görünüs, bütün
      varlıklar, bütün kainat insan için yaratılmıs; "Sen olmasaydın yaratmazdım!" sırrı tecelli etmistir. Mesela, su tavukların
      yeme karsı gösterdikleri hırsı düsün; bir sene zarfında yumurtladıkları yumurtaları say! Onlar, kaç yumurta üzerinde
      yatarak civciv çıkaracaklardı Arta kalan yumurtalar ne olacak Arılar, hırsla kovanlarını balla doldururlar. Yaptıkları balın
      ancak onda birini kendileri yiyeceklerdir; üst tarafı kim için Bir elma agacında yüzlerce elma var. Bunlar, kendi nesilleri
      için bolca meyve verdiler ama, elmalarda bulunan çekirdeklerin her birinin içinde bir elma agacı gizli. Böylece, bir elma kaç
      agaca gebedir; üst tarafı ne olacak "
      • Hırs da, tokluk da askın isidir, sanatıdır! Sen askı görmediysen, bari onun yaptıgı isleri güçleri seyret!
      • Renkten renge giren askı görmediysen, ona gönül verip aglayan, inleyen asıgın yüzünün rengine bak!
      486. Dünya, binlerce yıllardan beri insanlara birbirlerinden miras kalmıstır!
      Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat
      (c. III, 1119)
      • Yalnız kaldıgın için üzülme! Su kadarını bil ki; dünyada hiç kimse kimsesiz kalmaz! Birisi ile uyusamazsan,
      anlasamazsan, onun yerine Allah bir baskasını senin karsına çıkarır!
      • Ben bu evden gidersem, evi bosaltırsam, benim gibi bir baskası, yahut da benden beteri çıkar gelir!
      • Dünya, binlerce yıllardan beri insanlara birbirlerinden miras kalmıstır; baba toprak altına gidince, ogul baba yerine
      geçer!
      • Yalnız insanlar degil, hayvanlar da böyle! Böyle olmasaydı, dünyada bir tek canlı varlık göremezdin!
      • Günes, geceleyin gökyüzü damından çekilip gidince, günesin yerini yıldızlar, yahut ay alır!
      • Rnsan bir hüneri, bir sanatı bırakınca, tabiatı geregi, bir baska isle, bir baska sanatla oyalanmaya koyulur!
      • Çünkü, herkesin gönlüne bir memur tayin edilmistir! Bu memur, onları issiz güçsüz, sefersiz bırakmaz!
      487. îlkbahar, bir dost elçisi olarak ötelerden çıkageldi!
      Mef´ulü, Fa´ilatü,Mefu´îlü, Fa´ilat
      (c. III,1121)
      • Neseli ilkbahar, dost elçisi olarak ötelerden çıkageldi! Dosttan gelen bu elçi, bizi çok sevindirdi; yerimizde
      duramıyoruz; kararsızız, mestiz, asıgız, mahmuruz!
      • Ey göz, ey gönül çeragı! Siz de, hasret kaldıgınız çemen güzellerini, yesillik dilberlerini artık beklemeyiniz; onların
      hepsi de geldiler! Haydi; onları görmek için bahçeye çıkın!
      *Çıkınız; bahçelere, çayırlıklara, çemenliklere gayb aleminden tanımadıgınız garip kisi´ler geldiler, kondular; gelenleri
      karsılamak, onlara; "Hosgeldiniz!" demek, hatırlarını sormak adettir!
      • Görmüyor musunuz Gül, ötelerden kokular getirdi, güzel renkler getirdi; bahçede gelisini kutlamak istiyor! Diken,
      beraber yasayacagı güler yüzlü efendisinin yüzünü seyretmek için süslendi, güzellesti!
      • Ey selvi agacı! Kulak ver de dinle ki; susen, seni övmek, senin boyunu posunu anlatmak için ırmak kıyısına gitti;
      orada bastan ayaga kadar dil kesildi!
      • Gonca, dügüm dügüm olmus bir halde gül fidanında sallanıp duruyor ama, senin lütfun dügümleri çözer de,
      goncalardan hos kokulu, güzel renkli güller açılır! Zaten senin lütfun, ihsanın topraga akseder de, o toprakta çesit çesit,
      renk renk çiçekler biter; sonra, o çiçekleri yine geldikleri yere saçar, döker!
      • Sanki kıyamet koptu da, geçen sene aralık ayında çürüyüp gidenler, ocak ayında donanlar, ölüp gidenler kutlu
      ilkbahar gelince dirildiler, topraktan bas çıkardılar!
      • Ölmüs tohum dirildi, tekrar hayata kavustu! Böylece, su kara topragın gizledigi sır, simdi meydana çıktı, kendini
      gösterdi!
      • Meyveli dallar, ötelerden canlılara yararlı armaganlar getirdikleri için nese ile nazlanmadadalar! Meyvesi olmayan
      kökler, eli bos geldikleri için utandılar da, yaprakların arkasına gizlendiler!
      • Madde aleminde böyle oldugu gibi, mana aleminde de can agaçları böyle olur! îyi agaç, verimli agaç belli olur,
      meydana çıkar, manevî meyveler verir; kötü agaç da, verimsiz, bahtsız, zavallı bir halde kalır!
      488. Halının tozları silkerek, sopa ile vurarak çıkarılabilir;
      insanın içinde de manevî tozlar vardır!
      Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa-îlün, Fa´îlün
      (c.IIl, 1139)
      • Mademki sevgili seni gamlı kederli görmek istiyor, artık nese arama! Ey aziz av; sen, ask arslanının iki pençesi
      arasındasın!
      • Eger sevgili senin basına gülsuyu dökerse, sen, o gülsuyunu Tatar diyarının miski olarak kabul et!
      • Senin içinde gizli bir düsman var! 0 korkunç düsmanı, o nefis köpegini cefadan, ıstıraptan baska hiç bir sey
      defedemez, içinden çıkaramaz!
      • Birisi keçeye, halıya sopa ile vurup durursa, o sopalar keçeyi, halıyı dövmek için degil, tozlarını çıkarmak içindir!
      • Senin içinde varlıktan, benlikten tozlar var; o tozlar, halının tozları gibi silkmekle birden bire geçmez!
      • Bir bela gelince, bir derde, bir ıztıraba düsünce basına gelen zahmetlere katlanınca, gah uyurken, kah uyanıkken o
      keder tozları sen farkına varmadan azar azar uçar giderler!
      • Sen uyumak istemesen, uykudan kaçsan uyku seni yakalar da uyutursa, sevgilinin cefasını, o iyi isler basaran
      devasının zahirde yanlıs görünen islerini rüyada görürsün!
      • Tahtayı yontmak, onu mahvetmek için degildir; dogramacının, marangozun gönlündeki istege uydurmak içindir!
      • Bu yüzdendir ki, Allah yolundaki serlerin hepsi de hayırdır; onun hayır olusu, güzelligi, sonunda meydana çıkar,
      görülür!
      • Görmez misin; tabak, posta pislikler sürer durur; binlerce defa bu isi tekrarlar!
      • Maksadı da, derideki gizli illetin çıkmasıdır! Derinin, azdan çoktan haberi bile yoktur ama, tabagın istedigi, derinin
      temizlenmesidir!
      489. Hakk´ın dergahına yol bulan, ancak görüstür!
      Mıifte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat
      (c.III, 1169)
      • Günahlardan arınmıs, tertemiz, güzel görünüslü biri var mıdır ki, su kirli yeryüzünden basını kaldırsın da, gökyüzüne,
      yücelere baksın
      • Toprak ve su ile yapılan balçıktan temizlenmis biri var mıdır ki, aslı olan denizi seyretsin!
      • Yahut da Kaf dagının beline ayak bassın da zümrüdankanın kanadını görsün
      • Nazar, bakıs günes yüzünden mest olunca, bakıs da elsiz ayaksız bir hale gelir, görüs de!
      • Ask yüzünden yardım görmüs biri var mıdır ki, hep oraya baksın, orasını seyretsin
      • Su, ancak su ile temizlenir, saf bir hale gelir; görüs de görüsle düzene girer, görüs elde eder!
      • Bastan basa görüs ol! Çünkü, Hakk´ın dergahına yol bulan ancak görüstür!
      490. Benim canım, çıkardıgı feryatlarla tanbura döndü!
      Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat
      (c. III, 1168)
      • Can, ask meyhanesinde baglanmıs kalmıs; ömür de baska mevsim istemiyor; hep baharı yasıyor! Dikkat et de anla
      ki, ömür, bu çesit yasayısla!
      • Ey canım, ey cihanım; benim canımın elinden tutunuz! Ey cihanın gözü; benim sözlerime kulak tut!
      • Gögün hayali geldi, önüme durdu! Basını baglamıstı, yorgundu; hasta gibi idi!
      • Elimi tuttu, kendi basına koydu! "Dostun gamı ile perisanım; bana yardım edin!" demek istedi!
      • Benim basımın agrısı ne safradan, ne de hararetten; basım ask sarabından mahmur olmus!
      • Ey tatlılıgı ile gönlümü avlayan güzel! Bunların hepsi de cilve; onun istedigi ancak sensin! Gönlüm, sadece sana
      hayrandır, sana asıktır!
      • Benim canım, çıkardıgı feryatlarla, yedigi darbelerle tanbura döndü! Gönlümün halini, tanburun tellerinden çıkan
      feryatlardan anla!
      491. Hakk´ın sevgili kuluna hitabı:
      "Senin, mezarında en yakın dostun, candan arkadasın benim!"
      Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´lün
      (c. III, 1145)
      • Bana bak, bana dikkat et ki, senin, mezarında en yakın dostun, candan arkadasın benim! Dükkandan, evden, bütün
      seni sevenlerden ayrıldıgın zaman seni, ben karsıladım; yapayalnız kaldıgın vakit, seninle ben düser kalkarım!
      • Mezarda, benim selamımı duyarsın! Haberin olsun; zaten hiç bir vakit benden ayrı düsmedin, gözüme görünmez
      olmadın ki!
      • Senin içinde, gölge varlıgın ötesinde akıl gibi, düsünce gibi daima seninle beraberim; zevk aldıgın, neselendigin,
      sıkıntılara düstügün, bunaldıgın zamanlarda da senin içindeyim; senden ayrı degilim!
      • Ask mahmurlugu, armagan olarak sana mezarda manevî saraplar sunar, güzel getirir; seni karanlıkta bırakmaz,
      mum uyandırır! Pis kokulan gidermek için buhur yakar, kebap verir. meze hazırlar! Kendi gözünle bak ki, hata etmeyesin!
      Sunu anla ki, gören de, görünen de hep O´dur!
      • Hangi tarafa bakarsan bak, hep beni görürsün! Hatta ister kendine bak, ister birbirleri ile savasanların çıkardıgı
      gürültülere, ister yeryüzünde karınca gibi kaynasan insan kalabalıgına bak; hep beni görürsün!
      • Ben, görünüste insanım fakat, sakın ha sakın benim bu bedenime, bu gölge varlıgıma bakarak yanılma! Çünkü bu
      gölge varlıgın ötesinde bulunan ruh, çok güzeldir, çok latiftir! Beden gibi çürüyecek, gelip geçecek degildir; sonsuzdur! Ask
      ise serttir, pek kıskançtır!
      492. Mademki Hz. Yusuf´a asık degilsin, git, Züleyha´nın gamını çek!
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün
      (c. II, 1023)
      • Sarap içeceksen, bari bizim dilberimizin elinden al, iç; güzel yüzlü, güzelligi ile alemleri yakıp yandıran sevgilimizin
      elinden iç!..
      • Mecnun gibi sevgiye engel olan akıl perdesini yırtmak istiyorsan, cesur askı bul da, onun elinden kadehsiz verilen
      mekansızlık sarabını al, iç!..
      • Eger içinde bir sıkıntı varsa, gönlün daralmıs ise, betin benzin solmussa, onun gül bahçesine git, orada otur;
      mahmur isen, onun seçkin mana sarabını iç!
      • Bayezid-i Bistamî, Maruf-ı Kerhî hazretleri gibi Hakk dostları elde etmek istiyorsan, günahlarla dolu olan su dünyada
      üzüm sarabı içme de, o yüce aleme ötelere git de, orada mana sarabı iç!..
      • Yürü; bir isin varsa, git, isinin basına geç! Mademki Hz. Yusufa asık degilsin. git, Züleyha´nın gamını ye!..
      493. Sevgilim; bana can da, gönül de sana kurban etmek için verildi!
      Mefa´îlün, Meffl´îlün, Fe´ulün
      (c. II, 1042)
      • Eger sen benden incinirsen, ben, kendi canımdan incinirim, bıkarım, usanırım!
      • Ey her seyi güzel olan sevgili; bana can da, gönül de sana kurban etmek için verildi!
      • Sen, gönlünün incindigini söylemiyorsun; ama ben, o incinisi canımın içinden duyuyorum!
      • Benim baharım geçer gider, gönlümdeki gül bahçesi de dikenlerle dolarsa, ben, bunu nasıl olur da bilmem
      * Senin yolunda toprak olmayan beden, yılancı sepeti olsun; senin yolunda toprak olmayan can da, yılan kesilsin!
      494. Bu yasemenlik Allah´ın bagındandır!
      Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ülün
      (c. II, 1049)
      • Bir kere degil, yüz kere söyledim; "Hiddete, öfkeye kapılma, kimse ile kavgaya girisme!" dedim.
      • Vefa ve sevgi çengine mızrab vurursan, usülüne göre vur!
      • Sen, pek iyi bilirsin ki, sert mızrab vurunca tel gevser!
      • Uyuma da, sen bize sarap sun! Biz mest olduk, harap bir halde uykuya daldık, fakat fitne uyumamıs, uyanık! Bu,
      hos bir hal degildir!
      • Ben, kurnaz adam degilim; durmadan söylüyorum, sana ögüt veriyorum!
      • Sevgilinin mahmur gözleri ise, benim bu ögütlerime gülüp duruyor!
      • Onun güzel gözleri benimle alay ederek diyor ki: "Ne güzel söylüyorsun; haydi, bir daha söyle!..
      • Örtülü, kapalı ögütlerini dinlemez, içime sindirmez isem, senden daha beter olurum!
      • Sus; kıstan korkma! Bu yasemenlik Allah´ın bagındandır, Allah´ın bahçesindendir!
      495. Sen, ezeldeki asıla bak; halen ulastıgın, içinde bulundugun fer´e bakma!
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün
      (c. II, 1044)
      • Sen, sakîye bak; onun verdigi sarapla mest olmus kisiye bakma; Hz. Yusufun yüzüne bak; onun güzelligini gör!
      Yoksa, bu güzellige hayran olarak Mısırlı kadınların kestikleri ellere
      • Ey beden oltasına düsmüs can balıgı! Sen, avcıya bak; oltaya bakma!..
      • Baslangıçta. ezelde hep bir asıldık; sen, o asla bak Simdi ulastıgın ve hala içinde bulundugun fer´e bakma!..
      • Ezeldeki uçsuz bucaksız gül bahçesini hayal et de, ona bak! Simdi ayagını; yaralayan su dikene bakma!..
      • Elinden kaçan kargaya bakma; sana mutluluk gölgesi düsüren devlet kusuna bak!..
      • Selvi gibi, basak gibi basını kaldır, yücelere, ötelere bak; menekse gibi asagılara, su kirli dünyaya bakma!..
      • Mademki ab-ı hayat Allah´ın lutfu ile senin derenden, ırmagından akmaya basladı, artık küpe, testiye kırılsa bile
      bakma!..
      • Sana varlıgı bagıslayanın, mestligi verenin çevresinde dolas! Yok olan, sende bulunmayan seyler için aglama,
      inleme; sende bulunan, var olan seye de sevinme, onlara bakma!
      • Kötü duygulardan, nefsanî isteklerden kurtulmuslara bak; onlar yücelere, ötelere kosmadalar! Günahlarla
      kirlenenlere, dibe çöken tortulara bakma!..
      • Kutsal suretlerle dolu olan dünyaya bak; yolunu baglayan, fanî olan sekle, surete bakma!..
      • Tuzagından kurtulan baykusa bakma; ask tuzagındaki kuslara bak!..
      • Pusuya yatmıs, senden daha iyi söz söyleyen biri var; o, simdi susmakta ama, sen onun susmasına bakma!..
      496. Allah´ım benim adımı "Sarap îçenlerin Kölesi" koy;
      ben, baska ad istemiyorum!
      Mefa´îlün, Mefa-flün, Fe´ülün
      (c. 11, 1045)
      * Ey sakî! Her zamanki sundugun kadehle degil, baska bir kadehle bana sarap sun da, canıma bir baska rahatlık, bir
      baska huzur ver!
      • Bugün beni gör; yoksa, canın hakkı için olsun, baska günleri beklemeye sabrım yok!
      • Bana bir zerrecik olsun merhametin varsa, acıyorsan, görüsmemizi bir baska zamana bırakma!..
      • Beni kurtar; kurtar, kurtar ki, ben çok fena halde baska türlü bir tuzaga düstüm!
      • Beni düsüncenin, endisenin eline bırakma! Çünkü düsünce de, insanın kanını bir baska türlü içerden emer durur!
      • Saki! 0 ham sarabı sunmaz isen, yüzlerce ham düsünce, yüzlerce ham hayal bana zahmet verir!
      • Borcum varsa da, bu eski hırkayı rehin olarak al ve borç olarak bir baska kadeh ver!
      • Allahım! Benim adımı; "Sarap îçenlerin Kölesi" koy; ben, baska ad istemiyorum!
      497. Güzelliginin gücü ile aklın elini ayagını bagladın da, akıl hiç bir is yapamaz oldu!
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün
      (c. II, 1048)
      • Ey sırlar sahibi, efendiler efendisi! Ey nurlar günesinin günesi olan aziz varlık!
      • Ay yüzlüler senin güzelliginin askı ile oyuna dalmıslar da, gökyüzü gibi dönüp duruyorlar.
      • Güzelliginin gücü ile aklın elini, ayagını bagladın da akıl hiç bir sey yapamaz oldu.
      • Askının atesinden ab-ı hayat fıskırmada. Ey dost onun suyu mu güzeldir, atesi mi
      • 0 atesten gül bahçeleri bitmistir. 0 gül bahçeleri yüzünden de dünyalar dolusu güzeller feryad etmekteler.
      • Onların feryadı, her an ter ü taze olan, solmak nedir bilmeyen Hakk´ın bahçelerinin gülleri içindir. Dünya bahçelerinin
      pek az ömürlü olan gülleri için degildir.
      • Biz onun askına layık olmadıgımız için, askı bizden utanırsa da hiç kimse onun askını gizleyemez.
      • Onun ayrılıgı atesle dolu bir magara gibidir. Acaba bu magaradan basımı çıkaracagım bir gün gelecek mi
      • Onun inkarından gönül gözleri perdelenmededir. 0 sevgilinin isinde sakın inkara kalkısma!
      • Garaz ve hased perdesi olmasaydı, kardesleri Yusufun yüzünü bir kurt gibi görmezlerdi.
      • Hasetler, garazlar insandan, insanın canından dogar. Bu yüzden sen insan seklini bırak da melek ol!
      • Garaz tohumlan nefsin gıdasıdır. Rnsan içine o tohumları ekerse çaresiz biterler.
      • Öküz, elbette bülbül gibi ötemez. Uyanık olan akıl da mest olmanın, kendinden geçmenin zevkini bilemez.
      • Ne kurttan Yusuf(a.s.)´ın güzel yüzündeki lütuflar dogar, ne de tavus kusu yılan yumurtası yumurtlar.
      • "Yann, öbür gün" diye diye su yan kesici nefis, ömürleri asırır durur.
      • Zavallı insan, senin bütün ömrün ancak bugünkü yasadıgın ömürdür, baska gün degil! Geçip giden dünü, gelecek
      olan yarını düsünme! Bugününü iyi kullan, dînî ve insanî vazifelerini bugün yap, yarına bırakma, aklını basına al da hileci
      nefsin vadesine inanma!
      • Benlikten, varlıktan kemerini çöz, bunlardan kendini kurtar da, hizmet kemerini kusan, sana yabancı olan nefîsten
      uzaklas!
      • Namaz kılarken yüzünü Bulgar güzeline çevirirsen bu namaz kabul edilmez.
      • Misk istiyorsan tatar ceylanının otladıgı ovaya gel!
      • Göklerdeki, yerlerdeki eserlerde görülen degismeyi, halden hale girmeyi görmüyor musun Sen de ibadetle, insanî
      vazife ile kendini yenile! Bugünün dünkü gününden daha iyi olsun!
      • Gam yiyenden de bir fayda görmeyecek hale geldikten, toprak olup gittikten sonra, senin güzel, paha biçilmez
      cevherini kim bilecek
      • Kendi nefsinin esegine hizmetçi olursan, ermislerin halkasında elbette sana yer vermezler, seni asagılarda bırakırlar.
      498. Bu evde hasta iki asık var: Hastalardan birisi benim,
      birisi de benim hasta gönlüm.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün.Fe´ulün
      (c. II, 1038)
      • Ey güzellerin ayı! Bir kere daha dog, bir kere daha gözlerimizi nurlandır! Çünkü senin gibi güzel baska bir sevgili
      olamaz.
      • Dünyada benim, senin güzel yüzünü seyretmekten baska bir isim olmasın!
      • Yüzünün günesi dogunca, onun ısıgı içinde titreyerek, o cosan her zerre senin essiz güzelligini anlatır durur.
      •Bu evde hasta iki asık var: Hastalardan birisi benim, birisi de hasta gönlüm. » Allah´ım, sen acıdın, her ikisine de
      saglık verdin. Fakat bu saglık baska türlü lir saglıga benziyor.
      499. Toprak mest olmus, yerlere serilmistir. Ayak altında çignenmektedir.
      Mef´ulü, Mefa´îlün, Fa´ulün
      (c. II, 1055)
      • Kardesim incir satan bir kisiye, incir satmaktan daha iyi bir is yoktur.
      • Biz mest olarak yasıyoruz. Mest olarak ölürüz. Mahserde de mest olarak kosa kosa gideriz.
      • Ölsek de toprak olsak da kullarını besleyen, bütün yarattıklarına lutuflarda, ihsanlarda bulunan mana sakîsi bizimle
      beraberdir.
      • Ayak altında çignenen topragı hor görme! Onun yarattıgı toprak güzellessin, hos olsun! Çünkü o da asıktır. Topragın
      topragı da can sarabı ile yogrulmustur.
      • 0 toprak çiçekler yetistirir, güller bitirir. Biz burada da mestiz, orada da mestiz diye söylenir.
      • Rnsan mest olunca daha da güzellesir, fakat toprak insandan da daha fazla mest olmus, yerlere serilmistir. Ayak
      altında çignenmektedir.
      • Rste sen de mest olunca toprak kesilirsin, yerlere dösenirsin. Hayat gemisinin kaptanı artık demir alır, ötelere
      yolculuk baslar.
      * Böyle mest olup yerlere dösenmek, ayak altında çignenmek nasıl olur da güzel olmaz Aklının iki gözünü aç da bak,
      hakîkati gör!
      500. Kötü huy nasıl güzellesir
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. II, 1073)
      • Benim kötü huyum var, sen beni mazur tut, hos gör! Sevgilim senin güzel yüzün olmadıkça, benim bu kötü huyum
      nasıl güzellesir
      • Sen olmayınca, ben kıs mevsimi gibi soguk bir hal alıyorum. Halk benden hoslanmıyor, benim yüzümden azaba
      giriyor, fakat seninle beraber olunca hos bir hal alıyorum. Güllük gülistanlık kesiliyorum, huyum bahar huyuna dönüyor.
      • Sensiz olunca aklım basımda degil, melülüm, yasayıstan usanmıs, bezmis bir hale geliyorum. Ne söylesem ters
      düsüyor, kötü oluyor. 0 zaman ben akıldan utanıyorum, akıl da senin yüzünün nurundan utanıyor.
      • Bozulmus, kokmus bir suyun kullanılır bir hale gelmesi için ne yapmalı Onun tekrar ırmaga karısması lazımdır. Kötü
      huyumun düzelmesi, güzellesmesi çaresi nedir; tekrar sevgilinin yüzünü görmektir.
      • Can suyunu bu beden girdabında hapsedilmis görüyorum da, hakîkat denizine yol açayım diye topragı kazıyorum.
      • Senin ümitsiz zavallılara gizli olarak sundugun bir sarabın mevcut oldugunu sezdikleri için ümitsizlerin hasretle
      feryadı göklere yükseliyor.
      • 0 isterse seni kucaklasın, bagrına bassın, isterse seni istemesin, bir kenara çekilsin. Ey gönül! Sen mümkün oldukça
      gözünü sevgiliden ayırma!
      501. Gam ve nese
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün,
      (c. II, 1078)
      •Ne mutlu sana, bu dünyada gönlüne ötelerden haberler geliyor. Ne mutlu sana ki içinde manevî zevkler, tatlı
      duygular duyuyorsun.
      •Gam nesenin gölgesidir. Gam neseyi kovalar. Onun arkasından kosar durur. Aklını basına al da kahkahalarla gülmeyi,
      fazla neseli olmayı bırak! çünkü nese ile gam birbirinden hiç aynlmazlar.
      "Fazla güldügünüz zaman gözyaslarının dökülmesinin sebebi, gam ile nesenin daima beraber olduklarını anlatmak
      içindir. Peygamber kahkaha atmazdı, ama daima tebessüm ederdi.
      Bir Rranlı sair:
      "Bu dünyada bizim nesemiz nedir Neye benzer Kasap dükkanında kuzunun oynamasına!"
      •Gam nesenin arkasında kostugu gibi, gece de gündüzün pesinde kosar. Gündüzü görünce bil ki karanlık geceden
      kurtulmaya imkan yoktur.
      • Sen gamın pesinde kostukça, nese de senin pesinde kosar, fakat sen nesenin arkasında kosarsan yol kavsagında
      gam önüne çıkar, yolunu keser.
      • Rnsanda anlayıs da kalmasın vehim de! Güzel de yok olsun, çirkin de! Kuru da kalmasın yas da! Rste bu yüzden bizi
      çekip sömüren "zaman timsahını" d üsün, ona göre davran!
      502. Hayalinin sevdasına kapıldık da hayale döndük.
      Sevgilim ya seninle bulusursak ne hale geliriz
      Fa´ulün, Fa´ilatün, Fa´ulün, Fa´ilatün
      (c. 11, 1034)
      • Sevgilim yapma, sevgilim etme! Ey pek kurnaz ay yüzlüm gitme! Ne olur bir kerecik olsun görünce insanın içi açılan
      ugurlu yüzünü örtme!
      • Sen Allah´ın bir deryasısın. Bütün halk, bütün yarattıkların balıklar gibi o deryanın içindeler. Onları kendinden
      mahrum edersen, onları karaya atarsan hepsi birden ölür giderler.
      • Senin askından deli olmus gönüle; "Yarın görüsürüz!" diye vaadde bulunma! Senin yarın deyisinden ötürü çıkan
      feryadlar gökleri astı.
      • Senin elinde olunca kendimizden geçeriz de basımızı ayagımızdan ayırdedemeyiz. Senin mestin olunca da, bas da
      düser, sarık da!
      • Senin lutufların, ihsanların pesindir, sikayet edilemez, ama agyarın, sevgimizi çekemeyenlerin gönüllerini hos etmek
      için sikayet etmis gibi görünürüz.
      • Ask bana; "Ey hoca ne istiyorsun " diye sordu. Ona; "Mahmurun bası meyhanenin kapısından baska nereyi ister "
      dedim.
      • Ey ask benim bütün ayıplarımı, kusurlarımı gördügün halde yine beni satın aldın. Bu ne kusurlu, ayıplı meta, bu ne
      kusur görmeyen lütuf sahibi bir alıcı
      • Padisahların hepsi de altın bagıslarlar. Halbuki sen öyle bir padisahlar padisahısın ki, "can" bagıslarsın. Senelerce
      önce ölmüs, çürümüs ölü bile senin yüzünden dirilir, mezardan bas çıkarır.
      • Sevgilinin askı gönlümde ne elem bırakır, ne de keder! Kıskansa da can yolumu kesse, ben candan bile bıkarım.
      • Sevgilinin bulutundan yagmur yagınca kumlarda bile yaseminler biter. Günesi parlayınca her yer güllük gülistanlık
      kesilir.
      • Sevgilim biz senin hayalinin sevdasına kapıldık da hayale döndük. Ya seninle bulusursak ne hale geliriz, kim bilir ne
      oluruz
      • Hepimiz de meyhanede siseleri kırdık, ayaklarımız paralandı, tabanlarımız kesildi, bütün arkadaslar mest, hepimiz
      mestiz. Sen düz yoldan baska bir yola sapma!
      503. Arif kisi dünya nimetlerine doymustur da,
      gökyüzü nimetine gönül vermistir.
      Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün
      (c. II, 1035)
      • Ey altın sevdasına kapılan! Ey dünya nimetlerine asık olarak aglayıp inleyen zavallı! Ölüm gelmeyecek, kapıyı
      çalmayacak mı sanıyorsun
      • Düsün ki sen sayı ile verilen nefeslerini bitirmek üzeresin. Esin ise bir baska koca düsüncesinde...
      • Aklını basına al da ecel gelip kapıyı çalmadan önce, Hakk´ın emirlerine uy! Dînî ve insanî vazifelerini yerine getir!
      • Adam olmaktan maksat, bakıs ve görüs sahibi olmaktır. Ey anlayısa, görüse, bakısa durmadan yagıp duran ilahî
      rahmet!
      • Ey nuru günese de, aya da bol bol vuran essiz varlık! Sen bizim gözümüze, görüsümüze güneste de, ayda da
      bulunmayan baska bir nur ver!
      • Arif kisinin hatırı dünya nimetlerine doymustur da baska bir nimete, gökyüzü nimetine gönül vermistir. 0 baska bir
      seye asık olmustur.
      *Arif kisi sunu anlamıstır ki, sen olmadıktan sonra, dünyanın suyunu içse, onun susuzlugu gitmez.
      *Sen dünyaya asık olmussun, onun nimetlerine kapılmıssın. Bu yüzden de bütün gece uyumaktasın, aglayıp
      inliyorsun. Hiç olmazsa seher vakti uyan da Allah´ı zikret!
      • Geceleyin de, seher vakti de uyuyup kalmayanlar, günün birinde ansızın o hakîkat hazinesine kavusmuslardır.
      • Hz. Musa bütün geceleri nur aradı da sonunda agacın tepesinde hiç görülmemis acayip bir nur gördü.
      • Hz. Yakup canla, gönülle gecenin karanlık saçlarını yurt edindi de sonunda oglunun yanagını, saçını öptü.
      • Fakat maksat Hakk idi. Ogul bahane idi. Hiç bir peygamberin canı bir insana asık olmaz.
      • 0 Hz. Halil´in soyundandır. Batıla meyletmez. Fanî olan, batmaya mahkum olan sey onun gözüne diken kesilir.
      • Ey can putu halini alan sevgili, güzel varlık! Sen bir resimden, bir kerpiçten ibaretsin. Senin Hakk´ı inkar etmen
      tastan yontulmus puta tapanların yolundan baska nedir
      • Ey güzel gözleri nergisi çirkin bulan dilber! Bir an için olsun bana kulak ver, sana bir sey söyleyecegim.
      • Ey gözü; "Bana neden oldu, keske olmasaydı!" gibi düsüncelere, kaygılara kapılmıs kisi! Ey dost! Sen su ana bak,
      gelecegi bırak! Senin dostun sana pesin verilendir.
      • Ben dudaklarımı kapadım. Sana söylecegimi göz yolu ile söylüyorum. Sarhoslugu fanî olan, gelip giden hersey, basa
      yüktür, yük!
      • Hayır, hayır! Söyleyemeyecegim. 0 görüs kusudur, acayip bir kustur. 0 hayırlara konmaz.
      504. Hakk´ın sevdigi kuluna hitabı: "Ben senin yanındayım, beni uzakta sanma!"
      Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat
      (c. II, 1053)
      • Senin yanındayım, beni uzak görme! Benim yanımdasın, benden ayrılma!
      • Mimardan, yani kendini yaratandan uzak düsen kisinin isi yolunda, uygun olur mu
      • Benim gözümle neselenen göz parlar, keskinlesir, öteleri, gaybı görür. Duydugu manevî zevkden ötürü mahmurlasır.
      • Rçinde benim rüzgarımın estigi, sevgimin dolastıgı gönülde, manevî güller açar, nurlarla dolu gül bahçesi olur.
      • Bensiz sana bir parmak bal verseler, o bir parmak baldır ama yüzlerce arısı vardır.
      • Bensiz seni bir ise, bir yere amir tayin etseler, binlerce memurdan beter hale gelirsin. Bir emir kulu olursun.
      • Halk, insanlar karınca gibidirler. Biz ise Süleyman´ız. Sus, sırlı ol, gizlen.
      505. Seninle beraber bulunmayınca, ben cenneti bile istemem.
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. II, 1062)
      • Senin yüzünü görmedikten sonra, yüzlerce dünya güzeli görmüsüm ne önemi var Senin sözün olmadıktan, senden
      bahsedilmedikten sonra yasayısın sırrının sırrını duysam ne isime yarar
      *Seni ne Hz. Adem rüyasında gördü, ne de onun neslinden gelenler, onun «sovu sopu! Ben senin güzelligini kimlere
      sorayım Bütün insanlara teker teker sorsam bile bir anlatan çıkmaz.
      • Ey güzelliklerden bile gizli olan aziz varlık! Seninle beraber bulunmadıktan sonra, ben cennette sonsuza kadar
      hürilerle dost olmusum. Devlet bana yar olmus, ben bunlardan hiç bir sey anlamam. Ben senden baska hiç bir sey
      istemem.
      Yunus Emre Hz.leri de
      "Cennet cennet dedikleri
      Bir kaç köskle bir kaç hüri
      Rsteyene ver onları,
      Bana seni gerek seni!" diye niyazda bulunmadı mı
      • Ben her an senin sekerler gibi tatlı öfkeni görmedikten, ballar gibi hos nazını çekmedikten sonra, ben mana
      padisahlarına bile nazlanmısım, onlar bile nazımı çekiyorlar, bunun ne faydası var
      • Ayrılık bulutu senin ay gibi parlak olan yüzünü örttükten sonra o bulut yagmur yerine gökten basıma inciler,
      mücevherler yagdırsa, bunda benim ne karım olur
      • Sarhoslara mum da, sevgili de senin nurlu yüzündür. Senin yüzünü görmedikten sonra her taraf yüz binlerce sarap
      küpü ile dolmus olsa ne çıkar
      • Sen yok iken Hızır senin yüzünü görürse, bana yazıklar olsun! Fakat yüzünü görmezse o her an ab-ı hayat içse ne
      faydası var
      • Çirkin binlerce kocadan arta kalan büyücü kadın gibi olan su dünya, sana taht bagıslamıs, baht bagıslamıs, bütün
      alemin hazinelerini sana vermis,"ne çıkar Bunların hepsi yok olup gitmeyecekler mi
      • Ezelde sıddıkların, gerçek velilerin canları senin yoluna dökülmüs, saçılmıs, senin yüzünü görmedikten sonra
      ayrılıgınla iki dünyada da en mazlum olan biri varsa, o da benim. Öyle farz et ki, zalim senin mazlumundan feryad ediyor.
      Varsın etsin ne çıkar
      • Ey Tebrizli Sems! Ben senin köpeklerinden bahsetmesem de, dünyadaki arslanları methetsem ayıp olmaz mı
      506. Can çocugu okulun da, hocaların da hocası oldu.
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. 11, 1065)
      * Sevgilim, dudaklarınla lütuflarda bulundun. Bu lütufların sonsuza kadar levam etmesini dilerim. Sevgili zaten
      bastanbasa lütufdan ibaret; Allah´ım sen onu sonsuza kadar yasat!
      • Ayın karanlık gecelere çok hakkı geçmistir. Ey gündüzün gecenin Rabbi! sen onu daim kıl!-
      "Hz.Mevlana´nın rubaîlerinin birisinde söyle bir mısra var:
      "Gecenin karanlıgına katlandıgı, ondan ürküp kaçmadıgı için, Allah aya nurlar bagısladı."
      * Hakîkat yolunda ilerleyen ruh, bir çok güzel menzillere, konaklara ulastı. Alahım sen onu bu hos yolculuktan
      ayırma!
      • Can çocugu, okulun da hocaların da hocası oldu. Allahım sen bu çocugu o okuldan ayırma!
      • Din ordusunun yolunu Sems-i Tebrîzî aydınlatmadadır. Allah´ım onun yolunu aydınlattıgı din ordusunu sonsuza kadar
      yürüt!
      507. Bilmiyorum ki ben benden, kendimden kurtulup nerelere gideyim
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. II, 1074)
      • Sevgili bir seye kızdı da acı sözler söylemeye basladı. Bilmiyorum ki nereye kaçayım Yokluk aleminden "Haydi
      kalkın" diye feryadlar gelmeye basladı. Ben nerelere gideyim
      • Kapıda yüz binlerce sule, alev, yüzbinlerce mesale var. Kapıdaki kimdir, kapıyı kim çalıyor Kapıyı çalan benim,
      baskası degil. Ben kendi kapımı calıyorum ama ben nerelere gideyim Ben beni arıyorum.
      • Rçeriden "Kapıdaki kimdir " diyen de benim, kapıdan gidip halkayı çalan da ben! Bilmiyorum ki ben, benden kurtulup
      nerelere gideyim
      "Mesnevi´nin V. cildinin 668-670 numaralı beyitleri aynı konuyu beyan buyurmaktadır:
      ´Yasadıkça, kanım damarlarımda dolastıkça, kendimden kaçıyorum. Çünkü insanın kendinden kaçması kolay degildir.
      Baskasından kaçan, ondan kurtulunca rahatlar, bir yerde karar eder. Halbuki benim düsmanım da benim, benden kaçan da
      ben! Su halde kıyamete kadar kaçmam gerek. Çünkü kaçarken kendimi de beraber götürüyorum, kendimden nasıl
      kurtulabilirim ki "
      • Kim beni iki gördü ise, ikiye ayrılmıs sandı ise kahrından çatladı, ikiye bölündü. Eger ben iki degil bir isem, ben hem
      suyum hem de yag, ben, birbiri ile anlasamayan, barısamayan, bir bedende yasayan iki kisiyim.
      • Ben nasıl bir olabilirim ki Saçlarım binlerce karanlıklar diyarı. Fakat nasıl iki olabilirim ki Karanlık gecelerde
      parlayıp duran ay gibi meydandayım. Ben kendimi bırakarak nerelere gidebilirim
      • Sen beni bir kumas hırsızı gibi ne zamana kadar evin etrafında arayıp duracaksın Halbuki hırsız evin dısında degil
      içinde, ve pencereden basını çıkarmada. Ben nerelere kaçayım bilmem ki
      • Bu kafesin her deliginden basımı çıkarmadayım. Bulusma yurduna dogru kanat açıp uçmadayım. Ben nerelere
      gideyim
      • Bedenim bu kafesin içinde sevdalara düstü, yandı, yakıldı, fakat basım her an bu kafesten dısarılarda bulunuyor. Ben
      nerelere kaçayım bilmem ki
      508. Aslında söyledigimiz sözler bizim degildir. Bizim ötemizde bulunan,
      bize o sözleri söyletiyor.
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. II, 1077)
      * Her gece kendi kendimi kucaklayınca, kendimde sevgilimin kokusunu bulurum.
      * Dün ask bahçesine gitmistim. Aklıma onu görmek hevesi düstü. Ona karsı duydugum asırı özlem, sevgi gönlümden
      tastı, gözlerimden costu da gözyası ırmagı halinde akmaya basladı.
      * Gözyasları halinde akan sevgi ırmagının kıyısında her gülen gül, varlık, benlik dikeninden kurtulmus, solmaktan
      eman bulmustu. Dalından kesecek kılıçtan kendini kurtarmıstı.
      * Çayırlıkta bulunan her agaç, her ot oynamaktaydı, fakat benlik sevdasına kapılmıs degersiz kisilerin gözleri onları
      görmüyordu.
      * Ansızın o selvi boylu güzelimiz bir taraftan çıkageldi. Onun güzelligi karsısında bahçe kendinden geçti. Heyecana
      kapılan çınar el çırpmaya basladı.
      • Yüz ates gibi, sarap ates gibi, ask ates gibi, bunların üçü de hos. Can bu atesler yüzünden alt üst olmus, perisan
      olmus, feryadlar içinde; "Nerelere kaçayım " deyip duruyordu.
      "Seyh Galip hazretlerinin su beyti Mevlana´nın beytine ne kadar benziyor:
      "Bana duzahdan ey meh dem vurur gülzarlar sensiz
      Dıraht ates, nihal ates, gül ates berk ü bar ates!"
      • Allah´ın (vahdet=) birlik dünyasında bu çesit çesit varlıklarda sayıya yer oktur. Sayı bes duygu ile dört unsur
      arasında anlatılması zor olan bu konuları anlatmak için meydana gelmis bir sey!
      * Yüz binlerce tatlı elmaları teker teker saymayı düsünebilirsiniz. Onların hepsinin bir olmasını istiyorsan, onların
      hepsini sık, suyunu çıkar!
      * Görmüyor musun Yüzbinlerce üzüm tanesi, birer yuvarlak kabuk perdesinin içinde gizlenmislerdir. Onlar ezilerek
      kabuk perdeleri yırtıldıgı zaman padisahın sarabı olurlar.
      * Harfleri saymaksızın gönülde beliren sözlere dikkat et! Bu sözler nereden meydana geliyor Sözlerin rengi yoktur,
      fakat bu kainatta her seyi güzel, hos bir sekilde yaratan, her seyi akıl almaz bir halde tertip edenden bir sekle bürünüp
      gelir. Aslında o sözler bizim degildir. Bizim ötemizde bulunan birisi o sözleri bize söyletiyor.
      •(Ey ay yüzlü sevgili! Sen olmayınca gül bahçesi bana cehennem gibi gelir. Agaç ates, fidan ates, gül ates, meyveler
      ve yapraklar bana hep ates gibi görünür.)
      • Güzel, tatlı sözler onun cemalinin; hos olmayanlar da onun celalinin bir tecellîsidir.
      • Tebrizli Sems, bir padisah gibi gönül tahtına oturmus, benim siirlerimde kullar, köle misali onun huzurunda saf
      baglamıslardır.
      509. Ben senin yanında hos bir haldeyim, evimi yık gitsin!
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün
      (c. 11, 1091)
      • Sen beni bir dost, bir ahbab olarak sayma da, hiç olmazsa uzak yerlerden gelmis, kimsesiz, garip bir misafir olarak
      kabul buyur! Beni bir emîr, bir basbug olarak görme de, senin kapında hizmetçi olan birisi say!
      • Susuzluk hastalıgına tutulmus gibi senin askına susamıs olan ben zavallıyı, sen susamıs bir hasta yerine koyma da,
      ayırdetmeden herkese sundugun rah-metinin, merhametinin sifa ilacından bana da sun!
      • Sen beni güzel yüzüne asık olmus, onun nurunun özlemini çeken biri sanma da, her tasın günesten bir nasibi, bir
      payı oldugu ısıgını bana da düsür!
      • Sen beni suçlarının bagıslanması için tövbe etmis biri sanma, ama sen affedıcisin, senin lütfun, ihsanın suçluların
      suçlarını yakmaz mı
      • Mademki senin yardımın olmadıkça ikiyüz kanatla da olsa uçulamıyor. Sen beni böyle bir tuzaga düsmüs sanma!
      • Sen uyuyanları rüya alemine götürmedin mi Onlara gizli bir temasa, gizli bir seyir seyran bagıslamadın mı Ne olur
      senin sevdana kapıldıgı için uyuyamayan ben zavallıyı, uyanık degil de uyur say! Beni de gizli aleme götür, hiç olmazsa
      hayalinle beni sevindir!
      • Mecnun senin yüzünden aklını kaybedip bag, bahçe bulmadı mı Delilikten hoslanıp; "Sakın akıl aramayın, akıl
      yoluna düsmeyin!" demedi mi
      • Mademki senin mest gözlerin herkesin aklını alıyor, gönlünü harap ediyor. Sen benim mecnun gibi aklımı alıp, beni
      mutlu etmen için, ne olur ay gibi nurlu olan yüzünü, nar gibi olan yanagını benden gizleme!
      • Cosup köpüren, dalgalanan, uçsuz bucaksız bir denize benzeyen askı, sekilsiz sayma! Su resimler, su sekiller zaten
      hep askın resimleri, askın sekilleridir!
      • Sen beni su dönüp duran gök kubbesine es sanma, onunla beni bir tutma! Ben balçıktan yaratılmıs öyle bir toprak
      harmanıyım ki ay bile bana hayran olmus da etrafımda dönüp duruyor.
      • Senin yanında ben hos bir haldeyim, evimi yık gitsin! Ben Tatar ülkesinin miski ile degil, senin kokunla mest
      olmusum.
      • Putçuya söyle artık put yontmasın! Benim gönlüm puthane oldu. Basım da saraphane, sarap yapılan yer oldu,
      meyhaneye gitme.
      510. Bir çok defalar düstün, seni elinden tutup ben kaldırdım.
      Bir defa daha düsebilirsin. Bunu hatırla!
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün
      (c. II, 1040)
      • Sevgilim yeni bastan cefaya basladın, dedigini yapmadın, sözünde durmadın; bunu hatırla!
      • Karanlık gecelerde beni yapayalnız, uyanık bıraktın da gittin. Yatagında hiç bir sey olmamıs gibi rahatça uyudun;
      bunu hatırla!
      • Düsrnanın kulagına bir seyler söylüyordun da beni görünce gizledin; bunu hatırla!
      • "Düsmana karsı diken olacagım." dememis miydin Gittin ona karsı gül oldun, açıldın, saçıldın.
      • Etegine sıkıca sarıldım, yalvardım, yakardım. Sen etegini sertçe çektin, beni bırakıp gittin; bunu hatırla!
      • Sana yumusaklıkla sitemler ediyordum. Sen ise bana agır sözler söylüyordun; bunu hatırla!
      • Bir çok defalar düstün. Seni elinden tutup ben kaldırırdım. Bundan sonra dikkatli ol, bir defa daha düsebilirsin.
      511. Beni sakın defnettiginiz mezarda aramayınız. Ben orada degilim!
      Mefulü, Mefa´ilün, Fe´ulün
      (c. II, 1054)
      • Ey sevgili, ey her iste essiz olan güzel! Sen çok kumazsın, fakat seni seven de kurnaz!
      • Ecel günü gelip de ben ölünce sakın defnettiginiz mezarda beni aramayınız, ben orada degilim
      "Mevlana´nın bu beyti, bir Rsveç sairinin su beytini hatırlattı:
      Kimsenin görmedigi bir günes vardır.
      Hiç ölüsü olmayan bir mezar vardır!
      Hiç batmayan bir günes vardır!"
      1945 Sonrası Rsveç Siiri, Haz. L. Özkök, Peker Yay.
      Hz.Mevlana´nın bir baska beyti de söyle:
      "Öldükten sonra bizim mezarımızı yeryüzünde aramayınız, arif kisilerin gönlü bizim mezarımızdır."
      • Benim dirilmemi istiyorsan, bu isi vuslat rüzgarına bırak, ona ısmarla!
      • Sensiz yasamanın tadı, zevki, nesesi yoktur. Sen neredeysen biz de oradayız.
      • Sensiz bir damarımın bile aklı basında ise, can damarım kopsun.
      • Gül bahçesine benzeyen yüzünün güzelligi beni mest etti. Elimi dikenlere attım, ayagımı dikenlere bastım.
      • Ey güzel varlık! Sensiz yasayıs bana haramdır. Sensiz baht uyanmaz.
      • Zaten baht sensin, hayat da sensin. Geriye kalan addır, laftan, azardan, incinmeden baska bir sey degildir.
      • Ey beni gönlünden çıkaran, beni unutan sevgili! Ne olur beni düsün, beni hatırla!
      512. 0 benim canım, ben de o canın bedeniyim.
      Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün
      (c. II, 1016)
      • Gerçekten de biz sizin gönül gözlerinizi açtık. Siz simdi gizli seyleri görmeye bakın! Gerçekten biz simdi sizinı
      aranızda bulunmadayız. Yardıma gelenden müjdeyi bekleyin.
      • Ey seher vakti esen, ötelerden gelen! Ey hos haberler getiren rüzgar! Müjdeyi ver de gönlümü al! Ey müjdeci!
      Elimde bir canım kaldı, o da sana feda olsun, onu da al!
      * Senden manevî bir bakısa nail olunca, bizi öldürmek için çekilen kılıçlar bize kalkan olur, zırh olur. Yıkık yerler gül
      bahçesine döner. Dünyanın gözü aydın olur.
      • Ey ısıracak disleri kalmayan kahır! Ey kötürüm oldugu için yanımıza gelemeven gam! Ey yüzlerce defa güldükçe
      gülen lütuf! Canlar zafere kavustugu için can da gülmede, cihan da!
      • Zevkim, sefam göçüp gittiyse de, aklım uykusuzluktan dagıldıysa da Cenab-ı Hakk´a yemin ederim ki yine de ruhum
      ondan vazgeçmedi. Allah´a yemin ederim ki yine de canım onun lütfunu inkar etmedi.
      • Sanki ben onun bulutuyum, o da benim ay´ım! Sanki o benim gündüzüm oldu da, ben de ona geceyim. 0 benim
      canım, ben de o canın bedeniyim. Velhasıl; o güzellige, o parlaklıga ben hayranım. Daima; "Hayranın olayım senin!" diye
      yalvarıp duruyorum.
      • Rsiteni, duyanı olmayan, kabul edilmeyen duadan; sefaatçisi bulunmayan günahtan; ilacı, hekimi ele geçmeyen
      dertten, o gümüs rengi bedenli sevgili olmadıgı için yüzün sararıp solmasına ah olsun, yazıklar olsun.
      513. Rnsan öyle mest olmalı ki, hiç bir seyden haberi olmamalı.
      Mef´ulü, Mefa´îlün, Fe´ulün
      (c. II, 1051)
      • Karanlık bastı, gece oldu, oldu ama bu gece benim için degil, yabancılar içindır. Çünkü sevgilimin yüzünün nuru ile
      benim gecelerim gündüz olarak geçmektedir.
      • Butün dünyayı dikenler kaplasa, bütün dünya bahçeleri çiçekler yerine dikenlerle dolsa, fakat sevgilimin sayesinde
      biz dikenler arasına degil, gül bahçelerine dalmıs oluruz.
      • Dünya zelzelelerle harap olsa, yahut da bastan basa mamur ve abadan olsa, bunların hiç birisi bizi ilgilendirmez.
      Çünkü biz kendimiz sevgilinin askı ile rnest olmus, harap olmus, yerlere serilmisiz. Onun hiç bir seyden haberi yoktur.
      *Çünkü insanın bir seyden haberi olması, onun büsbütün melül olmasına, bıkmasına, usanmasına sebep olur. Ama
      haberlerin aslı su ki, insan ilahî askla öyle mest olmalı ki, hiç bir seyden haberi olmamalıdır-
      "Mevlana bir Dîvan-ı Kebîr beytinde:
      "Ben onu bunu bilmem. Ben ask kadehi ile mestim." diyor.
      514. Ey bütün aleme günes olan güzel! Merhaba!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. II, 1066)
      *Merhaba ey ölümsüz can, ey muradına ermis padisah! Ey her tali´i ölmüs kisilere ruh bagıslayan! Ey bütün dünyaya
      günes olan güzel!
      *Bu dünya da öteki dünya da, her ikisi de senin emrinin kulu, kölesi olmuslar sana boyun egmislerdir. Eger
      istemiyorsan onları birbirine vur, ikisi de dagılsın gitsin! îstiyorsan onları koru, mamur et!
      *Varlık alemine yokluk günesinin nurunu düsür de, herkesi cennet nimetlerini istemez ve cehennem atesinden
      korkmaz bir hale getir!
      *Yoksulluk ile övünenleri, can korkusundan kurtar! Su dünyada görünen bütün fanî güzellikleri, resimleri, nakıslan,
      onları yapanın ugruna feda et!
      *Allah´ım lütuflarındaki, ihsanlarındaki bu sırları herkes anlamaz. Onları ancak yoklukta mahvolan, varlıktan
      tamamıyla kurtulan kisiler anlar.
      *Kaderin o kıvılcımlı belalar atesinde, gönlün kırmızı altın gibi güldügünü ren kisi çekinmeden, tiksinmeden canını feda
      eder.
      *Sen kendin, asıl altın ve inci madenindensin. Artık dünyada kimyalara basvurarak bakırları altın haline getirerek
      zengin olmaya ugrasmak senin için ayıptır.
      515. Bir ask ovası seyretmistik; onu hatırla!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. II, 1063)
      • Rstemedigimiz halde ayrılık atına eyer vurdun. Bir tatlı ömür gibi gitmek istiyorsun, ama bizi unutma, bizi hatırla!
      • Yeryüzünde de, gökyüzünde de sana çok çok temiz dostlar, iyi dostlar bulunur, fakat eski dostla ettigin ahdi, yemini
      unutma, hatırla!
      • Sana karsı kusurlar etmistim. Belki bu yüzden bana darıldın, kin gütmeye basladın! Fakat ey kin gütmeyen dost;
      beraber geçirdigimiz geceleri unutma!
      • Sen her gece yollarda ay degirmisini basına yastık edince, dizimizi yastık ettigin geceleri unutma, hatırla!
      • Senin sevdana kapılmıstım. Ferhat gibi ayrılık dagını delmeye ugrasmıstım. Ey yüzlerce Hüsrev, yüzlerce Sirin gibi
      nice güzeli kendine kul, köle eden güzel; beni hatırla!
      • Bir deniz halini alan gözlerimin kıyısında, safran dalları ile, agustos gülleri ile dopdolu bir ask ovası seyretmistik; onu
      hatırla!
      • Atesli dileklerim göklere yükselmede. Cebrail (a.s.) arsa çıkmıs, arstan; "Amin, amin!" demede, bunu hatırla!
      • Ey Tebrizli Sems! Senin yüzünü gördügümden beri benim dinim asktır. Benim dinim senin yüzünle avunur. Bunları
      unutma, hatırla!
      516. Bu dünyada gördügümüz baglardan,
      bahçelerden baska baglar, bahçeler de vardır!
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün,
      (c. III, 1094)
      *Sakî sarap kadehini bir kere daha doldur! Dünyada da ahirette de senin gibi sadık bir dost yoktur.
      *Sen meclisimize geldin, yüzünü gösterdin de, aklı da fikri de aldın. Artık can Mansuruna her taraf bir baska daragacı
      oldu.
      *Can senin yüzünden deli divane oldu. Gönül de deniz halini aldı. Artık gönül nasıl olur da baska bir sevgiliye döner
      bakar
      *Asıklar meyhanesinde can, sakîlik etmektedir. Bu yüzdendir ki, asıklar gibi mest olmus, kendinden geçmis kisiler
      bulunmaz.
      *Ask yolunda yürür, yol alırsan bilirsin, anlarsın ki, bu dünyada gördügümüz bu baglardan, bu gül bahçelerinden
      baska baglar, baska gül bahçeleri de vardır.
      *Gönül ansızın beni aldı, o tanınmıs ask otagına götürdü. Ben, ask otagındaki sultanın yüzünü görünce kendimden
      geçtim. Gonül de bir baska sekilde kendinden geçti.
      *Dünyayı güzel eserlerle süsleyen essiz sanatkarın askı ile geçmeyen ömrü sen ömür sayma, o kaybolup gitmistir.
      Hakk yolunda hakîkate varmak sözle olmaz, inandıgını yasamakla olur.
      "Hz.Mevlana bir beytinde aynı görüsü beyan buyurur:
      "Asksız geçen ömrü sen ömür sayma, onu hiç hesaba katma! Ask ab-ı hayattır. Onu canla ve gönülle kabul et!"
      (Dîvan-ı Kebîr, c. III, nr. 1129)
      • Hak yolunda yürüyen asık ilahî sevgiyi gönlünde hissedince onun için baht da budur, devlet de budur, zevk de
      budur, yasayıs da budur. Onun için bu asktan, bu sevdadan baska bir alıs veris, baska bir kar yoktur.
      • Deniz ask yüzünden cosar köpürür. Kus bu yüzden öter. Onların hepsinin de dilegi bu ask tuzagına her an yeni bir
      avın düsmesidir.
      • Allah dünyayı gizli bir hazine gibi meydana çıkarınca, sevdalarla dolu olan her bas, bos durmadı. Onu bulmak için
      dünyada bir baska seyi meydana getirdi.
      • Su dünyada nerede olursa olsun, bir güzel varsa, o gece gündüz kararsızdır. Kendi güzelligine bir alıcı arar durur.
      • Nerede bir ay yüzlü, nerede bir misk kokulu varsa, kendine aglayıp inleyen bir asıgı müsteri gibi beklemektedir.
      • Su anda su nefeste ben, onun mestiyim. Baska bir gün su ter ü taze perdeden sırlarla dolu baska gazeller söylerim.
      517. Ask; kıyısı, dibi olmayan büyük bir denizdir.
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. III, 1096)
      • Eger onun ask sırrından haberin varsa, canını ver de sevgiliye öyle bak!
      • Ask kıyısı, dibi bulunmayan büyük bir denizdir. 0 denizin suyu bastan basa atestir, dalgası da incidir.
      • Onun incileri sırlardır. 0 sırların her biri de Hakk yolunda yürüyen yolcuyu manalar alemine götüren bir kılavuzdur.
      • Dün gece mest olarak uyumustum. Gece yarısı o ay yüzlü sevgili yanıma geldi.
      • Ay ısıgında sapsarı yüzümü gördü de acıdı ve sapsarı yüzümü gözyasları ile ıslattı.
      • Merhameti da bana vuslat serbeti sundu. Bedenimde bulunan kılların her biri ayrı ayrı can buldu.
      518. Hakk yolunda yürüyenlere, bu sebeplerden baska sebepler hazırlandı.
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. III, 1104)
      *Asıklıkta bir baska kapı açıldı. Simdi Yüsuf(a.s)´ın güzelliginde bir baska parlaklık, bir baska güzellik var.
      *Ask yolunda gözü kapalı olmayan uyanık olanlara müjdeler olsun! Ben dün gece bambaska bir rüya gördüm.
      *Hakk yolunda yürüyenlere, su sebeplerden baska sebepler hazırlandı.
      *Bulutlardan sarap yagmasa bile, yasayıs baska bir ab-ı hayat elde etti.
      *Dostlar huylarını degistirdiler, asabî, serkes oldular da, Allah bize uysal baska dostlar ihsan etti.
      *Asıklara baska münbit bir ova, bir baska su dolabı verildi de, onlar ask yesilliklerini yeniden yeserttiler.
      *Eger ask senin adını kötüye çıkarırsa gam yeme, askın baska adları, baska sanları da var!
      *Süfî; söz, harf bilmezse bilmesin! Ask derdinî anlatan baska bir bab, baska bir bölüm var!
      519. Dünya onun yüzünden alt üst olmustur.
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilat
      (c.III, 1110)
      • Sevgilinin dudaklarından sekerin haberi var mı Yüzünün nurundan günesin, ayın haberi var mı
      • Onun nefsine karsı gül bahçelerinde esip duran ilkbahar rüzgarı ne söz edebilir
      • Dünya onun yüzünden alt üst olmus, ayrılık acısı ile perisan olmus, asıgın bundan haberi olabilir mi
      • Mademki can onun ask sırlarına mahrem degildir, onun halinden haberi olanların ne haberi olabilir Çünkü sırları
      ancak can bilir!
      • Nergis bahçeye mahmur mahmur bakar durur ama, çayırlardan, çimenlerden onun ne haberi vardır
      • Her kavim, her toplum, kendi aralarında mest olmuslardır da; "Baska kavimlerin bizim mest olusumuzdan ne
      haberleri var " diye söylenir dururlar.
      • "Nasılsın Gönlün nasıldır " diye sordu, ama su cigeri yaralanmısın gönlünden ne haberi olacak
      520. Kendi cinsinden olmayanla düsüp kalkan münafık sayılır!
      Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat
      (c. III, 1116)
      * Ey güzel varlık! Herkes kendi cinsi ile uzlasmıs, kendi cinsi ile kaynasmıstır. Herkes kendi tabiatine layık birisini dost
      edinmistir.
      * Fakat gönlünde senin açtıgın yara bulunan, hiç kimseyi seçmez. Senin avın olan nasıl olur da baskasına av olabilir
      * Mademki lütfun, ihsanın bizi bizden aldı, kendimizden geçtik, lütfunu esirgeme, bizi sensiz bırakma!
      * Cins cins herkes, her sey kendi cinsi ile kaynasır, herkes, her sey kendi cinsinden birisini seçer, alır.
      * Kendi cinsinden olmayanla düsüp kalkan münafık sayılır. Su ile yag, katran ile kar bir arada bulunabilir mi
      * Cinsinden olmayandan ayrılıp kendi cinsinden olana kavusuncaya kadar, bululundugu yerde susadıkça susar,
      susuzlugu arttıkça artar.
      * Kim senden kaçar da baskasından hoslanırsa, kim seni bırakır baskası ile karar ederse;
      * Kim senin yanında suratını eksiterek, bulut gibi somurtarak oturur, baskasının yanında ilkbahar gibi gönlü açılır
      gülerse;
      * 0 zaman anla ki; "Gayb alemindeki ay´dan benim nasibim yok, can sarabı, can kadehi ancak basımıza sersemlik
      veriyor." demek ister.
      * 0 ney sesi, o mana sarabı hatırına gelmiyor mu ki, seytanın elinden hos bir halde üzüm sarabı içiyorsun
      * Ey zavallı sen seytanın elinden yüzlerce kadeh sarap içiyorsun, ne fena hale düsecegini yakında görürsün.
      * Burada basın düsük, yüzün asık, halinden memnun degilsin. Fakat bil ki, burada bir de dag gibi kapkara bir nefis
      ejderhası var!
      * Kendi cinsin ile olunca süsen gibi dil kesilirsin, neseli neseli konusursun. kendi cinsinden gayrısının yanında ise dilsiz
      olursun, hiç konusmazsın. Kendi cinsinle olunca gül gibi açılırsın, kendi cinsinden gayrısı ile diken
      olursun.
      521. Sen bu dünyada nereden geldigini,
      nereye gidecegini aklına bile getirmedin.
      Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat
      (c. III, 1128)
      • Onu yol basında gördüm, geceleyin ay gökyüzünde nasıl hızlı hızlı giderse, o da öyle hızlı hızlı gidiyordu. "Allah
      askına biraz yavasla, bir an için olsun yavas git!" dedim.
      • "Ey ay´a benzeyen güzel!" dedim. "Ne olur bir an için olsun atının dizginini çek, yavasla! Ey günese, güne benzeyen
      dilber! Çabucak geçerek gölgenden bizi mahrum etme!"
      • Dedi ki: "Ben bir günesim, senin gözlerin kamasır. Beni görmeye gücün yetmez. Eger sen bir an için beni görebilsen
      mahvolursun. Isıgım seni senden alır, senden eser bile kalmaz."
      • Çünkü sen bu tatsız, bu soguk hayat yolculugunda devamsız olan mal, mülk sevdasına kapıldın. Nereden geldigini
      nereye gittigini aklına bile getirmedin. Kendini lüzumsuz yere harcadın. Dünya nimetlerine olan susuzlugundan ötürü,
      dudakların kumdu, gözlerin yasardı.
      • Benim asıl burcum benim asıl nimetlerim, bu dünyada degildir, ötelerdedir. 0 pek acayip bir incidir, coskunluklarla,
      hünerlerle doludur.
      • Bu kadar çok çesitli gaflet perdelerinin arkasında yenini yakanı yırtmıssın. Dünya sevgisi ugruna kendini
      kaybetmissin.
      522. Secde senliksiz, benliksiz, neliksiz, niteliksiz dur.
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. III, 1095)
      • 0 güzel elime bir süpürge verdi, "Haydi!" dedi, "Bununla denizden toz kopar!"
      • Sonra o süpürgeyi atese attı yaktı. "Haydi!" dedi, "Atesten bir süpürge getir!
      • Hayretler içinde kaldım da ona secde ettim. Bu halimi görünce dedi ki: "Bana öyle hos, öyle candan secde et ki,
      secde eden olmasın!"
      • Ben ona; "Secde eden olmadan nasıl secde edilir " dedim. 0; "Secde neliksiz, niteliksiz, senliksiz, benliksiz olur."
      dedi.
      • Ben boynumu önüne uzattım ve "Secde edenin basını kılıçla kes!" dedim.
      • 0 kılıcını çekti, basımı kesti. Basım onun önüne düsünce, kesilmis boynumdan yüz binlerce bas çıktı.
      • Ben bir çerag oldum, kandil oldum, her basım da birer fitil halini aldı. 0 zaman her taraf kıvılcımlarla doldu.
      • Basımın her birinden mumlu kandiller çıkmaya basladı. Bu mumlar katar katar dogudan batıya kadar her tarafı
      kapladı, her tarafı nurlandırdı.
      • La-mekan da, mekansızlık aleminde dogu, batı nedir Karanlık bir külhan ile ise yarar bir hamamdan baska bir sey
      degil!
      • Ey soguk mizaçlı kisi! Senin yıkanmak için hamamda kullanılan gönül tasın nerede Manevî kirlerini ne ile
      temizleyeceksin Zavallı; temizlenemeden bu hamamın yıkanma yerinde ne zamana kadar oturup kalacaksın
      • Haydi hamamın yıkanma yerinden çık, ama büsbütün kirlenmemen için külhan tarafına gitme, çamasırların
      bulundugu soyunma yerine gel! Elbiselerini giyinirken orada bulunan resimleri seyret!
      • 0 resimlerdeki gönül alan güzellerin güzelliklerini, lale bahçelerindeki lalelerin renklerini doya doya seyret!
      • Onları seyrettikten sonra bir de pencereye bak! Çünkü hamamın soyunma yerinde gördügün o renkler, o güzellikler
      pencereden gelen günesin nuru ile, aksi ile büsbütün güzellesti. Pencereden ısık gelmeseydi, karanlıklar içinde kalsaydın, o
      güzel resimleri göremezdin.
      • Aslını ararsan, su dünyadaki altı cihet, altı yön hamamdır. Hamamınsa sonu dur, pencere ise mekansızlık alemidir.
      Padisahın o güzel yüzü pencereden görünmektedir.
      • Toprak ve su, balçıktan yaratılan insan, o cemalin akseden nurundan güzellesti. Türkili´ne, Zengibar´a hayat
      yagdıran o yüzün nurudur.
      • Gün geçti gitti, ama sözüm bitmedi. Ey gece ve gündüz! 0 güzeller güzelinin sözü bitmeden geçip gitmekten utanın!
      Yazıklar olsun size!
      • Mana padisahı Tebrizli Sems, beni sarhosluk içinde, sarhoslukla mest edip bıraktı.
      523. Sırrı ortaya koy, gizleme!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. III, 1106)
      • Sırrı ortaya koy, gizleme, kulunu her an yüceltme!
      • Sen herseyin nereden geldigini, neden oldugunu daha iyi bilirsin. Yanlıslar oldu ise, yapılmayacak isler yapıldıysa
      onları bizden gizleme!
      • Köylü bile olsam, senin köylünüm. Köylünü kaba bulma, hor görme!
      • Beni askta usta ettin ama yine de usta sayma, çırak olarak bil!
      • Feryad etmem, "Oradan tutma!" diye bagırmam için zevkle benim bogazıma sarılıyorsun.
      • Ben senin çör çöpünüm. Beni denize dogru sürükle, ama beni rast gele denize layık görme, beni denizine dök!
      • Selahaddin tamamıyla elest meclisinden gelmistir. Sakın onu bugünden, yarından sanma!
      524. Bahçedeki selviler, gül fidanları neseden secdeye kapanıyorlar.
      Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat
      (c. 111, 1130)
      • Her an padisahtan elinde bir sarap kadehi ile bir elçi geliyor. Elçi padisahın kadehini sununca, biz içimizde padisaha
      kavusma ferahlıgı duyuyoruz.
      • 0 zaman akl-ı küll el çırpıyor, cüz´ler oynamaya baslıyorlar. Bahçelerdeki selviler, gül fidanları, neseden secdeye
      kapanıyorlar.
      "Akl-ı küll, Allahın kudretinden ilk önce ortaya çıkan akıl, "Ars-ı a´zam, Cebrail, Hz. Muhammed´in nuru" olarak da
      dusünülür."
      • 0 anda deniz, çırpınıyor, köpürüyor. Dag bu yüzden la´l elbiseler giyiyor, Nuh bu halden cosuyor, ruh da utanıyor.
      • Ey uzakları gören akıl! Su huri gibi güzel olan sakîye bak! Ey kararsız bir hale gelen can ve gönül! Siz de mansur
      sarabını içenlerin ne hale geldiklerini seyrediniz.
      • Sagdan soldan gelen saadet müjdesini duy, sen seni seçtikçe, sen seni sevdikçe, sen seni buldukça bahtın safalar
      içinde safalara dalar.
      • Gök kubbesi perdesini yırt, hesapsız cennet nimetlerini ye, kevser suları iç rahatla; hurileri kucakla!
      • 0 kucaga gelince; ermislere, hal sahiplerine o geceden hayal gibi görünen her sey, sonunda gerçeklesir, elde edilir.
      525. Bana üzümden yapılmıs yeryüzü sarabı verme!
      Bana sevgi ile hazırlanmıs gökyüzü sarabı ver!
      Mefulü, Fa´ilatü, Mefa´îlii, Fa´ilat
      (c. III, 1118)
      • Ey benim avcılar beyim! Sen beni avladın. Simdi sensiz ne zevkim ve nesem var, ne uykum, ne kararım!
      • Gönlümün sahibi sensin, alıs verisimin aslı esası sensin! Bu kadar cevri bu zavallıya reva görme!
      • Ey ask dünyasında bir sevgilisi bile olmayan kisi! Bir de bana bak, cihanı dolasıyorum. "Ey sevgili, ey sevgili, ey
      sevgili!" diye bagırıp seni arıyorum, seni çagırıyorum.
      • Daha önce sundugun o saraptan sun! Sonra bakısınla o mest gözlerinden sunacagın sarapla mahmurlugumu gider!
      • Bize üzümden yapılmıs yeryüzü sarabı degil, sevgi ile hazırlanmıs gökyüzü sarabı gönder! Gönder de yeryüzünde aklı
      basında, ayık bir kimse kalmasın!
      • Bir günde, bir bakısla binlerce is basarırsın. Bir de bana bak da, benim bu isimi de basar gitsin!
      526. Ben, sarapla mest olmadım, senin güzelligin ile mest oldum.
      Müfte-ilün, Müfte´ilün,Fa´ilat
      (c.III, 1167)
      • Ben sarapla, afyonla mest olmadım. Senin güzelliginle mest oldum. Gel kucaklasma zamanı geldi, kucaklasma
      nerede
      • Haydi bahar mevsimi geldi. Mestane bir eda ile agaç gibi, rüzgar gibi sıçra, sen de bir yer tut!
      • Taze dal rüzgar yüzünden bir yere tutundu. Bir kucak buldu da benim gibi kararsız bir halde oynamaya basladı.
      • Bu haber gayb alemi güzellerine ulastı da, gayb aleminden esi görülmemis yüzlerce güzel çıktılar, bahçeye geldiler.
      • Lale, yüzünü, yanaklarını kızartarak dagdan indi. Sünbül, ayagı balçıklı olarak çimenlikten kostu, geldi.
      • Süsen kılıçla, yasemin kalkanla, yesillik yaya, ter ü taze gül atlı olarak geldiler.
      • Fındık agacı, hashas ovaya gelip kondular. Nane ile tere ırmak kıyısını seçtiler.
      • Dostun dosttan bir yardım bulması için, bunların hepsinin arkları ayrı ayrıdır.
      • Bahan kutlamak arzusu ile sehirdeki bütün helvacılar geldiler. Sekerlerle, fıstıklarla dolu dükkanlar açtılar.
      • Meyva satanlar da, tablaları meyvalarla dolu olarak geldiler. Etrafa meyvalar saçtılar, herkesi meyva ile doyurdular.
      • Sen onu bunu bırak da, gülden bahset! Çünkü gül sevgilinin etegindedir. Sevgilinin kokusundadır, durmadan onun
      güzel kokusunu anlat! Çünkü onun kokusu perilerin yandır. Çünkü periler gül kokusu ile beslenirler.
      • Bülbül, kumru, daha yüzlerce kus baharı kutlamak için baga, bahçeye geldiler.
      • Ey nergis! Ben senin küçük gözün gibi agzımı kapadım, sustum. Artık çayırlıktaki, çimenlikteki kusların ötüslerinin
      güzelligini sen anlat, o hos ötüslere sen kulak ver!
      527. Kopuz, kendisine mızrap vurarak çalsın diye
      çalgıcının ayaklarına yüzünü sürer, yalvarır.
      Mef´ülü, Mefa´îlün, Mefulü, Mefa´îlün
      (c.III, 1173)
      • Dogru haberi, Hz. Peygamber´in sözünden duy! Mümin, yani Allah´a inanan kisi hakkında Peygamberimiz
      buyurmustur ki: "Mümin kopuza benzer!"
      • 0 peygamber en büyük mana padisahıdır. îste o geldi. 0 ne güzel padisahtır. 0 ne güzel görüslüdür. Onun tesrifi,
      onun gelisi ile dünya misk kokusu ile, anber kokusu ile doldu.
      • Mademki mümin feryad edip aglamada bir kopuzdur, kopuz birisi kendisine mızrap vurmadıkça feryad eder mi, aglar

      • Büyükler büyügü ferah geldi. Eksilmeyen, her an devam eden kerem geldi. Ayların ayı geldi.
      • Kopuz, kendisine mızrap vurulmasını huy edinmistir. Mızrap yemedikçe yerinde duramaz. Bu yüzden kendisine
      mızrap vurarak çalsın diye çalgıcının ayaklarına yüzünü sürer, basını kor, yalvarır.
      • Ruh da, dünya da, dünyanın süsleri de, yesillikleri de, kırmızılıkları da, hakkın mana sarabından mest olmuslardır.
      • Sen de sus, mahrem ol da her an Rabbanî mecliste can sarabını agızsız, dudaksız ve kadehsiz olarak gizlice iç, iç!
      528. Ey seher vakti hayali gönlüme gelen sevgili!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. III, 1105)
      • Ey her seher vakti hayali gönlüme gelen ve ay gibi bastan basa nur olarak hayal halinde gönlümde dolasan sevgili!
      • Senin güzelligin bizim canımıza nakıs olmustur. 0 güzellik içimize bir karısık nur, bir ates düsürür. Bizi yakar
      yandırır.
      • Beni ateslere atıyorsun, yakıp yandırıyorsun; sonra bana "Sabret!" diyorsun. Bilmiyorum insan ateslerle dolu tandırın
      içine atılırsa yanarken nasıl sabreder
      • Hatırladın mı Dün gece mest olarak gelmistin, öyle güzeldin ki sasırıp kaldım. Gelen ay mıdır, peri midir, yoksa hüri
      mi diye düsündüm.
      • Söyledigin o tatlı sözler, o tatlı diller, o uzaktan yaptıgın isaretler!..
      • Elini dudagına götürüyor, bana hatırım için cosma demek istiyordun.
      • Elini agzına götürüyor; "Sabret!" demek istiyordun. "Hatırım için cosma, köpürme!" Fakat o la´l dudaklara
      sabredebilecek kisi nerede
      • Yüzünü göge dogru kaldıryor; "Allah´ım bana göz degdirme, kötü göz benim güzelligimden uzak olsun!" demek
      istiyordun.
      • Ey sekillerden, nakıslardan pak olan güzelim! Senin yüzünden her an gönül kapılarıma bir Yusuf atılmaktadır.
      529. Sevgilim, gönül senin yüzünü seyrettigi halde yine de yüzünün hasretini çekiyor.
      Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat
      (c.IIl, 1117)
      • Sevgilim; gönül senin yüzünü seyrettigi halde yine de yüzünün hasretini çekiyor, yine de seni görmeyi bekliyor. Can,
      senin gül bahçende mest olmus. Güller arasında oldugu halde dikenlere dalmıs gülü bekliyor.
      • Ne tuhaf sey, gönül her an gönle bakmada, onun bakısının ısıgından sagda bir huri, solda da çok güzel bir dilber!
      • Biz her seher vaktinde gece ile gündüzün tuzagını yırtınca sevgiliden bir öpücük alırız. Ona yüzbinlerce defa secde
      ederiz.
      • Su askla geçen ömür geri gelmezse de ne çıkar Biz bu yıl asıkların sevdalarından meydana gelmis bir halkadayız.
      • Sen ask çengini muvakkat sürecek nagmelerle degil, ebedî olarak devam edecek nagmelerle çal. Can ask çenginin
      nagmeleri ile tel tel olmus.
      • Sel nasıl durup dinlenmeden ta denize kadar akıp giderse, can da elest vahdetinin, birliginin manevî zevkini
      hatırlayınca mest olur, bedenden çıkar, gider.
      • Cüz´ küll yanından bir ok gibi fırlar, uçar gider; gider ama onun küllden baska gidecek bir yeri yoktur. Böylece cüz´,
      küllden gider, yine külle gelir.
      • Sadıkların, gerçek asıkların canları o namlı, sanlı cana kavusmak, ondan murada ermek için hep ona sarılmıslardır.
      Hep onun etegini tutmuslardır.
      530. Sen cansın, hatta candan da öte bir seysin!
      Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün
      (c. III, 1113)
      • Ey canların canlarının canı! Sen cansın, hatta candan da öte bir seysin. Ey madenlerin kimyası! Sen bir madensin
      ama daha da ileri bir seysin!
      • Ey baki olan, batmak nedir bilmeyen günes! Ey her yerin çarsısının, pazarının sakîsi! Ey zevk ve nese kaynagı! Sen
      güzelliksin, güzellikten de öte "aska bir güzelliksin, baska bir seysin!
      • Ey Hakk mazharı, ey esi bulunmaz, sasılıp kalınacak varlık! Sen her gaybı, her gaibi bilirsin. Daha da neler bilirsin
      neler.
      • Afyona benzeyen askla, bazılarını Leyla edersin, bazılarını Mecnun! Ey nuru ile gökleri aydınlatan! Sen daha baska
      bir seysin!
      • Ey gögüslere nur, sabırlara ümit olan aziz varlık! Göklerdeki bulutları meçhul ufuklara dogru sürersin. Daha da neler
      edersin neler!
      • Ey peygamberlerin övündükleri aziz varlık, ey velilerin manevî yiyecegi, ey gönül köskünü yapan! Sen daha da neler
      yaparsın neler.
      • Ey magfiret hazinesi, ey merhamet denizi! Kapından baska dayanılacak kapı yok! Zaten senin kapından baska kapı
      yok!
      531. Ask ugrunda çektigim dertler, cefalar, belalar geldiler, gözyaslarıma karıstılar.
      Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün
      (c. III, 1138)
      • Ben su ana kadar sevgiliden ne dertler çektim, ne cefalar gördüm, ne acılara, ne ıstıraplara katlandım. Onun
      yüzünden çok belalara ugradım. Sonunda çekdigim dertler, cefalar, belalar geldiler, gözyaslarıma karıstılar. Oradan
      ayrılmaz oldular, orayı vatan edindiler.
      • Binlerce ates, binlerce ah, duman, binlerce gam; bunların adı ask! Binlerce dert, binlerce cefa; bunların adı da
      sevgili!
      "Hz. Mevlana´nın çok tesiri altında kalan Seyh Galip merhum bir siirinde:
      "Dert ve mihnettir beladır, adı ask,
      Bir marazdır ibtiladır, adı ask,
      Andadır raz-ı adem, sırr-ı vücud,
      Hiçtir, yoktur, bekadır adı ask" diye askı hos bir sekilde anlatmıslır.
      • Kim kendi canına düsmansa, kendi canına susamıssa, buyursun; iste can verme meydanı burada! Aglayıp
      inleyenleri, asktan sikayetçi olanları, feryad edenleri öldürme zamanı geldi. Haydi buraya geliniz!
      • Sevgilim yalvarırım sana, bana bak! 0 güzel bakısın nice yüzlerce cana deger. Ben sevgilinin beni öldürmesinden ne
      kaçıyorum, ne de korkuyorum.
      • Öd agacı gibi, mum gibi asıgını yakıp yandırmadıktan sonra askın ne degeri kalır Yanmadıkça öd agacı ile kuru
      dikenin ne farkı vardır
      • Arslan yüzlerce naz ettikten, sagda solda oyalandıktan sonra avını avlar. Ona av olma hevesi ile avlar, katar katar
      kosusup durulur.
      • Kanlar içinde can veren av; "Allah için olsun beni bir kere daha öldür!" diye aglar durur.
      • Ask ugrunda can verenin, ölenin iki gözü, diri olan kisiye bakar da; "Ey akıllara dalmıs, buz gibi dona kalmıs zavallı!
      Gel aptalca kulagını kasıyıp durma, ölümde hayat vardır!" der.
      532. Biz günde bes vakitte, bes kere gayb aleminden gizlice ibadete çagrılmaktayız.
      Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün
      (c. III, 1140)
      • Bir kere daha seher rüzgarı gibi eserek geldin, bir kere daha günes gibi nurlar saçarak geldin.
      • Siddetli sogukların hüküm sürdügü kıs mevsimine ragmen Temmuz günesi gibi gül bahçelerine sevinç ugultuları,
      neseler saçmaya geldin.
      • Binlerce üveyik kusu; "Ku ku ku" (=Nerede, nerede, nerede ) diye bizi aramada. Binlerce bülbül, binlerce dudu bize
      dogru uçmadalar.
      • Balıklar bizim haberimizi aldılar da denizi costurdular, deniz mest oldu, kabına sıgamaz oldu. Binlerce dalgalar
      kabardı, köpürdü, feryad ederek baslarını kıyılardaki kayalara çarpmaya basladı.
      • Bıze can kulagı gönül kulagı veren, akıl fikir bagıslayan Allah´a yemin ederimı ki, dünyada bir tek ayık, bir tek akıllı
      bırakmayacagız.
      • Mustafa (s.a.v.) hakkı için, o mübarek zatın dört üstün dostu hakkı için, haber veriyorum: Gizliden gizliye gayb
      aleminden biz günde bes vakitte bes ibadete çagrılmaktayız.
      533. Senin askının sarabından içtik, mest olduk.
      Mefulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü,, Fa´ilat
      (c. III, 1120)
      * Mestiz, kendimizde degiliz, sen ise perde arkasına girmissin, bizden gizlenmissin. Ey ay yüzlü güzelim! Bundan fazla
      bulut altında kalma!
      • Kusluk vakti senin yüzünden bir günes dogdu, onun parlaklıgını, güzelligini tam görmek için damlara çıktık.
      * Askının sarabından içtik, mest olduk. Güzellik günesinin nuru basımızda parladı da, basımız elden gitti.
      * Ey ruh asıklarının gönül hevasına uyan çalgıcı! "Ten, tene nen ten" diye daha hos, daha güzel bir can nagmesi çal!
      * Çal da canlar ten hırkasından çıksınlar, herseyden haberi olan can da hırka gibi kendinden geçsin!
      * Saf sarabı sun, beden çer çöpünü yücelt de talihle kucaklasalım, gögüs,ögüse gelelim!
      * Gözler, perdelerin arkasında ne varsa onları görsün; görsün de evden barkdan, maldan mülkten kurtulsun!
      534. 0 sarabı sun ki, kokusu ölüleri bile diriltir, mezarlardan çıkarır.
      Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat
      (c.III, 1160)
      • Ey ay gibi yedi kat gögün tanıdıgı güzel! Nurunu göster, bizden gizleme!
      • Biz asıklarınız, seni görmek sevdasına kapıldık da çok uzun bir yoldan geldik.
      • Ey gönlünde, canının içinde yüzbinlerce cennet, yüzbinlerce huri, yüzbinlerce köskün bulundugu sevgili!
      • Damdan basını eg de, hasta asıklarına bir hosça bak!
      • Ey süfîlerin sakîsi! Üzümden yapılmamıs olan, küplerde bulunmayan o mana sarabından bize sun!
      • 0 sarabı sun ki, coskunlugunun kokusu ölüleri bile diriltir, mezarlarından çıkarır.
      535. Sen askı kimseye sorma, aska sor.
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. III, 1097)
      • Akıl ask yoluna düsenlerin yolunu keser. Ey ogul; yol apaçık görünüyor. Akıl bagım çöz kopar!
      • Aslında akıl bagdır. Duygu insanı yanıltan bir his, hayvanî ruh da bu gerçegı bizden gizleyen bir perdedir. Hakîkatin,
      gerçek askın yolu, bu üçünden de gizlidir ey ogul!
      • Akıldan, duygudan, hayvanî ruhun etkisinden kurtulunca; gerçek inanca Bu da senden umulur ey ogul!
      • Kendinden, kendi benliginden geçmeyen bir asık, asık degildir! Ey ogul! Sunu iyi bil ki: Dertsiz ask bir masaldır!
      • Ask, ızdıraptan, dertten korkan nazlı, nazenin kisilerin harcı degildir. Ey ogul! Ask, nefsine hakim olan yigitlerin,
      pehlivanların isidir.
      • Sen askı kimseye sorma, ancak aska sor! Ey ogul! Ask, inciler yagdıran bir buluttur.
      • Aslında, askın benim tercümanlıgıma, benim anlatmama ihtiyacı yoktur! Ey ogul; ask kendi kendinin tercümanıdır.
      • Yedinci kat gögün üstüne çıkmak istiyorsan, ask senin için çok güzel bir merdivendir ey ogul!
      536. Sen zamanın emrindesin, onun hükmü altındasın.
      Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün
      (c.III, 1155)
      • Rnsanın huzur bulamadıgı, içinde bir hosluk bulamadıgı, çabucak gelip geçen makamı, mevkii bırak da; sana da altın
      gibi deger veren, senin kıymetini takdir eden kisinin yanına git!
      • Sonra bir yere takılıp kalma, çalıs, çabala! Çünkü, agaç bir yere takılıp kalmasaydı, bir yerden bir yere gidebilseydi,
      ne testere eziyeti çekerdi, ne de balta yaraları alırdı.
      • Haberin yok; sen zamanın emrindesin, onun hükmü altındasın, mekan ise geçecegin yerdir! Su halde aklını basına al
      da, kendine muvakkat da olsa huzur bulacagın bir mekan seç! Zamanın degerini bil! Onu bos yere harcama, yerinde ve
      güzel harca!
      • Sonunda öyle bir hale gelirsin ki, mekan da, zaman da; mekandakiler de, zamandakiler de sana bir sey yapamazlar.
      Çünkü sen mekan ve zaman kaydından kurtulursun.
      • Gecenin karanlıgı bastı da, gök aynası gibi karardın, bir seyler göstermez oldun, ama sonbahar rüzgarları yüzünden
      agaç gibi betin benzin sararmadı, solmadı.
      537. Sen günese dogdugu zaman bakma;
      aksam üstü onu batarken seyret! Nasıl da sararır solar!
      Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün
      (c. III, 1143)
      • Neden böyle kupkuru dal halini almıssın Sevgilinin yüzüne baksana; neden böyle sararmıs bir yapraksın Rlkbaharı
      seyretsene!
      • Rindler arasına gir; yapılması gereken en uygun is bu! Çünkü, orada bitmez tükenmez saraplar var! Sayısız güzeller
      var, sakîler var!
      • Bil ki, ask kararsız bir cihandır! Sen o cihandaki binlerce cansız ve kararsız asıgı seyret!
      • Adını söyleyemedigim, gizledigim o padisaha ulasır, kavusursan; o padisahın padisahlıgı hakkı için ona, padisaha
      layık bir sekilde saygı göster!
      • Gözüne sürme çekince, yüzünü tekrar bu tarafa dogru çevir de dertlerle, üzüntülerle, günahlarla kirlenmis, tozlu
      dumanlı bu cihana bak!
      • Bu cihanı kaplamıs bulunan binlerce kirli duman, sis nedir Sis sıyrılsın da sen ondaki güzel renge, yesilliklere bak!-
      "Tevfik Fikret merhüm, meshur "Sis" manzumesinde yalnız Rstanbul´u düsünmüs:
      "Örtün, evet ey haile örtün, evet ey sehr´
      Örtün ve müebbed uyu ey facire-i dehr!
      Milyonla barındırdıgın ecsad arasından,
      Tek nasiye yoktur çıkacak pak ve dırahsan!"
      (Ey kötülüklerle kirliliklerle dolu facia sehir, sis ile örtün! Ey dehrin kötü kadını olan Rstanbul, örtün ebedî olarak uyu!
      Senin içinde barındırdıgın milyonla ölü insan arasında lekesız tek bir insan bulunmaz!" diye seslenmis. Halbuki Mevlana bir
      sehri degil; bütün dünyayı sisli görüyor, kirli, dumanlı buluyor.
      • Sen, günese dogdugu zaman bakma; onu aksam üstü batarken seyret! Nasıl da sararır solar, gücünü kaybettigi için
      utanır.
      20-Rıza Tevfik merhum "Aksam Garipligi" adındaki siirinde:
      "Magribi yakmıstı fırkat atesi,
      Yuvaya dönmüstü her kusun esi,
      Daglara yaslanıp batan günesi,
      Yaralı, hastadır, yorgundur sandım.
      Nus ettim günesin akan rengini,
      Ruhumu haz ile yakan rengini,
      Ufukta görünce o kan rengini,
      Felekler ben gibi dilhundur sandım.´ diye batan günesi anlatmıstı.
      • Ay da yusyuvarlak oldugu zaman, sanki dilenmek için zenbilini gökyüzünde dolastırır ama, sen onu, onbes gün sonra
      seyret! Nasıl hor ve zavallı bir hale gelir! Nasıl süzülür, erir!
      • Aklını basına al da su dünyadaki fanî güzellere gönlünü kaptırma; sen ebedî sürecek olan güzellik denizine gel! Gel
      de bulusma kaynagına git! 0 gerçek ölümsüz sevgilinin iki mahmur gözünü seyret!
      538. Asktan haberi olmayan sürüyü, köpek sürüsü say!
      Mefu´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´îlün
      (c. III, 1154)
      • Semseddin, Tebriz sehrinden ay gibi dogup gelince; günes ile ay, onun kölelik hizmetinde bulunmak için, bellerini
      baglayıp divan durdular.
      • Onun nurlu yüzü, gözlere göz olunca, insanların gözleri, yarattıgı eserlerde Hakk´ı görme gücünü elde etti.
      • Melekler, çavuslar gibi onun önünde nara atarak yürümede idiler. Gökler basla, gözle huzurunda secdeye
      kapanmıslardı.
      • Bu fanî bas gözü ile, onun yüzünü görmeye imkan yoktur! Çünkü nefis padisaha bakmaz, o güç onda yoktur.
      • Ona saygı göstermeyen, önünde egilmeyen kisinin agacı, yokluk testerelerinden, balta yaralarından kurtulamadı.
      • Simdi o ay ayrılık bulutu içinde gizlendi. 0 ayrılık bulutu yüzünden iki gözümden yagmurlar yagıyor.
      • Saray kethüdasının, nasıl padisahın cemalinden, güzel yüzünden haberi varsa, tıpkı bunun gibi evdeki esyanın,
      herseyin asktan haberi vardır.
      • Ondan haber almak istiyorsan, ondan haberi olmayanlarla az görüs, asktan haberi olmayan sürüyü, köpek sürüsü
      say!
      • Kalbi ölü arkadas, seni ölü yıkayıcı yapar. Ölü koca ise, ölü yıkayandan beterdir.
      539. Su gördügümüz gök kubbe döner ama, ask gökleri daha da hızlı döner.
      Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat
      (c. III, 1159)
      • Ask candır! Senin askınsa, candan da daha can, candan da daha kıymetlidir. Aslında lütuf bir derman gibidir. Fakat o
      lütuf senden gelirse, dermandan da daha güzel bir derman olur.
      • Rnsan asık olursa, pervane gibi sevgilisi ugrunda can vermek kolaydır. Sana asık olan ise canını daha kolayca verir.
      • Herkes, dünyada bulunan bütün canlı varlıklar, senin misafirindir, hepsi de senln ziyafet sofrandadır. Ama senin bu
      kölenin oglu, daha da aziz bir misafirdir.
      • Senin askın ebedî devlet madenidir. Fakat güzel yüzünü görmek, sana kavusmak daha da zengin bir madendir.
      • Bir Hint kılıcı gibi olan ayrılık keskindir. Fakat ask kılıcı daha da keskindir.
      • Her gönül senin arkandan dört kanatla uçuyor. Fakat bizim gönlümüzün yüz kanadı var! 0 yüzden daha da fazla
      uçuyor.
      • Su gördügümüz gök kubbe döner ama, ask gökleri daha da hızlı döner.
      • Herkes ask göklerinden korkar. Fakat o gök de senin gamınla senden daha da fazla korkuyor.
      540. Bir insan hem asık olsun, hem mest olsun,
      sonra kalksın tövbe etsin. Sen buna inanma!
      Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat
      (c. III, 1162)
      • Ey çalgıcı, aska dair nagmelere yeniden basla, sazını da bir iki tel daha pesten al, sesini de birazcık yavaslat!
      " Bu gazelin ilk beyti Piruzanfer baskısı Divan-ı Kebîr´in 1161 numaralı gazelinin ilk beytinin aynıdır.
      • Felek sana sarap sununca, yüksel, yücelere çık ve gök kubbesinin damında ev kur!
      • Mestlik mülkünü elde edersen, kendinde olmamak serefine nail olursun da, Büyük Selçuklu hükümdarı Sencer´in
      mülkü gözünden düser.
      • Mest ol, dostlarını da mest et! Kırmızı sarabın atına bin, ötelere dogru yol al!
      • Mestlik dimagın damının yolundan çıkageldi. Ey akıl, ey düsünce! Sen de defol git, sen de artık kapının yolunu tut!
      • Yeryüzünde, su kara toprakta çok yol vardır. Kendine bir gemi yap da ask denizine açıl!
      • Manevî kanatlarım çıktı da uçtum. Sen de benim gibi ask yemegi ye de kanatlan!
      • Su kara toprakta hiç üzüm yetismese de iyi bil ki, ask mestleri, yine bu ask yolunda yürür giderler.
      • Siseci artık hiç kadeh yapmasa da, ask sarabının görünmez kadehi yine bizim elimize geçer.
      • Bir ruh zerresine sekil, nakıs verirsen, onu beden elbisesi ile süslersen, o da sana; "Beni süslenmis, sekil verilmis bir
      dilber say!" der.
      • Tövbe ettim, artık söylemeyecegim, ama sen yine de mest olmus asıgın tövbesini yalancı tövbe say!
      • Bir insan hem asık olsun, hem mest olsun, sonra da kalksın tövbe etsin; sen buna inanma!
      Mefa´îlün, Pe´ilatün, Mefa´îliln, Fa´ilün
      (c. III, 1151)
      * Kadeh kırıldı, sarabım kalmadı. Ben de mahmurum. Benim bu perisan halimi, manevî yıkınlıgımı ancak Sems-i
      Tebrizî mamur edebilir.
      * Çünkü o görüs aleminin padisahıdır. Kesif aleminin ısıgıdır. Ruhlar onu uzaktan görünce canla basla ona secde
      ederler.
      * Harap olmus binlerce can, binlerce gönül, elini uzatsın da, onları saskınlık denizinden çıkarıp kurtarsın diye ona
      secde etmedeler.
      * Gökler ve yerler küfür karanlıgına gömülmüs olsalar, onun ısıgı parlayınca her taraf aydınlanır, her taraf nurlanır.
      * Meleklerin ondan elde ettikleri, temizlik, paklık, seytanlara da nasip olsa onların her biri güzellesir, birer huri olurlar.
      * 0 nur, seytana nasip olmasa bile yine de kerem perdeleri ile onu gizler.
      * Bayram gelerek lütuflara ve ihsanlara baslayınca, her tarafta dügün dernek kurulur. Her aglayan neseye gark olur,
      güler.
      • 0 günes Tebriz´den dogunca, bütün alemin zerreleri, sür sesi duymus gibi canlanır, dirilirler.
      • Ey seher rüzgarı! Allah askına tuz ekmek hakkı için lütfet! Bilirsin ki her seher vakti ben onun yüzünden sevinirim,
      neselenirim. Sen de onun yüzünden sevinir, tatlı tatlı esersin.
      • Ey seher rüzgarı! Gayb aleminin ta ötelerinden esip gelirken bir de oralara, gayb alemine ugra, bu isi ihmal etme,
      tenbellik etme!
      • Oradan elde ettigin kanatla üç bin yıllık yol bile olsa uç, onun verdigi kanatlarla o yol uzun gelmez!
      • Kanadın yorulup uçamayacak kadar yorgun düsersen, ona secdeye kapan, gönlü yaralı, ayrılıktan canı hasta olan
      asıgın halinden bahset!
      • Gözyasları dökerek ona de ki: "Senden ayrıldıgı andan beri günleri karardı, gece oldu, saçları kafur gibi agardı."
      • Sen öyle affedicisin ki, dünyadaki bütün suçluları merhamet denizine daldınr, hepsinin suçunu örter ve bagıslarsın.
      • Gören can gözü bile senin canını göremezken, gözü olmayan elbette mazurdur.
      • Gözleri yas dökerek ona yalvarırken, bir yolunu bul, ayagının bastıgı topraktan al getir de, gözlerime sürme olarak
      çekeyim. Çünkü bu dert gittikçe artmada.
      • Ey seher rüzgarı! Bu yolculuktan saadetle, kutlulukla dönünce, varlık alemini de, yokluk alemini de ateslere
      yakarsın.
      • Sürme olarak gözlerime çekecegim topragı bana getirirsen, sana, senin canına sayısız yıllar boyunca rahmetler
      olsun!
      552. Kimin nabzı ask ile atmıyorsa, Eflatun bile olsa sen onu esek say!
      Fe´ilatün, Mefa´ilün,Fe´ilat
      (c. III, 1161)
      • Ey çalgıcı! Zevk ve isrete yeni bastan basla! Sazmı da bir iki tel daha pesten al, sesini yavaslat!
      • Kavgayı bırak da dostlarla uzlas, hos geçin, savastan vazgeç! Eline kadehi ve sürahiyi al!
      • Gülün Iutfuna bak! Dikenin suçunu görme! Sevgilinin saçlarının örgülerini aç, dügümleri çöz de etrafa miskler,
      anberler saç!
      • Gökyüzü de yeryüzü de senin yüzünden semirmis, güzellesmistir. Bir tek yıldızı da zayıf olarak kabul buyur!
      • Baht da, devlet de senin ayagının topragıdır. Sana lazım olan her sey kolaylasmıstır. Onlar senin ayagına gelirler.
      • Mademki saadet ve zafer senin kulun, kölen olmustur. Senin düsmanların binlerce olsa ne çıkar
      • Ey gönül! Sana Kevser ırmagının suyu gerekse, sen ask atesini Kevser say!
      • Kimin nabzı askla atmıyorsa, Eflatun bile olsa, sen onu esek say!
      • Asktan kanadı olmayan bası, sen kuyruktan da asagı, degersiz bil!
      553. Yıkılan beden evinin hikayesi
      Mefa´îlün, Fe´iiatün, Mefa´îlün, Fa´îlün
      (c. 111, 1134)
      • Neden degerli ve aziz ömrün varını, yogunu nefis hırsızı çalıp götürüyor da, hayat kervanında yol alanlardan hiç bir
      ses çıkmıyor
      • Neden senin ömrünü çalan, seni Hakk´tan habersiz bırakan uykuya ve nefis hırsızına incinmiyorsun, kızmıyorsun da,
      sana dogru yolu haber veren, gösteren dosta inciniyor, kızıyorsun
      • Seni kıran, seni inciten, senin seyhindir. Sana ögüt verendir. Dünya sevgisi, su üstüne yapılan resme benzer. Kararı
      yoktur, geçer gider.
      • Birisi durmadan içinde oturdugu eve gizlice; "Ey ev, sakın yıkılma, eger yıkılacaksan bana haber ver!" diyordu.
      • Bir gece ev, birdenbire yıkıldı. Adam ne dedi, bilir misiniz Dedi ki: "Ey ev, bunca zamandır, sana söyledigim sözler,
      ettigim vasiyetler ne oldu Sözlerim sana hiç mi tesir etmedi
      • Yıkılmadan önce bana haber ver, haber ver de çolugumla çocugumla kaçmak için bir çare bulayım, demedim miydi
      • Ey ev, bir habercik bile vermedin. Bu vefasızlık degil midir îkimiz de senelerce beraber yasamadık mı Bunca yıllık
      dostluk, bunca yıllık sohbetler ne oldu Rnsafsızca basıma çöktün, yıkıldın da beni çoluk çocugumla perisan bir halde, aglar,
      inler vaziyette bıraktın."
      • Ev dile geldi de dedi ki: "Gece gündüz kaç kere, ama kaç kere sana haber verdim.
      • ´O tarafta, bu tarafta çöküntüler, yıkıntılar oldu. Gücüm kuvvetim kalmadı. Aklını basına al, vakit geldi, çökecegim!´
      diye agız açtım. Durumumu sana açıkça haber verdim.
      • Sense çatlayan, agız gibi açılan yerime öfke ile balçık sıvamaktaydın. Duvarlarım bastan basa deliklerle doldu. Sen o
      delikleri balçıkla tıkadın.
      • Nerede agız açtımsa, sen agzımı kapattın, bırakmadın ki söyleyeyim! Ne diyeyim sana ey mimarbası "
      • Bu anlatılan ev beden evidir. Bunu böyle bil! Agrılar sızılar, çöküntüleri, çatlakları göstermektedir. Ey hasta! Bedende
      hasıl olan agrı ve sızı deliklerini sen ilaçla sıvamaktasın.
      • 0 ilaç, o macun samanlı balçıga benzer, haydi bakalım sen durmadan yarıkları, çatlakları, delikleri samanlı balçıkla
      sıva!
      • Senin bedenin de agzını açar, hal dili ile sana der ki: "Ben gittim, fakat hekim gelir onun agzını kapatır, bedeni
      söyletmez."
      • Mahmurlugu, sersemligi ölüm sarabından bil! Menekse sarabını, nar sarabım bırak, vazgeç onlardan, ölüm sarabı
      sana yeter.
      • Eger içersen adet olarak iç! Çünkü bu bir yüz örtüsüdür. Fakat bütün sırları bilen Allah´tan içyüzünü nasıl gizlersin
      Nasıl örtersin
      • înabe sarabını yani pisman olus, Allah´a yönelis sarabını iç, hakkın sevgi ekmegini ye, tövbeyi macun yap, günahın
      açtıgı yaralara sür! îstigfar gıdası ile gıdalan!
      • Gönlünün, dininin nabzını tut, bak bakalım nasılsın Bir kerecik de ibadet sisesini gözden geçir, manevî hastalıgının
      ne oldugunu anlamaya çalıs!
      • Aklını basına al da Allah´a sıgın, ona dogru kaç! Çünkü ab-ı hayat ondadır. Her nefeste ondan aman dile!
      • Eger bir kimse sana; "îstemek fayda vermez!" derse sen ona de ki: "îstek Allah´tan istenirse nasıl olur da fayda
      vermez "
      • Mürid nedir Kosarak murad isteyendir. Dilek isteyenin, av avlayanındır.
      • Sevgilim eger beni istemediyse bana neden istek verdi Ve o güzel yanaklarının hasreti ile yüzümü sararttı
      • Bakısları beni ask okları ile paralamasaydı, neden su gönlüm kan kesildi Neden gözlerimden kanlı yaslar akıyor
      • Sonbahar, ilkbaharı diledigi, özledigi için sararıp soldu, ah edip durmada. Bu sararıp solmalar, bu ah edisler sonunda
      bahar seyhi onun bas ucuna gelip, îrismedi mi
      • Baharı diledin, sonbahar dirildi, ölü bir halde kalmadı. Su halde nasıl olur da Allah´ı dileyen les kesilir, yol ortasında
      kalakalır, toprak olur gider
      • Bahçeye gel de; "Her sey nasıl yaptıgını buluyor " bir seyret! Her temiz tohum layık oldugu çiçegi açmadadır.
      • Ey benim canım, baharın elbisesi de kürsüde vaaz edenlerin elbiseleri gibi vemyesil. Ey dost! Artık sen sus da hal
      dilini, can dilini aç da o söylesin.
      554. Münacat
      Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´ilat
      (c. III, 1180)
      • Efendim ben yorgunum, perisanım, bilgisizlik karanlıkları içinde kalmısım. Sen aydınlık içindesin, gündüzlerdesin.
      Ben gecemin uzayıp gitmesinden sikayetçiyim. Kaçmak kurtulmak istiyorum ama, nereye kaçacagımı bilemiyorum.
      • Sanki benim gecem ellerini uzatmıs gündüzün etegini tutmus, onu bir yere bırakmıyor. Gecem kaçılacak yer, fakat
      sıgınılacak yeri yok!
      • Rabbimiz sana kavusacagımız, seninle bulusacagımız gün bizi nurlandırdıkça nurlandır. Rabbimiz günahlarımızı affet,
      bize magfiret elbisesi giydir!
      • Rabbimiz bizim insanlarla aramızda olan dargınlıklar, kırgınlıklar, ancak bedenimiz yüzündendir. Rabbimiz su beden
      duvarının ötesindeki dostluk bahçesi, ask bahçesi ne de güzel bir bahçedir, ne de hos bir bahçedir.
      • Rabbimiz su duvarı kaldır da aradaki engel, aradaki düsmanlıklar yok olsun! Rabbimiz gerçekten de günahlarımız
      yüzünden senden utanıyoruz, özür dilemedeyiz.
      555. Herkes kendi cinsiyle uzlasmıs, kendi cinsiyle kaynasmıstır.
      Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat
      (c. III, 1116)
      *Ey aziz dost, ey essiz sevgili! Herkes kendi cinsiyle uzlasmıs, kendi cinsiyle kaynasmıstır. Herkes kendi tabiatına
      layık, kendi ruhuna uygun birisini dost edinmistir.
      *Madem lütfun, sevgin bizi bizden aldı, kendimizden geçirdi. Lütfunu bizden esirgeme, sensiz bırakma bizi!
      *Cins cins herkes, hersey kendi cinsiyle kaynasır. Herkes, her sey kendi cinsinden birisini, bir seyi seçer.
      *Bu yüzdendir ki birisi cinsinden olmayanla düsüp kalkarsa, o, münafık sayılır. Bu hal su ile yagın, katranla karın
      beraber bulunusuna benzer.
      *0 bahtsız kisi, cinsinden olmayandan ayrılıp, kendi cinsine kavusuncaya .dar, bulundugu yerde susadıkça susar,
      susuzlugu arttıkça artar.
      *Kim senden kaçar da baskasından hoslanırsa, kim senden ürker, seni bırakır baskasıyla karar kılarsa;
      *0 aslından, kendi cinsinden ayrı düstügü için sevdigi sandıgının yanında suratını eksiterek bulut gibi somurtkan
      oturur. Kendi cinsinden olanın yanındaysa ilkbahar gibi gönlü açılır, neselenir.
      *0 kendi cinsiyle beraber olunca susam çiçegi gibi dil kesilir, cinsinden baskasının yanında dilsiz kalır. Kendi cinsiyle
      bir arada olunca gül gibi açılır, güzel kokular saçar. Cinsinden baskasına ise diken olur.
      556. Yine gönül kusum gögsümden uçmaya basladı.
      Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat
      (c. III, 1198)
      • Kaf Dagı´ndaki zümrüd-ı anka yine geldi. Yine gönül kusu gögsümden uçmaya basladı.
      • Aynlık gecesi kanlara gark olan göz, yine vuslat sabahının yüzünü görmeye basladı.
      • Hz. Peygamber Efendimiz ile Hz. Ebubekir bir magarada bulustular. Örümcek de magaranın agzına yine ag örmeye
      basladı.
      • Mısır´daki iffetli kadınlar yine Hz. Yusufun yüzünü gördüler, onun güzelligine hayran oldular da turunç yerine ellerini
      dogradılar.
      • Beden sarayında oturup duran ruh kadını asık oldu da yine çarsafını basına aldı. Kosmaya basladı.
      • Halil îbrahim´i seyret, yine kendi parmagından belki süt emmeye basladı.
      • Uyuyanların, uykuya dalanların fikir damına çıkan gönül, yine askımızla yıldızlan saymaya basladı.
      557. Ben bedenden kurtuldum, ruh oldum.
      Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat
      (c. III, 1200)
      • Ey ruhanîlerin sakîsi! Ben bedenden kurtuldum ruh oldum. Kalk, kalk da halk kıyametin ihtisamını debdebesini
      görsün.
      • Dün gece sevgili beni çagırdı. Benim hakkımdaki hükmünü verdi. Korkudan bedenimde kan kalmadı. Sen bana acı da
      özümün gönül kanını doldur!
      * Ben öyle sasılacak bir hale geldim ki, canın da, gönlün de düsmanı oldum. Onları içimden kovdum, artık ben bundan
      sonra cansız ve gönülsüz yasayacagım. îçim padisaha av olmus ama, dısım ondan kaçmadadır.
      * Ben her nefeste Circis peygamber gibi huzurunda ölürüm. Senin önüne bas koymak benden, keskin kılıcı vurmak da
      sendendir.
      * Ben kumlardan daha susuzum. Testiyi, kabı bırak! Can sakîsi de bir ise yaramaz. 0, talihsiz cigerimle dünden beri
      savastadır.
      • Ben gönlümün içkisini içdigimden beri cigerimden vazgeçtim. Beni kabre oydukları zaman, sen gönül kadehini çeyiz
      olarak benim yanıma koy!
      * Ey sevgili! Kadehi bırak, testi ile bana sarap sun! Çünkü benim küçücük kadehim ancak testidir. Ben kepçeyi ne
      yapayım
      558. Sen bugün rahmetten bir merdiven yaptın,
      yücelere, ötelere göçmek istiyorsun.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün
      (c. III, 1189)
      *Bu kıs günü sen de bizim gibi düsünüyorsun, bugün zevk pesindesin, gezip dolasmak, gönlünü eglendirmek
      istiyorsun.
      *Sen bir günessin, biz de senin ısıgındaki zerreleriz. Sen bugün bizi bassız ve ayaksız ettin.
      *Sen bugün bizi Hz. îsa gibi dördüncü kat göge çıkardın, günesin yanına oturttun.
      *Ey gönül! Sen bugün kayaların gönlünden yüzlerce kaynak fıskırt! Bugün sözünde duruyor, bol bol bagıslarda
      bulunuyorsun.
      *Sen bugün rahmetten bir merdiven yaptın, yücelere, ta ötelere göçmek istiyorsun.
      *Bu ne devlet; senin yücelere çıkısın, göklere sereftir, mutluluktur.
      559. Gel bugün seninle bir isim var!
      Ben bugün gül sevdasına düstüm, gül arıyorum, gül!..
      Mefa´îlün, Mefa´îliin, Fe´ülün
      (c. III, nr 1184)
      • Gel bugün seninle bir isim var! Ben bugün gül sevdasına düstüm. Gül arıyorum, gül!...
      • Gönlüm elbiselerini yırtmada; bugün sevgili ile bulusma günüdür.
      • Gel ey benim sevgilim gel! Gönlümü al! Çünkü bugün lütuf günüdür, bagıs günüdür.
      • Ne olur sevgilim gel de güllerle, nar çiçekleri ile dolu olan güzel yüzünle bugün bizi neselendir, güldür!
      • Niçin canlar o dudakları görünce mest oldu, kendinden geçti bilir misin;
      bugün o dudaklarda bol bol mezeler var da, onun için!
      560. Ey kırık gönlü sevindiren sevgili! Gönlüm kırılmadan önce kalk!
      Mef´ülü, Mefa´ilün,Fe´ulün
      (c. III, 1190)
      *Ey uyuyup kalan asık! Sevgiliyi anarak kalk, o magara dostu geliyor.
      *Halka emniyet veren, huzur veren o üstün varlık geldi. Kalk, kalk da ondan nan dile!
      *Binlerce îsa´ya can veren geldi. Kalk ey geçen senenin ölmüs kisisi, kalk! Ey kullarını besleyip yetistiren sakî! îki üç
      mahmurun hatırı için kalk! Ey yüzbinlerce hastaya ilaç olan; iste o kararsız biçare hasta surada, kalk!
      *Ey lütfu hastanın elinden tutan aziz varlık; kalk ayagıma diken battı, sana îldim.
      *Ey güzelligi tertemiz canlara tuzak olan! îste sana zavallı bir av; kalk da avla
      *Senin askının yüzünden gönül kan oldu. Kan da costu kaynadı. Bütün bunları bize reva görme, kalk!
      *Zorda kaldım da hep sana; "Kalk, kalk!" dediysem, sen beni mazur gör;benim özürümü kabul et de kalk!
      *Ey mest bir halde uykuya dalmıs nergis! Ey yanagı ve yüzü hos olan diIber, haydi kalk!
      *Kalk kulunun ve senin bildigin o sarapla kadehi doldur, bana sun! Ey kırık gönlü sevindiren sevgili! Gönlüm
      kırılmadan önce kalk!
      571. Sevgilinin gamından neler çektigimi benden sorma. Elini gönlümün üstüne koy, o söylesin
      Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün,
      (c. III, 1212)
      • Sevgilinin gamından neler çektigimi bana sorma! Elini gönlümün´ üstüne koy, o söylesin! Gözlerimin içine bak, sarabı
      ve kadehi bana sorma!
      • Ask ordu çekti, geldi, can alemini ele geçirdi. Artık sen, ben zavallının halini benden sorma, asktan sor!
      • Asıkların gönülleri, sevgilinin yüzünden kus yüregi gibi çırpınıp duruyor. Asıklıga ait nükteli, üstü örtülü sözleri,
      çırpınıp duran gönüllerden baskasına sorma!
      • Pencereden uçan kusun özelligi nedir Uçmak degil mi Eger sen kus gibi isen kanadını aç, uç! "Kapı nerededir "
      diye sorma, kapı senin ne isine yarar
      • Asıgın babası da, anası da onun askıdır. Bu yüzden sen, babadan o kadar çok bahsetme, anayı da o kadar sorma!
      • Asıkların gönülleri kızgın tandıra benzer. Tandıra gelince artık baska bir sey sorma!
      • Gönül kusu, tandırdaki atese asık ise pervane gibi kanadının yanması sana daha yakısır, daha hostur. Artık kanadı
      sorma!
      • Sevgili ile sen, her ikiniz bir bas olduysanız, iki ayrı beden de bir beden olduysa, artık geri adım atma, artık su bası
      da sorma!
      • însanoglunun kulagı da, gözü de hangi toprakla doludur Arayıp durdugun hazineyi, görülmesi gereken inciyi sen,
      balçıga bulasmıs bas gözünden sorma! Sen onu gönül gözünden sor!-
      "Bu beyitte geçen hazine ile, insanda bulunan ilahî emanete, "kenz-i mahfî" (=gizli hazine)´ye isaret edilmektedir."
      572. Sen bugünkü kıyameti gör de, yarınki kıyameti hiç sorma!
      Fa´ilatiln, Fa´ilatiin, Fa´ilatün
      (c. 111, 1208)
      • 0 güzel, o ay yüzlü sevgili olmayınca bizim halimiz nice olur Sorma, hele askından basımıza ne geldigini, neler
      çekdigimizi hiç sorma!
      • Bak da gör, yerler de, gökler de onun yüzünün nuru ile doldu, onun boyunu bosunu, salınısını, edasını hiç sorma!
      • Ask gayreti ile inci daneleri gibi dökülen gözyaslarıma bak, fakat ask denizinin ne kadar saf oldugunu, dalgalarının
      ne kadar hos oldugunu sorma!
      • Gönlümüzün kanına ayagını basma, sevdadan da bana hiç bir sey sorma!
      • Ayagını basma diye yalvardıgım, gönlümün kanını gör, fakat kimseye ondan bahsetme, bir sey söyleme, o suh,
      kavgacı güzeli de hiç sorma!
      • Yüzbinlerce gönül kusunun çok kanat çırptıkları için kanatlarının döküldügünü gör, fakat Kaf Dagı´ndan, zümrüd-ı
      ankadan bir sey sorma!
      • Onun askının belasında yüzlerce kıyamet var. Sen bugünkü kıyameti gör de, yarınki kıyameti hiç sorma!
      573. Ey gönül, sen kendi hayalinden ürküp kaçıyorsun, sen kendi kendinden kaçıyorsun.
      Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îliin
      (c. III, 1206)
      • Onun dudagına kim yaklassa, onu öpmek istese, önden arkadan yaralanır. Çünkü nerede balarısı varsa oraya
      yaklasanı sokar.
      • Onun yüzü bir gül bahçesidir. Orada yılan gizlenmistir. Siyah saçları geceye benzer. Hırsızlar, gece bekçileri orada
      toplanırlar. Bu yüzden orada huzur yoktur.
      • Sensiz cihanın ne hüneri, ne degeri vardır Sensiz o nasıl var olabilir Can la, cihan da senin kulun ve kölendir.
      Aslında can da sensin, cihan da sensin.
      • Yüzlerce günes, yüzlerce ay, senin nurundan alınmıs birer parıltıdır. Senin günesin manevî oldugu için, hiç bir zaman
      batmaz.
      "Hz. Mevlana bu beyti yediyüz sene önce söylemisti. 0 zamanki kozmografyada, dünyada tek bir günes oldugu
      sanılıyordu. Bugün onbes milyar ısık yılı uzakta günesler kesfediyorlar. Bu görüs, Mevlana´nın kerametlerinden birisi
      olamaz mı "
      • Gök senin mana suyunda döner, durur. Akıl senin hekimliginin önüne bütün ecza sevablarını sunuyor.
      *Zerre zerre bütün yiyecekler, senin hudutsuz, sınırsız olan sofranın önünde dizilmisler, her nefeste bütün canlı
      varlıklara gıda olmak ümidi ile secdeye kapanarak ihsanını, lütfunu dilerler.
      *0 sevgili elini açarak der ki: "Baharın çerçöpe nefesi ile verdigi hayatı, ben bütün cihana veririm."
      *Toprak nur yedigi için, içinde gümüs ve altın vardır. Toprak aynı zamanda su içtigi için börülceler, mercimekler bitirir.
      *Dünyada görülen çesitli renkler, büyülere benzer. Ask ise Hz. Musa´nın asasıdır. Agzını açar da bir nefeste onların
      hepsini yutar.
      *Ey gönül, kendi naksından, kendi hayalinden ne kadar çok korkuyor, ne adar çok kaçıyorsun Arkana dön de bir bak!
      Senden baska kimse yok! Sen kendi kendinden kaçıyorsun.
      "Mevlana Mesnevî´nin V. cildinin 669. 670 numaralı beyitlerinde aynen söyle söylemisti:
      "Baskasından kaçan adam ondan kurtulunca rahata kavusur, karar kılar. Halbuki benim düsmanım da benim, benden
      kaçan da ben! Su halde isim kıyamete kadar boyuna kaçmaktır. Ben kendimden kaçarken kendimi de beraber
      götürüyorum."
      • Artık yeter! Sen sakanın atından da daha asagı degilsin ya! Saka bir müsteri bulunca atın boynundaki çıngıragı
      çıkarır.
      574. Onun adını kim anarsa, mezarda kemikleri çürümez.
      Mefa´îliin, Mefa´îlün, Fe´ulün
      (c. III, 1235)
      • Canla aradıgım güzeli, burada bulunanlar arasında göremiyorum.
      • Burada bulunanlar arasında yok, acaba nereye gitti Bu mecliste ondan bir nisane, bir iz göremiyorum.
      • Her yere, her tarafa bakıyorum. Onun gül bahçesinden bir iz göremiyorum.
      • Müslümanlar; güzelligi ile etrafa nam sarmıs olan o güzeli, mum gibi bu meclisin ortasında ısık saçarken görmüstüm.
      0 nereye gitti
      • Adını söyle, onun adını kim anarsa mezarda kemikleri çürümez.
      • Elini öpene ne mutlu! Can verirken onun adını ananın agzı tatlılasır.
      • Yüzünü gördügüme mi, yoksa huyunu ögrendigime mi sükredeyim Dünya onun bir esini benzerini görememistir.
      • Yeryüzünün onu bulamamasına sasmamalı. Gökyüzü bile onun askı ile dönüp duruyor.
      575. Ask bir tek candır, ama yüzlerce sekle girmistir.
      Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün
      (c. III, 1227)
      • Yüzü de güzel, saçı da güzel, hele alnına dökülen o kıvrım kıvrım kakülleri daha da güzel! Her an, her saat onun
      canına da, dinine de yüzlerce rahmet olsun.
      *0 her lahza, her saat bir önceki nazından, edasından daha da tatlı, daha da güzel. Haydi sevgilim, yeni bir eda, yeni
      bir isve göster.
      *Büklüm büklüm saçlarını rüzgar karıstırınca, büklümlerinde yüzlerce Çin, yüzlerce Maçin ülkesi kaybolur.
      *Ey benim gözüm; nefesini kes, sus! Gülüp duran, güzelliginin anlatılmasına imkan olmayan o ay yüzlüye dikkatle
      bak! Ara vermeden onu seyret!
      *Onun ab-ı hayatının üstünde, yüzlerce gökyüzü döner. Onun temkinli hizmetinde yüzlerce dag, el pençe divan durur.
      *Ask bir tek candır, ama yüzlerce sekle girmistir. Onun bu haline. bu kurnazlıklarına, oyunlarına baktım da sasırdım,
      deli divane oldum.
      *Görülmemis güzellikler, isitilmemis edalar, ask sekline girmis de, gelmis anın karsısına çıkmıs. Böylece ask, canın
      gerçek ve ölümsüz güzelligine kavusmasını, anlatılamaz manevî zevkler duymasını saglamıstır.
      *Artık ben susayım, ey çalgıcı! Sen bu hali perdeye vur, çalgınla sen söyle! perdelerden çıkan nagmelerden, askın
      ihtisamını, debdebesini duy, güzelligini isit!
      576. Gündüzler senin güzel yüzünün aydınlıgıdır, geceler ise siyah saçlarının gölgesidir.
      Mef´ülü, Mefa´îliin, Mef´ulü, Mefa´îlün
      (c. III, 1128)
      *Ey ay yüzlülerin Yüsuf´u! Ey mevkii, serefı. güzelligi hos dilber! Ey Hüsrev, ey Sirin, ey yüzü gözü, bedeni güzel,
      hayali güzel varlık!
      *Ey yüzü aya benzeyen sevgili! Sanki yüzün bir sudur, fakat o suyun içine îs düsmüstür. Hem atesin görülmemis bir
      ates, hem dupduru, saf olan suyun çok hos, çok tatlı bir su!
      • Ey Allah´ın lütfunun, ihsanının sekle, sürete bürünmüs hali! Gerçekten de suretin hos! Ey sekli ve sureti ruhanî güzel!
      Senin güzellik ve ululuk nurun pek hos!
      • Ey akılların sarhoslugu! Artık sevgi ile bir cos! Ey bulusma sabahının pek hos, pek doyulmaz oldugu dilber! Artık bizi
      birbirimize kavusturmaya çalıs!
      • Gündüzler senin güzel yüzünün aydınlıgıdır, geceler ise siyah saçlarının gölgesidir. Ey falı ve talihi güzel varlık! Bu
      gece ay gibi dog!
      • Eger sen bana lütuflarda bulunur, kavusturmakla sevindirirsen, yahut cefa ve imkansızlıklarla beni hırpalarsan,
      üzersen; mademki sen benim canımla karısmıssın, benim için yalnız safan degil, cefan da imkansızlıgın da hostur!
      • Gönül bir gün bana dedi ki: "Ay elbette bir yıl olur, döner gelir." Can gönlün kulagına; "Ey gönül!" dedi, "Senin ay´ın
      da güzel, yılın da güzel!"
      577. Su tertemiz lütfa bak! Bir avuç topraga mekansızlık aleminde yer vermede.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îliln, Mefa´îlün
      (c. 111, 1225)
      • Bizim önümüzde riyazet yoktur. Bütün lütuf ve bagıs, bütün sevgi, gönül alıs, bütün zevk ve safa içinde yasama
      vardır. Rahat ve huzur vardır.
      • Yoksulluktan bunalan, can bahçesinde yetisen meyveler elde eder. Bu lütuf yoksullara padisahtan geliyor. Bundan
      ötesi süsten, gösteristen ibarettir!
      • Onun yolu bütün görüstür. Sarayının her tarafı baskösedir. Beden eriyip gidiyorsa ne gam, sen cana bak; her an ,
      cana canlar katmadadır.
      • Su tertemiz lütfa bak! Bir avuç topraga mekansızlık aleminde yer vermededir.
      • Nice körler, kötürümler onun yüzünden yol görür, yol alır oldular. Nice gamlıların canları onun lütfu ile seker yiyen
      dudular oldular.
      • Su bes duygudan, dört unsurdan, altı yönden dısarıda nice hançersiz açılmıs
      yaralar vardır ki; bu yaralar, sakîsi ancak kan sunan, susamıs askın eliyle açılmıslardır.
      • Ben onun mumundan alev aldıgım için, tatlı tatlı yanıyorum. Yarın ötelerde,ruh aleminde bana bagıslayacagı devlet
      yüzünden ben bugün çok sevinçliyim.
      • Ben niçin toprak olmusurn, ayak altında çigneniyorum Neden asagı bir hale düsmüsüm Çünkü asıgım, mestim;
      onun bedenimi yırtan, harap eden askı yüzünden bastanbasa can oldum.
      • Onun yüzünden bu gönül nasıldır Ne haldedir Gönül onun yüzünden kanlara gark olmustur. Onun yüzünden
      gökyüzünde gürültüler kopmustur. canın feryadları ile, hay huyları ile doludur.
      578. Ben, ötelerden geldigim için, bu dünyaya ait olan altı yönden de,
      bes duygudan da kurtuldum.
      Müstefilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün
      (c. III, 1231)
      *Hos bir haldesin, seker gibi tatlısın. Sen çok büyük bir varlıksın. îran hükümdarı Cemsid senin bir kölendir. Günes bile
      senin ayak basacagın yerlere serilmis.
      *Selvi boyunla sevine sevine gel, Allah´a yemin ederim ki; senden baska hiç kimsede bu naz, bu eda, bu güzellik
      olamaz. Rengi ile, kokusu ile hiç bir meyve sana benzeyemez. Bu güzellik, ne gökte vardır, ne ayda, ne de aya benzer
      güzellerde.
      • Bu mecliste bizden, senden, bir de adı hos sakîden baskasına yer yoktur. Tencere gibi kederlerle, gamlarla kaynayıp
      cos! Gel de safa sarabını, zevk sarabını kumlar gibi doymadan iç, iç! Ben ötelerden geldigim için;
      • Bu dünyaya ait olan altı yönden de, bes duygudan da kurtuldum. Hepsini de kırdım, geçirdim. Ya Rabbî! Bu bes
      duygu ile, bu altı yönle bu dünyada kim savasabilir; nefsanî duygularını ayak altına alıp da üstün insan olabilir
      • Ey hos nefesli güzel, ey sarap içinde sarap, ates içinde ates olan sevgili! Hiç bir hazırlıgım yokken gaflet içinde
      geldim, senin tuzagına düstüm.
      579. Ask yüzünden degil midir ki, Hz. Musa´nın Tur dagı kendinden geçmistir.
      Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün
      (c. III, 1215)
      • Sevgilim, su hos gökyüzü de, yıldızlar da senin ay yüzünü görerek sarhos olmuslar; senin yüzün de güzel, kasın,
      gözün, saçların da güzel! Senin her seyin güzel ama, edan o kadar güzel ki, güzellige de sıgmaz, güzellikten de üstün daha
      güzel!
      • Gökler simdiye kadar ne senin gibi bir can Leylası, ne de benim gibi bagrı yanık bir Mecnun görmüstür. Zaten senin
      gibi bir Leyla ve benim gibi bir Mecnun dünyaya hiç bir zaman gelmemistir ve gelmeyecektir!
      • Yeryüzündeki bütün zerreler, senin nagmenle oynarlarsa hiç onlara sasılır mı 0 ask yüzünden degil midir ki Hz.
      Müsa´nın Tur dagı da kendinden geçmis, oynayıp duruyor.
      • Ey gönül! Altın sevdasına kapılmıssın, hünerler göstermedesin! Fakat altından da, hünerden de zenginlesmis de,
      sonunda yere gömülmemis bir Karun gördün mü
      • Zenginlik, para, pul, yüksek mevki; görünüste göze hos gelirler, güzel görünürler ama, onlarla gerçek güzellige,
      zevke, huzura yol yoktur. Onlar güzel bir panzehir içine gizlenmis korkunç zehirdir. Dag yılanının zehiri gibi bir zehirdir.
      580. Senin canın Hakk meclisine, ilahî askla mest olarak gelsin,
      bedenini bırak halk arasında, halktan biri olarak dolassın dursun!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. III, 1258)
      *Sen bizimsin, gönlün bizim gibi neselensin, gül bahçesindeki selvi gibi hür ol, salına salına uzun boyunu göster!
      *Ey ince duygulu, zarif varlık! Sen ask kalfalarından isen, ask gibi gönülleri açmada usta ol!
      • Eger bir gam gelip de bizim huzurumuzu bozmak isterse, adalet emîn ol, insanları perisan ve huzursuz ettigi için
      onun bogazını sık, öldür, intikam al!
      *Senin canın Hakk meclisine ilahî askla mest olarak gelsin! Bedenini bırak halk arasında, halktan biri olarak dolassın
      dursun!
      *Bazan onun gül bahçesi gibi kokular, renkler, neseler saç! Bazan bülbül gibi agla, hosça feryad et!
      *Selvi uzun boyu ile gurura kapılıp, nazlı nazlı salındıkça ona karsı yerlere seril, toprak ol, gül bahçesi anber gibi hos
      kokular saçmaya baslayınca, sen oları etrafa yaymak, insanlara yararlı olmak için rüzgar ol, es!
      581. Ben kimim Ben kendime ancak gam yemeyi, ızdırap çekmeyi layık buldum.
      Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa-ilatün, Fa´ilat
      (c. III, 1246)
      • Dün padisahımın sarayına gittim. Canımı, sakînin elindeki sürahinin içinde gördüm.
      • Ona; "Ey sakîlerin canlarına can olan aziz varlık!" dedim. "Allah askına kadehi doldur, ahdini, peymanını, verdigin
      sözü unutma!"
      • Bir hosça güldü de dedi ki: "Ey kerem sahibi, hizmette kusur etmem, sana saygı gösteririm."
      • Güzel yüzü gibi parıl parıl parlayan saraptan bir kadehe doldurdu da, kadehi öptü ve bana sundu.
      • Birbiri üstüne bir kaç kadeh sundu. Onları içince içime bir ates doldu. 0 ates beni benden aldı, kendi atesi madenine
      götürdü.
      • Baht, kısmet, alın yazısı herkesi bir meyhaneye çeker götürür. Ben kimim Ben kendime ancak gam yemeyi, ızdırap
      çekmeyi layık buldum.
      • Ben susayım, susayım da, meclisin emîri kendi gizli meclisinin yüzbinlerce destanını size söylesin.
      582. Seher vaktinde askının ezanını canımın kulagı isitir. 0 ezan asıga der ki:
      "Ates gibi yakıcı belalarla dolu olan su dünyadan sıçra, kurtul da gel benim sevgi atesime gir, yan!"
      Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün
      (c. III, 1249)
      *Senin güzelliginin üzerlik tohumu oldum. Artık benim vatanım atesin tam ortasıdır. Mademki ok senin okundur;
      elbette kolun atesten yayı çeker.
      *Asıgın canı yanınca sevgiliden bas çıkarır. Kim atesinde yanmıstır da atesin anı olmamıstır.
      *Ancak gönlümü yak, gönlümden baskasını yakma! Çünkü bagrım senin atesinle daglanmıstır. Gönlüme bak da
      atesten olan kılıcının açtıgı yarayı gör!
      *Atesin çıkardıgı kıvılcımlar, yanmıs yakılmıs kisiye sıçrarsa, o kiside atesten nisaneler, izler bulur.
      *Senin askının gamı ateslidir. Beni agaç gibi kurutur. Agaç kuruyunca da ateste yanmaktan baska bir ise yaramaz.
      *0 kisi ne mutlu kisidir ki, onun yasemini de gülü de bahçede bitmez de, senin atesinde biter. Atesin safasını, atesin
      dilinin tatlılıgını ancak Halil îbrahim hazretleri bilir.
      *Onun Halil´i duman gibi atese biner. Çünkü Halil sanki cehennemin kapıcısı Malik´dir de atesin dizgini onun elindedir.
      *Seher vaktinde senin askının ezanını canımın kulagı isitir. 0 ezan asıga derki: "Ates gibi yakıcı ızdırapla, belalarla dolu
      olan su dünyadan sıçra, kurtul da gel benim ask atesime gir, yan!"
      *"Ateslerle dolu agzım, atesin dilinden ne zamana kadar söz söyleyecek, ne amana kadar yanmıstan, yakılmıstan
      bahsedecek " diye tandıra henzeyen gönlüm soruyor.
      583. Kaybolan asıgı nerede aramalı
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün
      (c. III, 1221)
      • Eger bir asık kaybolursa onu sevgilinin yanında arayın! Eger asık bir seyden ürker, saklanırsa, onu sevgilinin
      mahallesinde arayınız.
      • Eger bu canımın bülbülü ansızın bu bedenden uçup giderse, onu dikenlerden sormayınız, onu o gül bahçesinde
      arayınız.
      • Eger onun askının hastası bu meclisten kaybolursa, onu fettan güzelin nergis gözlerinde arayınız.
      • Sarhos gönül günün birinde o siseyi tasa vurur parçalarsa, o zaman meyhaneye gidin, onu meyhaneciden arayın,
      sorun!
      • Aklınızı basınıza alın, kaybolan asıgı simsekler çaktıran, yıldırımlar yagdıran, aman vermeyen günesin kucagında
      arayınız!
      • Eger bir hırsız duvara bir delik deler de asıgın varını yogunu çalarsa; siz o hırsızı, o kurnaz sevgilinin misk gibi kokan
      simsiyah saçları arasında arayınız!
      • Ben, o sevgilinin nerede oldugunu, gönül diyarında bir pîrden sordum. Pîr parmagı ile beni isaret ederek; "Onu sırlar
      içinde arayınız!" dedi.
      • Ben o pîre dedim ki: "Allah´a yemin ederim ki, isaret ettiginiz sırlar sizsiniz!" Pîr; "Evet" dedi, "încilerle dolu deniz
      benim, onu engin denizlerde arayınız!"
      • Müslümanlar! 0 ne güzel bir incidir ki, nurları ile denizleri dolduruyor. Siz onu o nurlarda arayınız!
      584. Yasayan kisiler kimlerdir Hakk´ın askı ile ölen kisilerdir.
      Mef´ulü,Mefa´ilün,Fe´ülün
      (cIII,1242)
      • Dünyada bütün nefsanî isteklerden kurtulma, hiç bir seye aldırmama, duygusuz, bayagı insanların sapık yolu mudur
      Asla asla! Her iki dünya da bu yola düsenlerin, sehvanî duygulara sırt çevirenlerin kurbanı olsun, kölesi olsun.
      "Biz dünyada zevk için yasıyoruz." diyen Epicure (341-370) milattan asırlarca önce bu fikri ortaya atarak "Zevkiye
      mezhebi´ni kurmustur. Bir çoklarının sandıgı gibi Epicure veya Epikoros "Hayatın gayesi zevkdir." dedigi zaman, ye iç
      eglen, canının istedigi herseyi yap demek istememistir. Bizim Ziya Pasa´mızın dedigi gibi:
      "Rç bade, güzel sev var ise akl u suurun,
      Dünya varmıs ya ki yokmus ne umurun!"
      (Aklın varsa, içki iç, güzelleri dost edin, dünya varmıs, yokmus diye ilgilenme. Sen gönlünün istedigi gibi yasamaya
      bak.) görüsünü benimsememistir. Çünkü bizim zevk adını verdigimiz sey, bedenimize ait nefsani isteklerden asıl yasayıs,
      zevk ve safayı terk etmek, nefsini ayak altına alarak ruhen temiz kalmaktır. Nitekim Epicure; "Bu hayatın gayesi zevktir."
      dedigi halde, kendisi bir bahçe içinde bir kulübede yasıyor. Tam bir dervis gibi bütün isteklerden kurtulmustu. Bu sekilde
      nefsanî ve sehevanî isteklerden kendini kurtararak manevî zevki buluyordu. Namık Kemal merhum da bir beytinde:
      "Kimi vicdana dokundu, kimi cism ü cana
      Zevk namıyla ne yaptımsa pisman oldum"
      demisti. Fuzulî merhum da
      "Bütün emelleri gönlünden eylemis ib´ad
      Ne verseler ana sakir ne kılsalar ana sad"
      (Bütün istekleri gönlünden uzaklastırmıs, ne verseler ona sükrediyor, ne kötülük yapsalar Hakk´tan bilerek ondan
      memnun oluyor.) demisti. Alman mütefekkiri Fichte (1782-1814):
      "Bu dünyada da öteki dünyada da zevk için yasayan kisiler, en kötü insanlardır." diye yazmıstır. Mevlana bu konuyu
      bir beyitte ne güzel hülasa etmis.
      *Ey dünyayı görüp de canı görmeyen kisi! Sunu bil ki dünya fanîdir ve bir nefesten ibarettir!
      *Dünya dedigin bir yıgın tozdur. Havaya yükseliyor, bu tozun içinde süpürge de kirlenmis, süpüren de!
      *Zavallı insan öldügün, hashas gibi kırılıp döküldügün gün, bu hayat mesgalesi, bu didinip durmalar neymis görürsün,
      anlarsın.
      " Mevlana´nın bu gazeli bendenize, Tanzimat Edebiyatı öncülerinden Pertev Pasa´nın Jean Jack Rousseau´dan tercüme
      ettigi "Ruhun ölümsüzlügü" adındaki su manzumeyi hatırlattı:
      "Hab-ı pür-ıztıraptır bu hayat
      Dogmusuz ölmek üzere va hayfa
      Var ise zerre zerre zevkiyat
      Onu da kahr-ı dehr eder ifna
      Gideriz böyle cehl ü gafletle
      Ka´r-ı girdab-ı mevte hasretle
      Türlii mihnetle, bin mesekkatle
      Mahv ü kemnam eder bizi dünya
      Bizse seyreyleyip bu bünyadı
      Aranz tarhına nedir badi
      Haliki, halkı sırr-ı icadı
      Cümleyi bilmek isteriz hala
      Sıyrıhp ruh zulmet-i tenden
      Süzülüp eyledikte azm-i vatan
      0 zaman hallolur bu süphe ve zan
      Bilinir hasılı nedir mana" (Bu hayat ıztıraplarla dolu bir rüya gibidir. Ne yazık ki biz ölmek için dünyaya gelmisiz. Yani
      anamızdan dogdugumuz andan itibaren ölüme dogru gideriz. Dünyada az da olsa zevkler vardır, fakat o zevkleri dünyanın
      kahrı burnumuzdan getirir. Bizler hayat yollarında bilgisizlikle, gafletle, hasretle ölüm girdabının derinliklerinde kaybolur
      gideriz. Akla gelmez çesitli mihnetlerle, bin türlü mesekkatle dünya bizi mahveder, geçer gideriz. Adımız bile anılmaz olur.
      Halbuki bizler ölümü düsünmeden, kainatın nasıl yaratıldıgına dair sebepler ararız. Yaratıcıyı, yaratılmısları, yaratılmanın
      sırlarını arar dururuz. Biz kendi halimize bakmadan her seyi bilmek isteriz. Fakat ruhumuz beden karanlıklarından sıyrılarak
      geldigi yere ruh alemine kendi asıl vatanına gidince, o zaman süphelerden ve zanlardan kurtulur. Hayatın ne oldugu belli
      olur.)
      • Su hem gizli, hem apaçık olan meydanda bulunan ask, ne kadar kan dökücüdür, ne kadar zalimdir
      • Onun eliyle öldürüldügün gün, yasamaya kavusacaksın. Yasayan kisiler kimlerdir; ask yüzünden ölen kisiler!
      "Hallac-ı Mansur "Muhakkak ki ölümümde hayat vardır." demisti.
      • Askın gizli kalmasına imkan yok! Asık olanın bütün sırlan meydandadır.
      • Ask yoksa, zevk veren güzellik de yoktur! Bu ne güzelliktir; bu güzelligi alkıslayınız!
      585. Bülbüle seslenis.
      Mef´ulü, Mefa´îliln, Mefulii, Mefa´îlün
      (c. III, 1232)
      • Ey bülbül! Sabah sarabı içme zamanı geldi. Zühre yıldızı ile beraber sarkılar söyleyerek, gel sarhosların arasına gir!
      • Nerede bir mahrem varsa hemen onu uyandır, sevgiye mahrem olmayanları, sevgiden anlamayanları sakın güzel,
      tesirli sesinle uyandırma! Bırak o ham kisiler, o duygusuzlar mahsere kadar uyuyakalsınlar!
      • Gönlün kulagına sevgiye dair, remizli sözleri yavas yavas söyle de küfür bile îmana gelsin, yüzlerce iman incisi
      ortaya dökülsün.
      • Gökyüzünde padisahın askından ansızın bir simsek çakar. 0 simsek yüzünden aya bir ates düser.
      586. Meleklerin bile mahrem olamadıkları o cemal, o güzellik,
      insanlara meyletmezse yeridir.
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün
      (c. III, 1251)
      *Dudakları sekerin degerini düsürürse sasmamalı, yüzü taze gülü begenmezse haklıdır.
      *Bütün alem akıl padisahının kuludur, kölesidir. Fakat akıl padisahı da o güzele hizmet etmek için karsısında el pençe
      divan durursa yerindedir.
      *Gece zencisine kılıç çeken günes padisahı, onun varlıgını korumakta siper olursa dogrudur.
      *Meleklerin bile mahrem olamadıkları o güzellik, insanlara meyletmezse, insanları özlemezse yeridir.
      *însan meleklerin yüksek is ve güçlerini yapmaz. Yapmıs olsa hepsinin uhdesinden gelmek gücündedir.
      *Ben bu gibi sözleri sayıp dururken, gökten söyle bir ses duydum: "Bunlardan, bu sözlerden vazgeç ki yerine daha
      baska bir sey gelsin!"
      587. Gönül onun derdinden ne zevklere dalmıstır.
      Fe´ilatün, Fe´ilatiin, Fe´ilatiin, Fe´ilün
      (c. III, 1253)
      • Günlük halimiz; yaptıgımız iyilikler, kötülükler, padisaha gizli degildir. Nefis bas kaldırırsa onu kulagından tutar da
      sürüye sürüye çeker.
      • Can da, gönül de, gönlün aslı da bize O´nun bir lütfudur. Eger 0 cana da, gönüle de can vermese, onlara baska kimin
      yardımı gelebilir
      • Gönül O´nun derdinden ne zevklere dalmıstır! Ne hosluklar elde etmistir! O´nun sayısız keremini, bagısını sayıp
      dökmeye kalkma!
      • Allah´ın askının gamı, hangi kervanın önünü vurmussa, o kervan iki dünyanın da dile gelmez, söze sıgmaz karını elde
      etmistir.
      • O´nun ebedî hayat, ölümsüz yasayıs gerdanlıgı ile sereflendigun günden beri, ölüm melegi Azrail gönlümden ümit
      kesti.
      • Süsen, O´nun lütfundan dil oldu da, O´nu örmeye basladı. Selvi, hürriyeti O´ndan elde etti. Çünkü boyunu bosunu
      ona 0 bagısladı.
      • Bülbül durmadan O´nu över durur. Çünkü bülbüle dili 0 ögretti. Gül O´nun yüzünden elbisesini yırtar. Çünkü gülün
      yanagına o güzel rengi 0 verdi.
      • Kim bu topraga ümit tohumu ektiyse, O´nun bahar keremi ona, bire karsı yüz bagıslamıstır.
      • Günes, her aksam O´na secde eder. Bu secde yüzünden 0 padisahtan, ne ziyan gördü, ziyan görmek söyle dursun,
      onun bedeni can bulmustur.
      • Günes, her aksam O´na secde ederek batar gider. Yorgun, hasta, perisan bir halde batıp giden günese, seher
      vaktinde öyle genç ve parlak bir yüz bagıslar, gökyüzü, ay ve yıldızlar haset ederler de hasetlerinden ölürler, kaybolup
      giderler.
      • Kim bugün bu dünyada nefsanî arzularını, sehvetini gönülden söker atarsa, her vazgeçtigi, özlem duydugu, nefsanî
      isteklerinin, arzularının her biri, mezarında ona bir huri olur, es dost kesilir.
      • Kim azgınlık yolunda at kosturursa, at ona çifteler atar, o çiftelerden perisan olur, gider.
      • Sen su gazeli yarıda bırak da ezel alemini düsün, o güzelliklere hayran ol, sasır kal! Hiç bir seye ihtiyacı olmayan,
      onları tamamlasın, hissettirsin.
      588. Su dünyada gördügümüz güzeller, gönülde güzeli gizleyen perdedeki resimlerdir.
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatıin, Fa´ilat
      (c. III, 1244)
      • Ey Senayi; gelmiyorsan, git kendi isinle ugras! Dünyada herkesin bir isi vardır. Sen kendi isinle oyalan!
      *Su kervanda bulunanların her biri kendi malını, kendi esyasını, parasını pulunu çalmak için yol keser. Sen kervandan
      geri kal da kendi yükünün basında bulun! Yani onun bunun malını çalan zorbalar kendi ibadetlerinin, iyiliklerinin sevabını
      itmekte, günaha girmektedirler. Kervandan geri kalan, günaha girmedigi için kazançlıdır.
      *Bunlar geçici güzellik verirler de geçici ask alırlar. Sen su iki kuru ırmagı geç de kendi kendinin ırmagı ol!
      *Bu dostlar, insanın elinden tutarlar da çeke çeke yokluga kadar götürürler. Onlardan elini çek de kendi kendinin elini
      tut, kendinle yetin!
      *Su dünyada gördügümüz güzeller, gönüldeki güzeli gizleyen perdedeki esimlerdir. Perdeyi kaldır, içeri gir de,
      sevgilinle bas basa kal!
      *Sen kendi güzelligin ile kal, güzelles, güzel seyler düsün! îki alemden de vazgeç, kendi aleminde ol!
      • Yürü, benligi artıran sarapla mest olma, aklını basına al da, o tertemiz yüzü görmeye çalıs!
      589. Dirilik seni görse ölmez, ebedî olarak diri kalır.
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. III, 1243)
      • îçeri gir ey nesenin aslının aslı! Neselen, sevin ey ab-ı hayatın ab-ı hayatı! îçeriye ak, neselen, sevin!
      • Dirilik seni görse ölmez, ebedî olarak diri kalır. Ölü bile seni görse, senin can oldugunu anlar, neselen, sevin!
      • Böylece sen o ebedî sarabı her an bize sun da, elden çıkalım, kendimizden geçelim. Bundan ötesini artık sen bilirsin,
      neselen, sevin!
      • Hem arkadassın, hem nazik ve nazeninsin, hem bize ısıksın, hem sarapsın, hem cihansın, hem gizlisin, hem
      meydandasın, neselen, sevin!
      • Zaman zaman bize ötelerden, o cihandan hediyeler getiriyorsun. Getir, getir; pek hos seyler getiriyorsun, neselen,
      sevin!
      • Ask sarabıyla mest olmusların canları; varlarını yoklarını senin tarafına çekrnedeler; çek onları, pek hos çekiyorsun,
      neselen, sevin!
      • Ey cihanı neselendiren, sevindiren! Ey yeryüzünü bastan basa defıne haline getiren! Sonunda yeryüzü sana der ki:
      "Ey gökyüzünün eri, neselen, sevin!"
      590. Sen yol almayı bırakırsan, canın yol almaya baslar.
      0 zaman onun canından sana rahmetler gelir.
      Mef´ulü, Fa´ilatiin, Mefulü,
      (c. III, 1266)
      • Nisansız, izi belli olmayan bir ruh var. Biz onun izine düsmüsüz, eserlerine dalmısız. 0 mekanı olmayan bir ruhtur.
      Fakat basımızdan ayagımıza kadar her birimiz onun mekanı olmustur.
      • Onu bulmak istiyorsan, bir an için olsun onu arama! Bilmek istiyorsan bir an için olsun onu bilme!
      • Onu gizli gizli ararsan, apaçık meydanda olusundan uzaksın. Apaçık görüldügünden senin haberin yoktur. Onu
      apaçık olarak ararsan, bu sefer de onun gizliligini göremezsin, perde altında kalırsın.
      • Kesin bir burhan, bir delil elde eder de apaçık aramaktan, gizli aramaktan kurtulursan, o zaman ayaklarını uzat,
      emanını elde ederek uyu!
      • Sen yol yürümeyi bırakırsan, canın yol almaya baslar. 0 zaman onun canından, onun ruhundan sana ne rahmetler
      gelir, ne rahmetler!
      • Ey canımı hapseden aziz yarlık, ne zamana kadar dizginlerini kısacaksın Atını onun dünyasına sür, beni ona
      kavustur!
      • Bedenin körlügünü bil de, hırsa kapılmadan ayagını iyi bas! Çünkü beden, hırsı yüzünden ona tercüman olamaz.
      • Görgüsüz ve basit insanlar gibi ne zamana kadar bir iki lokma ekmek için cosup duracaksın Ne zamana kadar, onun
      kılıcını yiyeceksin
      581. Ben kimim Ben kendime ancak gam yemeyi, ızdırap çekmeyi layık buldum.
      Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa-ilatün, Fa´ilat
      (c. III, 1246)
      • Dün padisahımın sarayına gittim. Canımı, sakînin elindeki sürahinin içinde gördüm.
      • Ona; "Ey sakîlerin canlarına can olan aziz varlık!" dedim. "Allah askına kadehi doldur, ahdini, peymanını, verdigin
      sözü unutma!"
      • Bir hosça güldü de dedi ki: "Ey kerem sahibi, hizmette kusur etmem, sana saygı gösteririm."
      • Güzel yüzü gibi parıl parıl parlayan saraptan bir kadehe doldurdu da, kadehi öptü ve bana sundu.
      • Birbiri üstüne bir kaç kadeh sundu. Onları içince içime bir ates doldu. 0 ates beni benden aldı, kendi atesi madenine
      götürdü.
      • Baht, kısmet, alın yazısı herkesi bir meyhaneye çeker götürür. Ben kimim Ben kendime ancak gam yemeyi, ızdırap
      çekmeyi layık buldum.
      • Ben susayım, susayım da, meclisin emîri kendi gizli meclisinin yüzbinlerce destanını size söylesin.
      582. Seher vaktinde askının ezanını canımın kulagı isitir. 0 ezan asıga der ki:
      "Ates gibi yakıcı belalarla dolu olan su dünyadan sıçra, kurtul da gel benim sevgi atesime gir, yan!"
      Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün
      (c. III, 1249)
      *Senin güzelliginin üzerlik tohumu oldum. Artık benim vatanım atesin tam ortasıdır. Mademki ok senin okundur;
      elbette kolun atesten yayı çeker.
      *Asıgın canı yanınca sevgiliden bas çıkarır. Kim atesinde yanmıstır da atesin anı olmamıstır.
      *Ancak gönlümü yak, gönlümden baskasını yakma! Çünkü bagrım senin atesinle daglanmıstır. Gönlüme bak da
      atesten olan kılıcının açtıgı yarayı gör!
      *Atesin çıkardıgı kıvılcımlar, yanmıs yakılmıs kisiye sıçrarsa, o kiside atesten nisaneler, izler bulur.
      *Senin askının gamı ateslidir. Beni agaç gibi kurutur. Agaç kuruyunca da ateste yanmaktan baska bir ise yaramaz.
      *0 kisi ne mutlu kisidir ki, onun yasemini de gülü de bahçede bitmez de, senin atesinde biter. Atesin safasını, atesin
      dilinin tatlılıgını ancak Halil îbrahim hazretleri bilir.
      *Onun Halil´i duman gibi atese biner. Çünkü Halil sanki cehennemin kapıcısı Malik´dir de atesin dizgini onun elindedir.
      *Seher vaktinde senin askının ezanını canımın kulagı isitir. 0 ezan asıga derki: "Ates gibi yakıcı ızdırapla, belalarla dolu
      olan su dünyadan sıçra, kurtul da gel benim ask atesime gir, yan!"
      *"Ateslerle dolu agzım, atesin dilinden ne zamana kadar söz söyleyecek, ne amana kadar yanmıstan, yakılmıstan
      bahsedecek " diye tandıra henzeyen gönlüm soruyor.
      583. Kaybolan asıgı nerede aramalı
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün
      (c. III, 1221)
      • Eger bir asık kaybolursa onu sevgilinin yanında arayın! Eger asık bir seyden ürker, saklanırsa, onu sevgilinin
      mahallesinde arayınız.
      • Eger bu canımın bülbülü ansızın bu bedenden uçup giderse, onu dikenlerden sormayınız, onu o gül bahçesinde
      arayınız.
      • Eger onun askının hastası bu meclisten kaybolursa, onu fettan güzelin nergis gözlerinde arayınız.
      • Sarhos gönül günün birinde o siseyi tasa vurur parçalarsa, o zaman meyhaneye gidin, onu meyhaneciden arayın,
      sorun!
      • Aklınızı basınıza alın, kaybolan asıgı simsekler çaktıran, yıldırımlar yagdıran, aman vermeyen günesin kucagında
      arayınız!
      • Eger bir hırsız duvara bir delik deler de asıgın varını yogunu çalarsa; siz o hırsızı, o kurnaz sevgilinin misk gibi kokan
      simsiyah saçları arasında arayınız!
      • Ben, o sevgilinin nerede oldugunu, gönül diyarında bir pîrden sordum. Pîr parmagı ile beni isaret ederek; "Onu sırlar
      içinde arayınız!" dedi.
      • Ben o pîre dedim ki: "Allah´a yemin ederim ki, isaret ettiginiz sırlar sizsiniz!" Pîr; "Evet" dedi, "încilerle dolu deniz
      benim, onu engin denizlerde arayınız!"
      • Müslümanlar! 0 ne güzel bir incidir ki, nurları ile denizleri dolduruyor. Siz onu o nurlarda arayınız!
      584. Yasayan kisiler kimlerdir Hakk´ın askı ile ölen kisilerdir.
      Mef´ulü,Mefa´ilün,Fe´ülün
      (cIII,1242)
      • Dünyada bütün nefsanî isteklerden kurtulma, hiç bir seye aldırmama, duygusuz, bayagı insanların sapık yolu mudur
      Asla asla! Her iki dünya da bu yola düsenlerin, sehvanî duygulara sırt çevirenlerin kurbanı olsun, kölesi olsun.
      "Biz dünyada zevk için yasıyoruz." diyen Epicure (341-370) milattan asırlarca önce bu fikri ortaya atarak "Zevkiye
      mezhebi´ni kurmustur. Bir çoklarının sandıgı gibi Epicure veya Epikoros "Hayatın gayesi zevkdir." dedigi zaman, ye iç
      eglen, canının istedigi herseyi yap demek istememistir. Bizim Ziya Pasa´mızın dedigi gibi:
      "Rç bade, güzel sev var ise akl u suurun,
      Dünya varmıs ya ki yokmus ne umurun!"
      (Aklın varsa, içki iç, güzelleri dost edin, dünya varmıs, yokmus diye ilgilenme. Sen gönlünün istedigi gibi yasamaya
      bak.) görüsünü benimsememistir. Çünkü bizim zevk adını verdigimiz sey, bedenimize ait nefsani isteklerden asıl yasayıs,
      zevk ve safayı terk etmek, nefsini ayak altına alarak ruhen temiz kalmaktır. Nitekim Epicure; "Bu hayatın gayesi zevktir."
      dedigi halde, kendisi bir bahçe içinde bir kulübede yasıyor. Tam bir dervis gibi bütün isteklerden kurtulmustu. Bu sekilde
      nefsanî ve sehevanî isteklerden kendini kurtararak manevî zevki buluyordu. Namık Kemal merhum da bir beytinde:
      "Kimi vicdana dokundu, kimi cism ü cana
      Zevk namıyla ne yaptımsa pisman oldum"
      demisti. Fuzulî merhum da
      "Bütün emelleri gönlünden eylemis ib´ad
      Ne verseler ana sakir ne kılsalar ana sad"
      (Bütün istekleri gönlünden uzaklastırmıs, ne verseler ona sükrediyor, ne kötülük yapsalar Hakk´tan bilerek ondan
      memnun oluyor.) demisti. Alman mütefekkiri Fichte (1782-1814):
      "Bu dünyada da öteki dünyada da zevk için yasayan kisiler, en kötü insanlardır." diye yazmıstır. Mevlana bu konuyu
      bir beyitte ne güzel hülasa etmis.
      *Ey dünyayı görüp de canı görmeyen kisi! Sunu bil ki dünya fanîdir ve bir nefesten ibarettir!
      *Dünya dedigin bir yıgın tozdur. Havaya yükseliyor, bu tozun içinde süpürge de kirlenmis, süpüren de!
      *Zavallı insan öldügün, hashas gibi kırılıp döküldügün gün, bu hayat mesgalesi, bu didinip durmalar neymis görürsün,
      anlarsın.
      " Mevlana´nın bu gazeli bendenize, Tanzimat Edebiyatı öncülerinden Pertev Pasa´nın Jean Jack Rousseau´dan tercüme
      ettigi "Ruhun ölümsüzlügü" adındaki su manzumeyi hatırlattı:
      "Hab-ı pür-ıztıraptır bu hayat
      Dogmusuz ölmek üzere va hayfa
      Var ise zerre zerre zevkiyat
      Onu da kahr-ı dehr eder ifna
      Gideriz böyle cehl ü gafletle
      Ka´r-ı girdab-ı mevte hasretle
      Türlii mihnetle, bin mesekkatle
      Mahv ü kemnam eder bizi dünya
      Bizse seyreyleyip bu bünyadı
      Aranz tarhına nedir badi
      Haliki, halkı sırr-ı icadı
      Cümleyi bilmek isteriz hala
      Sıyrıhp ruh zulmet-i tenden
      Süzülüp eyledikte azm-i vatan
      0 zaman hallolur bu süphe ve zan
      Bilinir hasılı nedir mana" (Bu hayat ıztıraplarla dolu bir rüya gibidir. Ne yazık ki biz ölmek için dünyaya gelmisiz. Yani
      anamızdan dogdugumuz andan itibaren ölüme dogru gideriz. Dünyada az da olsa zevkler vardır, fakat o zevkleri dünyanın
      kahrı burnumuzdan getirir. Bizler hayat yollarında bilgisizlikle, gafletle, hasretle ölüm girdabının derinliklerinde kaybolur
      gideriz. Akla gelmez çesitli mihnetlerle, bin türlü mesekkatle dünya bizi mahveder, geçer gideriz. Adımız bile anılmaz olur.
      Halbuki bizler ölümü düsünmeden, kainatın nasıl yaratıldıgına dair sebepler ararız. Yaratıcıyı, yaratılmısları, yaratılmanın
      sırlarını arar dururuz. Biz kendi halimize bakmadan her seyi bilmek isteriz. Fakat ruhumuz beden karanlıklarından sıyrılarak
      geldigi yere ruh alemine kendi asıl vatanına gidince, o zaman süphelerden ve zanlardan kurtulur. Hayatın ne oldugu belli
      olur.)
      • Su hem gizli, hem apaçık olan meydanda bulunan ask, ne kadar kan dökücüdür, ne kadar zalimdir
      • Onun eliyle öldürüldügün gün, yasamaya kavusacaksın. Yasayan kisiler kimlerdir; ask yüzünden ölen kisiler!
      "Hallac-ı Mansur "Muhakkak ki ölümümde hayat vardır." demisti.
      • Askın gizli kalmasına imkan yok! Asık olanın bütün sırlan meydandadır.
      • Ask yoksa, zevk veren güzellik de yoktur! Bu ne güzelliktir; bu güzelligi alkıslayınız!
      585. Bülbüle seslenis.
      Mef´ulü, Mefa´îliln, Mefulii, Mefa´îlün
      (c. III, 1232)
      • Ey bülbül! Sabah sarabı içme zamanı geldi. Zühre yıldızı ile beraber sarkılar söyleyerek, gel sarhosların arasına gir!
      • Nerede bir mahrem varsa hemen onu uyandır, sevgiye mahrem olmayanları, sevgiden anlamayanları sakın güzel,
      tesirli sesinle uyandırma! Bırak o ham kisiler, o duygusuzlar mahsere kadar uyuyakalsınlar!
      • Gönlün kulagına sevgiye dair, remizli sözleri yavas yavas söyle de küfür bile îmana gelsin, yüzlerce iman incisi
      ortaya dökülsün.
      • Gökyüzünde padisahın askından ansızın bir simsek çakar. 0 simsek yüzünden aya bir ates düser.
      586. Meleklerin bile mahrem olamadıkları o cemal, o güzellik,
      insanlara meyletmezse yeridir.
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün
      (c. III, 1251)
      *Dudakları sekerin degerini düsürürse sasmamalı, yüzü taze gülü begenmezse haklıdır.
      *Bütün alem akıl padisahının kuludur, kölesidir. Fakat akıl padisahı da o güzele hizmet etmek için karsısında el pençe
      divan durursa yerindedir.
      *Gece zencisine kılıç çeken günes padisahı, onun varlıgını korumakta siper olursa dogrudur.
      *Meleklerin bile mahrem olamadıkları o güzellik, insanlara meyletmezse, insanları özlemezse yeridir.
      *însan meleklerin yüksek is ve güçlerini yapmaz. Yapmıs olsa hepsinin uhdesinden gelmek gücündedir.
      *Ben bu gibi sözleri sayıp dururken, gökten söyle bir ses duydum: "Bunlardan, bu sözlerden vazgeç ki yerine daha
      baska bir sey gelsin!"
      587. Gönül onun derdinden ne zevklere dalmıstır.
      Fe´ilatün, Fe´ilatiin, Fe´ilatiin, Fe´ilün
      (c. III, 1253)
      • Günlük halimiz; yaptıgımız iyilikler, kötülükler, padisaha gizli degildir. Nefis bas kaldırırsa onu kulagından tutar da
      sürüye sürüye çeker.
      • Can da, gönül de, gönlün aslı da bize O´nun bir lütfudur. Eger 0 cana da, gönüle de can vermese, onlara baska kimin
      yardımı gelebilir
      • Gönül O´nun derdinden ne zevklere dalmıstır! Ne hosluklar elde etmistir! O´nun sayısız keremini, bagısını sayıp
      dökmeye kalkma!
      • Allah´ın askının gamı, hangi kervanın önünü vurmussa, o kervan iki dünyanın da dile gelmez, söze sıgmaz karını elde
      etmistir.
      • O´nun ebedî hayat, ölümsüz yasayıs gerdanlıgı ile sereflendigun günden beri, ölüm melegi Azrail gönlümden ümit
      kesti.
      • Süsen, O´nun lütfundan dil oldu da, O´nu örmeye basladı. Selvi, hürriyeti O´ndan elde etti. Çünkü boyunu bosunu
      ona 0 bagısladı.
      • Bülbül durmadan O´nu över durur. Çünkü bülbüle dili 0 ögretti. Gül O´nun yüzünden elbisesini yırtar. Çünkü gülün
      yanagına o güzel rengi 0 verdi.
      • Kim bu topraga ümit tohumu ektiyse, O´nun bahar keremi ona, bire karsı yüz bagıslamıstır.
      • Günes, her aksam O´na secde eder. Bu secde yüzünden 0 padisahtan, ne ziyan gördü, ziyan görmek söyle dursun,
      onun bedeni can bulmustur.
      • Günes, her aksam O´na secde ederek batar gider. Yorgun, hasta, perisan bir halde batıp giden günese, seher
      vaktinde öyle genç ve parlak bir yüz bagıslar, gökyüzü, ay ve yıldızlar haset ederler de hasetlerinden ölürler, kaybolup
      giderler.
      • Kim bugün bu dünyada nefsanî arzularını, sehvetini gönülden söker atarsa, her vazgeçtigi, özlem duydugu, nefsanî
      isteklerinin, arzularının her biri, mezarında ona bir huri olur, es dost kesilir.
      • Kim azgınlık yolunda at kosturursa, at ona çifteler atar, o çiftelerden perisan olur, gider.
      • Sen su gazeli yarıda bırak da ezel alemini düsün, o güzelliklere hayran ol, sasır kal! Hiç bir seye ihtiyacı olmayan,
      onları tamamlasın, hissettirsin.
      588. Su dünyada gördügümüz güzeller, gönülde güzeli gizleyen perdedeki resimlerdir.
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatıin, Fa´ilat
      (c. III, 1244)
      • Ey Senayi; gelmiyorsan, git kendi isinle ugras! Dünyada herkesin bir isi vardır. Sen kendi isinle oyalan!
      *Su kervanda bulunanların her biri kendi malını, kendi esyasını, parasını pulunu çalmak için yol keser. Sen kervandan
      geri kal da kendi yükünün basında bulun! Yani onun bunun malını çalan zorbalar kendi ibadetlerinin, iyiliklerinin sevabını
      itmekte, günaha girmektedirler. Kervandan geri kalan, günaha girmedigi için kazançlıdır.
      *Bunlar geçici güzellik verirler de geçici ask alırlar. Sen su iki kuru ırmagı geç de kendi kendinin ırmagı ol!
      *Bu dostlar, insanın elinden tutarlar da çeke çeke yokluga kadar götürürler. Onlardan elini çek de kendi kendinin elini
      tut, kendinle yetin!
      *Su dünyada gördügümüz güzeller, gönüldeki güzeli gizleyen perdedeki esimlerdir. Perdeyi kaldır, içeri gir de,
      sevgilinle bas basa kal!
      *Sen kendi güzelligin ile kal, güzelles, güzel seyler düsün! îki alemden de vazgeç, kendi aleminde ol!
      • Yürü, benligi artıran sarapla mest olma, aklını basına al da, o tertemiz yüzü görmeye çalıs!
      589. Dirilik seni görse ölmez, ebedî olarak diri kalır.
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. III, 1243)
      • îçeri gir ey nesenin aslının aslı! Neselen, sevin ey ab-ı hayatın ab-ı hayatı! îçeriye ak, neselen, sevin!
      • Dirilik seni görse ölmez, ebedî olarak diri kalır. Ölü bile seni görse, senin can oldugunu anlar, neselen, sevin!
      • Böylece sen o ebedî sarabı her an bize sun da, elden çıkalım, kendimizden geçelim. Bundan ötesini artık sen bilirsin,
      neselen, sevin!
      • Hem arkadassın, hem nazik ve nazeninsin, hem bize ısıksın, hem sarapsın, hem cihansın, hem gizlisin, hem
      meydandasın, neselen, sevin!
      • Zaman zaman bize ötelerden, o cihandan hediyeler getiriyorsun. Getir, getir; pek hos seyler getiriyorsun, neselen,
      sevin!
      • Ask sarabıyla mest olmusların canları; varlarını yoklarını senin tarafına çekrnedeler; çek onları, pek hos çekiyorsun,
      neselen, sevin!
      • Ey cihanı neselendiren, sevindiren! Ey yeryüzünü bastan basa defıne haline getiren! Sonunda yeryüzü sana der ki:
      "Ey gökyüzünün eri, neselen, sevin!"
      590. Sen yol almayı bırakırsan, canın yol almaya baslar.
      0 zaman onun canından sana rahmetler gelir.
      Mef´ulü, Fa´ilatiin, Mefulü,
      (c. III, 1266)
      • Nisansız, izi belli olmayan bir ruh var. Biz onun izine düsmüsüz, eserlerine dalmısız. 0 mekanı olmayan bir ruhtur.
      Fakat basımızdan ayagımıza kadar her birimiz onun mekanı olmustur.
      • Onu bulmak istiyorsan, bir an için olsun onu arama! Bilmek istiyorsan bir an için olsun onu bilme!
      • Onu gizli gizli ararsan, apaçık meydanda olusundan uzaksın. Apaçık görüldügünden senin haberin yoktur. Onu
      apaçık olarak ararsan, bu sefer de onun gizliligini göremezsin, perde altında kalırsın.
      • Kesin bir burhan, bir delil elde eder de apaçık aramaktan, gizli aramaktan kurtulursan, o zaman ayaklarını uzat,
      emanını elde ederek uyu!
      • Sen yol yürümeyi bırakırsan, canın yol almaya baslar. 0 zaman onun canından, onun ruhundan sana ne rahmetler
      gelir, ne rahmetler!
      • Ey canımı hapseden aziz yarlık, ne zamana kadar dizginlerini kısacaksın Atını onun dünyasına sür, beni ona
      kavustur!
      • Bedenin körlügünü bil de, hırsa kapılmadan ayagını iyi bas! Çünkü beden, hırsı yüzünden ona tercüman olamaz.
      • Görgüsüz ve basit insanlar gibi ne zamana kadar bir iki lokma ekmek için cosup duracaksın Ne zamana kadar, onun
      kılıcını yiyeceksin
      591. Ben ölümden ebedî zevk ve safaya ulasacagımı haber aldım.
      Allah ölümü ebedî ömür peygamberi yapmıs, onunla ölümsüzlügü müjdeliyor.
      Mefa´îliin, Fe´ilatün, Mefa´îliin, Fa´îlün
      (c. III, 1284)
      • Basını kaldır da bak! Haydi zevk ve safa meclisine varalım. Bedensiz can gibi bir an olsun zevk ve safanın kucagına
      kavusalım. Onunla kucaklasalım.
      • Ben ölümden ebedî zevke, ebedî ömre ulasacagımı haber aldım. Cenab-ı Hakk´ın lütfuna bakınız ki, ölümü ebedî
      ömür peygamberi yapmıs, onunla ölümsüzlügü müjdeliyor.
      • Varlıgımızın göbegini ebedî zevk ve safa ile kestiler. Biz zevk ve safa anasından bayram günü dogduk.
      • însanların pesinde kostukları zevk ve safa nedir, diye bana sor, söyleyeyim:
      "Zevk ve safa su dünyadaki zevk ve safayı terk etmektir. Aslında su dünyada çekici, hos bir sekle bürünerek karsımıza
      çıkan zevk ve safa, gelecek zevkin, gelecek safanın kapısının ancak dıs halkasıdır."
      • Ötelerde su gördügümüz hayat perdesinin ardında temiz rühlar zevk ve safadadır. Nefsanî isteklere kapılarak su
      dünyada arzu ettigimiz zevk ve safa, onların zevk ve safalarının gölgeleridir.
      • Aklını basına al da, altına benzeyen varlıgını gerçek, ebedî zevk ve safaya ver, gama, kedere verme! Manevî zevk ve
      safaya layık olmayan altının toprak basına olsun!
      • Dur! Su gök neden dönüp duruyor, sana söyleyeyim: Onu zevk, safa yıldızının parıltısı döndürüyor.
      • Dur! Deniz neden dalgalanıyor, köpürüyor, cosuyor sana söyleyeyim: Onu zevk ve safa incisinin nuru oynatıyor da
      ondan!
      • Su yeryüzü, toprak neden hüriler, gılmanlar doguruyor, sana söyleyeyim:
      Ona zevk ve safa anberinden kopup gelen rüzgar cennet kokuları verdi de ondan!
      • Dur, dur! neden eser eser, gelir geçer sana söyleyeyim: Zevk ve safa defterine yaprak yaprak, fakat çabucak
      gelmeni ister de ondan!
      • Dur! Gece neden siyah perdeler geriyor, sana söyleyeyim: Ötelerde dügün var, demek var! Zevk ve safa çarsafına
      sarıl da dügüne gel, demek ister de ondan!
      * Sana besin de, dördün de, yedinin de sırrını söylerdim ama, zevk ve safa tavlasında bir iki oyunla yenildim de bu
      yüzden söyleyemiyorum, susuyorum.
      "Bu gazelde Hz. Mevlana, milattan asırlarca önce gelen Epikoros(341-370)´un felsefî görüslerini hos bir ifade ile hülasa
      etmistir. Bilindigi gibi Epikoros, "Rnsanlar dünyada zevk ve safa için yasarlar" görüsünü benimseyen "Zevkiyyeci doktirini"ni
      ortaya atmıstı. Epikoros bütün dünyevî zevklerden kendisini mahrum ederek manevî zevki duymus, gelip geçici fanî
      zevklere sırtını çevirmis bir bahçe içinde, bir kulübede yasayarak nefsine hakim olma serefine ermistir."
      592. Hz. Süleyman gönül gözüyle, can gözüyle gördü de,
      bu yüzden bütün kusların dillerini bildi.
      Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün
      (c. III, 1281)
      * Düsünce hüdhüdlerinden mademki onun nisanı, izi, belirtisi göründü; artık Süleyman´ın mülkü benimdir!
      "Neml Suresi, 27/20. ayete isaret var.
      * Hz. Süleyman´ın yüksek tahtının yerini peri ile dev bilmezler. Çünkü onun ahtı gözdür, bakıstır. Dünyası ise basiret,
      gönül gözü ile görüstür.
      * Çünkü o, gönül gözüyle, can gözüyle görür de bu yüzden bütün kusların dillerini bilir. Fakat hiç bir kus onun diline
      yol bulamaz. Hiç bir kus kendi anlayısı ile onun dilini bilemez.
      * Onu ancak rindlerin arasında görebilirsin. Çünkü ask araya girer, onu alır, rindlerin arasına sokar.
      * Ötelerden uçup gelen gönül onun okudur. Yoksa onun çok güçlü olan ayını hangi yigit çekebilir
      • Askının sakîsi kime sarap sunduysa, kim o sakînin elinden sarap içtiyse, sen yine ona o sarabı sun, kadehi doldur,
      ver!
      593. Kimi eksi suratlı görürsen, bil ki o ask atesinden kaçmıstır.
      Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat
      (c. 111, 1274)
      • Ey hoca! Neden yüzünü eksitmissin Sen bu seker ülkesinden, bu tatlılıklar diyarından git, burada herkes
      güleryüzlüdür. Burada kimse eksi suratlı degildir.
      • Ezel alemindeki gönül ülkesindeki tattan, seker bile utanır. Sen böyle kasın asık, çehren eksi nereden geldin Belli ki
      sen ötelerden, o nese ´diyarından gelmemissin.
      • Dudu kusları yani ermisler, gökyüzünde sekerler yemedeler. Sen niçin göklere uçmazsın, niçin bu kirli dünyada
      sürünür durursun Niçin suratını asmıssın Yüceleri, geldigin yerleri hiç düsünmez misin Yoksa oraları inkar mı ediyorsun
      • Seher vaktinde sarap içen, yani seher vaktini ibadetle geçiren, gündüz arslan avlar. Yani manen güçlü oldugu için
      hayatın zorluklarını yener. Fakat ayran içen kimsenin, yani dinî ve insanî vazifesini yapmayan kisinin bu dünyada da suratı
      asıktır, yarın ahirette de.
      • îman sahibi de, iman da, din de zevklidir, tatlıdır. Helva tablasının eksi oldugunu sen nerede gördün
      • Bu eksiligin hepsi cinsi cinsine gider. Eksi, eksi ile birlikte gider oldugundan ötürü, eksilik de senin önünde ve
      yüzünde toplanmıstır.
      • îlahî günesin ısıgı ile, sıcaklıgı ile olgunlasmayan meyve, seker kamısı bile olsa eksidir.
      • Ask günesinin yakısına sabır gerektir. Sabret, su uygunsuz hallerine, eksi davranıslarına bak da bir iki gün sabret,
      olgunlas, pis!
      • Kimi eksi suratlı görüsen bil ki o, ask atesinden kaçmıstır. Hep gölge içinde kalan koruk, salkım, bastanbasa eksidir.
      594. Vuslat sabahı gelinceye kadar, karanlık geceyi kucakla!
      Mef´ulü, Mefa´îlün, Fe´ulün
      (c. III, 1241)
      • Her kulaga gitmesin, ham adamlar duymasın diye, biz geceleri susarak inleriz, dilsiz, dudaksız feryad ederiz.
      • Her ham kisinin burnuna kokusu gitmesin diye vefa tenceresinin kapagını örtüyoruz.
      • Gece oldu, halkın coskunlugu durdu. Kalk simdi coskunluga baslamak sırası bizimdir.
      • Bir müddet çalgı dinledik. Simdi de kendinden geçen canın çalgısını dinleyelim.
      • Can arslanını avladı da, tavsan avından bezdi, usandı.
      • Serden kaç, geceye dost olmaya bak! Çünkü gecenin örtüsünü gecenin basına örterler.
      • Vuslat sabahı gelinceye kadar, karanlık geceyi kucakla!
      * Uyku nedir bilmeyen sevgilinin yüzünü hayal ettikçe, uykuyu unuttuk.
      * Gece nedir; maksat yüzünün örtüsü! 0 yüze rahmetler, aferinler.
      595. Sana susamıs kisiye kim su verebilir
      Fe´ülün, Fe´ulün, Fe´ülün, Fe´ul
      (c. III, 1289)
      • Senin askınla yanıp tutusan kisinin devası ne olabilir Sana susamıs kisiye kim su verebilir
      • Seni seven hastalanır da çarsıda, pazarda dolasır. Sekerler çigneyerek senin dükkanını arar durur.
      • Bag sensin, gül bahçesi sensin, parlak gündüz de sensin. Gönlünü demir gibi katılastırma, yüzünü görmekten bizi
      mahrum etme!
      • Dertlerle, feryadlarla, mihnetlerle, horluklarla ne vakte kadar bizi sarayının dısında bekleteceksin.
      • Ey ay! Sen gölgeni onun bası üstünden çekersen hümanın gölgesinden ona ne fayda vardır, ne de rahat!
      • Bir an cemalini ve celalini görmezse canı da elemlere ugrar, dünyadan usanır, oturdugu yeri de elemler kaplar.
      • Dünya onun güzelligi yüzünden cennete döner, çayırlar, çimenler dilsiz dudaksız onu överler.
      • înciler bagıslayan kimdir Onun denize benzeyen eli, avucu.. Cana canlar katan kimdir Yanagı, yüzü..
      • Dünya senin gölgendir. Sen yürüyünce o da yürür. Var olusu da senin nurundandır, yok olusu da!
      • Edep yolunu tutayım, iki dudagımı da kapayayım da sırlar açan dudakları söze gelsin. Artık o söylesin
      596. Ask Allah´ın Burak´ıdır. Onu yukarılara dogru kostur!
      Mefa´îlün, Fe´ilatiin, Mefa´îlün, Fa´îlün
      (c. III, 1283)
      • Asıga onun sırlar aleminden söyle bir ses geldi: "Ask Allah´ın Burak´ıdır. Onu yukarılara dogru kostur!"
      • Allah kutlu etsin, yeryüzünde toprakta yasayanlara nasıl bir rüzgar esti ki, onun nazındaki atesten bile su gibi
      lütuflar cosup fıskırmada
      • Dünyada ay´dan balıga kadar ne varsa her sey Hakk´ın doganının pençesine düsmüsün askıyla birer güvercin oldu.
      • Asıkların çehreleri kuyumcuların askından ve elindeki maharetin zevkinden altın rengine ve basılmıs sikkelere döndü.
      • Nefsanî istekleri tozduran o havada gönül kusu acaba bizden ne gördü Neden böyle uçup duruyor
      • Söyleme, kıskançlık her an elini ısırıyor da: "Sevgiliden utanacagına onun isvesinden, edasından, askından utan."
      diyor.
      597. O´nun derdini tanıyan deva istemez.
      Mefa´îliin, Fe´ilatiin, Mefa´îlün, Fa´îliin
      (c. III, 1287)
      *O´nun begenmesi, övmesi de, kusur görmesi, hatta sövmesi de baskasının degil benim olsun. Çünkü O´nun her iki
      hali de; olgunu da, hamı da benim için ab-ı hayattır.
      *Sarabının mahmurlugu mu daha hos, mestlik verisi mi Ne olursa olsun canlarımız ebediyyen O´nun sarabının kadehi
      olsun.
      *Ben O´nun sitemiyle, zulmüyle öyle mestim ki sitemi ile lütfunu, adaletini ayırdedemiyorum.
      • Cefası, kaçıp giden canımı, yemle, tuzakla tuttu da, beni vefa kusuna arkadas etti.
      • Canım gitmemek için çok bahaneler buldu. Ama baht 0 bahtsızı adım adım yanına çekti.
      • Onun derdini tanıyan deva istemez. Gönlünde O´nu hisseden, can kulagı ile O´nun adını duyan da kendinden geçer,
      kendinden nisan kalmaz, iz kalmaz.
      "Fuzülî merhum da:
      "Ask derdiyle hosum el çek ilacımdan tabip,
      Kılma derman kim, helakim zehir-i dermanındadır."
      (Ey hekim´ Ben ask derdinden memnunum, hosum. Bana ilaç verme! Çünkü benim helakim , senin verecegin
      dermandadır.) diye yazmıs.
      598. Bu gördügün tamamıyla odur! Çünkü onda maddî varlık kalmamıstır.
      Mefa´îlün, Fe-ilatiin, Mefa´îliin, Fa´îlün
      (c. III, 1282)
      • Su gördügün tamamıyla odur. Çünkü onda maddî varlık kalmamıstır. Daha ilk dostlugunda isi bitti.
      • Benim ask yolunda pek harap olmus bir gönlüm var! Bir harabat ehli, bir meyhane dostu onu harap etti gitti.
      • Aska dedi ki: Düskün ve perisan birisini görmek istiyorsan gel, benim gönlümü gör! 0 tıpkı senin istedigin gibi bir
      düskündür. Gel bu düskünü, yerlere serilmis olan zavallıyı yerinden kaldır!
      • Ona pek yaklasma, uzaktan bak, içindeki atesin alevleri seni de yakar.
      • Seni ates sararsa, gözlerimin önüne gel de durumu gör! inciler saçan gözlerimden yaslar sel gibi akmaktadır.
      • Hz. Musa´nın asasını tasa vurarak akıttıgı kaynak suyunun örnegini bu kulun akan gözyaslarında görürsün.
      "Bakara Süresi 2/60. ayete isaret var."
      • Seslen, "Onun hasta gözleri sifalar dagıtıyor. Nerede bir hasta varsa gelsin, saglık dagıtma vakti geldi!" diye bagır!
      • Daga çık da nerede gönlü uykuya dalmıs biri varsa; "Onun uyanık bahtı ona görüs verecek. Geliniz, geliniz!" diye
      seslen!
      599. Beden ötelerden can sarabı içince, basına gelecek seyler de o taraftan olur.
      Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´iiat
      (c. III, 1290)
      • Sevgilinin sövmesi zevkinden mest oldum. Allah´ım ask sarabı mı daha iyidir, yoksa kadehi mi
      * Onun acı sözleri, hakaretleri, sövmeleri bile insana saraptan daha fazla zevk vermede ve neselendirmededir.
      • Ben tuzaga yem için gitmiyorum, tuzagının muhabbetine, ızdırabına olan ıskımdan ötürü gidiyorum.
      • Dogulu, batılı olmayan ay yüzü ile sevgili, geceleri de gündüzler gibi aydınlatıyor, nurlandınyor.
      • Hz. Adem´in topragı neden akik ile dolu Tutsun da onu madenine kadar çeksin götürsün diye!
      • Gözün de, gönlün de incisi, Allah´ın Peygamberidir. 0 incinin getirdigi haberleri kulagına küpe yap!
      • Beden ötelerden can sarabı içince, burada basına gelecek seyler de aslında ötelerden olur.
      • Nimetleri verenin güzelligi önünde dünya nimetleri gönüle soguk geliyor.
      600. Gül yüzlülerin hevesine düsmüssün, ahmakça sözler söylersin.
      Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat
      (c. III, 1277)
      • Hocam! Sen sevgilinin huyunu, vasfını yanlıs anlamıssın. îsin sonucu hakkında gevsek bir zanna, kötü bir süpheye
      kapılmıssın.
      • Gülyüzlülerin hevesine düsmüs, ahmakça sözler söylüyorsun. Ne olurdu, bir de nar çiçegine benzeyen kendi güzel
      yüzünü görseydik.
      • Korkudan topallıyasın da yolundan kalasın diye, yol kesenler aska ölüm adını taktılar.
      • Bana kulak ver ki, sözümü senin kulagına küpe yapayım. îste ben kulagıma küpe ettigim sözlerden ötürü söze
      doydum.
      • Yanıma gel, ben hosum, güzelim, seni bagrıma basayım. Çünkü benim gelirim, varım yogum hep senden
      gelmededir.
      601.Ask ve akıl!
      Mufte´iliin, Fa´ilatü, Müfte´ilün,
      (c. III, 1276)
      • Dün sevgili kendinden geçmis, mest bir yoldan geldi. Ey tevbe edenler! Dün sevgiliyi bu halde görünce, sizin
      tevbelerinizi sel aldı götürdü.
      • Dün ask, elinde bir demir tokmakla geldi. Aklın kafasını ezdi ise ne oldu Askın yüceliginden basımız göklere erdi.
      • Dün yeni bir devlet belirdi de, dünya tuzagını yırttı. Sükürler olsun ki güzel ask kusu kafesinden kurtuldu.
      • Yedi kat göge sıgmayan, meleklerden bile gizlenen aziz varlık, dün bu kirli toprakta, yeryüzünde kendini gösterdi.
      • Elsiz, ayaksız olan ask, dün arslanların bile boyunlarını koparan aklı tuttu da boynunu bagladı.
      • Gökyüzünün sisesi, günesin alevli ısıkları ile canlandı da, gölgesi olmayan birisinin gölgesini gördü. Dün dayanamadı
      kırıldı.
      • Asıklar gibi günesin pesinde kosup duran ay, uzun bir ayrılıktan sonra dün sevgiliyi görünce gizleniverdi.
      602. Herkesin gönlüne gelen ask, nasıl bir atestir
      Müfte´ilün, Fa´ilatil, Müfte´ilün, Fa´ilat
      (c. III, 1273)
      • Bizim Süleyman ile aramız pek hos, devler, periler varsın olmasın! Güzelligin haddi astı. Edan, cilven olmasa ne olur
      • Ey ömrümün hasılı, ey benim varım, yogum! Senin sevgin gönlümün saglıgıdır. Altın gibi degerli olan canım bana
      yeter. Altın mühürüm varsın olmasın, ne çıkar.
      • Herkesin gönlüne gelen ask nasıl bir atestir Ona kul köle olmak ne kadar da güzeldir, ne kadar da hostur. Mülküm,
      saltanatım yokmus, olmasın ne çıkar
      • Sen istersen elini birdenbire isten çek, sözden vazgeç! Dudagını istersen kuru bırak, varsın ıslaklıgı hiç olmasın, ben
      sana minnet etmek istemiyorum.
      • Benim canım askın canının yüzünden bastan basa ask madeni kesildi. Ask yolunda yürüyenlere yol arkadası olan
      erkek de, disi de olmasa ne çıkar
      • Gölgen önümde, arkamda canıma yardımcıdır. Fidanın gölgesi yeter. Meyvesi yokmus, olmayıversin!
      603. Dün gece ben yedinci kat gökten asıkların feryadlarını duydum.
      Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat
      (c. III, 1270)
      • Bugünkü sarhoslugun dünküne benzemiyor. Bana inanmıyorsan sarap kasesini al, iç!
      • Ben sarap içmedim. Sanki saraba battım, gark oldum. Aklımı sel aldı gitti. Akıl bana; "Elveda, Allaha ısmarladık!"
      dedi. Ben bir daha kendime gelemedim, akıllanamadım.
      • Akıl da, fikir de delirdi. Dünyalara sıgmaz oldu. Dünyadan da dısarı çıktı. Üzerinde yasadıgı dünyayı da bıraktı, gitti.
      Tencere kaynadı, bastan çıktı, coskunluk haddi astı.
      • Su divane sarhos gönül, delilik bagını koparıp fırladı. Ey gönül, sarhosların dolasıp durma; yürü, sus hiçbir sey de
      söyleme! Çünkü bu hal anlatılamaz.
      • Dama çıkan gece bekçisi, seher vakti merdivenden bana söyle seslendi:
      "Dün gece, ben yedinci kat gökten asıkların feryadlarını, coskunluklarını duydum."
      • Gözünü aç da her tarafta, altı yönde de parıl parıl parlayan nuru gör! Ey gözü, kulagı keskin kisi! Gökyüzüne kulak
      ver! Ötelerden gelen coskunluk seslerini duy!
      • Canın selamlarını duy da, artık sözden kurtul! "0l !" kelamının manasına bak da sekillere kapılıp kalmaktan kendini
      kurtar!
      604. Kim asıkların gözlerinde gözbebegi olursa, o bakıs, onu insanın özüne çeker.
      Fe´ilatiin, Fe´ilatiin, Fe´ilatün, Fe´ilün
      (c. III, 1252)
      • Eyer örtüsünü ayın köle gibi tasıdıgı o güzel sevgiliyi, belki bizim himmetimiz bahçeye dogru çeker getirir.
      • Canda o güç kuvvet yoktur. Onda o cüret olamaz. Ama belki de bu isi sevgilinin yardımı sayesinde yapabilir.
      • Ermis kisiler, varlarını yoklarını "yokluk" diyarına çekerler de "varlık" da lütfeder, onları kendine dogru çeker.
      • Nice canlar Yakub (a.s.) gibi daima zehirler tadarlar da sonunda can Yusufu onları tutar, seker diyarına; tatlılıklar,
      hosluklar yurduna çeker götürür.
      • Kim asıkların gözlerinde gözbebegi olursa, o bakıs onu alır, insanın özüne dogru çeker götürür.
      605. Sen kendi güzelligine asıksın, fakat kendinden de gizlisin.
      Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat
      (c. III, 1271)
      • Yine hekim hastasının kapısından içeri girdi. Elini kendisinden ayrılmıs asıgının basına koydu.
      • Yine o sevgili bir defa daha o garibin yanına geldi de, onun cigeri bol bol deva serbeti içti.
      • 0 serbeti dostun elinden kapıp içince varlıgından geçti. Bakan da, bakılan da, vahdet sakisi de hepsi bir oldu.
      • Onun tatlı serbetinde acılık yoktur. Olsa bile ben razıyım. Bal yiyenin arının ignesine katlanması gerek.
      • Bu ayrılık gecesi neden uzundur Sana söyleyeyim: 0 günes örtünmekle kendi örtülü yüzüne sıkıntı oldu da ondan.
      • Her güzelin kendi yüzünden, gözünden, kendi güzelliginden gafleti, haberi olmayısı bir rahmettir. Yoksa ortada
      görünüp duran yüzünü himmeti örtü altında gizlerdi.
      • Sen kendi güzelligine asıksın, fakat kendinden de gizlisin. Su çıplak bedenine bulusma elbisesi giyiver.
      • Ey sakî, bu siiri tamamlamamı istiyorsan, mahmur dudagıma bir söyletici sarap sun!
      606. Biz sekeri, sekerin özünü, seker kamıslıgından degil,
      kendi seker alemimizden yiyip dururuz.
      Müfte´iliin, Fa´ilatii, Müfte´ilün, Fa´ilat.
      (c. III, 1272)
      • Yine padisahımızın kapısına geldik. Yine can kolunu, can kanadını bir hosça açtık.
      • Yine mutluluk geldi, etegimizi çekti. Biz yine çadırımızı gökyüzüne kurduk.
      • Devin de, perinin de yüzü gözü sayemizde yüceldi, sereflendi. Can hüdhüdü döndü, Süleyman´a kavustu.
      • Sarhoslarımızın sakîsi bizim seker yurdumuz oldu. Can Yusufu dagınık saçlannı açtı, salıverdi.
      • Dün sevgili bana dedi ki: "Dünya ile aran nasıl " "Gülen bahtını gören kisi dünyada nasıl olursa, biz de öyleyiz."
      dedim.
      • Mısır´ın bile göremedigi o sekeri, sükürler olsun ki ben disimin dibinde buldum.
      • Biz altınsız, ihtisamsız ölü bir kisiyiz. Ordusuz, ihtisamsız büyük bir varlıgız. Sekeri, sekerin özünü, seker
      kamıslıgından degil, kendi seker alemimizden yiyip duruyoruz.
      • Sen esi bulunmaz nadir bir altınsın. Kimse cesaret edip de sana müsteri alamaz. Sen ancak o kuyumcunun isine
      yararsın. 0 kuyumcunun güzel eserisin. Senin bu dünya pazarında ne isin var Yürü; aslına, madenine git!
      607. 0 benim suyumdur, o benim ekmegimdir.
      Müfte´ilün, Fa´, Müfte´ilün, Fa´
      (c. 111, 1280)
      • 0 benim canımdır, onu yanımdan almayın. 0 benimdir, onu benden almayın.
      • 0 benim suyumdur, o benim ekmegimdir, Onun ümit bagı essizdir.
      • Onun gül bahçeleri, onun cennetleri, onun akar suları, onun elmalarının kırmızılıgı, onun sögüt agaçlarının yesilligi
      nerede vardır
      • 0 ayrı degildir, bitisiktir. 0 mutedildir. 0 gönlün ısıgıdır, onu bagrınıza basınız.
      • Kavgasından, sevdasından ötürü o burada. Ona bas çekenin, ondan yüz çevirenin basını kesiniz.
      • Kırmızı saraptan zevk almayanın önüne köpegin yemek çanagını koyunuz.
      • Avamdan, bilgisiz kisilerden birisi onu bilgili ve aydın kisi yapsın. Ham adam gelirse onu piskinlestirirsin.
      • Rste o hidayet sahı, o sah tarafından, sevinç tarafının müjdesini verdi.
      • Ab-ı hayattan zekat verdi. Ansınlar diye seker kamısından bir dal uzattı.
      608. 0, zamanın Nuh(a.s.)´dır. Ebedî ask da onun gemisidir.
      Fe´ilatü, Fa´ilatiin, Fe´ilatü, Fa´ilatün
      (c. III, 1250)
      • Tatlı gülüsü ile canı bile alsa deger. Büyülü bakısları ile imanı bile alıp götürse bir sey söylemez.
      • Dev ve peri orduları onun fermanına boyun egerler. Bu üstünlükle, bu güçle Hz. Süleyman´ın saltanatını bile ele
      geçirse yerindedir.
      • Onda Kenan Rli´nin Yusufuna yarasan öyle bir seref, öyle bir üstünlük var ki, yüzbinlerce mahzun gönülleri onunla
      canlıdır, neselidir.
      *Hz.Rsa vasıflı dudagı, nefesi ile ölüyü diriltir. Eger can kanatlarını açıp ;uçarsa zuhal yıldızına ulasır.
      O ,zamanın Nuh(a.s.)´dır. Ebedî ask onun gemisidir. Tufan bütün cihanı kaplasa bile o asıkları kurtarır.
      609. Bu ask yolunda Rsmail gibi kurban ol!
      Mefa´îlün, Mefa´îliin, Fe´uliin
      (c. III, 1237)
      * Ey dogru yolda yürüyen dost, benden bir ögüt duy; "Dervisin isi gönül kanı ile basa çıkar, gönül kanı ile elde edilir."
      *Bunu iyi bil ve inan ki, Allah gönlü yaralı dervisin duasını duyar, ve kabul eder,
      *Ne oldugu bir türlü bilinemeyen o padisahı gönlünde bulunca, zenginlestin, azdan çoktan kurtuldun demektir.
      *Bu ask yolunda Rsmail gibi kurban ol, sen koyun degilsen bir ermise, bir baglan! Ona gönül ver!
      * Sen Tebrizli Sems´in havasında yetistigin için bos yere su hamları düsünme, kendi hallerine bırak!
      610. Kendini baskası sanma, kendini bırakıp da gitme!
      Fe´ilatii, Fa´iiatün, Fe´ilatii, Fa´ilatiin
      (c. III, 1254)
      • Ey dost! Ben, senim. Sen de bensin. Kendini bırakıp da kendinden gitme! kendini baskası sanarak kapına geleni
      kapıdan kovma!
      • Gölge gibi senden hiç ayrılmayan biri varsa o da benim. Dostum, kendi hançerini kendi gölgene çekme!
      • Ey mana agacı! Her yana binlerce gölgen serilmis. Gölgelerini oksa. Aslından onları ayırma!
      • Rlahî nurunda gölgelerin hepsini gizle! Onları yok et, parlak günese benzeyen yüzünü aç, göster!
      • Gönül ülkesi, senin iki gönüllülügün yüzünden perisan olmus, çık, tahtına kendi minberinden ayak çekme!
      • "Akıl tacdır." Hz. Ali temsil yolu ile böyle buyurmustur. Sen de kendi için ile, kendi özün ile taca bir baska güzellik
      ver, yeni bir parlaklık bagısla!
      611. Ey dost! Bana pek yaklasma, ask atesinin alevleri seni de yakmasın!
      Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün
      c. III, 1282)
      • Bu maddî varlıgımızın, bu vücudumuzun eserleri fanidir. Fakat bu varlıgımızın ötesinde bulunan ruhumuz, manevî
      varlıgımız tamamıyla ondan ibarettir. Ezelde onun askıyla içilen ilk kadehle is tamamlandı.
      • Benim ask yolunda harap olmus bir gönlüm var. Ask meyhanesine çok baglı olusu, onu birden yıktı, harabın harabı
      etti.
      • Aska dedi ki: Sana gönül vermis, sevginle yıkılmıs, harap olmus birini istiyorsan, istedigin asık düsmüs, yerlere
      serilmistir. Gel elinden tut, kaldır!
      • Senin askınla yıkılmıs bu zavallıya sakın pek yakın gelme, onu uzaktan seyret! Çünkü korkuyorum ki içindeki atesin
      alevleri seni de yakmasın.
      • Eger onun atesi seni tutusturursa, o zaman sen gözlerimin önüne gel, inciler saçan gözlerimden seller gibi yaslar
      akmadadır. Göz yaslarım, senin atesini söndürebilir.
      • Seslen, onun hasta gözleri sifalar veriyor; "Nerede bir hasta varsa gelsin, sıhhat, saglık zamanı geldi." diye bagır.
      • Daglara çık ve nerede gönlü uyumus kalmıs birisini görürsen, askın uyanık bahtının gönlü uykuda olan herkese
      görüs, bilis lütfedecegini haber ver, onlara; "Gelin gelin!" diye seslen!
      • "Allah´ın gögsünü Islama açtıgı kimse Rabbinden bir nur almadı mı " ayetinin nuru öyle bir mumdan gelir ki o
      mumun nurlarının parıltısı iki dünyaya da sıgmaz.
      "Zümer Süresi 39/22."
      612. Dünyada herkes bir Leyla´ya Mecnun olmustur.
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. III, 1247)
      • Ariflerin sevgilileri de, manevî aydınlıkları da gönüllerinin dısında degildir. Onlar üzüm suyundan yapılmıs sarabı
      içmezler, onlar mana sarabını kendi damarlarında dolasan kanda bulurlar.
      • Dünyada herkes bir Leyla´ya Mecnun olmustur. Ariflerin her an Leyla´ları da kendileridir, Mecnun´ları da!
      • Sen eger "benlik Firavunu"nu "beden Mısır´ından (beden sehrinden) dısarı atabilirsen, gönül evinde Musa´nı da
      görürsün, Harun´unu da!
      • Sarabı gamlılar, kederliler içer. Bizim gönlümüzse insana nese veren saraptan da daha neseli, daha hos! Ey sakî!
      Sen git de o sarhosluk veren nesneni gam mahpuslarına sun!
      • Bizim kanımız gama haramdır. Yani gam bize dis geçiremez, kanımızı dökemez. Fakat gamın kanını dökmek bize
      helaldir. Biz askımızla gamı yok ederiz. Bu sebepledir ki, çevremizde dönüp dolasan gam, bize bir sey yapamaz da kendi
      kanına girer.
      • Ben ölüler gibi dirilip kalkmak için sürun üfürülmesini beklemiyorum. Ask bana her an üfürüp yeni bir can
      bagıslamadadır.
      613. Mana zevki ve safası meclisine varalım.
      Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îliin, Fa´îliin
      (c. III, 1284)
      • Kalk mana zevki ve safası meclisine varalım! Bir an için olsun bedensiz can gibi zevk ve safanın kucagına kavusalım!
      • Ben kendi ölümümden, ebedî zevke, ebedî ömre ulasacagımı haber aldım. 0 ne kudretli, ne büyük bir yaratıcıdır ki:
      "Ölümü ebedî ömür peygamberi yapmıs da, onunla bizlere sonsuz hayatı müjdeliyor. Biz fanî varlıklar degiliz.
      • Bizim varlıgımızın göbegini sonsuz yasayıs adıyla kestiler. Biz manevî zevk ve safa anasından bayram günü dogduk.
      • "Mana zevk ve safası nedir " diye sen bize sor! Insanların pesinde kostukları, unutmak için herseyi göze aldıkları
      maddî ve cismanî zevkler. Bu sekle bürünmüs zevk ve safa, gerçek safanın ve zevkin kapısının dıs halkasıdır. Mana zevkini
      terk etmenin ne büyük bir kayıp oldugunu hesap et!
      • Su dünya zevkleri dedigimiz seyler, gerçek zevklerin, manevî safaların canlarının perdeye vurmus gölgeleri gibidir.
      Birer hayal olan zevk ve perdesindeki sekiller, o yüzden görünmededirler.
      • Altın gibi çok degerli olan varlıgını su manevî zevk ve safaya ver! Gama, kedere verme! Zevke ve safaya layık
      olmayan altının toprak basına!
      • Gökyüzü neden dönüp duruyor Nedenini sana söyleyeyim: "Onu zevk ve safa yıldızının parıltısı döndürmektedir."
      • Deniz neden dalgalanıyor Neden köpürüp duruyor Neden hırçınlasıyor Sebebini sana söyleyeyim: "Onu zevk ve
      safa incisinin parıltısı oynatıyor, costuruyor."
      • Toprak, su yeryüzü, neden huriler, gılmanlar dogurdu; sana söyleyeyim: Ona zevk ve safa anberinden kopup
      gelen rüzgar, cennet kokuları verdi de ondan!
      • Rüzgar neden eser eser, gelip geçer; sana söyleyeyim: Zevk ve safa defterine yaprak yaprak, fakat çabucak gelmeni
      ister de ondan!
      614. Karanlık gece benim geceligi bırakır,gördügüm rüyayı görseydi,
      geceligi bırakır gündüz olurdu
      Mefa´îlün, Mefa´îlün ,Mefa´îlün, Mefa´îlün,
      (c. III,1222)
      • 0 hocanın gönlünde ne var ki; yüzü parıl parıl parlıyor, içindeki yüzünden görünüyor Ne içmis ki nergis gözleri
      süzülüp kapanıyor
      • Böyle denizde dile gelen, söyleyen inciden baska ne olabilir Gökyüzü incilerle dolu olan bu maddî denize aksetmis
      de o yüzden rengi güzellesmis, parlamıs.
      • Kendi dervisligimle yola düsmüs isime gidiyorum. Ansızın o hoca karsıma çıktı. Onun sarıgının büklümünü gördüm.
      • Ben usta bir kusum, ama o hocanın güzelliginin tuzagına düstüm. Gönlürnü, gözümü ona verdim, onun bir esiri, bir
      düskünü oldum.
      • Onun kasları tekbir getirmeye basladı. Gözleri gönlüme ok attı. Böylece takdir oku ile beni yaraladı. Bir anda ona
      tutuldum, onun kulu kölesi oldum.
      • Su perisan asıgın dün gece gördügü rüya gerçeklesti, iste bugün uyanık iken onu gördüm.
      • Su zifiri karanlık gece, benim gördügüm rüyayı görseydi, aydınlanır, öyle parlak bir hale gelirdi ki, gecelikten çıkar,
      gündüz olurdu.
      • Masallah, masallah ne de güzel bir hoca! Binlerce hoca onun yüzünün meftunu olmaya, onun ask tuzagına tutularak
      onun esiri olmaya deger.
      • Can kaydına düsen kisi, nasıl olur da dünya hocası olur Dünyaya gönül veren kisinin hocalık, efendilik hakkı olamaz.
      Çünkü o hür degildir, dünyanın kuludur, kölesidir.
      615. Gönlün hali padisaha gizli degildir.
      Fe´ilatün, Fe´ilatun, Fe´ilatü, Fe´ilün
      (c. III, 1253)
      • Gönlün hali, iyiligi, kötülügü padisaha gizli degildir. Nefis, baskaldırır, isyan ederse, kulagını tutar da, onu sürüye
      sürüye çeker.
      • Gönül, onun derdinden ne zevklere dalmıstır, ne hosluklar elde etmistir. Onun keremini, onun sayısız lutuflarını,
      bagıslarını hiç sayıp dökmeye kalkma!
      • Allah askının gamı, hangi kervanın yolunu vurdu ise, o kervan iki dünyanın da karını öylesine elde etmistir ki, dile
      gelmez, sözle anlatılamaz.
      • Susam çiçegi onun lütfundan dillendi, dile geldi de onu övmeye, onun ihsanlarını anlatmaya . Selvi azatlıgı, boy
      göstermeyi ondan elde etti. Çünkü ona, boyu, bosu o bagısladı.
      • Bülbül, durmadan hep onu över durur. Çünkü bülbüle dili o ögretti. Gül de o yaratıcının yüzünden, onun asıgı oldugu
      için elbisesini yırtar. Zaten gülün yanagını da o parlattı. Ona o güzel rengi o verdi.
      • Günes, her aksam ona secde eder. Bu secde yüzünden, o padisahtan ne ziyan görür Ziyan görmek söyle dursun,
      onun maddî varlıgı, bu secde, bu batıs yüzünden can bulur, ertesi gün yine dünyaya nurlar saçmaya baslar.
      • Günes, her aksam secdeler ederek gider, fakat seher vaktinde Allah ona öyle güzel, öyle latif bir yüz bagıslar ki,
      gökyüzü hasedinden ölür.
      • Kim, azgınlık etmez de bugün nefsanî duygusunu, sehvet arzusunu mezara gömerse, o duygu, mezarında ona bir
      huri olur, o karanlık lahitte ona es, dost kesilir.
      616. Gözümden kaçtı gitti, ama yine onu gözümle yakalayacagım.
      Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün
      (c. III, 1220)
      • Onu tutabilmek için baska bir tuzak kurdum, elimden kaçanı, tekrar yakalayacagım.
      • Ben gönülden esiri olduguma, canımı da, gönlümü de veririm. Ömrüm geçti gitti ise de gam yemem, çünkü ben
      onun sevgisi ile ömrümü yeni bastan elde ederim. Yeni bastan yasamaya baslarım.
      • Gönlüm seker gibi eridi, ciger sogudu, buz kesildi. Gözümde ona yer vermistim, o gözümden kaçtı gitti, yine onu
      gözümle yakalayacagım.
      • Ben geceleri, onun yüzünün nuru ile yol bulur, ona dogru giderim. Mahallesine gidince de onun kapısının halkasına
      yapısırım.
      • Gönlümün derdi arttıkça arttı. Yüzüm sarardı, altına döndü. Yüzümden altın toplamaya koyulursa, belki o zaman onu
      yakalarım.
      • Kemer oldumsa ne oldu Beter oldumsa ne çıkar Alt üst oldumsa ne var Alt üst olurken onu yakalarım.
      • Seher vaktine kadar elbette onu tutarım. Tutunca da onu seker gibi emerim. Kemerinden yakalarım, elbisesinin
      dügmelerini çözerim.
      • Nergis gözlerini uyku bürümüs. Ben de acele arkasından gideyim de daldıgı uykudan yararlanarak onu yakalayayım.
      617. Bir gün gönül, onun yanagının gülleri arasında yuvarlanıyordu.
      Mefa´îlün, Mefa´îliin, Mefa´îlün, Mefa´îliin
      (c. III, 1224)
      • Eger yarın mahserde, basımı, onun sevda yakasından çıkarmama imkan yoksa, gönlüm onun perisan saçları gibi
      darmadagın olsun.
      • Ey güzellik polisi! Benim canım, senin la´linden çok cevherler çaldı. Onu hırpala, onu hırpala!
      • Yüzünü gizledikçe, saçları perisan olsun, darmadagın olsun. Yüzünün gizli kalısı yalnız beni perisan edecek degil ya!
      Benim gibi niceleri perisan olmakta.
      • Aska düstüm, her seyimi kaybettim. Onun ask gül bahçesinin sevdası ile gül gibi elbisemi yırtacagım.
      • Bir gün gönül, onun yanagının gülleri arasında yuvarlanıp duruyordu. "Bu nedir Bu ne haldir " dedim. Dedi ki:
      "Onun ihsanına düstüm de böyle yuvarlanıp duruyorum."
      • Onun yanagının üstüne, perisan, zavallı halimi bildiren bir yazı yazacagım. Yanagı onu okusun. Zaten o yanak böyle
      yazıları okumakta pek ustadır.
      • Fakat onun siyah renkli saçlarından korkuyorum. Çünkü nice gönülleri o siyah Hintli kahrederek baglamıstır.
      • Ey gönül! Onun çehresinin çukuruna hayranlıkla bak! Oraya düsmekten korkma! Çünkü o saçlar, ipini gören her
      gönlün zindanı, iste böyle bir kuyudur.
      618. Üzüm sarabı gönül gözündeki körlügü artırır.
      Mef´ulü, Mefa´îlün, Mefülii, Mefa´îlün
      (c.111,1226)
      • Su suratını asmıs, yüzünü eksitmis dostu bir tarafa çekin de, su güler yüzlü saraptan ona bir kadeh sunun!
      • Belli ki o, bu saraptan içmemis de onun için suratını asmıs, yüzünü eksitmis, soguk durumda kalmıs. Ne olursa olsun
      siz, yine de ona bu saraptan bir kadeh sunun da pissin, olgunlassın!
      • Bilir misiniz, o neden sirkelesiyor, koruklasıyor Hepiniz, onun ne oldugunu, mahiyetini bilesiniz diye etrafa
      sogukluklar, zehirler yagdırıyor.
      • Üzüm sarabı gönül gözündeki körlügü artırmaktan baska bir sey yapmaz. Allah askına böyle bir sarabın yanına
      gitmeyin. Böyle bir sarabı yapmayın, ortaya koymayın.
      • 0 bu haliyle mezarda da durgun kalır. Öyle olmaması için onun agzına bir avuç ab-ı hayat dökünüz.
      619. Can sana dogru kosunca, yol bulması için ona bir mum ver!
      Mefa´îliin, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îliin
      (c. III, 1223)
      • Ey gönülleri kendine çeken güzel! Senin o iki güzel gözün, aya yakın olan iki Merih yıldızıdır. Senin Harut´un
      Marut´un olan iki gözünle canımı tut, Babil kuyusuna çek!
      • Bütün dünya güzellerinin güzelligi sende. Ey Süleyman! Sen, bu güzellik yüzügü ile bütün devleri, perileri zincirlere
      vur!
      • îhsan hazinesini cinlere de, insanlara da açmıssın. Mahrum dilenciye: "Biz sana verdik." emrini yerine getir, ver!
      • Can ile bedeni parlat, aydınlat! Cesedi kökünden sök, at! Gözünü dogrulara çevir! Aklı sorgula!
      • Dudak "Alemlerin Rabbi Allaha hamd" ayetini okuyunca, ona, dudaga manevî saraplar, mezeler ver! "Sapıkların
      yoluna degil" deyince ona delil göster!
      • Can sana dogru kosunca, yol bulması için ona bir mum ver! Senin günesini aramaya baslayınca, onu ay gibi
      konaklara çek!
      • Lutfunla, inayetinle canı kendine çek, ona kabiliyet ver! Kabil´e benzeyen nefse de hediyeler ver, elbiseler ihsan et!
      620. Seni aglattıgı için çenge tesekkür et, onu öp, kucakla!
      Mef´ülü, Mefa´ilün, Fe´ulün
      (c. III, 1240)
      • Çalgıcımız da güzel, çengi de! Gönül onun sesini duyunca, dünya yasayısını unutuyor, harap olup gidiyor.
      • Çeng çalınırken, güzel sesler çıkararak aglarken onu seyret, güzelligi ne hal alıyor, beti benzi ne renge giriyor
      • Yasayısa doymussan, hayatın acılıklarını duyuyorsan, için daralmıssa, gözlerin yasarmıssa kalk çenge tesekkür et!
      Onu öp, onu kucakla, kollarının arasına al !
      621. Yine mutluluk geldi, etegimizi çekti.
      Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat
      (Dîvan-ı Kebîr, 1272)
      • Yine sultanımızın kapısına geldik, yine can kanadını güzelce açtık.
      • Yine mutluluk, saadet geldi, bizim etegimizi çekti. Yine çadırımızı, eyvanımızı gökyüzüne kurduk.
      • Dün sevgili bana; "Bu vefasız dünyanın elinden nicesin " diye sordu. Gülen devletini, gülen bahtını gören nasıl olur
      • Mısır´ın rüyasında bile göremedigi o sekeri, sükürler olsun ki ben, disimin dibinde buldum.
      • Biz zengin olmadıgımız, yüksek bir mevkide bulunmadıgımız halde, çok üstün, önde gelen bir büyügüz, maiyyeti,
      ordusu olmayan bir padisahız. Biz kendi seker kamıslıgımızdan sekerler yemedeyiz.
      • Ayın dönüp dolasması ömrü törpüler, hayatı kısaltır, azaltır. Halbuki sevgilimiz kendi devrine, devranına çok uzun bir
      ömür ihsan etti.
      622. Akıl geldi, ey asık gizlen!
      Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. III, 1259)
      • Akıl geldi, ey asık gizlen! Akıldan, fikirden vay bize eyvah bize!
      • Ey kusur gören göz, ey düsünen akıl! Bizim toplulugumuzdan çık, git! Yahut da, utancımdan yaptıklarını görmemek
      için gözsüz, söylediklerini isitmemek için sagır olayım.
      • Ey akıl! Sen suya benziyorsun. Atesimizden uzak dur! Yahut da bizim aramıza karıs, kazanımıza gir, bizimle beraber
      kayna, bizimle beraber köpür, cos!
      • Aklının seni kırıp dökmesini, perisan etmesini istemiyorsan, akıl deryasında ölü gibi ol, onun dalgalan ile ugrasma!
      • Eger sen; "Ben asıgım." dersen, bil ki senin için bir çok imtihanlar vardır. Basını egme, asıkların kadehinden iç!
      • Benim coskunlugum, ask mesti oldugumdandır. Çeng gibi cosup köpürüyorsam da; benim bu halden haberim bile
      yok!
      • Ey Tebrizli Sems! Beni harap ettin, sen hem sakîsin, hem sarapsın, hem de sarap satan!
      623. Zavallı gönlüm saçlarının arasında kayboldu, gönlümü bulmak için o saçları dagıtın!
      Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün
      (c. III, 1229)
      • Can denizinde olan, canlar bagıslayan o saçları dagıtın. Çünkü o saçların arasında ruhlara safa veren mi´skler
      gizlenmistir. 0 saçları çözün, dagıtın.
      • Onun siyah saçlarının gerisinde yüzlerce sabah vardır. 0 saçları her an, her lahza yüzlere çözün,
      • Dünyaya devlet ve cennet olan saçları dagıtın, dagıtın ki onların kokusu ile canlarda gül bahçeleri açılsın.
      • 0 saçlar dagılınca, sarap gibi kaynar, cosar durur ve onun pek güzel olan yüzünü halktan gizler. 0 saçları çözün,
      dagıtın, dagıtın da o saçların hos kokusu ile sarhos olsun, sarhosca neselensin, parlasın.
      • Zavallı gönül onun saçlarının kıvrımları arasında kayboldu. Kaybolan gönlü bulabilmek için o saçları dagıtın, perisan
      edin.
      "Fuzulî merhum bir beytinde söyle der:
      "Asiyan-ı mürg-ı dil zülf-i perisanındadır.
      Kande olsam ey peri. gönlüm senin yanındadır."
      (Gönül kusunun yuvası senin dagınık, perisan saçlarının arasındadır./ Ey peri! Nerde olursam olayım, benim gönlüm
      senin yanındadır.)
      624. Senin askınla oynayan her zerre sevke gelseydi, kucagını açsaydı,
      günes zerrelerin kucagına sıgmazdı.
      Mefulü, Mefa´ilün, Fe´Olün
      (c. III, 1238)
      • Bugün, gönlün hali pek hos. Çünkü sen, dün benim gönlümün kanını içmistin.
      • Dün ay yüzünü göstermistin, bugünse binlerce sekle bürünüyor, gönlünü binlerce örtülerle örtüyorsun.
      • Gönül, o gözün önünde secdeler ediyor. Canımsa onun güzel kulagına, bir halka olmus asılmıs.
      • "Her an aklını basına al !" diye isaret ediyorsun. Aklı, fıkri olmayandan, akıl, fikir mi istiyorsun
      • Ben, senin zurnanım, benden söyle; ben sensin. Senin zurnaya üfürdügün nefesi ben vermedeyim. Cosmayacaksan
      cosma!
      • Senin korkundan arslan bile kedi gibi olmus, sabır ise fare gibi tuzaga düsmüs, gizlenmis.
      • Senin askınla oynayan her zerre, sevke gelseydi de kucagını açsaydı, günes, zerrelerin kucaklarına sıgmazdı.
      • Ey zerre! Mademki günes seni almak istiyor. Veresiye para ile olsa da kendini ona sat gitsin.
      625. Bizi Hakk´a yükselten sema´ merdiveni, gögün damını da asar geçer.
      Mefa´îlün, Fe´ilatiin, Mefa´îliin, Fa´îlün
      (c. 111, 1295)
      • Gel, gel ki sen cansın, sema´ın canının canısın. Gel ki, sen sema´ bahçesinin, yürüyen selvisisin.
      • Yüz binlerce yıldızın gönlü senin yüzünden aydınlanmıstır. Gel ki, sen sema´ gögüne dogan bir aysın.
      • Gel ki can da, cihan da güzel yüzüne hayrandır. Gel ki, sen sema´ aleminde, sen sasılacak bir güzelsin, esi benzeri
      görülmemis, aziz bir varlıksın.
      • Sen, sema´a girince iki dünyadan da dısarı çıkarsın, zaten bu sema´ alemi, iki alemden de dısarıdadır.
      • Yedinci kat gögün damı, ötelerde, pek yücelerdedir. Fakat bizi Hakk´a yükselten ´ merdiveni, gögün damını da asar
      geçer. Bu damdan da yücedir.
      • Ondan baska ne varsa ayagınızın altına alın, ayagınızı vurun, ezin. Sema´ sizindir, siz de sema´ınsınız.
      • Zerrelerin kucakları günes ısıgı ile dolunca, hepsi de sessiz sedasız sema´a baslarlar.
      • Gel ki, Sems-i Tebrîzî askın süretidir, seklidir. Zira onun askından, sema´ın agzı, dudagı açıkta kaldı.
      626. Dediklerinin hepsi yalan!
      Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefu-îlü, Fa´ilat
      (c. III, 1299)
      • "Ask padisahı vefasızdır." diyorlar. Bu söz yalandır. "Senin çektigin ızdıraplar bitmez, senin keder gecenin sabahı
      yoktur. Sen gündüzü göremezsin." diyorlar, bu söz de yalan!
      • Asktan anlamayanlar bana diyorlar ki: "Ask için ne diye kendini öldürüyorsun Beden yok olduktan sonra hayat ve
      ask da yok olur, gider." Bu görüsler de yalan!
      • "Ask yüzünden gözyası dökmen anlamsız, gözünü kapayınca (ölüp gidince), artık sevgiliyi görmek, bulusmak
      imkansızdır." diyorlar. Böyle sözler de /alan!
      • Diyorlar ki: "Zaman geçip gitti. Biz de zamanımızı doldurduk. Yasamamız )itti. Biz ölünce bizim canımız, ötelere
      gitmez ki!" Bu söz de yalan!
      * Dogru yolu tutmayanlar, ask yolunda yürümeyenler diyorlar ki: "Kulun hakk´a varmasına da imkan yoktur!" Bu
      görüs de yalan!
      * Diyorlar ki: "Kula, gönül sırrını açmazlar, lütfedip kulu gönüllere almazlar, yukanlara çıkarmazlar." Bu düsünce de
      yalan!
      • "Balçıktan yaratılmıs olan insanın, gökyüzünde bulunanlarla, gök ehli ile dostluk kurmasına imkan yoktur." diyorlar.
      Bu sözler de yalan!
      • Diyorlar ki: "Rnsanın tertemiz ruhu, su topraktan yapılmıs olan yuvadan, ask kanatlarını açıp da havalanamaz,
      ötelere gidemez." Bu söz de yalan!
      627. Keskin kılıcını çek, haset edenlerin kanlarını dök!
      Müfte´ilün, Fa´ilün, Müfte´ilün, Fa´iliin
      (c. III, 1304)
      • Bana sarap gerekmez, ben sarabın durusundan da, tortusundan da vazgeçtim. Ben kendi kanıma susamısım, nefisle
      savas zamanı geldi.
      • Keskin kılıcı kınından çek! Haset edenlerin kanlarını dök, ta ki bedensiz bas kendi bedeni etrafında çırpınarak dönüp
      dursun!
      • însan kellelerinden dag yap! Dökülen kanımızdan deniz meydana getir, ta ki toprak ve kum, akan kan damlalarını
      içsin!
      • Ey gönlümden haberdar olan! Yürü git, agzımı tutma, yoksa gönlüm yarılır da yarıgından kan fıskırır.
      • Bırak söyleyeyim, sözümden belki kavga çıkar ama kavgaya kulak verme, hiç aldırıs etme. Bizim saltanatımız ve
      kahrımız insanlar tarafından meydana gelmez.
      • Atesin gönlüne atılırım, atesine sevine sevine lokma olurum. Kibrit gibi olan canın göbegini neyin üstünde kestiler
      biliyor musunuz
      • Ates bizim oglumuzdur ve kanımıza susamıstır. Bizim bagımızla baglanmıstır. Aramızda ayrılık olmaması için, her
      ikimiz beraber bulunuruz.
      • Ates oduna der ki: "Git, sen siyahsın, ben beyazım." Odun da der ki: "Sen yanmıssın, ben yanmamısım,
      kurtulmusum."
      • Ne bu tarafta, ne de o tarafta yüz bulamaz. 0 da iki karanlık arasındaki siyahta gizlenir kalır.
      • 0 anka gibi bütün kusları geçmistir. Göklere yol bulamadı da o zavallı, Kaf dagında kaldı.
      • Ey fitne, karısıklık arayan, haydi kalk! Sendeki o idrak testisini tasa vur kır, ta ki hakîkat nehrinin suyunu onunla
      çekemezsin, tasıyamazsın. Senin kusurunu söyleyeyim.
      • Bedenleri toprak altında uyuyan, topragı bedenlerine yorgan edinen temiz ruhlar gibi artık biz de susalım.
      628. Bütün dünya, mevki, servet, söhret pesinde çırpınıp durmada.
      Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün
      (c. III, 1301)
      * Biz tenhaya çekilmis iki üç rind, bir tarafta toplandık. Yüz yüze gelmis agızlarını ota daldırmıs develer gibiyiz.
      * Sagdan soldan develer gibi agzı köpüre köpüre tama´ sarhosu biri gelmede.
      * Gam yemeyen her deve, bu agıla yol bulamaz. Çünkü onlar vadide, asagıdalar. Bizse yüce dagın tepesinde, en
      yüksek bir yerdeyiz.
      * Dünya deniz kesilse, biz o denizde Nuh´un gemisiyiz. Nuh´un gemisinin atmasına, kaybolmasına imkan var mıdır
      *Bütün dünya, mevki, servet, söhret pesinde çırpınıp durmada, dertlere düsmededir. Bizse bu kösede mutluyuz,
      hosuz, epeyce de saygılar görmedeyiz, nese ile mest olmadayız.
      • Arifler mest oldular. Ey hünerli, marifetli, güzel sesli çalgıcı! îçeriye gel, defi eline al, acele bir rubaî söyle!
      • Ormanda bir rüzgar estir, her selviye, her sögüde bir esinti yolla, yolla da sögütlerle selviler, çınarlar saf saf olarak
      bas sallasınlar.
      629. Tebrizli Sems´in atesi Hallac´ın dükkanına düstügü için
      Mansur sevinerek daragacına asılmıstır.
      Mefa´iliin, Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilün
      (c. III, 1306)
      • Gel gel ki, sen arslansın, arslanların arslanısın. Sen nefsine esir olmus hayvanlardan degilsin. Çayırlıktan dısarı çık,
      gel nefsanî istekler ordusunun saflarını yar!
      • Medhinde ne söylerlerse hiçbiri yalan degil, ne derlerse dogrudur, hiçbiri de bos söz degildir.
      • Su dünya asıkları, canlarını dünya için, dünya malı için feda ettiler. Bense canımı canların canına feda ettim.
      • Her ne kadar canım ikbal Ka´besi ise de, binlerce can Ka´besi senin etrafında dönmekte, tavaf etmekteler.
      • Sır söylememek için agzımı kapadım. Ben gam anasının karnındaki çocuk gibiyim. Çünkü çocuklar annelerinin
      göbekleri ile kan emerek beslenirler.
      • Sen aklın aklısın, ben ise mest olmusum. Sana karsı hata ediyorum, fakat mestin hatası aklın aklı önünde
      bagıslanırmıs, affolunurmus.
      • Hudutsuz olan humarım, denizleri bile içsem geçmez. Çünkü senin askınla mest olanlara kaseler, sürahiler yetmez.
      • Ben senin askından baska bir yere sıgamam. Çünkü ask zümrüd-ı ankasının yeri Kaf dagıdır.
      • Ben Sems-i Tebrîzî´nin hallaç yayı yım. Sems´in atesi bu hallaç dükkanına düstügü için, Mansur hazretleri o askı
      tatmıs da sevine sevine daragacına asılmıstır.
      630. Ask devleti
      Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa-ilat
      (c. III, 1309)
      • Ey dünyada gönüller açan, gönüller kazanan ask devleti! Ey "Allah diledigini yapar." ayetinin sırrına mazhar olan ask
      ikbali!
      "Rbrahim Süresi, 14/27. ayet."
      • Ey askın cevrinde, cefasında gizlenen safa ve vefa! Ask devleti ne de hos, ne de güzel!
      • Ey candan da daha can olan ask yüzü, ask didarı! Ey candan da, yüksek mevki´den de üstün olan ask devleti!
      • Rhlastan da, gösteristen de kurtuldum da sunu anladım ki: Ihlasın da, gösterisin de canı ask devletiymis.
      • Eger günes dönüp dolasırsa, bu onun güçsüz olusundan, ayrı düsüsünden degildir. Ask devleti yerden yere konup
      göçmektedir.
      • Halk her iste "Sonu hayır olsun." der. Bizim sonumuz ask devletidir.
      • Ben sustum, agzımı kapadım. Çünkü ask devleti Allaha gönül vermis kisilerin gönüllerinde kanat açtı.
      • Dua zenbil gibidir. Bu varlık, bu devlet ise Mekke daglarında el açıp yalvaran Halil îbrahim´dir. Fakat ask devleti
      duaya bile çıkmaz.
      • Ask birliktir. Burada iki yok, ya sen varsın, ya ask, ya da ask devleti var.
      631. Aziz Peygamberim, ben ask hastasıyım, aglayıp inliyorum.
      Ben hangi çareye bas vurayım
      Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ülün
      (c. III, 1310)
      • Ey Hakk´ın ilhamı ile konusan, ey hakîkatler gözü, ey su ateslerle denizde, yani kötülüklerle, zulümle, belalarla dolu
      dünyada insanların kurtulmasına çare olan aziz varlık!
      • Sen çok kadim bir pîrsin. Senin evveline evvel yok! Sen esi ve benzeri olmayan bir mana padisahısın! Canların
      elinden tutan, onları dünya sevgisinden, nefsanî arzular afetinden kurtulmalarına yardım eden sensin!
      • Can verme yolunda canlan avlayan sensin. Ah! Bir bilinse ki su avlar arasında avlanmaya layık olan kimin canıdır
      • Mahluk da kim oluyor ki senin askından bahsetsin. Allah´ın celal, ululuk nuru bile senin cemaline, senin güzelligine
      asık!
      • Diyorsun ki: "Ben o aska avlandım, ben ask hastasıyım, aglayıp inliyorum. Ey nazik, ey hünerli hekim! Ben hangi
      çareye bas vurayım "
      • Lutfun; "Gel!" diyor, kahrın "Git!" diyor. Bu ikisinden hangisi daha dogru, hangisi dogru sözlü, hangisi gerçek; bize
      bir haber ver!
      632. Ey asıga bir elçi gibi gönderen ve onun vasıtasıyla aska davet eden sevgili!
      Mefulü, Mefa´ilün, Fe´ulün
      (c. III, 1307)
      • Ey asıgın en yakın dostu, ey asıgın derdini dert edinen, gamını gam edinen dost, ey asıgın gözü, çeragı ve yarı!
      • Ey asıgın saglıgının ilacı, ey zayıflamıs bedenine deva olan sevgili!
      • Ey rahmet padisahlıgı, ey asıkların gönlünü kapan, kararını alan güzel!
      • Ey hayalini asıga bir elçi gibi gönderen ve onun vasıtasıyla aska davet eden sevgili!
      • Asıgın hüngür hüngür aglayısı senin onu çekisindendir.
      • Asıgın bütün isi, gücü, davranısı senin buyrugunla, senin dileginledir.
      • Nice zamandan beri geceleri asıgın utangaç gözünde uyku karar kılmamıstır.
      • Nice zamandan beri asıgın kucagı göz yaslarından denize dönmüstür.
      • Fakat asıgın derdine çare bulan, gamı ile gamlanan sen olduktan sonra bunlann ne ziyanı var
      633. Askı akıl göremez, askı ancak askın uyanık gözü görür.
      Müfte´ilün, Fa´iliin, Müfte´iliin, Fa´ilün
      (c. III, 1311)
      • Yine Kaf dagından ask ankası geldi. Yine candan askın naraları, hey heyleri yükselmeye basladı.
      • Ask, akıl sandalını ask denizinde kırmak için timsah gibi yine basını dısarı çıkardı.
      • Yokluk temiz gönüllere gögsünü açmıstır. Sen Tur dagının içinde, askın parlak sinesini gör!
      • Asıkların gönül kusları, yine kanatlarını açtılar. Gönül kafesi içindeki uçsuz bucaksız ask aleminde uçmaya basladılar.
      • Fitne, ayaklanma, karısıklık çıkarma aklın alameti idi. Akıl gitti, bir tarafa oturdu. Sen simdi her tarafta askın
      ayaklanmasını, askın fitnelerini gör!
      • Akıl bir ates gördü: "Rste bu asktır." dedi. Hayır! Askı akıl göremez, askı ancak askın uyanık gözü görür.
      • Ask agızsız, dilsiz, sessiz sedasız feryad ederek dedi ki: "Ey gönül! Sen yükseklerde uç da, askın yüksekligini gör!"
      634. 0 yakut sarabı getir ki, kıvılcımlarından ruh madenlerine atesler düssün.
      Mefa´îliin, Fe´ilatiin, , Fe´ilün
      (c. III, 1312)
      • 0 tatlı dilli sevgili, bir yolunu bulup beni aldattı. Dedi ki: "Kalk, akik kadehi eline al, bana yeni bir siir söyle!"
      • Ben kendi sakimin kölesiyim. îsvelerinin tutkunuyum. Çünkü sükür hos yasayısın lezzetidir. Sarap da güzel
      arkadastır.
      • Asıklıkla, mestlikle seçilmis kisiler ne güzel kisilerdir. Onlar çerag gibi geceleri aydınlatırlar, gündüzleri de günes
      gibidirler.
      • Siz ve iyiden, kötüden ne murad ettinizse, neyi diledinizse onların hepsi sizin olsun. Sakînin kaldıgı yer ve sarap
      kadehleri de benim olsun.
      • 0 yakut sarabı getir ki kıvılcımlarından ruh madenlerine atesler düssün, yüz binlerce coskun yangınlar olsun.
      • Askın kemali sevgili ile içli dıslı olmaktır. Kavrulmus un ile yagın birlesmesi gibi.
      • Toprak Allah´ın lütfettigi tertemiz hakîkatlerle içli dıslı olunca, o basarıyı daima sükran secdeleri ile karsılar ve
      canlılara çesitli nimetler dogurur, bagıslar.
      635. Sevgilim, ayrılık pek zor, hele birbirine sarıldıktan sonra gelen ayrılık!
      Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat
      (c. III, 1313)
      • Canına ve basına and veriyorum, dogru söyle! Lütufta, güzellikte neden dünyada sen teksin; esin benzerin yok
      • Senin günes gibi parlak olan yüzün insana ayrılıgı olmayan kavusma gülünü bagıslar.
      • Ben senin için herkesten gönlümü çekeyim, herkesi gönlümden söküp atayım. Senin vefana kavusmak için kendimi
      tamamıyla sana vereyim, sana hizmet edeyim.
      • Fakat bana kızıp da: "Yürü, git, sabret!" dersen, iste o zaman bu emri yerine getirmeye gücüm, kuvvetim yetmez.
      Bu yerine getirilmesi imkansız olan bir teklif olur.
      • Ey sevgili! Ayrılık pek zor, hele birbirine sarıldıktan, dudak dudaga öpüstükten sonra gelen ayrılık!
      • Mademki ruh aklın babası ve annesidir, ben senin gönlüne girip sevgini kazanırsam, benim aklım da, ruhum da sen
      olursun.
      • Bütün asıklar seni hayal ederler. Bu yüzdendir ki sen bir tane degilsin, bu yüzdendir ki asıklarının gönül perdeleri
      ardında nice ay yüzlü, seker dudaklı, gümüs baldırlı güzellerin hepsi de sensin.
      636. Elini agzımın üstüne koydu; "Sus" demek istedi. Ama gözleri;
      "Asık sevgilisini yalnız görünce ne yapmak isterse sen de gizlice onu yap!" diyordu.
      Mefa´îlün, Mefa´îliın, Mefa´îlün, Mefa´îliin
      (c. III, 1314)
      • Sevgilim gönül alıcı, sevimli edalarla gizlice içeri girdi. Asıkların kanlarını döken, o güzeller geceleyin gizlice yanıma
      geldi.
      • Elini agzımın üstüne koydu: "Sus, sesini çıkarma!" demek istedi. Gözleri ise: "Asık sevgilisini yalnız görünce ne
      yapmak isterse, sen de gizlice onu yap!" diyordu.
      • Onun bu lütfu beni sarhos etti. Dayanamadım, onun gül bahçesinin kapısnı kırdım, bahçeye girdim, o bahçeden
      gizlice çok hos kokulu güller çalıp duruldum.
      • Sonra ona dedim ki: "Sevgılim sen mademki bu kadar kurnaz ve gönül alıcısın, ne olur gizlice bir kurnazlık yap!"
      • 0 güzel dudaklarını kulagımın üstüne koy! Gerçi simdi gecedir, tenhayız kimse duymaz ama yine sen dudaklarını
      kulagıma o kadar sıkı yapıstırır ki´ rüzgar bile gizlice o sırları duymasın.
      • Ey ay parçası ne olur! Asıgı kendinden geçiren, öldüren o sırları bu gece söyle, susma, gönüldeki isret çenginin neva
      tellerine gizlice dokun!
      • Ey gülüp duran sevgili, ey cana can katan dilber. Sekerler saçan o iki yakut dudagından sadaka olarak gizlice bir
      öpücük ver!
      • Bütün dedi koducuların hepsi de sarhos olmuslar, hepsi de uyuyup kalmıslar. "Evet" dedi ama, bu sarhosların
      arasında biri var ki, o gizlice uyanıktır.
      637. Ey nazlı dilber! Gönül yapmaya, gönül almaya bak!
      Maldan mülkten ayrıldıgın zaman seninle yalnız gönül kalacaktır.
      Mef´ulü, Mefa´îlün, Mefulü, Mefa´îlün
      (c. 111, 1316)
      * Ey perçem,;ey yüzündeki ben, ey göz, ey bilezikli nazik ayak! Gidiniz, gidiniz, siz mademki asık degilsiniz, sizi
      sevmiyorum, istemiyorum.
      *Siz bu halde iken, asktan haberiniz yokken, o saçların, o kıvrım kıvrım kaküller nasıl olur da ölüm korkusu ile
      kıvranacak 0 kollar, o kanatlar, nasıl olur da göge uçup havalanacak
      *Ev nazlı, ey nazik gönüllü dilber! Gönül yapmaya, gönül almaya bak! Mal, mülk altın ve gümüsten ayrıldıgın zaman
      seninle yalnız "gönül" kalır. ne diye kırık dökük bir hale gelirsin, ne diye gönlünü daraltırsın. Ey gönlü igne gözü gibi
      daralmıs kisi, beli bükülmüs kisi!
      • Ben gece seni rüyamda gördüm, mest bir halde, hos bir halde idin. Gökvüzünde gezip duruyordun. Hem de öyle
      olacak, bu rüya dogru çıkacak.
      • Gökte hem geziyordun hem de: "Ey zühre yıldızı" diyordun, "Bana bak, beni seyret. Mest bir haldeyim. Senin
      tesirinden kurtuldum. Artık sen bana bir sey yapamazsın"
      • Hem dervislik, aynı zamanda dert, elem! Sarap da az mı az. Yürü git, erkekçesine bir ay yüzlüye bir sene olsun
      hizmet et de su dertlerden kurtul!
      638. Aslında sen hem asıksın, hem de ma´suksun.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün
      (c. 111, 1315)
      *Rste gözlerden yakut gibi yaslar döküldü. Ne oldugu bir türlü bilinemeyen askın, ne oldugu bilinemeyen hali budur.
      Bu göz yasları niçin akıyor, bilinemez.
      *Sevilenlerin rengini gör, sevenlerin rengine bak! Bu iki güzel renk, iste o rengi olmayan candan .
      • Gökyüzü de her an yeryüzüne, su kara topraga binlerce renk bagıslar, ama bu renkler ne yeryüzünün rengine
      benzer, ne de gökyüzünün.
      • Çünkü rengin aslı renksizdir. Nakısın aslı nakıssızdır. Çünkü harfin aslı harfsizdir, nakdin aslı madendir.
      • Aslında sen hem asıksın, hem de ma´suksun. Bu her ikisini de arayan, isteyen de sensin, aranan istenen de sen!
      Ama ona buna hasedinden ötürü kat kat olmussun da durumu anlayamıyorsun.
      • Sen ab-ı hayat kırbasısın, ama hasedin kırbanın agzını baglamıs, iste bu yüzdendir ki amansız askın tesiri ile can
      inlemede, agız da susmadadır.
      • Seher vaktinde kusların feryadları, susanlardan, mezarlarda uyuyanlardan gelen bir elçidir. Cihan da sessizce inliyor.
      iste agız o iniltinin bir nisanıdır.
      • Eger sen sevgiliye av olmadınsa, söyle senin bu kararsızlıgın nedendir Bir su degirmenini döner gördün mü; bil ki
      iste orada akar bir su vardır.
      • Canım, bana; "Sus, beni incitme!" diye isaret ediyor. Susuyorum, ben canımın fermanının kölesiyim. îste sözü
      bıraktım.
      639. Bedenimle yanında degilim ama, ruhum ve gönlüm senin yanındalar.
      Fa´ilatün, Mefu´îlün, Fe´ilün
      (c. III, 1323)
      • Ey cihanın zarif, kibar, nazik, güzel varlıgı! Sana selamlar olsun, esenlikler olsun. Senin hastalıgın da sendendir,
      saglıgın da sendendir, bundan süphe etme!
      • Derde düsmüs kulunun devası nedir Söyle: "Lütfedip dudaklarından bir öpücük bagıslamak!"
      • Senden harfsiz, sözsüz bir ses seda çıkmıyorsa da, dünya nasıl oluyor da "Lebbeyk" (=Ne istiyorsun) sedaları ile
      dolu
      • Bedenimle yanında degilim, sana hizmette bulunamıyorum, ama ruhum ile gönlüm senin yanındadır, sendedirler.
      640. Su canı cansız bırakma! Bedenindeki canı bilmezlikten gelerek
      hayvanlar gibi cansız yasama!
      Mefulü, Mefa´îliin, Mef´ulü, Mefa´îlün
      (c. III, 1317)
      • Su yalancı beye bak! Süslü egerini vurmus, ata kurulmus, gösteris pesinde. Basına da altınlarla süslenmis bir sarık
      sarmıs.
      • 0 kendini öyle güçlü görüyor ki ölümü bile inkar ediyor da; "Ecel neredeymis, gelsin bakalım!" diye söylenip duruyor.
      Ölüm ise; "îste ben buradayım!" diyor ve altı yönden ona kosup geliyor.
      • Ecel ona der ki: "Ey esek! Nerede o debdebe, nerede o satafat, nerede o ihtisamlı yürüyüsün Nerede o büyük
      burun, o kendini büyük görüsün Nerede o kinin, nefretin "
      • "Nerede o etrafını alan güzeller, nerede zevk ve safa, o cümbüsler, o kus tüyünden yatak, halıyı kilimi kimlere
      verdin Simdi yastıgın da toprak, dösegin de."
      • Asırı derecede yemeyi içmeyi bırak, uyuyup rahat etmeyi azalt! Gerçek dini ara da debdebeden, ihtisamdan,
      gösterisli merasimlerden uzak, ebedîlige eris!
      • Ey ilahi! înciyi gübre içine düsürmüs zavallı, su canı cansız bırakma! Bedenindeki canı bilmemezlikten gelip
      hayvanlar gibi cansız yasama! Allah´ın verdigi su ekmegi gübre haline sokma!
      • Biz inci aramak için su gübrelige girmisiz, kapanmısız. Ey kendini gören, kendini begenen, ey bas çekip gururlanan
      gafil! Sen de basını, belini bük de inci ara!
      • Allah erini görünce, insanlıkta bulun, ona yardım et, eziyete, sıkıntıya, belalara ugrayınca sabret, yüzünü !
      • Ey beden! Benim bu sözlerim, kendimi kınamam içindir. Siirin basında geçen bey de benim. Bilmiyorum ki ben, ne
      zamana kadar sundan bundan, iyiden kötüden bahsedip duracagım.
      641 Sana selamlar olsun!
      Mef´ülü, Mefa´îlün, Mefülü, Mefa´îlün
      (c. III, 1318)
      • Ey can! Her günün baslangıcında sana yüzlerce selam! Sevgilim söylerken de, susarken de sana esenlikler, selamlar
      olsun!
      • Can bakımından bastanbasa tertemizsin ama, beden bakımından tamamıyla gösteristen, hileden ibaretsin. Sen
      gülsün, dertlere devasın, dikenden sana esenlikler, selamlar olsun!
      • Ben bir Türküm, sarhosum. Türk gibi silah kusandım, köye girdim, köy agasına dedim ki: "Sana esenlikler, selamlar
      olsun"
      • 0 elime bir kadeh sarap verdi ve dedi ki: "Bu tanınmıs, sevilmis emaneti iyi tut, aklını basına al, bunun kıymetini bil,
      sana esenlikler, selamlar olsun!"
      • Ben deliyim, divaneyim. Halil îbrahim (a.s.) gibi atesler içinde yandıgım halde, durumdan sikayetçi degilim.
      Cehennemin kapıcısı Malik´e; "Sana esen-ikler, selamlar olsun!" derim.
      • Dısarda iken herkese selamlar ediyorum, alem selamımla doldu. Sevgili ile magraya girince de; "Sana esenlikler,
      selamlar olsun!" derim.
      • Dünyada görünen bütün sekillerde, süretlerde büyük sanatkarlar tarafından ortaya konmus bütün saheserlerde onun
      sanatı var, hersey onun ilhamıyla vapılmıstır. Dolayısıyla onun eseridir. Ey yuvasında istirahata çekilmis çalıskan karınca!
      Gecen hayırlı olsun, hos geçsin. Ey yılan! Sana da esenlikler, selamlar olsun´.
      • Bütün yarattıklarını sevdigin, onlara çesitli ihsanlarda, lütuflarda bulundugun gibi, yarattıkların, bütün varlıklar seni
      sevmekte ve tesbih etmektedirler. Davud (a.s.) tahtı üstünde; "Canım sana feda olsun!" der. Hallac-ı Mansur hazretleri de
      daragacında; "Sana esenlikler olsun, selamlar olsun Rabbim!" diye seslenir.
      • Sana müstak olan, seni çok özleyen, senden hiçbir sey istemeksizin, hiçbir seyi arzu etmeksizin sana candan selam
      verir. îhtiyacı olan da çaresizlik içinde: "Sana selamlar olsun!" der.
      • Padisahlar merasimler tertip ederler; davullarla, bayraklarla sana selam verirler. Hastalar ızdıraplar içinde, atesler
      içinde kurumus agızlarında dillerini zorluklarla oynatarak seni hatırlarlar, sana selamlar yollarlar.
      • Can sarabını içince, meyhaneciye elbisemi rehin olarak verdim. Senin askınla mest olmus biri beni görüp: "Sana
      selamlar olsun!" demesi üzerine ben bütün varımdan, yogumdan soyundum.
      • Bu sene senin ay yüzünden öyle hos, öyle mutlu ki, gurura kapılmıs da geçen seneye yüzünü döndürüp: "Sana
      selamlar olsun!" diyemiyor.
      • Senin mızrabının vurusundan duydugu zevkten ötürü felegin çengi öyle kendinden geçmis ki, her an basını çengin
      üstüne egiyor da: "Ey tel!" diyor "Sana esenlikler, sana selamlar olsun!"
      642. Akıl, dîvane gönlü kendisi ile savasta görünce dısarı fırladı.
      Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilün
      (c. III, 1332)
      • Tövbe, topal ayakla sefere çıktı. Sabır da dar bir kuyunun içine bas asagı düstü.
      • Çeng, sesler çıkarmaya baslayınca, ben ve sakîden baska kimse kalmadı.
      • Akıl, dîvane gönlü kendisi ile savasta görünce, dısarı fırlayıp gitti.
      • Ask meyhanesinin sadrı, en yüksek yeri, yüksek makam hırsından, namdan söhretten kendisini kurtaranlar içindir.
      • Gönlünü dünya hırsından, düsünceden kurtarıp da onu rahata kavusturan kimse, timsahın sırtını kendisine gemi
      yapar.
      643. Akıl, aska karsı sasırır kalır, can ise abdallasır.
      Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat
      (c. III, 1331)
      • Kimin gönlünde bu asktan eser yoksa, o Allahın nazarında çer çöptür, tastır, topraktır.
      "Esrar Dede merhum:
      "Bir sînede kim nar-ı nnuhabbet eseri yok!
      Zulmettedir ol nür-ı Hüdadan haberi yok!"
      (Bir gönülde sevgi atesi, ask yoksa, o gönül karanlıklarda kalmıstır. Allahın nurundan haberi yoktur!) diye söylemislir.
      • Ask tasın gönlünden su fıskırtır. Ask gönül aynasındaki tozu, topragı giderir.
      • Kafirlik Hakk´ın. "Celal" isminin tecellîsi geregi savasmaya, insanları birbirine kırdırmaya geldi. îman ise Hakk´ın
      "Cemal" isminin tecellîsi geregi barısmaya, insanları birbirine sevdirmeye geldi. Fakat ask, savası da, barısı da atese
      vermek için geldi.
      • Ask gönül denizinden bas kaldırır, agzını açarsa, timsah gibi iki dünyayı da yutuverir.
      • Ask arslan gibidir. Ne hîledir, ne de kurnazlıktır. 0 bazen tilkilesip, bazen kaplanlasmaz.
      • Asktan yardım üstüne yardım gelince, can kapkaranlık, dapdaracık bedenden kurtulur.
      • Ask daha baslangıçta bile bastan basa saskınlıktır, hayran olmaktır. Akıl aska karsı sasırır kalır. Can ise abdallasır.
      • Ey seher rüzgarı! Benim gönlüm bende degil Tebriz´dedir. Daima eserek Sems hazretlerine bizim hizmetimizi bildir.
      644. Karanlık gecenin zenci sakîsinin sundugu görünmez uyku kadehi ile insanlar
      kendilerinden geçmislerdir.
      Fe´ulün, Fe´ulün, Pe´ülün, Fe´ul
      (c. 111, 1330)
      • Ey güzel varlık! Durmadan, dinlenmeden sarap kadehini döndür, bizlere sun! Meclis kurulmus, çeng çalmada, sazlar
      nagmelenmede, inlemede.
      • Fakat bu meclis üzüm sarabı içenlerin meclisi degildir. Bu meclis ruhların rneclisi, sakîmiz de gayb aleminin sakîsi,
      meclistekiler gayb aleminin kokusunu almada, fakat bir renk görmemedeler.
      • Sen bu meclise gel de bir katre kanda gönül sahrasını seyret 0 daracık yerde uçsuz bucaksız bir sahra.
      • Hakk´ın askı ile mest olmus kisilere durmadan sarap sun! Çünkü orada kavga yoktur, sevgi vardır.
      • Ezel meclisinde elest gününde, Allah, onlara öyle bir sevgi kadehi göstermistir ki; onlar bu dünya günesinin kadehini,
      yani üzüm suyu sarabının kadehini ellerine almayı ayıp bilirler, günah sayarlar.
      • Sen diyorsun ki: "Elsiz sisesiz sunulan sarabı kim görmüstür Böyle sarap olur mu "
      • Sen su gece yarısında düsün, seyret de gör! Karanlık gecenin zenci sakisinin sundugu uyku kadehi ile insanlar
      sarhos olmuslar, kendilerinden geçmisler, yataklara serilmisler.
      645. Düsünce ile gönül birbirlerine öfkeli oldukları halde, beden sehrinde beraber kalıyorlar.
      Mef´ulü, Mefa´îlün, Fe´ulün
      (c. III, 1324)
      • Uykudan uyan kalk, çengi düzene koy! 0 ay yüzlü, gül renkli fitneyi yürüt!
      • Ask ne uyku bıraktı, ne sabır. Ask ne nam bıraktı, ne de ar!
      • Akıl binlerce hırkayı yırttı. Edep binlerce fersah uzaklara kaçtı.
      • Düsünce ile gönül öfkeli oldukları halde beden sehrinde beraber kalıyorlar. Halbuki ay ve yıldızlar kıskançlıklarından
      ötürü birbirleri ile savasa girdiler.
      • Yıldız savasa girmis, ayrılıgı yüzünden bu alem ona dar gelmeye baslamıs.
      * Ay diyor ki: "Onun günesi olmadıktan sonra, ben neden bosubosuna gökyüzünde solgun hüzünlü ısıklar yayarak
      gezip duracagım."
      • Varlık pazarı onun akiki olamadıktan sonra, varsın harap olsun, tas üstüne tas kalmasın.
      • Ey binlerce ada, sana sahip, ey kadehi güzel ask, binlerce fikir sahibine, hünerli kisilere fikir bagıslayan, hüner ihsan
      eden ask! Bütün dünya sanatkarları senden ilham almada, senin tesirinle eserler ortaya koymaktadırlar. Bütün güzel
      saheserlerin ortaya konulmasına sebep olan sensin.
      646. Bütün kainat, bütün varlıklar gönlün mestidir.
      Müfte´ilün, Mefa´îlun, Müfte´ilün, Mefu´îlün
      (c. III, 1336)
      • Bir gece gönlün selamını almak arzusu ile kapısını çaldım. îçerden; "Kimdir o " sesi geldi. "Kapıyı çalan senin
      gönlünün kölesidir!" dedim.
      • 0 içerdeki ay yüzlünün nurunun su´lesi; "Kapının aralıgından yol üstüne, gönüle, göze düstü.
      • Gönül mahallesi gönlün yüzünün dalga dalga nuru ile doldu. Her taraf nurlandı. Günes ile ay, gönlün degersiz birer
      kadehi oldular.
      • Gönülden bir haber gelince, gökyüzüne bir gürültü düstü. Varlık, kainat eline bir mesale aldı. Halk, duygularının
      zincirinden kurtuldu.
      • Her tarafı göz kamastıran, sasılacak bir nur kapladı. Kürsü de, ars da gönlün nuru ile aydınlandı. Ruh gönlün
      selamını almak için kapısının önüne oturmus, gönül damını gözlüyordu.
      • Kalender, insan degildir. Rste sana kısa, özlü bir söz: 0 bastan basa bakıstır, görüstür. Gönül susarak konusur.
      • Bütün kainat, varlıklar, gönlün sarhosu, gönlün ! Dokuz gögün konakları, gönle ancak iki adımlık yoldur.
      647. Ey gönül! Canlar senin parıltından meydana gelmis gölgelerdir.
      Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fa´ilün
      (c. III, 1359)
      • Ey gönül, ben o tertemiz yüze, o güzel yüze bakınca kendimden geçtim. Ona dedim ki: "Ne kadar da güzelsin!
      Sende ilahî bir güzellik var."
      • Binlerce günes, binlerce göz, binlerce çerag senin kulundur, kölendir. Ey gönül! Canlar senin parıltından meydana
      gelmis gölgelerdir.
      • Ey gönül! Güzellik zamanla gelir geçer, sonu yoktur. Halbuki senin güzelligin zamanı da astı, sonu da astı.
      • Ey gönül! Periler, cinler önüne geldiler, sana hizmet etmek istediler. Melek de, yıldız da, gökyüzü de sana secde
      ediyorlar.
      • Hangi gönülde senin kulun ve kölen olduguna dair bir damga, bir isaret yok Hangi dert, hangi gam vardır ki sen ona
      derman olmayasın
      • Ey gönül! Zevallı olmayan hazineler senin emrinde. Yokluk aleminde hangi hazine vardır ki senin olmasın
      • Ey gönül! Senin askınla yanıp yakılanlara bak! Onlardan yüz çevirme! çünkü bakıslarında yanıp yakılmayı gideren, ne
      gözler, ne devalar vardır.
      648. Su kara topraktan biten çiçeklerde onun güzelliginin akisleri vardır.
      Mefa´îlün. Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün
      (c. 111, 1339)
      • Ey gönül! Ay yüzlü güzelim, lütuf üstüne lütuflarda bulunuyor. Bu yüzden bir yerde duramıyorum, kararsızım.
      Gönlüm ab-ı hayat kaynagında, bedenim lale bahçesinde.
      • Ey gönül! Gel de gör! 0 bahçede her agacın gölgesi altında gönülleri çeken ay yüzlü bir güzel, gül yanaklı sevimli bir
      dilber; oturmus, padisahın yüzünü görmek için bekliyorlar.
      • Ey gönül! 0 öyle bir padisah ki, ruh güzellerinin de, beden güzellerinin de kendi güzelliginin askından sevda
      kıvılcımları düsürmüs.
      • Ey gönül! 0 büyük yaratıcı, narın içindeki taneler gibi kullarının gönüllerine neseler, ümitler doldurmus.
      • Ey gönül! Padisahın güzellere, kendi öz kadehi ile sarap sundugu o halvette Ruhulemin bekçidir, Hızır da perdecidir.
      • Ey gönül! Onun en degersiz kulu, o meclisten mest olarak çıkınca, artık o dünya malına, zenginlige, mevkiye,
      söhrete yukardan bakar, onlara hiç önem vermez.
      • Ey gönül! Sen bu cihanı onun bahçesi olarak bil! Herkes, her varlık bu bahçede rızkını, nasibini bulmaktadır. Bu
      alemi de onun pek büyük bir magarası say! Onun lütfu, ihsanı geldigi zaman seni o karanlık magradan dısarı çıkarır.
      • Çıkarır da "toprak-su-hava-ates" birlesigi içinde sana ne gül bahçeleri, reyhanları, türlü türlü sakayık çiçekleri,
      menekseler, laleler hazırlar.
      • Su kara topraktan biten, baskaldıran çiçeklerde onun güzelliginin akisleri vardır. Onların hepsi de onun lütfu ile
      bitmedeler. Sen burada topraktan çıkan mahsülleri yemekle mesgulsün. Sanki toprak yiyorsun. Halbuki senin rızkın
      göklerdedir. Ey gönül! Senin burada ne isin
      • Ey gönül! 0 padisahlar padisahının askı ile el çırp, oyna! Onun bir öpücügüne nail olabilirsen, dünyanın bütün
      belaları, bütün felaketleri def olur gider.
      • Ey gönül! Simdi ayagımda ayrılık atesinden bir bag var! Çok da zayıf düstüm. Ama sevgiliyi andıgım zaman, onun
      askı ile mest olurum.
      • Ey gönül! Onun ask koparan sivesiyle aglayıp inlemeye baslar, çeng gibi binlerce nagme çıkarırım.
      649. Göklerden gelen ordunun saflar yaran saldınsı yüzünden,
      beden seytanlarının basları ezildi.
      Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün
      (c. III, 1333)
      • Ey gönlü ihsan eden aziz varlık! Sen lütuflar sahibisin, ihsanlar sahibisin, gönüller avlıyorsun. Benim gönlüm senin
      yarattıgın güzellikler ile huzura kavusuyor.
      • Ey iki alemin de kendisine kul, köle oldugu üstün varlık! Biz senin ikramınla diriyiz. Ey adının verdigi hayatla gönlün
      adına can olan, onu dirilten aziz varlık!
      • Gönül, bedenin etrafında bir halka oldu, onu sardı. Gönlüm bedenimin hırkasını giydi. Sonunda her ikisi de sende
      gark oldu. Ey gönle lütuflarda bulunan güzel!
      • Ey gönül deryasının incisi! Senin karsında, canın da, gönlün de ne önemi var Gönül geceleri seninle aydınlıktır;
      gönlün gündüzleri de seninle mutludur.
      • "Akl-ı küll"ün dergahından davul sesleri geliyor. "Simdi gönlün fermanı hüküm sürmededir." deniyor. Ötelerden
      gökyüzü ordusu gelmede.
      "Akl-ı küll: Allahın kudretinden ilk önce ortaya çıkan akıl. Buna Hz nuru da denilir.
      • 0 ordunun kılıç vurusundan, padisahın düsmanlarını öldürüsünden ötürü, ovalar kanla doldu, yollarda kan akıyor.
      • Gök ordusunun saflar yaran saldırısı yüzünden beden seytanlarının basları ezildi. Padisahın namına hutbe okunmaya
      baslandı. Dîvan gönlün fermanları ile doldu.
      650. Ben can´ın boynunu bagladım, sevgilinin kapısına götürdüm de; "Bu, ask suçlusudur;
      sakın bunun suçunu bagıslama!" dedim.
      Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün
      (c. III, 1335)
      • "Bu gönül evinde bulunan kimdir " diye gece yarısı bagırdım. Bir ses; "îste benim!" dedi. "Sen kimsin " dedim.
      "Ay´ın da, günesin de yüzümü görüp utandıkları güzel benim!" dedi.
      • Bana; "Neden bu gönül evi böyle çesitli sekillerle, hayallerle dolu " dedi,. "Ey ay yüzüne dünya güzelinin bile hayran
      kaldıgı, haset ettigi dilber!" dedim. "0 gördügün sekillerin, hayallerin hepsi de oraya senden aksetmis."
      • "Peki!" dedi. "Su benim cigerimin kanına bulanmıs olan sekil de nedir " "Bu" dedim, "Benim seklim. Gönlü yaralı,
      ayagı beden balçıgına saplanmıs bu degersiz kulunun sekli."
      • Ben can´ın boynunu bagladım, sevgilinin kapısına götürdüm de; "Bu, ask suçlusudur, sakın bunun suçunu
      bagıslama!" dedim.
      • Sevgili bana bir ip ucu verdi. "Bu ask ipidir. Ucu fıtnelerle, hilelerle doludur. Bunu tut, çek, ben de çekeyim. Hem
      çek, hem de koparma!" dedi.
      651. Ey gönül! Sen aynada kendini egri görürsen, bu egrilik sendendir, aynadan degil.
      Mefa´îlün, Mefa´îliin, Mefa´îlün, Mefa´îlün
      (c. 111, 1337)
      • Ey yüzünü eksitmis sevgili! îsine karısmamam, "Neden yüzünü eksittin " dememem için, sanki yüzünün etrafına;
      "Sirke ne güzel katıktır!" diye yazan dost!
      • Yüzünün asıklıgını, eksiligini, dolayısıyla basına gelenlerden sikayetini bırakır da; kinden, hırstan bir iki adım
      uzaklasır da hilme, yumusaklıga, basa gelenlere razı olmaya dogru yaklasırsan, bal gibi olursun, kendinle beraber nice
      kisileri de tatlılastırırsın. Fakat sen çok tenbelsin, kemale dogru yürüyemiyorsun.
      • Aslında ben hata ettim, yanlıs gördüm, yanlıs söyledim. Zaten ben her zaman yanlıs isler yaparım. Ben senin gerçek
      yüzünü görebilseydim, gözüm böyle sası kalır mıydı
      • Ey gönül! Sen aynada kendini egri görürsen, bu egrilik sendendir. Egri alan sensin, ayna egri degil! Ayna her seyi
      dogru gösterir. Önce sen kendini dogrult!
      "Mevlana bir Mesnevî beytinde söyle buyurur
      "Seni görünce kendimi gördüm. Aferin beni bana gösteren aynaya!" (Mesnevî, c. VI, nr. 1085). Baskaları bizim için
      ayna gibi olunca, baskalarında gördügümüz kusur, kendi kusurumuzdur. 0 kusur onlara ait degildir."
      • Adamın biri kuyu basına gitmis de ayı kuyuda görmüs, ayın kuyuya düstügünü sanmıs. Ay ise gökyüzünden ona
      seslenmis; "Acele etme, yanlıs görme, ben buradayım." demis.
      • Sen ayı su kirli, alçak yeryüzünde arama! Yoklukta varlık olmaz. Bir adam Ebucehil karpuzu ekse, seker kamısı
      biçmez. însan ne ekti ise onu biçer.
      • Ey benim canım! Hosluk, güzellik varlıgını, benligini gidermektedir. Sense güzelligini varlıkta arıyorsun. 0 burada
      görünmez. Sen her seyi elde edebilecegin yerde ara!
      652. Öteki dünya gönül günesinden bir parıltı, bu dünya da gönül denizinden bir damla.
      Fa´ilatün. Fa´ilatün, Fa´ilat ,
      (c. III, 1346)
      • Ömrüm gönül sevdası ile geçti gitti. Benim gönül gamından bir korkum yok!
      • Gönül benim canıma saldırmak için kalkmıs gelmis. Cansa; "Bakalım gönlün meramı nedir Ne yapacak " diye
      oturmus kalmıs.
      • Gönül din halkasından kaçıyor da, güzellerin saçlarının büklümü halkasını yer ediniyor.
      "Fuzulî hazretleride:
      "Asiyan-ı mürg-ı dil zülf-i perisanındadır
      Kande olsam ey peri gönlüm senin yanındadır" demisti.
      • Gönlümle oynayanın, gönlümü perisan edenin etrafında dönüyorum, onu terk edemiyorum. Çünkü gönül kavgasında
      benim yardımıma kosacak ancak odur, baskası degil!
      • Sabah olsun da gönlün yüzünü bir defa olsun göreyim diye geceleri uykuyu gözlerime haram ettim.
      • Gönlün boyunu bosunu göreyim diye egilmekten boynum yay gibi oldu.
      • Öteki dünya gönül günesinin parıltısından bir parıltı, bu dünya ise gönül denizinden bir damla!
      • Agzını kapa, dudaklarını yum! Çünkü gönlün feryadları dilsiz, dudaksız olarak göklere yükselmede.
      653. Güllerin güzelliginden dikenler sarhos olur, gam gülmeye baslar.
      Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fa´ilün
      (c. 111, 1356)
      • Sevgili hiç beklenmedik bir zamanda, ansızın çıkar gelirse; ne mutluluktur! 0 güzelligiyle, kendisini çekemeyen
      güzelleri haset ateslerine yakarsa ne devlettir.
      • Dün sevgili tövbe eden binlerce kisinin tövbelerini güzelliginin etkisi ile bozdurmustu. Bugün de aynı sey olursa ne
      mutluluktur.
      • Ona gönül verenler, onu görmek ümidi ile grup grup kapısının önünde ;oturmuslar, beklesiyorlar. Lütufeder de
      onlara söyle bir görünürse ne mutluluktur.
      • 0 kılıçlar kusanmıs, savasa hazırlanmıs, ayrılık ordusunun içine dalsa da vuslat ordusunu zafere kavustursa ne
      mutluluk olur.
      • Binlerce güller açılır, onların güzelliginden dikenler sarhos olur. Bu durum carsısında gam bile güler, kahkahalar
      atmaya baslarsa bu ne saadettir.
      • Ask harekete geçince, beden çeviklesir. Acele hemen elsiz, ayaksız gökyüzünün etrafında kosmaya baslar. Bu ne
      saadettir
      654. Develer sarhos oldular.
      Fe´ilatiin, Fe´ilattln, Fe´ilatün, Fe´ilün
      (c. 111, 1344)
      • Develer sarhos oldular. Simdi sen deve oyununu seyret! Kim sarhos deveden edep, bilgi ve ibadet bekler
      • Bizim bilgimiz onun yani Hakk´ın bilgisi, yolumuz onun caddesi, hararetimiz koç burcundan günesten degil, onun
      sıcak nefesi.
      •"Ruhumdan ruh üfürdüm." günü nefesi sana can verir.
      • Hakkın isi "0l emri ile oldurmaktır." Yaratısı sebeplere, vasıtalara baglı degildir-
      "Bu beyitte Bakara Süresi, 2/117. ve Hicr Süresi, 15/29. ayetlerine isaret var.
      • Biz bu Hakk yolunda nesrin ve karanfil çigneriz. Balçık çigneyen yani yerden biten otları, dikenleri yiyen bayagı
      develerden degiliz.
      • Balçık çigneyen develer bu dünyaya, su balçıga baglanıp kalmıslardır. Ruhumuzun, gönlümüzün balçıkla ne ilgisi var
      • Din mücizesini göstermek arzusu ile Hz. Salih´in duası dagın bagrından Allah devesini dogdurdu.
      "Hud Süresi, 11/64. ayetine isaret var."
      • Biz dogu tarafına da gitmeyiz batı tarafına da. Biz durmadan ezel günesine dogru adımlar atar dururuz.
      655. Bugün gönlüm yeni bir sevda ile baska bir renge boyandı.
      Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün ,
      (c. III, 1341)
      • Allah´a hamdolsun, su gönül bugün dünden de daha beter bir halde, bugün gönlüm, yeni bir sevda ile baska bir
      renge boyandı.
      • Dün gönlüm gül fidanının altına oturmus, durmadan sarap içiyordu. 0 yüzden olacak, bugün bambaska bir halde.
      • Senin ask "ney"in bu perdesinde bir hayli bekledi. Gönlüm ask neyinin zevki ile tatlılastı, sekere döndü.
      • Ey ipek kaftanlar giyenen sevgili! Ben senin beline kemer gibi sarıldım.
      • Ey tatlılıklar, lezzetler denizi! Senin askından bu beden sedefe dönmüstür. Su gönül de o sedefin içindeki inci.
      • Her mü´minin benlik evi mademki senin askınla harap oldu, yıkıldı; bu kargasadan ötürü, bu gönül de her an benlik
      kapısından çıkıp, varlık damına yükseldi.
      • Tebrizli Sems, Hakk günesi gibi parıldıyor. Onun günesinin parıltısından su gönül seher vakti gibi olmustur.
      656. Gözyasları niçin akıyor;gönül atesini söndürmek için.
      Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat
      (c. III, 1351)
      • Sasılacak seydir ki; bu açık mesrepli güzellere, celal sahibi hakkın hareminde, has bahçelerde, çesme baslarında,
      çayırlık çimenlik yerlerde makamlar verildi´. Orada suhluklar, güzel yüzlere hırsızlamaca bakmalar helal sayıldı.
      • Yol kesmeyi, ancak yollan bilen becerir. Eve girmeyi, hile yapmayı güzellikten anlayan basarır.
      • Dünya ehli sanki örümcektir. Her biri de sinek avlar durur. Onlardan hiç bahsetme, bana usanç gelmesin.
      • Eve gizlenmis nefis hırsızını kim görür, kim söyler îlahi askla safran çiçegi gibi sararmıs bir yüz ile, berrak, duru su
      gibi olan göz yasları.
      • Gözyasları neden akıyor Gönül atesini söndürmek için. Yüz niçin sararır, solar îç alemini, gönül derdini anlatmak
      için.
      • Asıkların yanaklarına akan gözyasları, seni ayakkabıların çıkarıldıgı kapı yanındaki saftan alır; "Buradan hemen kalk,
      askın huzuruna git!" der.
      • Asıkların yüzlerinin sanlıgı, sevgilinin elma gibi kırmızı olan yanaklarının aynasıdır. Gözyasları ise, benlerinin ve
      yanak sayfalarının üzerine yazılar yazıyor.
      • Bu balçıktan, bu kara topraktan yaratılmıs yüzündeki bunca güzellikler, bunca eda ve cilveler, gayb alemindeki
      aydan parlayıp vuran kemal nurunun parıltısıdır.
      • Hele bir iki gün sabret, bu parıltı bütün güzellikleri ile, bütün nuru ile yine aslına gider, onunla birlesir.
      657. Kurak yere düsmüs balıgın kulagına dalga sesleri gelince,
      balık hemen sıçrayıp yurdu olan denize atlamaz mı
      Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün,
      (c. III, 1353)
      • Bütün kainatın ve varlıkların yaratıcısından, o celal ve cemal sahibinden ruha çok tatlı bir hitapla; "Gel!" denilince
      ruh, nasıl olup da kanatlanıp uçmaz
      • Duru, lekesiz denizden ayrılmıs, kurak yere düsmüs bir balıgın kulagına dalga sesleri gelirse, balık nasıl olur da
      hemen sıçrayıp asıl yurdu olan denize atlamaz
      • Davuldan ve davula vurulan tokmaktan "Geri dön!" haberini duyunca, dogan, nasıl olur da avı bırakıp gerisin geri
      sultana dogru uçmaz
      • Bu kadar latif, bu kadar güzel, sevimli ve can baglayıcı olan essiz varlıgı bulamayan, tanıyamayan ve sevemeyen
      kimse cidden ne zavallı, ne kötü, ne sapık bir kimsedir
      • Ey ruh kusu! Günahlarından temizlendin, nefsinin kafesinden kurtuldun, mana kanatların açıldı. Haydi geldigin yere,
      kendi vatanına dogru uç, uç!
      • Acı sudan ab-ı hayata dogru yollan! Esik dibinden, papuçlukta oturanlar arasından ayrıl, can meclisinin bas sedirine
      geç otur!
      • Ey can! Sen git, git ki biz de bu ayrılık cihanından o bulusma cihanına kavusalım.
      658. Gönlün vasıflarını saysam aklın almaz.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´fllün
      (c. III, 1342)
      • Su gönülde nasıl bir is yurdun, nasıl bir tezgahın var Su gönülde ne putlar yontuyorsun Ne putlar yapıyorsun
      • Bahar oldu, ekin zamanı geldi. Kimbilir sen su gönüle neler ekiyorsun
      • Allah´ım sen zahirde, dısarda yücelik, üstünlük perdesi ile örtündün, ama su gönülde apaçık meydandasın.
      • Gönül göklerden de yüce, göklerden de genis olmasaydı, su gönül ata binip gökleri dolasmazdı.
      • Gönül pek büyük bir sehir olmasaydı, bir padisah oraya sıgmazdı; o gönülde dolasmazdı.
      • Ey benim canım! Gönül sasılacak büyük bir ormandır. Sen de bu gönül ormanında av emirisin. Sen orada neler
      avlayacaksın
      • Gönül denizinden binlerce dalgalar cosar, köpürür. Sen de bu gönül denizinde inciler elde edersin.
      • Sustum. Artık gönül hakkında bir sey söylemeyecegim. Çünkü gönlün vasıflarını saysam, aklın almaz, gönül senin
      düsüncene sıgmaz.
      "Rbrahim Hakkı Erzurumî hazretleri de:
      "Vasf-ı lisan seninledir, vasfedemem gönül seni
      Nutk-ı beyan seninledir, vasfedemem gönül seni
      Asl-ı cihansın ey gönül, vasla mekansın ey gönül´
      Kevn n mekan seninledir, vasfedemem gönül seni" diye yazmıslardır. (Dîvan-ı Hakkı s. 181)
      659. Senin güzelligin ile, ruhlar huzura kavusur, bedenler de mest olur.
      Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat
      (c. 111, 1361)
      • Ey benim biricik güzelim! Senin ömrüne yemin edirim ki, kemal derecelerinde senin esin ve benzerin yoktur. Ey
      benim güvendigim, dayandıgım aziz varlık! Çok kederliyim, gamlara batmısım, artık kalk, gel!
      • Ey beni dertlerden kurtaranım, feraha çıkaranım! Ey benim enîsim, en yakın dostum! Ey meclisimizin ay´ı! Senin
      yüzün tam bir bedirdir, dolunaydır. Dudaklarının ıslaklıgı bana helal bir saraptır.
      • Senin ruhun vefa denizidir. Rengin ayrılık parıltısı, ömrüne yemin ederirn ki, günaha girmekten korkmasam, sana
      "Zülcelal sahibi Allah" derdim.
      • Alemdekilerin hepsini eritirsin. Hepsinin de kalpleri rahata kavusur, onların rnana gözleri açılır da görünmeyen
      seyleri görürler. Sevgilim senin hayalin bile çok latif, çok güzel!
      • Senin güzelligin ile insanların ruhları huzura kavusur. Bedenleri de mest olur. Onları ilahi sarabın büyük kadehlerle
      içildigi bir meclise oturtursun.
      • Ask hususunda gönle gelen bütün sorular ve cevaplar hep Hakk´tandır. 0 sorar, sonra kendi sorusuna kendisi cevap
      verir. Ben onun elinde bir rebab gibiyim. 0 bana sık sık mızrap vuruyor. Bana; "Rnle, agla!" diyor.
      660. Davul çalan olmadıkça, davul nasıl ses verir
      Mefa´îliin, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilün
      (c. III, 1358)
      • Rlahî rahmet gönlün kulagına gizlice dedi ki: "Ne istersen yap, fakat bizden ayrı düsme, bizi unutma!"
      • Tıpkı gözle gündüz gibi; sen bizimsin, biz de seniniz. Ne diye bizden ayrılır, kötü isler yapan, kötü kisilerin yanına
      gidersin
      • Gönül dedi ki: "Sana darılmaya, senden incinmeye imkan var mıdır Davul çalan olmadıkça, davul nasıl ses verir "
      • Bütün dünya davuldur, sen de davul çalan! Bütün yollar zaten kapanmıs, seni bırakıp da nereye gidebilirler
      • Can kımıldamadıkça su zavallı beden kımıldayamaz. At hareket etmedikçe üstündeki, çul oynamaz.
      • Gönlün Allah arslanıdır, nefsin ise at. Akıl meydanı ata dar geldi de o daracık meydandan sıçradı "Söyle" alanına
      vardı.-
      "Söyle!": Kur´an´da bir çok sürelerin basında geçer. Dünyanın fanî, gelip geçici oldugu ayetlerle haber verilir, .
      • Sözden harften geç de su gibi nakıslar kabul eder ol, sekilden sekle gir´. Cünkü harf de dünyadandır, ses de´. Dünya
      da zaten bir köprüden ibarettir.
      661. Gül, can bahçesinden gelmis bir habercidir.
      Mef´aiü, Fa´iiaiü, Mefa´îlü, Fa´ilat
      (c. III, 1348)
      • Bugün, bu bahar günü, nese günü, sevinç günü. Güllerin çok açtıgı bir yıl, gül yılı. Bu bahar mevsiminde halimiz,
      durumumuz çok iyi! Bizim gibi gülün de hali iyi olsun!
      • Ötelerden dostun yüzünün gül bahçesinden güle yardım geldi. Bu sebeple artık gözlerimiz, gülün soldugunu,
      dökülüp saçıldıgını görmez.
      • Gülün güzelliginden, letafetinden, ihtisamından, renginden, kokusundan nergisin gözleri mest oldu, bahçede agzını
      açmıs gülüyor.
      • Süsen selvinin kulagına, bülbülün askının sırlarını ve gülün güzel huylarını fısıldıyor.
      *Gül bize iyilik etmek, lutuflarda bulunmak, bize kokusunu daha iyi duyurmak için elbisesini yırtarak kostu, geldi.
      *Biz de güle kavustugumuz için, ona daha yakın olmamız için elbisemizi yırtıyoruz.
      *Gül ötelerden geldi; o cihandandır. Bu yüzden bu cihana sıgmıyor. Gül o kadar latiftir, o kadar güzeldir ki, hayal
      alemi bile gülü hayal etmeye dar geliyor.
      *Gül denilen varlık kimdir Akıl bostanından, can bahçesinden gelmis bir haberci. Gül nedir Solmayan, dökülmeyen,
      hakîkat gülünün güzelligini, yüceligini bildiren bir bilge.
      *Gülün etegini tutalım, ona yol arkadası olalım da oynaya, güle gülün aslına. zevalsiz gül fidanına gidelim.
      *Gülün aslı, zevalsiz gül fidanı Mustafa(s.a.v.)´in terinden bitti, yetisti, lütfundan meydana geldi. 0 büyük varlıgın
      yüzünden hilal halinde iken, bedir haline geldi.
      "Bazılarının mevzu saydıkları bir hadîse isaret var. Hadîs söyle:
      Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: "Miraç gecesinde gökyüzüne çıktıgım zaman terlemistim. Ter damlalarım
      yeryüzüne düsünce, topraktan gül fıdanları bitti, yetisti. Kim benim kokumu koklamak isterse, kokumu almak isterse
      gülleri koklasın."
      *Siz gülün yapraklarını yolarsınız, dallarını kırarsınız ama, ona yeniden yeniye can verirler, onu diriltirler, ona yeniden
      yeniye kol kanat ihsan ederler.
      *Gör ki gül baharın davetine nasıl icabet etti. Halil Rbrahim´in öldürülmüs dört kusu gibi ölü iken dirildi, kosarak geldi.
      *Ey hoca sus! Dudagını açma! Gülün gölgesinde otur da gonca gibi dudak altından gizlice gülümse!
      662. Sevgilinin dudakları ile gönlüm ne haldedir, bunu hiç sorma!
      Mefa´îlün, Fe´iiatün, Mefa´îlün, Fa´ilün
      (c. III, 1355)
      • Visal, bulusma günesinin iki gözünü açtınsa, hakîkatler gögüne çık, artık hayalden hiç bahsetme!
      • Karanlıgın ve aydınlıgın ötesinde, celal nuru ve içinde zerreler gibi oynasıp duran yıldızları seyret!
      • Her ne kadar zerre günese ulasmazsa da, ısıgının parıltısı ile nur kesilir; bu kafi degil mi
      • Aska hizmet için kas gibi beli bükülen gönlün bakısından yüzbinlerce kemal gözü açılır.
      • Agzını kapa da sevgilinin dudakları ile gönlümün arasının nasıl oldugunu, gönlümün ne halde oldugunu hiç sorma! 0
      hali ancak Allah bilir, baskası bilemez.
      • Gönlümü isaret etmeye kalkısma, o gönül senin bildigin eski gönül degildir. Bu kanatlarla padisahın devlet kuslarının
      yanına uçmaya heveslenme!
      • Herkes yarasına tuz ekilince feryat eder. Bense onun tuzlugundan uzakta kaldıgımdan ötürü, gönül yaram onun
      tuzundan mahrum kaldıgı için feryad ediyorum.
      663. Ötelere göç var!
      Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´ilatü
      (c. III, 1347)
      • 0 güzeller padisahının bulundugu yere göç var! 0 sevgilinin günesinin dogdugu yere göç var!
      • Geri kalanların kervanı yola düstü. Haydi ey davrananlar, biraz çabuk olun, göç var!
      • 0 erlik ve ölümsüzlük denizine dogru, haydi ey erler erkekçe göçün, ötelere göç var!
      • Padisahın yüzünün günesi dogdu, dünya aydınlandı. Ey bekçiler sabah oldu, göç var!
      • Asıllarına, yani can denizine dogru dostlar toplulugu yagmur gibi yagıyor, seller gibi akıyor, ötelere göç var!
      • Evi barkı, dösegi, yastıgı bırak! Attan katırdan, süslü egerden, semerden vazgeç, ötelere göç var!
      664. Ben öyle bir çocugum ki hocam asktır.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün
      (c. III, 1523)
      • Arslan degilim ki düsmanla savasayım. Ben arslandan daha çetin bir düsman olan kendimle, kendi nefsimle
      savasayım, bu bana yeter.
      • Mademki askın ayakları altında toprak olmusum. Sunu iyi bil ki; o topraktan ben gül gibi, süsen gibi bitip boy
      atacagım.
      • Askın gamı ile geceler gibi karalar giymisim. Fakat ben bu karanlık gecenin koynundan parlak bir ay gibi dogacagım.
      • Ben ask atesi ile yanmısım, bastan basa duman haline gelmisim. Duman gibi bu pencereden çıkacagım; göklere
      yükselecek, ötelere gidecegim.
      • Ben öyle bir çocugum ki, hocam asktır. Bırakmıyor ki basımı kaldırayım, boyumu göstereyim.
      • Ask gibi daima diri olayım, daima varlık sahibi olayım, yemeden, içmeden, yatmadan, uyumadan kesileyim.
      • Kendine gel de Ebu Bekr-i Rebabî gibi sus, sus da ben can olayım, bedenden sıyrılayım.
      665. Bir damlayım ki, hem damlayım hem deniz!
      Mefa´îlün, Mefa´îliin, Fe´ulün
      (c. III, 1520)
      • Bana nasılsın diye soruyorsun Nasıl oldugumu ben söylemeyeyim, sen bak da gör! Harap bir haldeyim, kendimden
      geçmisim, deliler gibi aklını basımda degil, sarhosum.
      • Meger gökyüzü gibi ay´ın evi olmusum. Sevgilinin askı yüzünden gökler gibi kararsızım.
      • Yanlıs söyledim, ben askın mizacına sahibim. Bu yüzden dönüp dolasmayı da, durup dinlenmeyi de bilmiyorum.
      • Sevgiliden ayrıldıgım için, sanki dünyanın diregi olmusum gibi agır bir yük altında eziliyorum.
      • Ben görünüste bir zerrenin yarısından da küçügüm. Fakat ask bakımından alemden de genisim, dünyadan da
      büyügüm.
      • Bir damlayım ki, hem damlayım hem deniz! Çesitli yönden, çesitli sekilller ve hadiselerle denenmedeyim, imtihan
      edilmedeyim.
      • Bu sözü ben söylemiyorum. Bu söz askın sözü; ben bu ince sözü bilmeyenlerdenim, ben bir hiçim, hiç!
      • Bu hikaye, bu ask macerası binlerce yıllık bir hikaye. Bunu ben nereden bileyim Ben daha dünkü çocugum.
      • Fakat öyle bir çocugum ki, ben evveline evvel olmayan, kadîm olan o ezelî büyük varlıga aidim. Beni o yarattı, bu
      çocuk yüzyıllardan onunladır.
      *Bu sözler balçıktan dogan sözler, ormandaki dolambaçlı yollara benziyor kendimi nasıl bir renkte göstereyim ki, ben
      o dolambaçlı yollardayım.
      *Hayır! Yanlıs söyledim. Benim günes gibi bir rengim var. Bu denî, alçak dünyanın bulutlan içinde kalmıs.
      *Sus, insanın topragını tozutma! Çünkü ben peri gibi buralarda gizlenmisim.
      666. Senin verdigin seyden baska benim neyim var
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün
      (c. III, 1521)
      *Ben bu dünyada dost olarak yalnız seni seçtim. Böyle olmakla beraber, sen benim kederlere kapılmamı, gamlara
      düsmemi uygun bulur musun
      *Gönlüm kalem gibi senin avucunda, parmaklarının arasında, neselerim de senden gelmede, hüzünlerim, gamlarım da
      sendendir.
      *Senin dilediginden baska ne olabilirim ki Ben senin gösterdigin seyden baska ne olabilirim
      *Bazen benden diken bitirirsin, bazen gül. Bu yüzdendir ki ben bazen gül :koklarım, bazen diken toplarım. Bazen çok
      neseliyim, bazen çok mahzunum, üzgünüm.
      *Beni ne hale getirirsen o halde olurum. Sen mademki benim böyle olmamı istiyorsun, ben de öyleyim, baska türlü
      degilim.
      *Önce de sen varsın, sonra da sen varsın. Sen benim evvelimi de, airimida hayırlı et!
      *Sen gizlenirsen, seni manen hissedemezsem, küfür ehlinden olurum. Yarattıgın eserlerle kudretini, yaratma gücünü
      ortaya koyunca imana gelirim. Bütün bu haller senin lutfunla, ihsanınla olmaktadır.
      *Senin verdigin seyden baska benim neyim var Sen koynumda, yanımda ne arıyorsun
      "Dîvan sairlerimizden Urfalı Nabî merhum bir siirinde aynen Mevlana gibi düsünmüstü:
      "Bu karhanede bilsem neyim, bepim nem var Varlıgım Allah´ın bir armaganı, hayatımı da o bagıslamıs; nefes onun bir
      Ifltfu, konusmam onun bir fazlı, ihsanı; beden onun binası, ruh onun nefhası, üfürügü; kuvvetim, yapma gücüm de ondan;
      benim hislerimi, duygularımı da o vermis. Bilsem ki bu dünyada ben neyim, benim nem var "
      667. Gönle gelen sekiller, hadiseler misafirlere benzerler;
      gelirler, giderler. Ben de onların gelip gittikleri ev!
      Mefa´îliin, Mefa´îlün, Fe´ülün
      (c. III, 1519)
      • Gel ki ben bugün dünyada degilim. Dünyadan dısarı çıktım. Ben bugün kendimden de gizliyim.
      • Ben hançeri aldım, varlıgımı kestim, yok ettim. Artık ben ne kendime aidim, ne de baskasına.
      • Yanlıs söyledim, ben kendimden kesilmedim; bu isi, bu tedbiri canım "ben"siz yaptı.
      • Gönül atesi ne haldedir; bilmiyorum. Çünkü dilim baska bir sekilde yanıyor.
      • Kendimi yüzlerce sekilde gördüm. Her sekli gördükçe: "Rste ben buyum!" diyorum.
      • "Kendimi yüzlerce sekilde gördüm" dedim. Belki de ben sekil degilim, benim izim, nisanım yok!
      *Çünkü gönle gelen sekiller misafirlere benzerler; gelirler, giderler. Ben de onların gelip gittikleri ev!
      668. Körün gözüne göre ben bir hiçten ibaretim;
      sagırın kulagına göre de ben dilsizim.
      Mefa´îliin, Mefa´îlün, Fe´ulün
      (c. III, 1518)
      *Ben mekansızlık aleminde bulunan bir ay´ım. Beni dısarda arama, ben canın kendisiyim.
      *Seni herkes kendi yanına çagırır. Bense seni senden, senin yanından baska yere çagırmam.
      *Bazen dersin ki: "îstedigim gibi degilsin, vefasızsın." Evet, sen öyle oldukça ben de öyleyim.
      *Körün gözüne göre ben bir hiçten ibaretim. îste öyleyim. Sagırın kulagına göre de ben bir dilsizim.
      *Niçin gözün yasına gül suyu dökersin Gözünü yıka; toz toprak gitsin! Ben apaçık ortadayım, görünüyorum.
      *Senin giydigin elbiseler de, yedigin yemekler de hep topraktan gelmede. Hepsi de renkli toprak. Bu yüzden sen
      toprak yiyorsun. Sen bana misafir olmaya layık degilsin.
      *Su güzel renkli, hos kokulu gül de topraktan ibaret! Ben ona igreti olarak verdigim güzelligi geri alınca, onda baska
      bir güzelllik, hos kokulu suyu vardır, o ortaya çıkar; sen onu seyret!
      *Ey benim canım! Ben bagın da bagıyım, suyun da suyuyum. Ben binlerce erguvana erguvan olmusum.
      669.Dünyadaki bütün sehirleri dolastım. Ask sehri gibi güzel bir sehir bulamadım.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün
      (c- III, 1509)
      • Sefer ettim, dünyada bulunan bütün sehirlere ugradım. Fakat ask sehri gibi güzel bir sehir göremedim, bulamadım.
      • Ben ezeldeki ask sehrinin kıymetini bilmedim de, bilgisizlik yüzünden isbu dünya sehrine sürgün edildim. Böylece
      gurbete düstüm. Çok kahır çektim, çok belalara ugradım.
      • Ben akılsızlıgımdan öyle güzel seker kamıslıgını bıraktım da, bu dünyada her otu otladım durdum.
      • Bu dünyada askın sesinden gayrı duydugum sesler, davul sesinden baska bir sey degildir.
      • 0 davul sesinin yüzünden ben, "küll alemi"nden su fanî dünyaya düsüp kaldım.
      • Ben ezelde tamamıyla candım, candan ibarettim. Canlar aleminde gönül gibi kanatsız, ayaksız uçup duruyordum.
      • însana güzellikler veren gülüsler bagıslayan mana sarabından ben de gül gibi bogazsız, dudaksız tadıp duruyordum.
      *Derken asktan bir ses geldi. Ask; "Ey can!" dedi; "Yola düs, bir mihnet ve ızdırap yurdu yarattım, oraya git!"
      *Ben o mihnet yurdunu istemem!" diye çok yalvardım, çok agladım, çok inledim, çok elbiseler yırttım.
      *Simdi bu dünyadan ötelere gitmekten nasıl korkuyor, kaçıyorsam, oradan gelmekten de öyle kaçıyordum, öyle
      ürküyordum.
      *Ey can, korkma git! Nerede olursan ol, ben seninle beraberim, sana sah damarından daha yakınım.
      "Hadid Suresi 57/4. ve Kaf SOresi, 50/6. ayetlerden iktibas var."
      *Büyüler yaptı, beni oradan uzaklastırdı.
      *Büyü dünyaları bile yerinden oynatır. Ben kim oluyorom ki; zaten ben göze bile görünmüyorum.
      *Beni yolumdan alıkoydu. Sonra da diledigi yola düsürdü. Gerçek yoldan çıkıp da o yola düsmeseydim kurtulurdum.
      *Söyleyeyim; asıl yurduna, nasıl dönersin, ulasırsın; yazayım. Fakat buraya varınca kalemim kırıldı.
      670. Benim sözümde ben de cana bir aynayım. Can kendi halini benim sözümde bulur.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün
      (c. III, 1516)
      *Senin canın benim canıma ne kadar da çok yakın. Çünkü sen ne düsünüyorsan, ben onu biliyorum.
      • Zaten dostlar birbirlerinin gönüllerinden geçenleri bilirler. Ben de senin gönlünden geçeni biliyorum. Bilmesem dost
      sayılmam.
      • Dost dosta karsı saf, duru suya benzer. Onun için de dostun hayalıni parmagımla gösterebilirim.
      • Adeta herkes aynadır; aynada herkes karını, ziyanını gösterebilir.
      • Fakat o ayna her nefeste bugulanır, her an kararır. Çünkü onda benim can cilam yoktur.
      • Ama arif kisinin gönlüne, dünyanın tozunu, topragını atsan yine kararmaz, yine cilası kaybolmaz.
      • Sakın bu aynadan yüz çevirme! 0 ayna; "Ben senin canına emanım!" deyip duruyor.
      • Benim sözüm de, ben de cana bir aynayım. Can kendi halini benim sözümde bulur ve anlar.
      • Sus, sus da, ben kasla gözle ona binlerce macera okuyayım.
      671 .Seni gördügüm gün,benim bayram günümdür
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün
      (c. 111, 1508)
      • Sefere çıktım, her sehre ugradım, senin gibi latif, senin gibi güzel hiç kimseyi göremedim.
      • Ayrılıktan kurtuldum. Gurbetten geri geldim. Bir kere daha seni görmek saadetine erdim.
      • Essiz bir bahçeye benzeyen güzel yüzünden düseli, ne bir gül gördüm, ne bir meyve tattım.
      *Kötü bahtımın yüzünden senden ayrı düstüm. Fakat her bahtsızdan da yüzlerce zahmetler, mihnetler çektim.
      *Ne diyeyim, sensiz ben tamamıyla ölmüstüm. Allah beni yeniden diriltti.
      *Acaba yüzünü gören ben miyim Acaba senin tatlı sesini ben mi duydum
      *Bırak da elini, ayagını öpeyim, bana bayramlık ver; çünkü seni gördügüm gün benim bayram günümdür.
      *Ey Mısır ülkesinin Yusufu, sana armagan olarak böyle parlak bir ayna aldım.
      672. Sen sevda çekenlerin gönüllerine huzur verirsin.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün
      (c. III, 1507)
      *Sevgilim, ben sende kaybolup gitmisim, görünmüyorum. Dün gece tuhaf sekilde seni rüyada gördüm.
      *Mısırlı kadınlar gibi elimde turunç vardı. Yusufun güzelligi ile kendimden geçtim, ellerimi dogradım.
      *O ay yüzlü güzel nerededir 0 dün gece gördügüm gözler nerede 0 sözleri duyan kulaklar nerede
      *Ne sen varsın, ne de ben varım. Ne de o an, o zaman var. Ne de hayran dudakları ısıran disler var.
      *Senin sevdandan ben bir ambar doldurdum. Ben o ambara harmandan sevda tasıdım, durdum.
      *Sen sevda çekenlerin gönüllerine rahatlık verirsin, huzur verirsin. Sen Zünnun´sun, sen Cüneyd´sin, sen Bayezid´sin.
      673. Galiba ben, simdi bu hale gelmemisim, ezelde de böyle imisim.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün
      (c. III, 1506)
      • Ben her zaman böyle zeki degildim. Ben akıldan, fikirden çıkmıs bir kisi degildim.
      • Senin gibi ben de akıllı idim. Böyle deli, divane degildim. Ben böyle düskün ve perisan bir halde de degildim.
      • Güzeller gibi gönüller avlar dururdum. Ben gönül gibi kanlar içinde degildim.
      • 0 nasıldır; bu nasıldır; diye arar dururdum. 0 nasıl oldugu bilinemeyen büyük yaratıcının yarattıklarına böyle hayran
      degildim.
      • Sen benim gibi degilsin, senin aklın basında, otur da bir düsün bakalım; galiba ben simdi bu hale gelmemisim.
      Ezelde de böyleymisim.
      • Ben böyle günden güne artan aska av olmamıstım. Eskiden herkesten üstün olmayı arar dururdum.
      • Sonunda bir defîne gibi topraktan dısarı çıktım. Çünkü ben topraga gömülen Karun degildim, ben ilahi bir
      defıneydim.
      674. Öyle bir arkadas istiyorum ki, benim derdimi kendine dert edinsin.
      Mefa´îliin, Mefa´îlün, Fe´ulün
      (c. 111, 1505)
      *Su anda öyle bir mutrip (çalgıcı) istiyorum ki, mest olsun kendinden geçsin de ne çaldıgının farkında olmasın.
      *Öyle bir arkadas istiyorum ki, benim derdimi kendine dert edinsin. Fakat öyle kendinden geçsin ki nese ile gamı
      birbirinden ayırt edemesin.
      "Mevlana kendi derdini dert edinen arkadas istiyor. Behçet Kemal merhum da "Rstiyorum" adlı siirinde:
      "Bir zincir istiyorum, hırsımı baglayacak
      Bir yangın istiyorum, ruhumu daglayacak
      Bir ana istiyorum, basımda aglayacak." diye yazmıstı.
      *0 bütün varlıgı ile mest olsun da Ademoglu olmaktan çıksın, degissin, baska birsey olsun.
      "Ademoglu Esref merhum da:
      "Gözlerim Ademoglu´ndan o rütbe yıldı kim
      Rstemem bir fatiha, tek çalmasınlar tasımı." demisti.
      *Müslümanlık ondan nur alsın da, varlıgından sıyrılsın, çıksın.
      *Allah´ım, bize mest olmus bir güzel gönder de sunacagı sarapla karnımızı davul gibi sisirsin.
      *Davul çala çala kendimizden geçelim, dısarı çıkalım, sakîyi karsılamayı düsünelim.
      *Bugün perisan, darmadagın sözler söylemek istiyorum. Elbette perisan olmus bir kisi perisan sözler söyler, baska ne
      söyleyebilir ki
      *Bu perisan sözleri bana söyletmemek için sakinin gelmesi, birbiri ardınca nacagı kadehlerle agzımı kapaması
      gerekmektedir.
      675. Seni tanımadan önce, gece gündüz ask masalları okurdum.
      Simdi senin askınla ben kendim masal oldum.
      Mefa´îlün, Mefa´îliin, Fe´ulün
      (c. III, 1499)
      • Sevgilim gel ki, askından deli divane oldum. Bir sehir gibiydim, yıkıldım, harap oldum.
      • Askının yüzünden her seyimi kaybettim. Maldan, mülkten oldum. Simdi ben senin askının derdi ile aynı evde, gönül
      evinde beraber oturmaktayız.
      • Ben anlatılamayacak derecede tenbel birisiydim. Senin yüzünü görünce canlandım, bir yerde duramaz oldum.
      • Canımın senin canınla dost oldugunu görünce, bütün dostlardan, akrabalardan ayrıldım.
      • Ben seni tanımadan önce, gece gündüz ask masalları okurdum. Simdi senin askınla ben kendim masal oldum.
      676. Genç iken mana sarabı içseydi, ihtiyar felegin beli bükülmezdi.
      Mefa´îlün, Mefa-îlün, Fe´ulün
      (c. III, 1500)
      * Cenab-ı Hakk Hz. Adem´e kendi ruhundan üfürdügünden beri, Ademogulları o üfleyisten öyle mest olmuslardır ki,
      kendilerine verilen canları bile tanımaz olmuslardır.
      * Denizlerin dalgalanması, cosması, köpürmesi hep onun coskunlugundandır. Dünyada mana sarabıyla mest olanlarda
      görülen mestlik de Hz. Adem´in ezeldeki mestligi yüzündendir.
      * Ezel sarabı ile mest olan insanoglu, mestliginden uyanıp matem eylemesin diye ilahi rahmet ecelin boynunu
      vurmustur.
      * Hakk sarabı helal mi, helaldir. Allah köyünden gelen sarap haram olamaz.
      » Genç iken bu saraptan içseydi, ihtiyar felegin beli bükülmezdi.
      » Yeryüzü, o saraptan içseydi bulutlardan yagmur dilenmezdi.
      677. Ben halkı zindandan azat ettim.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün
      (c. III, 1502)
      *Ben halkı zindandan azat ettim. Asıkların gönüllerini neselendirdim.
      *Nefis ejderhasının agzını yırttım, ask yolunu mamur bir hale getirdim.
      *Yusufları, Yakublar´dan duydum da hepsini kapıdan çıkarıverdim.
      *Hos bir sekilde tertib ettigim gönül bahçesi ne de güzel bir bahçe! Yeni bastan yaptıgım ask sehri, ne de güzel bir
      sehir!
      *Bütün dünya da bilir ki, ben o sehrin padisahı olarak bulundukça, adaletle hüküm sürdüm, insaflı hareket ettim.
      *Bütün dünya da bilir ki, ben cihandan dısarıyım. Benim düsünceye tenezzül edisim sözlerime sahit bulmak içindir.
      *Ben nice ustaları mat ettim, nice kalfaları usta yaptım.
      *Nice arslanlar, üstüme kükreyerek saldırdılar da, ben onları tilki gibi güçsüz, kuvvetsiz bir hale getirdim.
      678. Ben bir kulum, köleyim; ama efendimi azat ettim.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün
      (c. III, 1503)
      • Ben bir kulum, köleyim; ama efendimi azat ettim. Ben öyle birisiyim ki üstadı üstad ederim.
      • Ben öyle bir canım ki, dünyadan daha dün dogdum. Fakat köhnemis dünyayı yeni bastan kurdum, imar ettim.
      • Benim davam budur: Ben çeligi çelik yapan bir mumum.
      • Ben gam gecesinde kara bulutum. Ben öyle bir kara bulutum ki, bayram gününün gönlünü sevinçle doldururum.
      • Ben öyle acaip topragım ki, ask atesi ile tüttüm de gökyüzünün burnunu rüzgarla doldurdum.
      • Beni ayıplama, beni sen mest ettin. Apaçık ortaya çıkarsam, insafsızlık edersem, sakın darılma!
      679. Ey ask! Sen bedene cansın, ben senin lütfun sayesinde beden hapsinden kurtuldum.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün
      (c. 111, 1496)
      • Gece rüyamda ne gördüm ki, bugün mest bir haldeyim Bugün deliler gibi akıldan kurtuldum, akıl bagından
      sıçradım, çıktım.
      • Yoksa ben uyanıkken mi rüya gördüm Çünkü bu dert bende iken, gözüme uyku girmiyor
      *Yoksa ben, hakiki askı mı rüyada gördüm ki, hep onunla mesgulüm, ona yöneldim
      *Gel ey hakiki ask! Sen bedene cansın, ben senin lutfun sayesinde beden hapsinden kurtuldum.
      *Bana; "Perdeyi yırt!" dedin, ben de hiç tereddüt etmeden yırttım. "Kadehi kır!" dedin, hiç düsünmeden onu da
      kırdım.
      *Bana; "Bütün dostlarından ayrıl!" dedin, bütün dostlarımı gönlümden attım. yalnız sana gönül bagladım.
      *Kirpiklerimle hayalini topluyordum. Bunu suç saydın, gönlümü yaraladın.
      *Ben yedi kat yerin dibine geçsem, sen yanımda bulununca göklerin üstündeymisim gibi yücelirim. Fakat sen yanımda
      olmayınca, yedi kat gögün üstünde bulunsam orası benim için asagının asagısıdır.
      680, Benim nesem saraptan degil, baska yönden, baska seyden.
      Mefulü, Mef´ulü, Mefulü, Meful
      (c. III, 1494)
      *Ben düstüm, ben düstüm, ben suya düstüm. Bir hayli su yuttum. Ama üzgün degilim, korkmadım. Gönlüm neseli,
      gönlüm neseli!
      *Ben ne def çalmadayım, ne de ney üflemedeyim. Ben issiz güçsüz bir kisiyim, Küple degil, sarapla degil, nesem
      baska yönden. Çok iyi bir haldeyim. kabıma sıgamıyorum, huzur içindeyim.
      *Ben bir gönül alanın askı ile gül bahçesine dönüstüm. Can gördüm, can gördüm, gönül verdim, gönül verdim!
      • Sarap içtim, sarap içtim, senin sehrinde dönüp dolasmadayım. Öfkeliyim, öfkeliyim. Sözlerle doluyum, söylenip
      duruyorum.
      • Ben gökyüzüne, gögün en üst yerine, deniz üstüne, dalga üstüne güzel bir taht kurdum, güzel bir taht kurdum.
      • Efendiyim, efendiyim, denizin emrine uymusum, köpürürüm, dalgalanırım, cosarım. Ona uymusum, ona uymusum.
      • Ey yıldız, ey yıldız! Aç dudagını aç, hani bir sır vardı ya, o sırrı bana vadettigin gibi anlat!
      • Her zerre, her damla, hem onu arar durur, hem de onun sözü ile, onun lütfu ile; "Ben üstadım, ben üstadım." der
      durur.
      681. Çok ugrasarak, birbirimizle çekiserek, bin türlü zorluklarla elde ettigimiz servet,
      mal, mülk meger bize birer bela tuzagıymıs. Bizim bundan haberimiz yok!
      Mefulü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün
      (c. III, 1491)
      • Su begendigimiz, üzerine titredigimiz, çesitli gıdalarla besledigimiz bedenden bütün halk, herkes iyidir. Fakat bu
      bedenin ahmaklıgı yüzünden sasırıp kaldık, parmagımızı disledik.
      • Birseyden kaçacaksan yılandan, akrepten, arslandan, kaplandan kaçma da, bedenden kaynagını alan nefsanî
      isteklerden, heveslerden kaç! Çünkü basımıza gelen bütün belalar, çektigimiz bütün zahmetler, mesakkatler bos ve
      olmayacak heveslerden meydana gelir.
      • Vallahi onun yesilligine, onun gül bahçesine bakıyorum da görüyorum ki onun yüzünün nurundan baska sıgınılacak
      yer yok!
      • Her sabah kalkıp yüzünü tertemiz yıkayınca, yine günlük isler baslar, yine gönül, hayat mücadelesi sevdasına düser.
      zamanında kosulan yere kosar.
      *Halkın gönlü güç bir hale ugrayınca, basa bir sıkıntı, bir bela gelince, Allah´ım hepimiz sana muhtacız, irademizi sana
      vermisiz." diye bir yere yönelir, iste oraya varır.
      *Çok ugrasarak, birbirimizle çekiserek, bin türlü zorluklarla elde ettigimiz servet, mal, mülk meger bize birer bela
      tuzagıymıs. Dünya islerinden, hayat mücadelesinden, senelerin getirdigi bitkinlikten artık bıktık ve usandık. kanadı kınk,
      bedeni yorgun bir halde; "Allahım sana dogru uçuyoruz, sana geliyoruz. Bize acı, merhamet et.!"
      682. Sevgili ile öyle bir hale geldim ki, kendimi sevgiliden ayırdedemiyorum.
      Mefulü, Mefa´îlii, Mefa´îlii, Fe´uliin
      (c. III, 1487)
      *Bugün öyle bir haldeyim ki, esegi sırtındaki yükten ayırd edemiyorum. gün öyle bir haldeyim ki, gülü de dikenden
      ayırd edemiyorum.
      *Sevgili bugün beni öyle bir hale getirdi ki, sevgili ile öyle bir hale geldim kendimi sevgiliden ayırd edemiyorum. Ben
      kimim Sevgili kim bilemiyorum.
      *Dün içtigim sarabın verdigi mestlik, beni sevgilinin kapısına götürmüstü. fakat bugün öyle bir haldeyim ki, evle kapıyı
      ayırd edemiyorum.
      *Geçen sene, gönlümün havf (korku) ve reca(ümit)dan iki kanadı vardı.bugün ise öyle bir haldeyim ki, kanat nedir,
      uçus nedir, geçen sene nerede farkında bile degilim.
      *Asık kisi dünya islerine karsı kör olur. Fakat benim gibi degil. Çünkü ben, ne sagırın, ne körün farkındayım, ne de isin
      gücün farkındayım.
      *Ben çenge benziyorum. Çıkardıgım nagmelerden haberim yok, sırlar söylemedeyim. Fakat sırlar nedir; bilmiyorum.
      683. Bahçede sevgilinin güzel yüzünden baska birsey göremiyoruz.
      Mefülü, Mefa´îlü, Mefa´îlü, Fe´ulün
      (c. III, 1483)
      • Ey ay yüzlü sevgilim! Bugün biz öyle mestiz ki, evimizin yolunu bulamıyoruz, kendimizi yabancıdan ayırd
      edemiyoruz.
      • Senin askının yüzünden akıl bagından kurtulduk. Simdi biz perisan olmaktan, deli divane olmaktan baska birsey
      bilmiyoruz.
      • Bahçede sevgilinin güzel yüzünden baska birsey göremiyoruz. Güller, laleler, reyhanlar hep bize sevgiliyi hatırlatıyor.
      Agaçların dallarının mestane bir eda ile oynamalarından baska birsey seyretmiyoruz.
      • Dediler ki: "Bu toprakta bir dane gizlidir. Biz tuzaga öyle bir tutulduk ki, daneden haberimiz bile yok!"
      • Bugün su nükteye ait sözlere dalmayın, masal okumayın, gönül efsun kabul etmez. Biz masal nedir bilmiyoruz.
      • Gönlümüz sevgilinin saçlarına tarak gibi öyle daldı ki, saçı taraktan ayırd edemiyoruz.
      "Bir halk sairimizin su beyti hatıra geldi:
      "Yapsalar kemigim tarak
      Yar zülfünün tellerine.!"
      • Sen bize sarap ver; "Bu kaçıncı kadehtir " diye de sorma! Sevgilim biz seni hatırladıgımız için sarapla kadehi
      birbirinden ayırd edemiyoruz.
      684. Mana evi, dünya evi.
      Mefülü, Mefa´îlii, Mefa´îlii, Fe´flliin
      (c. 111, 1479)
      • Rçinde yüz kere sofra kurdugumuz, yemekler yedigimiz, etrafında dönüp dolastıgımız ev yok mu
      • Rste biz o saadet eviyiz, o mana eviyiz. 0 mana evinin bölgesiyiz. 0 evin nimetlerini unutmadık.
      • 0 ev mert kisilerin evidir. 0 evde arslan yürekliler yasar. Biz bu mert insanların evinden kaçarsak nasıl olur da insan
      olabiliriz.
      • Orada mana sarabıyla mest olmus insanlar var. Dısarda üzüm sarabıyla mest olanların bas agrıları, uygunsuz
      hareketleri, sersemlikleri var. Mana evinde tamamıyla lütuf kesiliriz, baska yerlerde ise bastanbasa derdiz, mihnetiz.
      • Mana evinde lal renkli saraptan da daha neseliyiz. Fakat burada, dünya evinde iki yanagımız da sapsarı, sarı siseden
      de daha sarı.
      • Mana evinde hepimiz sütle seker gibi birbirimize karısmısız, birlesmisiz. Burada ise hepimiz birbirimize düsmanız,
      birbirimizle kavgalıyız. Dünya nimetleri için birbirimizle insafsızca çekisir dururuz.
      • Bilmedigimiz, görmedigimiz bir gök vardır ki, o gökte bir simsek çakınca bizler gökyüzüne, ötelere yükseliriz. Orada
      kendimizi gösterir, su yeryüzünü de ise yaramaz eski bir hasır gibi dürer, kaldırırız.
      685. Sus onun varlıgı tecelli edince, öyle bir var oluruz ki, var olusumuzu biz de bilemeyiz.
      Mef´ulü, Mefa´îlü, Mefa-îlü, Fe´ülün
      (c. III, 1477)
      • Bugün seher vaktinden beri perisanız, mestiz. Mademki perisan olmusuz, biz de halimize uygun olarak perisan sözler
      söyleyelim.
      • 0 sarabı ki sen verdin ve bu akıl ki bizdedir. Eger biz bu akılla kadeh kırarsak bizi mazur gör!
      • Harabatın rindleri, üzüm suyu sarabını içtiler ve sızdılar. Bizse içtikçe içtik, sızmadık, oturduk kaldık.
      • Biz bir an kadim olan askın belasını içmedeyiz. Bir anda elest münacatına "bela" (=evet) demedeyiz.
      • Yukarısı tamamıyla bag, bahçe olmus, asagısı bastan basa define kesilmis, bizde öyle sasılacak kisileriz ki, ne
      yukardanız, ne de asagıdan!
      • Sus, onun varlıgı tecelli edince öyle bir var oluruz ki varlıgımızı, var olusumuzu biz de bilemeyiz.
      • Ey bilgin kisi! Nabzımıza bir el at! Biz elden çıkmısız, ama hangi elin yüzünden çıkmısız Bunu bir anla!
      • Puta tapmak kafirligin temelidir. Ama bu canlı puta tapmasak biz kafir oluruz.
      686. Biz Allah´ın hekimleriyiz. Hiçbir hastadan muayene ve tedavi ücreti almayız.
      Fe´ulün, Fe´ülün, Fe´ulün, Fe´ul
      (c. III, 1474)
      • Biz mütefekkiriz, hekimiz Bagdat´tan geliyoruz. Biz bir çok hastalan, gamdan kurtardık.
      * Biz gerçek hekimleriz. Hz. Rsa´nın talebeleriyiz. Nice ölülere üfürdük, dirilttik.
      * Ölüleri nasıl dirilttigimizi görenlerden sorunuz. Onlar elemlerden kurtulanları, sükranlar içinde hayata kavusanları
      size anlatsınlar.
      * 0 hekimler çok uzaklardan gelen garip kisilerdir. Hastalara verdikleri ilaçlar da hiç görülmemis, acayip, garip
      ilaçlardır.
      * Onlar diyorlar ki: "Rnsanların baslarına bela olan gussaların, kederlerin baslarını ezeriz. Gamı evlerden dısarı atarız.
      Hepimiz güzeliz, dilberiz, bayram ayı gibi her tarafa sevinç ve nese getiririz.
      * Biz Allahın hekimleriyiz. Hiçbir hastadan muayene ve tedavi ücreti almayız. Biz tertemiz ruhlarız. Kirli huysuz degiliz.
      * Biz anlayıslı hekimleriz. îdrar tahlili sisesine ihtiyacımız yoktur. Fikir gibiyiz, hastanın bedeninde dolasır dururuz."
      687. Bana az gam verdigin zaman gönlüm darılır, mahzun olurum.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îliin, Mefa´îlün
      (c. III, 1431)
      * Bana az gam verdigin zaman gönlüm daralır, mahzun olurum. Derdi, gamı asımdan asagı dökersen bana çok gam
      vermek, çok ızdırap çekdirmek lütfunda bulundugunuz için utanırım. iyiliginize karsı mahcup olurum.
      "-Fuzulî merhum:
      "Az eyleme inayetini ehl-i dertten,
      Yani ki çok belalara kıl mübtela beni!" diye münacatta bulundugu gibi, Azmizade Haletî merhum da:
      "Mahzun oluruz kaçan ki dilsad olsak
      Neselendigimiz zaman mahzun oluruz." diye yazmıstı.
      • Sen verdigin için, senden geldigi için ben gamı çok seviyorum, daha çok gamlanmak istiyorum. Fakat gamın
      kıskanıyor da, bana daha çok gam gelmesine müsaade etmiyor. Sevdan da beni bırakmıyor ki, bedenimin aslına döneyim,
      balçık haline geleyim.
      • Yalnız ben degil, senin gamını herkes sever. Çünkü bütün dünyanın cezalarını senin gamın diri tutar. Fakat ben senin
      verdigin gamı baskaları ile paylasrnak istemiyorum. Senin bütün gamını tek basıma çekmek istiyorum.
      • Karsıma çok acayip, sasılacak derecede acı bir dert çıkarırsın; bu yeni gelen büyük dert, eski derdime deva olur.
      Beni ızdıraptan kurtarır, gam yollarından bir acayip toz kaldırırsın ki, o toz benim gözlerime sürme olur.
      • Senin verdigin hastalık, baska bir hastalıgın gelmesine yol vermez; hazinen, benim fakir olmama imkan vermez.
      • Sabahın bir mum yakmama müsade etmez. Apaçık meydanda olusun delil getirmeme yer vermez.
      • Önüme gelen bir hayal, fanî bir güzel, gerçek sevgiliye perde olur. Gerçek sevgilinin hayalini örter. Bana örtü olan o
      hayalin kanını dökmek helaldir.
      • Senin askınla ben iki dünyanın da hayalini yakar, yandırırım. Ben bir mum gibi yanarsam bu iki pervane de benim
      alevimle yanar.
      688. Benim canım ile senin canın birlesmisler, bir can olmuslardır.
      Mefulü, Mefa´îlün, Mefulü,
      (c. III, 1458)
      • Bir lahza, bir an bile senden vazgeçemem, elimi çekemem. Çünkü benim isim gücüm hep sensin, her an seninle
      mesgulüm.
      • Benim canımla senin canın birlesmisler, bir can olmuslardır. Bu tek can hakkı için, bu tek cana yemin ederim ki, ben
      su dünyada senden baskasından bezmisim, usanmısım.
      • Ben senin güzelliginin bagından derlenmis bir demet çimenim, bir demet otum. Lütuf, ihsan elbisesinden tek bir
      külah gibiyim.
      • Bu alem senin etrafında vuslat gülünü koklamak ümidi ile, duvarların üstüne saçılmıs bir dikendir. Ben o dikeni
      çigneyip durmadayım.
      • Bu dünya dikeni böyle güzel olursa, kim bilir gül bahçesi nasıldır Ey sırları benim sırlarımı silip süpüren, alıp götüren
      güzel!
      • Ey benim canım! Gökyüzünde bile aya günes arkadas olmus; anlıyorum ki sen de beni yabancılar meclisinde yalnız
      bırakmayacaksın.
      • Bir dervisin yanına gitmistim. Bana: "Allah sana yardır, yaverdir!" dedi. Sanki onun duası ile, senin gibi bir padisah
      bana yar oldu.
      * Her cins kendi hayat zincirini sürüyerek, kendi cinsinin yanına gider. Ben ;imin cinsiyim ki, burada su tuzaga
      tutulmus kalmısım
      * Sevgili! Gizlice hırsız gibi gönlümün etrafında dönüp duruyorsun. Ey kurnaz dilberim! Ben senin ne aradıgını, ne
      istedigini biliyorum. Benim gönlümü alıp götürmek istiyorsun.
      * Sevgili! Elbisenin altında gizli bir mumun var. Onu yakarak, harmanımı ambarımı atese vermek niyetindesin.
      * Ey benim gönlüm, gül bahçem! Ey benim saglıgım, hastalagım! Ey benim Yusuf yüzlü sevgilim! Ey benim pazarımın,
      alıs verisimin parlaklıgı!
      * Sen gönlümün etrafında dönüp duruyorsun. Ben de senin kapının önünde d önüyorum, dolasıyorum. Elinde bir
      pergel gibiyim. Bası dönmüs bir halde senin etrafında dönüp duruyorum.
      * Senin kutlu güzel yüzüne karsı, gam ve elem hikayesine baslarsam vallahi gam ve elem benim kanımı içer, ben
      buna layıgım.
      • Su halk senin hikmet definin çalınmasıyla oynar, durur. Fakat senin istedigin perde vurulmadıkça, bir perde tutsun
      da oyuna, çalgıya girissin; ben bunu ummam.
      • Senin defınin sesi gizli de, halkın oynaması asikar. Kasıdıgım meydanda da, kasıyıs gizli.
      • Sudayım, topraktayım, atesler içindeyim. Rüzgarlarla üzülüyorum. Bu dört unsurun etrafında, fakat ben bu
      dördünden degilim. Ben ötelerdenim.
      689. Susarak, agızsız, dilsiz konusanların yazı tahtasıyım.
      Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün
      (c. III, 1466)
      • Ben askta Hz. Süleyman gibiyim. Kusların dostuyum. Onların dilinden anlıyorum. Bende hem peri askı var, hem de
      istedigim zaman perileri çagırabiliyorum.
      • Her kimde daha çok peri huyu varsa, hemen onu yakalar, siseye kapatırım. Ona bir efsun okurum, keskin kılıcımı
      sallaya sallaya onu korkuturum.
      • Bu isten ötürü de dehset içindeyim, sasırıp kalmısım. Hem aklım basımda, hem de kendimde degilim. Hem söz
      söylüyorum, hem de susmadayım, hem de susarak, agızsız, dilsiz olarak konusanların yazı tahtasıyım.
      • Feryad ki, Hz. Meryem ilahî bir ruh ile bir baska renge girdi, bir baska hale büründü. Feryad su halden ki, ben artık
      feryad etmeyi de bilmiyorum.
      • 0 renkten nasıl da renksiz hale geldim! 0 alına dökülen kıvrım kıvrım saçlar yüzünden salkıma döndüm. Ya Rabbî, o
      mum yüzünden pervane gibi oldum, yandım, yakıldım.
      • Dedim ki: "Ey ay yüzlü sevgili senin bugün bir baska güzelligin var." ´Git!" dedi, "Bana böyle söyleme, bana bir insan
      gözü ile bakma!"
      • Ey hoca, eger sen insansan neden süphelere düsüyor, kuruntulara kapılıyorsun Üzülüp duruyorsun Senin
      hasedinden, hırs atesinden canım dumanlar içinde kaldı.
      • Ya deli divane bir asık ol; yahut da yanımızdan git! Su hayat perdesine varlıkla, benlikle aksetme de, perdeyi yüzüne
      örtmeyeyim.
      • Ben hem kanım, hem de süt. Hern çocugum, hem de ihtiyar. Hem kulum köleyim, hem de emîrim. Hem buyum hem
      de o!
      • Ben hem sekerler dagıtan Sems´im, hem de Tebriz sehriyim. Hem sakîyim hem mestim, hem meshurum, hem de
      gizli. Beni hiç kimse göremez.
      690. Sen bana bir ad tak da, kendimi o ad ile çagırayım.
      Mef´ulü, Mefa´îlün, Mefülü, Mefa´îlün
      (c. III, 1467)
      • Hocam benim tuhaf bir seklim var. Acaba ben kime benziyorum Bir an oluyor, peri sekline giriyorum. Bir an oluyor
      perileri çagırıyorum.
      • îstiyak, özlem atesi içinde hem toplu haldeyim, hem de bir mum olmusum, toplulugu aydınlatmadayım. Hem
      dumanım, hem nurum. Hem topluyum, hem dagınık, perisanım.
      "Mevlana´nın bu beyti, rnuasır tran sairlerinden Sehriban´ın su beytini hatırlattı:
      "Toplumu aydınlatan mumun kendi yanmasından ne korkusu olacak; çünkü o yanarak, eriyerek, kendini yok ederek
      toplumun aydınlanmasını aramaktadır."
      • Gönül rebabının kulagından baska hiçbir seyi öfke ile çekip durmam. Saadet çenginden baska hiçbir seyi mızrapla
      incitmem.
      • Seker gibi tatlıyım, süt gibi yagımı çıkarmak için kendimi dövmedeyim. Bazen hiçbir seye kızmaz, kendimi tutarım.
      Baskasını kırmamak için kendimi kırarım. Bazen tabiatım delirince zincirimi sakırdatır dururum.
      • Hocam ben ne biçim bir kusum. Ne keklige benziyorum, ne de dogana. Ne güzelim ne çirkin, ne buyum ne oyum.
      • Ne pazar taciriyim ne de gül bahçesinin bülbülü. Sen bana bir ad tak da kendimi o ad ile çagırayım.
      • Ne kulum ne hür, ne mumum ne demir, ne ben kimseye gönül verdim ne de kimse bana gönül verdi.
      • îster serde olayım ister hayırda, hayrım da serrim de benden degil, baskasındandır. 0 beni nereye çekerse oraya
      giderim. Baska bir çarem yok.
      691. Perisan bir haldeyim, sen bana acı da evinin yolunu göster!
      Mefulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa-îlün
      (e. III, 1465)
      • Ey beni evine misafir olarak almak isteyen, yanıma gel! Ey benim canıma can olan sevgili, bu müjdeli haberden
      sasırdım kaldım. Ben evin nerede oldugunu bilmiyorum.
      • Ey güzelligi ile sehri de sehirliyi de hayran bırakan aziz varlık! Ev nerede göster, bulundugu yeri tarif et! Ben evi
      bilmiyorum.
      • Kendisine can oldugun kiside akıl, fikir, bilgi, anlayıs arama! Sorguya çekerek onu incitme, sen beri gel, zaten ben
      evin yolunu bilmiyorum.
      • Seni görüp sasıran, aptallasan kisiyi mazur gör! Evden uzaklastırma! Zaten ben evi bilmiyorum .
      • Ben asıgım, istiyaklar, özlemler içindeyim. Herkes benim oldugumu bilir, beni tanır. Perisan bir haldeyim, gücüm,
      kuvvetim kalmadı. Sen de bana acı da evini göster, çünkü ben evi bilmiyorum.
      • Ey usta çalgıcı, vur vur! Elindeki defe vur! Gönlümün yolunu da vur, beni sasırt! Zaten ben evin yolunu
      kaybetmisim, evi bilmiyorum.
      692. Ne olursam olayım, senin talebenim; gülün dudaklarından bir gülüs ögrenmek istiyorum.
      Mefnlü, Meffi´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün
      (c. III, 1463)
      • Ne olursam olayım, ister anlayısı kıt bir adam, ister egri agızlı yalancı bir kisi olayım; senin talebenim. Daima gülün
      dudaklarından bir gülüs ögrenmek istiyorum.
      • Ey anlayıs, duyus çesmesi, yoksa sen talebe istemiyor musun Bilmem ne hileye bas vurayım, ne yapayım da
      senden uzak düsmeyeyim; bir talebe olarak daima senin karsında bulunayım
      • Hiç olmazsa kapı aralıgından simsek gibi çak, yüzünü göreyim de o dehlizdeki atesten yüzlerce mum uyandırayım.
      Her tarafı aydınlatayım.
      • Bir an olur; "Vergi memuruyum!" diye varımı yogumu alır gidersin. Bir an olur; "Kılavuzum!" diye önüme düsersin.
      • Ben tavadaki balıga benziyorum. Tavada o tarafa bu tarafa döne döne kavruluyorum.
      • Tavada beni o tarafa bu tarafa çeviren sensin. Gece karalıgında bile seninle beraber olunca, ben gündüzden daha
      aydınım.
      693. Sevgilim, su balçıktan yaratılmıs evde, sen olmadıkça gönül mahzundur.
      Mef´ülü, Mefa´îliin, Mef´ülü, Mefa´îlün
      (c. III, 1462)
      • Ben ressamım, her an bir güzellik resmini yaparım. Fakat seni görün yaptıgım resimlerin hepsini senin önünde
      yırtar, atarım.
      • Yüzlerce resim yaparım, sanki onlara can veririm. Fakat senin güzelligini görünce, onların hepsini atese atar,
      yakarım.
      • Sen ya sakisin sarap sunarsın, yahut ayık kisilerin düsmanısın, yahut yaptıgım her benlik evini harap eden birisisin.
      • Can dökülüp saçıldı. Sana dogru akıp gitti, sana karıstı, seninle bir oldu Canda senin kokun var. Onun için su canı
      hos tutalım, sevip oksayalım.
      • Benden akan her kan damlası, senin topragına düser de, ona der ki: "Ser sevgin ile aynı renkteyim, senin askınla
      ben ortagım."
      • Sevgilim, su balçık evde sen olmadıkça gönül mahzundur, perisandır, har bir haldedir. Ya eve gel, eve sahip ol,
      yahut da ben bu evi temelinden yıkayım gitsin.
      694. Hallaç sag olsaydı, sırlarımın azametinden ötürü o beni daragacına çekerdi.
      Mefülü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün
      (c. III, 1459)
      • Ben o sevgiliye asık oldugumdan beri tuhaf bir haldeyim. Onu sevdigim için büyük bir is basarmısım gibi is güç
      sahibi olmusum. Dünya islerinden yüz çevirdigim için issizim, issiz kalmısım. Pergel gibi ayagımı bir yere koymusum, basım
      dönüp duruyor.
      • Ey dost! Eger sen bana gerçekten yakınsan bak da seyret; ben nasıl kendimden geçmisim; neden hep bana ask
      sırlarını sorar durursun Anlıyorum, askta ben meshur olmusum, herkes benden bahsedip duruyor.
      • 0 arslan, askın gönül kanından baska birsey içmez. Ben de o arslanın yavrusuyum. Kan içmek için gönül arıyorum.
      • Dertliyim, hastayım. Biliyorsun da bana Fatiha okuyorsun. Fakat ey dost görmüyor musun Ben zaten Fatiha´dan
      hastayım, yani ruhların ilk yaratılısından, ezelden asıgım da oradan ayrı düstügüm için hastayım.
      • "Enelhakk" (=Ben Hakk´ım) dedigi, gerçege isaret ettigi için halk gerçegi anlayamadı, Hallaç´ı daragacına çekti.
      Hallaç sag olsaydı sırlarımın azametinden ötürü, o beni daragacına çekerdi.
      695. Sen beni görmek istiyorsun ama, bedenimi görüyorsun, beni göremiyorsun.
      Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün
      (c. III, 1445)
      • Ben hırkamı rehin ettim. Meyhanede elbisesiz olarak kaldım. Bütün varım yogumu satıp yedim, bir seyim kalmadı.
      Bu yüzden ben bugün meyhane mi safiriyim.
      • Ey güzel yüzlü mutrip! El çırpa çırpa güzel bir gazel söyle, de ki: "Seni yerin burası degil, sen münacat ehlisin.
      Halbuki ben meyhane erlerindenim."
      • Ey beden süretine, sekle takılıp kalan gafil! Sen beni görmek istiyorsun ama, sen sadece benim bedenimi
      görüyorsun. Canı görmeye imkan yoktu Ben meyhanenin canıyım.
      • Ben midesine düskün, yiyip içmeyi seven, yemek için yasayanlardan degilim. Ben yemekten içmekten bezmis,
      usanmıs bir insanım. Ben meyhane sofrrasının basındayım.
      • Ben padisahın yakın dostu, hemdemiyim. Gerçekten de zamanının Süleyman´ıyım. Ben tamamıyla iman halini aldım.
      Meyhanenin de imanı oldum.
      • Ben bu dünyada ask ile neselendim. Ask ile mest oldum. Birisini gördüm de "Kimsin " diye sordum. "Ben
      meyhanenin padisahıyım." diye cevap verdi
      • Nerede olursam olayım, ask ile birlikte, aynı kaseden içiyorum. Her nerede gezersem gezeyim bana hep meyhanede
      dolasıyormusum, meyhanede gez yormusum gibi geliyor.
      • Altınım, gümüsüm gitti ama, gümüs gibi parlak bedenli bir güzelin gögsüne dayanmısım, onun kucagındayım. Malım
      mülküm yok ama, kendim meyhanenin malı, mülkü olmusum.
      • Ey canıma can olan sakî! Sen harap olmus gönlümün mumusun. Hara gönlümü bir gör! Ben meyhanede düsüp
      kalmısım.
      • Sen; "Bu yıkık yere, bu meyhaneye seytan seni düsürmüs." dedin, fakat meyhanenin seytanında bile melek huyu,
      melek güzelligi var.
      • Ben sustugum zaman meyhane küpüyüm. Söz söylemeye basladıgım Zaman meyhanenin kapısı olurum.
      696. Kendimden geçtim de senin askını seçtim.
      Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü,
      (c. III, 1446)
      • Gönlüm yok, elim yok. ayagımı da senin askın baglamıs. Halbuki ben nice baglar koparmısım, nice kayıtlardan
      kurtulmusum. Ey sevgili yavas davran! Ben ayık degilim, mest olmusum.
      • Hayranlık meclisinde senin bildigin, tanıdıgın padisahtan bana can gibi görünmez bir sarap kadehi sunuldu. Yavas ol,
      ben mestim.
      • Ey canım sevgili! Birazcık olsun bana yaklas, uzak durarak beni daha fazla incitme Ey dilberim, yavas ol; ben
      mestim.
      • Ey sevgilinin sakîsi! Sevgiliye sarap sunarken agır canlılıktan, donukluktan sakın! Rahiblere göstermeden gizlice o
      saraptan bana da sun! Yavas sun ki, ben mest bir haldeyim.
      • Ey sarap! Ben senden daha beter bir haldeyim. Ben senden daha fazla sarabım. Senden daha fazla cosuyorum,
      köpürüyorum. Yavas davran, ben mestim.
      • Rnsanları sarhos eden, cosup köpüren sarapla aynı cinstenim. Hırkalarını satanlardan degilim. Neden durumu
      sevgiliden gizleyeyim, örtüneyim Ben mestim.
      • Kendimden geçtim de senin askını seçtim. Sonra gördüm ki tamamıyla yok olup gitmisim. Artık sen de yavas
      davran! Çünkü benim aklım basımda degil.
      697. Ben bir dogan kusuyum, o ruhanî padisah beni çagırmada.
      Mef´ülü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün
      (c. III, 1447)
      • Can hekimine gittim. "Lütfen beni muayene eder misiniz, su nabz bakar mısınız " dedim. Ben tuhaf bir haldeyim.
      Hem gönlüm bende de hem hastayım, hem asıgım, hem de mestim, kendimden geçmisim.
      • Keske bir olsaydı, benim yüz çesit hastalıgım var. Bütün bu hastalıklarla raber bir de isin ötesini arastırmaya
      kalkmısım. Ötelerden haber almak istiyorum.
      • Can hekimi: "Bu kadar çok hastalıklar seni öldürmedi mi " dedi, "Ev dedim, "Bu kadar hastalıklara dayanamadım,
      öldüm. Beni mezara koydu Fakat senin kokunu alınca mezardan sıçrayıp kalktım."
      • 0 ruhanî güzellige sahip aziz varlık, o Hakk´a mensup dost, o nuruna, zelligine dalıp da ellerimi kesip dogradıgım o
      Yüsuf-ı Kenan olan hekim,
      • Hos bir halde yanıma geldi. Elini gönlüme koydu da: "Ne ildensin sen haldesin " dedi. Dedim ki: "Ben yabancı
      degilim, bu ildenim, halim meydanda!"
      • Durumumdan süpheye düstügü için münakasa etmeye, çekismeye kalkısınca, tuttu bana bir kadeh sarap sundu.
      îçince sapsarı yüzüm kızardı. Alev yanmaya basladı. Bu yüzden çekismeden vazgeçtim.
      • Derken elbisemden soyundum, mest oldum. Deli divane oldum. Hakk rabıyla mest olmus kisilerin meclisine girdim.
      Sag tarafa oturdum.
      • Yüzlerce kat elbiseler giyindim. Yüzlerce çesit coskunluklarda bulum Yüzlerce kase döktüm. Yüzlerce testi kırdım.
      • Musa(a.s.)´ın yoklugunda îsraillogulları altından yapılmıs buzagıya tapmıslardı. Ben aska tapmazsam, yünden,
      yapagıdan yapılmıs yalancı buzagı olayım.
      • Ben bir dogan kusuyum. 0 ruhanî padisah yine beni gizlice çagırın, beni padisahlara bir sekilde yücelere dogru çekip
      götürmede.
      • Sevgilim, ayagımı baglayan sensin. Sevgilim, ben senin mestinim. îster ok olayım, ister yay yüzügü; ben senin
      elindeyim, seninim.
      • Göklere dogru fırlar, yücelirsem, senin yüzünden fırlar, yücelirim. Mest olmussam, senin mestinim, alçalırsam senin
      yüzünden alçalırım. Varsam senin yüzünden var olmusum.
      • Beni mest ettin de döndürüp oynatıyorsun. Mademki küpün agzını kapadın, ben de artık agzımı kapayayım.
      698. Senin hayalini suda gördüm de yakalamak için suya el attım, su bulandı.
      Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ülü, Mefa´îlün
      (c. III, 1453)
      • Aynada güzel yüzünüzün hayalini görünce hayran oldum. Dil dökmeye basladım, fakat ayna nefes istemez, söz
      istemez, bugulanır. Bu yüzden ayna bugulandı da hayalin görünmez oldu. Vah benim sözlerime, vah benim sözlerime!
      • Senin hayalini suda gördüm de yakalamak için suya el attım. Fakat su bulandı, seni göstermez oldu. Ben de bos
      yere ugrasmıs oldum.
      • Ey dost! Aramıza "Ey dost!" sözü bile sıgmıyor. Ey sevgili demeye kalkıssam, "Ey sevgili!" bile diyemiyorum.
      • Ah etsem, o da ne taraftan geldiyse o tarafa geçip gidiyor. Agzımın yolunu kapadım. Artık feryad bile edemiyorum.
      • Benim feryadım, benim ahım o ayın bulutlar arasına girip kendini göstermemesindendir. Ey benim ayın on dördü
      olan dilberim! Gögümdeki bulutlar arasına gizlenir, ama sen gizlenmezsin. Elbette canlı ay yüzlüye bakmak daha hos!
      699. Varlıktan kurtulus.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün
      (c. III, 1443)
      • Varlık tahtasını yıkadım, temizledim. Varlıktan, benlikten kurtuldum. Benim artık dünya ile bir ilgim kalmadı. Nasıl
      oldugu bilinemeyen, anlasılamayan büyük yaratıcı ile aramızdaki perdeyi de yırttım, attım. Artık bu hus kafamı
      yormayacagım, düsüncelere dalmayacagım.
      • 0 essiz kutsal varlık, beni lütuf sütü ile besledi, yetistirdi. Ayıplanma kınanma tası nasıl olur da bana ulasabilir
      Bende gamın yapragı bile yok.
      • Ben yokluga öyle dalmısım ki sevgilim: "Bir an için olsun gel, ben otur!" deyip duruyor da, ben ona bile
      aldırmıyorum.
      • Hani bir an var ya, Adem(a.s.)´ı bir anda varlık alemine getirdi. On andan da usanmısım, benim onunla da ilgim yok!
      • Sen bir an bile kendisinde olmayana ne dersin Binlerce defa basıma vuruyor, basımı eziyor da ona bile
      aldırmıyorum.
      700. Rçtiginiz sarap, sizi utandıracak yalancı sarap olmasın.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün,
      (c. III, 1441)
      • Ey benim kır atım! Nalını göklerin üstüne koy! Nasıl oldugu bilinmeyen ay, bir davet mektubu yazmıs.
      • Ovadan can gibi bir ceylan çıkageldi. Hem de öyle bir ceylan ki, erkek arslan onun korkusundan kuyrugunu kızgın
      kumlara vuruyor.
      • Hocam bugün bayram gününe benziyor. Hepimiz de mest olmusuz. Davul da mest, davul çalan da mest olmus,
      kendinden geçmis, güm güm diye davul çalmada.
      • Aramızda ilaç için olsun bir akıllı bulamazlar. Su deliler arasına katılan herkes deli divane oluyor.
      • Mahmur kisiye bir kadeh sarap, altınla dolu yüz evden daha degerlidir. 0 saraptan su zayıf bedene bir kadeh
      dökelim.
      • Sen oruçlular arasında rahat rahat, hosça bir ask sarabı kadehini al, iç! Üzüm sarabı içsen sonunda utancından akrep
      gibi gizlice eve gelirsin, ama bu sarabın sarhoslugu öyle sarhosluk degildir. însanı rezil etmez.
      • Sen oruç bozmayan sarabı küpsüz, testisiz, kadehsiz iç! Bu ne üzümden yapılmıstır, ne de cibreden.
      • Bu sarap mahmurun basına döktügün, onu uyardıgın, aklını basına getiren sarap degildir. 0 sarap yalancı saraptır.
      0 yüzden onun kuyrugu kısa kalmıstır.
      • Deve sarapla dolu küpü yüklenmis olarak meyhaneden çıkageldi. Onu görünce kadeh dile geldi: "Kalkın, uykuyu,
      yemeyi, içmeyi bırakın! Sarap için!" diye seslendi.
      701. Ben beni satın alana dogru giderim.
      Müfte´ilün, Mefa´ilün, Müfte´ilün, Mefa´ilün
      (c. III, 1396)
      • Yine sırlar içinde sevgiliye dogru giderim. Bülbülün nagmelerini dinleyerek, güle, gül bahçesine dogru giderim.
      • Bu utanma, bu haya ne vakte kadar sürecek Sen bu utanmayı atese at, yak da yanımıza öyle gel! Ben gönlü
      kendime yol arkadası olarak alırım da sevgilinin yanına öyle giderim.
      • Bende sabır kalmadı ki unutkanlıga kulak vereyim. Akıl kalmadı ki usül ve adet üzere yol yürüyeyim.
      • Ey benim Zühre yıldızım, çengi eline al "tın tın tın" diye çalmaya basla! Kulagım çenginin nagmelerinde, gözlerim de
      yüzünde olarak sevgiliye giderim.
      • Gönlüm ask tuzagının hastasıdır. Gönlüm bazen sevgilinin kapısında, bazen de damındadır. Gönlüm beni sevgiliye
      dogru çekiyor. Ben, beni satın alana dogru giderim.
      • Sevgili bana sordu: "Senin ne hünerin, ne marifetin var Niçin bir isle mesgul olmuyorsun " Ona dedim ki: "Sen
      bana dükkanımın yolunu göster de; ben de ise gideyim."
      • Gönlümün kendinden haberi varken isime giderdim, dükkanımı bulurdum. Ama gönül beni bıraktı gitti. Artık bende
      gönül var mı ki, ben de isime gideyim.
      702. Ey güzeller Yusuf´u, neden kuyudasın, neden dısarı çıkmıyorsun,
      kendini göstermiyorsun
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün,
      (c. III, 1436)
      • Bilmiyorum, sen günes misin, Zühre yıldızı mısın Yoksa ay mısın Askla bası dönmüs bu deliden ne istiyorsun,
      bilmiyorum.
      • Ne oldugu, ne kadar üstün bir yaratıcı oldugu anlasılamayan bu aziz varlıgın dergahında, hep lütuf var, güzellik var.
      Nasıl bir ova, nasıl bir yesillik, nasıl bir dergah bilmiyorum.
      • Galaksilerin süsledigi hududsuz göklerde, güzeller gibi sayısız yıldızların etrafında döndükleri dergahın nasıl bir
      dergahtır bilmiyorum.
      • Senin güzel yüzünden canımız gül bahçesi halini almıs; menekselerle, nergislerle, süsenlerle dolmus, parlak ayın ile
      yolumuz aydınlanmıs, nasıl bir yol arkadasısın bilmiyorum.
      • Gönlün içinde hakîkat balıkları ile dolu, kıyısı olmayan bir deniz var. Ben böyle acayip bir denizi de görmedim, böyle
      balıklar da görmedim. Bunların ne olduklarını bilemiyorum.
      • Rnsanların padisahlıgı masaldan ibaret! îri taneli inci, padisahın nazarında nasıl degersizse, mana padisahlıgının
      yanında da dünya padisahlıgı öyle degersizdir. Ben bakî olan ölümsüz padisahlar padisahından baska bir padisah
      bilmiyorum.
      • Sen ne de sonsuz bir günessin ki, senin ısıgın içinde oynasan bütün zerreler söz söylemede. Sen Allah´ın zatının nuru
      musun Yoksa Allah mısın, bilmiyorum!
      • Binlerce Yakub´un canı bu güzellik, bu kudret yüzünden yanıp duruyor. Ey güzeller Yusufu! Sen neden kuyudasın,
      neden dısarı çıkmıyorsun, neden kendini göstermiyorsun, bilmiyorum.
      703. Dualarım mumun alevi etrafında dönen pervanenin kanatları gibi yanıktır.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün
      (c. III, 1425)
      • Konusma gücüm oldukça, isim gücüm dua etmektir. Duaları kabul etmeli de sana düser! Dua benden, kabul senden!
      Duanın kabulü hususunda benim ne hakkım olabilir
      • Dualarım senin muma benzeyen kulagının etrafında döner durur. Bu yüzdendir ki dualarım mumun alevi etrafında
      dönüp duran pervanenin kanatlar gibi yanıktır.
      • Ihtiyaçlarımın, dileklerimin kütüphanesine gelip giresin, yakından duyasır diye arzularımı kitap kitap üstüne
      koymusum. Dileklerim sahife sahife altta bulunmaktadır.
      • Bana çok lütufta bulundugun, baska yaratıklara vermedigin düsünce duyma, hayal etme gücünü bana verdigin için
      basım gökyüzüne sıgmaz Gönlüm neselidir; "Bende tan yerini agartanın gamı var!" der durur.
      "Felak Suresi, 113/1. ayete isaret var."
      • Düsünce sögüt agacı dalı gibi, her esen rüzgarda oynar durur. Ama yemyesil sidre agacının kökü gibi köklerim bir
      aradadır, güçlüyüm.
      704. Ben sıcak göz yaslanmla soguk ah edisimin farkındayım.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün
      (c. III, 1435)
      • Hıç durmadan gönlün etrafında dönüp duruyorsun. Ne yapacagını biliyorum. Gönlü kanlara bogacak, yüzü sapsarı
      sarartacaksın.
      • Bir kumazlık ettin, bir oyun oynadın, gönlün varını yogunu aldın, götürdün. Bu oyundan sonra daha ne oyunlar
      oynayacagını, basıma neler açacagını, neleri meydana çıkaracagını biliyorum.
      • Bir bakısla cigerimi yaraladın, onu ateslere attın, yaktın, yandırdın. Daha neler yapacagını biliyorum.
      • Sıcak göz yaslarım hakkı için, soguk ah edisimin hatırı için olsun, nasıl yandıgımı zaten biliyorsun. Sor bakalım, ben
      sıcak göz yaslarımla, soguk ah edisimin farkındayım. Sıcagın yakıcılıgını, sogugun donduruculugunu anlıyorum.
      • Benim bagrım tutusmus, gönlüm yanıyor. Senin etegin tutusmus ama arada fark var. Yanıstan yanısa, dumandan
      dumana, dertten derde farklar oldugunu ben biliyorum.
      705. Bahara: "Sen nerelerden çıkageldin " diye sordum.
      "Ben ötelerden, onun güzellik bahçesinden geldim" diye cevap verdi.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün
      (c. III, 1417)
      • Yüzün hakkı için yemin ederim ki, ben dünyada senin yüzün gibi güzel bir yüz görmedim. Senin güzelligini
      anlatanlardan duydugum güzellik nerede; senin güzelligin nerede Sen onların anlattıklarına hiç benzemiyorsun.
      • Bu dünyada böyle güzel bir bag ne yetismistir, ne de yetisir. Böyle essiz bir bagın meyvelerini ne rüyada
      toplamısımdır, ne de uyanıkken.
      • Sevgilim, sen bir baba duası degil, yüzlerce peygamber duası almıssın ki böyle bir güzellik devletine konmussun.
      • Seker kamısına: "Kimin yüzünden böyle sekerlerle doldun " diye sordum. Seni isaret etti de dedi ki: "Ben onun
      nefesini içime çekmistim de o yüzden bu hale geldim."
      • Cana dedim ki: "Neden gonca gibi yüzünü gizledin " Dedi ki: "Onun yüzünden utandım da gözlerimi kapadım, kendi
      içime çekildim."
      • îlkbahar mevsimi kanatlarında binlerce renkler bulunan tavus kusu gibi geldi, her tarafı süsledi, güzellestirdi.
      Bahar´a: "Sen nerelerden çıkageldin " diye sordum. "Ben ötelerden, onun güzellik bahçesinden geldim." diye cevap verdi.
      • Sonra dedi ki: "Canlar zevke dalsınlar diye sarap getirdim. Çiçekler getirdim, hastaların iyilesmeleri için ilaçlar
      getirdim, macunlar getirdim."
      "Sarap üzümden çıkarılır. Bütün ilaçlar çiçeklerden, elde ediliyor.
      706. Gül dedi ki: "Padisahımın hayali yüzüme güldügü için o günden beri hep gülmedeyim."
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün
      (c. III, 1412)
      • Kim dagınıklıktan kurtulmak, dügümlenmek istiyorsa, bana gelsin, ona güzel bir dügüm vurayım. Efendimin dügümü
      ile mermer kaya bile´ can bulur. Ona ulasan tas bile cana kavusur.
      • Bir gün bahçede dolasırken güle: "Sen daima gülüp duran, hos kokular saçan, gözleri oksayan renginle bizi Hakk´a
      götüren bir kılavuzsun." dedim. Gül bana: "Neden daima gülüp duruyorum, biliyor musun "
      • "Güzel huylu padisahımın hayali tebessüm etti, yüzüme güldü de o günden beri dünyada bulunan bütün güller
      soydan soya böyle gülmeye basladık. Oguldan ogula hepimiz güler yüzlü olduk. 0 günden beri, suratı asık bir gül hiçbir
      yerde görünmez oldu."
      • Padisahım dedi ki: "Ömrü olmayan her zavallıya ben ömür olurum." Ben de bir zavallıyım, padisahımın bu vadinden
      ümide kapıldım da ömürden oldum. Ömürsüz kaldım.
      • Gönlüm güle; "Senin ömrünün ne degeri vardır ki, beni neden minnet altında bırakıyorsun Ben kimim, sen kimsin "
      diye bagırdı.
      • Ask diyor ki: "Bir sırrım var, söyleyeyim de duy, bunu ganimet say, hayırlara kavus! Ne kötülük et, ne de ondan
      ayrıl, yoksa ümitsizlige düsersin, pisman olursun."
      • Bütün padisahlar kullarını, aç gözlü olmadıklarından, kanaat sahibi olduklarından ötürü överler. Benim padisahımın
      bütün öfkesi ise, onun lutuflarını yeter bulmamdır. ¦
      707. Ben hiçbir sey bilmiyorum, bilmiyorum.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün
      (c. III, 1439)
      • Ben bu dokuz kat gögü, insanı büyüleyen saheserler ortaya koyan ressamı geregi gibi bilemiyorum, bilemiyorum.
      • Bana her tarafa gitme, sen üstadsın, buraya gel diyorsun, ama ben o mekansızlık yerini bilmiyorum, bilmiyorum.
      • 0 bazen benim yakamı tutar, beni hırpalar, perisan eder. Beni hırpalayan o güzel huyluyu bilemiyorum, bilemiyorum.
      • Ben musikiden zevk alan, güzel seslileri dinlemeyi is edinmis bir canım. Çalgıcı olmadıkça huzur bulamıyorum.
      Musikiyi ve nese arayan canımı bilemiyorum, bilemiyorum.
      • Ben bir arslan görüyorum. Bütün dünya onun önünde bir ceylan sürüsü. Fakat bu arslan kim Bu ceylan sürüsü ne
      Bilemiyorum, bilemiyorum.
      • Beni sel kaptı, sürüklüyor. Asagılara dogru akıp dereyi aramadayım. Fakat beni alıp götüren seli de, dereyi de
      bilemiyorum, bilemiyorum.
      • Köyü, çarsı pazarı bilmeyen ve orada kaybolan bir çocuga benziyorum.
      • Sefkatli, merhametli bir dost bana: "Kötü insanlar seni çekistiriyorlar, senin hakkında kötü sözler söylüyorlar." diye
      haber verdi. Ama ben iyiligimi de, kötülügümü de söyleyenleri bilemiyorum, bilemiyorum.
      • Yeryüzü bir kadın gibi, gökyüzü de onun kocası. Bu kadın kedi gibi kendi yavrularını yiyor. Fakat ben ne kadını
      biliyorum, ne de o kocayı.
      • 0 gayb aleminin güzeli bana kası ile isaretler etmede, bir seyler anlatmada, gizli bir seyler söylemede. Ama ben ne o
      bakısı, ne o kasın isaretini bilmiyorum, bilmiyorum.
      • Ben Yakub´um, o Yusuf! Yusufun kokusunun aslı nedir, bilmiyorum. Ama yine de gözüm onun kokusu ile açılmada,
      aydınlanmada.
      • Dünya suratını eksitse de, o ay yüzlü güzel benim yüzüme gülüp duruyor. Ama ben o ay yüzlüden baskasını
      bilmiyorum, bilmiyorum.
      • Kudret elinden, kudret kolundan her an bir ok uçup gelmede! Fakat ben o eli de bilmiyorum, o kolu da!
      • Sus, ne zamana kadar dedi-kodu ile ugrasacaksın Ben dedi-koduyu da bilmiyorum, söyleyenleri de!
      • Benim öyle bir derdim, öyle bir dermanım var ki, hekimlerin en büyügü, en meshuru olan Calinos bile; "Bu derdi de,
      ilacını da bilmem!" diyor.
      • Ey gece! Önümden çekil, git! Büklüm büklüm saçlarını, perçemlerini bana gösterme! Ben o siyah kıvırcık saçlarından
      baska bir sey bilmiyorum, bilmiyorum.
      • Ey güzel yüzlü gündüz! Seni aydınlatan günesin ne de parlak, ne de gül renkli. Fakat git, git, ben Allah´ın nurundan
      baska birsey bilmiyorum. Allah göklerin ve yerlerin nurudur.
      708. Ben bedendeki can gibiyim, ask gibiyim. Hem görünürüm, hem görünmem.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün
      (c. III, 1430)
      • Ben asıkların bası olmak sevdasına kapıldım da, ask yoluna düstüm. Ben askın ogluyum ama, benim varlıgım
      babamdan öncedir.
      • Görmez misiniz Bademyagı bademden çıkar ama, can da bilir ki, badem; "Ben agaçtan önceyim." diye söylenip
      durur.
      • Zahire bakan, görünüse kapılan; "Hz. Adem´e melekler secde ettiler" der Ama Hz. Adem´in hakîkatini gören; "Abdal!"
      der, "Nasıl olur da Adem bedenden ibaret olur, buna imkan var mı Melekler Hz. Adem´e degil Hz Adem´de bulunana secde
      ettiler."
      • Ben bedendeki can gibiyim, ask gibiyim. Hem görünürüm, hem görünmem. Ben hem gızliyim görünmem, hem de
      beldeki kemer gibi meydandayım, görülürüm.
      • Gizlj sevgili benim de kendisi gibi gizli kalmamı istiyor. Yoksa geceleyin gözleri görmeyenlerin inadına ben ay gibi
      apaçık görünür, dururum.
      • Gökyüzü bana; "Seni ay gibi basımda tasırım." diyor. Ona dedim ki: "lyi ama sen bana sor bakalım; ben var mıyım
      ki, sen beni basında tasıyasın "
      * Vuslat gününde sen beni o güzelden ayırdedebilirsen, sunu iyi bil ki- gördügün o güzel baskasıdır, ben baska biriyim.
      709. Ask; "Ben daima devam eden, hos geçen bir ömürüm." dedi.
      Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün
      (c. III, 1402)
      • Ey seker gibi tatlı olan güzelim! Dün gece ne yedin Söyle, ben de bundan sonra bütün ömrüm boyunca, gece
      gündüz onu yiyeyim.
      • Yazdıgın mektupların zevki, verdigin müjdeli haberlerin nesesi içime kadar yerlesmis ki, oradan ayrılıp dudaklarıma
      kadar gelemiyor da bu yüzden duyduklarımı söyleyemiyorum.
      • Ben içime yerlesen zevke yalvararak derim ki: "Ne olur gel, benim duyduklarımı herkese duyur!" 0; "Ben içerde
      daha hosum!" diye sözlerime omuz silker.
      • Ask elbette her gönüle ugrar. Bu hal herkesin basına gelir. Sükürler olsun ki ask benim gönlüme de ugradı. Bu is
      bana zorluk çıkarmadı.
      • Bir gece aska; "Dogru söyle, sen kimsin " dedim. "Ben ölmeyen hayatım, ölmeyen yasanısım. Ben daima devam
      eden, hos geçen bir ömürüm." dedi.
      • Tekrar sordum: "Ey mekandan dısarı olan ask! Senin evin nerededir " "Ben gönül atesinin dostuyum. Ben yaslı
      gözlerin yanı basındayım." diye cevap verdi.
      • Sararıp solan her benzin rengi bendendir, benim rengimdendir.
      • Güllerin, lalelerin rengi benimdir. Kumasların degeri de benim. Ask mektuplarının zevki de benim. Her gizli seyi kesf
      eden de benim.
      • Ask en küçük isvesi ile benim gibi yüzlerce kisiyi yoldan çıkarır. Hocam sen bana bir yol göster, ben onun elinden
      nasıl kurtulabilirim
      • Gökyüzü aska söyle seslenir: "Ben senin için dönüp duruyorum." Ay da aska söyle nida eder: "Ben senin yüzünden
      nurlandım."
      • Akıl ask yüzünden kararsızdır. Yerinde duramaz, düsünceden düsünceye atlar. Ruh huzura kavusmak için aska haraç
      verir. Bas, "Ben senin ardında kosmak için yuvarlagım diye söylenir ve askın önünde secdeye kapanır.
      710. Ben çok güzel gördüm. Fakat hiçbirisi senin gibi güzel degildi.
      Mefa´îlün, Mefa-îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün
      (c. III, 1416)
      • Sevgili yüzünü eksitmis, asabi ve öfkeli bir halde bakıyor. Ben hayatımda böyle tatlı bir güzellik görmemistim. Onun
      güzelliginin büyüsünden deli, divaneyim. Onun ask masallarından mest olmusum.
      • Sevgili, ben hayatımda çok güzel görmüsüm. Fakat hiçbirisi senin gibi güzel degildi. Bu yüzden ben sana
      baglanmısım. Benim varım, yogum sensin, ben artık bende degilim. Ben kendimden geçip gittim.
      • Bildigin gibi ben bütün gece perisan bir halde idim. Ruhum, aklım darmadagınıktı. Fakat simdi günün aydınlıgında
      senin güzelligini görünce hayran oldum, saskınlıktan bambaska bir hale geldim.
      • Elimden tut, beni kaldır, beni bu halden kurtar! Ben topraktanım, topraktan yaratılmısım. Senin nurunla topraktan
      sıçradım kalktım.
      711. Ben takdirin, o acı emrin hükmü altındayım.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa-îlün, Mefa´îlün
      (c. III, 1432)
      • Sen de bilirsin ki, ben sensiz yok olur giderim, yok olur giderim. Yokluktada bir varlık kabiliyeti vardır. Halbuki ben
      ondan da asagı bir hale gelirim.
      • 0 Yusuf gibi güzel varlıktan ayrı düsünce mahzun olurum, kötü zanlara düserim. Her pismanlıga arkadas olurum.
      • Irem bagına girince gamın boynunu bagladım. Onu deve gibi her taraf; çeker götürürüm. Ona dikenden baska
      birsey tattırmam.
      • Ben takdirin, o acı emrin hükmü altındayım. Bazen kervanbasıyım, bazen deve, bazen göç davuluna tokmak
      vururum. Bazen bayragın perçemi olurum
      • Rster davul, ister davul çalan olayım. 0 büyük padisahın ordugahındayım ya! Bu degisikliklerden, bu renkten renge
      girislerden ne diye üzüleyim! Ne olursam olayım, padisahın hizmetindeyim ya!
      • Ben bir mum gibi söz söylemeden her seyin suretini gösteririm. Egri bügrü düsünmem. Çünkü düsündeki yazının
      isareti olurum.
      • Ask der ki: "Ey aklı basında olan kisi! Sundugum sarabı ganimet bil. Al, iç sarhos ol! Ey aç kisi! Seni doyurduk. Ey
      burnu koku almayan! Seni iyilestir dik."
      • Efendimizin, sahibimizin nimetlerine sükrettik. Zaten efendimiz buna layık, bu zevkin sonu yoktur. Bu kadeh, adi
      kadeh degildir. Bu ask sarabı kadehi kırılmaz.
      712. Ben su anda asktan dogmusum.
      Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün
      (c. III, 1409)
      • Ey seher vakti bana sarap sunan sevgili! Nazı bırak da bir seyler söyle Sesinle de mest olmak istiyorum: "Hiç
      olmazsa sarabı sana ben verdim." diye söylen!
      • Sen kucagımdan gittinse de sarhosluk basımdan gitmedi. Yolun basına gel de gör, yol üstünde düsüp kalmısım.
      • Bende kem göz vardı. Ona buna nazarım degerdi. Bu yüzden güzelligin perde altında gizlendi, benden ürktü. Ben de
      güzelligini ona zarar vermeden görebilmem için kem gözümü kapattım, kendime baska bir göz buldum, baska bir göz
      açtım.
      • Bilhassa ahdine olan ümidimle gönlüm nasıl açılmaz, nasıl ferahlanmaz Bu yüzden de senin ahd mektubunu
      gönlümün basına koydum.
      • Rlk dogusum geçti, gitti. Ben su anda asktan dogmusum. Kendimde bir baskalık, bir fazlalık var. Çünkü herkes bir
      kere dogar, ben iki kere dogmusum.
      • Ben kafirler diyarında bulunuyordum. Ask beni esir aldı, bu ellere getirdi. Bu yüzden asıkların canlan gibi safım,
      tertemizim, güzelim.
      • Ben böyle yaya yürüyorsam da, bu ilde ben bir padisaha kavustum. Simdi o padisahın evindeyim. Onun güzel
      saçlarını oksuyorum.
      713. Sevgilinin güzel hayalinin sevdasına kapıldım da, hayal gibi oldum.
      Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün
      (c. III, 1403)
      • Ben senin askını basarabilmek, askını elde etmek için bas vermeye geldim. Eger sen; "Hayır!" dersen, ben o seker
      kamısını kırarım, içindeki sekeri alırım.
      • Akıl gibi, can gibi bütün gözlerden gizli olarak canlara ve gözlere görüs mesalesi götürmeye geldim.
      • Eger gönlümü kırarsa, o gönül kırana canımı veririm. Basımdaki külahı alsa, belimdeki kemeri de ona veririm.
      • 0 gözümün önüne oturmus ben nereye bakabilirim 0 gönül sehrini zaptetmis, ben nereye gidebilirim
      • 0 attıgı okun keskin ucuyla dagı bile deler. 0 ok atmaya basladıgı zaman, beni kalkan yerine tutarsan, yazık bana!
      • Sevgilinin güzel hayalinin sevdasına kapıldım da hayal gibi oldum. Adını kimseler duymasın diye kıskanırım da, onu;
      "Ay yüzlü!" diye çagırırım.
      • Sevgilim önüme sarap getirdi. "Bunu iç; sen bunu içmesen baskasına götürürüm." dedi. Rste benim bu gazelim onun
      sarap ikramına bir cevaptır.
      714. Sevgili! Ben yokluk aleminden bu dünyaya senin askınla geldim.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün
      (c. III, 1418)
      • Ey gönül! Ben garibim, asıgım, mestim, yüzünü görmek özlemindeyim. Sana gelmek, seninle bulusmak için pılımı
      pırtımı bagladım, denk yaptım. Rste suracıkta duruyor.
      • Sen bütün dünyanın kıblesisin. Kıbleden baska tarafa dönemem. Nerede olursam olayım, hep kıbleye yüz çeviririm.
      Namazımı kılarken oraya dönerim.
      • Canım bedenimde oldukça, senden baskasına giden bir yola ayak basamam, buna imkan yok! Sevgili, ben yokluk
      aleminden bu dünyaya senin askınla geldim.
      • Senden baskasını düsünürsem, daragacına layık olurum. Senden baskasının etegine sarılırsam, elim kesilsin.
      • Bütün dünya ve bütün dünyadakiler, kendi vesveselerine uymus, yollarını kaybetmisler, dinlerinden dönmüslerdir.
      Bense öyle büyük bir askın lütfu ile kendi serrimden bile kurtulmusum.
      • Su gönül kirlilikten kurtulmus, saf, tertemiz bir hale gelmis de yükselmis, askın yücesine çıkmıs. Bense beden
      balçıgının meydana getirdigi bulanıklık yüzünden, su kirli yerde, dünyada kalmısım, yücelere çıkamıyorum.
      • Sevgilinin kendisi bana gelmeye tenezzül etmedi de, lütufta bulundu, hayalini gönderdi. Ne de güzel bir hayal!
      Dayanamadım, o hayalin ayaklarına kapandım, ayaklarını dudagımla yaraladım, incittim.
      715. Ben asıklar arasında tanındım, meshur oldum.
      Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün
      (c. III. 1410)
      • 0 güzelin esiri ve asıgı oldugum günden beri, ona karsı duydugum sevgi can gibi gönlümde gizlendi kaldı. Ben seytan
      da degilim, peri de degilim. Nasıl oldu da sevgim herkesten gizli kaldı
      • Sanki ben kar idim, eridim, yer beni yedi, içine çekti. Bastan basa gönül dumanı kesildim, göklere dogru yüceldim,
      yükseldim.
      • Benim bedenim var, ben ruhlardan degilim, canlardan de çekinirim. Can candan çekinmez. Ben de cana döndüm.
      Öyle oldugu halde neden canlardan çekiniyorum
      • Beni bir sey sanmayana benim sanısım gitti. Sonunda onun basında bir vehim oldum.
      • Ben kendimde olmadıgımdan ötürü, gönlüm ona sahitlik etti. Bu gönlüm, elden gitti de o ne söylediyse, o oldum.
      • Benim bütün feryadlarım, iniltilerim benden degildir. Hep ondandır. Dudagının sarabı yardım etti de gönülsüz, dilsiz
      bir hale geldim.
      • Sevgilim bana; "Mademki asıksın niçin askını gizliyorsun " dedi. îste bu sözden ötürü asıklar arasında tanındım,
      meshur oldum.
      • Ey cihanın canı! Senin askın yüzünden cihan isime yaramaz oldu. Ben bu cihanı ne yapayım Çünkü ben öteki
      cihandan oldum.
      716. Ben marangozun elindeki tahta gibiyim.
      Bu yüzden ne keserden korkarım, ne çividen.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün
      (c. III, 1429)
      • Bende güzellikten anlamayan bir gönül yok ki, sevgiliden kaçayım. Elimdeki hançer, savasta ise yaramayacak bir
      hançer degildir.
      • Ben marangozun elinde bulunan tahta gibiyim. Bu yüzden ne keserden korkarım, ne de çividen kaçarım!
      • Tahta gibi kendimde degilim, tahtalıga aykırı düsüncem de yok! Marangozun elinden kaçarsam, atesten baska bir
      seye layık olmam.
      • Tas gibi katı, sert bir hale gelirsem, lal olmaya yol bulamam. Sadık magara dostundan kaçarsam, magara gibi dar ve
      karanlık kalırım.
      • Yapraksız kalmaktan kaçarsam, seftaliyi öpemem. Tatardan kaçarsam, Tatar miskini koklayamam.
      • Kendimden su yüzden incinip durmadayım: Ben kabıma sıgamıyorum, bir yerdeyim ki, oraya bas bile sıgmıyor.
      Sarıktan kaçarsam haklıyım.
      • Bulundugum hale, bu devlete ulasmam için binlerce yıl gerek. Kıymetini bilmez de bu sefer kaçarsam, bu devleti bir
      daha nerede elde edebilirim
      • Hasta degilim, namert de degilim. Niçin güzellerden çekineyim Mide fesadına ugramadım ki meyhaneden kaçayım.
      717. Ben az sarhos oldugum günü ömür saymam.
      Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün, Müstef´ilün
      (c. III, 1381)
      • Ben kapımın önünde düsüp yıkılan sarhosu hor görmem. Kapımdan sürüp kovmam. Evimde sarap varsa, önüne
      korum. Onunla beraber ben de içmeye baslarım.
      • Misafirim olan sarhos benim canımdır. Basımın tacıdır. Benim sultanımdır. O bana o kadar azizdir ki, yerde
      oturmasın, kalksın, benim basımın üstüne otursun.
      • Ey sarhos dostum, ey bana çok yakın olan aziz varlık! Bana çok içir, beni çok sarhos et! Çünkü ben az sarhos
      oldugum günü ömür saymam.
      • Ömrümü altın gibi saraba vakfettigimden sakîden baskasının yüzüne bakmam. Sakînin emrinden dısarı çıkmam.
      • Ben kendimi ne zamana kadar deneyecegim Ne zamana kadar su aklı sorguya çekecegim Ben sarhos oldugum gün
      kendini düsüncelere kaptırmıs îlan canımın gemisi olurum da, gezer dururum. Halbuki aklım basımda oldugu gün, demir
      atmıs bir gemi gibi, oldugum yerde kalırım.
      * Beden sarabı nerede Can sarabı nerede Beden sarabı üzümden yapılır. Can sarabı ise ötelerden gelir. Gök nerede,
      ip nerede Sen, sonu basagrısı olan hayırsız bir kadehle sarhossun. Bense ötelerden gelen Kevser havuzunun sarabı ile
      sarhosum.
      718. Ryi, kötü, güzel, çirkin her sey Hakk´ın eseridir. Her seyi o yaratmıstır.
      Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün
      (c. III, 1384)
      • Ey ask! Beni put gibi kırıp döktün, senden sikayetim var. Seni kadıya götürecegim. Hiç kimse benden sahit
      isteyemez, ben sahit getirmeye mecbur degilim, çünkü ben kendim sahidim.
      • Hüküm verilen de sensin, hüküm veren de sen! Gelecek zaman da sensin, geçmis zaman da sen! Öfkelenen de
      sensin, razı olan da sensin! Andan ana Çesit çesit görünüyorsun. Aslında her sey senindir, herseyi sen yarattın!
      • Ey güzel ask! Ben senim, sen de bensin! Hem selsin hem de harman, hem nesesin hem de gam!
      • Sunlar da senden ibaret, bunlar da! Bundan da münezzehsin, ondan da! 0 genis ova da sensin, su dag da! Kerem
      ovası da sensin! Çünkü her seyi sen yarattın, her sey senin emrinle var oldu.
      • Söz söyleme askı da sensin, susma sevdası da sen! Anlayıs da sensin, kendinden geçis de sen! Kafirlik de hidayet de
      senden, adalet de sitem de sendendir.
      • Ey padisahlar padisahına padisah olan! Ey akıl, ey can ülkesine taht kuran, ey yüzlerce eseri, nisanesi oldugu halde,
      kendini göstermeyen! Ey yokluk denizi olan aziz varlık!
      • Sana karsı güzellerle çirkinler ignenin ucundaki resme benzerler. Dilersen kagıda o igne ile güzel resim yaparsın,
      dilersen çirkin yaparsın. Sonra onları ölümle, hastalıkla yırtar atarsın.
      • Resimler aynı kalemden çıktıklarını bilselerdi, her resim ile süt ile bal gibi kaynasır, birlesirdi.
      • Senin civarında can vermek için sana dogru gelene, gayretin; "Git!" der. Lütfun, ihsanın; "Beri gel!" diye çagırır.
      • Fakat lutfun asındır. Asıkı kendine çektikçe çeker. Aydınlık nasıl karanlık-tan üstünse, lutfun da kahrından fazladır,
      üstündür.
      • Herkes bir vehim, bir hayal pesine takılmıstır. Yerden yere çeker durur. Fakat o hayal ordularını çeken de sensin.
      • Ey mülk sahibi, ey devlet sahibi! Sonunda bir hayal getirirsin. Üstünlügü, büyüklügü bir önce gelen hayalden kapar
      alırsın. Onu bunun esiri yaparsın. Hikmetinden sual olunmaz.
      • Her an can diyarından bedene bir hayal gelir de kısmetleri dagıtandan habersiz olarak çocuklar gibi; "Kale bizimdir."
      der.
      • Susayım, dudaklarımı yumayım da su dünya benim bu sözlerimden karıs-masın, darmadagın olmasın. Zaten sen
      söze sıgmıyorsun, artık fazla eksik ne söyleyeyim
      "Dikkat buyrulursa anlasılacaktır ki Hz. Mevlana bu uzun gazelinde vahdet konusunu bir çok benzetmelerle hos bir
      sekilde ifade buyurmaktadır. Ryi, kötü, güzel, çirkin, bütün bu zıtlar, hep O´nun eseri, hersey O´nundur. Herseyi 0
      yaratmıstır. Panteistler (vahdet-i mevcuda inananlar) gibi; "Her sey O´dur" diyemeyiz, "Her sey O´ndandır, her seyi 0
      yaratmıstır." diyecegiz."
      719. Senin askına kurban oldugum gün benim bayramımdır.
      Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün
      (c. III, 1394)
      • Bana; "Defol git!" deme! Beni basından savma, ben sarap içmedikçe bir yerlere gidemem. Arlanma; isveler etme; bu
      davranıslarınla beni kandıramazsın. Ben mest olanların isvelerine aldanmam.
      • Vaadlerde bulunma, vaadlerle beni oyalama, ben vaad müsterisi degilim. Ya istedigimi verirsin, yahut seni
      dükkanından rehin alırım.
      • Ey gönlümün de, canımın da kulu oldugu aziz varlık! Senin tatlı gülüsüne baglanıp kalmısız. Senin gülüsün nedir
      Söyle, kerem deryasının cosması degil midir
      • Bu davranısınızdan hayrete düsen gönlün bası döner. Gerçi ben maddî varlıgımla, bedenimle küçük, ufak tefek
      görünüyorsam da, gökten de daha büyügüm. Onun bir kaç misliyim.
      • Ben laf ederim, ulu orta söz söylerim, ama korkmam. Çünkü sözlerimi sen düzeltirsin. Ben naz ederim, nazım sana
      dokunmaz, çünkü senin nazarında benim itibarım vardır.
      • Bütün gece herkesin üzerine zehir yagsa, ben yine sekerden daha tatlıyım Çünkü ben sekerler içinde sekerim.
      • Dünyada herkesin bir kimsesi vardır. Her gönlün de bir hevesi vardır. Fakat bu nerede; o nerede Ben bambaska bir
      havadayım.
      • Dünyanın bütün kalkanları savasta bozulur, ise yaramaz olur. Ama ben senin zahmete, gönülde açtıgın yaralara
      kalkan oldugum zaman bozulmam.
      • Su avare gönlüm seferden dönerse, evi bos bulacak. Benden hiçbir haber alamayacak.
      • Senin askına kurban oldugum gün, benim bayramımdır. Sana kurban oldugum gün bayram sayılmazsa, ben insan
      degilim, belki pek asagı varlıgım.
      720. Benim bedenimde baska bir can var, canımda da baska bir can var.
      Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün,
      • Ey asıklar, ey asıklar, ben kadehi kaybettim de, kadehlerle verilmeyen, kadehlere sıgmayan baska türlü bir sarap
      içtim.
      • Ben "ledün" sarabından içmisim, mest olmusum. Harabım, kendimde degilim. Sen git, polis komiserine beni çekistir!
      îçtigim saraptan sana da, o polis komiserine de tattırmak istiyorum.
      • Ey sadıklar padisahı! Benim gibi uysal bir kisi gördünüz mü Ben senin diriliginle diriyim, ölülügünle ölüyüm.
      Güzellerle, gül yüzlülerle gül bahçesi gibi açılırım, kıs gibi soguk münkirlere karsı da kıs mevsimi gibi donar kalırım.
      • Ey ekmek pesinde kosan zavallı! Allah askına bana dikkatle bak; ben mestim ve kendimden haberim yok! Fakat ben
      ne sarap küpünün etrafında dolastım, ne de üzüm cibresi sıktım.
      • Ben mestim, ama onun yüzünden mestim. Batmısım, ama onun ırmagına batmısım, onun sekerine karısmısım.
      Onun gül bahçesinde "gülbeseker" olmusum.
      • Sarap kadehine sarıldım, düsüncenin kanını döktüm, sevgilimle bulustum. Perdenin arkasında oldugum için sen beni
      göremiyorsun.
      • Düsünceyi daragacına astım, çünkü düsünce ayrılık veriyor. Ben düsünceden hoslanmıyorum. Ondan bezdim,
      usandım. Zaten ben hep akıl yüzünden, düsünce yüzünden perisan olurum.
      • Benim bedenimde baska bir can var, canımda baska bir canan var. Benim zamanımda da baska bir zaman vardır.
      Çünkü ben, benden kurtuldum. Ona kavustum.
      721. Yanagımı tırmalaması, gömlegimi yırtması için
      her nefeste bir güzelin yakasına yapısırım.
      Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün, Müfte´ilün
      (c. 111, 1397)
      • Su dünyada yasayan insanlar, hep "ben" ve "biz" deyip duruyorlar. Su yüzbinlerce ben ve biz içinde acaba ben nasıl
      bir benim Insan kalabalıgından gelen gürültüye kulak ver! Beni konusturmamak için elini, agzıma koyma!
      • Çünkü ben, bende degilim, ben elden gittim. Yoluma kadehleri koyma! Eger korsan, üstüne ayagımı basar, hepsini
      kırar geçiririm.
      • Gönlüm her nefeste senin hayalinin rengine boyanır. Eger siz sevinçliyseniz ben de sevinirim, mahzunsanız, ben de
      mahzun olurum.
      • Acılık ederseniz ben de acı olurum. Lutuflarda, ihsanlarda bulunursanız, ben de lütuflarda ve ihsanlarda bulunurum.
      Ey güzel yüzlü sevgili; seninle her sey hostur, güzeldir.
      • Asıl olan sensin, ben kimim Ben senin elinde bir aynayım. Sen her ne gösterirsen, ben oyum.
      • Sen güzel endamınla, uzun boyunla çimenler arasındaki selvi agacı gibisin. Ben gülün gölgesi oldum, gideyim de
      gülün yanında çadır kurayım.
      • Sensiz bir gül koparırsam, o gül avucumda diken olur. Ben kendim bastanbasa diken olsam, senin yanında gül
      olurum, yasemin olurum.
      • Yanagımı tırmalaması, gömlegimi yırtması için, ben her nefeste bir güzelin yakasına yapısırım.
      • Gönül ve din salahının lütfu gönlümde parladı. Zaten kuyumcu Salahaddin cihana bir gönül mumu olmustur. Ben
      neyim 0 mumun samdanı!
      722. Ben senin emrine kul olmus bir zavallıyım.
      Müfte´ilün, Müfte´ilün, Miifte´ilün, Müfte´ilün
      (c. III, 1393)
      • Ben ölü idim, dirildim; aglardım, güldüm. Askın devleti geldi, ben ebedî devlet oldum.
      • Benim tok gözüm vardır, cesaretli canım vardır, arslan yüregi gibi bir yüregim var. Ben parlak Zühre yıldızı oldum.
      • Dedi ki: "Sen divane degilsin. Bu eve layık degilsin." Ben de gittim divane olup zinciriyle baglandım.
      • Dedi ki: "Sen sermest degilsin, git!" Ben de gittim sermest olup nese ile doldum.
      • Dedi ki: "Sen öldürülmemissin, nese ve müzik ilgin yok!" Can bagıslayan yüzüne karsı sehid oldum.
      • Dedi ki: "Sen zeki bir kisisin, hayal ve süphenin sarhosusun." Ben hemen abdallastım, hayal ve süpheden sıyrıldım.
      • Dedi ki: "Sen mum oldun, meclisin kıblesi oldun." Ben mum degilim!" dedim, yandım, yakıldım, duman oldum.
      • Dedi ki: "Sen seyhsin, önde gidenlerdensin, yol gösterensin." "Hayır! Ben seyh degilim!" dedim. "Önde gidenlerden
      de degilim. Kimseye de yol gösterdigim yok. Ben senin emrine kul olmus bir zavallıyım."
      • Sen günesin kaynagısın, ben sögüt agacının gölgesi düsen yerim. Sen benim basucuma gelince, alçalır, erir, yok olur
      giderim.
      • Gönlüm canın parıltısını buldu. Dünyanın nuruna nail oldu. Gönlüm yeni bir atlas buldu da bu hırkaya düsman
      kesildi.
      * Hakk arifi "Ben her seyden hikmet dersi aldım. Yedi kat gögün üstünde parıldayan yıldız oldum." diye sükreder.
      723. Ey insan! Bana yaklas da seni bundan daha güzel bir hale getireyim,
      kamil insan yapayım.
      Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün
      (c. 111, 1374)
      • Ey asıklar, ey asıklar! Ben topragı cevher haline getiririm. Ey çalgıcılar, ey çalgıcılar! Deflerinizi altın doldururum.
      • Ey susuzlar, ey susuzlar! Ben bugün sakîlik ederim Bu çorak topragı cennete çeviririm. Kevser ırmagı akıtırım.
      • Ey kimsesizler, ey kimsesizler! Kurtulus vakti geldi, ben çok dertler çekmis çok belalara ugramıs gam hastalarını
      padisah yaparım.
      • Ey kimya, ey kimya! Sen bana bak! Çünkü ben yüzlerce kiliseyi mescid yaparım, yüzlerce daragacını minbere
      çeviririm.
      • Ey kafirler, ey kafirler! Ben sizin kilitlerinizi açarım, çünkü ben mutlak hakîmim. Diledigimi mü´min ederim, diledigimi
      kafir.
      • Sen bir damla meni idin, kan oldun, sonra çesitli merhalelerden geçtin. Uzun boylu bir güzel insan haline geldin. Ey
      insan! Bana yaklas da seni bundan daha güzel bir hale getireyim. Kamil bir insan haline getireyim.
      • Ben gussayı, derdi nese haline getiririm, yolunu sasırmısları dogru yola götürürüm. Ben kurdu Yusuf yaparım, zehiri
      seker haline sokarım.
      • Ey gül bahçesi, ey gül bahçesi! Reyhanları, nilüferlere arkadas ederim. Gel benim bahçeme de benden gül al!
      724. Ben ucu bucagı bulunmayan bir deryanın damlasıyım.
      Damla damla o deryaya gidiyorum.
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c.IV, 1667)
      • Ben vuslattan ayrılıga nasıl giderim Baglık bahçelik yerleri bırakır da dikenlerle dolu çöllere nasıl düserim
      • Hiç ben kendim isteyerek gider miyim Beni o çekiyor, o sürüklüyor.
      • Bagı bahçeyi bırakıp gittigim için, nergisin gözü sasırdı. Bana saskın saskın bakıyor.
      • Ben canımı gül bahçesinde bıraktım. Cansız gidiyorum. Akıl da durumu gördü, sasırdı. Parmagını dislemeye basladı.
      • Gizli, görünmez bir el yakama yapısmıs, beni çekip sürüklüyor. Ben de ona uymusum, gidiyorum.
      • Böylece kendisi görünmeyen, fakat çekisi meydanda olan el, kimin elidir Kimin eli ki, ben onun çekisi ile hem açık,
      hem de gizli gitmedeyim
      • Anladım ki, el önce beni derlemis, toplamıstı. Simdi de perisan bir halde gidiyorum.
      • Ben böyle sasılacak bir eli seyre daldım da kendimi kaybettim. Elden çıktım, hayran oldum, saskın saskın gidiyorum.
      • Ben aslında ucu bucagı bulunmayan bir deryanın katresiyim, damlasıyım. Damla damla o denize dogru gitmedeyim.
      • Ben manalar madeninin arpa büyüklügünde bir zerresiyim. 0 madene dogru gidiyorum.
      • Bu söz bitmez, tükenmez. Fakat ben o baslangıçtan geldim, ona dogru gidiyorum.
      725. Yarattıgın bütün varlıklar, hepimiz senin sofranda karnımızı doyuruyoruz.
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. IV, 1673)
      • Sevgilim, ben bu gece senin misafırinim. Yalnız gece mi misafir olacagım Ben gece gündüz seninim.
      • Yarattıgın bütün varlıklar, hepimiz, nerede olursak olalım, nereye gidersek gidelim, Sen´in kasenin basındayız, Sen´in
      sofrandayız.
      • Bizler, bütün varlıklar, Sen´in san´atkar elinden çıkan resimleriz. Çünkü herseyi Sen yarattın. Bizler Sen´in çesitli
      nimetlerinle yetistik, bu hale geldik. Sen´in ekmeginle beslendik.
      • "Nerede olursanız olun, o tarafa dönün!-" ayetine uyarak gönül sisesi ile ben de Sen´in perini çagırıyorum.
      "Bakara Suresi, 2/150. iktibas var."
      • Her zaman beynimize bir resim yaparsın, bizi bir hayale düsürürsün. Sanki biz Sen´in adının, Sen´in yazının yazıldıgı
      bir sahifeyiz.
      • Hz. Musa gibi biz de dadıdan pek az süt emiyoruz. Çünkü biz Sen´in siütünle mest olmusuz.
      • Ey ask! Sen bize arka oluyor, bizden yana çıkıyorsun. Çünkü bizim yüzümüz, Sen´in bagından, Sen´in bahçenden
      gülümsemededir.
      726. Öyle bir haldeyim ki, yokluga da dayanamıyorum, varlıga da!
      Fa´ilatün, Fa´ilatiin, Fa´ilat
      (c. IV,1676)
      • Ey cana canlar katan, dayanamadım, gittim. Kızıp gittim ama, sensiz yasamaya da dayanamıyorum.
      • Ayrılıga alısayım dedim, fakat dogrusunu söyleyeyim, ayrılıga dayanamıyorum.
      • Bir saman çöpü, kehribarın çekisine nasıl dayanır Ben bir saman çöpüyüm, kehribara karsı koyamıyorum,
      dayanamıyorum.
      • Her cefa çeken, vefa ümidine kapılır, vefa gününü bekler. Bense öyle cefa çeken bir asıgım ki, sevgilimin cefası bana
      çok tatlı gelir de vefa beklemem, vefa gelirse vefaya dayanamam.
      • Yumusak yumusak; "Yine geldin." der. Ona derim ki: "Ey canan, sana dayanamıyorum."
      • Basıma vuruyordu da: "Sen buna layıksın." diyordu. Layık degilim, layık degilim, dayanamıyorum.
      • Ölümü de denedim, yasamayı da denedim. Öyle bir haldeyim ki yokluga da dayanamıyorum, varlıga da!
      • Ey mutrip! Allah askına, sen çalgınla su perdeyi çal: "Allah´ım, Allah´ım, ayrılıga dayanamıyorum."
      727. Ask aynasının yüzünü benlik ve varlık nefesi ile bulandırmayalım.
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün
      (c. IV, 1649)
      • Dünyaya ait baglarımızı koparmamız, herkese yabancı kalmamız ve senin zincirinle baglanıp deli divane olmamızm
      vakti geldi.
      • Can feda edelim, artık böyle bir canın ayıbını çekmeyelim. Varlık ve benlik evini yakalım da ates gibi meyhaneye
      kosalım.
      • Cosup köpürmedikçe, su dünya küpünden dısarı çıkamayız. Küpün içinde mahpus kaldıkça, cosup küpten dısarı
      çıkmadıkça, nasıl olur da biz o sürahinin, o kadehin dudaklarını öperiz
      • Dogru sözü deliden duy, varlıgımızdan ölmedikçe, sakın bizim erkek oldugumuzu, insan oldugumuzu sanma!
      • Su yokluk yolunda, tohum gibi yerlere dökülüp saçılırsak, bagda, bahçede agaç gibi topraktan bas kaldırıp boy atar,
      kol kanat açarız.
      • Biz tas gibi sert isek de, senin mühürün ugruna yumusar, mum oluruz. Mum olunca da senin güzelliginin nuruna
      pervane kesiliriz.
      • Ask aynasının yüzünü, varlık, benlik nefesi ile bulandırmayalım, kirletmeyelim. Mademki gönlümüz bir harabeye
      döndü, hiç olmazsa biz gizli defineye mahrem olalım.
      • Gönül masalı gibi elsiz, ayaksız kalalım da, asıkların gönüllerinde masal gibi yer edinelim, konaklarda konaklayalım.
      • Mustafa (s.a.v.) gönlümüzü yol etmez, gönlümüzde olmaz, gözlümüze dayanmazsa, bu ayrılıktan feryat etsek,
      aglasak, inlesek, Hannane diregine dönsek yeridir.
      728. Bu manevî zevkler bana gayb aleminden geliyor.
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün,
      (c. IV, 1635)
      • Zaman zaman gönül yolundan senin hayalinin habercisi geliyor, bana güzelliginden yeni yeni nurlar, parıltılar
      getiriyor.
      • Allah´ım bu manevî zevk ve nese kokusu cennetten mi geliyor Yahut bu hos rüzgar bulusma gününden mi esip
      geliyor
      • Yahut bu rüzgar dogrudan dogruya asktan mı geliyor Duydugum manevî zevkten, neseden aklım fikrim sasırdı,
      kaldı. Yoksa bana sunulan bu zevk kadehi onun güzelliginin büyüklügünün sarabıyla dolu bir kadeh midir
      • Yahut asktan uçup gelen bir dogan kusu mudur Yahut onun kanatları ile uçup gelen güvercin yavruları mıdır
      • Anlıyorum ki, gönlümde uyanan, bas kaldıran bu manevî duygular, bu hos zevkler bana gayb aleminden geliyorlar.
      Bütün bu manevî yardımlar bana, ona bagısladıgı manevî halin tadından geliyor.
      729. Hepimiz puta benzer sekillere, kalıplara bürünmüsüz, bedenlere hapsolmusuz.
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilfitiin, Fe´ilün
      (c. IV,1652)
      * Ne yazık ki gece geldi. Artık birbirimizden ayrılalım, meclis bitti. Bizse hala susuzuz, basımızda mahmurluk var.
      • Bu uzun gün geçti gitti, Duygularımızın kapısı dünyaya karsı kapandı da, yücelere, ötelere dogru açıldı. Biz gün
      basladıgı zaman bile mahmurduk, gecemizi sorma, gecemiz gündüzümüzden daha beter.
      • Içimizde, gönlümüzde sanki gökyüzü gibi susuzluk hastalıgına tutulmus kanmaz bir susuzluk var. Rki üç gün için
      hayvanlıktan kurtulmus, insan sekline bürünmüsüz.
      • Rlahi duygularla beslenen gönül midemiz, bizi bırakmıs gitmis, yerine öküz midesi gelmis, yerlesmis. Yoksa biz
      ölümsüzlük yaylasında öküz açlıgına mı tutulmusuz
      • Kardesim, Allah´ın nazarında ne sabah vardır, ne de aksam! Bir baska anlatılamaz bir sey var ki, biz iste o baska
      seye uymusuz, gidiyoruz.
      • Dünya zindanı güzellerle, güzel resimlerle, nakıslarla doludur. Hepimiz de puta benzer sekillere, kalıplara
      bürünmüsüz, bedenlere hapsolmusuz.
      • Sen su görünen suretleri, bedenleri birer testi farzet! Testi gibi gör! Hayaller düsüncelerde, o testilerde bulunan
      zehirli serbettir. Hepimiz her an testi gibi zehirli düsünce serbeti ile dolar, bosalırız.
      • Bazen nese ile, çalgı ile raks doluyoruz. Bazen kederlerle, kavga ve gürültülerle doluyoruz. Bazen hiçbir seye aldırıs
      ettigimiz yok! Bazen da fayda ve zarar kaydına düsüyoruz.
      • Serbet testinin içinde elbette kendi kendine olmaz. Serbet baska yerden gelir, testiye konur. Bizim de tıpkı testi gibi
      serbetin nereden geldiginden haberimiz yok!
      • Göz görmeyi, bakısı, görüsü vereni bilmez. Kendini bile göremez. Neden göz, görüsü vereni bilmez Biz, bize görüsü
      verene dalmısız, onda gark olmusuz. 0 yüzden gözlerimiz perde içinde kalmıstır.
      "Aziz Hüdayi hazretleri:
      "Zuhuru perde olmustur zuhura
      Gözü olan delil ister mi nura " diye buyurmus.
      • Bir seyden çok uzakta olan, o seyi görmez. Bizse ona çok yakın oldugumuzdan ötürüdür ki onu göremiyoruz.
      "Kaf Süresi, 50/16. ayetinin meali söyle: "Biz ona sah damarından daha yakınız."
      • Bazen cansızlara karısıyoruz, buz gibi donuyoruz. Bazen da seker gibi o sütün içinde eriyoruz.
      • Gerçi gönül görünüste sevgili ile bulusmamıs, bu yüzden de cigerinde su yok, ama dostun cömertligi ile, keremi ile
      biz, su ve ciger gibi ona bitisik bir haldeyiz.
      • Ezel mühendisi, can için gizli bir ev yaptı. Biz o evin içinde mühendisle beraber oturmusuz, evin hesaplarını yapıp
      duruyoruz.
      • Arkasında asla sonbahar olmayan ilkbahar yüzünden hepimiz de selviler agaçlar gibi yesermisiz, boy atmadayız,
      büyümedeyiz.
      • Can gündüze benzer, bedenimiz ise gecedir. Biz ikisinin ortasındayız. gündüzle gece yüzünden seher vaktine
      dönmüsüz.
      730. Ey seçilmis dost, ben seni nasıl buldum
      Fa´ilatün, Failatün, Fa´ilat ,
      (c. IV.1660)
      * Ey seçilmis dost, ben seni nasıl buldum Ey gönül, ey sevgili, ben seni nasıl buldum
      * Her zaman bizim isimizden kaçardın, is arasında ben seni nasıl oldu da budum
      * Kaç defa vaad ettin, söz verdin, sözünde durmadın. Ey güzel varlık! Bu defa nasıl oldu da seni buldum
      * Yabancıların zahmetini ne zamana kadar çekecegim Yabancilar yokken nasıl oldu da seni buldum
      * Ey asıkların perdelerini yırtan, perdeyi kaldır da ben seni nasıl buldugumu göreyim!
      * Ey yüzünün güzelligi karsısında gül bahçelerinin utandıkları güzel! Güller içinde, gül bahçeleri içinde seni nasıl
      buldum
      * Ey gönül! Kötü göz az degildir, nazar deger. Bu sebeple "Seni nasıl buldum " sözünü çok söyleme!
      * Ey padisahların bile rüyalarında göremedikleri güzel varlık! Sasılacak sey su ki: Ben uyanıkken nasıl oldu da seni
      buldum
      731. Asık olan ölür müymüs, buna imkan var mı
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün
      (c. IV,1639)
      • Senin gibi essiz bir padisahın huzurunda ölecegim gün, ne mutlu bir gündür. Senin seker madeninin kapısında
      ölmek, tatlı candan ayrılmak ne hos bir gündür.
      • Senin gül bahçenin selvisi gölgesinde ölürsem, topragımdan yüzbinlerce gül biter.
      • Senin ayak ucunda sevine sevine el çırparak ölürsem, yasayısa harîs olan nice kisi saskınlıklarından ellerini ısırırlar.
      • Kadehime ölüm serbetini sen dökersen kadehi öperim, sevine sevine ölüm serbetini içerim de neseden mest olmus
      bir halde salına salına ölüme dogru gider, can veririm.
      "Bu beyit, ölüme mahkum edilen Sokrates´in baldıran zehiri içerek nese içinde can verisini hatırlattı. Sokrates´in
      talebesi olan Eflatun´un anlattıgına göre; Sokrates baldıran zehirini hiç bir teessür göstermeden içerken talebeleri
      aglamaya baslamıslar. Sokrates onlara; "Ben size ruhun ölmeyecegini söylememis miydim Neden aglıyorsunuz, ben
      ölmeyecegim, bedenim ölecek." demisti.
      • Can tatlı oldugu için beser olarak ölüm haberinden sonbahar yaprakları gibi sararıp solarım, ama bahara benzeyen
      güller gibi gülüp duran o güzel dudaklarının yüzünden, ölümden sikayet etmeden, güle güle can veririm.
      • Senin nefesinle kaç defa öldüm, yine dirilirim. Senin yüzünden bir kere degil, bin kere ölsem korkmam. Ben yine ilk
      öldügüm gibi, yine o çesit ölürüm.
      "Fuzülî merhum bir beytinde:
      "Bin can olaydı kas ben dil-i sikestede
      Ta her biri ile bir kez olaydım feda demisti.
      • Anasının kucagında ölen çocuk gibi Rahman´ın rahmet kucagında, acıyıs, bagıslayıs kucagında ölürüm.
      • Bu ne biçim söz Asık olan ölür müymüs Ab-ı hayat kaynagında ölmeme imkan var mı
      "Yunus hazretlerinin;
      "Asık öldü diye sala verirler Ölen hayvan-durur asıklar ölmez." diye beyti de var.
      • Ey Tebrizli Sems! Seninle diri olmayanlar var ya, iste ben onların yanında ölürüm de senin yanında dirilirim.
      732. Biz az bir zaman için bu yıkık yerde misafiriz, ama aslında ask definesiyiz.
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün
      (c. IV, 1645)
      • Eger sen mest isen bizim yanımıza gel! Çünkü biz de mestiz. îlahi ask ile kendimizden geçmisiz. Sunu bil ki eger biz
      mest olmasak, kimsenin isvesi ile, kimsenin durumu ile ilgilenmeyiz.
      • Dertli gönüllere derman olan Yusuflar çok, fakat onlar mest oldukları için, gönüllere derman oluslarından kendilerinin
      haberleri bile yoktur.
      • Eger onlar gönüllere derman olduklarını bilseler, kendilerine deger vermezler, çünkü bize karsı derman bile basını
      tutar da; "Biz derman degiliz." der.
      • Biz yıkılmıs kalmısız, meyhane de bizim yüzümüzden karısmıs, alt üst olmus. Biz az bir zaman için misafir olarak bu
      yıkık yerdeyiz, ama aslında ask definesiyiz. Fakat kendimizden haberimiz yok.
      • Mest olmus bir kisi için gam, düsünce, tedbir ne ise yarar Mest olan kisi bas köseye mi oturmus, kapının yanına mı
      çömelmis; fark eder mi
      • Ancak kapıcı bas kösenin ne oldugunu bilir. Bizim degil bas köseden, canımızdan bile haberimiz yok! îste biz böyle
      oldugumuz için sevgiliye kavusmusuzdur.
      • Rçimiz ney gibi bom bos, saki üflüyor da söylüyoruz. Yoksa biz söz söylemek istemeyiz.
      • Ne hostur o bedeni gümüs renkli güzel ki, kim oldugunu bilmez. Onun kendinden bile haberi yoktur. 0 bizim
      derdimizi, yükümüzü çeker, bizse hep onu incitir dururuz.
      • Sevgilimiz kendinin kim oldugunu bilir ama, bilmemezlikten gelir, bilmez görünür. Kendini degersiz sayar. "Biz pek
      degersiz bir varlıgız, biz pek ucuza satılmıs bir köyüz." der.
      733. Senin güzel hayalini, yol arkadası olarak yanımıza aldık.
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün
      (c. IV,1632)
      • Biz yola düstük gittik ama, senin güzelliginin paha biçilmez hatırasını da yanımıza aldık, götürdük. Seninle
      bulusmanın, sana kavusmanın tatlı zevkini, yol azıgı olarak bagrımıza bastık, yola onlarla düstük.
      • Sana da bana da bir bulusma hatırası olsun diye, ayrılıktan ötürü kan aglayan yaralı gönlü senin evinde bıraktık. Ve
      senin güzel hayalini yol arkadası olarak yanımıza aldık, yola öyle düstük.
      • Yol arkadası olarak yanımıza aldıgımız hayaline yalnız biz degil, ay bile kuldur, köledir. Yeni dogmus aya benzeyen
      egri kaslarının hayali de bizimle beraberdi. bile kul oldugu o tatlı gülüsünün hayalini de tatlı, uysal ve güzel olan bütün
      huylarının sekerliginden aldık götürdük.
      • Biz nese ile, sevinç ile güvercin gibi uçar gidersek, güvercinin yuvasına geri dönüp geldigi gibi, biz de döner yine
      sana geliriz. Çünkü, biz o kanatları, senin kanatlarından elde ettik.
      • Fer´ler, cüz´ler nereden uçarsa uçsun, yine döner aslına gelirler. Bizse varımız, yogumuz nemiz varsa hepsini senin
      büyüklügünden, lütfundan, ihsanından elde etmistik.
      • Ey Tebrizli Sems! Selamımızı seher rüzgarından duy! îster seher rüzgarı olsun, ister güney rüzgarı olsun, onların
      hepsini de biz senin rüzgarından elde ettik.
      734. 0 elimi tutmus, ben ise kör gibi onun elini arayıp durmadayım.
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatiin, Fe´ilün
      (c. IV,1628)
      • Senin güzel yüzünü gördügümden beri halka gözlerimi kapadım. Herkesi, her seyi görmez oldum. Güzelliginin
      lütufları ile, bagısları ile mest oldum, kendimden geçtim, can verdim.
      • Onun reyini, tedbirini görünce, kendi egri bügrü tedbirimi fırlattım attım, onun "ney"i oldum, onun dudagında
      feryada basladım.
      • 0 elimi tutmus, ben ise kör gibi onun elini arayıp durmadayım. Ben onun elindeyim, isin farkında degilim de
      yabancılardan, ondan haberi olmayanlardan onu soruyorum.
      • Sadedil idim, saftım, yahut mest idim, yahut da deliydim. Gönlümde bir seyler yoktu. Korka korka kendi
      altınlarımdan kendim çalar dururdum.
      • Gönül bahçesinin etrafındaki duvarın yıkık yerinden hırsızlar gibi kendi bahçeme girdim, kendi gül bahçemden
      yaseminler devsirdim.
      • Ayın nuru da, yıldızların nuru da Tebrizli Sems´tir. Ben onun ayrılık gamından aglar, inlersem, bayram ayına
      dönerim.
      735. Biz daglardan asagılara dogru akan sel gibiyiz,
      sen ise denizsin, biz kosarak sana geliyoruz.
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatiün, Fe´ilün
      (c. IV,1633)
      • Kapıyı kapa, biz bu toplulugun asıgıyız! Kapıyı kapa da, tatlı dilli sevgili ile biraz konusup seviselim!
      • Biz bu mecliste oldukça, sarap ve meze bize gerekmez. Yesillikte selvi ile gül eksik olur mu
      • Mesalemiz sen olunca, biz gökyüzünün nur kaynagı halini alırız, seçkin sakîmiz sen oldugun için, biz de sana layık
      zamanın seçkin erleriyiz.
      • Sen aklın da aklısın, gönlün de gönlüsün. Sen yüzlerce cansın, artık biz de senin sayende su gölge varlıga, su
      bedene sırtımızı dönmeliyiz.
      • Mademki gökyüzü damına bizim için çadır kurdular. Eseklerin yayıldıgı su yeryüzü çayırlıgından niçin çadırımızı
      sökmeyelim
      • Biz daglardan asagılara dogru akan sel gibiyiz. Sen ise denizsin. Biz uzun zamandan beri senden uzak
      düstügümüzden ötürü basımızı ayak yapmısız. Kosa kosa yüzümüzü yerlere süre süre denize, asıl vatanımıza gidiyoruz.
      • Sana dogru kosarken bu yolda sel gibi naralar atmadayız. Yüz üstü akmadayız, denize yol bulamamıs, çukur
      yerlerde kalmıs, kendi çevresinde dönen kokmus su gibi kendimizi baglamamısız.
      736. Eger aklın aklı basında ise eline hançeri al, onun cigerini des!
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün,
      (c.IV, 1629)
      • Acaba gönül dün gece ne içti ki, ben bugün mahmurum Yahut kimin tuzlasını gördü ki, ben böyle acılıklar
      içindeyim, perisan haldeyim.
      • Bugün öyle bir haldeyim ki neyi döker kırarsam mazurum. Bugün ne söyler, ne edersem suçsuz sayılırım.
      • Benim her nefeste dudaklarımdan, agzımdan can kokusu geliyor. Bu hal de canın; "Candan uzagım." diye sikayet
      etmemesi içindir.
      • Dudaklarını dudaklarıma korsan mest olursun. Bu isi bir dene! 0 zaman anlarsın ki ben üzüm sarabından da asagı
      degilim.
      • Sakî, beni bogazıma kadar suya daldır, çünkü düsünce arıya benzer, bense çırçıplagım.
      • Eger akıl kendindeyse, eger aklın aklı basındaysa; eline hançeri al, onun cigerini des! Eger gönlüm askla
      yaralanmadıysa, onu da param parça et!
      • Sarap geldi, beni bos yere rüzgara vermek, havalandırmak arzusunda. Sakîde, mamur bedenimi yıkmaya, yere
      sermeye ugrasıyor.
      • Ben gece gündüz, hadiselerle, dünya isleri ile dopdoluyum. Benim iç yüzümü görebilsen, bir kadeh sanırsın. Bir
      taraftan da dostlar beni öyle hırpalamıslar, öyle zayıflatmıslardır ki, sıçrayıp ayaga kalksam, belimde kemer olmadıgı halde,
      belimi sıkılmıs görürsün de, bu defa da bana karınca dersin.
      • Kadeh hasta olmus; "Beni tedavi et, iyilestir!" diye sarap küpünün yanına gelmis. Küp ise; "Ben senden daha
      hastayım!" diye basını tutmus inlemis.
      "Fuzulî merhum:
      "Kime kim derdimi ızhar kıldım, isteyip derman,
      Özümden hem beter derde mübtela gördüm." diye yazmıs.
      • Mezarımın topragı bir yudum su gibi bedenimi içince can; "Ben beden degilim, nurum!" diye gökyüzünün üstüne
      çıkar, ötelere gider.
      • Ben ölüp tahtadan tabuta giren padisah degilim! Benim saltanat fermanımın yazısı - "Ölümsüz yasarlar" ayetidir.
      73-Nisa Süresi, 4/57. ayete isaret var.
      737. Sanki ben ölmüsüm de, içimin mezarlıgına gömülmüsüm.
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün
      (c. IV,1641)
      • Sanki ben ölmüsüm de, içimin mezarlıgına gömülmüsüm. Yavas yavas çürüyorum. Fakat sen mezarımı ziyarete
      gelince dirilirim, basımı kaldırır mezardan çıkarım.
      • Benim için surun üfürülmesi de sensin, mahser de sensin. Ben ne yapayım îster ölü olayım, ister diri! Sen nerede
      isen ben oradayım.
      • Ben ney gibi cansız bir kamıs halini almısım. Senin güzel dudakların olmayınca ölü gibi susarım. Fakat sen beni elime
      alıp da "ney"ime üfürünce, senin sıcak nefesinle dirilirim, sesler çıkarırım, nagmeler veririm. Bazen ayrılıklardan sikayet
      ederek aglarım, feryad ederim.
      • Senin zavallı "ney"in, senin seker gibi dudaklarına alısmıstır. Ben zavallıyı, hatırlı eline al, dudaklarını bana ver de,
      senin duygularına tercüman olayım, seni yasatayım.
      738. Kamil insan hiç kandırılabilir mi
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün
      (c. IV, 1634)
      • Akıl der ki: "Ben onu dil dökerek, meth ü sena ederek kandırırım." Ask der ki: "Sen sus, ben onu ugrunda can
      vererek aldatırım."
      • Can ise gönüle der ki: "Yürü git, beni de gülünç bir hale sokma, etrafındakileri de kendine güldürme! Ben onda
      bulunmayan, onun ihtiyacı olan seyle onu kandırırım."
      • Gamlı düsüncelere dalmıs, ızdıraptan basına gelen belalardan bunalmıs, sarhos olmayı, kendinden geçmeyi düsünen
      biri degil ki; büyük kadehle kırmızı sarap sunarak onu kandırayım.
      • Dünya nimetlerine gönlünü kaptırmıs, topraktan yaratılmıs su aleme baglı degil ki; onu altınlarla, servetle, yüksek
      mevki ile, dünya saltanatı ile kandıralım.
      • 0 görünüste bir insan ama, aslında insan degil, melek! Söhret duygusu yok ki, güzel kadınlarla onu kandırabileyim.
      • Rçi nakıslarla, güzel resimlerle süslenmis bir ev, o evi melek bile görse ürker, kaçar. Peki ben onu hangi nakıslarla,
      hangi resimlerle, hangi süslerle aldatabilirim.
      • At sürülerine, saf kan Arap atlarına ihtiyacı yok! Çünkü o, kanatla uçuyor. Nefis yemekler, güzel renkli hos kokular,
      meyveler yemiyor; onun yedigi içtigi nur, onu nasıl olur da herkesin pesinde kostugu ekmek ile kandırabilirim
      • Dünya pazarlarına asık, alıcı, satıcı bir tacir degilim ki, onu kazançla, karla, ziyanla aldatayım.
      • Hiç bir sey ondan gizli degil kî,kendimi hasta göstereyim, "ah vah" diyerek, feryad ederek onu kandırayım.
      • Hararetim varmıs gibi sirkeli bezle basımı baglayayım. Öksürerek, aksırarak; "Mahvoldum, hastalıktan ölüyorum!"
      diye onu merhamete getireyim.
      • Kıldan kıla, benim egriligimi, sapık düsüncelerimi, gizli hayallerimi, nefsani arzularımı, her seyimi bilir. Ne yaparsam
      hepsini görür. Ondan gizli olan bir sey yok ki, onu o gizli seyle kandırayım.
      • Söhret pesinde kosan, sairlerin meth ü senalarına, övmelerine düskün olan bir padisah degil ki, güzel beyitler
      okuyarak, gazeller terennüm ederek akıp giden, insanı büyüleyen siirlerle onu aldatayım.
      • Gayb aleminden, ötelerden kendisinin duydugu anlatılamaz yüce zevkler, dünya zevklerinden de ahiret zevklerinden
      de çok üstündür. Onu merhamete getirmek, cehennem azabıyla korkutmak, yahut ona cennetleri vaadederek hürilerle,
      gılmanlarla kandırmak da imkansızdır.
      • Tebrizli Sems onun seçtigi tek varlıktır. Onun sevgilisidir. Olsa olsa onu ancak, o "Zamanın Kutbu" ile kandırabilirim.
      739. Bahar geldi!
      Müstef´ilün, Miistef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün
      (c. III, 1336)
      • Dostlar, bahar geldi. Selvi agaçlarının yanına gidelim. Yüz üstü yatmıs uyuklamıs bahtı, sevgilinin bahtı gibi
      uyandıralım.
      • Çimen garipleri nasıl bir hileye bas vurarak, ayaksız olarak yürüyüp kostularsa, biz de hem ayagımız baglı, hem de
      adım atarak o garipler yurduna gidelim.
      • Toprak bedenden bas kaldıran, kurtulan ruhun adı "akan, yürütüp giden´ manasına gelen "revan"dır. Biz de, dizi
      baglı canı tutalım, onların menzillerine kondukları yere götürelim.
      • Akıl der ki: "Ben onu dil dökerek, meth ü sena ederek kandırırım." Ask der ki: "Sen sus, ben onu ugrunda can
      vererek aldatırım."
      • Can ise gönüle der ki: "Yürü git, beni de gülünç bir hale sokma, etrafındakileri de kendine güldürme! Ben onda
      bulunmayan, onun ihtiyacı olan seyle onu kandırırım."
      • Gamlı düsüncelere dalmıs, ızdıraptan basına gelen belalardan bunalmıs, sarhos olmayı, kendinden geçmeyi düsünen
      biri degil ki; büyük kadehle kırmızı sarap sunarak onu kandırayım.
      • Dünya nimetlerine gönlünü kaptırmıs, topraktan yaratılmıs su aleme baglı degil ki; onu altınlarla, servetle, yüksek
      mevki ile, dünya saltanatı ile kandıralım.
      • 0 görünüste bir insan ama, aslında insan degil, melek! Söhret duygusu yok ki, güzel kadınlarla onu kandırabileyim.
      • Rçi nakıslarla, güzel resimlerle süslenmis bir ev, o evi melek bile görse ürker, kaçar. Peki ben onu hangi nakıslarla,
      hangi resimlerle, hangi süslerle aldatabilirim.
      • At sürülerine, saf kan Arap atlarına ihtiyacı yok! Çünkü o, kanatla uçuyor. Nefis yemekler, güzel renkli hos kokular,
      meyveler yemiyor; onun yedigi içtigi nur, onu nasıl olur da herkesin pesinde kostugu ekmek ile kandırabilirim
      • Dünya pazarlarına asık, alıcı, satıcı bir tacir degilim ki, onu kazançla, karla, ziyanla aldatayım.
      • Hiç bir sey ondan gizli degil kî,kendimi hasta göstereyim, "ah vah" diyerek, feryad ederek onu kandırayım.
      • Hararetim varmıs gibi sirkeli bezle basımı baglayayım. Öksürerek, aksırarak; "Mahvoldum, hastalıktan ölüyorum!"
      diye onu merhamete getireyim.
      • Kıldan kıla, benim egriligimi, sapık düsüncelerimi, gizli hayallerimi, nefsani arzularımı, her seyimi bilir. Ne yaparsam
      hepsini görür. Ondan gizli olan bir sey yok ki, onu o gizli seyle kandırayım.
      • Söhret pesinde kosan, sairlerin meth ü senalarına, övmelerine düskün olan bir padisah degil ki, güzel beyitler
      okuyarak, gazeller terennüm ederek akıp giden, insanı büyüleyen siirlerle onu aldatayım.
      • Gayb aleminden, ötelerden kendisinin duydugu anlatılamaz yüce zevkler, dünya zevklerinden de ahiret zevklerinden
      de çok üstündür. Onu merhamete getirmek, cehennem azabıyla korkutmak, yahut ona cennetleri vaadederek hürilerle,
      gılmanlarla kandırmak da imkansızdır.
      • Tebrizli Sems onun seçtigi tek varlıktır. Onun sevgilisidir. Olsa olsa onu ancak, o "Zamanın Kutbu" ile kandırabilirim.
      • Ey yaprak; elbette bir kuvvet buldun da dalı yarıp çıktın, ne yaptın da zindandan kurtuldun Söyle, söyle de biz de
      beden hapishanesinden kurtulmak için senin yaptıgını yapalım.
      • Ey selvi! Yerden bas kaldırdın, yüceldin. Seni yaratan sana ne seyir gösterdi Bilelim de biz de seyredelim.
      • Ey gonca! Gülün rengine boyanıp çıktın, kendinden geçip geldin, geldin ana nasıl geldin Söyle de, ne yaptınsa biz
      de onu yapalım.
      • Bu hos beyaz abher rengi nereden geldi 0 anber kokusu hangi semtten geliyor Bu evin kapısı nerede, gösterin de;
      o kapıya hizmet edelim, o kapının kulu olalım.
      * Ey bülbül! Feryadına acıdılar, imdadına kostular. Ben senin feryadına kul olayım, köle olayım. Sen, gül yüzünden
      neselisin. Ben senin ötüslerinden neseliyim. 0 ihsana nasıl sükredebilirim
      * Aklını basına al da, gül bahçesinden sırlar duy! Harfsiz, sessiz, sedasız hakîkatler isit! Ey bülbül! 0 ask masalını
      anlayabilirsem, sen de sazına düzen ver, güzel seslerle beni mest et!
      740. Adama baktıgın zaman, onun hakîkatini gör, onu, îblis gibi, su ve toprak görme!
      Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fa´ilün
      (c.IV, 1737)
      • Sarap getir, mahmurlugum var. Allah beni giriftar etti. Ben de o yüzden saraba giriftar (düskün) oldum.
      • Sarap sun askın serefine, askın canı için. Günesin bile kıskandıgı kadehi sun, çünkü ben asktan baska her seyden
      bıktım, usandım.
      • Sarap sun, o saraba can bile desem, dogrusu yazık olur. Çünkü ben can yüzünden çok sıkıntılara katlandım. Çok bas
      agrıları çektim.
      • Sun o sarabı ki, adı bile agzıma sıgmıyor. 0 yüzden sözlerim perisan bir haldedir, darmadagındır.
      • Sarap sun ki onsuz ahmaklastım. Bir seycikler bilmez oldum. Fakat onu içince, onunla beraber olunca; yigitlerin, yol
      vurucuların bile sahı kesildim.
      • Sarap sun ki, bir an bile basım onsuz kalınca; duygusuz, donmus, kapkara kesilirim, nursuz kafirlerden biri olurum.
      • 0 sarabı sun ki, beni; "Sun!", "Sunma!" demeden o kurtarır. "Nerede bulayım, nasıl sunayım " diye beni basından
      savma! Sen o sarabı hemen sun!
      • 0 sarabı sun da uzun gecelerde, tükenmek nedir bilmeyen feryatlarımdan gök kubbesini kurtar, huzura kavustur.
      • 0 sarabı sun ki, ben kadehsiz sarap eminiyim. Karnıma giren sarabı hiç zayi etmeden gereken yerlere veririm.
      • Kemigime, kanıma bakma! Beden bakımından hor, hakîr biriyim. Fakat ruh bakımından yüce bir padisahım.
      • Ben bir marangozum: Yontup yaptıgım merdiveni yedinci kat göge dayadım da göklerin damına, yücelere çıktım,
      ötelere yükseldim.
      • Adama baktıgın zaman onun hakîkatini gör! Onu, îblis gibi, su ve toprak görme, topragın ötesindeki yüz binlerce gül
      bahçesini gör!
      • Sakın yanılma, bir kere daha balçıga girersem degismem, neysem oyum. Çünkü ben yüzümü örttügüm beden
      örtüsüne büründügüm için utanmadayım.
      741. Senin gamının dikenleri benim için güllerden daha degerlidir.
      Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fa´ilün
      (c. IV, 1724)
      • Gözümü açınca her seyde senin güzelligini, san´atını, yaratma gücünü görürüm. Dudaklarımı açınca hepsinin vahdet
      (=birlik) sarabını içerim.
      • Rnsanlarla bos yere konusmayı, onların dedi kodularını dinlemeyi haram sayarım. Fakat senden bahsettikleri, senin
      güzelligini anlattıkları zaman sözü çok uzatırım.
      • Beni hangi yola götürseler, bin türlü aksaklık gösteririm, fakat sana giden yolda kosarım.
      • Hızır gibi elime ab-ı hayat geçse, o suyu senin bulundugun yerin topragı ile süslerim.
      • Gamının verdigi elemlerden, keder dikenlerinden dikenler toplarım da nergis, sadberk gülü devsirmeyi düsünmem.
      Gamının dikenleri benim için güllerden daha degerlidir.
      • Yüzümü gönüller açan, hatırlar yapan padisahlar padisahına çevirince, nurum günesten de üstün olur, ay ısıgından
      da!
      * Günes halini alırsam, gönlümün harareti ile herkesin, her seyin bütün zerrelerini, sarhos ederim ask oyununa
      düsürürüm.
      742. Biz yarın ihtiyarlayacak güzel degiliz. Biz ebediyyen genciz.
      Mef´ülü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat
      (c. IV, 1705)
      • Bizden bıkma biz çok güzeliz! Baskalarının kıskanmasından ötürü ürktük, güzelligimizi gizledik.
      • Birgün beden örtüsünü canın üstünden atınca görürsün ki; canı ay da, firkad yıldızı da kıskanmaktadır. Onların hiç
      birinde canın parlaklıgı yoktur.
      • Bizi görmek için yüzünü yıka, temizlen, kirliliklerden kurtul! Çünkü kirli bir insan bizi göremez. Kendini manevî
      kirlerden temizleyemeyeceksen bizden uzak dur! Kendi güzelligimiz bize yeter.
      • Biz yarın ihtiyarlayacak bir güzel degiliz, biz ebediyyen genciz. Gönlümüz rahattır, hostur. Biz kadîmiz, önümüze ön,
      sonumuza son yoktur.
      • Giydigimiz beden elbisesi eskidi, yıprandıysa da, ne gam 0 elbisenin içindeki ihtiyarlamadı. Ömür örtümüz fanîdir.
      Fakat kendimiz uçsuz bucaksız bir ömürüz.
      • Rblis Adem´in hakîkatini göremedi. Örtüsünü gördü de ondan yüz çevirdi. Hz. Adem ona; "Sen Hakk dergahından
      sürülmüssün, kovulmussun, biz sürülmedik, kovulmadık." diye seslendi.
      • Rblis secde etmedi ama meleklerin hepsi secde ettiler de; "Gönlümüz örtü altında bir güzele düstü.
      • Örtü altında öyle bir güzel var ki; güzelligi aklımızdan basımızdan aldı da o güzellige karsı secdeye kapandık."
      dediler.
      • îhtiyarlamıs kisileri güzellerden ayırdedemezsek, aklımız, ask aleminde bu seçmeyi yapamazsa, biz askta dinimizden
      dönmüs sayılırız.
      • Güzelin sözü mü olur 0 Allah arslanıdır, biz çocukça sözlere daldık. Zaten de çocuklarız. Biz ask bilgisinde daha
      alfabedeyiz, ebced okumadayız.
      743. Biz senin gibi bir güzeli rüyada bile görmedik.
      Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstefilün, Fe´ulün
      (c. IV, 1701)
      • Sevgilim, senin güzelliginin sesini ruhumda duyunca, su gibi, rüzgar gibi ben de senin askına dogru kosmaya
      basladım.
      • Mısırlı kadınların Hz. Yusufun güzelligini görünce, kendilerinden geçip ellerini kestikleri gibi, sen de bir kerecik olsun
      elini canımıza koy bak da gör ki; biz güzellikler karsısında gönlümüzde neler kestik.
      • Rindlerin, müflislerin halleri meydanda, artık ne yapılabilir Biz de varımız yogumuz olan su yamalı hırkayı senin
      ayaklarının altına dösedik.
      • Ask aleminde bizim gibi binlerce kisi can vermistir. Fakat biz senin gibi bir güzeli rüyada bile göremedik.
      * Biz sana layık bir asık olamadık da, su içen hayvanlar gibi suda aksimizi görünce, kendi çirkinligimizden ürktük.
      744. Onun askının hevesi ile dokuz kat çarh edip dönüyor.
      Müfte´ilün, Fa´ilat, Müfte´ilün, Fa´ilat
      (c.IV,1714)
      • Ne zamana kadar hep böyle habersizce gideceksin Basını yerden kaldır da jama bak; hatta dam da bir sey mi
      Söyle sen yukarılara, göklere bak!
      • Hiç belli olmaz, can ansızın bir cilveye, bir cezbeye kapılır da, yüzlerce ayın, yüzlerce günesin kendisine kul, köle
      olacagı bir ay halini alabilir.
      • Görmüyor musun Onun askının hevesi ile dokuz kat gök çarh edip dönüyor. Canla gönül de onun sarabından kadeh
      kadeh içiyorlar.
      • 0 tecellî edince, canlara onun nuru vurunca can sarabını içmek mübahtır. yiyip içmek, yatıp uyumak da haramdır.
      * Dünya; "Ey rüzgar ne haber var " diye sordu. Rüzgar da cevap verdi ki: Korkudan baska hiç bir seyden haberim
      yok!"
      745. Ben derdimi sevmekteyim, derdime gönül vermisim.
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilat
      (c. IV,1678)
      • Ben aglasam da, özür dilesem de sevgili duymaz, ilgilenmez. Çünkü o kulaklarına pamuk tıkamıstır.
      • Bana ne cefa ederse etsin, sevgili yaptıgı islerden, cefalardan üzüntü duymaz. Yaptıkları kendinde kalır, ama ben o
      ne cefa ederse etsin, sikayet etmeden o cefalara katlanırım.
      "Eski sairlerimizden birisi bu konuda söyle yazmıs:
      "Yarın cefası cümle vefadır, cefa degil!
      Yarı cefa etti diyenler ehl-i vefa degil!"
      • Beni adam yerine koymasa, beni yok saysa, (varsın) saysın, ben onun sitemini kerem sayarım.
      • Onun bana verdigi dert, gönlüme deva olmaktadır. Bu yüzdendir ki ben derdimi sevmekteyim, derdime gönül
      vermisim.
      "Bu beyt Niyazî-i Mısrî hazretlerinin:
      "Derman aradım derdime
      Derdim bana derman imis beytini hatırlatıyor.
      • Onun aziz askı beni horlayınca, kendimde yücelik bulurum, saygı görmüs olurum.
      • Bedenim, üzüm gibi onun ayakları altında ezilince, mutlu olurum, sarap haline gelirim.
      • Onun sevimli ayakları altında üzüm gibi ezilmek bana can verir. Sırlarım nese bulur, zevke erer.
      • Halbuki bu mutluluktan gafil oldugu için, onun ayakları altında ezilen üzüm, kan aglar. "Bu cevrden, bu cefadan, bu
      iskenceden bıktım!" der.
      • Onu ezen ayaklar; "Ben seni bilgisizlikten ezemiyorum!" der de, kulaklarına pamuk tıkar, sikayetleri duymaz.
      746. Sen bana o gizli dünyayı göster de, artık bu dünyayı yok sayayım, inkar edeyim.
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilat.
      (c.1V.1679)
      • Ben mest de olsam ayık da olsam, sevgilinin güzel gözlerinin kuluyum, kölesiyim.
      • Canın ve cihanın yüzünün hayali olmadıkça, kendimden de, candan da, cihandan da bezginim, usanmısım.
      • Beni gece gündüz güller, gül bahçeleri içinde bırakan güzelimin gül yüzünün kölesiyim.
      • Rste ben onun gül yüzünde böyle bir ayna görmedeyim. Gözümü bu aynadan nasıl ayırabilirim
      • Güzelim bana dedi ki: "Ben güzellerin canıyım!" "Evet ey sevgili!" dedim. ´Ben de seni öyle görüyorum."
      • Dedi ki: "Basında eger benim coskunlugum varsa, senden kıl kadar ayrılmam, seni bırakmam.
      • Ben öyle bir mumum ki pervane olanı tutar, kendi atesimin içine çeker, yakanm."
      • Ona dedim ki: "Benden ne yakarsan yak, zaten ben senin ask dumanından ibaretim."
      • Sakî geldi de: "Dostça bana bir sey ver!" dedi. "îste sarıgım; al sende rehin olarak kalsın!" dedim. ;
      • "Hayır hayır yanlıs söyledim." dedim. "Sarıgım yerine sen basımı al da, ondan kurtulayım. Fakat biraz dur, aklım
      basımda. Sen bana sarap ver aklım gitsin de ondan sonra basımı al!
      • Sen bana o gizli dünyayı göster de artık bu dünyayı yok sayayım, inkar edeyim."
      747. Sen edepten bahsediyorsun, ama sende edep görmedim.
      Müstefilün, Fe´ülün, Müstef´ilün, Fe´ülün
      (c. IV, 1690)
      • Sevgilim, sensiz iki cihanda da nese görmedim. Çok güzel varlıklar, sasılacak seyler gördüm ama senin gibi güzel
      göremedim.
      • "Ates kafirin nasibidir." diyorlar. Senin atesine yanmamıs Ebu Leheb´den baskasını görmedim.
      • Gönül penceresine nice zaman can kulagını dayadım, dinledim. Pek çok sözler isittim ama söyleyen iki dudagı
      görmedim.
      • Kuluna birdenbire rahmetini saçtın. Bu ihsana sebep senin hududsuz lütfundur. Baska sebep görmedim.
      • Cibresi üzüm teknesine girmeyen, Halep´te bile esi bulunmayan o billur sisedeki saraptan,
      • 0 kadar sun ki kendimden geçeyim. Çünkü ben varlıkta kendinde olmakta zahmetten baska bir sey görmedim.
      • Ey nihayetsiz ask, ey ilahi mazhar! Sen hem güvenilir dayanaksın, hem de kuvvetli arkasın. Senin sanına, haline
      uygun düsecek bir lakab görmedim.
      • Kardesim sus, fazileti, edebi bırak! Sen bahsediyorsun, ama sende edep görmedim.
      748. Ben sasılacak acayip bir cihanım, bir avuç toprakta gizlenmisim.
      Müstef´ilün, Fe´ülün, Müstef´ilün, Fe´ulün
      (c.IV, 1693)
      • Ben tertemiz olarak ask yoluna düsmüsüm. Bu yolda gizlenmeden yürümekteyim. Ben kimseye kin gütmem, garaz
      tohumu ekmem. Yokluk bile bana sıgınır, bana dayanır. Benim gözüm toktur. Ben hiç bir zaman tama´ın sırtını kasımam.
      • Ne halkın dedikodusu ile rahatsız oluyorum, ne de kimseden korkum var. Ben hür bir kusum, kafes azıgına
      ihtiyacam yok.
      • Ben yagmurlar yagdıran bir bulutum. Rnciler saçan bir gögüm. Yeryüzünde susuzlara ab-ı hayat sunmadayım.
      • 0 agaç, Hz. Müsa´ya uzaktan ates gibi göründü ama o ates gönüllere hos gelen bir nurdu, ben de uzaktan ates
      görünürüm ama ates degilim, ben de nurum.
      • Rüzgarla agacın dah titrer, oynar ama gövdesi hiç titremez durur. Benim de görünüste kararım yok. Hadiseler
      karsısında ben de agaç gibi titriyorum ama, ruh aleminde karar etmisim. Korkmam, titremem.
      • Ben sasılacak, acayip bir cihanım. Bir avuç toprakta gizlenmisim. Her gece gönlüm gündüz gibi aydınlıktır. Her
      sonbaharın içinde ilkbaharlar bulunmaktadır.
      • Ben tamamıyla yok olup kendimden geçtigim zaman kendime gelirim, kendimi bulurum. Bedenimin aslı olan dört
      unsur ile bes duygudan kurtulunca tam adam olurum.
      • Rnsan haksız yere kendisinde bir ihtiyar oldugu, cüz´î iradesi bulundugu davasına girisir. Aslında Hakk´ın ihtiyarındaki
      yücelik, benim ihtiyarımı elimden almıs, beni ihtiyarsız bırakmıstır.
      749. Ben degersiz bir saman çöpü gibiysem, benim kehribarım sen degil misin
      Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün
      (c. IV,1728)
      • Sen beni istemesen de ben seni canla, gönülle isterim. Sen bana kapıyı açmasan da ben kapının esiginden ayrılmam,
      orada oturur kalırım.
      • Ben balık gibiyim, dalga beni karaya atsa da, sudan baska sıgınacagım yer yoktur. Gönlüm sudan baska bir sey
      istemez.
      • Kendi kendime nereye gidebilirim Benim gönlüm mü var Ben de, beden de, gönül de ancak padisahlar padisahının
      gölgesine sıgınmısız.
      • Mest olup gitmissem, yıkılmıs, kendimden geçmissem, mest olusum, yıkılıp gidisim sendendir. Bir sey biliyor, bir sey
      duyuyorsam bilisim, duyusum da sendendir.
      • Eger bende bir gönül kalmıssa gönlümü alan sen degil misin Eger ben degersiz bir saman çöpü gibiysem, benim
      kehribarım sen degil misin
      • Yedigim nefis yemeklerin tatlı helvaların, çöreklerin agzımda bıraktıkları tat, o güzel dudaklarının tadından,
      lezzetinden birer kırpıntı degil midir
      • Ne yüksek mevkiler düsünürüm, ne sultanlık, ne mal mülk, ne söhret, ne ululuk! Bunların hiç birisinde gözüm yok!
      Senin askın bunların hepsinden üstündür!
      750. Su zamanda, Mansur gibi, ben senin daragacının altındayım.
      Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün
      (c.IV, 1726)
      • Bana sarap sun, çoktanberi ben senin güzelliginin mahmuruyum. Ben eski bir hırkaya bürünmüsüm, ama senin
      gerçek dostun degil miyim
      • Su anda mahmurum, sen bana uy! Benim dedigimi yap! Mest olup kendimden geçtikten sonra zaten senin
      emrindeyim, senin diledigini yaparım.
      • Sen simdi "Enel-hakk" kadehini doldur! Mansur sarabından sun! Su zamanda Mansur gibi ben senin daragacının
      altındayım.
      • Elest demindeki sözleri, ahitleri, sartları hatırla. Benimle nelere karar vermistin Ben hala o karardayım.
      • Ey avucum! Tuttugum kadehe de ki: "Sen at gibi bana binmissin, ben seni tasıyorum. Fakat aslında sasılacak sey su
      ki; içindeki sarabı içince ben sana biniyorum, sen beni tasıyorsun.
      • Ey kadeh! Ben asıklar halkasının ortasındayım. Sen benim etrafında dönmedesin, ama aslında beni döndüren sensin.
      Senin etrafında dönen de benim.
      • Ben nasıl kafir olurum ki, senin gibi bir puta tapıyorum Ben nasıl fasık olurum ki, senin sarabını içiyorum
      * Gel gel! Sen zamanenin sırlarını bilensin, gönlümün sırlarını ört ki ben senin sırdasınım
      751. Ask dersi, çalısmakla ögrenilmez.
      Mef´ulü, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat
      (c.IV,1710)
      • Senin güzel yüzünü görünce, yesil çimenlerden, gül bahçelerinden vazgeçtik. Gözünü görünce de sarabı ve sarapçıyı
      görmez olduk.
      "Gözün döktügü kanlı yaslar, saraba benzetilmistir. Bir ilahide: "Gözüm ki kana boyandı, sarabı neyleyeyim "
      denmistir.
      • Oturdugumuz evi rehine verdik, geldik, senin mahalleni yurt edindik. Dükkanı yıktık, isten, kazançtan vazgeçtik.
      • Neyimiz varsa hepsini ask yagma etti. Kardan, zarardan, alıs veristen vazgeçtik.
      • Ask davasına girismek, sonra da hayadan, utanmaktan bahsetmek olamaz. Bu sebeple biz ask yoluna düsünce
      hayadan, utanmaktan vazgeçtik.
      "Bir baska beyitte Mevlana söyle buyurmustu:
      "Eger sen askın asıgı isen ve askı arıyorsan, keskin hançeri al, utanmanın bogazını kes!"
      • Gamın haddine mi düsmüs ki bizim adımızı ansın Elini çırp, bizi alkısla ki artık biz gamdan da, gam çeken gönülden
      de kurtulduk.
      • Nese yürüdü, gönül hoslugu ülkesi bize verilmis. Azın, çogun varından da yogundan da vazgeçtik.
      • Biz söz söylüyoruz, sen inkar ediyorsun. Biz iki alemin ikrarından da, inkarından da vazgeçtik.
      • Dünya isini paylasmayan su köpeklere bak! Nasıl da birbirlerine düsmüsler. Biz köpekten dogmadık, köpek de
      degiliz. Bu sebeple biz dünya isinden vazgeçtik.
      "Bu beyitte su hadîse isaret var: "Dünya bir lestir. Köpekler onu isterler."
      • Gönül sırlarını ancak Allah bilir. Bu bize kafi. Bizler kötünün kötülügünden, hilecinin de hilesinden kurtulduk.
      • Askın verdigi ders hiç unutulur mu Ona çalısmaya ihtiyacımız yok. Zaten o ders çalısmakla ögrenilemez.
      752. Ben eskiden ettigim tövbelerden tövbe ettim.
      Müstef´ilün, Fe´ülün, Müstefilün, Fe´ulün
      (c.IV,1685)
      • Ey çalgıcı! Su gazeli oku: Ben sevgiliden, her çesit gülden, her çesit dikenden vazgeçtim. Çünkü artık tövbe ettim.
      • Bazen isime çok düskün olurum. Adeta isimin mesti olurum. Bazen mahmur olurum. Artık isten de, mahmurluktan
      da vazgeçtim. tövbe ettim.
      • Bogazıma kadar tövbe etmek suçuna gömülmüsüm. Tövbeden o kadar canım yandı ki, eskiden ettigim tövbelerden
      de simdi tövbe ettim.
      " Tövbe etmekten tövbe etmek ne demektir Ariflere göre bir insanın: "Ben bu isi bir daha yapmayacagım." diye tövbe
      etmesi, o kisinin kendinde bir güç, bir varlık hissetmesi anla-mına gelir. Ey zavallı insan! Sen kimsin ki: "Ben bunu bir daha
      yapmayacagım." diyor-sun. Her sey Hakk´tan geldigine göre, senin bir yapma gücün var mıdır Tövbe etmekten tövbe
      etmek hali, bize ait degildir. Kamil insanlara aittir. Arifler, kamil insanlar, Hakk´ta fanî olduklan için, bıitiin isteklerinden,
      bütiin iradelerinden kurtulmuslardır. Tamamıyla Hakk´a teslim olmuslardır. Bizim gibi insanların yaptıgı hatalardan tövbe
      etmesi, o suçu bir daha islememek için ahitte bulunması ve Hakk´ın verdigi cüz´î iradeyi kullanması sart-tır. tnsanın isledigi
      giitidhlardan tövbe etmesi, Kur´an-ı Kerîm´in bir çok yerlerinde emre-dilmektedir. Peygamber Efendimizin bir çok
      hadîslerinde tövbe üzerinde durulmaktadır. Bu konu hassas bir konudur. Yanlıs anlasılmamalıdır. Peygamberler ve onlann
      varisleri olan gerçek veliler niçin geldiler Hepsi de cüz´î iradelerimizi kullanarak imana gelmemizi, günahlardan arınmamızı
      emretmiyorlar mı "
      • Ey sarap satan, kadehi elime ver. Ben sıkılmayı bıraktım. Arlanmaktan tövbe ettim.
      • Allah Allah! Ey çalgıcı! Ben yolumu sasırdım. Sen kendi yolunu, kendi isini iyi bilirsin. Çengi eline al da telleri üzerine
      tövbe ettigimi çal!
      • Düsünmekten, çare aramaktan gönlüm parça parça olmustu. Anladım ki çare, çaresizliktedir. Çaresiz tövbe ettim.
      • Sen ay yüzünü göster de karanlık geceyi nurlandır, güzellestir! Ben o günahın zevkinden çok tövbe ettim.
      • Tövbe vaktidir dedim. Bir çılgın asık bana: "Ben eski bir tövbe eden kisiyim, ben geçen sene tövbe ettim." dedi.
      753. Bana tas tas sarap ver de; beni varlıgımdan kurtar!
      Müfte´ilün, Fa´ilatü, Müfte´ilün, Fa´ilat
      (c. IV, 1716)
      • Bu gece su ben zavallının bedeninden canı tamamıyla al, al da bundan sonra dünyada, kimse benden bahsetmesin!
      • Su anda senin mestinim. Bana bir kadeh sun da iki cihandan da vazgeçip, büsbütün sende yok olayım.
      • Ben sende yok olunca, hani o senin bildigin hal basına gelince, yokluk kadehini elime alırım da kadeh kadeh senin
      ask sarabını içerim.
      • Can senin yüzünden yandı, yakıldı. Mum senden nur aldı, aydınlandı. Bir insan da eger senden yanmazsa, o hamdır,
      ham!
      • Sen bana birbiri ardınca yokluk sarabını sun! Ben tamamıyla yok olunca, yokluga dalınca, artık evi damdan
      ayırdedemem.
      • Ey yokluguna binlerce varlık kul olan, köle olan! Yoklugun arttıkça can sana yüzlerce secde eder.
      • Bana tas tas sarap ver de, beni varlıgımdan kurtar! Sarap olgun kisilere Hakk´ın bir nimetidir. Akıl ise ham kisilere
      mahsus bir seydir.
      • Yokluk denizini dalgalandır da, beni kapsın götürsün! Ne zamana kadar korku ile deniz kıyısında adım adım
      duracagım
      754. Ben onun ask bahçesinde güller, reyhanlar, yaseminler içindeyim.
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilat
      (c. IV, 1682)
      • Ben kederle dolsam da, gülsem de o padisahın devletine asıgım.
      • Padisahın askına gönül vermek, benim tacımdır. Bana bundan baska bir tac verse bile, ben onu almam.
      • Onun gül dalının rengi, benim varım yogumdur. Çünkü ben onun gül bahçesinin bülbülüyüm.
      • Ben onun kapısının topragından baska bir yere oturmam. Onu gönlümden, canımdan baska bir yere oturtmam.
      • Gece gündüz ben onun nimeti ile besleniyorum. Ben onun ask bahçesinde güller, reyhanlar, yaseminler içindeyim.
      • Dünya ister harap olsun, ister mamur olsun, benim için önemi yok! Sunu biliyorum ki, ben onun yıkılmıs, harap
      olmus bir kuluyum.
      • Aslım toprak oldugu için, yeryüzünün topragı ile dostum, onunla birim! ama yine de padisahım bana büyük bir
      lütufta bulunmustur. Bana hiç bir yaratıga vermedigini vermistir. Bana kendinden can bagıslamıstır.
      755. Biz dertlere dermanız, çaresizlere çareyiz.
      Mefulü, Fa´ilatü, Mefa´îlii, Fa´ilat
      (c. IV, 1709)
      • Biz kıtlık içinde kalmıs susuzlarız, çok nimetler görmüs, çok yemekler yemis kisileriz. Çaresiz degiliz, dertlere
      dermanız, çaresizlere çareyiz.
      • Mecliste saraba benzeriz, nese dagıtırız, gamlılara nese bagıslarız. Savasta Hz. Ali´nin Zülfikar´ıyız. Sükretmede sanki
      kaynagız, sabretmede mermer kaya gibiyiz.
      • Biz rüsvet padisahı degiliz. Biz paramparça olmus gönül hırkalarını diker, yamarız.
      • Bizden sır saklama, biz senin gönlündeyiz. Her seyi biliyoruz. Bizden gönlünü çekip alma, gönlün bizim elimizdedir!
      • Biz saman altında kalmıs gizli, uçsuz bucaksız bir deniziz. Yahut da göklerde parlayan günesiz.
      • Mest bir halde ask evinin damı kenarında durdugumuza bakma! Dam da bilir ki, bizim kıyımız kenarımız yoktur.
      • Ay ısıgı dam kenarına vurmaktan hiç korkar mı Peki biz neden gam yiyelim Biz üstün bir varlıgız, göklerde dolasan
      aya binmisiz.
      • Biz Ahmed(s.a.v.)´in tevhid müjdesini vermedeyiz. Hz. îsa gibi çocukken besikte konusuruz. Bütün bunlara ragmen,
      biz artık konusmayalım, susalım.
      756. Kan oldum, askın damarlarında dolasmaya basladım.
      Gözyası oldum Hakk asıklarının gözlerinden aktım.
      Fa´ilatün, Fallatün, Fa´ilat
      (c. IV,1661)
      • Hakk yoluna düsenlere mahrem oldum. Herkesin madde pesinde kostukları bir zamanda manaya önem verenlere
      hemdem oldum, arkadas oldum.
      • Altı yönden de dısarda manevî bir kubbe gördüm. Ben o kubbeye toprak aldum. Döseme oldum, kan oldum, askın
      damarlarında cosarak dolasmaya basladım. Gözyası oldum, Hakk asıklarının gözlerinden aktım.
      • Bazen besiginde konusan Rsa gibi bastan basa dil kesildim. Bazen de Hz. Meryem gibi susan bir gönül oldum.
      • Hz. Rsa´nın, Hz. Meryem´in kaybettikleri bir sey vardı ya, eger bana inanırsan bil ki; o kaybedilen sey ben oldum.
      • Zevalsiz ask nesterine karsı yüzlerce defa yara oldum, merhem oldum.
      • Her adımda Azrail (a.s.) benim yol arkadasım olmustu. Ondan korktum, perisan oldumsa canım çıksın.
      • Ölümle yüzyüze savasa giristim. Korkmak söyle dursun, karsıma çıktıgı için ölürnün kendisinden neseler aldım,
      sevinçler elde ettim.
      • Varlık yükünü tamamıyla sırtımdan attım, ölümsüzlük üzengisine ayak bastım, ölümsüzlük atına bindim.
      • Gerçi belim çeng gibi büküldü ise de, yine de sen ölümsüzlük "ney"inin sesini benden duy, benden isit!
      • Benim için Sems-i Tebrizî bayramların en büyügü olan "îd-i ekber" idi. Rste ben o bayrama büyük bir kurban oldum.
      757. Ben neyim
      Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat
      (c. IV,1759)
      • Ah ben ne biçim bir insanım, ne renkteyim, ne haldeyim Ne oldugum belirsiz, acaba ne zaman kendimi oldugum
      gibi görecegim
      • Sen bana dedin ki: "Gönlündeki sırları gizleme, ortaya dök, benim içinde bulundugum orta nerede; göster bana´."
      • Hem hareketsizim, hem de kosup duruyorum. Su ruhum ne zaman süküta kavusacak
      • Ben kıyısı bulunmayan öyle sasılacak bir denizim ki, denizim de kendisinde gark oldu gitti.
      • Beni bu dünyada da arama, öte dünyada da! Benim bulundugum alemde her iki dünya da kayboldu.
      • Ben yokluk gibi kardan da ziyandan da kurtulmusum. Ben kardan da ziyandan da haberi olmayan acaip bir kisiyim.
      • Ona dedim ki: "Ey can, sen bizim ta kendimizsin." Dedi ki: "Su görünen maddî varlıgımda ben kendimi
      göremiyorum, kendim neyim ki, siz olayım."
      • Su halde: "Sen o´sun." dedim. "Haydi sus; öyle söyleme!" dedi. "Ben öyle bir seyim ki dile gelemem."
      • Dedim ki: "Dile gelmiyorsun, söze sıgmıyorsun ama, iste ben simdi seni dilsiz, dudaksız, sözsüz söylemedim."
      • Ben yokluktan ay gibi dogdum, dünyaya geldim, parlamaya basladım. îste gökyüzünde ayaksız olarak kosup
      duruyoruz.
      • "Ne kosuyorsun, dur da bak! Ben apaçık ortadayım ama aynı zamanda gizliyim!" diye bir ses geldi.
      • Ben Sems-i Tebrizî´yi görünce essiz bir deniz oldum. Görülmemis bir inciyim, emsali bulunmayan bir hazineyim.
      758. Ecel beden evini yıkmadan, biz beden evini yapana kavustuk.
      Fa´ilatün, Fa-ilatün, Fa´ilat
      (c. IV, 1670)
      • Can harman yerine yine geldik. Dogan kusu gibi padisaha dogru yine uçtuk geldik.
      • Gariplikten, ayrılıktan bıktık; aslımızın, baslangıcımızın yanına geldik.
      • Dilencilikten, niyazdan, yalvarmadan kurtulduk. Oynayarak nazlanmanın yanına geldik.
      • Sırra mahrem olanların sofrasında can besleyelim. Çünkü bizler sır perdelerinin arkasına geçtik.
      • Takdir ezel kemendi attı, bizi kendine çekti. Böylece biz de sebepleri hazırlayanın yanına geldik. Sebeplere
      ihtiyacımız kalmadı.
      • Ecel beden evini yıkmadan, biz beden evini yapana kavustuk. Allah´a hamdolsun, biz "Ölümden evvel ölünüz!" sırrına
      mazhar olduk.
      • Somunumuz pisti, kokusu burnumuza geliyor. Biz o kokuyu aldık da ekmekçinin yanına geldik.
      • Artık sen sus da, can, duygularımıza tercümanlık etsin; "Kötülüklerden,
      kirliliklerden, bayagılıklardan kurtulduk, yücelikten yüceliklere ulastık." desin.
      759. Ben onun tortulu saraba benzeyen derdine kadeh olurum.
      Fe´ilStiin, Fe´iiatün, Fe´ilat
      (c. IV, 1677)
      • Bir an beni gül bahçesi gibi hos bir hale sokar, bir an da kıs mevsimi gibi soguk bir hale getirir.
      * Bir an beni faziletli bir insan, üstad bir kisi yapar, bir an da beni okula yeni baslamıs bir çocuk eder.
      • Bir an olur tas atar, beni kırar, bir an olur beni gerçekler padisahı eder.
      • Bir an olur, beni günes kaynagı yapar, bir an olur bastanbasa karanlık bir gece haline sokar.
      • Rki elimle etegini tuttum. Bakalım beni ne hale sokacak
      • 0 beni mest olmus kisilere sakî yapar, ama ben onun tortulu saraba benzeyen derdine kadeh olurum.
      • Bana seker kamıslıgı lakabını verir diye gece gündüz onun sekerini satın alır dururum.
      760. însanın kendinden geçmedikçe, kendine gelmesine imkan yoktur.
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. IV, 1669)
      • Varlıgı atese attık yaktık. Yeni bastan yokluga gittik.
      • Ey kardes! Sunu bil ki, iyi de kötü de varlık dünyasındadır. Yokluga gittigimizden ötürü, biz ne iyiyiz, ne de kötüyüz.
      • Hayırsız felek, neyimizi çaldı, götürdü ise, biz gece bekçisi gibi gittik, çalınanların hepsini ondan geri aldık.
      • Yüzlerce ben ve biz arasında biz bir kisi idik. 0 tekten arpa kadarı bile kalmadı. Biz simdi yüzlerceyiz.
      • Rnsanın kendinden geçmedikçe kendine gelmesine imkan yoktur. Bu yüzden biz de kendimizden geçtik de sonra
      kendimize geldik.
      • Askın boyuna, bosuna göre bizim boyumuz kısaldı. Bizim boyumuz, bosumuz kısaldıktan sonra, biz yüce bir boya,
      bosa sahip olduk.
      • Rnsanlıgı, kemal mertebesini Hakk´tan ögrendik. Biz ask pehlivanıyız. Bu yüzden de Ahmed(s.a.v.)´in dostuyuz.
      • Varlık levhinde yirmi dokuz harf vardır. Biz bu harfleri sildik, ebced içine daldık da elif gibi tek kaldık.
      761. Asıkların okuyup bilgi elde ettikleri mektep, ateslerle doludur.
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c.IV, 1657)
      • Dudaklanmdan içimin yanık kokusu geliyor. "Ya Rabbi, ya Rabbi!" derken agzımdan duman tütüyor.
      • Gökler bile ahımdan aglamaya basladı. Her an can vermek benim adetim, yolum oldu.
      • Senin uyku ile geçirdigin gecenin, benim uykusuz ve feryadlarla geçen gecemden haberi olsaydı, benim halimi
      birazcık olsun anlardın.
      • Asıkların okuyup bilgi elde ettikleri mektep atestir, ateslerle doludur. îste ben gece gündüz böyle bir mektebin
      içindeyim.
      • Yüzünü sapsarı yüzüme koy! Elini gögsüme daya! Atesler içinde tir tir titriyorum.
      • Sevgiliye; "Kulagına bir sey söylemek istiyorum!" dedim. Çekindi; "Yanagımın yanmasından korkarım." dedi.
      762. Ask ötelerden kalktı geldi. Bu yanmıs, yakılmıs asıga misafir oldu.
      Fa-ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. IV, 1656)
      • Ben bu derde, dertle derman edecegim. Bu isi sabırla kolaylastıracagım.
      • Ya canın ayagını bu balçık bedenden kurtaracagım, yahut da canımı da, gönlümü de güzellere vakfedecegim.
      • Ben "Elest mumuna" atılmıs canını daglamıs, kanatlarını yakmıs bir pervaneyim. Simdi de padisahımın mumuna
      hizmet etmedeyim.
      • Ask ötelerden kalktı, geldi. Bu yanmıs, yakılmıs asıga misafir oldu. Çok mutluyum. Benim bir tek gönlüm var, onu da
      misafirim olan hazret-i askın serefine kurban etmem gerekir.
      • Nefis, gönül evine gelen bu mübarek konuktan hoslanmaz, kedi gibi miyavlar da aska gelme derse, nefsi tutayım,
      kedi gibi dagarcıga atıvereyim.
      • Melal kimin basını döndürürse, onu sema´a çekeyim, fırır fırıl döndüreyim.
      763. Benim gönlüm hasta! Ey gönül derdimin devası; ben hos degilim!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. )IV,1659
      » Oglum elimi tut, ben hos degilim! Ey fidan boylum, ben hos degilim!
      • Hayır hayır! Elimi bırak, benim hastalıgım baska türlü bir hastalık! Benim gönlüm hasta! Ey gönül derdimin devası!
      Ben hos degilim!
      • Sen beni bırakıp gittiginden beri gücüm, kuvvetim, sabrım, takatım gitti. Sen gittin gideli ben hos degilim!
      • Kollarını aç; kemer gibi bana sarıl! Dikkat et, bu kemer olmadıkça ben hos degilim!
      • Ey doktor ! Benim kuvvetim yok. Elini nabzıma koy da anla, ben hastayırn, hos degilim!
      • "Sen gönül hastası degil misin " diye ne soruyorsun Dudagının kadehi olmadıkça ister haberim olsun, ister olmasın,
      ben hos degilim!
      • Her an gözlerimi kapıyorum. Çünkü sen olmayınca bir seyi görmek isterniyorum. Sensiz görüsten, bakıstan
      hoslanmıyorum. Zaten ben gönül hastasıyım, hos degilim!
      764. Tek basına insan bir hiçten ibarettir!
      Fa-ilatün, Fa-ilatün, Fa´ilat
      (c. IV, 1671)
      • Neseden de bahsetsek, gamdan da dem vursak, hep bir arada oturalım, birbirimizle dertleselim!
      • Sevgilimiz ileri giderse, biz de ileri gidelim. Sevgilimiz az konusursa, biz de az konusalım!
      • Gerçi biz yigit kisileriz ama, yalnız basımıza yola düsünce kadınlar gibi güçsüz, kuvvetsiz oluruz. Acılara
      dayanamayız, feryada baslarız.
      • Hiç yoluna yapayalnız düstün mü Yolda çok tehlikeler vardır. Yalnız basımıza zemzem kuyusuna ulasacagımızı
      sanma!
      • Tek basına insan bir hiçten ibarettir. Hepimiz bir araya gelince insan olurmusuz. Haydi tekrar bir araya gelelim de
      insan olalım!
      • Yaratılıstaki nüktenin üstü örtülür, pek anlasılamaz. Rnsan bir vasıtadır. Haydi gidelim, o pek büyük, uçsuz bucaksız
      olan vahdet denizinin kıyısına çadırımızı kuralım, birlik olalım, bir olalım!
      765. Toprak onun yüzünden yesermis, çayır, çimen olmustur.
      Gökler onun yüzünden kararsızdır.
      Müfte´ilün, Fe´ulün, Müfte´ilün, Fe´ulün
      (c. IV,1655)
      • Dün gece can gökyüzüne diyordu ki: "Ey sonsuz, ey pek büyük gökyüzü! Ne de çok dönmede, takla atmadasın.
      Karnında sayısız yıldızların ısıkları parlıyor.
      • Suçsuz günahsız oldugun halde, sonu gelmez bir dönüse mahkum edilmissin. Haklı olarak sızlanıyorsun, sikayet
      ediyorsun, feryad ediyor, gürlüyorsun. Mavi renkte matem elbiselerine bürünmüssün.
      • Görünüste korkunçsun, bazen insanlara yıldırım okları atmadasın, fakat içyüzünden de dertlisin, degirmen gibi
      dönersin, alaca yılan gibi kıvranır durursun.
      • Mukaddes gökyüzü cevap verdi de dedi ki: "Ben insanoglundan nasıl olur da korkmam Yeryüzüne sürgün
      edildiginden beri o, dünya cennetini cehenneme çevirmistir."
      • Halbuki Cenab-ı Hakk insanı insan seklinde hayvan olarak degil de, insan olarak kendisine ibadet etsin, iyilikler
      yapsın diye yaratmıstır. 0 büyük yaratıcının avucunda toprak muma döner. 0 topragı zenci sekline kor, yine o, topraktan
      Rum ülkesi halkı gibi güzel birini yaratır. 0 dogan kusu yapar, baykus yapar. 0 topraktan hem zehirli, hem sekerli bitkiler
      bitirir.
      • Ey dost! 0 gizlidir de kendisi gizli kalsın diye bizi böyle apaçık ortaya at-îustır.
      • Senin topraktan yaratılmıs olan su bedenin, suya benzeyen canının üstünde îerdedir. Can dügünde, neseli gününde
      gamlı kederli oldugu zaman da îedeni perde olarak, duvak olarak kullanır.
      • Duvak altında sert huylu, ters yeni bir gelin var. Dünyanın iyisi ile de, kö-;üsü ile de alay edip duruyor.
      • Toprak onun yüzünden yesermis, çayır, çimen olmus, gökler onun yüzün-ien kararsız hale gelmis, her tarafta onun
      yüzünden bütün kötülüklerden curtulmus bir talihli var.
      • Akıl ondan tam bir inanç istemede, sabır ondan yardım beklemede, ask înun yüzünden gizli seyleri bilmede, toprak
      onun yüzünden insan sekline
      766. Allahın askı pek saglam bir kaledir.
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. IV, 1663)
      • Hergün yeni bir yük çekmedeyim. Bütün bu yükü, bu belayı bir is için ^ekiyorum.
      • Kıs mevsiminin dondurucu sogununa, karına, tipisine ilkbahara kavusma imidi ile katlanıyorum.
      • Beni ikiyüz sehirden de sürüp çıkarsalar, ben onun, padisahın askı ile bu iürgüne katlanmm.
      • Allah´ın askı pek saglam bir kaledir. Ben can yükümü o kaleye çekerim.
      • Onun nergise benzeyen iki mahmur gözü için mahmurluk çekmedeyim.
      • Gönül bir magara, Tebrizli Sems de bir dost. Bir dost için bu magaranın îahmetine katlanmaya mecburum.
      767. Biz ilahî nürla aydınlanmıs eve kuluz, köleyiz.
      Fa´ilatiin, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c.IV, 1672)
      • Bugün yagmurlu bir gün. Rahmet yagıyor. Biz de susuz kalan ask bahçe-sine ark açıyoruz ve rahmetine kavusma
      ümidi ile el çırpıyoruz.
      • Rahmet yagdıran bulutlar, ask denizinden gebe kalmıslardır. Biz de ask bulutundan gebeyiz.
      • Sen kendini inkar ederek; "Ben mutrip, yani çalgıcı degilim!" deme, gel bi-zim aramıza katıl da seni mutrip yapalım.
      • Su ev aydınlıktır. Sen; "Kimin evi " diye soruyorsun. Kimin evi olursa ol-sun, biz ilahî nürla aydınlanmıs eve kuluz,
      köleyiz.
      • Biz kendimizden habersiz yasıyoruz. Kendi ab-ı hayatımıza kendimiz per-deyiz. 0 ab-ı hayatın üstüne dökülmüs yag
      gibi ab-ı hayata örtü oluyoruz.
      768. Ben deve gibi senin gamını gevis getirmedeyim.
      Mef´ulii, Mefa´iliin, Fe´ulün
      (c. 111, 1562)
      • Sevgilim nazlandı da bana; "Ben sana atesim!" dedi. Ben de; "Evet!" dedim, "Sen beni yakan bir ates oldun ama
      sevgin de gönlümde!"
      • Senin sevgin olmadan bir gül koklasam, acımadan, dikenmisim gibi hemen beni !
      • Balık gibi sessiz sedasız ama dalgalar gibi, deniz gibi çırpınıp duruyorum kararım, huzurum yok!
      • Deve gibi senin gamını gevis getirmedeyim. Sarhos deve gibi agzım köpürmede.
      • Her ne kadar gizlesem, söylemesem de askın huzurunda apaçık meydandayım.
      • Tohum gibi toprak altındayım, topraktan bas kaldırmam için baharın isaretini bekliyorum.
      769. Toz gibi yolundan kalktım, sonra yine toz olarak çignenmek için senin yoluna kondum.
      Mefülü, Mefa´ilün, Fe´ulün
      (c. 111, 1559)
      • Dün yeniden ahdettim. Hem de senin canına yemin ettim.
      • Gözümü yüzünden ayırmayacagım. Kılıcı çekip beni öldürsen dahi senden yüz çevirmeyecegim.
      • Baska birisinden derman aramayacagım. Çünkü derdim senin ayrılıgındandır.
      • Beni basasagı atese atsan, "ah" dersem erkek degilim.
      • Toz gibi yolundan kalktım, toz halinde yükseldim, sonra yine toz olarak senin yoluna kondum.
      770. Mademki askının kılıcını canıma vurdun, bedenime de vur da bu isi tamamla!
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün
      (c. III, 1543)
      *Ev sakî! Neredesin Biz asıklara sarap verdigin için, ben candan senin kölenin kölesiyim. Haydi bana sarap sun!
      *Senin neyin var Nasıl sarabın var Benim elim bos, bana sarap sun! Çünkü ben çok dertliyim, kadehim cigerimin
      kanı ile dolu.
      • Benim durumumdan utanıyorlar da kimse benim adımı bile anmıyor. Zaten benim gibi perisan bir adamın ad kaygısı
      olur mu
      • Mademki askının kılıcını canıma vurdun, su isi tamamla, bedenime de vur! Çünkü yarı ölüyüm, yarı diri.
      • Bana bazen zahid diyorlar, bazen da rind. Ben zavallı bilmiyorum ki hangisiyim
      • Bende mum gibi bir zerre varlık kalsa, gidecegim yer atestir. Atesi bagrıma basacagım.
      • Benim için yanmaktan baska çare kalmadı. Gel de hosça yanıp yakılayım. Çünkü ben çok hamım.
      771. Eger ben sensem, peki sen kimsin
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün
      c. III, 1544)
      • Bana; "Nasılsın " diyorsun, nasıl oldugumu ben ne bileyim "Nerelisin, kimlerdensin " diye soruyorsun, nereli
      oldugumu, kimlerden oldugumu ben ne bileyim
      * Bana; "Niçin böyle mest olmussun, kendinden geçmissin, hangi büyük kadehten içtin de bu hale geldin " diye , ben
      ne bileyim
      *"0 dudakta ne var ki, o dudak yüzünden böyle tatlı dillisin " diyorsun, böyle oldugunu ben ne bileyim
      *Bana; "Su dünya hayatında saglıklı yasamaktan, gençlikten daha hos, daha iyi ne gördün " diye soruyorsun, ben ne
      bileyim
      *Onun yanagında ab-ı hayat gibi parlak bir ates gördüm fakat, o nasıl bir seydi; bilemem!
      *Eger ben sensem, peki sen kimsin Sen bu musun, yoksa o musun; ben ne bileyim
      *Ben kim oluyorum da böyle düsüncelere dalıyorum Sen gönlü merhaetle, sevgi ile dolu bir can mısın; ben ne
      bileyim
      772. Ben askı, insanı bütün belalardan, felaketlerden koruyan bir kale olarak gördüm.
      Mefulü, Mefa´ilün, Fe´ulün
      (c. III, 1548)
      *Rlkbahara benzeyen yüzünü gördüm. Sunu fark ettim ki; gül senin güzelgini görmüs de kendi güzelliginden utanmıs.
      *Geldin gönlüme yerlestin, karar ettin de, ben gönlümü senin yüzünden kararsız bir hale gelmis gördüm.
      *0 mahmur nergis gözlerini gördügümden beri, bastan basa nergis gibi göz haline geldim.
      *Ben askı insanı bütün belalardan, felaketlerden koruyan, muhafaza eden bir kale olarak gördüm de, bu yüzden aska
      gidiyorum, aska sıgınıyorum.
      *Ben bütün dünya mülkünden, dünya zevkinden vazgeçtim de yalnız senin askını seçtim.
      *Alemin canı sensin. Kainatta görülen binlerce varlık, mal mülk her sey, hepsi hepsi senin yarattıgın seyler. Ben onları
      çokluk halinde, ayrı ayrı görmüstüm. Meger onların hepsi de birmis, senin eserinmis.
      • Sehrimizde niçin sevgili arayayım Ben padisahlar padisahının dostluguna ulastım.
      773. Biz senin rüzgarının önünde toz gibiyiz.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün
      (c. III, 1528)
      • Biz senin rüzgarının önünde toz gibiyiz. Sürüp götürdügün yere nasıl olur da gitmeyiz
      • Biz senin ilkbaharının nuru ile yesiliz, hararetliyiz. Sonbaharının tesiri ile de sapsarıyız, soguguz.
      • Senin hilminin aksi ile bas egmisiz, teslim olmusuz. Öfkenizin aksi ile de savastayız. Onunla bununla çekisir dururuz.
      • Bizi yokluga gönderirsen, yok olur gideriz. Keremini çogaltırsan, hepimiz adam oluruz.
      • Dünyadan da üstün ve ileri olanı görünce, iki dünyayı da kırar geçiririz.
      • Asıkların gözlerine hem canız, hem de cihan! Kötülerin gözlerine ise ölümüz, derdiz!
      • Mademki sen bize; "Yeter!" dedin, biz gülün ve gül bahçesinin bülbülü oldugumuz halde, emrine uyarız, susarız.
      774. Gönül hastalarının hekimi oldugun için hasta olmayı istiyorum.
      Mefa´ilün Mefa´îlün, , Fe´ülün
      (c. III, 1545)
      • Üzüm sarabı istiyorum. Sarhos, mahmur bir arkadas bulmak arzusundayım.
      • Fakat bana Hallac-ı Mansur´dan bir koku geldi de, bu yüzden sakîden üzüm sarabı degil de Mansur sarabı istiyorum.
      • Ey sakî yanıma gel, bana yaklas! Bugün ben kendimden kendimi uzaklastırmak istiyorum.
      • Eger; "Beni mazur gör!" desem, "Evet!" diyor. "Ben seni mazur görmek istiyorum."
      • Benim gözüme bir yol ver de senin gözüne gireyim. Ben baskalarının gözlerine görünmek istemiyorum.
      • Bir an için olsun elini yüzünden çek! Ben dünyada iken cennet görmek istiyorum, huri görmek istiyorum.
      • Gözüm, gönlüm senden baskasını görürse, ben o anda gözlerimin kör olmasını istiyorum.
      • Sen gönül hastalarının hekimi oldugun için, hasta olmayı arzu edersem haklıyım.
      • Mademki sen ölülere can veriyorsun, mezara girmemi istersem yeridir.
      775. Ask ve gönül gibi hem gizliyiz, hem de meydandayız.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün
      (c. III, 1531)
      • Gel, biz bugün padisaha av olduk. Ne basımızı, ne de alemi düsünürüz.
      • Cüssemizin sivrisinek gibi inceligine bakma! Biz himmetimizle gururun kanını dökeriz.
      • 0 mana arslanının elindeyiz, aglıyoruz, sızlanıyoruz. Ama arslanlara da, fillere de üstünüz.
      • Develer gibi egri bügrü yaratılmısız ama, deve gibi Kabe yoluna düsmüs gidiyoruz.
      • Rki günlük devlete gönül baglamadık, ölümsüz devlete erdik. 0 sayede muradımıza kavustuk.
      • Günesle ay gibi hem birbirimize yakınız, hem de uzagız. Ask ve gönül gibi hem gizliyiz, hem de açıgız, meydandayız.
      • Kanlar için zalim askın köpeklerine azık olmak için dagarcındayız.
      776. Muradımız muratsızlık olunca, daima murada ereriz.
      Mefulü, Mefa´ilün, Fe´ulün
      (c. III, 1551)
      • Aslında bizim hüriden dogmus olmamız gerekir ki, daima neseli olalım.
      • Nesenin, zevkin istedigini verelim de askın adalet amiri olalım.
      • Biliyorsun ya; bizim varlık binamızın temelini ask attı. 0 yüzden bizim huyumuz iyi olmus.
      •Senin askınla gözümü açmısım. 0 yüzden hep onu gözetiyorum. Çünkü ancak askınla darlıktan kurtuluyor, gönlüm
      rahatlıyor.
      • Mademki bizim muradımız muratsızlıktır, bu yüzden biz daima murada ereriz.
      "Muratsız olmak, bütün emellerden vazgeçmek, kemal alametidir. Fuzülî merhum bir beytinde söyle buyuruyor:
      "Bütün emelleri gönlünden eylemis ib´ad
      Ne verseler ona sakir, ne kılsalar ona sad!"
      (Bütün istekleri gönlünden uzaklastırmıs, ne verirseler ona sükrediyor, ne yapsalar memnun, sikayet yok.)
      • Biz askın kullarına kul olduktan sonra, dünyanın en kudretli, güçlü hükümdarlarından oluruz.
      • Mademki Mısır azizinin Yusufuyuz, satmak için bizi mezada çıkarsalar ne önemi var
      • Gönlüne gelelim de, bizi hatırlasın, gönlümüzü Kuyumcu Salahaddin hazretlerine verdik.
      777. Biz senin güzel ayaklarının altında hasır gibi çignenmek istiyoruz.
      Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün
      (c. III, 1573)
      • Biz asıgız, gönülsüz, fakiriz. Biz çocuguz, hem genciz, hem ihtiyarız.
      • Barut gibiyiz, kuru ot gibiyiz. Hemen ask atesi ile tutusur, yanarız.
      • Ask atesi ile parlıyoruz fakat, simsek gibi çabucak sönüyoruz.
      • "Siz hangi eli tutuyorsunuz " derlerse, de ki: "Biz senin elini tutuyoruz, biz elden tutanlardanız.
      • Kendilerine tapanlara biz diken oluruz ama, dostu sevenler için ipek oluruz."
      • Mum gibi yanıp yakılan asıktan ayrılmamıza imkan yoktur. Sanki biz o mumun fitiliyiz, sanki biz o mumun fitiliyiz.
      • Bizden kaçma! Çünkü biz seninle sütle seker gibi birbirimize karısmısız.
      • Güzellik tandırın kızmıs, biz senin elinde bir hamur gibiyiz. Bizi o tandırda pisir!
      • Bizi ayaklarının altına yay! Çünkü biz senin güzel ayaklarının altında bir hasır gibi çignenmek istiyoruz.
      778. Ben yeryüzüne benziyorum, sen de benim baharımsın!
      Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün
      (c. III, 1565)
      • Ey benim orucumun, namazımın düsmanı! Ey benim hayatım, ey devam eden saadetim!
      • -Hangi perdeyi gerdimse, onu yırttın, attın. Artık perde germek zamanı geldi geçti.
      • Ben yeryüzüne benziyorum, sen de benim baharımsın! Bütün sırlarım senin yüzünden meydana çıktı.
      • Pervanem muma atıldı yandı. Artık neden çekineyim
      • Sen bana aklımdan da daha yakınsın. Artık ben nasıl sana yönelebilirim
      • Tamamıyla vefadan ümidini kesme! Bir kere daha yalvarısımı yakarısımı duy,
      • Bir kere daha bana büyü yap, bir kere daha Mesîh´in ruhu ile beni süsle!
      779. Ben senin gönlünde bir keder tozu görürsem, onu gözyaslarımla temizlerim.
      Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ülün
      (c. III, 1568)
      • Ey benim latîf canım! Ey benim cihanım! Su agır uykudan seni uyandıracagım.
      • Utanmadan, sıkılmadan senden borcumu isteyecegim. Sen de bilirsin ki, ben, aman bilmez, insafsız bir alacaklıyım.
      • Ben senin gönlünde toz görürsem onu gözyaslarımla yıkar, temizlerim.
      • Ey can! Gül fidanı güllerini meclise serpmek için seni bagrıma basmıs bulunuyorum.
      • Bana bir öpücük ver! Bu yolda ben akîkten bac, yani vergi alıyorum.
      • Nice gecelerdir bu ask yolunda, ben bac almak için yol gözetlemedeyim.
      • Mademki ask kervanlarından bac almak istiyorum; bekçiler gibi geceleri naralar atmalıyım.
      • Feryadımdan evinde oturan kaçtı. Komsum da figanım yüzünden benden uzaklastı.
      780. Gel seninle ask ilkbaharı olalım.
      Mefulü. Mefailün. Fe´ülün
      (c. 111, 1532)
      • Gel, gel de yeni bastan asıklıga baslayalım. Su toprak dünyayı ask ile altın haline getirelim.
      • Gel seninle ask ilkbaharı olalım. Ötelerden, can aleminden misk kokuları, anber kokuları getiren rüzgarlarla
      ferahlayalım.
      • Can aleminin yerini, dagını, ovasını, bagını, bahçesini yesil elbiseler giydirerek süsleyelim.
      • Allah´ın bize lütfettigi, içimizdeki nimet dükkanını açalım. Gösterissiz, sessiz sedasız o nimetten yararlanalım. Bu
      huyu ilkbaharda uyanan ter ü taze agaçtan ögrenelim.
      • Görmüyor musun Agaç sessiz sedasız yiyip içtigi için yapraklandı, meyve verdi. Biz de kendi sırrımızdan
      yapraklanalım, meyve verelim.
      • Asıklar sevgiliye gönülden yol buldular. Biz de sevgiliye gönülden yol bulalım.
      • Senin gamının mermer gibi bir gönlü var, fakat biz o mermerden yüzlerce cevher elde ederiz.
      781. Ben senin askınla arsa yükselmisim.
      Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün
      (c. III, 1560)
      • Askın beni öd agacı gibi yakıp yandırdı. Hayata baglılıgım kalmadı. Varlıgım tamamıyla yok oldu.
      • Bazen öyle yücelirim ki gök kubbesinin kalesini bile deler geçerim. Günesin sikkesini yakarım.
      • Bazen de ay olur, günesin pesine düserim, azalırım, eririm, hilal olurum çogalırım, artarım, dolunay olurum.
      • Yüzlerce defa ugrastım, denedim; gönlüm sana doymuyor.
      • Ask kapısının gümüs halkasını yakalamısım. Bu benim gücümden, kuvvetimden degil. Senin lütfun, senin ihsanın!
      • Rster yücelere yükseleyim, ister asagılarda kalayım önemi yok! Çünkü ben senin askınla arsa yükselmisim.
      • Eger gülüp durursam, bu senin lütfundur. Eger haset edersem, senin gayretindendir.
      782. Gölge varlıgım bu dünyada ama, ben bu dünyada degilim, o dünyadayım.
      Mef´ulü, Mefa´ililn, Fe´ulün
      (c. III, 1566)
      • Canım seni tanıdıgından, sana yakınlık duydugundan beri, her nereye gidersem gideyim, kendimi gül bahçesinde
      buluyorum.
      • Senin güzel suratın, seklin gönlüme yakın oldugundan beri, ben yeryüzünde yasamıyorum, gökyüzünde yasıyorum.
      • Gölgem, gölge varlıgım bu dünyada olsa da gam degil. Çünkü ben bu dünyada degilim, o dünyadayım, mana
      alemindeyim.
      • Hosuma gitmeyen sey benim için igretidir. Ne hosuma giderse, ne ile hossam ben oyum.
      • Ben ask gemisinde hosça bir uykuya dalmısım, ben uyurken yolculuk etmedeyim.
      • Bugün cansız sandıgımız bütün varlıklar da açılıp saçılmıs. Zaten dünyada sansız hiç bir sey yok! Her sey Hakk´ı
      tesbih etmede. Bu sebeple ben daima canlılar arasındayım.
      • Mademki; "Kalemle ögretti." ayetine mazhar oldum. Ben yazılmıs levhi de okudum.
      " Alak Süresi, 96/4. ayete isaret edilmektedir."
      783. Sevgilim, nürunla mezarımın içini aydınlat, nürlandır!
      Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ülün
      (c. III, 1564)
      • Sevgilim, mezarımın yanından geçtigim gün su feryadımı, su coskunlugumu yadet, hatırla!
      • Ey benim gözüm, ey benim nurum! Nurunla mezarımın içini aydınlat, nurla doldur!
      • Nurlandır da su sabırlı bedenim, mezarımda sükür secdesine kapansın.
      • Ey gül harmanı! Mezarımın yanından tez geçme, bir an için olsun o güzel kokunla beni sar!
      • Geçip gittigin zaman da sanma ki ben senin pencerenden, kapından uzaktayım.
      • Mezarımın üstüne konan tas, toprak bedenimin yolunu bagladı, ama ben hayal yolundan gelir dururum. Seni ziyaret
      ederim. Bu hususta hiç füturum, korkum yok!
      • Benim atlastan yüzlerce kefenim olsa, hayalen senin giydigin elbiseye bürünmedikçe ben çırçıplagım.
      • Delik delmede galiba karınca olmusum da, sarayının üstüne dogru tırmanıyorum.
      • Ben senin karıncanım, sen de benim Süleyman´ımsın. Ne olur bir an için olsun beni huzurundan ayırma!
      • Sustum, kalanını sen söyle! Kendi söyleyip kendi isitmemden artık bıktım!
      • Ey Tebrizli Sems! Çagır beni, Sur´un üfürülmesi senin çagırmandır.
      784. Biz yokluk yolunun azıgı ile geçinmedeyiz.
      Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ülün
      (c. 111, 1554)
      * Zerreler gibi oynaya oynaya gelelim, senin günesinin ısıgı içine girelim.
      • Biz her seher vakti ask masrıkından, ask dogusundan günes gibi dogalım.
      • Ey nur! Biz; "Dog, parla da altın haline gelelim!" diye feryad eden nice mest olmus kisilerin feryadını duyduk.
      • Onların yalvarısları, onların dertleri yüzünden gök kubbesine çıktık, yıldızlara ulastık.
      • Biz yokluk yolunun azıgı ile geçinmedeyiz. Haydi biz kırmızı ask sarabı ile mest olalım.
      * Bütün dünyanın zehirini verseler, biz içimizde o zehiri seker haline getiririz.
      * Biz meleküt aleminde, mekansızlık dünyasında gök kubbenin yüz atına bileriz.
      785. Mezarımın tasına sunu yazınız:"Ben basımı beladan ve imtihandan kurtardım."
      Mef´ülü, Mefa´ilün, Fe´ulün
      (c. III, 1546)
      • Gittim, ötelere gittim. Dünyadan bir bas agrısı eksildi. Üzüntüden, gamdan canımı kurtardım.
      • En yakınlarıma, dostlarıma; "Dünyada hosçakalın!" dedim. Canımı aldım, nisansız, ne oldugu bilinmeyen öteki
      dünyaya götürdüm.
      • Dünyadan, su altı kapılı evden çıktım. Varımı yogumu mekansızlık alemine tasıdım.-
      "-Altı kapılı dünya sunları gösteriyor Sag, sol, ön, arka, yukarı, asagı."
      • Penceremden sasılacak bir ay göründü. Dama gittim, merdiven götürdüm.
      • Ruhların toplandıgı yer olan su gökyüzü damı, ne de hos bir yermis!
      • Gül dalım soldu, pörsüdü, döküldü. Onu aldım, tekrar gül bahçesine götürdüm.
      • Can dedikleri altın kırpıntısını aldım. Su kalp para basanlardan kaçırdım. 0 essiz kuyumcuya armagan olarak
      götürdüm.
      • Gayb aleminde uçsuz bucaksız bir dünya gördüm. Kara çadırımı o sınırsız yere götürdüm.
      • Bana aglamayın! Ben bu yolculuktan memnunum, neseliyim. Ben yolumu cennetlerin bulundugu diyara götürdüm.
      • Mezarımın tasına su derin manalı sözü yazınız: "Ben basımı beladan, sık sık, karsılastıgım imtihandan kurtardım!"
      • Ey beden! însanlardan, kavgadan, gürültüden uzak, su daracık yerde rahat hos bir sekilde uyu! Senin haberini
      gökyüzüne ben götürdüm.
      • Çeneni bagla, artık sen sus! Feryadlarının, gamlarının hepsini de ben dünyayı yaratana götürdüm.
      • Bundan sonra artık gönül gamını da söyleme! Çünkü gönlü de gizli seyleri bilene götürdüm.
      786. Söyleyeceklerimi gizlemek için, ben seninle dilsiz olarak konusmak istiyorum.
      Mefulü, Mefa´ilün, Fe-ulün
      (c. III, 1547)
      • Söyleyeceklerimi hazır bulunanlardan gizlemek için, seninle dilsiz olarak konusmak istiyorum.
      • Zaten sana söyleyeceklerimi insanların arasında açıkça söylesem de sözlerimi senin kulaklarından baskasının
      kulakları duymazlar, anlamazlar.
      • Hani uykuda dilsiz, dudaksız söz söylerler. îste ben uyanık iken de sözümü sana öyle söylerim.
      • Acılarımı kimsenin duymaması için, ben kuyunun dibinden baska yerde inlemem, feryad etmem. Ben senin gamının
      sırlarını mekandan da dısarı söylerim.
      • Ben rahatça, hos bir sekilde yeryüzüne oturmus da yeryüzünün hallerinı gökyüzüne söylemekteyim.
      • Her ne kadar alametini, nisanını, yarattıgı eserleri anlatıp dursam da sevgilim benden yine de gizlenir durur.
      • Ben onun ayrılık gamından feryada baslayınca, latîf canlar da benimle beraber feryada baslarlar.
      787. Yeryüzüne ait bir bedenle, gökyüzünün üstünde kosuyorum.
      Mefulü, Mefa´ilün, Fe´ulün
      (c. 111, 1567)
      • Bilmiyorum, bugün bana ne oldu ise, bugün bir yerde kararım yok, pek tez canlıyım.
      • Nedense bugün aklın gözüne yerlesmisim, askın gözünde yerim yok.
      • Ne yazık ki yeryüzünde oturup kalmısım. insaf edin, ben zamanenin keskin kılıcıyım.
      • Sasılacak sey su ki: "Yeryüzüne ait bir beden ile gökyüzünün üstünde kosup duruyorum."
      • Gökyüzünün çekmedigi yükü ben askın kuvveti ile çekmedeyim.
      "-Ahzab Suresi, 33/72. Ayete isaret var."
      • Onun gönlüne düsen ask atesinden alıyorum. Tasların, kayaların gönüllerine ulastırıyorum.
      • Sekerindeki lezzetten su agzım ballarla doldu.
      788. Tur dagı bile onun sarabını içince kendinden geçti. Biz ne yapalım
      Biz demirden, kayadan ibaret bir dag mıyız
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. III, 1594)
      • Ey asıklar! Bizler yıldızlar gibi tamamıyla ates halini almısız. Bütün gece o ay parçasının, o güzeller güzelinin
      etrafında dönüp durmadayız.
      • Günes dogunca yıldızlar görünmez. Bizim günesimiz görünmezken biz meydana çıktık ama, bil ki biz avareyiz.
      Basıbos dolasıp duruyoruz.
      • Gelin ey asıklar, gelin ey is erleri! îse yarar sarap burada! Zaten biz de onun için bu ise koyulmusuz.
      • Her seher vakti o güzeller peygamberinden haber gelir: "Gelin ey çaresizler, gelin!" der. Asıklara dermanda
      biçareyiz.
      • Asıkların hepsinden de "Lebbeyk, lebbeyk!" sesleri göklere yükselmede, onlar diyorlar ki: "Mana mushafı sensin.
      Bizler ise otuzar parçaya ayrılmısız, cüz´lerden ibaretiz."
      • Dudagı bile onun sarabını içince kendinden geçti. Biz ne yapalım Biz demirden, kayadan ibaret bir dag mıyız
      "-A´raf Suresi, 7/142, 143. ayetlere isaret var."
      • Biz gökyüzü harmanında yıldızız ama, parça parça kesilsek, her parçamız bir arpa büyüklügünde olsa, yine de bir
      zerre kadar sır vermeyiz.
      • Biz Hz. îsa gibi su beden besiginde baglıyız ama, Hz. Meryem gibi Allahın nuruna gebe kalmısız.
      "Meryem Suresi, 19/16-24. ayetlere isaret var."
      • Bizi bu cüz´î akılda arama! Biz onun ask ovasına dalmısız, cüz´lerden kurtulmusuz.
      • Ask delidir, ama biz delinin delisiyiz. Nefs-i emmare kötülükleri emrediyor. Biz onu emrimiz altına almısız.
      • Ey Tebriz sehrinin iftihar ettigi Semseddin! Bu seferden bir kere daha geri dön! Allah askına gel, biz bir tek aska,
      senin askına tutulmusuz, o ask ile oyalanmadayız.
      789. Ben tövbe etmekten tövbe ettim.
      Fa´ilatü, Fa´ilatün, Fa´ilatü, Fa´ilatün
      (c. 111, 1619)
      • Hoca sen bana sahit ol! Ben tövbe etmekten tövbe ettim. Çünkü askın sarabını içince, tövbe kadehi düstü, kırıldı.
      • Sevgilim senin essiz cemaline arslanları uysallastıran sarabına andolsun ki, bundan sonra ben ahdin ve tövbenin
      semtine ugramayacagım.
      • Senin sekerler tattıran dudaklarına, senin gaybı bilen gönlüne yemin ederim ki, ben ne cihanın maskarasıyım, ne
      sarapla kızarmıs, ne de ask ile sararmıs yüzün zebunuyum.
      • Sabahın saadetine senin sabah sarabının coskun nesesine yemin ederim ki, ben senin nurunla gökyüzünün sicilini
      bastan basa dürdüm, ortadan kaldırdım.
      • Ey ebedî sah! Kendi sakîne söyle: "Asıkların toplandıgı meclise*kim asık suratlı gelirse, benim sarap tortumun
      tortusunu versin.
      • Haydi ikilik, eskilik, yenilik kalmasın. Zira bu mecliste, bu isret yerinde, o topluluk içinde ben tekim.
      • Artık susarım, hep kulak ve suur kesilirim. Çünkü ben ne bülbülüm, ne duduyum. Ben bastanbasa sekerim ve gül
      dalıyım.
      790. Can alemindekilerle, bir bahçeden bir bahçeye salına salına gezmedeyim.
      Fa´iluün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. 111. 1590)
      • Günesim, yıldızım süretten, sekilden üstün oldugu için manalar aleminden manalar alemine geçer dururum. Bu
      yüzden ben pek hosum, pek mutluyum.
      • Böylece manalar aleminde kaybolup gitmem daha hos olur. Bir daha da ^ekil alemine gelmem, iki dünyaya da
      bakmam.
      • Manalar aleminde, o alemin rengine boyanmak için eriyip gitmedeyim. Çünkü mana suya benzer, ben ise suyun
      içinde erimis seker gibiyim.
      • Hiç kimse hayata doymaz, canından bıkmaz. Benimse su manalar alemi yüzünden sekil aklıma bile gelmiyor.
      • Can alemindekilerle bir bahçeden bir bahçeye salına salına gezmedeyim. Kırmızı gül gibi latifim, nilüfer gibi tazeyim.
      • Beden gemisini dalgalarım tahta tahta kırıp dagıtınca varlıgımı söküp attım. Zaten ben kendi kendimi demirlemisim.
      • Yüregimin katılıgından isimde bir gevseklik gösterirsem, hemen denizden ask atesimin alevleri çıkar, deniz alev alev
      yanmaya baslar.
      • Onun atesi içinde ben altın gibi gülüyorum. Mutluyum, hosum. Çünkü ask atesinden çıkarsam tıpkı altın gibi sararır
      solarım.
      • Bir efsun okudu da, yılan gibi onun yazısına bas koydum. Bakalım kardes, onun kader yazısından basıma neler
      gelecek
      • Sekle uydum da sıfatlar alemine geldim. Her sıfat diyor ki: "Buraya gel, ben yemyesil bir denizim, dal bana!"
      • Tebrizli Sems bana, îskender gibi tac, taht, saltanat verdi de ben manalar ordusunun bas komutanı oldum.
      791. Sevgilinin yüzünü görmezsem lale gibi gönlüme ates düser, yanar kararırım.
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. III, 1592)
      • Sen; "0 cefalı dilberin cefasına kırılmam, onun askı ile bütün dünyayı birbirine katarım!" dememis miydin
      • Sen onun elini sıkıca tutup; "0 canın, o gönlün ugruna canımı, gönlümü feda ederim!" diye söz vermemis, ahitte
      bulunmamıs mıydın
      • Ey gözümün nuru! Ben mademki senin gözünün nuruyum. Beni uzak görme, basını kaldır da yukarıya bir bak, ben
      penceredeyim!
      • Ey benim kurtarıcım! Neselere dal, sen zamanın Hz. îsa´sısın! Gerçi ben dikis ignesine benzerim, her yere girerim
      ama, sen pencereden basını çıkar da asagılara bak!
      • Derler ki: "Kıyamet gününde askın bir atesi olacak, bir de dumanı!" îste o atesin nuru sensin, dumanı da ben!..
      • Sevgilinin yüzlerce ilkbaharın gül bahçelerine benzeyen yüzünü görmezsem, lale gibi gönlüme ates düser yanar,
      kararırım. Süsen gibi sikayet edecek yüzlerce delilim olur.
      • Ey Tebrizli mana padisahı Semseddin! Sana bir tek asık olarak ben yeterim. Toplantı günlerinde mum gibi yanar,
      meclisi nüurlandırırım. Nefisle savas gününde ise demir gibi dayanır dururum.
      792. Gönülden bir feryat koptu. biz de o feryada uyduk, yükseldik, ötelere gittik.
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün,
      (c. III, 1601)
      • Bir kere gönülden de olduk, akıldan da olduk, candan da olduk. sevgili geldi, biz artık aradan çıktık gittik. Gönül de,
      akıl da, can da onun oldu.
      • Yokluktan yüz çevirdik, varlıga yöneldik. Nisansız olanı, iz bulunmayanı bulduk. Nisan aramaktan, iz aramaktan
      vazgeçtik.
      * îmkansız olanı yaptık, deniz altından toz kaldırdık. Dokuz gögü astık, zamanı da bıraktık, yeryüzünü de, gökyüzünü
      de bıraktık.
      • Rste Hakk askı ile mest olan kisiler geldi. Yoldan çekilin, onlara yol verin! fok yanlıs söyledim, biz aslında yolu da
      bıraktık yolcuları da!..
      * Can atesi beden yeryüzünden bas kaldırdı, yüceldi, gönülden bir feryad coptu. Biz de o feryada uyduk, yükseldik,
      ötelere gittik.
      • Sözü az söyleyelim, söylesek bile sözümüzü er kisi olan anlasın. Sen ask .arabını fazlaca sunmaya bak, biz yoldan
      çıktık, gittik.
      * Varlık, benlik kadınların isidir. Yokluk da erkeklerin isidir. Sükürler olsun bize, yokluga pehlivanlar gibi daldık, yok
      olduk.
      793. Ben asık olmayan kisinin insanlıgını inkar ederim.
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün
      (c. III, 1610)
      • Ben senin askına asıgım. Bundan baska benim isim yoktur. Ben asık olmayan kisinin insanlıgını inkar ederim.
      • Senin gönlünden baskasını aramam. Senden baskasının yanına kosmam. Her bahçenin gülünü koklamam, her dikeni
      düsünmem.
      • Sana inandım da gönlüm müslüman oldu. Gönül sana dedi ki: "Ey benim canım! Benim asla senin gibi güzel bir
      sevgilim olmadı."
      • Senin gözün ve dilin, benim gözüm ve dilim oldu. Aramızda artık ikilik kalmadı. Benim yalnız bir canım var ki, o da
      sensin. Benim o candan baskasına inancım, ikrarım yok.
      • Mademki ben senin balından yiyorum. Neden eksi suratlı olayım Senden akıl almaz gelirim var. Artık ne diye kazanç
      pesinde kosayım
      • Gam yemem, gam yemem, riyazattan da dem vurmam. Çok altınım yok ama, altın gibi sapsarı yüzüm var. Yüzüme
      bak da altın yıgınını seyret!
      • Her korkana, her emin olana hakîkati açıklardım ama içimin konusmasından bana söz düsmüyor.
      • Sen delilik dagı ile daglanmıssın. Bana haber ver, nasılsın Ben ise öyle bir haldeyim ki, kendime ancak; "Nasılsın,
      ne haldesin " demekten baska bir sey yapamıyorum.
      794. Çenginin teli gibi feryad edip duruyorum.
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün
      (c. III, 1617)
      • Ey sekli olmayan, ey güzelligi güzellige sıgmayan güzelim! Senden baska sevgilim yok. Gönlüm ancak seninle huzur
      bulur. Ey benim dostum! Benim huzurumu ve kararımı alma!
      • Senin cefan sebebiyle mahzunum. Askından baska seçtigim bir sey yok! Askından baska ne isim var, ne de gücüm!
      • Yanagın ay gibi nurlu parlak. Sen ne de latifsin! Ne de güzel ! Sen benim güvendigim en aziz bir varlıksın, isim
      gücüm senin himmetinle yoluna girer.
      • Askından baska hiç bir sey kabul etmem. Saçından baska hiç birseye el atmam. Bu ahitte ok gibi dosdogruyum.
      Çengin teli gibi feryad edip duruyorum.
      • Bedenimizi tamamıyla can haline koy, hepimizi hakîkat madenindeki inciye çevir; bagımı, bahçemi neselerle sulayan
      bir çesme lütfet!
      795. Mademki deger bakımından günese benziyorum, yıkık yerleri aydınlatmalıyım.
      Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´ilatü, Fa´ilatün
      (c. III, 1621)
      • Mademki günesin kuluyum, hep günese ait sözler söylemeliyim. Ben ne geceyim, ne de geceyi sevmedeyim. Böyle
      olunca rüyadan bahsetmem gerekir mi
      • Mademki günesin elçisiyim, onun tercümanı olayım, ona sorayım da size cevap vereyim.
      • Mademki deger bakımından günese benziyorum, yıkık yerleri aydınlatmalıyım, mamur yerlerden kaçınmalıyım, harap
      sözler söylemeliyim.
      • Mademki gönlüm senin topragının kokusunu almıstır, sudan bahsedersem, civarındaki topraktan utanırım.
      • Yüzündeki örtüyü kaldır, yüzünü aç! Çünkü senin yüzün çok kutludur. Yüzün örtülü olarak konusmamı bana reva
      görme!
      • Hasetçi halimi sorarsa, gönlüm sükretmeden bile korkar da, hemen sikayete baslarım. Çektigim ızdırapları
      söylemeye koyulurum.
      • Dilimi susturdum. Çünkü kitap gibi bir gönlüm var. Yanıp kavrulmus gönlümün dertlerini söylemeye baslasam, senin
      gönlün yanar yakılır.
      796. Ben pek büyük bir sehir olan hakîkat sehrindenim.
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün
      (c. III, 1615)
      • Elimi çırpmıyorsam, bu çırpıs kadınlar yüzünden degildir. Aslında ben ne bundanım, ne de ondanım. Ben pek büyük
      bir sehir olan hakîkat sehrindenim.
      • Ben ne oyunun, ne kumarın, ne de içkinin, sarabın pesindeyim. Ben ne hamur gibi yogrulmusum, ne de mahmurluga
      düsmüsüm. Ne öyleyim, ne de böyleyim.
      • Ben eger mest isem, harap bir hale gelmissem, yıkılmıssam, benim bu mest olusum, harap olusum, seninki gibi,
      saraptan degildir. Ben ne topraktanım, ne de sudanım, ne de su zamanenin ehlindenim.
      • Ademoglunun aklı, fikri bu ilahî nefesten ne haber alabilir Ben yüzlerce perde arkasındayım. Ben bütün cihandan
      gizlenmisim.
      • Bu sözü benden duyma, isitme! Benim parlak hatırımdan böyle bir söz kabul etme! Ben bu sözü su görünen sekilden
      de, görünmeyenden de alıp kabul etmiyorum.
      • Gerçi yüzün çok güzel, fakat ruhunun kafesi tahtadandır. Bu sebeple sen, benden kaç git! Çünkü benim dilim, sözüm
      bir alev gibidir. Seni yakmasın!
      • Ben cennetlerin gül bahçesi gibi olmusum. Dünyanın nese, zevk yurdu halini almısım. Bütün erlerin canlarına yemin
      ederim ki, canım candır. Bir yere takılıp kalmamaktadır. Hep yürüyüp gitmededir.
      •Ey ask, sen de sasılacak bir essin, ne de sasılacak teksin! Esin benzerin yok! Agzımı tuttun da, söyleyeceklerim
      içimde kaldı.
      • Fakat can, Tebriz´e Hakk´ın Semseddin´ine giderse, sözlerimdeki bütün sırları sona erdirir.
      797. Artık ben hastalıklarla, dertlerle çırpınıp duran bu beden zahmetini istemem.
      Mefülü, Mefa´ilün, Fe´uliin
      (c. III, 1578)
      • Hiç bir seye ihtiyacı olmayan Allah´tan baska, kimsecikleri istemem! Ölümsüzlük mülkünden gayrı hiç bir sey
      istemem!
      • Kulagına gider diye korkarım da, onsuz yasayıs düsüncesini bile istemem!
      • Sarap testimi günes bile tasısa, ben onsuz isret istemem!
      • Ben üzüm cıbrasıyım, üzüm gibi yumruktan, tekmeden baska bir sey istemem!
      • Canım, onun gönlümde açtıgı yaraların lezzetinden, bir an bile olsa kurtulmak istese, ben onu istemem!
      • Halis can olma zamanı geldi çattı. Artık ben hastalıklarla, dertlerle çırpınıp duran bu beden zahmetini istemem!
      • Hakîkati örtsün, kapatsın, herkes açıkça görmesin diye Peygamber Efendimize "Ahmed" demis, ben "Ahmed"den,
      "Ahad"dan baskasını istemem.
      798. Canım, manalar diyarına öyle bir sefer etti ki, gökler ve ay;
      "Biz böyle bir sefer yapmadık" dediler.
      Fe´ilatü, Fa´ilatün, Fe´iiatü, Fa´ilatün,
      (c. III, 1620)
      *Beser sevdası olmayan basımda, bir heves var! Bir sevda var! Bu sevda yüzünden öyle bir haldeyim ki, kendimden
      bile haberim yok!
      *Ask padisahı, bana her zaman binlerce memleket bagıslar. Benim ise, ondan, onun cemalinden baska hiç bir istegim
      yok!
      *Bana iki cihanda da onun askının kemeri ve külahı yeter! Benim kendi külahım basımdan düsse, belimde de
      kemerim olmasa, benim için tasa degil, hiç üzülmem
      • Seher vakti onun askı, benim hasta gönlümü öyle bir yere götürdü ki, ben orada nice geceler, gündüzler geçirdim
      de seherlerden haberim bile olmadı.
      • Canım ise manalar diyarına öyle bir sefer etti ki, gökler ve ay; "Biz ömrürnüzde böyle bir sefer yapmadık." dediler.
      • Ayrılıktan ötürü canım, iki gözünden kanlı yaslar saçıyorsa da, sen, bunu gördügün halde, incilerle dolu bir gönlüm
      yok sanma!
      • 0 essiz varlıgın cemalinden, güzelliginden bir nisane, bir iz gösterirdim ama, iki cihan bir araya gelirdi. Ben kavga ve
      gürültü çıkarmak niyetinde degilim.
      799. Basıma her ne getirirsen nasıl olur da razı olmam, nasıl olur da onu kabul etmem
      Fe´ilatü, Fa´ilatün,Fe´ilatü,Fa´ilatün.
      (c.III,1622)
      • Sen, benden bıktın, usandın ama, ben senden kaçmıyorum. Sevgilim; sen benden niçin kaçıyorsun Bu kaçısınla
      beni öldürüyorsun.
      • Sen baskansın, sen emîrsin. Hiç kimseye minnetin, hiç bir seye ihtiyacın yok! Hiç kimsenin ögüdüne de kulak
      asmazsın. Sevgilim, benden ne kadar çabuk bıktın, ne çabuk askına doydun. Bu doymandan ben harap oldum, perisan
      oldum.
      • Ne olur, bir zaman için olsun bana aman versen de, ne sis yansa ne kebabım yansa, ziyan olsa!
      • Sen ne kadar ayrılıga asıksın Ne kadar bezginsin Ne kadar vaadini geriye bırakırsın Bütün bunlara ragmen,
      senden baskasının elinden içtigim sarap bana sevinç vermiyor.
      • Ey ay yüzlü sevgili, odama birdenbire gireceksin diye gönlüm çarpıyor. Günesim gizlenince ben iki gözümle buluta
      dönerim.
      • Ben hürsem de, acizlikte zerreler gibiyim. Ne yapayım, günesim dogmakta vefasızdır.
      • Gökten yaganı, hiç yer kabul etmez olur mu Sen, önüme her ne korsan, basıma her ne getirirsen, nasıl olur da
      ona razı olmam Nasıl olur da onu kabul etmem -
      "Fikret merhum, Fuzulî merhumu anlatırken söyle yazar;
      "Bütün emelleri gönlünden eylemis ib´ad,
      Ne verseler ana sakir, ne kılsalar ana sad."
      "Fuzülî, bütün emelleri gönlünden uzaklastırmıstır. Ne verseler ona sükreder. Ne yapsalar ondan memnundur."
      • Sen benim gibi birisini ararsan, kum sayısınca çokça bulursun. Ama, ben seni çıralarla arasam da bulamam.
      • Ancak sana secde ettigim zamandır ki, kendimde bir varlık bulurum. Var oldugumu anlarım. Sevgilim, sana secde
      etmek imkanını bulmam dualarımın kabul edilisindendir. :
      • Bana; "Herkesi gönlünden çıkar at! Gönlünü cihan halkından yıka, temizle!" demistin. Gönlümü nasıl yıkayayım
      Ayrılık atesin bende su bıraktı mı
      • Senin yolunda hiç olmakta, can feda etmekte benim gibisi az bulunur. Seni sevmekte yanık gönüllüyüm. Göz
      yaslarımla ise bulut gibiyim.
      • Seher vaktinde sabah sarabım sensin. Seferde basarım sendendir. Benim için cennet gibisin. îbadetlerimin sevabı da
      sensin.
      800. Canı tuttum, ezel bayramında kurban etmek için çeke çeke sevgiliye götürüyorum.
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. III, 1589)
      • Gözünü aç da dikkatle cana bak! Ben onu tuttum. Ezel bayramında kurban etmek için çeke çeke sevgiliye
      götürüyorum.
      • Mademki her sey sevine sevine aslına gider. Ben de canı o yüzden aslına götürüyorum.
      • Seker kamısının, dis altına düsmedikçe hiç tadı meydana çıkar mı Bu yüzdendir ki seker kamısına benzeyen canı,
      disin altına götürüyorum.
      • Altın madende bulundukça parlaklık elde edemez. Onu azar azar madenden alıyor, çabucak kuyumcuya
      götürüyorum.
      • Atesin dumanı küfürdür. Nur da imandır. Ben ise can mumunu alıyor, küfrün de, imanın da ötesine götürüyorum.
      • Günesi etkimin altına almıs, onu delil olarak günesi inkar eden her buluta götürüyorum.
      • Ey Tebrizli Sems! Sana armaganım, gönül denizinin incileridir. Fakat tertemiz canından utanıyorum da onları deniz
      gibi gizlice getiriyorum.
      801. Üstüne bindigimiz ask burakı, arsın burakı idi.
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. 111, 1595)
      • Basımızı ayak edindik de, sonunda hakîkat ırmagını astık, kainatı birbirine vurduk, biz dısarı fırladık, bizim kainatla
      bir ilgimiz kalmadı.
      • Üstüne bindigimiz ask burakı, arsın burakıydı. Bu yüzden bir sıçrayısta gökyüzüne vardık.
      • Ne oldugunu, nasıl oldugunu bir türlü anlayamadıgımız, o essiz padisahın tahtının önüne varmak için, alemi zerreler
      gibi birbirine vurduk, birbirine kattık.
      • Rlk menzil olarak kanlarla dolu bir deniz göründü. Kanlı ayaklarımızla dalgaları asıp geçtik.
      * Hakk yolunda ilerlerken, insan anlayısı, insan vehmi, insan aklı, hepsi de yolda dökülüp saçıldı. Çünkü biz, insanın
      etrafını saran altı yönü de astık, çerilerde bıraktık.
      * 0 essiz Leyla´nın Mecnun´larının bulundugu sınıra gelince, atımız serkeslik etti, zapt edemedik. Mecnun´un sınırını da
      astık.
      * Yaptıgımız ibadetlerle, iyiliklerle gurura kapılıp Karun´a benzeyen nefs, yerin dibine geçti. Ondan sonra ercesine
      onun hazinelerine dogru at sürdük.
      * Çöllerde, ovalarda onun ask nuruyla astıgımız yollardan bir zerresini bulsaydı, çöl de, ova da canlanırdı.
      802. Biz nefs Firavun´unu yakalar, îmran oglu Hz. Musa yaparız.
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. III, 1598)
      • Sevgilinin bize misafir olarak geldigi gün, ne hos bir gündür. Gözümüz, onun güzel yüzünü görünce, bir güzellikler
      diyarı olur.
      • Gönlümüzde ayrılık derdi varsa, onun günes gibi parlak olan yüzünden o derde derman bulunur.
      • 0, gönlümüzü nasıl incitmek isterse öyle incitir. Ne dilerse, biz, onu yaparız.
      • Onun diledigini yapmak canımıza minnettir. Biz ona, canla, gönülle hizmet ederiz, o padisahın hizmetinde bulunuruz.
      • Rahmetinin günesi, topragımıza vurunca, topragımızın bütün zerreleri, onun günesinin nuru içinde oynar durur.
      • Kapkara zerrelerimizi onun nuruyla aydınlatırız. Sasırıp kalan gözlerimizi onun güzel yüzüyle aydınlatırız.
      • Kupkuru bir dal halini alan bedenimizi, bir asa gibi onun ask Musa´sının eline veririz de, mücizeler gösterir, onu bir
      ejderha yaparız.
      • Dünyadaki bütün sasılacak seyler bize sassa yeridir. Çünkü, biz nefs Firavununu yakalar, onu îmran oglu Musa
      yaparız.
      • Ben yarım söyledim, sözümün gerisi bu söylediklerimden anlasılır ama, gizlilik günü söylemek üzere yarısını
      gizleyeyim.
      803. îslam´ın binası bes direk üzerine kurulmustur. Allah´a yemin ederim ki,
      bu direklerin en büyügü oruçtur.
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün,
      (c. III, 1602)
      • Sen, orucu, sasılacak acaip meziyetleri bulunan bir sey olarak bil! Oruç, insana can bagıslar. Gönül lütfeder. Sen,
      sasılacak bir sey görmek istersen, oruca sas!
      • Sen, göklere çıkmak, Mi´rac etmek sevdasındaysan, sunu bil ki, oruç, senin önüne getirilmis bir Arap atıdır.
      • Oruç, can gözünün açılması için bedenleri kör eder. Senin gönül gözün kör de, o yüzden kıldıgın namazlar, yaptıgın
      ibadetler sana o aydınlıgı vermiyor, hakîkati göstermiyor.
      • Oruç, insan seklindeki hayvanın hayvanlıgını giderir. Bu yüzdendir ki oruç, insanın insanlıgını olgunlastırmaya
      mahsustur.
      • Asıkların hayatı, beden matbahı yüzünden kararmıstı. îste oruç, o matbahları aydınlatmak için çıktı geldi.
      • Dünyada seytanın karnını desen bir bıçaga benzeyen oruçtan daha fazla seytan öldürücü, nefsin kanını dökücü bir
      sey var mı
      • Padisahlar padisahının kapısında kendisine gizli, özel bir vazîfe verilmis, çabucak faydalı olan, kar bagıslayan kim
      var Kim olacak Oruç!
      • Oruç, özlem çekenlerin gönüllerini, canlarını öyle tazelestirir ki, zavallı balıgı bile su o kadar tazelestirmez.
      • Nefis ile savasa girisen mücahidin, gönül maksadına ulasma yolunda oruç, yüz binlerce yardımcı canın yasayısından
      daha da iyidir.
      • Rslam´ın binası su bes direk üstüne kurulmustur: "Kelime-i Sahadet, Zekat, Hac, Oruç, Namaz." Allah´a yemin
      ederim ki, bu direklerin en kuvvetlisi, en büyügü oruçtur!
      * Cenab-ı Hakk, bu bes diregin her birinde orucu, orucun kaderini gizlemistir. Zaten oruç kadir gecesi gibi gizlidir.
      • Midesine düskün olan, çok mide agrısı çeker, sızlanır durur. Zaten midesine düskün olanların talihlerinde oruç
      yoktur.
      • Oruç, Allah´ın has kullarına Hz. Süleyman´ın saltanatını bagıslayan bir yüzüktür, yahut da taçtır. Onu ancak seçkin
      kullarının baslarına giydirir.
      • Oruçlunun gülüsü, oruçsuzun secdedeki halinden iyidir. Çünkü oruç, o Rahman´ın sofrasma oturtacaktır.
      • Sen farkında degilsin ama, yemek yedigin vakit, için pislikle dolar. Oruç hamama benzer. Seni maddî ve manevî
      kirliliklerden, bütün kötülüklerden temizler.
      • Sen, hiç bilgi nuruyla nurlanmıs bir hayvan gördün mü Beden de bir hayvandır. Hayvanın ardına düsüp de orucu
      bırakma!
      • Sen vahdet denizinden ayrı düsmüs bir damla gibisin. Sen aslına nasıl ulasacaksın îste oruç, sel gibi, yagmur gibi
      seni alır, denize ulastırır.
      • Nefsinle savasa girisince; "Ben orucu öyle ucuza satmam!" diye kendini yere at, ellerini çırp, ayaklarını vur, diret!
      • Nefsin gönlüne musallat olmus bir Rüstem´dir ama, oruç, onu gül yapragı gibi tir tir titretir.
      • Rçinde ab-ı hayatın gizlendigi bir karanlıktan bahsederler. Aklı basında olanlara o karanlık, oruçtur.
      • Sen, canının içinde Kur´an nurunu istiyorsan, sunu bil ki, oruç bütün Kur´an´ın tertemiz nurunun sırrıdır.
      • Gök sofralarının, ruha mahsus sofraların basına tertemiz kisiler oturturlar. Rste oruç, sana, onlarla bir kaptan yemek
      yedirir.
      • Oruç seni gün gibi gönlü aydın, canı saf bir hale kor. Sonra da padisahla bulusma bayram gününde varlıgını kurban
      eder, seni varlıktan ve benlikten kurtarır.
      • Oruç ayına girdigin zaman, o aya kavustugun için Hakk´a sükrederek, sevinerek, neseli olarak gir! Çünkü Ramazanın
      gelisinden üzülenlere, gamlılara oruç haramdır. Onlar, oruca layık degillerdir.
      804. Bütün dostlarımız gittiler, biz yapayalnız kaldık.
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün,
      (c. III, 1596)
      • Bütün dostlarımız gittiler, biz yapayalnız kaldık. Kimsesizler kimsesi, yalnız kalanların dostunu, her an çagırıp
      duruyoruz.
      • Bütün dostlar, hayal gibi gözümüzden çekilip gittiler. Biz de yalnız kalınca bütün dostlar bizi bırakıp gidince, bizler de
      sevgilinin hayalini gözümüzün önüne aldık.
      • Bir zaman geliyordu, sevgilinin ırmagından sular alıyor, kaplarımızı dolduruyorduk. Ayrılık atesiyle tutusmus olan
      gönlümüze serpeliyorduk. Zaman oluyordu, ask agacının altında meyve silkiyorduk.
      • Bir an oluyordu, bize sekerler, inciler saçıyordu. Bir an oluyordu, sekerlerine üsüsen sinekleri kovuyorduk.
      • Sevgilinin hayali, evinin kapısından çıkınca, onun kapısına kapıcı olduk. Hayali kapıdan çıkıp gidince, biz o kapıda
      kaldık, ayrılmadık.
      805. "Beden´den kaçtım, kurtuldum ama, "can"dan çekiniyorum.
      Mef´ulü, Mefa´ilü, Mefa´ilü, Fe´ulün
      (c. III, 1486)
      • Canım, sırlar gösteren ayna gibi olunca, agzımı tutmaya, söz söylememeye gücüm yeter, ama görmemeye,
      bilmemeye gücüm yetmez.
      • "Beden"den kaçtım kurtuldum. Ama "can"dan çekiniyorum. Yemin etmesini bilmem! Su kadar söyleyeyim ki: "Ben
      ne bundanım, ne de ondan!".
      • Ey benden bir hakîkat kokusu almak isteyen, bu ugurda benlikten ölmek sart! Diri iken bana bakma, ben gördügün
      gibi degilim!
      • Sen benim egriligime bakma, su dogru söze bak! Ben yay gibiyim ama, sözüm oktur!
      • Su bas, sanki bir kabak gibi gelmis tepeme konmus. Su hırka da bedenim! Ben bu dünya pazarında kime
      benziyorum Bilmiyorum ki, kime benziyorum.
      "Bu beyit Ahmet Hasim merhumun "Basım" baslıklı siirini hatırlatıyor; Duygularla, düsünceler arasındaki fark
      açıklanır."
      "Bî haber gövdeme gelmis konmus,
      Müteheyyic, mütefellis bir bas,
      Ayırır sanki bu bastan tenimi,
      Emr-i ihrama muadil bir yas."
      (Heyecanlı, asık suratlı bu bas, benim haberim olmadan gelmis gövdeme konmus. Benim düsüncelerimle duygularımı
      ihramın ömrü gibi binlerce sene birbirinden .)
      806. Mademki gülü buldum, dikeni istemiyorum.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün
      (c. 111, 1522)
      • Ben onu istiyorum. Baska bir dost istemiyorum! Mademki gülü buldum, dikeni istemiyorum!
      • Senin baska bir dostun varsa, ona git, ben baska dost istemiyorum!
      • Onun güzel yüzünden baska bir baht aramıyorum. Onun isinden baska bir is istemiyorum!
      • Ben, dogan kusları gibi padisahın bilegini seçtim. Akbaba gibi les kokusunu istemiyorum!
      • Gönül ehli arasına, gönülden haska bir sey sıgmaz. Sevgiliden de gönül alıcılıktan baska bir sey beklemiyurum!
      807. Sen bana; "Neden kendine gelmiyorsun " diyorsun. Sen, kendimi,
      ne oldugumu bana göster de kendime geleyim.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün
      (c. III, 1526)
      • Bilmiyorum o ilahî ask sarabıyla nasıl yok olup gitmisim 0 mekansız güzellik yüzünden neredeyim Ne haldeyim,
      haberim yok!
      • Zaman oldu, denizin dibine düstüm. Zaman oldu, günes gibi dogdum.
      • Bir zaman olur, dünya benden gebe kalır. Bir zaman da dünya gibi dogar, meydana gelirim.
      • Bir yere varmısım ki, dünyaya sıgmıyorum. Ben artık o mekanı bulunmayan, essiz sevgiliden baskasına yarasmam.
      • Ben mest olmus, kendinden geçmis öyle bir rindim ki, bütün rindlerin arasında "Hay Hay" demekteyim. ;
      • Sen bana diyorsun ki; "Neden kendine gelmiyorsun " Sen, kendimi, ne oldugumu bana göster de kendime geleyim.
      • Ben, güzelligi mest olmus gördüm. Kendi kendine; "Ben belayım, ben belayım, ben belayım!" deyip duruyordu.
      • Ona her taraftan, yüzlerce canla cevap geldi.: "Ben seninim, ben seninim, ben seninim!" diyorlardı.
      • Ey güzellik, sen öyle bir türsün ki, Hz. Musa´ya; "Ben Allah´ım, ben Allah´ım!" diye seslenmistin.
      808. Gel, gel de birbirimizin kıymetini, kadrini bilelim.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün
      (c. III, 1535)
      • Gel, gel de birbirimizin kadrini, kıymetini bilelim, çünkü, belli olmaz, birbirimizden ansızın ayrılabiliriz.
      • Mademki Peygamber Efendimiz; "Mü´min mü´minin aynasıdır." diye buyurdu. Ne diye aynadan yüz çeviriyoruz
      • Kerim olan kisiler, dostları ugruna canlarını feda ederler. Köpekligi bırak, biz de kerim insanlardanız!
      • "Kul e´uzü"leri, "Kul hüvallah"! neden birbirimizi sevmek için okumuyoruz
      • Garazlar, kinler dostlugu karartır, gönlü yaralar. Ne diye garazları, kinleri gönlümüzden söküp atmıyoruz.
      • Bazen, ben ölecegim, su dünyadaki uygunsuz hallerden kurtulacagım diye seviniriz, ölümü isteriz. Bazen de
      birbirimizin canlarına düsman oluruz.
      809. Allah küpünden verilen sarap haram olmaz.
      Mefa´îlün, Mefa´îliin, Fe´dlün
      (c. III, 1542)
      *Su anda öyle mestim, öyle kendimden geçmisim ki, Havva´yı Adem´den yani kadını erkekten ayırdedemiyorum.
      • Deniz, benim coskunlugumdan dalgalandı, köpürdü. Dünya, beni mest bir halde görünce o da mest oldu.
      • Rçtigim sarap nasıl bir saraptır ki, cellat onu içince mest olmus, kendinden geçmis, insan bası kesemez olmus da
      dünya artık yastan, matemden kurtulmus.
      • Bu sarap haram degildir. Helal içinde helaldir. Helalin ta kendisidir. Allah küpünden verilen sarap haram olamaz.
      • Rhtiyar felek, bu genç saraptan içseydi beli bükülmezdi.
      • Eger yeryüzü bu saraptan içseydi, bulutlardan yagmur dilenmezdi.
      • Eger dünyada sır saklayan yan mahrem bir dost bulunsaydı, akılsız gönül, bu sırrı ona açıklardı.
      • Eger ayagınız saglam olsaydı, bu sarap sizi balçıktan çeker, çıkarırdı.
      810. Su anda, bu alemden görünmez aleme sefer etmedeyiz.
      Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ülün
      (c. III, 1553)
      • Birbirimizle sohbet etmeyi seçelim, adet edinelim, birbirimizden uzak durmayalım, birbirimizin etegine oturalım.
      • Dostlar; "Rsimiz var" diye bizi bırakıp gitmeyiniz. Hepiniz de biraz fazla oturun, oturun da birbirimizin yüzünü daha
      çokça görelim.
      • Bazen birbirimizden ayrı düsüyorsak da, aslında biz ayrı degiliz. Bizi böyle sanma, biz iç yüzümüzden birbirimizle
      dostuz, birbirimizle uzlasmıs, anlasmısız. Biz, birbirimize yabancı degiliz.
      • Su anda Hakk asıkları beraberce oturmusuz, elimizde mana sarabı kadehi, gögsümüzde gül var!
      • Su anda bu alemden görünmez aleme sefer etmedeyiz.
      • Biz evden sevgi bagına, bahçesine yol bulduk. Biz selvi ile, yasemin ile komsu olduk.
      • Eve kapanmayalım, her gün baga, bahçeye gidelim. Açılmıs gülleri seyredelim.
      • Asıkların baslarına saçmak için etek etek güller toplayalım.
      • Bahçeden topladıklarımızın hepsini de önümüze yıgalım, içlerinden güzelleri seçelim.
      • Haberimiz olmadan hırsızlar gibi bizim gönlümüzü çalmayın, biz hırsız degiliz. Emin kisileriz.
      • Rste gülün kokusu buradan, bizim nefesimizden geliyor. Çünkü biz, gerçek iman gül bahçesinin gül fidanıyız.
      • Dünya o gülden esip gelen rüzgarın getirdigi kokuyla doldu.
      • Mademki, rüzgardan onun kokusunu aldık, elbette bizim kokumuzu da oraya götürür de, biz köhnelesmis oldugumuz
      halde onun kokusuyla iyilesiriz, gençlesiriz..
      • Bizler askın degersiz kuluyuz, kölesiyiz, ama, tıpkı ask gibi pusudayız.
      811. Biz, kitap yazmaktan baska bir bilgisizlik bilmiyoruz.
      Mefa-îlün, Mefa-îlün, Fe´ulün
      (c. HI, 1536)
      Biz asıklarız, gel, aramıza katıl, katıl da sana ask bahçesinin kapısını açalım. Gel, gölge gibi evimizde otur, biz ask
      günesinin komsularıyız.
      • Bizler dünyada can gibi göze görünmüyoruz. Asıkların askı gibi bizim nisanımız, izimiz belirmiyor.
      • Askımız görünmüyor ama, eserleri meydanda, sararıyoruz, soluyoruz. Bu hal aska baglı. Çünkü biz can gibi hem
      gizliyiz, hem görünüyoruz, meydandayız.
      • Sen, söyledigin her seyden vazgeç de yücelere bak. Biz yücelerin de yücesindeyiz, ötelerdeyiz.
      • Sen, bir çukurda mahpus kalmıs, baska tarafa akamayan bir su gibisin. Bize gel, bize katıl, bozulmaktan, kokmaktan
      kurtulursun! Çünkü biz, coskun akan bir ask seliyiz.
      • Biz, yokluk aleminde her seyimizi harcamıs kisileriz. Biz, kitap yazmaktan baska bir bilgisizlik bilmiyoruz.
      812. Ben atesten bir agaç gördüm.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün,
      (c. III, 1414)
      • Ben, atesten bir agaç gördüm. "Ey benim sevgilim!" diye bana seslendi. 0 ates, beni çagırıyordu. Yoksa ben îmran
      oglu Musa mıyım
      • Belalara düserek çöllere daldım. Kudret helvası, bıldırcın yedim. Kırk yıldır Musa gibi bu çölün etrafında dönüp
      dolasmadayım.
      • Ey benim canım, gel, sen bir Musa´sın! Bu beden de senin sopandır. Bedenini sevdin mi, bedenini tuttun mu; onu
      agaçtan bir sopa yaparım. Bedenini attın, hor gördün mü; onu, hünerler sahibi ejderha haline korum.
      • Sen bir îsa´sın, ben de senin bir kusunum. Sen, balçıktan bir kus yaptın. Bana bir üfürünce canlanır, kanatlarımı
      açar, göklere uçarım.
      • Ben, Medine´deki mescidin diregiyim. Peygamber bana dayanarak hutbesini söyledi. Bir baska yere dayanınca ben
      ayrılık derdiyle aglar, inlerim.
      • Ey efendiler efendisi! Ey padisahlar padisahı! Ey suretler, sekiller yaratan, fakat suretlerden, sekillerden münezzeh
      olan Allah! Beni ne sekle sokacaksın Bunu ben bilemem ki, bunu ancak Sen bilirsin.
      813. Biz, yücelere gidiyoruz.
      Fa´ilatün, Fa-ilatün, Fa´ilün
      (c. IV, 1674)
      • Biz yücelerden, ruh aleminden geldik. Yine yücelere gideriz. Biz, vahdet denizindeniz, yine denize gideriz.
      • Biz ne öteki alemdeniz, ne de bu alemden. Biz, mekansızlık alemindeniz, yine mekansızlık alemine gideriz.
      • Basımızı bir dalga gibi kendimizden çıkardık, yine kendimizi seyretmek için böyle yükselerek yolumuza devam
      ederiz.
      • Haydi yol arkadaslarını, varacagın durakları hatırla da, bizim her an durmadan ezel alemine dogru gitmekte
      oldugumuzu bil, anla!
      • Bizim basımızda yüksek himmetler vardır. Bir yücelerden ta büyük ve essiz Allah´ımıza gideriz.
      • Ey söz, sus artık! Benimle beraber gelme! Sen dünyada kal! Bak, biz kıskançlıktan ötürü dostun yolunda bizsiz
      gideriz.
      • Ey bizim varlık dagımız! Yolumu baglama, kapama! Bana engel olma! Biz,Hakk yolcusunun en son varacagı durak
      olan Kaf dagına, zümrüd-i anka gibi gideriz.
      814. Ben dünyaya mensup degilim, ben ötelerdenim.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün,
      (c. III, 1427)
      • Ben ötelerdenim, ruh alemindenim. Bu dünya düsüncesinde degilim. Ben, ne sudan ne de topraktanım. Benim bu
      dünya ile iliskim yok!
      • Yukarılarda, gökyüzünün sonsuz boslugunda sayısız yıldızlar varmıs, denizlerde inciler bulunurmus. Ovalarda
      nergisler, yaseminler, güller açarmıs. Ben, bunlarla da ilgilenemem.
      • Ben öyle bir manevî zevke dalmısım ki, neselerden, sevinçlerden bile usanmısım, bıkmısım. Gönlümün yarinden
      baska, hiç bir kimse bana yar olamaz, beni neselendirmez!
      • Ben, ask ırmagının suyuna düstüm, yıkandım, renkten ve kokudan arındım. Sevgilimin, kalbimde açtıgı yaranın zevki
      askına düstüm de, merhem aradıgım yok!
      • Ben güzel gülüslü îsa´yım. Su ölü dünya benimle dirildi. Fakat ben Allah´a mensubum. Benim, Meryem´le bir ilgim
      yok!
      • Ben, asktan, sevgi sözünü duydum da susmayı kendime huy edindim. Aska deyiniz ki; "Ben artık dostla konusurken
      ´hayır, neden´ sözlerini söyleyemem."
      815. Nerede olursan ol sen, her yerde hazır ve nazırsın.
      Müstef´ilün, Müstefilün, Müstef´ilün, Müstefilün,
      (c. III, 1377)
      • Ey gönül gibi hem benimle beraber olan, hem de benden gizlenen sevgili! Sana gönülden selam veriyorum. Sen,
      Kabe´sin. Nereye gidersem gideyim, sana yönelirim, sana varmak isterim.
      • Nerede olursan ol, sen her yerde hazır ve nazırsın. Uzaktan bize bakarsın. Adını anınca, gece bile olsa ev aydınlanır.
      • Göze görünmeyen bir sevgiliysen, her an niçin gönlümü incitip duruyorsun Eger sen, göz önünde isen ne diye
      olmayacak düsüncelere kapılıyorum
      • Beden bakımından uzaksın ama, gönlümden gönlüne açılmıs bir pencere var! 0 pencereden, ay gibi hırsızlamacasına
      sana haber gönderir dururum.
      • Ey günes! Sen, uzaklardan bize nurlar gönderiyorsun. Ey senden ayrı düsmüslerin canı! Canımı sana kul, köle
      etmedeyim.
      • Kulakta da sen varsın, akılda da, coskun gönülde de! Fakat bunlar da oluyor ki, sen, benimsin! Sen bensin! Seni
      böylece övmedeyim, anlatmadayım.
      816. Ben garip bir kisiyim. Basımda senin sevdan var!
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün,
      (c. III, 1611)
      • Yapma ey dost! Ben garip bir kisiyim. Basımda senin sevdan var! Ben dertliye, yurdundan ayrı düsmüs ben garibe
      hos bir sekilde bak! Ben, seni istemekteyim. Baska istegim yok!
      • Senin askınla mestim, kendimden geçmisim. Benim, kendimden bile haberim yok! Hep seni durmadan istemekten
      ötürü, basımı bile kasıyamıyorum.
      • Gönlüm neden nurlandı, aydınlandı, neden ikbale erdi; sana söyleyeyim.
      • Bu garip gönlümün aynasında, senin güzelligini, essizligini, hissediyorum, buluyorum da ondan!
      • Ey dost, kıyamet gününü düsün de beni azarlama, ayıplama! Ben senin kınla cosmusum, dalgalanıyorum. Bütün
      dalga olmusum. Bütün coskun olmusum. Çünkü bende senin vahdet denizinin mübarek incisi bulunmaktadır.
      • Gönül sarayına girip seni görmek istiyorum. Gafletimin kapıcısı beni içeri bırakmıyor. Beni basından savmak
      arzusunda ama, o bilmiyor ki, ben gizli gönül penceresinden seni seyretmedeyim, temasadayım.
      • Bundan sonra artık cosmayayım, kıyametler koparmayayım. Bende senin askından söz eden gönlün varken, artık
      kim benim gönlüme , hükmeder
      817. Sen ne bilirsin ki, ben, gönülde hangi padisahla beraberim
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün,
      (c. HI,1426)
      • Sen ne bilirsin ki, ben iç alemde nasıl bir padisahla oturmaktayım Sen benim sararmıs yüzüme bakma, benim demir
      gibi saglam ayaklarım var!
      • Ben, yüzümü beni yaratan ve bu dünyaya getiren o padisaha tamamıyla çevirmisim. Beni yarattıgından ötürü, ona
      binlerce sükrüm var!
      • Ben bazen günese, bazen içi incilerle dolu denize benziyorum. Tastan, topraktan yaratılmıs, degersiz bir varlık gibi
      görünüyorsam da, iç yüzümle, en azîz, en serefli bir mahlukum.
      • Su dünya küpünün içinde, bir arı gibi vızıldar dururum. Fakat sen, sadece benim bu sızlanmalarıma bakma, benim
      balla dolu bir kovanım var!
      • Su çarkı döndüren su, ne de korkunç! Fakat ben, o suyun dolabıyım. 0 suyun üstünde hos, tatlı iniltilerle dönüp
      duruyorum.
      • Her cüz´üm açılmıs, neden solayım, perisan olayım Altımdaki burak egerlenmis bekliyor. Neden esege kul olayım
      Ayagımı akrep sokmadı ya, neden aydan geri kalayım Saglam bir ipim var, neden bu kuyudan çıkmayayım
      • Can güvercinlerine, bir güvercinlik yaptım. Ey can kusum, uç, benim bunlardan da saglam yüzlerce kalelerim var!
      • Evlere vurur, evlere düsersem de, ben, mana günesinin ısıgıyım. Ben, topraktan, sudan dogdum. Anam balçıktır.
      Fakat ben, akîkim, altınım, yakutum!
      • Sen, herhangi bir inciyi görürsen, o incinin içinde, öte yüzünde baska bir inci ara! Çünkü her zerre; "Rçimde bir
      define saklıdır!" diye söylenip durmaktadır.
      • Her inci sana; "Güzelligimle yetinme, alnımda parlayan nur, içimde yanan ısıktan ileri geliyor." demektedir.
      • Ben sustum. Sende gerçekleri anlayacak akıl yok! "Gören, anlayan bir can gözüm var!" diye kulagını sallama,
      kendini aldatma!
      818. Yücelerden gelen yücelere gitmek ister.
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. III, 1585)
      • Ey balçıktan yaratılmıs dünya! Seni tanıdım tanıyalı yüz binlerce mihnetle, yüz binlerce dertle, bela ile tanıstım.
      • Sen, eseklerin yayıldıgı bir otlaksın. Hz. Rsa´nın konak yeri degilsin. Ben eseklerin otlagını nasıl oldu da tanıdım,
      bilmiyorum ki!...
      • Bu balçık yurdundan kurtulus düsüncesini, kurtulus yolunu gönlüme düsürenin havasına uyayım da, agaç gibi yer
      altından bas kaldırarak, ellerimi göklere uzatarak kurtulmak için ugrasayım.
      • Çiçege dedim ki: "Ey çiçek, bu çocukluk yasında, nasıl oldu da tam olgunlastın; kemale geldin " Çiçek dedi ki:
      "Seher rüzgarını tanıdım, o beni uyandırdı da çocukluktan kurtuldum!"
      • Agacın dalı yücelerden gelmistir de onun için hep yükselir, yücelere gitmek ister. Ben de aslıma dogru yükseleyim.
      Çünkü ben de aslımı bildim, tanıdım.
      • Ben, ne diye bu balçık yurdunda, asagı, yukarı deyip duracagım Benim aslım, benim yerim mekansızlık alemidir.
      Ben herhangi bir yerin ehli degilim. Nereden, neyi tanımısım, ki!
      * Hayır, sus artık, yok ol! Yokluga var da, hiç bir sey olma! Bir bak da gör, ben, her seyi yoklukta gördüm, tanıdım.
      819. Kendimi var sayarsam, ben yokum! Fakat kendimin yok oldugumu anladıgım zaman varım!
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün,
      (c. III, 1419)
      * Gönlümün halini, sevgilime bildigim gibi anlatayım. Gözlerimden yaslar bosandı, gönlüm kana boyandı, bir türlü
      anlatamadım.
      • Evvelki gün gönlümün halinden kırık dökük bir seyler anlatıyordum. Düsünce kadehi daraldı. Ben de küçük bir sise
      gibi onu kırdım.
      • Bu ask tüfanında koskoca gemiler paramparça olurken, tahta tahta kırılır, Aynlırken benim gönül kayıgım ne olur, ne
      hale gelir Zaten ben dayanıksız, elsiz, ayaksız biriyim!
      "Seyh Galip su beyti söylerken acaba Mevlana´nın bu beytinden mi ilham aldı:
      "Yine zevrak-ı derünum kırılıp kenara düstü,
      Dayanır mı sisedir o reh-i sengsara düstü."
      (Yine gönül kayıgım ask denizinde dalgalara dayanamadı kenara düstü. Gönül kayıgı sise gibidir. Taslı yere düsünce
      dayanır mı )
      • Su gemi de dalgalardan kırıldı, dagıldı. Ne güzelligi kaldı, ne de çirkinligi. Ben de kendimden geçtim, acele bir tahta
      parçasına sarıldım.
      • Simdi ben, ne yüksekteyim, ne alçaktayım. Fakat, bu söz yerinde olmadı. Konuya uygun düsmedi, asagı düstü.
      Çünkü bu dalgayla ben bazen yüceler yücesine çıkmadayım. Bazen de yücelerden çok asagılara inmedeyim.
      • Yok muyum, var mıyım; ben ne bileyim Ancak su kadarını biliyorum ki: "Kendimi var sanırsam ben yokum! Fakat
      kendimin yok oldugumu anladıgım zaman varım!"
      • Kıyamette tekrar dirilecegimden süphem yok! Su dünya mahserinde yüzlerce defa düsünce gibi aglayıp inleyerek
      öldüm. Yine düsünce gibi canlanıp dirildim!
      • Su dünya ovasında, sevgili avcım beni avlayıncaya kadar cigerim kan kesildi. Av olmama nasıl sevinmeyeyim Beni
      avladı da kurtuldum.
      • Düsünce sanki bir orman, bu ormanda yüzlerce kurt var! Böyle olunca ben niçin düsünceye dalayım Ben, bana bu
      düsünceyi verenin yüzünden mest oldum.
      820. Gözlerime hos bir hayal göründü.
      Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstefilün,
      (c. III, 1379)
      • Ben sevgilinin gül bahçesinden ve ezel meyhanesinin mahallesinden geldigim için gözlerimde hos bir hayal var!
      • Mest olusun sermayesi benim! Varlıgın, var olmanın gayesi de benim! Manen yükselen meleklesen de benim, nefsine
      uyup asagılara düsen de benim! Ben dönüp duran gökyüzü gibiyim!
      • Ta ezelde, baslangıçta, yaratıldıgım yerden geldim. Ben ilahî emanet olan ruh ile anlastım, dost oldum, dönüp gittim,
      tekrar geldim. Pergel gibi bir noktanın etrafında dönüp duruyorum.
      • Ben de ruha "Gel!" dedim, "Hos geldin, sefalar getirdin, her halde bana yardıma geldin, bana yardım et!" 0 da bana;
      "Yardıma geldim, zaten bu is için geldim." dedi.
      • Ben ay´ım, sen de benim ısıgımsın. Sen hem gül bahçesisin, hem de su! Bunca yolu senin için astım, ayakkabımı
      giymeden, sarıgımı sarmadan kosa geldim.
      * Gülerek içeriye gir; acılıgı yok et! Ey hos acılık, sad ol, neselen! Ben önce diken olarak geldim ama, sana güller
      verecegim.
      • Gül basını kaldırdı da; "Sabır, ferahlıgın anahtarıdır!" dedi. Her dal: "Zorluk yok! Çünkü sabrettim de inciler gibi hos
      meyveler vererek geldim." (dedi).
      821. Biz, Hakk´ın nuruyla diriyiz!
      Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ülün
      (c. III, 1576)
      * Biz, Hakk´ın bize lütfettigi nurla diriyiz. 0 nur bizi yasatıyor. Biz, ona hem çok yakınız, çok dostuz, hem de ondan
      uzak düsmüsüz, ona yabancıyız. Ne oldugumuzu,
      * Gerçek yüzümüzü göstersek, ay utanır, kendini görmeye kendini begenmeye tövbe eder.
      * Biz, kolumuzu kanadımızı açsak, günes bile kolunu, kanadını yakar, yandırır.
      * Su tenimiz, bedenimiz, su insan seklinde görünen maddî varlıgımız bizim gerçek varlıgımızın perdesi, yüz örtüsüdür.
      Aslında biz bütün secde edenlerin kıblesiyiz.
      * Sen, balçıktan yaratılan adama bakma, ona üfürülen nefesi gör de o nefese hayran ol!
      * Seytan, bizim dıs yüzümüzü, bedenimizi gördü de, bizde bulunanı göremedi. Bizi Hakk´tan ayrı tanıdı.
      "Bir yerde de Mevlana söyle buyurur;
      "Tevhid sırlanna isaret ettigi için, Mansur halk tarafından daragacına çekildi. Hallac sag olsaydı, sırlarımın
      azametinden, taskınlıgından ötürü, o beni daragacına çekerdi." (Dîvan-ı Kebîr, c. III., 1459.)
      822. Sen, su bedeni benden al da, beni bedenden kurtar!
      Müstef´ilün, Miistef´ilün, Miistef´ilün, Müstef´ilün,
      (c. III, 1382)
      • Ey gönülleri uyanık kisilerin sakîsi! Kerem kadehini sun, çünkü bizi yokluk aleminden bu dünyaya sarap içmek için
      getirdiler.
      • Sen bize kerem kadehini sun da, can düsünceden kurtulsun, kendinden geçsin, su benlik perdelerini yırtsın.
      Düsünceyi bir tarafa atsın. Çünkü düsünce, canı hırpalar, ömrü her an azaltır.
      • Güzellik, Hakk´tan haberi olan bilgi sahiplerinin güzelligidir. 0 hal ariflerin halidir. Onu görecek göz nerede Nerede
      mana bilgisi Nerede gül bahçesi Nerede gül bahçesindeki güllerden ask kokusunu alacak burun
      • Eger mecliste kimse bulunmasaydı, sözüm yüce olurdu. Ya nur ol, yahut da bizden uzaklas, git! Bize bu kadar
      sitemde bulunma! Anlayıssız kisilerin bulundugu mecliste konusulmaz.
      • Sen, göz agrısı gibisin, bir türlü gözü bırakmıyorsun. Hoca bu yapragı çevir, yoksa ben kalemimi kıracagım.
      • Vatan bos kalmaz, sen, su bedeni benden al da, beni bedenden kurtar! Can sarhos bir halde balçıga saplandı kaldı.
      Ayagımın kayacagından korkuyorum.
      823. Onun verdigi dertten, beladan sikayet etme!
      Ben yüzlerce can verdim de bu belayı satın aldım.
      Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Miistef´ilün,
      (c. III, 1372)
      • Bu sefer ben büsbütün asıklıga baglandım, tam asık oldum.
      • Gönlümü kendimden söküp attım. Ben simdi gönülsüzüm. Baska bir seyle diriyim. Aklı da, düsünceyi de kökünden
      yakıp yandırdım.
      • Ey insanlar, ey insanlar, artık benden normal insanlık beklemeyiniz. Öyle düsüncelere daldım ki, benim
      düsündüklerimi deli bile düsünemez.
      • Bu yüzdendir ki, aklım, bu gün benden tamamıyla bıktı, usandı. Onu görmüyorum sanıyor da beni korkutmak istiyor.
      • Ben ondan niçin korkayım Onun için ben, bir surete büründüm. Nasıl olur da ben bir define olurum Kendimi
      göstermek için bir bucaga gizlendim.
      • Benim yıldızların kaselerinde de, felegin sofrasında da gözüm yok! Fakat ben dilenciler ugruna nice kaseler yaladım.
      • Ben bir is yüzünden dünya hapishanesine düstüm. Yoksa ben neredeyim, lhapishane nerede Ben kimin malını
      çaldım da buraya düstüm
      • Rstedigin kadar bana bak! Bütün gücünle, dikkatinle bak, fakat yine de beni tanımazsın. Çünkü benim bir degil
      yüzlerce sıfatım, yüzlerce görünüsüm var.
      • Gel, gözüme gir de, bana benim gözümle bak, çünkü ben kendime, gözlerin göremedigi bir misafir seçmisim.
      • Sen, sarapla sarhossun, ben sarapsız sarhosum. Sen gülen bir asıksın, fakat ben, agızsız, dudaksız gülmedeyim.
      • Ben çok tuhaf bir kusum. Acıktım da su çayırlıktan uçtum. Orada avcı da yoktu, tuzak da yoktu. Öyle oldugu halde
      geldim, su beden kafesine girdim.
      • Dostlarla beraber olunca, kafes, bagdan da iyidir, bahçeden de! Can Yusuflarının hatırı için kuyu dibinde konakladım,
      orayı yurt edindim.
      • Onun gönülde açtıgı hicran yarasından ötürü sızlanma! Onun verdigi dertten sikayet ederek aglama, hastayım diye
      feryat etme! Ben yüzlerce can verdim de bu belayı satın aldım.
      • Rpek böcegi gider gelir, ipekler örer. Sözüme dikkat et; ben de bir ipek böcegiyim- Belalar örer, bela iplikleri sarar
      dururum.
      • Ben, beden kabrinde kalmısım. Yürü benim Rsrafıl´ime git! Benim için suru üfürsün de beni diriltsin! Çünkü bu beden
      kabrinde yata yata döküldüm, çürüdüm, eridim, bittim.
      824. Padisahın hayali görülen her yer bagdır, bahçedir.
      Müstef´ilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün, Miistef´ilün,
      c. III, 1383)
      • Ey bana ay olan, aydınlık olan sevgili, senin güzel yüzünü gördükten sonra nerede olursam olayım neseliyim. Nereye
      gidersem gideyim orası bir gül bahçesi olur.
      • Padisahın hayali görülen her yer bagdır, bahçedir, gezip dolasma yeridir. Nereye gidersem gideyim, orada bir isret
      meclisi kurmaktayım.
      • Bu altı kapılı tekkenin bütün kapıları kapalı bile olsa, o ay yüzlü dilber mekansızlık aleminden dogar, penceremden
      basını sokar, yine içeri girer.
      • Girer de; "Hey!" der. "Sana selamlar olsun, sana yüz türlü sarap, yüz türlü meze getirdim. Ben padisahım,
      padisahlar padisahıyım.
      • Ben, nurlar saçan günesim. Ben hos bir sekilde perdeleri yırtarım. Ben ilkbaharım, dikenlikleri kökünden sökmeye
      geldim."
      825. Ben senin günesinin ardında ısık isteyen bir gölgeydim.
      Müfte´ilün, Mefa´îlün.Müfte´ilün, ,
      (c. III, 1406)
      • Her gece, her seher vakti dualar ettim, seni istedim. Bilsen nasıl candan yalvararak, diller dökerek, seni Allah´tan
      istedim.
      • Rstedim ki, benim secdelerimden ötürü, sen, benim varlıgımın enîsi, en yakın dostu olasın. Halbuki, ben, seni candan
      ve gönülden isteyince, ben kendimden, kendi varlıgımdan kurtuldum. Bu varlıgım beni bırakıp gitti.
      • Senin günesin ardında, ben, ısık isteyen bir gölgeydim. Sen dogunca, senin ısıgında yok oldum gittim.
      • Ben bir demir parçası gibi katı ve donuktum. Ayna senin askından nur istedi. Ben de demir donuklugundan kurtulup
      ayna gibi parlamak, nurlanmak isteyince ateslere yandım, dövüldüm, yaralar aldım.
      • Sana dogru kostum, ama ayak basacak yer bulamadım. Senden yer istedigim için, beni yerden, mekandan
      kurtardın, çektin yanına aldın. La mekana, mekansızlık alemine ulastırdın.
      826. Kalkın ey asıklar göklere yükselelim!
      Mef´ulii, Fa´ilat, Mefa´îlü, Fa´ilat
      (c.III, 1713)
      * Kalkın ey asıklar, göklere dogru yükselelim! Su yasadıgımız dünyayı gördük anladık, bir de gidecegimiz o dünyaya
      varalım.
      • Hayır, hayır su iki dünya bahçesi de güzel, ikisi de hos. Biz, bu ikisinden de hem dünya bahçesinden, hem de ahiret
      bahçesinden vazgeçelim de, bahçıvanı arayalım, bulalım, ona dogru gidelim.
      • Daglardan kosup gelen sel gibi secdeler ederek, basımızı tastan tasa vurarak, denize kadar gidelim. Denize
      kavustuktan sonra da, üstündeki köpükler gibi, el çırpa çırpa kosalım, yürüyelim.
      • Su kederlerle dolu alemden, bu yas aleminden dügün dernek alemine, nese alemine sefer edelim. Yüzleri sarartan
      bu ızdırap dünyasından uzaklasalım da, yüzümüze kan gelsin, can gelsin.
      • Alçalma, insanlıgımızı kaybetme korkusundan yaprak gibi, dal gibi titreyerek, yüregimiz çarparak aman yurduna,
      kurtulus yurduna varalım.
      • Zaten gurbetteyiz. Dertlerden, kederlerden kurtulmamıza bir çare yoktur. Toprak yurdunda yola düsmüsüz. Günah
      tozlarından silkinip kalkmamız mümkün degil!
      • Su dünyada gördügümüz güzellikler, sekiller, suretler kendisini gizleyen, büyük bir sanatkarın, bir ressamın varlıgını
      ispat etmektedir. Biz kem gözden gizli, izi belirmeyen ressama varalım.
      • Rnsanlık yolu, hakîkat yolu belalarla dolu bir yoldur. Fakat yol gösterenimiz ask oldugu için bizim korkumuz yok!
      Çünkü, ask, bu yolda nasıl gidecegimizi bize ögretiyor. Yusuf´un sevdasıyla,
      • Canımızı dünya sevgisinden, nefsin isteklerinden temizleyelim, bir ayna haline getirelim de Yusuf´un essiz güzelligine
      bir armaganla gidelim.
      827. Dilsiz, dudaksız gönüllerimizden birbirimize seslenelim.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün
      (c. III, 1540)
      • Gel de, birbirimizle candan konusalım, kulaklardan, gözlerden gizli olarak söyleselim!
      • Gül bahçesi gibi dudaksız, dissiz gülelim, düsünce gibi dudaksız, dilsiz görüselim!
      • Akl-ı evvel mertebesinde Hakk´ın varlıgının idraki içinde, dünyanın sırrını agzımız kapalı olarak ta sonuna kadar
      söyleyelim!
      • Hiç kimse, kendi kendisiyle apaçık sesle konusmaz. Mademki hepimiz biriz, dilsiz, dudaksız gönüllerimizden
      birbirimize seslenelim!
      • Sen, nasıl olur da eline tut dersin 0, el senin midir Mademki elimiz bir ellerimizin de bir oldugundan bahsedelim.
      • El, ayak gönlün hareketini bilir, dilimiz susarak, gönlümüz titreyerek söyleselim.
      828. Günes de, gökyüzünde onun askıyla dönmede, onun askıyla parlamadadır.
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îliln, Mefa´îlün,
      (c. III, 1438)
      • Elsiz, ayaksız kalmıs zavallı gönlümde, onun askına direnecek güç, kuvvet kalmadıgı için mecnun gibiyim. Gece,
      gündüz beni baglayan ask zincirinin ucunu geveler dururum.
      • Kanlar içindeyim. Sevgilinin hayali gelirse, ben kendimde olmadıgım için onu, gönül kanıyla boyarım diye
      korkuyorum.
      • Ask atesiyle yanıp yakılan, aglayıp feryad eden bu asıgın gecelerini, perilerden sor! Karanlıklar içinde gidip gelirken
      ayagım perilere dokunuyor.
      • Paramparça olmus gönlüm bütün gece yıldız gibi yanarak dolasıp durmadadır. însafsız sevgilinin büyüsüyle
      uykularım dagıldı, gitti.
      • Sevgilim beni bırak da senin askınla günes gibi atesten bir elbise giyeyim de, o atesle günes gibi bütün dünyayı
      süsleyeyim, aydınlatayım.
      • Zaten günes de gökyüzünde onun askıyla dönmede, onun askıyla yanıp yakılmada, hem de her an, onun askına
      layıgım diye sükürler etmededir.
      • Sevgilim, senin askından bir dem kurtulsam, dinlensem, canım, rahat etmez, dinlenmez. Bir an için olsun senin
      sevginden uzak kalmak, dinlenememek, yanmak, yakılmak, benim rahata, huzura kavustugum andır.
      829. Bütün dertlerin dermanına kavusmak için ben bastanbasa dert olurum.
      Müfte´ilün, Müfte´ilün,Miifte´ilün, Müfte´ilün,
      (c. III, 1400)
      • Kosayım, kosayım da, Hakk yoluna düsen atlılara ulasayım. Yok olayım, yok olayım da sevgiliye kavusayım.
      • Hos olmusum, hos olmusum. "Benlik evini yakayım da sahralara düseyim." diye bir ates parçası olmusum.
      • Toprak oldum, toprak oldum ki, senden feyiz alarak rahmet alarak yesilleneyim, çiçekler bitireyim. Canlılara yararlı
      meyveler yetistireyim. Su oldum ki, köpürerek, kosarak, basımı tastan tasa vurarak, secdeler ederek senin gül bahçene
      varayım.
      • Ötelerden geldigim, gökten düstügüm için, zerre gibi titriyorum. Sona varınca huzura kavusurum. Emin olurum da
      titremem.
      • Gök seref yeridir. Toprak telef olma, yok olma yeridir. Ben padisahımın yanına varabilmek için bu iki halden de
      kurtuldum.
      • Hakk´ın rahmeti su gibidir. 0 ancak asagılara, alçak yerlere akar. Ben de ayak altında çignenen toprak gibi ancak
      gönüllü, acındırıcı olurum ki, Rahman´ın huzuruna varayım.
      • Hiç bir hekim, hastalık olmaksızın hap ve ilaç vermez. Ben de bütün dertlerin dermanına kavusmak için bastan basa
      dert olurum.
      830. Benim gizli alevlerim iki dünyayı da bir lokma eder, yutar.
      Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat
      (c.IV.1754)
      • Agzımda senin atesinden bir ates var. 0 atesin beni nasıl yandırdıgını söyleyemem. Çünkü dilime yüzlerce mühür
      vurulmus, baglanmıs.
      • Benim öyle gizli sulelerim, alevlerim var ki, o suleler, iki dünyayı da bir lokma eder, yutar.
      Seyh Galip hazretleri ne buyurmustu;
      "Bir sülesi var ki, sem´-i canın,
      Fanusuna sıgmaz asumanın."
      (Can mumunun öyle bir alevi var ki, gökyüzü fanusuna sıgmaz.)
      • Eger su cihan, tamamıyla yok olsa, ne gam! Dünya olmaksızın benim yüzlerce gizli dünyam var!
      • Ben, seker yüklü kervanları, yokluk diyarından yola düsürdüm, yürüttüm.
      • Ben, askla mest olmus bir kisi oldugumdan, bu kervanlar yüzünden kar mı ettim, zarar mı ettim, haberim yok!
      • Bas gözüm vaktiyle ask derdiyle inciler saçardı. Halbuki, simdi benim, inciler saçan bir canım var!
      • Ben, eve barka baglı degilim, Hz. Rsa gibi, benim de dördüncü kat gökte evim var!
      • Bedene can verene sükürler olsun. Can gitti ama, canın canına sahip oldum.
      • Tebrizli Sems´in verdigi bir sey var ya, iste, sen, benden onu iste, onu ara!
      831. Dünyada gizli olan, paha biçilmez bir define benim canımda, gönlümde gömülüdür.
      Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat
      (c. IV,1755)
      • Benim yolumda, yüzlerce nefsanî pusu var! Ama, benim de en ince seyleri gören yüzlerce akıl gözüm var!
      • Yüzümde yüzlerce secde izleri var! Onlar, varlıgını gönlümde hissettigim daima benimle beraber olan padisahımın
      izleri.
      • Dünyada da gizli olan en degerli, paha biçilmez bir define benim canımda, gönlümde gömülüdür.
      • Benim Cebrail-i emîn(a.s.)´dan da gizli bir Cebrail´im var!
      • Devlet, zenginlik atını kesmem gerekir. Çünkü ben, ask atına eger vurdum, binmek üzereyim.
      • Asktan asla vazgeçmem, ayagımı diremisim. Benim demirden ayaklarım var!
      • Rçimde manevî baglar, bahçeler, yaseminler var! 0 yüzden nefsimden sevgilimin kokusu geliyor.
      • Öyle mutluyum ki, neseden ayaklarım yerden kesilmis. Çünkü, benim mekansızlık aleminden yerim var!
      • Haydi yürü, Tebriz sehrine git! Bu hallerin açıklanmasını Semseddin´den iste! Çünkü bütün bu hallere beni
      Semseddin ulastırdı.
      832. Ben, can Rsa´sına ait nükteleri, eseklerin kulaklarına zorla yerlestirdim.
      Müfte´ilün, Müfte´ilün, Fa´ilat
      (c. IV,1768)
      • Gönlün boyuna göre kaç elbise diktim. Bu ugurda ne kadar akıl yordum ,Fikir harcadım.
      • Durup dinlenme bilmeyen su ihtiyar felege, ne de sasılacak bir dönüs ögrettim.
      • Kerem hazinesi bana geldi, misafir oldu. Bu yüzden keremle yoksulların borçlarını ödedim.
      • Benim su üç sözden fazla sözüm yok! Yandım, yandım, yandım.
      • Ben mum gibi tertemiz bir varlıgım, ne biriktirdim ise hepsini döktüm, erittim, yaktım.
      • Artık yeter, ben bos yere can Rsa´sına ait nükteleri, hakîkatleri esek seklindeki insanların kulaklarına zorla
      yerlestirmege çalıstım.
      • Yeter, çünkü, tamamlandıkça noksanı belirir. Sus da o suh güzel; "Bıktım artık yeter!" demesin.
      833. Senin güzel yüzünün sarabıyla kendimizden geçmis gitmisiz.
      Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat
      (c.IV, 1765)
      • Ben senin cana canlar katan yüzüne asıgım, ben senin sevdana kapılmısım, bana acı!
      • Sen, bu güzel parlak yüzle ay gibisin, günes gibisin. Bizlerse senin ask günesinin nurunda oynasan zerreleriz.
      • Sen, su perdenin arkasından yüz gösteresin diye hepimiz senin sarayının kapısında beklemedeyiz.
      • Birbirleriyle anlasmıs asıklar meclisinde, senin güzel yüzünün sarabıyla kendimizden geçmis, gitmisiz.
      • Ey dost, sasırıp da bizi düsman gibi öldürme! Biz senin yabancın degiliz.
      • Fakat bizi öldürmek istiyorsan, öldürmeye razı olursan, ona da diyecegimiz yok. Hepimiz de senin rızanın, senin
      isteginin kuluyuz, kölesiyiz.
      834. Hepimiz, bütün varlıklar, senin sevdana kapılmısız da bagları kırıp atmısız.
      Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat
      (c. IV,1761)
      • Hepimiz, bütün insanlar, "Elest"de; ezel meclisinde beraberdik. El ele vermistik. Allah´a sükürler olsun, sonunda bir
      kısmımız yine birbirimize kavustuk.
      • Birbirimize kavusmus olan hepimizin de yolu bir, gönlü bir! Hepimiz de aynı sevgi sarabıyla mestiz.
      • Biz, iki dünyada da nasip olarak kendimize askı seçtik. 0 yüzdendir ki, biz, asktan baska hiç bir seye gönül
      vermedik.
      • Can, ayrılıktan ne acılar tattı, neler çekti. Fakat sonunda onu bulduk, ayrılıktan kurtulduk.
      • Ask penceresinden bir günes dogdu. Balçıktan yaratıldıgımız halde o günes bizi degerlendirdi, yüceltti.
      • Eger biz bir la´l isek, senin nurunla la´l olmusuz. Eger varsak» senin yüzünden varız.
      • Önünde zerreler gibi oynamadayız. Hepimiz, bütün varlıklar, senin sevdana kapılmısız da, baglan kırıp atmısız.
      835. Rsim göklerde, artık benim yeryüzünde ne isim var
      Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat
      (c. , 1756)
      • Canla, basla o sevgiliye baglanmısız. Onun askıyla mestiz. Nur sarabına kadeh olmusuz.
      • Ey gönül, sana her an can vermezsem, ben bu candan usanmısım, bezmisim.
      • Ben, o mana atının etrafında, gökyüzü gibi dönüp durmadayım. Artık, benim yeryüzünde ne isim var
      • Hakk´a perde olan su dünya tezgahını ortadan kaldırmak istiyorum.
      • Gaflet ve uyku perdesini, uyanık gözlerimin atesiyle yakmak arzusundayım.
      • Rstiyorum ki, bu hasta gönlüm Tebrizli Sems´in himmetiyle iyilessin, sıhhat bulsun.
      836. Senin gönlünden benim gönlüme nasıl bir yol var
      Müfte´ilün, Mefa´îlün, Fa´ilat
      (c.IV, 1771)
      • Senin gamından gönlüm sevda evi oldu. Gönlüm seni, her tarafta aradı, durdu.
      • Zühre yıldızı gibi parlak yanagı, ay gibi nurlar saçan bir yüzü olan sevgiliyi bulmak için gönlüm, gözünü göklere
      çevirmis, göklere bakıyor.
      • Ah bugün gönlüme neler oldu Dün birisi gönlüme neler söyledi
      • Gündüz geldi, gecenin çadırını yırttı. Simdi, artık gönlüm neselenecek, perde yırtıldıgı için güzellikleri seyre dalacak.
      • Senin gönlünden benim gönlüme, ne nükteli sözler, gizli isaretler gelmede. Ah senin gönlünden, benim gönlüme
      nasıl bir yol var
      • Artık, benim zavallı gönlüme acımazsan, benim halim ne olur. Vay bu gönlüme, vay bu gönlüme!
      837. Senin kehribarına bir saman çöpü olmak istiyorum.
      Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat
      (c. IV,1758)
      • Niçin senden ayrıldıktan sonra sana kavusunca, yahut sana kavustuktan sonra senden ayrılınca, seni bileyim, seni
      tanıyayım Seni baska türlü tanıyamaz mıyım
      • Ya sen benim derdime düs, derdimle karıs; yahut ben derdime derman nedir; onu senden ögreneyim.
      • Bilgisiz, görgüsüz oldugum için benden kaçıyorsun. Ya benimle arkadas ol, yahut görgüyü, bilgiyi senden ögreneyim.
      • Bundan önce senden ayrı bir seyler ögrenmeye çalısıyordum ve sana kızıyordum.
      • Mademki gece gündüz Hakk bizimle beraberdir. Sen benden ayrı düstügün için, bundan sonra ögrenecegimi
      Hakk´tan ögrenirim.
      • "Kusluk vaktine yemin ederim ki" ayetinin sırrını ögrenmek için günese zerre olmak istedim.
      "Duha Suresi, 93/1. isaret var."
      • Kehribarın samanı nasıl çektigini ögrenmek için senin kehribarına bir saman çöpü olmak istiyorum.
      838. Bana su verme, sana susayayım, seni su gibi içeyim!
      Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat
      (c. IV, 1751)
      • Bana su verme de, sana susayayım. Seni su gibi içeyim. Beni kendine asık et, benim uykumu al götür!
      • Ey hayali bana mihrap olan sevgili! Senin haberin yok, ben, gece gündüz namaz kılıp duruyorum.
      • Ben, senin güzel hayalini yoklukta bulursam, hemen ölüme dogru kosar giderim.
      • Sebepleri meydana getireni bulurum ümidiyle, ben sebep kervanlarının yollarını kesmedeyim.
      • Ben, senin ayrılıgına dayanamıyorum, bir merhamet et! Padisahlıkta bulun, bana bir görün! Ne olur, yalvarırım sana!
      • Ab-ı hayata dolap olmusum, onun için hem dönüyorum, hem sızlanıyorum, hem aglıyorum.
      • Günesim de sensin, ay ısıgım da sen! Seni görmek için gözümü de, gönlümüde açmısım.
      • Senin adını duydugum an, benim adım da, namım da mest oldu.
      839. Onun ayrılık atesiyle her gece mum gibi yanıyoruz.
      Fe´ilfitün, Mefa´iüin, Fe´ilat
      (c. IV, 1760)
      * Ezelden beri diri olan, her seyi bilen, her seye gücü yeten, daima tasarrufta bulunan Allah´a yemin ederim ki,
      • Sems´in nuru, ask mumlarını yaktı da binlerce ilahî sır malum oldu, anlasıldı.
      • Onun bir hükmüyle dünya, askla ve asık ile, hükmedenle, hükmedilenle dolup tastı.
      • Tebrizli Sems´in tılsımlarında, büyülerinde sasılacak hazineler gizlendi.
      • Onun ayrılık atesiyle her gece mum gibi yanıyoruz. Baldan ayrı düsmüsüz ama, onun ask atesinde yanan mum
      olmusuz.
      • Ondan ayrıldıgımızdan beri bedenimiz yıkıldı, harap oldu. Can da, bu beden harabesinde baykusa döndü.
      • Ey Sems, sen olmadıkça sema´ haramdır. Çalgı da seytan isidir ve taslanmıstır.
      • Sen yokken okunup anlasılacak, zevk alınacak bir tek gazel bile söylenmemistir.
      "Bu gazel Sems-i Tebrizî hazretleri için söylenmis ve Sam´da kendisine okunmustur. Birinci mısraı kafiyesizdir. Belki de
      ilk beyti unutulmustur, kaybolmustur."
      840. Bazen felek gibi dönerim, bazen melek gibi uçarım.
      Mefülü, Mefa´îlü, Fe´ulün
      (c. III, 1549)
      • Bazen felek gibi dönerim, bazen melek gibi uçarım.
      • Dönüsüm de, oynayısım da Hakk içindir. Ben onunum, onunla ortak olmus degilim ama..
      • 0 güzellik madeni beni gördü, satın aldı. Ben de o yüzden böyle sevimliyim.
      • Can ormanında gerçekten de bir iman arslanı var. Benim süphe dagarcıgımı muhakkak o yırttı.
      • Padisahım, hükme razı olanı bir gün kadı (=hakim) yapar.
      841. Herkesi mest edelim, kararsız hale getirelim.
      Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilat
      (c. IV, 1764)
      • Bahar bülbülü gibi feryada baslayalım da, bu feryadlarla bülbülleri avlayalım.
      • Sevgilinin isi nazlanmak, bizim isimiz de yalvarmak, yakarmak. Bu durumda feryad etmeyelim de ne yapalım
      • Sonra mest olarak çarsıyı, pazarı dolasalım. Herkesi mest edelim, kararsız hale getirelim.
      • Parayı, pulu güzel sevgiliyle beraber yiyelim, o mahmur gözlere hizmet edelim.
      • Sevgiliyle sürdügümüz sefayı, ettigimiz zevki Allah´tan baska kimse bilmez.
      842. Biz dünyaya, günes gibi, herkese can vermeye gelmisiz.
      Fe´ilatün, Mefa´ilün,Fe´ilat
      (c. IV, 1762)
      • Biz dünyaya günes gibi, herkese can vermeye ve böylece herkese yararlı bir iste bulunmaya gelmisiz.
      • Kalpleri kırılmıs, gamlara düsmüs kisilere dost olalım. Onların gamlarını paylasalırn. Hor görülenleri, topraga
      düsenleri, ayak altında ezilenleri gül bahçesi haline getirelim. Biz, dünyaya bunun için gelmisiz.
      • Biz altın gibi bir kaç kisinin öz malı degiliz. Biz deniz gibiyiz, maden gibiyiz, bir herkesin malıyız.
      • Su alemin bedenine, canın ne oldugunu gösterelim. Gaflet içinde kalan, Hakk´ın san´atını, yaratma gücünü
      göremeyen gözleri aydınlatalım. Biz dünyaya bunun için gelmisiz.
      • Biz, yeryüzü gibi yagma yurdu degiliz. Gökyüzü gibi eminiz, hosuz.
      • Kendine gel, sus; biz bunlardan da üstünüz. Biz, söze, dile sıgmayız. Bizde paha biçilmez bir hazine gizlenmistir.
      843. Ask, bana yücelere çıkmam, ötelere gitmem için
      göklerin damına dayanmıs bir merdiven oldu.
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün,
      (c. IV,1776)
      • Ben dogdugum günden beri. gönlü de, canı da senin gözünle gören, gönlü de, canı da sana veren ihlas, samimi bir
      kulum.
      • Gelin ey asıklar gelin, birbirinizden uzak durmayın, bulusmaya, kavusmaya alısın! Dolunay dogdu, sevgi geldi,
      nîmetler bagıslandı.
      • Sana gönül veren kaybolmaz. Ben, adı sanı ne yapayım Mademki ben, bu hazineye düstüm. Gümüs, para, benim
      ne isime yarar
      • Ask parladı, alevlendi, sırrın üstünü örttü. Onun parıltısıyla dolunay bile görünmez oldu. Gönül de bas egdi, aska
      teslim oldu.
      • Nesem de sensin, bayramım da sensin. Ben, ne kadar tali´liyim, ne kadar mes´udum. Gönlümü de sana verdim.
      Allah´a yemin ederim ki, ben iyi yaratılıslı bir asıgım.
      • Ne yırtarım, ne dikerim, ne yaparım, ne yakarım. Ne gecenin, ne de gündüzün esiriyim. Ne de elim daralmıs, kesada
      ugramısım.
      • Rman günesi dogdu, etrafı aydınlattı, ruha ulastı. Nefsin karanlıkları dagıldı. Küfrün kalesi yıkıldı, yerle bir oldu.
      • Zahidin de, ibadet edenin de yolu, isteksiz olmak, dünyaya ait dileklerden vazgeçmektir. Söyle bakalım, ben neyi
      bırakayım Kimden vazgeçeyim Benim bütün dilegim ve istegim hep sensin.
      • Ey ask, benim bütün varlıgım sensin. Rükuum da sanadır, secdem de! Nekesligim de cömertligim de senin içindir.
      Zaman seninle düzene girmistir.
      • Seytan bana musallat oldugu, beni kaptıgı zamanlarda hep seni anarak kurtuluyor ve seviniyordum. Simdi sen, beni,
      benden öyle kaptın ki, hatırımdan anmak duygusu bile gitti.
      • Zaman düsmanlarımla anlastı. Onlarla dost oldu. Ayrılık yüregimi yaraladı. Uyku beni rahatsız etti, gözümden kaçtı
      gitti. Benim saadetimi, mutlulugumu uyuttu.
      • Dolunayın söndügünü, yıldızların karardıgını, denizin cosup kabardıgını, geminin dalgalar arasında sıkıstıgını
      görüyorum.
      • Senin denizine gelince ab-ı hayat olurum. Fakat kıyıya düsersem, tas kesilirim, cansız kaya olurum.
      • Rabbim bana dogru yolu buldurdu. Aska sımsıkı sarıldım. Ask bana acıdıda derman etmek için ayaga kalktı. Beni
      iyilestirmeye çalıstı.
      • Ask evime geldi. Elinde bir sarap kadehi var. 0 bana, yücelere çıkmam, ötelere gitmem için göklerin damına
      dayanmıs bir merdiven oldu.
      • Seninle düzene girince bayram gibiyim. Seninle yatınca öd agacı olurum. senin yüzünden aglarım, senin yüzünden
      gülerim. Senin yüzünden gamlara batarım, senin yüzünden neselenirim.
      * Seninle dirilirim, seninle ölürüm. Her seyi seninle elde ederim. Seninle kaybederim, seninle susarım, gönlüm seninle
      konusur.
      844. Sema´ musîkîsinin tesirine kapılmayan kisinin toprak basına olsun.
      Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fa´ilün
      (c. IV,1734)
      • Sema´ nedir Gönüldeki gizli erlerden haberler almaktır. Onların mektupları gelince garip gönül, dinçelir, rahata
      kavusur.
      • Bu haberler rüzgarıyla, akıl agacının dalları açılır, uykudan uyanır. Bu sarsılısla beden, darlıktan kurtulur, genisler,
      huzura kavusur.
      • Bedende tuhaf, görülmemis bir tatlılık baslar. Ney sesinden, mutribin, çalgıcının dudaklarından dile, damaga hos,
      manevî zevkler gelir.
      • Dikkatle bak da gör, su anda sema´ edenlerin ayakları altında binlerce gam akrebi ezilmede, kırılıp ölmede. Binlerce
      ferahlık ve nese hali aramızda kadehsiz dolasmada, bize mana sarabı sunmadadır.
      • Her taraftan bir Yakub, kararsız bir halde, neseyle kalkar, sıçrar. Çünkü, burnuna Yusufun gömleginin kokusu
      gelmededir.
      • Canımız da; "Ona ruhumdan ruh üfürülmüstür" sırrıyla dirilmistir. Bu ruh üfürülüsünü, yemeye, içmeye benzetmek
      dogru degildir. Çünkü, bunun bedenle ilgisi yoktur.
      • Mademki bütün yaratılmıs varlıklar, surun üfürülmesiyle hasr olacaklar, surun üfürülmesinin zevkiyle ölüler
      uykularından uyanacaklar, sıçrayıp kalkacaklardır; sen de "ney"in feryadıyla uyan, kalk, kendine gel!
      • Sema´ musîkîsinin tesirine kapılmayan, dönüp, buz kesilen, ölüp yok olanlardan da asagı olan kisinin toprak basına
      olsun! Çünkü o, gerçek bir insan degildir. Gezip dolasan bir ölüdür.
      • Sema´ın kadehsiz verilen bu helal sarabını içen beden, bu sarapla mest olan gönül, ayrılık atesinde kavrulur, piser,
      tam olgunlasır.
      • Gayb aleminin güzelligi, söze sıgmaz, anlatılamaz, övülemez. Onu görebilmek için ödünç olarak binlerce göz al,
      binlerce göz!
      • Senin içinde öyle parlak bir ay vardır ki, gökyüzündeki günes bile ona; "Ben sana kulum, köleyim" diye seslenip
      duruyor.
      845. Gönülleri nurlandıran o mana sarabını önümüze getir de,
      gönül gibi kendi varlıgımızın balçıgından kurtulalım.
      Mef´ülü, Fa´ilatu, Mefa´îlü, Fa´ilat
      (c. IV, 1706)
      • Kalk, sarabı sürahiyle, testiyle içelim! Bu meclis, padisahlar padisahının meclisidir. Hiç bu mecliste sarap içilmez olur
      mu
      • Padisah bir denizdir. Sarap da pek lezzetlidir ve içe sinen bir saraptır. 0 la´l renkli sarabı sun da, bizim özümüzü,
      bizde bulunan inciyi gör!
      • Günes, yeryüzüne bir kadeh nur serpti. 0 nur kadehinden serpilen damlalardan içelim! Biz de zerreler gibi mest
      olarak günesin nuru içinde yücelere çıkalım.
      • Batmayan, zevalı olmayan günes, mademki bize sarap sundu, biz de gururumuzdan, gökte dolasan ve zamanı
      gelince batmayan günesin kadehine artık bakmayız.
      • Akıllan yakıp yandıran, gönülleri nurlandıran o mana sarabını önümüze getir de, gönül gibi kendi varlıgımızın
      balçıgından kurtulalım.
      • Sıçra da, kandil konan yerde, parıl parıl parlayan nurla bizi aydınlat, nurlandır! Biz zaten onun nuruyla parlayıp
      duruyoruz.
      "Bu beyitte, Kur´an-ı Mübîn´in 24. Nur Süresi´nin 35. ayetine var."
      • Sundugun sarabın tesirinden beden bir tandır gibi pek ısındı ve sogudu. Sen, bizi odun gibi o tandırda yak ki, hep
      yanıp yakılalım, sogumayalım.
      • Can, gökyüzü fanusu gibi ateslerle doludur. 0 bizi atesinde yakarak bakır mıyız; kalp mıyız; yoksa halis altın mıyız,
      bunu denemek istiyor.
      • Güzel, güzel gel de, meclise güzelligini getir! Biz herkesle hosuz ama, seninle pek hosuz.
      • Ey çalgıcı, o taze nagmeyi bir kere daha söyle! Söyle de seyret ki, sen tazesin, latîfsin ama, biz senden daha tazeyiz,
      daha latîfiz.
      846. Ask, beni kendisine kul edindi de yüzlerce hürriyete kavusturdu.
      Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fa´ilün
      (c. IV,1735)
      • Ayrılık, kulagıma acı bir haber ulastırdı. "Tatlı uyku asıklara haramdır" dedi.
      • Asktan yarım bir selama nail olan kisi için artık, uyku da, yeme içme de yoktur, ölmüstür.
      • Sen bana bak da beni seyret! Ask canımı gönlümü kendisine kul, köle edindi de beni binlerce hürriyete kavusturdu.
      • Ask belden asagı duygulara düskün olanlar için bir gösteristen, sehvetten ibarettir. Ama ruhen temiz olan kisilerce
      ask, kadîm ve pek büyük bir nurdur.
      • Gönlüm yaralanınca gidip tövbe etmek ister. Sen, bana da, tövbe ettin ise kendine de gül! Hangi seye, neye tövbe
      ediyorsun Tövbe nerede
      • Ask, ne de güzel bir günahtır ki, ona tövbe etmek kafirliktir. 0 öyle bir günahtır ki, ne arkasında kaçıp kurtulacak bir
      yol vardır, ne de önünde oturup dinlenecek bir durak vardır.
      847. Bütün insanlar, bir agacın dalları gibiyiz.Hepimiz aynı yasayısın,
      aynı yolun yolcularıyız.
      Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstefilün, Fe´ulün
      (c. IV,1702)
      • Geliniz, hepimiz toplanalım! Ey sakî, sen de durmadan sarap ver! Bir an için olsun gölge varlıklarımızı ortadan
      kaldıralım, ayrılıktan kurtulalım, hep bir olalım!
      • Kendimizi görmeyelim, kendimizden vazgeçerek vahdet denizinde suyla aynı renge girelim! Zaten hepimiz, bütün
      insanlar, bir agacın dalları gibiyiz. Bütün yaratıklar, hepimiz aynı yasayısın, aynı yolun yolcularıyız.-
      "Seyh Sa´dî de "Rnsanlar bir bedenin uzuvlan gibidir" diye yazmıstı.
      • Bütün varlıklar, hepimiz onun asıgıyız. Askın tabiatı geregi, bizler hem gizliyiz, hem meydandayız. Ask sehrinde
      gizliyiz. Fakat askın üzerimizdeki tesiriyle, ask mahallesinde apaçık meydandayız.
      • Benlikten kurtulur da kendimizi manen ölü görürsek huzura kavusuruz. Beden mezarlıgında rahatça uyuruz. Benlige
      kapılınca, kendimizi diri görünce, sikayete baslarız, feryad ederiz, yüzümüzü yırtarız.
      • Gönül aynamıza akseden her suret, her sekil, hiç bir seye baglı degilmis gibi görünmededir. Çünkü, biz kendimiz
      aslında ondan baska hiç bir seye baglı degiliz.
      • Bir sürü balıklar gibi suda yüzüp duruyoruz. Fakat sudan haberimiz yok. Bitmez, tükenmez arzular pesinde kosan,
      hevesten hevese düsen su toprak bedeni, yeryüzünün suratına atalım.
      848. Bir ömür boyunca senin sofrandayım, senin nimetlerinle besleniyorum.
      Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´ilü, Fa´ilat
      (c. IV,1708)
      • Ey benim iki kulagımı tutup çeken azîz varlık, sen benim parlak gözümsün. Niçin beni bahçeye götürmek istiyorsun
      Benim bagım da sensin, gül bahçem de sensin!
      • Bir ömür boyunca senin sofrandayım. Senin nimetlerinle besleniyorum. Senin lütuf bayragının altındayım.
      • "Ey dost, gördügüm rüya mıdır, hayal midir " diye o gözümü ovuyorum. Seni gören, sana seslenen, acaba ben
      miyim Bu gördügüme bir türlü inanamıyorum.
      • Evet benim, fakat benligimi bırakmısım, varlıgımdan sıyrılmısım, hilal gibi senin dolunayına karsı pek ince, sönük
      görünmedeyim.
      • Cefa tırnagı, istek damarımı kasırsa, o tırnagın zahmetiyle çeng gibi güzel sesler çıkarırım.
      • Fakat sen de anladın ki, bir tek damarım bile yok, atan, oynayan bir istek damarım varsa, onu kökünden kesip
      atarım.
      • Bana, "Ne isle ugrasıyorsun " diye sordun. Yok olanın isi de olmaz. Fakat ben yok degilsem, yok olmasam, neden
      yokluk yurdum olmus
      • Sen kıyamet günü çalınan Sür´sun! Bense bir ölüyüm. Sen ilkbaharın canısın, bense selviyim, süsenim.
      • Sen söyle, ben yarım söyledim, tam söyleyemedim. Sen aklın da aklına akılsın. Bense pek akılsızım.
      • Ben bir resim yaptım, ona can vermek senin isin, çünkü sen, canın da canına cansın! Bense, beden pesinde kosan,
      beden isteyen bir zavallıyım.
      849. Senden nerelere kaçabilirim
      Müstef´ilün, Fe´ulün, Müstef´ilün, Fe´ulün,
      (c. IV,1698)
      • Ey tövbemi bozan; senden nasıl kurtulayım, nereye kaçayım Ey gönlümde yer edinen, senden nereye gideyim,
      nereye kaçayım
      • Ey iki gözümün nuru; sensiz ben, nasıl görebilirim Ey boynumu baglayan, beni esir eden; senden nereye kaçayım
      • Ey yüzünün nuruyla, altı yönü de ayna gibi parlatan güzel, ey kutlu yüzlü varlık; ben senden nereye kaçayım
      • Gönlüm senin hastan olmus. Can da seninle varlıga kavusmus, seninle gelismis. Simdi de seninle bitkin bir hale
      gelmis, ben senden nerelere kaçayım
      • Gözlerimi kapasam da, bakmasam; sen yine gönlümdesin, oraya yerlesmissin, oradan bir türlü gitmezsin. Senden
      kurtulmak için nasıl kaçabilirim ki ; nereye gitsem, sen gönlümde oldugun için benimle berabersin.
      850. Kendimizi daima sana hayran kalmıs bir hale getirelim, sasırıp kalalım.
      Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fa´ilün
      (c. IV, 1731)
      • Yeryüzünü, gökyüzünü selamla doldursak, senin köpeklerinin gezip dolastıkları yerlere ham gümüs dösesek;
      • Her seher vakti, senden uçup gelen devlet kusuna, gönülden, gözden tuzaklar kursak;
      • Her yol basına, binlerce tertemiz gönlü koysak, her birinin eline gönül kanıyla yazılmıs özlem mektupları versek,
      sana haber yollasak;
      • Noksan sıfatlardan arınmıs tertemiz canına yemin ederim ki, bütün bunları yaptıktan sonra da, bu yaptıklarımızı hiçe
      sayarak; "Daha ne yapalım " diye her tarafa bakar dururuz.
      • Sonunda su karara vardık ki, kendimizi daima, sana hayran kalmıs bir hale getirelim. Sasırıp kalalım. Bizi görenler
      de bizim halimize sasırıp kalsınlar.
      • Sasırıp kalanlardan bize sarap sunuldugu zaman da, bir sırça yurdu olan gönül evinde, biz de onlara yüz binlerce
      hayranlık kadehi hazırlayalım.
      • 0 hayranlık sarabıyla canın özü cosunca dünyanın dört bucagım iki adımda geçer, gideriz.
      851. Cenab-ı Hakk´ın Peygamber Efendimize hitabı.
      Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fa´ilün
      (c. VI,1723)
      • Senden vazgeçmis degilim, daima seninle mesgulüm. Her an seni biraz daha yüceltmedeyim. Biraz daha fazla azîz
      etmedeyim.
      • Tertemiz zatıma, padisahlık günesim üzerine yemin ederim ki, ben, seni sana bırakmam. Seni lütuflarla, keremlerle
      yüceltir dururum.
      • Senin yüzüne, kendi ısıklarımdan, kendi nurlarımdan nurlar saçarım. Senin basını, on tane magfıret, yarlıgama
      parmagı ile kasırım.
      • Rıza gögünde binlerce inayet bulutu var. 0 bulutlardan yagarsam; ancak senin basına yagarım. Baskasının basına
      yagmam.
      • Lütfum, sana hizmet etmek için hazırlanmıstır. Zaten ben iyiliklerle kaynagıyım.
      • Bana; "Hastayım" dedigin geceden beri, binlerce sifa serbeti, sevgiyle, sefkatle kaynayıp duruyor.
      • Yanıma gel de, gözlerine yeni bir sürme çekeyim. Çekeyim de, sırlarımı görüp anlamak için gözlerin nurlansın,
      aydınlansın.
      • Lütfum öyle çok, keremim öyle bol ki, beni inkar eden yabancıların bile ellerinden tutmadayım. En kötü insanları bile
      nimetlerimle beslemekteyim. Durum böyleyken, beni sevenlerden, bana yakın olanlardan nasıl olur da lütfumu esirgerim
      852. Askla varlıga ulastık, ancak askla varız!
      Mef´ulü, Fa´ilatü, Mefa´îlü, Fa´ilat
      (c. IV,1711)
      • Sevgilim sen, gözünü aç da, bana bak! Zaten biz senin gözlerinin yüzünden aydınlık içindeyiz. Hasa, biz kendi
      gözümüzü, o yüzden ayırıp da baska yüze bakamayız.
      • Sen, gögsünü kendin için, kendi pervanen için yak, alevlendir! Alevlendirde, biz de kendimizi askla, senin gibi senin
      gögsünün alevleri içine atalım, seninle birlikte yanalım, yakılalım.
      • Ask, korkusunu artırdıkça artırır. Biz ondan emin olmayı istemiyoruz. Bizim emin olusumuz, senin askının
      korkusundandır.
      • Pervaneye her gün senin mumundan, senin atesinden; "Bana kendini at, alevlerim içinde yan!" müjdesi geliyor. Ey
      pervane; öl ki, "Biz de onun atesinde ölmeyi kabul ettik." diyelim, biz de onun askının alevleri içinde yanalım.
      • Benligimizden geçelim, varlıgımızı terk edelim. "Askla varlıga ulastık ancak ıskla varız" dedigimiz gün, neseliyiz,
      sevinç içindeyiz.
      * Sevgilim, biz senin güzellik bagını görmüsüz. 0 yüzden selvi gibi boy atmıs, o yüzden süsen gibi dillenmisiz, dilli
      olmusuz.
      • Sevgilinin güzel yüzüne asık olduktan, onun gül bahçesine daldıktan sonra, yürü git, dünyanın bütün gül bahçelerini
      atese ver!
      853. Seni bırakıp kendimle oldum da derde, eleme düstüm.
      Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îlün, Fe´ilün
      (c. IV, 1736)
      • Senin.etrafında, dönüp dolasmadım da, kendi kuruntuma uydum, kendi etrafımda dolastım, yani seni bırakıp
      kendimle oldum. Rste o zaman, derde, eleme düstüm. Kötü bahtımın etrafında dolastım durdum.
      • Halk, sayılı bir kaç lokmanın etrafında döner, dolasır. Bense, yaratıcının sayıya sıgmayan nimetlerinin etrafında
      dolasırım.
      • Su mahdut, sınırlı alemin olusu da sınırsızlık alemindendir, durusu da! Ben de haddi asarsam, sınırsız dönüp
      dolasırsam, beni ayıplama!
      • Mezara benzeyen gögsümü, bir bag, bir bahçe haline getiren Rabbim, benim mezara baglanıp kalmamı layık
      görmedi.
      • Mezar da ne oluyor Can, göklere bile sıgmaz. Besten altıdan geçeyim de, yani bes duygudan, altı yönden geçeyim
      de, çabucak, essiz olan, tek olan Rabbimin etrafında dönüp dolasayım, yani dünya sevgisini bırakayım da yalnız Hakk´ı
      düsüneyim.
      • Ben parlak bir aynaysam da, toz toprak korkusundan iki üç gün kirli bir yün parçasının etrafında dönüp dolasmam da
      yersiz degildir.
      • Eger, ben bir , su bahar yüzünden bir gül bahçesi haline geleyim. Bir el isem bu bulusmadan yüzlerce beden olayım.
      • Çesit çesit sekiller arasında, su beden çaresiz, zavallı bir hale gelir. Fakat kendim, kendimi kötülüklerden, günah
      kirlerinden, paslarından temizler de Ayna olursam, artık ne diye bedenin etrafında dönüp dolasayım, onu beslemeye
      çalısayım
      • Ben bu harf tavlasından yani dünyada görünen çesitli hallerden kurtulup hakîkat çayırına yayılmaya çıkacagım. Ben
      bu maddî hayat direginin etrafında dönen baglı katır degilim.
      854. Ayrılık sonbaharına doydum.
      Mefa´îlün, Fe´ilatün, Mefa´îliln, Fe´ilün
      (c.IV, 1727)
      • Gamlara, kederlere batmayayım, yine sevgilinin bulundugu yere gideyim. 0 cennete, o gül bahçesine, o yesillige
      varayım.
      • Zamanımızın, yaprak döken, ayrılık sonbaharına doydum, bıktım, usandım. Sonsuzluk gül bahçesine, o solmayan,
      zevalsiz baga gideyim.
      • Balık, suya kanmaz, ben ne yapayım Ben su gibi secdeler ederek ırmaga dogru gidiyorum.
      • Askın gamı, önünde sonunda beni çeke çeke götürecek. îyisi mi, ben simdi kendiligimden gideyim.
      • Padisahların padisahlıgı bile ask eseri, askın bir lütfu. Askın pesinde kosmayayım da hangi isin pesinde kosayım
      • Ask diyarında, beden tozu topragı yoktur. Orada "can ay"ı vardır. 0 göge simsek gibi çakarak gitmem gerek.
      • Hilm sahibi Kelîm isem, o agaca dogru gideyim. Eger o büyükler büyügünün Halil´i isem, o kıvılcımlı atese gideyim.
      "Kasas Suresi 28/30. ve Enbiya Suresi 21/69. ayetlere isaret var."
      855. Allahım! Namazda gönlümü tam manasıyla sana veremezsem,
      ben bu namazı namaz saymam!
      Mefa´ilün, Fe´ilatün, Mefa´ilün, Fe´ilün
      (Yazma bir dergiden alınmıstır.)
      • Allah´ım! Namazda gönlümü tam manasıyla. sana veremezsem, ben bu namazı namaz saymam!
      • Ben, yüzümü Sen´in askından ötürü kıbleye çevirdim! Yoksa, bana Sen´siz usanç veren namazı ve kıbleyi ben ne
      yapayım
      • Ben, bu riyalı namazdan öyle utanıyorum ki, utancımdan gönlüme inemiyorum, Sen´i bulamıyorum!
      • Aslında, gerçekten namaz kılanın melek sıfatlı, melek huylu olması gerekir. Halbuki ben, hala nefse uymus yırtıcı
      canavar huyundayım.
      "Hz. Mevlana, büyük bir velî, büyük bir Hakk asıgı oldugu halde bize ders vermek için tevazudan ötürü böyle söylüyor.
      • Bir kimse, üzerindeki elbisesini bir köpege degdirirse, orasını temizlemedikçe namaz kılamaz! Ben ise, nefis köpegini
      koltugumda tasıyıp duruyorum; benim namazımı kim kabul eder
      • Benim namaz kılmaktan maksadım odur ki; namazda Sen´i gönlümde öyle bulayım, Sen´inle öyle beraber olayım ki,
      ayrılık derdinden artık hiç bahsetmeyeyim!
      • Yoksa, bu nasıl namaz olur ki Sen´inle oturayım da, yüzüm mihrapta, gönlüm çarsıda pazarda olsun!
      856. Kendi Leylam´dan, bende bulunan Leylanın askından Mecnun oldum!
      Mef´ulü, Fa´lün, Mef´ulü, Fa´lün
      (c.V,2121)
      • Kendi Leylamdan, bende bulunan Leyla´nın askından Mecnun oldum; yüzlerce Mecnun´dan daha deli, divane bir hale
      geldim!
      • Ey beni hoslukla, rahatlıkla terbiye eden, yetistiren; ey bana mükerrem, üstün bir varlık oldugum müjdesini veren
      Allah´ım!
      • Askınla beni öldürürsen, ey benim katilim; benim diyetim Sen´sin!
      • Ask yüzünden kendini mest edersen, kendinden kurtulursun, varlıgına varlıklar katarsın. Hatırımız için olsun gel;
      asıkların halkasına gir! 0 zaman bir baska sekilde oyunlar oynar, bir baska türlü el çırparsın!
      • Sen, güzellikten de öte, yüz çesit daha güzelsin, daha hossun! Sen´i böyle gördüm de; "Ne olur, dudagını uzat!"
      dedim. Ama o bana; "Onu sen tadamazsın!" dedi.
      • Mezarıma gelirsen, bir bak da gör; benim gözlerime toprak dolmamıstır; mezarımda bile gözlerim askla doludur!
      • Mana bagında, mana bahçesinde meyvenin, yemisin sekli yoktur; mana hazinesinde altının da sekli görünmez!
      • Geceleri beden uykuya dalmısken, mezesiz, hikayesiz öyle içki alemleri olur ki, onun nasıl zevkli oldugunu bana
      sorma; o, baska bir seydir!
      "Tahran Üniversitesi profesörlerinden Firuzanfer nıerhumun bastırdıgı en güvenilir Dîvan-ı Kebîr olan ve bendenizin
      seçmelerinin kaynagını teskil eden Dîvan´da 2121 numaraya kaydedilen bu gazelin tamamı 24 beyittir. Rlk iki beyti
      Rumca´dır. Diger beyitlerinin bir kısmı Farsça, bir kısmı Arapça´dır. Kafiyeleri degisiktir. Ben, sadece dokuz beyit aldım.
      Firuzanfer nüshasında besinci cildin (n) harfli kafıyeli gazelleri arasına konmustur. Bu siir. Abdülbaki Gölpmarlı merhumun
      Dîvan-ı Kebîr Tercemesi´nin 7. cildinin XLVIII numarasına kayıtlıdır."
      857. Sema´ın ne oldugunu biliyor musunuz
      Mef´ulu, Fa´ilatün, Mefulü, Fa´ilatün
      (Dîvan-ı Kebir´de bulunmayan bu sema´ gazeli,Mevlana´ya ait oldugu belirtilen bir yazma mecmuadan
      alınmıstır.Dogrusunu ancak Allah bilir!)
      • Sema´ın ne oldugunu biliyor musun Allah´ın; "Ben, sizin Rabbiniz degil miyim " sorusuna ruhların; "Evet;
      Rabbimizsin!" deyislerinin sesini duymak, kendinden geçmek, Rabbi´ne kavusmaktır!
      • Sema´ın ne oldugunu biliyor musun Dostun hallerini görmek; lahüt aleminin, görünmez alemin perdelerinden
      Hakk´ın sırlarını duymaktır!
      • Sema´ın ne oldugunu biliyor musunuz Kendindeki varlıktan geçmek, mutlak yoklukta zevalsiz, devamlı varlık tadını
      tatmaktır!
      • Sema´ın ne oldugunu biliyor musun Dostun ask çarpıntıları önünde basını top gibi yapıp bassız ayaksız dosta dogru
      kosmaktır!
      • Sema´ın ne oldugunu biliyor musun Nefs-i emmare ile harb etmek, yarı kesilmis kus gibi toprak ve kan içinde
      çırpınıp durmaktır!
      • Sema´ın ne oldugunu biliyor musun Hz. Yakub´un derdini ve devasını bilmek, Yusufa kavusma kokusunu, Yusufun
      gömleginden koklamaktır!
      • Sema´ın ne oldugunu biliyor musun Hz. Musa´nın asası gibi, her an Firavun´un sihirlerini yutmak, yok etmektir!
      • Sema´ın ne oldugunu biliyor musunuz "Benim Allah ile öyle bir vaktim vardır ki, o vakitte ne Allah´a yakın bir melek,
      ne de bir peygamber aramıza giremez!" hadîs-i serîfinde buyuruldugu gibi sema´, bir sırdır! Rste, melegin bile sıgmadıgı o
      yere, vasıtasız varmaktır!
      • Sema´ın ne oldugunu biliyor musun Sema´, Tebrizli Sems gibi gönül gözlerini açmak, kutsal nurlar görmektir!
      858. Rlkbahar gibi ol da baglara, bahçelere gezmeye çıkan güzeller sana gelsinler,
      sende eglensinler! Çünkü bu güzeller, kıs soguklugundan kaçarlar!
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün
      (c. IV, 1847)
      • Gönülde salına salına gidiyorsun; canın da, bedenin de ısıgını yakan, canlandıran sensin! Ne de güzel görünürsün, ne
      de güzel gönül aydınlıgısın! Zaten gözüm, seninle aydınlanıyor!
      • Sen nesin încilerle dolu güzel bir deniz, yıldızlarla dolu güzel bir gök, nergislerle dolu güzel bir ova, süsenlerle dolu
      bir bahçe...
      • Bedenler, senden canlı, hareketli; canlar, senden mest!. Ey topraktan yaratılmıs olan, dünyanın etegini incilerle
      dolduran aziz varlık!..
      * 0 ihsan sahibinin, o faziletlinin tatlılıkları, gönülden sabrı kararı aldı görürdü; dünyada O´ndan baska insana huzur
      veren bir sey var mıdır
      * Büyüklük, üstünlük ancak O´nda; baskasında asla yok! Kadın olsun, erkek olsun ileri gidenler de, geri kalanlar da,
      hepsi acz içindeler, hepsi zavallı!..
      • Odunun ateste yandıgı gibi ben de askta öyle yanıyordum! Asktan baska herkese, herseye yabancıyım; yagın sudan
      kaçtıgı gibi insanlardan kaçıyorum!
      • Gönülden baska neyim varsa yak, yandır! "Gönülden baska" diyorum; çünkü her an gönlü, sanınla serefinle gül
      bahçesine döndürüyorsun!
      • Gönül sahibi olan kisi, din bagının ortasında yemyesil bir agaç gibi gülüp duruyor! Kuru, manasız, meyvesiz agaç ne
      olur Hamam külhanına odun olur!
      • Gündüzün gözünden korkuyorum; gözünde büyüler var! Gecenin saçlarından ürküyorum; gece fîtnelerle doludur,
      hadiselere gebedir!
      • Bütün korku, varlıktan gelir; aklını basına al da, varlıktan vaz geç! Bütün ürküntü, kırılma, hor görülme, ezilme
      düsüncesinden ileri gelir; kırıl, dökül, ezil de, huzura kavus!
      • Rlkbahar gibi ol da, baglara bahçeler gezmeye çıkan güzeller sana gelsinler, sende eglensinler! Çünkü bu güzeller,
      kısın soguklugundan kaçarlar!
      • Rlkbahar olamıyorsan, bari yaz ol; sıcaklara dal, atesler içinde kal! Çünkü o güzellik, o isve olmayınca insan, pek
      çirkin, pek degersiz görünür!
      • Bedeninin her cüzünün konusmasını, sair olmasını, sair yüzlü görünmesini istiyorsan, su sözlerden, konusmalardan
      vazgeç de, sus; ne siir söyle, ne de nesir yaz!
      • Söze baslayınca düsüncen dagılır gider; gönül düsüncesinden de kendini çek, su dilin sözünden de kendini çek!
      • Nice yigitler; "Söyle yapacagım, böyle yapacagım!" diye ahitlerde bulundular; fakat ben, padisahların bile ahitlerini
      kırdım geçirdim! Haydi; elinden geliyorsa çabala, ugras bakalım!" diye kaza ve kader basımızda dümbelek çalmadadır!
      • "Ey ahmak!" diyor. " "Bundan sonra söyle olacagım, böyle davranacagım!" diye kendinle inada giriyorsun; inatla,
      kaza ve kadere karsı mı geleceksin "
      859. Asıklar ne sasılacak kisilerdir ki, bunlar, ölümlerinden nese duymaktadırlar!
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün,
      (c. IV, 1844)D378-379
      • "Gönüle kötü seyler getirmeyiniz!" fermanına uymak gerek ama, benim gönlüme hep; "Gönlümü, onun ugrunda
      kurban edeyim!" düsüncesi geliyor.
      • Tuhaf bir gönlüm var; rahata kavusunca rahatı kaçıyor, huzursuz oluyor. Cana düsman olmamak için böyle bir gönlü
      terk etmek gerek!..
      • Ask meydanı nasıl bir meydandır Bu meydana ayak basan asıklar ne sasılacak kisilerdir ki, bunlar, ölümlerinden
      nese duymaktadırlar! Bu meydana girebilmek için ask çevgeninin önüne bası top gibi atmak gerek!
      • Asıgın gönlünde ne garip bir sevda var; basına kazalar, belalar gelince sikayet etmiyor! Gönüle gelen bu sır ne mutlu
      bir sırdır; bası döndüren bu bela ne mutlu bir beladır!
      • Rebapçı gözlerini kapamıs ama, yayı elinde. Kemençe yavas yavas çalmada. Biz, onun uykusundan sikayetçiyiz,
      feryad ediyoruz.
      • Canımda çekisler var; çekenin kim oldugunu biliyorum. Bir an için olsun dinleneyim diyorum ama, imkanı yok;
      dinlenemiyorum!
      • Gecenin koynundan çıkıp gelen her gün, bana bir delilik getirmede, bir baska oyun yüz göstermede; ben, onun
      elinde bir oyuncagım! Ben, onun oyunlarına, getirdiklerine hayranım hayran!
      • Beni, bir kadeh gibi bazan elden ele dolastırır, kadeh gibi kanımı döker; bazan sarap gibi costurur, köpürtür. Bazan
      da mest eder, yerlere yıkar!
      • Bazan bana çok içirir; bazan çeng gibi beni costurur! Gecenin karanlıklarını üstüme çeker, beni örter ve gündüz
      gelince beni uyandırır!
      860. Bedenimden baska, bedenimden daha fazla ölmüs bir ölü arama!
      Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îüin
      (c. IV, 1829)
      • Dün gece aska; "Ey benim yakinim, ey benim dostum, ey benim sevgilim!" dedim. "Bir an bile yanımdan ayrılma;
      beni hiç yalnız bırakma!..
      • Sen, benim iki gözümün nurusun; gözümden uzak durma! Gönlümün atesisin, alevisin; kıvılcımlarını eksiltme,
      basımdan yagdır!
      • Sen, benim sevgilimsin, arkadasımsın; benim güzelimsin, benim latif güzelimsin! Sen, benim bagım bahçemsin!
      • Bedenim, senin yüzünden yıkılmıs, harap olmus; gözüm, senin bulutun olmus! Su kararsız, zavallı gönlüm, senin
      günesine bir zerre olmus; onun ısıgında titreyip duruyor!
      • Bakalım; hadiselere gebe olan su gece bana ne doguracak, karsıma nasıl bir hadise çıkaracak Söyle bakalım;
      mahmurlugu olmayan su mestligim, beni nereye çekip götürecek
      • Bakalım; Cenab-ı Hakk´a bu sükredisim, su medh u senam, övüsüm acaba ne is basaracak Bakalım; su feryadım,
      su aglayıp sızlayısım ne gibi bir tesir yapacak "
      • Dedi ki: "Ne mutlu sana ki, bizim gamımızla belin büküldü! Ey dünyada beni sevme isini kendine is edinen! Senin
      isin, çok güzel bir is!
      • Benim için mest olmussun; benim yüzümden hor ve hakîr görülüyorsun! Ey benim ask sarabıma gönlünü vermis
      asıgım; kim yükümü çekerse, benim elimden meyve yer!
      • Yürü! îs de senin, eglence de senin; isret meclisini yeni bastan kur, düzene koy! Çünkü beni bekleyis, beni özleyis,
      sonunda insana bakıs gücü verir, görüs gücü verir!"
      • Dedim ki: "Ölüyü nasıl dirilttigini bana gösterir misin Ölü olan su dirilt de, ibret olsun diye, bana göster!
      • Bedenimden baska, bedenimden daha fazla ölmüs bir ölü arama! Sen, su ölüyü hu(=o)nun nuru ile dirilt! Dirilt de,
      sevgiliye canını bagıslayan su bedenim bastan basa can olsun!"
      • Dedi ki: "Benim bu ölü diriltme gücümü defalarca görüp ibret almadın mı Hala benim gücüme, kudretime inanmıyor
      musun "
      • Dedim ki: "Ey benim sahibim, efendim, padisahım! Gönül, senin yaratma gücünü çok gördü ama, senin lütfuna,
      senin sasılacak islerine gönül bir türlü doymuyor!"
      • Derken, birden bire ask geldi; beni tuttu, bir köseye çekti. Bana bir afsun okudu. Rste bir av olarak gönlümün tuzagı,
      onun bana okudugu bu afsundur!
      • Gönül, böyle oldu ama, onun afsunu ile cana ne oldu, ne hale geldi; onu sorma, bundan hiç bahs etme; "Ne oldu "
      deme! Manasız, bos sözler söylemeye kalkısma! Bu hususta fazla ileri gidersen, sen benim mahremim, sırdasım degilsin!
      861. Sensiz diri olan can, can sayılmaz!
      Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün
      (c. IV, 1833)
      * Ey can nesesi, ey gönül huzuru özür dilemeye geldim! Ne olur, canımın günahını görmemezlikten gel; onu bagısla!..
      * Aklın da, gönlün de kilidini, ancak senin kadere razı olman, sikayet etmemen açar! Canın, seni dilemekten, seninle
      övünmekten baska bir istegi yoktur!
      * Benim gönül bahçem de, tarlam da senin ayrılıgına dayanamadıgı için yandı, kül oldu! Ey canın ilkbahar rüzgarı!
      Lutuflarda bulun, es; nefesinle onları dirilt, yesert!
      • Sen mesrık (dogu) olunca, gönlün önü de, arkası da aydınlanır! Sen dilberlige baslayınca, her nefeste canlar sana
      feda olsun!
      • Senin ısıkların gönül penceresinden içeri girip gönlü aydınlatınca, o aydınlık, akla göz verir, görüs verir de, bu halden
      can, her an ibret alır!
      • Sevgilinin yolu ayrılık gamına düsünce zorlasır! Allah yolunda cana dost olan, yine Allah´tır!
      • Gayb aleminin güzellerinin güllere benzeyen yüzleri güzellere görününce, çimenlik olmaksızın, canın kucagı kırmızı
      güllerle dolar!
      • "0, benim magara arkadasımdır!" diye söylendim. "Süphesiz, sen benim dostumsun! Kalk; vakit geçirmeden can
      magarasına gel, içeri gir!"
      • Gönül; "Benim hakkım!" dedi de, imtihan yurduna geldi. 0 anda daragacının dibi, "can"a sonsuz bir devlet oldu!
      • Sen olmadan yeseren bagın cezasını kıs verir! Zaten sensiz diri olan can, can sayılmaz!
      862. Bu deri, gam atesinin tesiri ile, deriden yapılmıs sofra gibi burusuk bir hale gelir!
      Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün
      (c. IV, 1881)
      • Hakk´ın merhameti, keremi her zavallı, fakir adamın evine, can kaynagından kazmasız küreksiz bir ümid arkı açar!
      • Gönül! Yüzünü cana dogru çevirdi de; "Ey asık, ey dertlere dalmıs sevdalı!" dedi. "Evinde oturup durma; sevgilinin
      penceresinin önüne gel, agla, yalvar! Aglamayan çocuga süt verilmez!"
      • Ey sevdalı hoca, ey kar derdine düsmüs tacir! Ovalara dogru yönel, nese bahçesine git; gamlıların gamına bakma!..
      • Bu gönül, deriye benzer; gam ise ates gibidir! Gam atesinin tesiri ile, deriden yapılmıs sofra gibi bir hale gelir.
      * Gönül gözün gam yüzünden toprakla dolarsa, nerden Tebriz´i bulacaksın nasıl Hz. Semseddin´e ulasacaksın
      • Daha fazla sabredemiyorum; artık sırrını açıga vuracagım! Çektigim derdi, ne gögün sırtı çekebilir, ne de yeryüzünün
      sırtı!..
      • Benim gönlüm gamlarla dolu; senin gönlünse, kayıtsız, gama karsı duygusuz! Senin yüzün, Çin güzellerinin yüzü gibi
      çok güzel; benim yüzümse, kırısıklarla dolu!
      • Su dünya atesler içinde; neredeyse yanıp gidecek! Bilmem, benim gönlüm ne zamana kadar yanıp gidecek Görelim,
      ne vakte kadar bu böyle sürecek
      • Dayanamıyorum; bin yıllık sırrı açıga vuracagım! îster gözünü kapa, ister aç, durumu seyret!
      • Gökyüzünde dolasıp duran ay, benim coskunlugumu gördü de yolundan seri döndü, benim yanıma geldi. "Kimseye
      söylemem!" dedi. "Ben, seni seviyorum, senin dostunum; hep seninle düsüp kalkmadayım!"
      • Onu görünce gözlerim kamastı; bir an yüzüne hayranlıkla baktım. "Ey güzel dilberim!" dedim. "Ey sudan yaratılmıs
      atesli güzel!
      • Ey benim güzelim! Onun cana canlar katan yüzü tıpkı bu yüz! Allah hakkı için söylüyorum; gönüller kapan çalgıcım
      bu mu îste bu!..
      • Sevgilim! Senin askının yoluna dösenmisim; basıp geçmen için yerlere serilmisim! Yanıyorum; ne olur atesime su
      serp! Ey dünyadaki gizli ay, ey Tebrizli Semseddin!..
      864. Sanki beden can tekkesi, düsünceler de sofulardır!
      Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün
      (c. IV, 1834)
      • Ey benim bayram hilalim; bayrama bir görün de, bayram nedir, göster! Ey benim görünmeyen ay yüzlüm; bir görün
      de, göklerde dolasan ayın kulagını çek! Kendini ona göster de; "Ay, böyle olur!" de!
      • Ey benim varlıgım, ey benim yoklugum; ey benim öfkem, razılıgım; ey benim gerçekligim, gösterisim; ey benim
      kilidim, anahtarım!
      • Sen, benim aslımsın, mayamsın; benim mescidim, benim kilisemsin; benim cehennemim, benim cennetim, benim
      gencim, benim ihtiyarımsın!..
      " Arif sairlerden birisi;
      "Allahım! Bazan kiliseye gidip itikafa giriyorum, bazan mescide gidiyoruın. Yani ben, ev ev Sen´i arıyorum!" demistir.
      • Sen bize cevr edersen, vefa olur, dert verirsen deva olur! Sana layık dilber nerede bulunur; ey benim can gözüm, ey
      benim görüsüm!
      • Ezelde daha canlar meydanda yokken lütfun, cana can verdi! Herkesin dilegi, istegi candır ama, benim istegim de,
      dilegim de Sen´sin!..
      • Ey benim güzelim! Senin yüzün benim bayram ayımdır; saçın kadir gecemdir! Senin ırmagına girince bütün
      kirlerimden temizlenir, tertemiz bir insan olurum!
      • Sanki beden can tekkesi, düsünceler de sofulardır! Hepsi halka olmus zikrediyorlar! Benim gönlüm de, onların
      ortasında Bayezid-i Bestamî kesilmis!
      • Söylemeyeyim, susayım, herkese yüzümü eksiteyim de, bana sen söyleyesin, karsımda sen olasın; ben, ancak
      senden faydalanayım!
      865. Baga, bahçeye, bahara söyle; güzellikleriyle övünmesinler!
      Benim baharım gelince onlara güzelligi ben gösterecegim!
      Müfteilün,Mefailün,Müfteilün,Mefailün
      (c.IV.1828)
      • Sevgilim, deve imisim gibi, yine benim yularımı tutmus çekiyor! Onun isi, sevdigini çekip götürmek; benim isim de,
      yük tasımaktır!
      • Beni, katarın öncüsü yapmıs; o sarhos develerin hepsini de benim katarıma katmıs! Benim de yularımı tutmus, çekip
      götürüyor!
      • Ben, onun sarhos devesiyim; onun yedigi dikenine gönlümü vermisim, tapmadayım! 0, bazan benim yularımı çeker
      götürür, bazan da üstüme biner!
      • Sarhos deve cosar köpürür, ne varsa kırar döker! Fakat hiç bir deve, benim duydugum zevki duyamaz!
      • Gerçekten de cosup köpürünce onun avucuna elimi korum; avucum avucuna degince kanım kaynar, tepemden
      dumanım tüter!
      • Rsi küçükler gibi görürüm; yükü büyükler gibi çekerim! Yük çekmeye baslayınca, sen, isimdeki güzelligi seyret!
      • Nergis gözleri benim kanımı içip mahmurluktan kurtulunca, onun sabrı karan, benim sabrımı kararımı alır göstürür!
      • Onun yüzünün hayali, benim gözümün önüne kıble; altına benzeyen sözleri de kulagıma küpe olmustur!
      • Baga, bahçeye, bahara söyle; güzellikleriyle övünmesinler; benim baharım gelince, onlara güzelligi ben
      gösterecegim!
      • Sarap içtigin zaman saraba de ki: "Basımda ne dönüp duruyorsun Galiba, benim mahmurluk veren sarabımı sen
      kendi basında görmedin!"
      866. Su yeryüzünde dinlenen nagmeler, güzel sesler, gökyüzü nagmesinin çok zayıf kırıntısıdır!
      Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün
      (c.IV, 1832)
      • Belki bir taraftan ansızın hos bir haber gelir diye kulagımı açtım; etrafı dikkatle dinliyorum! 0 hos haberi, sessizce
      bekleyip duruyorum!
      • Güzel sesleri, nagmeleri isitmeye alısmıs olan kulak; zaman zaman hem yeryüzünden hem de göklerden güzel sesler
      duyar, hos nagmeler isitir!
      • Aslında, su yeryüzünde dinlenen nagmeler, güzel sesler, gökyüzü nagmesinin çok zayıf kırıntısıdır! Agızlardan çıkan
      beden nagmeleri de, ruh ve gönül nagmelerinin fer´idir, çok zayıf sesleridir!
      • Gök gürlemesinin attıgı naraya bak; agaçlara nasıl tesir ediyor Yagmur müjdesi olan o feryaddan sayısız çiçekler
      bas gösteriyor, nese ile oynasıp duruyorlar; agaçlarda meyveye gebe olan ne kadar tomurcuklar meydana geliyor
      • Yokluga ses geliyor da, yokluk; "Peki!" diyor. "Mademki beni çagırıyorsun, ben, yokluktan varlık yönüne yemyesil
      elbiseler giyerek neseli bir halde ayak basıyorum!"
      • Bitkilerin hepsi de "elest sesi"ni duydular da, kosmaya basladılar; yaratanın mesti oldular! Onlar yoktular, yokluktan
      geldiler! Gül de, lale de, sögüt de yokluk aleminden varlık alemine geldiler!
      867. Baharımın nefesleri, gönlü gül bahçesine döndürdü!
      Müfte´ilün, Mefa´îlün, Müfte´ilün, Mefa´îlün
      (c. IV.1830)
      • Ey benim gönül alan ay yüzlü güzelim! Sen benim dostum oldugun günden beri, gönlümün nuru, agzımdan çerag
      gibi ısıklar saçıyor!
      • Senin günesinin sıcaklıgı ile gönül, zerre zerre inci oldu; su agır balçık bedenim de, bastan basa gönül kesildi!
      • Senin canın ile benim canım ayrı degiller, birlikte yasıyorlar! Ama sen, daha yakına gel, elini gögsümün üstüne koy!
      • "Basımın üstüne düsen gölge, acaba kimindir " diye sasırıp kalırım da, senin lütfun seslenir! Der ki: "Kimin olacak;
      benim gölgem, benim gölgem!"
      • Belalarla dolu olan dünya, senin yüzünden bana cennet oldu! Lutfun, öteki dünyayı nelerle dolduracak, bana ne
      ihsanlarda bulunacak, kim bilir
      • Sen, elini basımın üstüne koyunca elin, benim tacım olur; belime kusandıgım kemer de, senin saçlarındır!
      • Ask kesemi kaptı da, ona; "Hey! Ne yapıyorsun " diye bagırdım. 0, bana dedi ki: "Ne bagırıyorsun Hadsiz hesapsız
      nimetlerim senin gözünü doyurmadı mı "
      • Benim yapragım yoktu ama, yüregim yaprak gibi titriyordu! 0 bana; ´Korkma!" dedi. "Sen, benim emanımın
      haremine girdin!"
      • Seni bagrıma öyle bir basacagım ki, vardan da kurtulacaksın, yoktan da. Bütün gece benim çalgıcılanmı seyredecek,
      sarkılarımı dinleyeceksin!
      • Seni birlige ulastırayım, ebedî olarak mest edeyim de, benim ölümsüz zevkime iyice inan!..
      • Baharımın nefesleri, gönlü gül bahçesine döndürdü; erguvan renkli sarabında, yüzü gül bahçesine çevirir!
      868. Asık, bizim yasadıgımız su dünyada degildir;o, baska bir dünyadadır!
      Mef´ülü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün
      (c. IV, 1861)
      • Sarhosların adeti, birbirleriyle dalasmak, gürültü çıkarıp kavga etmektir; kötülüklere düsmektir!
      • Asıga gelince, asık sarhostan da beterdir! Zaten asık, bizim yasadıgımız su dünyada degildir; o, baska bir
      dünyadadır! Asık olmak ne demektir; sana söyleyeyim: Ask, altın madenine düsmektir!
      • Ask için altının ne degeri vardır Asık, sultanların sultanıdır; ask, insanlık tacının bastan düsmesine engel olur!
      • Dervis, eski püskü bir hırkaya bürünmüstür ama, koltugunun altında inci vardır! 0, derbederlikten neden sıkılsın
      • Gül bahçesinde bülbüle arkadas olup el ele vermek, ruhanî dudu kusları ile sekerler içine dalma zamanı geldi!
      • Gönlüm bende degil; ben, onu sana vermisim! Senin yolunda düsmüs düsmüs yıkılmısım! Allah´a yemin ederim ki
      ben, düsecek baska bir yer bilmiyorum!
      • Kadehi kırdıysam, beni mazur gör! Çünkü ben, senin güzelliginle mest olmusum; aklım basımda degil! Elimi tut da,
      tehlikelere düsmeme engel ol!
      869. Hakk asıkları, gayb dilberine hayran olmus kalmıslardır!
      Mef´ulü, Mefa´îlün, Mefülü, Mefa´îlün
      (c. IV, 1880)
      • Gece perdesinin arkasındaki su küçük zencilere benzeyenleri gör de, onlarla beraber can isreti sofrasına otur!
      • Gece oldugu için halkın hepsi de uyumus ama, asıklar açılıp saçılmıslar birbirlerine ask sırları söylemeye
      koyulmuslar! Askolsun; bu hal, ne de hos bir hal!..
      • Dostlar, Hakk asıkları cosup köpürmüs; hepsi de candan, gönülden yanıp yakılmıslar! Hepsi de gayb dilberlerine
      karsı gönüllerini de, gözlerini de açmıslar, onun güzelligine hayran olup kalmıslar!
      • Senin askına kapıldıgımdan beri, dünya askı bana haram oldu; senin »açların bana tuzak olalı, geceler bana mekan
      oldu!
      • Gece zencisi mest oldu! Hersey sarap kadehi halini aldı! Sarap kadehi ile her varlıgın mest bir hale gelisini, artık o
      zencinin gözünden seyret!
      870. Sizden önce gelenler, nice akar sular, nice bahçeler terk edip gittiler!
      Mefülü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün
      (c. IV, 1872)
      • Ey bos yere kendini gamlara kaptıran, elde edemedigi dünya malı için üzülüp duran gafil! Kur´an´ı aç da; "Sizden
      önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler!"-99 ayetini oku!
      • Cins atı, süslü egeri yüzünden öfkelenen, gönlünü hasedle, kinle dolduran, dertlere, gussalara düsen! Yürü git;
      "Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler!" ayetini oku!
      • Rçin bagırsaklarla, dolayısıyla pisliklerle dolu! Aslında sen, pislik içindesin; bir çesit pisliksin! Kendini nefsanî
      arzularının, kinlerinin hevasına kaptırmıssın! Ey pisliklerle beraber yasayan, pisliklere bulanan gafil kisi! Git de; "Sizden
      önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler!" ayetini oku!
      • Ey davalarla, dünyaya ait isteklerle dolu seyh; ey manadan mahrum, gösterise kapılmıs zavallı! Ey yokken var gibi
      görünen kisi! Yürü git; "Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler!" ayetini oku!
      • Padisahlıgına, beyligine bakma; her gün bir parça ölüyorsun! Zaten günü gelince büsbütün öleceksin, bir yıgın
      topragın altına gireceksin! Onu düsün de, git; "Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler!"
      ayetini oku!
      • 0 güzel yüz, o güzel gözler, o isveler, nazlar, o benlikler, o kendini herkesten üstün görmeler nerede kalmıs .. Bütün
      beden çürüyüp dagılmıs; o güzel gözlerin oyuklarına toprak dolmus!.. Aklını basına al da, git; "Sizden önce gelen insanlar
      nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler!" ayetini oku!
      • Yanagını güzellerin yanagına pek koyma, sonunu düsün; yanagın, yüzün çürümüs gitmis, onu hayal et! Yürü git;
      "Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler!" ayetini oku!
      • Rstersen çok zengin ol, bagın bahçen olsun; isterse konagın, sarayın bulunsun; bunlar ölüme karsı nedir ki ..
      Bunlara dayanabilir misin, bunlarla ölümü yenebilir misin Yürü git; "Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice
      bahçeler terk edip gittiler!" ayetini oku!
      • Nerede Firavun gibi, Rskender gibi, Cengiz gibi memleketler alanlar, dünyayı ele geçirenler Nerede binlerce insanın
      kanlarını döken zalimler Onlar halka, insanlara ne hizmette bulundular Aklını basına al da, git; "Sizden önce gelen
      insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler!" ayetini oku!
      • Ey insanların tabutlarını uzaktan görüp de ders almayan, hatta ölümü düsünmeyerek gülen zavallı; ey gözleri
      açılmayan gafil! Yürü git; "Sizden önce gelen insanlar nice akarsular, nice bahçeler terk edip gittiler!" ayetini oku!
      Beyitlerin sonunda tekrar edilen cümlelerde, Duhan Süresi, 44/25. ayetten iktibas vardır.
      871. 0 yüz, nasıl güzel bir yüzdür ki, geldi de, bagı bahçeyi süsledi!
      Mef´ulü, Mefa´îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün
      (c. IV, 1879)
      • 0 yüz, nasıl güzel bir yüzdür ki, geldi de, bagı bahçeyi süsledi Bu ne hos bir kokudur ki, o koku burnumuza geldi de,
      bizi mest etti
      • Burası cennet evi mi, yoksa meyhane mahallesi mi Ya Rabbi! Bu ne biçim ev, bu nasıl mahalle ..
      • Gönülde, kırmızı saraptan ibaret, kevser gibi bir ırmak akmada; gönül, sevgi ile dolmus! Ya Rabbi! Bu ırmak, nasıl
      bir ırmak
      • Ey dost! Senin güzelligini, sanatını, yaratma gücünü, kudretini anlamak için bütün dünyada çesitli memleketlerde
      yüzlerce bilgin kafa yormus, ölüp gitmis de, Sen yine perde arkasından çıkmamıssın ve hep perde arkasındasın! Ey dost!
      Bu ne huydur
      • Zevke dalan canlar, aska kapılmıslar da, ikiye ayrılmıslar! Bir kısmı senin askının tesiri ile sarap olmus, bir kısmı da o
      saraba testi kesilmislerdir!
      872. Sevgili; beni, kendi varlıgımdan tamamıyla kurtar!
      Mefulü, Mefa-îlün, Mefulü, Mefa´îlün
      (c.IV, 1884)
      • Sevgilim! Gel; o gümüs kollarla boynuma sarıl, gögsüme yaslan da, benirn canım senin evin olsun!..
      • Ey can; ben, mest oldum, elden çıktım! Ey dost! Gel; o la´l gibi dudaklarla benim mahmurlugumu dagıt!
      • Ey sayıları pek az kalmıs olan Hakk asıklarının sakîsi; ey herkesi mest edip bastan çıkaran! Bu sarabı hangi küpten
      doldurdun Ey zulmüne kul oldugum sevgili; beni, kendi varlıgımdan tamamıyla kurtar!
      • Mademki sen benimle berabersin, hem benim utanma perdemi yırt, hem de gönlümün kanını dök! Ne mutlu bana,
      ne mutlu bana!..
      • Dosttan gelen sitem, sitem degildir! Mest olmus kisinin suçu bagıslanır; bos yere beni kırma, beni üzme!..
      • Ey benim canım! Güzelliginin madeninden, kaynagından çık da, su meydana salına salına gel; madende kaldıkça,
      altın bile parlamaz!
      • Senin güzelligin, madeninden çıkmıs bir la´l; hangi asıkla beraber olursa, o asıgın canı gama, gussaya düsmez! Can
      da, bedende iken hiç kimse kefene sarılmaz, mezara gömülmez!
      873. Bir evde iki ev sahibi olursa, o ev yıkık yere döner!
      Mefülü, Mefa-îlün, Mef´ulü, Mefa´îlün
      (c.IV, 1883)
      • 0 olmadan ne yürümeye, gitmeye, ne de agız açıp söylemeye imkan vardır O´nsuz oturmak mümkün olmadıgı gibi,
      yatıp uyumak da mümkün degildir!
      • Ey Hakk kuyusunu çalan kisi! Sen, asık olmadıgın için aklın basında oldugundan ve her an bas çekip durdugundan,
      bu kapının açılmasına imkan yok tur!
      • Bas çekmek, tamahtan ileri gelir! Dünya malına tamah eden kisi, altın ister servet için, yüksek mevkilere ulasmak
      için olmayacak isler yapar; kan bile döker!
      • Halbuki o tatlı yüzlü asık, Hakk kapısının açılması için varını yogunu, hatta canını bile ; gönül, kus gibi su penceresiz
      kubbeden uçar gider!
      • "Söyle olsaydı!" "Böyle olsaydı!" "Su gerek!" "Bu gerek!" gibi sözler, gizli sirkten dogar! Fakat gerçek Hakk kulu,
      süsen gibi, bu vesveseden kurtulur!-
      "Rbrahim Hakkı Hazretleri ne güzel söylemis:
      "Deme, su niçin söyle
      Yerindedir ol öyle
      Bak, sonunu seyr eyle
      Mevla görelim neyler
      Neylerse giizel eyler."
      • Ne gerekse 0 yapar, 0 meydana getirir! 0, tamamıyla inciler yagdırır! Yani 0 herseyi iyi olan, dogru olan tatlı sakînin
      neleri vardır, neleri ..
      • Bir evde iki ev sahibi olursa, o ev, yıkık yere döner! Ev sahibi O´dur; bense kulum! Ben, su gibi alttayım; 0, yag gibi
      üsttedir!-
      "Bir sair de; "Bir evde dü-zen olsa, düzen olmaz o evde." (Bir evde iki kadın olursa, o evde düzen olmaz.) demistir."
      874. Ben gittim, sevgilinin ayaklarına kapandım;
      can da geldi, benim ayaklarıma kapandı!
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün, Mefa´îlün
      (c. IV, 1858)
      * Gönlümün O´na karsı duydugu derin sevgi yüzünden dayanamadım, gittim, sevgilinin ayaklarına kapandım! Benim
      bu halimi, bu nesemi gören can da, gizlice geldi, benim ayaklarıma kapandı!
      * Fakat bir gün olur da, asktan haberi olmayan ham kisiler gibi, sevgiliye hizmette kusur edersem, gönlüm bana darılır
      da, canıma düsman kesilir, ayrılıgı bana layık görür!
      * Seher zamanlarında canımın, sevgilinin ayakları altında toprak olmasını dua ettim de, duama, candan "Amin!" sesleri
      geldigini duydum!
      * Bu gönül, o gizli güzele, manen nasıl yol buldu da ulastı Su can, O´nun canıma canlar katan sevgilim oldugunu nasıl
      bir koku aldı da anladı
      • 0 bana bir kadeh can sarabı sundu! Ben, nazlandım da; "îstemem!" dedim! "´îstemem!´ olmaz; hatırım için al!" dedi!
      • 0 verdigi saf sarabı tattım; sonra bana bir de tortulu sarap verdi! Öyle bir tortulu, öyle bir yıllanmıs sarap ki, onu
      içince benim saflıgım, olgunlugum kemale erdi!
      875. Ask denizi ne asagıda yeryüzündedir, ne de gökyüzündedir; o, gönüldedir!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. IV, 1954)
      • Ey asıklar! Rçtiginiz içkiler, sevgi sarapları, her zaman içinize sinsin; sizi rahatsız etmesin, agzınızın tadını bozmasın!
      Size afiyetler olsun!
      • Ey asıklar; afiyetler olsun!" sesleri, arsa kadar yükseldi! Bu söz kervanı arsı astı, ta ötelere ulastı!
      • Deniz kıyısından niçin bahsedeyim Can denizinin kıyısı yoktur ki! Ey asıklar; bu can denizi, mekandan da üstündür,
      mekansızlıktan da!
      • Ey asıklar! 0 nisansız, essiz, benzeri olmayan, o akıl almaz aziz varlıgın eserleri karsısında bizler, bazan dalgalar gibi
      ayaktayız, bazan da yerlere kapanıp secdeler etmedeyiz!
      • Ey asıklar, ey candan geçenler! Birisi; "Siz kimsiniz " diye sorarsa, hemen su cevabı veriniz! Deyiniz ki; "Bizler,
      canın canına can olanlarız!"
      • Ey asıklar! Birisi dalgıç degilse, yüzmek bilmiyorsa üzülmesin! Çünkü, can denizi bagıslayıcıdır! Hem de asıklara
      incileri bedava, parasız bagıslar!
      • Ey asıklar! "Su söyle olmalı imis!" "Bu böyle olacakmıs!" gibi sözler var ya bu sözler, halkı almıs bir çukura
      sürüklemistir! Biz, bu sözlerden de kurtulduk, bu düsüncelerden de!
      • Gayb aleminin av yerinden; "Sen atmadın; attıgın okları Allah attı!"-denmede! Ey asıklar! 0 oklar, yaysız, kirissiz
      olarak her zaman atılıp durmadadır!
      "Enfai Süresi, 8/17. ayete isaret var."
      • Ey asıklar! Gönlümü kaybetmistim! Onu arayıp bulmaktan ümidimi kestim; döndüm geldim! Bir de baktım ki o,
      sevgili ile uyumus kalmıs!
      • Ey asıklar! Kaybettigim gönlü, sevgilinin yanında bulunca, ona dedim ki:
      "Ne de güzel yatılacak yer seçmissin!" Gönül, güldü de bana dedi ki: "Gül alan, elbette gülbahçesinden gül alır!"
      • Ey asıklar! Benim ayagımın altında gül vardır; onların ayakları altında da kil var! Fakat, bunu inkar edenlerin
      meclisinde bu hakikati nasıl söyleyebilirim
      • Ey asıklar! Canımızın sevgilinin askı ile mest oldugu an, ne mutlu andır! Biz, o an öyle bir hale geliriz ki, iyiyi de,
      kötüyü de birbirinden ayırt edemeyiz!
      • Ey asıklar! Bu ask denizi, esi görülmemis bir denizdir; buna akıl ermez! 0, ne asagıda yeryüzündedir, ne de yukarıda
      gökyüzündedir! îkisinin de ortasındadır; aslında gönüldedir! ´
      • Ey asıklar! Sems-i Tebrizî hazretlerinin parıltıları sarktan belirince, yeryüzü de can deryası oldu, gökyüzü de!..
      876. Siirim, siirin elbisesidir; fakat, siirin içinde kim var
      Fa´ilatün, Fa´ilatün. Failatün, Failatün
      (c. IV,1949)
      • Sen´i övdügüm zaman söyledigim sözleri ölü bir müride söylesem, mürid dirilir, kefenini atıp kalkar!
      • Halbuki, benim müridim ölmez! Çünkü o, lütuflar sahibi Hakk´ın sakîlerinin elinden ab-ı hayat içmistir!
      • Ey dirilere kurtulus, ölülere can olan sevgili! Sen; içimde put yontarsın, dısımda put kırarsın!
      • Rüzgar, Sen´in yüzünden perdeyi söyle bir kaldırsa, gül, utancından erir, su olur! Ne yesillik güzel kalır, ne de ben
      kalırım!
      • Bir an için olsun, saraba benzeyen dudaklarını açarsan, gül bahçesinde her yaseminin yapragı mahmurluktan üç
      batman olur!
      • Bir zaman gelir de, asıklara dem sunar, gönül verirsen, can, zahitlikten kurtulur; biz de, kendimizden geçer gideriz!
      • Sen´in bir seyini çalmadıysa, gönlü niçin asmıslar Hırsızın sonu asılmaktır; baska çare yok!
      • Her güzellik hırsızı böyle asılsaydı, bütün alem, kadın erkek hırsız olmak sevdasına düserdir!
      • Bu çesit asılmaktaki kerametlerin küçügü, ab-ı hayat içmektir, ölümsüzlüge ermektir!
      • Mumdaki yanısın tadını zümrüdankaya tattırsaydın, ona pervane gibi kanatlar vermis olurdun da, kendisini yakar
      yandırırdı!
      • Sanatındaki güzellik, bir an için puthaneye düstü de, bazan puta tapan, put oldu, bazan da put, puta tapan oldu!
      • Hz. Ahmed´in medh ü senası haçın üstüne naks edilince, puttan vahdet sırları apaçık duyuldu!
      • Ey Hoten güzeli! Askın geldi, gönlün üstüne bindi de, dedi ki: "Böyle bir atı kosturdukça kosturmalı
      • Coskunlugun, aklımı basımdan aldı; ben, fitnelere düstüm! Zaten akılsızın nasibi, fitnelere düsmektir; ona bu
      layıktır!
      • Ben neredeyim, siir nerede Fakat, Türk´ün biri gelir de bana nefes ederse üfürürse, ona; "Hey; sen kimsin " derim!
      • Türk kim, Tacik kim, Rum kim, Zenci kim Sen, mülk sahibisin; her gizliyi, her açıgı çok iyi, inceden inceye bilirsin!
      • Siirim, siirin elbisesidir; fakat, siirin içinde kim var Ya elbiseyi süsleyen huri, yahut da elbiseyi soyan seytan!..
      • Seytanın siirini basımızdan atalım, huriyi bagrımıza basalım!
      877. Ben; susan, hareket etmeyen bir avuç topraktım;Sen beni var ettin!
      Meffllü, Mefa´ilün, Fe´ulün
      (c. IV,1934)
      • Ey aydın ısık; bizi bırakıp gitme! Gitme de, Sen´in ısıgınla benim gibi manen olmüs binlerce ölü dirilsin!
      • Sen´in ısıgınla her dikenin gönlünden yüzlerce nergis, yüzlerce yasemin, yüzlerce süsen açılıp saçılsın!
      • Her dal, binlerce meyve versin; her taze gül, binlerce gül bahçesi kesilsin!
      *Gecenin canına, ısık gibisin; yahut, her ısık saçan kandilin canına yag gibisin!
      *Evin penceresinden günes gibi içeri girersin; yahut, kapısı kapalı evin penceresisi
      *Günes, Sen´in yüzünden atesler içinde kalmıs; yahut ay, Sen´in için gökyüzüne harman sermis!
      *Sen´den baska hiç kimse kıs mevsiminden baharın intikamını alamaz!
      • Bag da, bahçe de, çayır çimen de Sen´in askınla cosmus! Gül, Sen´in sevdana kapılmıs da, yakasını, etegini yırtmıs!
      • Pazardan geçtigin gün, Sen´i gören her erkek, her kadın kendinden geçer, kendini bırakıp gider!
      • Sen sabah sarabı oldugun gece, beden de, can da harap olur gider!
      • "Sus!" dedin, emrine uyup susuyorum! Çünkü Sen, beni söyletmek istemiyorsun!
      • Gönül rebabının kulagını bükersen, o zaman ben; "Ten, tenen, ten!" diye söylenmeye baslarım!
      • Ben, zaten susan, hareket etmeyen bir avuç topraktım; Sen, beni var ederek mestettin!
      • Ben, su varlıgı bırakayım, toprak olayım da, beni bir baska sekilde yarat, baska sekilde var et!
      • Sus; söz de varlıktan dogar! "Susunuz!" emrine uy, dilsiz ol!
      "Suresi, 7/204. ayete isaret var."
      878. Her an, su gökyüzünden ses gelmededir!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. IV, 1948)
      • Her an, su gökkubbesinden ses gelmededir! Bu ses; "Biz, gögü kudretimizle yaptık; Biz, onu genisletmedeyiz!"
      ayetini okumadadır!
      "Zariyat Suresi, 51/47. ayete isaret var."
      • Toprak olacak, çürüyecek bu bas kulagı ile degil de, can kulagı ile bu sesi duyanlar, zaman zaman; "Tövbe ederler,
      ibadet ederler, hamd ederler, oruç tutarlar!"
      " Tevbe Suresi, 9/112. ayete isaret var."
      • Yüce dereceler sahibi Allah´tan bir merdiven elde edin! Çünkü: "Ruhlar da, melekler de O´na yükselirler!"
      "Mearic Suresi, 70/4. ayete isaret var."
      • Hayal marangozu, ne zaman göge bir merdiven kurar; buna imkan var mı Bu merdiven, ancak; "Her sey dönüp
      Biz´e gelir!"diye buyuranın elindedir!
      "Enbiya Suresi, 21/93. ayete isaret var."
      • Bu merdiveni, sabır ve sükür keseri ile yapmadıkça; "O´na, ancak sabredenler nail olur!" ayetini okumaya kalkısma!
      " Kasas Suresi, 28/80. ayete isaret var."
      • Bu keser, kimin elinde, onu gör de, ona hosça teslim ol! Yoksa; "Biz üstünüz!"deyip de, keserle inada kalkısma!..
      "Suara Suresi, 26/44. ayete isaret var."
      • Birkaç basamak yükselince, sag taraf ehlinden, iyi insanlardan olursun fakat, damın üstüne çıkınca; "îleri gidenlerin
      de ilerisine geçersin!"
      "Vakıa Suresi, 56/10. ayete isaret var."
      • Ey sofu! Dünya tekkesinin sofusu isen, yüksel; "Gerçekten de biz, saf kuranlarız!" diyenlerin safına gir!
      "Saffat Suresi, 37/165. ayete isaret var."
      • Fakirlik, yoksulluk tamamlanıp son haddine varınca; "Allah´tan baska bir sey kalmaz!" sözüne kulak ver! Fıkıh ilmi ile
      ugrasıyorsan; "Onlar anlamalar!" kelamından kendini kurtar!
      111 Saffat Suresi, 37/165. ayete isaret var.
      112 Kasas Suresi, 28/88. ayete isaret var.
      113 Enfal Suresi, 8/65. ayete isaret var.
      * Nun harfi gibi rukuda isen, kalem gibi secdeye kapanmıs isen; "Nun ve kaleme ve yazdıklarına yemin ederim
      ki!"ayetinde oldugu gibi, yazılanlara ulas; onların manaları ile birles!
      "Kalem Suresi, 68/1. ayete isaret var."
      * "Onlar görür!" vaktinden önce; "Yakında görür!" ayetinin gözü gibi ol! Dalkavukların önünde dalkavukluk edenin
      hali gibi, bu dayanma, bu sabır ne olur
      "Kehf Suresi, 18/53. ayete isaret var. "
      • Sedir agacı gibi kök sal da; "Onda hiç bir süphe yok!" alemine dal! Böylece ölüm nefesinden, dalın, yapragın
      titremesin!
      "Bakara Suresi, 2/2. ayete isaret var. "
      • Dikkat et de bak! 0 bahçe; "Üstünde dolasan felaket yüzünden kavrulmus, kararmıs!" Onların düsünceleri de
      yanmıs, bahçeleri de! Halbuki; "Onlar, uyuyakalmıs!"
      "Kalem Suresi, 68/19. ayete isaret var."
      879. Yenyüzünün bütün sırları, ilkbahar mevsiminde kendini gösterir!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. IV,1945)
      • Basa hosluk veren her sey, sevgilinin bir kokusudur; gönlü hayretlere düsüren her sey, sevgiliden gelen bir ısıktır!
      • Rkbahar gelince toprakda ve topraktan bas kaldıran her seyde gördügün o coskunluk nedendir, biliyor musun Benim
      ask meyhanecim, yeryüzüne bir yudum ask sarabı döktü de, ondan!..
      • Kimi duygusuz, donmus görürsen, bil ki, bu dünyaya, bu dünya isine asık olmus, kendini ona vermistir! Sen, onun
      isine bakma; sen, benim isime bak!
      • Yeryüzünün bütün sırları, ilkbahar mevsiminde kendini gösterir, meydana çıkar! Benim baharım gelince de, benim
      sırlarım gönülden bas kaldırır, yeserir!
      • Yeryüzünün gül bahçeleri, yeryüzü dikenleri ile örtülür! Halbuki, benirn gül bahçem açılınca, benim dikenim kalmaz!
      • Sonbaharda sararıp solanlara, hasta olanlara ilkbahar bir serbet içirir; fakat benim ilkbaharım gelince, benim
      hastalıgım basgösterir!
      • Soguk soguk esen sonbahar rüzgarı nedir, bilir misin Senin inkarının nefesidir! îlbahar mevsiminde esen hos kokulu
      tatlı rüzgar nedir Benim imanım, ikrar nefesimdir!
      880. Ney gibi beni feryada getiren Sen´sin!
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün
      (c.IV, 1914)
      • Eger beni istiyorsan, sarap kadehini bana sun; eger beni istemiyorsan, eger bana doymus, benden bıkmıs isen, iste
      ben gidiyorum; beni bırak!..
      • Beni ney gibi feryada getiren Sen´sin; beni, çeng gibi akord et, seslendir!
      • Bana; "Senin güzel sesin var; seslen, bir seyler söyle!" diye, def gibi, silleler vurup duruyorsun!..
      • Zaten ben, def gibi, senin elindeyim; yüzümü sana çevirmisim, kendimi sana teslim etmisim! Yüzümü kafa yerine
      koy, silleler vur; çekinme!..
      • Ey ney; sen, gece gündüz neyzenin dudagı ile dost olmussun! Ne olur, o dudaktan bir öpücük de bize iste!..
      • Sen, öpüse düskünsün; daima neyzeni öpüp duruyorsun! Bu yüzden de horlanıyorsun, küçük görülüyorsun! Ama
      sen; "Cömertlik et; bizi de öp!" desem, beni dinlemezsin!
      * Ey ney! Sen, yaralı bir kamıs parçası idin; seni çalan dudakların efsunu ile .ekerle doldun! Ey seker kamısı; haydi,
      sekerle doldugun için sükret!
      * Ey ney! Güzel sesin var ama, bu sükür sayılmaz! Seker gibi tatlı bir sesin var ya, sen, o sesle seslen, o sesle
      sükret!
      881. Cismanî arzularının baglarından kurtul da,
      can padisahının emanına ulas!
      Mefülü, Mefa´ilün, Fe´ulün
      (c. IV,1931)
      • Akıl, askın elinden afyon yuttu ve bu yüzden delirdi!
      • Bugün, delinin askı da, akıllının aklı da deli divane oldu!
      • Denize asık olan ırmak, denize dogru kosup onun kucagına düsünce, kendisi deniz oldu; ırmaklıgı kalmadı!..
      • Akıl kalktı, aska gitti; onu, bir kan denizi olarak gördü! Onun içine girdi ve ortasına oturdu!
      • Kan dalgaları, aklın basından astı; onu her tarafından sarıp "cihetsizlik"e dogru götürmeye çalıstı!
      • Sonunda akıl, kendisini tamamıyla kaybetti; askla gençlesip güzellesti!
      • Kendini kaybedince öyle bir yere ulastı ki, orada ne yer var, ne de gök!
      • Rleri gitse ayagı yok; otursa ziyan edecek!
      • Derken, ansızın o mahvolus yanından (bî-çün: neliksiz, niteliksizlik) nur dünyasından
      • Latîf nurlardan meydana gelmis bir sancakla yüzbinlerce mızrak gördü anlara meftun oldu!
      • Saskınlıga tutulmus, yürüyemez hale gelmis olan ayagı yürür oldu; o acaip alemde yola düstü, yürümeye basladı!
      • "Belki oraya ayak basarım da, kendimden de kurtulurum, kendimden asagı olanlardan da kurtulurum!" diye
      düsünüyordu!
      • Derken, önüne iki vadi çıktı; birisi ates dolu idi, öbürü ise güllük gülistanlıktı!
      • "Atese atıl, atesin içine gir de, gül bahçesinde neselere, safalara dal!" diye hatiften bir ses geldi. 0 ses diyordu ki:
      • "Dikkatli ol; eger önündeki atese dalmaz da güllük vadisine dalarsan, kendini külhan atesinin içinde bulursun!..
      • Ates vadisine dalarsan, Hz. îsa gibi, meleklerin kanatları üstünde göklere yükselirsin! Eger sasırır da gülistana
      girersen, Karun gibi, yerin dibine gömülrsün!
      • Kaç; dünyaya ait cismanî arzularının baglarından kurtul da, can padisahının emanına ulas!"
      • 0 padisah, Tebrizlilerin övündükleri Semseddin´dir! Sen de onu öv; o, bütün övgülerin, medh ü senaların üstündedir!
      "Hz. Mevlana bu gazelinde, Hakk asıgının hakikate varması için atesten gömlek giymesi gerektigini, çok hos
      benzetmelerle açıklamaktadır. Seyh Galib hazretleri de Hüsn ü Ask adlı kitabında, Asıgın atesten nehirleri geçmesi
      gerektigini anlatır. Esrefoglu Rümî hazretleri de; "0l dost için aguları / Seker gibi yutmak gerek" diye buyuruyor. Fransız
      yazan Andre Gide de Dar Kapı adlı romanında, asıgın çok ızdırap çekmesi, çok sıkıntılara katlanması, çok dar kapılardan
      geçmesi gerektigi üzerinde duruyor ."
      882. Küfürle iman, yumurtanın akı ile sarısına benzer!
      Aralarında bir berzah vardır; birbirlerine karısmazlar!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. IV,1940)
      • Ey ermis kisilerin canı! Ay, sevkinle oynuyor; Zühre yıldızı da askınla tef çalıyor! Kadınlar da, tefleri ile askımızı
      etrafa yayıyorlar!
      • Benim askımla Sen´in güzelligin, her meclisde söylenmededir, her meclise meze olmustur! "Evvelce söyle idi, simdi
      böyle oldu!" diye, bizim askımız, bütün sehirde herkesin dilindedir!
      • Gönüllerde, ask okundan yüzbinlerce yara var fakat, ortada ne ok görülüyor, ne de yay!
      • Asıgın kanı, gözyası oldu! 0 gözyasından yesillikler bitti ve bu yesilliklere gül yüzün aksetti de, her taraf güllük
      gülistanlık oldu!
      • Kıs gibi soguk ayrılık, yolları kesmisti, kaplamıstı da, bagın bahçenin çiçekleri bir zindanda hapsolup kalmıslardı!
      • Baharın adaleti ile yollar emniyete kavustu! Bu yüzden yesillikler, ellerinde yalın kılıçlarla göründüler; goncalar da,
      mızrakları ellerinde olarak meydana çıktılar!
      • Ey insanlar; kalkın, dısarı çıkın! Atlarınıza binin ve kırlara açılın; baglara bahçelere gidin! Onlar; ötelerden, çok uzak
      yollardan geldiler! Onları karsılamak, onlara; "Hosgeldiniz!" demek adettir!
      • 0 yesillikler, yüklerini, denklerini bagladılar; yokluk ülkesinden kalktılar, deniz tarafından geldiler! Denizden gelirken
      günesin yüzünden havaya çıktılar, göklere buse verdiler!
      • Onlar; burç burç bütün gökleri dolastılar, her yıldızdan yararlandılar, sermaye aldılar! Ve nihayet bize, su toprak
      alemine bir çok armaganlarla geldiler!
      • Su ile ates, onlara, gökyüzünden her an yardım etmededir! Onlar, birkaç gün su yeryüzünde misafir olarak kalırlar;
      sonra yine giderler! Bu hep böyledir; böyle gelir, böyle gider, böyle sürer!
      • Onların sofraları, rüzgarın basındadır; kaseleri de seher rüzgarının elindedir! Onların yedikleri yemekler, o sofraya
      oturanlardan baskasından gizlidir! Çünkü, yemek kaplarının üstünde kapaklar vardır!
      • Sofralar gelince herkes; "Tabaklarda ne var " diye soruyorlar! Soranlara hal dili ile diyorlar ki:
      • "Herkes bu sırlara mahrem olsaydı, tabaklar hiç örtülür müydü Canın gıdası, can gibi gizlidir; bedenin gıdası ise,
      ekmek gibi meydandadır!
      • Ekmegin zevkini, ancak aç kimse bilir; tok olan, o zevki, hiç bilmez! Ekmekçi dükkanındaki ekmeklerden dükkanın
      ne haberi vardır
      • Ekmekçi aç olsaydı, ekmegi hiç satmazdı; seher rüzgarı gülün kıymetini bilseydi, onu saçıp dökmezdi!
      • Sevgilinin kadrini bilmeyenin, onu elden çıkaranın zevki, askı yoktur; o, asık degildir! 0, gerçekten de degersiz, alçak
      bir kimsedir!
      • Gizlemek, meydana çıkarmaya tam sebeptir; susmak, dilsiz gibi davranmak da, anlatısın ta kendisidir!
      • Hayatta iken yaptıkların, her düsünce çocugunun, senin ölümünden sonra mezarının etrafında; "Baba, baba!" diye
      dönüp dolastıklarını görürsün!
      • Güzel düsüncelerinden huriler, güzel dehkanlılar dogar; çirkin düsüncelerinden ise koca seytanlar meydana gelir!
      • Mühendisin gizli düsüncesini, tasavvurunu seyret; ondan kösk olmus, saray meydana gelmis! Ezelî takdirin sırrına
      bak; ondan bunca dünyalar var olmus!
      * Kendi sırrını, gizledigin seyi biliyorsun ama, o gizlideki gizleneni bilmiyorsun! Gizlenen, gönüle benzer; gizledigin sey
      de, dil gibidir!
      • Gizledigin sey güzel bile olsa, emin olma! Emin olma ki, emin olmayanlar daima eman bulurlar!
      • Selvinin bas kaldırıp yükselmesi, gülün gülmesi, bülbülün ötmesi, güzel, sıcak yüzlü meyveler hep sonbaharın soguk
      rüzgarının nefesidir!
      • Mutlu zamanlarımızda nice defalar betimiz benzimiz sararıp soldu! Gayb aleminden fırlayıp gelen nice oklar var!
      • Lalenin yanakları parıl parıl parlıyor! Padisahın kızgınlıgından gönlü yanmıs basagın içi faydalarla dolu fakat, derin
      düsüncelere dalmıs, boynu bükülmüs!
      • Penbe gül, kırmızı gülün inadına bir dükkan açmıs, renklerle süslenmis ama, kokusu yok!
      • Asmaların ayakları kaydı da, yere yüz koydular! Fakat sonunda; "Secde ederler!" hitabıyla koruklukları öldü,
      olgunlastılar ve üzüm verir hale geldiler!
      "Rahman Suresi, 55/6. ayete isaret edilmistir."
      • "Ey sasırıp kalmıs nergis! Aptal aptal bahçeye bakıp duruyorsun!" dedim. Dedi ki: "Ben herkesin kusurunu arıyorum;
      öyle bir haldeyim ki, dünyalara sıgamıyorum!"
      • "Ey süsen! Yazıklar olsun sana; dilini niçin çıkardın " diye sordum. "Ya bizim gibi konusma, dilini tut, yahut da
      durumu anlat!"
      • Dedi ki: "Dilim söz söylemez ama, halimizi bildirir! Rsin sonu iyi olmasaydı, hiç çimenler gelisir, yeserir miydi "
      • Sögüt agacına dedim ki: "Neden bodur bir halde yaya kaldın, boyun uzamadı " Dedi ki: "Ben küçük kalmayı, gönül
      alçaklıgını akarsudan ögrendimde, ondan!"
      • Kırmızı elmanın eksi olusu, bir bakıma, sevgiliyi hatırlatmaktadır! Çünkü, güzellerin somurtması, onları daha güzel
      bir hale getirmektedir, onları süslemektedir! "
      • Ya seftali agacının dalları neden kısadır, alçaktır Seftali toplayanlara seftalilerini kolayca vermek için degil mi ,
      • "Ey kavak agacı!" dedim. "Su uzayıp gitme ile, aleme rezil oluyorsun! çünkü, ne çiçegin var, ne de meyven!" "Sus!"
      dedi. "Aklını basına al, böyle ; söyleme!..
      • Eger benim çiçegim, meyvem olsaydı, senin gibi kendimi begenirdim, benlige kapılırdım! Halbuki simdi, kendimi
      görmeme imkan yok! Basımı kaldırmısım, yukarıdan bakıyorum ama ben, kendini görenleri, benlige kapılanları seyredip
      duruyorum!"
      • Nar, ayvaya; "Benzin neder sarı " diye soruyor. 0 da; "Senin içinde sakladıgın inci taneleri yüzünden sarardım
      soldum!" diye cevap veriyor.
      • Nar ona; "îçimde sakladıgım incileri nasıl oldu da bildin " diye sordu. Avva da dedi ki: "Kabına sıgamıyorsun;
      gülüyorsun, nar tanelerini gösteriyorsun! Onun için bildim!
      • Sen, daima gülüyorsun! ister gül, ister gülme; alem, cennettekilerin gönülleri gibi, senin yüzünden neseli, senin
      yüzünden gülüyor!
      • Fakat, simsek gibi gülüs, bulut gibi aglayısın sebebidir! Bulut aglamasaydı, simsek çakmazdı, gülmezdi!"
      • Topragın yüzünü kara, fakat içini aydın gördüm! Anladım ki, su geldi de onun içini yıkadı, onu tertemiz bir hale
      soktu!
      • Topragın içi temizlenince, o da, temiz su ile dost oldu, onu bagrına bastı! Bu dostluk, bu sevgi yüzünden kara
      toprak, cennet bahçelerinde oldugu gibi, sayıya sıgmaz dallar bitirdi, meyveler verdi!
      • Su hıyarlar, su kavunlar, hac kervanlarında yaya kalmıs hacılar gibi, yavas yavas ayaklarını sürüyerek yorgun argın
      geliyorlar!
      • Kanlar içen çöle bakarsan görürsün ki, emana kavusmak için "Ol!" emrine uyuyor da, herseyi; "Lebbeyk!" deyip
      yokluktan varlık alemine kosa kosa geliyor!
      "Bakara Suresi, 2/117. ayete isaret var."
      • Yukarıda; "Yaya kalmıslar!" dedim; bu da söz mü Onlar; Ashab-ı Kehf gibi uykuda bile yol alıyorlar! Hani onlar yan
      üstüne yatmıslardı ama, ta ötelere, göklere kadar gitmislerdi!
      • Bu topluluga, su kabagı da gelip katıldı, ipe tırmandı! Bu tırmanısı o nerede gördü, nereden bildi, kimden ögrendi 0
      çıkıp giden, uzayıp yükselen ipi ona verenden bildi, ondan ögrendi! .
      • Su yesillikler, su yasemenler, su meyveler zaten bizim rızkımız; çöllerde, ovalarda bulunan o ot, o diken, o toprak
      onun rızkı!..
      • Herkesin rızkı baska çesit; o nasip, o meyve, o rızık baska toplulugun! Bizim onlardan tiksinmemiz, onların üstüne
      düsmeyisimiz, onları bizden koruyor!
      • Yüzbinlerce karıncanın, yılanın, yüzbinlerce rızık yiyen canlıların her biri, payını aramadadır; her biri feryad edip
      durmadadır!
      • Her ilaç, bir derdin dermanı; her seyin bir iste neticesi var! Hani sifalı otlar var ya, hekimlik bilgisine sahip
      olanlardan baska hiç kimse onları bilmez, tanımaz!
      • Ot vardır, bize zehirdir! Onlarca panzehir, bize göre dikendir fakat, deveye hurmadır!
      * Cevizle bademin içi özdür, güzeldir; dısı kabuktur! Özler, tıpkı tavuk yumurtası gibi, kabukları içinde olgunlasır!
      * Hurma, dıstan hostur ama, içi çekirdeklidir! Onun aksi ol, ey merhametli dost! încir gibi için de güzel olsun, dısın da!
      * Agacın su çekisi kökten baslar! Cenab-ı Hakk´ın, canı merdivensiz olarak yücelere çekisi gibi, ta yukarılara, dalların
      ucuna kadar çeker götürür!
      * Su esip duran rüzgar, çiçek tozlarını ve meyvelerin tohumlarını erkeklerin organlarından alır, dallara, topraklara
      götürür! Böylece, dallar ile topraklar gebe kalır! Rüzgarlar, sanki erkek Arap atlarıdır; dallar da disileri, asraklarıdır!
      * Bahar mevsiminde kuslar, sıcak yerlere göçerler! Serseri misafirler gibi surada burada yuva yaparlar, bir müddet
      orada kalırlar!
      * Kuslar ötüsürken, binlerce sırlar söylerler; "Filan göçecek, filan onun yerini utacak!" derler!
      * Su hüdhüdler, Hz. Süleyman´dan mektup getirmislerdir! Fakat, nerede kus dilini bilen bir kisi ki, o mektupları
      terceme etsin!
      * Leylek, bütün kusların arifidir; "Leklek!" der dururlar! Onun ne dedigini biliyor musun "Ey yardımı istenen Allah;
      mülk de Sen´indir, emir de »Sen´indir! Hamd ve sena, ancak Sana mahsustur!.."
      * Ey can! Yaylaya çıkma zamanı geldi; kıslık beden evini bırak! Türkmenlerin adetini, hiç olmazsa kuslardan ögren!..
      * Kuslar gibi, kendine kendin gözcü ol! Allah´ı tesbih et; tesbihin, sana ordugah olur! Allah´ı tesbih et!
      * Ask, öyle bir günestir ki, ancak asıkların gönüllerini yakar yandırır! Ona, Rkbahar, sonbahar yol bulamaz; ancak can
      sevgisi yol bulabilir!
      * Mademki ask bizi zamandan da, zeminden de çıkarıp götürmededir, o halde, emin olalım; yok olmayacagız! Onun
      lütfu ile, ihsanı ile, onun cömertligi ile biz, ölümsüzüz!
      "Faruk Nafiz merhumun su mısralan da bize müjde veriyor:
      "0 büyük Rabb ki, ufuklar boyu nimetlerini
      Hüsn ü an, reng-i füsun, ask-ı cünun mahserini
      Gayr-i kafî görerek sevdigi biz kullarına
      Simdiden va´d ediyor baska bir alem yarına"
      * Su yeryüzünü de, su zamanı da, içinde bir kus yavrusu bulunan bir yumurta gibi düsün! Kus, karanlık yerde
      mahbustur; kanadı kırıktır, hor ve hakir görülrnededir!
      • Küfürle iman, yumurtanın akı ile sarısına benzer; aralarını ayıran bir berzah vardır! Bu sebeple, birbirlerine
      karısmazlar!
      "Rahman Suresi, 55/20. ayete isaret var."
      • Anaç kus, Allah´ın, lütuf ve keremi sonucu olarak, ona verdigi analık duygusu ile yumurtayı kanatları altına alınca
      yavru kus, küfrü de, imanı da yok ederek yumurtadan "vahdet kusu, birlik kusu" olarak çıkar!
      " Bu son üç beyitte, "vahdet-birlik" konusu, yumurta örnegi ile anlatılmaktadır. Yanlıs anlasılmaması için bazı
      marozatta bulunacagım: Önce; küfür nedir, iman nedir, onu arzedeyim. Küfür; Allah´ı inkar etmektir. Rman ise, Allah´ın
      varlıgına inanmaktır. Aslında, küfür de bir inançtır. Yani, küfrü benimseyen kafir dedigimiz kisi de, Allah´ı inkar etme
      inancını tasımaktadır. Allah´ın varlıgına inanan "mümin" ile inanmayan "kafir", birbirine zıt düsen inanç sahipleridirler.
      Biz, bizim inancımızı tasımayanlara kafir diyoruz. hiristiyanlar, musevîler de, bizim dinimizde degillerdir ama, Allah´a onlar
      da inanmaktadırlar. Biz, onlara da kafir mi diyecegiz
      Mevlana, kafir dedigimiz kisinin son nefesinde imana gelebilecegini düsünerek hiç kimseye kafir dememektedir.
      Müslümanlık, Allah´ın en son gelen semavî dinidir; Peygamber Efendimiz de en son peygamber oldugu için bizden evvel
      gelen dinlerin hükmü kalmamıstır. Ama, bugün dünyada, müslümanlardan daha çok baska dinlerde olanlar var.
      Allah da, yalnız müslümanların Allahı degildir; "Rabbü´l-alemîn" yani, bütün alemlerin, herkesin Rabbi´dir. Tasavvufî inanca
      göre biz insanları inançlarına göre ayırıyoruz. Allah´ın nazarında bütün insanlar birdir; hepsi de O´nun kuludur. Herkes de,
      kendi inancını dogru bulmaktadır.
      Bugün dünyada mevcut çesitli dinler ve mezhepler arasında müslümanlık, yukanda arzettigim gibi, en son din oldugu
      için "hidayet yolu"dur. Diger inançlar "dalalet-sapıklık yolu"dur. Aslında, "hidayet yolu" da, "dalalet yolu" da O´nun takdir
      ettigi bir yoldur. Hz. Mevlana; "Egri yazı da, dogru yazı da Sen´in mektebinde yazılmıstır!" (Dîvan-ı Kebîr, c. VI, 2778)
      buyurmaktadır. Onun için, Ziya Pasa merhum da;
      "Birdir nazar-ı Hakk´da mecus ile müselman. (Mecusî ile müslüman Allah´ın nazarında birdir!)" demistir. Çünkü, ikisi de
      O´nun çizdigi yolda yürümektedir. Rste, Hz. Mevlana bu uç beyitte "vahdet-birlik" görüsünü bu misallerle açıklamıstır. Bu
      gazelden sonra gelen gazelin üçüncü beytini, lütfen dikkatle mutalaa buyurunuz.
      883. Dünyanın bütün güzel yüzlüleri, bizden güzellik çaldı!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. IV, 1947)
      • Ay yüzlülerin olan sevgilim, hastalarının yanına geldi de dedi ki: ´Ey sapsarı yüzler, ey benim safran bahçem!
      • Safran bahçemi sulayacagım; ab-ı hayatımla onları gül haline getirecegim !
      • Zaten sarı renkler de, kırmızı renkler de, güller de, dikenler de, hepsi hepsi bizim emrimizde, bizim hükmümüzdedir!
      Bizim yazımızdan, bizim fermanımızdan baska bir seye uymazlar!
      * Dünyanın bütün güzel yüzlüleri, bizden güzellik çaldı; hepsi de zerre zerre bizim güzelligimizi, bizim ihsanımızı
      gördü!
      • Bu güzellikler, onlara belirli bir zaman için igreti olarak verildi! 0 ay yüzlüler, zamanla sararıp solarlar; yüzleri,
      sonbahar yapraklarına döner! Hırsızların, bizden güzellik çalanların hali budur!"
      884. Akıllının biri gelir de asıklar arasına katılmak isterse, biz, ona yer vermeyiz!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c.IV, 1955)
      • Mest olmus, kendilerinden geçmis, akıllarını kaybetmis kisilerin arasında bir akıllının bulunması, ne acınacak bir
      haldir! 0 kisiye ne yazıktır, ne yazıktır, ne yazıktır; ne yazık!
      • Ey sakî! Sen, korkmadan sarap sun; herkese birbiri üstüne sarap sun da, dünyada akıllı bir tek kisi bile kalmasın!
      • Sevgili bana; "Sen gerçekten asık isen, aklını kaybet, deli divane ol!" diyor! gerçekten de, delilerin içinde bir akıllının
      bulunması yersizdir, manasızdır!
      • Akıllının biri gelir de biz asıkların arasına katılmak isterse, ona yer vermeyiz, onu istemeyiz! Ama bir asık gelince,
      onu elinden tutar, içeri alırız; ona; ´Hosgeldin!" deriz!
      * Ayıp dedikleri sey neden meydana gelir Bir seyi neden ayıp görürsün Usanmıs, melül olmus akıldır! Susuz bir kisi,
      yagmur bulutunu ayıplar mı
      • Bir ham kisi tutar da seni bir bakırcıya götürürse, Yusuf ol, bir köle gibi satıl; zararı yok! Bir diken senin degerini
      bilmezse, sakın üzülme! Sen gül bahçesi ol da, o seni diken bilsin!
      • Sen, Hz. îsa ol da, senin evin olmasın; ne zararı var! Sen, göz ol da, sana bir göz örtüsü kalmayacakmıs; kalmasın!
      885. Seninle benim bir ayrılıgımız yok ki; "sen" "ben" deyip duruyorsun!
      Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün
      (c. IV, 1930)
      • Bugün sen mi daha güzelsin, ben mi daha güzelim Sen; bensiz nasılsın, benimle beraber olunca nasılsın
      • Hayır, hayır! "Ben" "sen" deme; bunları bırak! Zaten sen ben ayrı degiliz ki! Seninle benim bir ayrılıgımız yok ki;
      "sen" "ben" deyip duruyorsun!
      "Mevlevî sairlerinden Esrar Dede merhum bir rubaîsinde söyle buyuruyor:
      "Ben, ben dedigim, ben dedigim sensin hep
      Canım dedigim, ten dedigim sensin hep
      Manend-i kudüm sîne-i kuban oldum
      Tenna tenena ten dedigim sensin hep."
      Fuzulî merhum da Leyla vü Mecnun´unda, Leyla, Mecnun´u sahrada buldugu zaman Mecnun´un agzından sunları
      söyler:
      "Benden teberrî eyledin beni sen
      Kime arz eyleyeyim seni ben
      Bende olan asıkar sensin
      Ben hod yokum, ol ki var, sensin
      Ger ben ben isem nesin sen ey yar
      V´er sen sen isen, neyim men-i
      • Sen, sensiz, ötelerde, ta gögün üstünde idin; ben de, yıllar boyunca bensiz dim!
      • Ben kabuktayım, kabuk gibiyim; sense özsün, özüm gibi tatsın, sudan ibaretsin! Ben nerdeyim, sen nerdesin
      Kabukla öz bir olur mu
      • Cömertligi ile meshur Hatem-i Tay nekesligi bırakıp cömertlik kapısını açtı da, ondan sonra; "Benim, ben!" dedi!
      • Ben, nekesligi de bagısladım, cömertlikte ben, Hatem-i Tayî´den de ilerdeyim!
      • Sen, güzel yüzlü, latif bir cansın; ben de, güzel yüze karsı ayna tutan bir kisiyim!
      886. Ey neseli dost; dilerim, yüzün her zaman gülsün!
      Mef´ülü, Mefa´ilün, Fe-ulün
      (c. IV, 1923)
      * Ey ay yüzlü, neseli dost; dilerim, yüzün her zaman gülsün! » 0 ay, hiç kimseden dogmamıstır; dogduysa, süphesiz
      gülerek dogmustur!
      • Ey Yusufların Yusufu! Sen, adalet tahtına gülerek geçtin, oturdun!
      • Daima kapalı bulunan o kapı, o ask kapısı, senin yüzüne gülerek açıldı!
      • Ey ab-ı hayat! Gelip yetistin de, ates de güldü, rüzgar da güldü, toprak da güldü!
      887. Ey dost; sen bizden ayrılma da, belayı, gamı bizden ayır!
      Mefulü, Mefa´ilün, Fe-ülün
      (c. IV,1928)
      • Ey dost; bizi azarlamayı bırak da, derdimize deva ara!
      • Ey dost! Sen bizden ayrılma da, belayı, gamı bizden ayır; bizi onlardan kurtar!
      • Düsünce, bir hırsız gibi geldi, gönle girdi! Sen sarap ver, mest et de, o hırsız defolup gitsin!
      • Sen, gamlar içinde bulundugun halde neseli ol; vefasız olan, vefa nedir bilmeyen su dünyada, sen vefalı ol!
      888. Sen sus, söyleme; kendi kemalini ask, kendisi söylesin!
      Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ülün
      (c. IV, 1926)
      • Bedenin kazancı maldır, altındır; gönlün kazancı ise, dostlugu artırmaktır!
      • Dostsuz, bag bahçe zindan gibidir; dostla beraber olunca, insana, zindan bile gül bahçesi gibi görünür!
      "Sair Nesatî merhum; "Baga sensiz varamam, çesmime ates görünür." .
      • Dostluk lezzeti, zevki olmasaydı, ne erkek meydana gelirdi, ne de kadın!
      • Dostluk bahçesinde yetisen diken, binlerce selviden, binlerce süsenden daha hostur!
      • Biz, igneye iplige minnet etmeden, askımızı birbirine eklemis ve dikmisiz!
      • Alem evi karanlıksa, ask, o eve tam altmıs tane pencere açar!
      • Eger sen, oktan kılıçtan korkuyorsan, ask zırhcısı sana zırh yapar!
      • Sen sus, söyleme; kendi kemalini ask, kendisi söylesin!
      889. Bu dünyada çesitli yollardan gelen zevkler,
      kendini gizleyen yaratıcının kullarına bir lütfudur!
      Fa´ilatün, Fa´ilaüin, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c.IV, 1937)
      • Sende bulunan hosluk, güzellik seni bırakıp gidince, sakın gam yeme, kederlenme! Ryi bil ki, seni bırakıp giden sey,
      bir baska sekle bürünerek yine sana gelir!
      • Bir çocuk, sütten hoslanmaz mıydı Sütten kesilince, o zevki, serbetten, baldan alır!
      • Bu zevk, bu hosluk, yaratıcının kullarına birer lütfu ve ihsanı olup çesitli sekillere bürünerek kendisini gösterir ve bu
      balçık alemde, kaptan kaba bosalır, bütün canlılara sunulur!
      • Cömertligi, lütfu, ansızın yagmur halinde gelir, yagar; yerden çayırlar çimenler, çesitli renkte ve kokuda çiçekler,
      güller, çesitli sekilde ve tatta meyveler yetisir!
      • 0 zevk; O´nun lütfu olarak bazan su yolu ile, bazan ekmek, et, kebap yolu ile, bazan güzel renkli, hos kokulu,
      lezzetli, güzel meyvelerle kendini gösterir! Bazan cins atlardan, süslü egerlerden gelir; bazan tatlı dilli, güzel yüzlü
      dostlardan gelir! Çesitli yollardan gelen bu zevkler, hep kendini gizleyen büyük, îssiz yaratıcının kullarına ihsanıdır!
      • Bütün bu perdelerin ardından, bir gün ansızın çıkagelir! Bir tecelli, seni senden alır, bütün putlar kırılır! 0 zaman, ne
      bu kalır, ne de o!
      * Uykuda iken can bedenden çıkıp gider, hayal alemine dalar! Beden, oldugu yerde kalır; sen, artık baska sekle
      bakma!
      • Sen dersin ki: "Ben rüyada kendimi gördüm! Sanki bir selvi imisim; yüzüm bir lalelik, bedenim ise gül, yasemen!.."
      • Fakat uyanınca, o selvi hayali geçer gider ve can, beden evine döner gelir! îste bu hallerde, bilenlere, anlayanlara
      ibretler vardır!
      • Bu hususta söylenecek çok seyler var! Var ama; fitne çıkacagından korkuyorum, söyleyemiyorum!
      890. Gönlün ellerini çözmek, gamın ve kederin ellerini baglamak gerekiyor!
      Mefulü, Mefa´ilün, Fe´ulün
      (c.IV, 1927)
      • Tövbeyi bozmak, binlerce tövbe tuzagından kurtulmak zamanı geldi!
      • Gönlün ve canın ellerini çözmek, gamın ve kederin ellerini baglamak gerekiyor!
      • Ruhun sevgilisini görmenin, O´nun la´l dudaklarını öpmenin tam zamanıdır!
      • Ab-ı hayatla yıkanmanın, onunla bedeni kirlerden temizlemenin zamanı geldi!
      • O´nun vuslatının kıyameti koptu; daha ne zamana kadar ümitlere kapılıp oturacaksın
      • Sevgili, bir bagı çözer, koparırsa dikkatle bak; o çözmede, o koparmada yüzlerce baglama, yüzlerce uzlastırma
      vardır!
      891. Günesi gördügün zaman, sevgilinin yüzünü hatırla!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün,
      (c. IV, 1944)
      • Günesi gördügün zaman, sevgilinin yüzünü hatırla; bulutları görünce de O´nun özlemi ile döktügüm gözyaslarını
      düsün!
      • Benim gibi küçülmüs, erimis yeni ayı görünce, canın hakkı için olsun, benim zayıf ve perisan halimi hatırla!
      • Gökyüzüne bak; bası dönmüs gögü seyret de, bu bassız ayaksız dönüp duran asıgın halini düsün!
      • Gecenin zenci ordusunun dünyayı isgal ederek onu karanlıklar içinde bıraktıgını görünce, kafir ayrılık gecesinin ele
      geçirdigi esirleri hatırla!
      • Gökyüzünde atesler içinde yanan Nesr-i Tair yıldızını görünce, kolu kanadı yanmıs gönül kusunun yanısını hatırla!
      892. Rman ile küfr ses sese vermis, bir perdeden,
      ask perdesinden sarkı söylüyorlar!
      Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün
      (c. IV, 1922)
      • Ey can! Biz mi daha neseliyiz, sen mi daha neselisin; biz mi safız, tortulardan arınmısız, yoksa midenin gönlü mü
      • Hepimiz kendi askımıza düsmüsüz; kendimizi seviyoruz, baskasını sevemiyoruz! Bu yüzden, gönülden de olmusuz;
      gönülsüz kalmısız! Hepimiz kendi yüzümüze, kendi güzelligimize dalmısız, hayran olup gitmisiz
      "Mehmed Akif merhum bir beytinde; "Hepimiz kendimizin asıkıyız / Sade ilanı çekilmez bu acaib askın" diye buyurur."
      • Biz mi daha mest olmusuz, içinde sarap bulunan kadeh mi; biz mi daha temiziz, gönül mü, can mı
      • Bir bize bakın, bir de askın yüzüne bakın; hangimiz daha begenilecek, sasılacak haldeyiz; hangimiz daha bilgiliyiz
      • Rman, asktır; onu görmedigimiz için biz, küfürdeyiz! Sen, simdi küfre de bak, imana da!
      "Kafîr"in lügat manası, "hakikati göremeyen, hakikatin üstünü örten kisi"dir. Bu yüzden, tohumu topragın içinde
      gizledigi için çiftçiye kafir derler. Mevlana´ya göre, askı anlamayan, inkar eden kisi de küfürdedir; yani kafirdir."
      • Rman ile küfür ses sese vermis, bir perdeden, ask perdesinden sarkı söylüyorlar!
      "Hz. Mevlana Dîvan-ı Kebîr´m bir baska yerinde de söyle buyurur:
      "Sır gözü ile, gönül gözü ile mümine de bak, kafîre de; bunların herbirinde, kendi inançlarına göre; ´Ya Rabbi!´
      sesinden, ´Ya Hayy!´ feryadından baska bir sey yoktur!" (Dîvün-ı Kebîr, c. V, nr. 2578) Yunus Emre hazretleri de; "Ask
      mezhebi dindir demedi mi
      • Anlayan, bilen bile bu sözü anlamazken; bilgisiz, anlayıssız olan bu sözü nasıl anlayacak
      893. Sen arada olmayarak yaptıgın is, iyi bil ki, Hakk´ın isidir!
      Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün
      (c. IV, 1925)
      • Canın, aklın, imanın düsmanı olan o güzel, yine oynayarak geldi!
      • Yüzbinlerce gönül yagmalayan, yüzbinlerce dükkan yıkan...
      • Yüzbinlerce fitne koparan, yüzbinlerce hayranını hayran eden sevgili geldi´
      • Askın hem dadısı, hem de afeti; canın hem dostu, hem de düsmanı olan o dilber yine geldi!
      • Geldi de; "Köyün haracını getir!" dedi! "Bu köyün haraç verecek hali yok bu köy, yıkık bir köy!" dedim!
      • Dedim ki: "Senin tufanın, sehirleri bile kırdı geçirdi; koca bir tufana karsı yıkık bir köy ne yapabilir "
      • Dedi ki: "Yıkık yer, definenin gömülü bulundugu yerdir!" Ey müslümanlar; orası, bizim yıkık yerimizdir!
      • 0 yıkık yeri bana ver de, sen, dısarı çık! Beni kınama; yersiz ve manasız konusma!
      * Orası, senin yüzünden öyle yıkılmıs; sen oradan çıkıp gidence, padisahın adaleti ile orası mamur olur, onarılır!
      * Hile yapma; "Gittim!" diyerek kapının arkasında gizlenme!
      * Kendini ölü gibi gösterme ki, insan ruhu ile dirilesin!..
      * Dedi ki: "Benlikten kurtuldugun, kendin aradan çıkarak söyledigin söz, kur´an´ın esrarıdır!
      • Sen arada olmayarak yaptıgın is, iyi bil ki, Hakk´ın yaptıgı istir!
      * Gazelin geride kalan kısmını gizlice söyleyecegim! Çünkü bu söz; hamların, anlayısı kıt kisilerin yanında söylenecek
      söz degildir!
      894. Asıklar, ney gibi feryad etmedeler; ask da, sanki ney çalan kisi!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. IV, 1936)
      • Asıklar, ney gibi feryad etmededir; ask ise, sanki ney çalan kisi olmus! Bakalım bu ask, benim neyim ile neler
      söyleyecek
      • Ney meydanda, ney çalan gizli; neyim, onun dudaklarının sarabından mest olmus!
      • Ney çalan, bazan neyimi oksamada, bazan da onu ısırmadadır! Ah, su güzel sesli ney - kıran(ney-zen)dan!
      • Gökyüzü, bir hırka gibi sema´ ediyor; fakat, hırkanın içindeki sofu görünmüyor! Ey müslümanlar! Bedensiz bir
      hırkanın oynadıgını kim görmüstür
      • Hırka, beden ile oynar; beden de, canla oynar! Canın boynunu da, sevgilinin askı bir iple baglamıstır!
      • Ey mahmur gönül; "Sarabın bana hiç tesir etmedi, beni sarhos etmedi!" diyorsun! însan, onun keskin sarabını içer
      de, kendinde kalabilir mi
      895. Çabuk gitmek, gül bahçesindeki gülün adetidir!
      Mef´ulü, Mefa´ilün, Fe´ulün
      (c.IV, 1920)
      • Ey yürüyüsü canın yürüyüsüne benzeyen sevgili; geç geldin, çabuk gitme!
      • Geç gelip çabuk gitmek, gül bahçesindeki gülün adetidir!
      • Bana; "Nasılsın " diye sordun; nasıl olacagım Kızgın kumun üstüne düsen balıgın hali nasıl olur
      • Ey padisahım! Bir sehrin padisahı insafsız ve adaletsiz olursa, o sehir ne hale gelir ben, o haldeyim!
      • Ben, sensiz degilim! Fakat, sende bir gizli senlik var ya, ben senden onu istiyorum!
      896. Ben, dünyada, gönlü sevgi ile dolu bir düsmanı hiç görmedim!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c.IV, 1935)
      • Görünüste yabancı gibi duran, dıstan beni sevmiyormus gibi duran dilber, içinden beni sever! 0, bana karsı duydugu
      sevgiyi gönlünde gizler; dili acı söylese de, onun agzı sekerlerle doludur!
      • Gönülden bir dost, görünüste yabancı olan, gönlü sevgi ile dolu böyle bir düsmanı ben, dünyada görmedim!
      • Askından bahs edersem, sevgili bana kızar; kızarsa kızsın! Ben, vefasız asık olmam; ondan asla yüz çevirmem!
      • Dilberin huysuzlugu, acılıgı, sarabın acılıgına benzer! Rnsanın mizacı ile uyusur, insanı neselendirir ama, agıza acı
      gelir!
      • Onun karsısında ölmek, asıga, sekerden tatlı gelir! Bunu, ölen bilir; sen, bu sözü dirilere söyleme!
      • Askın huzurunda bu gazeli okudugum gün, ne mutlu gündür; o gün, onun önünde yere kapanıp hemen can vermek
      isterim!
      • Ask, can kusuna; "Kafese girmek ister misin " diye sorar! Kus da; "Kafesten bahs etme; onu kır gitsin! Ben, yalnız
      seni isterim!" der!
      897. Yüzünden baska ne görürsem, gözümün nuru azalıyor!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c.IV, 1946)
      • Keske benim canım, senden baskasını tanımasaydı; uyanık olan, manalar bilen canım, senden baska hiç bir sey
      bilmeseydi!
      • Ne kimseyi reddetseydim, ne tereddüde düsseydim, ne de tereddütsüz "evet" deseydim; tehlikesiz, tuzaksız, çersiz
      çöpsüz kendi denizime dalıp gitseydim!
      • Yüzünden baska ne görürsem, gözümün nuru azalıyor! Ey benim kirpiklerimin perdesi; kimseye yol vermeyin,
      yabancı bir hayali içeri sokmayın!
      • Askın güzelliklerinden, canım inceldi, pek nazik bir hal aldı! Ondan baska her seyden bıktım; ben, can da
      istemiyorum, gönül de istemiyorum! Nerede benimki, nerede o
      • Bir an bile olsa, benden yüzünü çevirme! Çevirme de, senin derdinden ateslerle dolu gönlümün dumanı, gökyüzünü
      yakıp yandırmasın, ne var ne yoksa birbirine katmasın!
      • Sustugum zamanlar, senin gül bahçenden reyhanlar toplarım; feryada baslayınca, ah edince de, alem reyhanımın
      kokusu ile dolar!
      • Sana karsı ben kim oluyorum Adını koydugun degersiz bir kölen! Fakat, sen benim neyimsin Sen, benim
      sultanımsın, padisahımsın!
      • Ey feryadımdan da, efganımdan da canıma daha yakın olan sevgili; feryadım da senden geliyor! Belki de, benim
      feryadım sensin!
      898. Bu koku ile, bastan basa bütün dünya, zerre zerre mest oldu!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün,
      (c. IV, 1950)
      • Bu hos koku kimin kokusudur Bu koku; güzelligi ile dünyayı süsleyen, güzellestiren, cana canlar katan sevgilinin
      kokusudur! Bu koku, her seyi dirilten ilkbaharın, o ask bahçesinin, o gül fidanının kokusudur!
      "Peygamber Efendimiz, güzel kokuyu çok severdi. Bir hadîslerinde; "Bana dünyanızdan üç sey sevdirildi: Kadın, güzel
      koku, gözümün nuru namaz!" diye buyurdular. Güllerin, miraçtan dönerken yere dökülen mübarek ter damlalarından
      bittiginden ve; "Kim benim kokumu duymak isterse, gül koklasın!" diye bir hadîsten bahsedenler de var. Veysel Karanî
      hazretlerinin kokusunu duyması da, bir güzel koku sayesindedir. Keza Yusuf aleyhisselamın gömleginin kokusu, babasının
      gözlerini açmadı mı "
      • Bu koku ile bastan basa bütün dünya, zerre zerre her sey mest oldu! Aslında, bu kadar güzel bir kokunun
      yeryüzünden gelmesine imkan yok! Bu koku; ötelerden, yücelerden, mana aleminden gelen bir kokudur!
      • Göklerde bulunan yıldızlar, birbirlerine diyorlar ki: "Bu hos kokulu, günes gibi parlak yüzlü güzel kimdir "
      Denizlerdeki balıklar da diyorlar ki:
      "Yeryüzünde neler oluyor Bu gürültüler, bu kavgalar kimin için, hangi güzel yüzünden "
      • Sevgilinin yüzünün parlaklıgı, yüzleri nurlandırıyor, günes haline getiriyor! Yüzü günes gibi parlak olan bu ay yüzlü
      dilber, güzelligi ile canı bile kıskandınyor!
      • Yüzyıllardan sonra, Hz. Yusufun güzelligi yine geldi; gözleri kamastırıyor! Bu güzellik, hurilere bile saskınlık veriyor!
      • Ey iki dünyanın emanı, ey iki alemin sıgınagı, ey her zor iste elden tutan, yardım eden aziz varlık! En zor günlerde
      kurtulusa da Sen kefilsin, Sen saglarsın!..
      • 0; gökyüzüne kargasalıklarla, coskunluklarla dolu yeni bir dönme sekli ögretti! Allah´ım! Bu ne biçim asktır; nasıl
      görülmemis, duyulmamıs bir sevdadır
      • Ey güzel sesli aziz varlık; Sen´in güzel sesin, her gönüle ulastı! Sen, simdi, her gönüle sunu anlat; de ki: "Bütün bu
      haller, bu güzellikler, o mana denizinin incileridir!"
      899. Allah´ım! Söyleyeyim desem, söze gelmiyorsun;
      gizleyeyim desem, buna imkan yok!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. IV, 1968)
      • Ey benim güzelim! Ben, Sen´in askına kapılmıs, havana uymus bir asıgınım! Sen´in askın, sanki bir denizdir; canım
      da, o denizde bulunan bir balıktır! Sen, bir an benden yüz çevirirsen, bir an Sen´i görmezsem, balıga benzeyen canım ölür
      gider!
      • Balıklar, sudan dısarda kalınca bir an bile yasayamazlar, ölür giderler! Asıklar da, sevgililerinin ayrılıgına
      sabredemezler!
      • Balıgın canı sudur; balık cansız, yani su olmadan yasayabilir mi Bir insan da, cana sabredemezse, canın canına nasıl
      sabredebilir
      • Sen olmayınca bana, dünya da, ahiret de zindandır! Sen benden ayrıldıgın zaman, ab-ı hayat bile içsem beni
      diriltmez!
      • Su dünya puthanesi, Sen´in yaptıgın resimlerle, yarattıgın sekillerle dolu! Fakat, hiç biri Sen´in yerini tutmuyor! Sekil
      nerede, nisan, iz nerede, sekilsiz, nisansız olan nerede
      • Gönlümün kanının damlasını, adeta bir dünya haline getirdin! Öyle sasırdım ki, damla ile dünyayı ayırt edemiyorum!
      • Agzıma elinle sundugun kadehi içince öyle mest oldum ki, kadeh ile agzımı ayırt edemiyorum!
      • Ben kim oluyorum Yeryüzünden göklere kadar her yer Hakk asıkları ile dolu! Onlar, Sen´in sarabınla öyle mest
      olmuslar ki, yerle gögü fark edemiyorlar!
      • Benim gibi yüzlerce çoban, koyunlarını kurda ısmarlamıs! Kime ne diyeyim; "Koyunları ne yaptın diye kime sorayım;
      çoban nerede
      • Söyleyeyim desem, söze gelmiyorsun; gizleyeyim desem, buna imkan yok! Muhakkak ki, çok büyük oldugun için ne
      dünyaya sıgıyorsun, ne de giz alemine!
      • Ben, Hakk asıgı oldugum için su dünyada gizliyi sezersem, tanırsam, bilirsem, durumu açıga vuramadıgım için bana
      "ask mümini" deme, "kafir" de!
      "Kafir; hakikati gizleyen, Hakk´ı inkar eden kisidir. "Gizliyi bildigim, sezdigim halde açıga vuramadıgım için beni kafir
      say!" demek istiyor. Araplar, tohumu toprak altında gizledigi için çiftçiye "kafir" diyorlar."
      900. Dün gece rüyamda yoklugu gördüm!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. IV,2015)
      • Dün gece rüyamda, yoklugu gördüm. Onun güzelliginden sasırdım kaldım; aklım basımdan gitti!
      • Yoklugun güzelliginden, kemalinden, olgunlugundan, lütfundan ötürü ta seher vaktine kadar kendime gelemedim!
      • Yoklugun la´l madenine benzeyen renginden adeta ipekler, atlaslar giydim!
      • Asıkların heyheylerini çok duydum; "Afiyetler olsun, afiyetler olsun!" sesini çok isittim!
      • Yokluktan sarhos olmus, kendilerinden geçmis ve halka halinde oturmus asıklar gördüm! Derken, kulagıma bir
      yokluk halkasının takıldıgını gördüm!
      • Sonunda, yoklugun nurunda, bir takım acaip nakıslar, sekiller gördüm; yoklugun yüzünde de, canlar canı
      parıldıyordu!
      • Bu hali görünce çok duygulandım; canımdan yüzlerce coskunluk costu! Ask denizi de dalgalanmaya, köpürmeye
      basladı!
      • Göklerde, binlerce naralar duyuldu! Ben, böyle çavusa kurban olayım!
      901. Bir güzelin ayrılıgından ötürü saçlarım agardı, yüzüm burustu!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. IV,1973)
      • Güzellikte Çin güzellerini geride bırakan, onların güzelliklerini unutturan bir güzelin ayrılıgından ötürü, saçlarım
      agardı, yüzüm burustu!
      • Can, tatlı dilli sevgilinin sözlerini kıskandıgı için kulaga; "Onun sözlerini pek isitme, az duy!" demededir! Gönül de,
      onun güzelligini kıskanır da, göze; "0 güzele sık sık bakma, onun yüzünü az gör!" demektedir!
      • "Gamın ayagını baglayayım!" diye zevk elini uzattım! Ey müslümanlar! Böylece, benim zevkim de gam rengine
      boyandı!
      • "Belki beni kurtarır!" ümidi ile bir tasa el attım. Fakat, o da, denize düsmüs, suna buna el atmada, önüne gelene
      sarılmada!..
      • Bugün, gönlün kapısının önünden geçiyordum. Kapıdan içeri baktım ve onu çok perisan bir halde gördüm; yüzü
      sapsarı idi, elbisesi yırtılmıstı; sagını solunu bilemez bir hale gelmisti!
      • Ona; "Nasılsın " dedim. Hayhaylarla aglamaya basladı. Dostundan ayrıldıgından ötürü feryadlar ediyordu.
      902. Ben susuyorum; benim sırlarımı sana uyanık gönlüm söylesin!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. IV,2014)
      • Sevgilim sırrını bana söylemiyor; benim de dilim tutuluyor, ona bir sey söyleyemiyorum!
      • Ondan özür diliyorum da, diyorum ki: "Ben susuyorum; sana sırlarımı, benim uyanık gönlüm söylesin!"
      • Halbuki, bir baskası karsımıza çıkınca o, bastan basa dil oluyor; benim sırlarımı da, kendi sırlarını da söylüyor!
      • Bu halde, benim vehimli gönlüm kötü bir zanna kapıldı, bir süpheye düstü!
      • 0, sırrımı ister söylesin, ister söylemesin; gerçek olan su ki; ben, sevgilinin ayrılıgına sabredemiyorum,
      dayanamıyorum!
      903. Benim canım, senin canın; senin canın da benim canım!
      Bir bedende iki canı kim görmüstür
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      c. IV, 2012)
      • Ey benim gönlümün huzuru, rahatı; ey benim gönlümü kıran, perisan eden aziz varlık! Ey hiç bir suçum yokken
      kendini benden çeken sevgili!
      • Sen gittin, benden uzaklastın ama, gönlümden dısarı çıkamadın, gönlümden uzaklasamadın! Çünkü sen, bir mum
      gibisin; gönlüm, canım da senin fenerin!..
      • Benim canım, senin canın; senin canın da benim canım! Hiç kimse iki bedende bir can görmüs müdür
      • Seninle bulusmak, benim hayatımdır; senden ayrılmak da ölümümdür! Bu iki durumda beni, essiz bir hale getirdin!
      • Ab-ı hayatı çok aradım, bulamadım! Sonunda, Hızır (a.s.) bana dedi ki: "Onunla bulusmadıkça canlanamazsın! Bu
      sebeple, bos yere ab-ı hayatı arama!"
      • Gam; senin gamına düsenin, senin gamınla gamlanarın yanına sokulamaz! Gizlice sokulursa, onun boynunu kesmek
      gerek!
      • Hallac-ı Mansur hazretleri; "Ey yası küçük, bedeni körpe, taze güzel!" diye baslayan siirini senin için söylemis!
      • Senin güzelligin ile mest olanlara, gam yaklasamaz! Düsünce ile gam, halkındır!
      "Seyh Galib; "Asıkta keder neyler; gam, halk-ı cihanındır!" diye buyurmustur."
      • Kim nefsanî duygularına esir olmus, tabiat kuyusunda kalmıssa, kurtulmak için ipe benzeyen pismanlık düsüncesine
      sarılmaktan baska çaresi yoktur!
      • Fakat, ask kanadı ile uçabilirse, ip ise yaramaz! "Yakîn"e, tam inanca kavusunca süphe ve zandan tamamıyla
      kurtulur!
      • Ey gönül; dilsizlerle dil birligi yap, onların dilleri ile dost ol da, dedikoduyu rehine ver, kurtul!
      904. Etrafına halkın gözü ile bakma, kendi gönül gözün ile bak!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. IV, 1972)
      • Ey asık! îki gözünü aç da. cennete akan su dört ırmagı kendinde bul, kendinde gör: Su ırmagı, süt ırmagıı, bal
      ırmagı, sarap ırmagı!
      • Ey asık! Kendine bak da, insanların isine karısma; "Su sunu söylüyor, bu bunu söylüyor!" deyip durma!
      • "Filan bana diken diyor, filan yasemin diye çagırıyor!" düsüncesine kapılmayan, her söze, herkese aldırmayan gül
      gibi can gözü açık insanın, ben kulu kölesiyim!
      • "Filan sana kafir diyor, bir baskası da sana din adamı diyor!.." Bunlardan vazgeç, gözünü aç da, bundan sonra
      etrafına halkın gözü ile bakma!
      • Allah, sana basiret gözü, gönül vermis! Öyle bir göz vermis ki, senin mahmur bakıslarına karsı Cebrail´in kanadı
      secdeye kapanır!
      • Sekil ve suret asıkları, "Bal bulurum!" ümidiyle ayran çanagına düsen sinek gibi sekle, surete, görünüse
      kapılmıslardır!
      • Ey Hakk asıgı; neselen! Seni yükseklere uçuracak kanatların olduktan sonra balçıktan sana ne gam var
      • Ey rahmetten kovulmus olan Seytan insan, Cebrail´in bile sana kul, köle almasını istiyorsan, benligi bırak; git, Hz.
      Adem´e secde et de...
      • Kanlar içen, bir çok yolcunun ölümüne sebep olan çölün sendeki kabeden haberi olsaydı, her taraftan ırmaklar akar,
      gül bahçeleri yetisirdi!
      • Ey kendine bakmayıp kendi kusurlarını görmeyip de, baska insanların iyisine kötüsüne bakıp kalan zavallı! Allah,
      senin yardımcın olsun!..
      905. Sen, ayagını nereye basarsan, orada laleler, menekseler, yaseminler biter!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. IV, 2006)
      • Ey benim canım! Sen, nereye ayagını basarsan, orada laleler, menekseler, yaseminler biter!
      • Gül dalından bir gül koparsan da ona üfürsen, ya dogan olur, ya güvercin!
      • Bir dagarcıgın üstünde elini yıkasan, elinden dökülen sularla o dagarcık, altın bir put halini alır!
      • Bir mezarın basında Fatiha okursan, o ölü uyanır, kefenini yırtıp kalkar!
      • Etegin bir dikene dolassa, diken, bir çeng haline girer de; "ten ten tene nen" diye nagmelere baslar!
      • Ey Halil! Hangi putu kırdıysan, o put canlanır, akıllanır da bir insan olur!
      • Gönül sahnesinden her an insanoglu gibi biri dogup çıkar fakat, ortada ne erkek vardır, ne de kadın!
      • Derken, onun yanından, arkasından adamcıklar dökülür ve yeryüzü onlarla dolar tasar!
      • Bu sekilde, daha elli beyt söylemek isterdim ama, sen agız açar konusursun, diye ben, agzımı kapadım!
      906. îçine ask atesi düsen agaç yanmaz!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c.IV.2005)
      • Neden yabancılar gibi öyle uzakta oturdun Gel, ask delilerinin arasına gir!
      • Neden utanıyorsun Hem asık olmak, hem de utanmak bir arada olur mu Can nedir Hem ask hevesi, ask zevki,
      hem de can korkusunu kim bir arada görmüstür
      "Hz.Mevlana Dîvan-ı Kebîr´in bir baska beytinde söyle buyurur"
      *0, bir can karsılıgı bir öpücük veriyor; ne bedeva bir alıs veris! Git; can ver de bir öpücük satın al!
      • Askı evler yıkan, harap eden sevgili kalktı da, komsuların evine geldi!
      • Su deniz, asık oldugu için cosup köpürüyor; göklerde dolasan ay bile, askın önünde basını eger!
      • Ey uykuları baglayan, bırakmayan sevgili! Gel de, bu gece vuslatınla uykumuzu nisansız, izsiz bir hale sok!
      • Her padisahın kulları onu korurlar, bekçilik yaparlar! Bizim padisahımız ise kullarını korur, onları gözetir; onlara
      gözcülük, bekçilik yapar!
      • Bizim padisahımız, uykuyu da bilmez, uyanıklıgı da! 0, bize çok yakındır; o bizim canımızın, damarlarımızın içinde
      dolasmaktadır!
      • Bu gece bir güzel gördüm; elinde bir mesale vardı! Allah´ım; acaba o kimdir
      • Onun yüzünden uykum kaçtı; coskunluksa arttıkça arttı! Hindistan´dan gelen fil, yine Hindistan´ı hatırladı!
      • Allah askının atesi, yüceldikçe yüceldi; Allah´ın kaza ve kader oku, yaydan fırladı!
      • Gayb yeryüzüne ekilmis tohum, topraktan basgösterdi, bir agaç gibi boy attı, apaçık meydana çıktı!
      • Simsek çaktı, agaca bir ates düstü! Büyük, amansız bir simsek, büyük, aman bilmez bir atestir ama, bu ates, baska
      türlü bir atestir!
      • îçine ask atesi düsen agaç, yanmaz; o atesle daha da güçlenir, yesermeye baslar! Gül bahçesi de, simsekten, ask
      atesinden açılıp saçılmaya baslar!
      • Su, bu agaçlara zararlıdır! Çünkü bu agaçlar, atesle yeserir, boy atarlar!
      • Fakat, sen meydanda iken, sen sen iken, benlikten kurtulmadıgın için, agaç gizlidir! Sen gizlenince, o meydana
      çıkar!
      • Ask bahçesinin parlaklıgı da, güzelligi de Tebrizli Sems´tir; ask agaçlarını yetistiren bahçıvan da odur!
      "Eger sen askın açıgı isen ve askı arıyorsan, keskin hançeri eline al, utanmanın bogazını kes!" (c. I.nr. 213)
      907. Nice peygamber, vatan sevgisi ugrunda gözyası dökmüstür!
      Fe´ilatün, Fe´ilatün,Feilatün ,Feilün
      (c. IV,2000)
      • Sevgilim! Senin ayrılık acılarına dayanamayarak ölmek, benim için zevktir, nesedir! Sensiz yasamayı ben ne
      yapayım Sen olmadıktan sonra ölüm, bana bal gibi tatlı, süt gibi lezzetli gelir!
      • Sudan ayrı düsmüs olan balık, can verinceye kadar kupkuru kumun üstünde çırpınır durur; canı bedeninden
      ayrılınca, artık her sey bitmistir!
      • Acı su, denizde yasayanlara ab-ı hayattır; kuru seker yıgını ise onlara mezardır, kefenden daha beterdir!
      • "Cüz´ler"in asılları olan "küll"e dogru gitmeleri ve onda yok olmaları gerekmektedir! Bu, bir oyun degildir! Nice
      peygamber, vatan sevgisi ugrunda gözyası dökmüstür; peygamber oldugu halde, geldigi yeri, asıl vatanım özlemistir!
      • Yurdunu, dogdugu yeri bilmeyen çocuk, ister Rstanbul´da olmus, ister Yemen´de bulunmus, o, dadı ister, süt anne
      ister!
      • Yıldızların dolastıkları yer gökyüzüdür; hayvan da, selvi gibi, yasemin gibi topraga baglıdır! Herkesin, herseyin bir
      yurdu, bir vatanı vardır! Ey insanoglu; senin vatanın neresidir
      • Kurbaganın canı sudandır, havadan degil; o havayı bilmez! Denizlerde yasayanların hepsinin isi gücü budur!
      133- Eski sairlerimizden birisi; "0l mahîler ki derya içredir, deryayı bilmezler diye yazmıstır. Evet; denizde yasayanlar,
      denizin ne oldugunu bilmezler!
      • Rlahî nur denizinde gizlenmis olan ariflerin nefesleri nurdandır! Onlar, hep nuru teneffüs ederler; bilgisiz karanlıgı yok
      ederler!
      133- Eski sairlerimizden birisi; "0l mahîler ki derya içredir, deryayı bilmezler diye yazmıstır. Evet; denizde yasayanlar,
      denizin ne oldugunu bilmezler!
      • Buraya gelince kalem kırıldı, kagıt da yırtıldı! Lütuf sahibi Rabb´in büyüklügünü, kudretini anlayınca dag bile
      paramparça olur!
      908. Sen, canların canısın;asık olmayan canları kır, yok et!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. IV,2011)
      • Sen, canların canısın; asık olmayan canları kır, yok et! Asıl insan sensin; insan olmayanları, insan seklindeki
      varlıkları ortadan kaldır!
      • Sen, ölümsüz bir cevhersin! Gel, gözlere gir, gözlerde kal; senin gibi olmayanları taslarla kır geçir!
      • Ey mana günesi! Hakk´ın göklerinde ilahî nurlar saç, gözleri kamastırarak parla; gökyüzündeki yıldızları kır, birbirine
      geçir!
      • Halkın gönüllerini, gaybı bilir bir hale getir; kendi ayıplarını degil de, baskalarının ayıplarını görenlerin gönüllerini kır!
      • Rz, eser; izi, eseri olmayana perdedir; izsizligi, esersizligi al; izi, eseri kır geçiir!-
      "Aziz Hüdayî hazretleri bu hususta söyle buyurmustur:
      "Zuhuru perde olmusdur zuhura
      Gözü olan delîl ister mi nura"
      (Onun varlıgı, kendi varlıgına perde olmustur! Gözü olan bir kimse, nuru görmek için bir delil, bir gösterici arar mı )
      • Karanlık geceyi gündüz gibi aydınlat; bekçilerin insafsızlıgını kır geçir!
      • Ey Tebrizli Sems! Sen, Hakk´ın bir günesisin; can mumunu da, samdanını la kır geçir!
      909. Benim basımı su merhametsiz, gaddar dünyaya baglatma!
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün
      (c. IV, 1999)
      • Ey dost; gönlüme cefalar ederek onu avare, yersiz yurtsuz bırakma! Çaresiz kalmıs canımı al; cigerimi yakma!
      • Sana gönüllerini vermis gamlı, kederli asıkların pek çoktur! Canın hakkı için, basın hakkı için, su zavallı, gamlı
      gönlüme dokunma!
      • Bana, çaresizligime, zavallılıgıma acı; senden baska çaremi bulan biri varsa, beni bırak! Sen, çaremi bulmaya
      ugrasma!
      • Gönül, senin ates tapınagının karsısında bir sisedir! Benim sırça bir sise gibi olan gönlüme karsı, gönlünü tas gibi
      sert ve merhametsiz hale sokma!
      • Her an cefacı ayrılıgın, bana ayrılıgın nefeslerini veriyor!.. 0 nefesleri korkusuzca üfle ama, cefa etme!
      • Bogum bogum bedenim bir besige benziyor; gönlümse, o besikte uyuyan çocuk! Çocugu, hep besikte bırakma;
      uyanınca onu kucagına al, gögsüne bastır!
      • Güzel yüzünün günesi nurunda, benim canımı bir toz zerresi gibi oynat; canımı, gece gibi her yıldıza baglama!..
      • Merhametsiz, gaddar dünyanın hileden iki yüz bası var. Benim basımı su gaddar dünyaya baglama!
      • Su bir günlük sarabının sonsuz bir mahmurlugu var; beni, bu hain meyhanecinin sarabına susatma!
      • "Nasüt" alemindeki bu düzenbazlıklar hep senin "lahut" alemindendir; artık bu düzenbaz kafîre yardım etme!
      "Nasut alemi, insanın maddî ve beserî yönü; lahut alemi ise, mutlak vücudun ilk mertebesidir. Bundan evvel mertebe
      yoktur. Hakîm Sena´î hazretleri bir beytinde söyle buyurur:
      "Can aleminde öyle gönüller vardır ki, orada verilen kararlar bu dünyada tatbik edilir-Yani, bu dünyada bu görülen her
      sey, ezelde lahut alemindeki takdire göredir. Allahım.! Artık, bu hileci kafir nefse yardım etme; bizi ezelin takdirine uydur!
      910. Ask, alnımıza eziyetler, mihnetler yazdı!
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün
      (c. IV.1991)
      • Hepsi de yediler, içtiler, uyudular; yurt bos kaldı! Çayırlarda, çimenlerde salına salına gezmenin, dolasmanın tam
      zamanı geldi!
      • Herkes içti ve gitti; biz, sag olalım! Biz zaten zamanın gönlüyüz, canıyız; zamanın bas kumandanıyız!
      *Sen ab-ı hayat olunca, ölümsüz kalmayan bulunur mu Herkes ölümsüz olur! Sen sevimli, güzel bir put olunca,
      herkes putperest, puta tapan olur!
      • Ask alnımıza eziyetler, mihnetler yazdı. Sevgi bize fitneler üstüne fitneler takdir etti.
      *Sonra, gönlümüze ferahlık geldi; cihanın hadiseleri ile gönlümüzü karmakarısık, perisan etmesinden kurtulduk!
      Dünya sevgisinin engellerinden yakasını sıyıran can, Hakk´ın lütuflar, ihsanlar gül bahçelerine dogru uçar gider!
      * Ey devem! Gel, buraya çök, ıh! Burası çok güzel bir konak yeri; sulak, verirnli, bolluk; tam deve yatagı!
      • "Rızıklanırlar, rahat ederler!" Biz de o sarabı içelim, o mezeyi yiyelim! "Mak´ad-ı sıdk" (gerçeklik konagı), asıklara
      konak oldu, yurt oldu!
      "Al-i Rmran Surcsi, 3/169. ve Kamer Suresi, 54/55. ayetlere isaret edilmektedir."
      • Elmanın etegini tutalım, seftaliye dogru çekelim; gonca gülden birkaç söz duyalım da, yasemine götürelim!
      • Bana sarap sununca, edebe uymamı bekleme! Seriat bile sarhosu cezalandırmaz; sen de beni cezalandırma!
      • Edepli olmak da, edepsiz olmak da elimde degil! Ne yapayım; mest olmus deveci ipimi tutmus, beni deve gibi çekip
      götürüyor!
      • Bülbül asık oldu da, gülden bir öpücük bekledi, gönlünden geçirdi! Ona; "Ne olur" dedi "Seker kamısını kır da,
      benim gönlümü kırma!"
      • Bülbül; "Öpücük vermezsen, bari bana ask sarabı sun!" dedi. Gül; "Onu da vermeyecegim!" dedi. "Haydi git;
      üzüntülere kapıl, hüzünlere dal !.."
      • Dal da yaprak da titriyor, benim gönlüm de titriyor; yapragı rüzgar titretiyor, gönlümün titreyisi ise, Hoten güzelinin
      yüzünden!
      • Gülün, lalenin yüzleri, bana, su lekenin altında bir mumun gizli oldugunu haber veriyor!
      • Aklını basına al, çalıs çabala da bilgisizlik legenini gönlünün üstünden kaldır! Kaldır da, can
      masrıkından(dogusundan) parlak bir gün belirsin, ortalıgı aydınlatsın!
      • Ey Tebrizli Sems; sen, can masrıkından dog! Çünkü, senin günesin candır; bütün dünya ise bedendir!
      911. Dünyayı nurlarla doldurmak istiyorsan, yüzünden elini çek!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. IV, 1960)
      • Ey mana günesi; dog! Gönül evini bir kere daha nurlarla doldur, dostları sevindir, düsmanları kahret!
      • Tepenin arkasından çık; feyizli nurunla adî tasları la´l yap! Bir kere daha kuru korugu oldur, üzüm haline getir!
      • Ey günes! Bagı bahçeyi, ovayı yaylayı, dagı bir kere daha yesert, onlara yesil elbiseler giydir; her tarafı hurilerle
      doldur!
      • Ey asıklar hekimi, ey göklerin çeragı; asıkların elinden tut, hastaya çare bul!
      • Böyle ay yüzlü bir sevgilinin bulutlar altında kalması insafa sıgmaz! 0 ay yüzden, bir an içinde bulutu uzaklastır!
      • Dünyayı nurlarla doldurmak istiyorsan, yüzünden elini çek; dünyayı karanlıklar içinde bırakmak istiyorsan, yüzünü
      ört!
      912. Gel de, benim gönlümden kelimesiz, sözsüz nükteler duy!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. IV,2010)
      • Gel de, benim gönlümden kelimesiz, sözsüz nükteler duy; aklın almadıgı, sasırıp kaldıgı, anlamaya sıgmayan seyleri
      anla!..
      • Sen herkesi kör, alemi sersem mi sanıyorsun însanların tas gibi duygusuz sandıgın yüreklerinde öyle bir ates vardır
      ki, sır perdesini tamamıyla yakar, yok eder!..
      • Sır perdesi yanınca insan, Hızır(a.s.)´ın hikayelerindeki manayı da, ledün bilgisini de tamamıyla anlar!-
      "Kehf Suresi, 18/65. ayete isaret var."
      • Canın da, gönlün de içinde o eski ezelî asktan güzel hayaller belirir, yeni sekiller meydana gelir!
      • Sen; "Andolsun kusluga ki,.." süresini okuyunca, günesin ne halde oldugunu gör! "Hiç kimse ona es olamaz!" ayetini
      okuyunca da, manevî altın madeni seyret!
      138 Duha Suresi´ne isaret ediliyor.
      913. Kaza ve kader yaylarından atılan oklara bedenini siper et;
      bedenine ne kadar ok saplanırsa, o kadar kazanırsın!
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün
      (c. IV,1998)
      • Cenab-ı Hakk´a yemin ederim ki, gül, o tatlı gülüsü senden ögrendi; dag da kemer kusanmayı senden ögrendi!
      • Cenab-ı Hakk´a yemin ederim ki, benim gördügümü gökyüzü de görmüstür! Eger görmeseydi, basının üstünde
      dönüp durur muydu
      • Neye dedim ki: "Niçin böyle feryad edip duruyorsun " Dedi ki: "Onun hos nefesini içime çektim; bu yüzden, feryad
      etmem gerekmektedir, sarttır!"
      • Gökyüzündeki hilale dedim ki: "Ey yeni ay! Neden böyle azalmada, küçülmede, eriyip gitmedesin " Hilal bana dedi
      ki: "Semirmem, serpilmem için o bana ot veriyor!"
      • Semirmenin faydası zayıf olmadan, erimeden görülmez; kazanç için çalısmak, harcamak içindir!-
      "Her seyin zıddı ile degeri artar. Eski sairlerimizden birisi söyle yazmıs: "Olmayınca hasta, kadrin bilmez adem
      sıhhatin." (Rnsan, hasta olmadan saglıgının degerini bilmez.)
      • Pervanenin kanadı, uçarak gidip mumun alevini bulmaya yarar! Onu bulunca, kendini alevin içine atınca, artık ne
      kanat ister, ne de uçmak!..
      • Varlıkların faydaları yoklukta görülür! Öyleyse, beladan sikayet etmek, aglayıp inlemek yersizdir!
      • Yeter, sus artık! Kaza ve kader yaylarından atılan bela oklarına bedenini siper et; bedenine ne kadar ok saplanırsa,
      ne kadar hırpalanırsan, o kadar kazanırsın, mutlu olursun!
      914. Bütün çiçekler barıs taraftan, barıs istemede;
      fakat kötü huylu diken kılıcını çekmis, savasa hazırlanmada!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilat
      (c. IV, 1961)
      • Ey ilkbahar; sen, bizim canımızsın! Bize yeniden can ver, canımızı tazele; bagları bahçeleri çiçeklerle doldur;
      tarlaları, ovaları gençlestir!
      • Gül, güzelligi ile parıl parıl parlamada; kus da, söz söylemeyi ögrenmis fakat, seher rüzgarı esmedigi için
      konusamıyor! Haydi, ey seher rüzgarı, es! Es de, her sey tazelensin, canlansın!
      • Selvi agacı süsene; "Dilini aç da bir seyler söyle!" diyor. Sünbül de laleye; "Vefa göster, vefakarlıgı tazele!" deyip
      duruyor.
      • Çınarlar def çalmaya basladı; çamlar el çırpıyor; güvencinler; "Hu, hu!" diye naralar atmada ve; "Allah´ım; bizlere
      olan lütfunu ve ihsanını yenile!" diye yalvarmadalar!
      • Pembe gül ayaga kalkmıs, menekse egilmis, asma yapragı secdeye kapanmıs! Bunları gör de, hepsini yeniden Hakk´ı
      tesbihe çagır!
      • Bütün çiçekler barıs taraftarı, barıs istemedeler fakat, kötü huylu diken kılıcını çekmis, savasa hazırlanmada!..
      • Gök gürleyerek diyor ki: "Bulut geldi, yeryüzüne miskler saçmaya basladı! Haydi, ey gül bahçesi! Gel, yüzünü, elini,
      ayagını yıka; bastanbasa tazelen!"
      • Nergis, bülbülün yanına geldi de; "Artık ötmeye, çilemeye basla; askı tazele, nagmeyi yenile!" diye gözünü kırpıyor!
      • Bülbül, nergisin göz kırpısını gördü ve sözlerini duydu da, gülün yanına gitti! "Canın sıkılmazsa, gönlü kırık su zavallı
      asıgın nagmelerini dinlemek lütfunda bulun!" dedi.
      • Yesil elbiseler giyenler, yesillere bürünenler bülbüle diyorlar ki: "Haydi öt; öt de, çiçekler gibi velilerin sırlarının
      sırlarını tazele!"
      • Van gülü, Sakız gülü, bir de yasemin hep birden bülbüle; "Hayır!" diyorlar. "Sus; sus da, susmaktaki feyzi, kimyayı
      gör!"
      915. Sözüm mest olmus, gönlüm mest olmus, hayalim mest olmus;
      hepsi de birbirine düsmüs!
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün
      (c. IV, 1996)
      • Sevgilim! Senin hayalin oynaya oynaya gönlüme gelince, güzelligine dayanamam, mest olurum! 0 zaman ne hayaller
      ederim, daha ne hayaller ortaya çıkar, hiç sorma!
      • Hayalin, ay gibi ortada döner durur; öbür hayallerin hepsi de, onun etrafında oynamaya baslarlar!
      • Hayaller, mest olarak kendilerinden geçmis bir halde oynarlarken, dalgınlıgından ötürü, sana çarpan bir hayal
      senden nur alır da, günes vurunca parıl parıl bir ayna gibi parlar, kendisine bakanların gözlerini kamastırır.
      • Sözüm, söylemek istedigim halde söyleyemedigim bir düsünce gibi agzımdan gönlüme gider; sonra, belki de yüz
      kere gönlümden agzıma gelen bir sıfat yüzünden mest olur!
      • Sözüm mest olmus, gönlüm mest olmus, hayalim mest olmus; hepsi de birbirine düsmüs, birbirine bakmadalar!
      • Nice zamandır, hepsi de birbirlerine agız sürmede, dostluk göstermedeler! Halbuki, beden, dostlugu çekemeyip
      feryad edince, onların hayalleri birbirine düsmede, birbirini kırıp geçirmedeler!
      • Sanki onlar üzüm taneleri, gönlümse sıra sıkılacak tekne; sanki onlar suyu sıkılacak gül yapragı, gönlümse onların
      attar dükkanı...
      916. Lütfunla, can gibi oldum; kendimde gizlendim, kendimi kaybettim!
      Müstef´ilün, Müstefilün, Müstef´ilün, Müstef´ilün
      (c. IV, 1805)
      • Canımın içinde can gibi örtünerek. kendini gizleyerek akıp gitmedesin! Ey bagımın bahçemin aydınlıgı; sen, benim
      salına salına yürüyen selvimsin!..
      • Mademki gidiyorsun, ey canımın canı; bensiz gitme, bedensiz gitme! Ey gözümün nuru; gözümden çıkma, ayrılma!..
      • Bası dönmüs canıma güzellerin baktıkları gibi hos bir bakısla bakarsan, öyle bir güç kazanırım ki, yedi kat gögü de
      yırtarım, yedi büyük denizi de asarım!..
      • Beni, bassız ayaksız bir hale getirdin; elimi ayagımı aldın! Beni uykudan, yemek yemeden, su içmeden kestin! Ey
      benim Yusuf-ı Kenanım; kapıdan gir, Yakub´un önüne gel!..
      • Lutfunla, can gibi oldum; kendimden gizlendim, kendimi kaybettim! Ey varlıgı benim gözlerimden silinen, gizlenen;
      ey benim varlıgımda gizlenen sevgili!..
      • Gül, senin yüzünden elbisesini yırttı; nergisin gözleri, senden mest oldu; dallar, senin lütfunla tomurcuklandı! Ey
      benim ucu bucagı bulunmayan bagım bahçem!..
      • Bir an oluyor, beni daga götürüyorsun; bir an oluyor, baga götürüyorsun; bir an da oluyor, gözlerim açılsın diye,
      beni ısıgın dibine götürüyorsun!
      • Ey canlardan da üstün can; ey bütün dünya madenlerinden degerli maden; ey güzeller güzeli; ey benim güzelim!..
      • Mademki bizim asıl vatanımız, yurdumuz toprak degil, bırak da su beden toprak altında çürüsün, dagılsın; korkum
      yok! Ben, gökleri bile düsünmüyorum ey vuslatı Zühal yıldızı ile bulusmak gibi olan aziz varlık!..
      • Senin ay gibi parlak ve güzel yüzünü hatırlayınca, feryada figana baslıyorum! Her an padisahlar padisahının güzel
      kokusunu aldıgım için, O´nun eserlerinde sanatını, yaratma gücünü gördügüm için O´na karsı hayranlıgım artıyor!
      • Can senin günesinden ayrı kalınca, havadaki zerreler gibi titrer durur! Ey benim dört temelimin temeli, ey benim
      dört erkanımın aslı esası; can senden niçin ayrı kalsın
      • Ey benim padisahım Selahaddin, ey yol gösterenim, ey benim temkinimden farig olan aziz varlık, ey olması mümkün
      olanlardan da üstün olanım!..
      917. Rüzgar, sevgilinin saçlarının kokusundan mest oldu!
      Fa´ilatün, Fa´ilatün, Fa´ilatün,
      (c. IV, 1962)
      • Kardesim! Dün gece sevgilimi rüyamda gördüm. 0, çesmenin yanıbasında Agustos gülleri arasında uyuyakalmıstı.
      • Huriler, ellerini kavusturmuslar, onun etrafında halka olmuslardı. Bir yanda lale bahçesi, bir yanda da yasemin
      bahçesi vardı.
      • Rüzgar hafıf hafif esiyor, sevgilimin saçlarını oksuyordu. Onun saçlarının her büklümünden etrafa anber kokuları,
      misk kokuları yayılıyordu.
      • Rüzgar o güzel kokulardan mest oldu da, ne yapacagını sasırdı, sevgilinin yüzünden saçlarını dagıttı. Parlak bir
      mumun üstünden legeni kaldırdıgınız zaman etraf nasıl aydınlanırsa, tıpkı onun gibi, her taraf nura gark oldu.
      • Bu rüyanın baslangıcında, rüyama; "Dur!" dedim; "Yavasla! Sabret de, bir an için olsun, kendime geleyim! Sus, artık
      konusma!"
      918. Neseyi ve mest olmayı, sonsuzluk sürahisinden al!
      Fe´ilat, Fa´ilatün, Fe´ilat, Fa´ilatün
      (c.IV, 1987)
      • Yarım mest oldum; aman bana bir kadeh daha sun!.. Senin iyi bir arkadasın varsa, artık iyiyi kötüyü terk et!..
      • Cefadan kim aglıyor Kim çıplak Sen, onlara bakma; sen, onun vasîsı degilsin! Otur da kendi isine bak!
      -Alemde her sey ilahî bir nizam içinde adilane bir sekilde isleyip durmadadır. Biz, hadiselerin hakikati ötesinde ne
      oldugunu bilemedigimiz için üzülürüz "Neden böyle oldu, neden söyle oldu " diye düsünmeye gerek yok. Rbrahim Hakkı
      hazretleri:
      *Saraba dogru bak; çeng ve neyin feryadını dinle! Bir taraftan da ay yüzlülere servi boylulara bakıp neselen!..
      *Ben çocuk degilim ki, kuru üzümü ve cevizi arzu edeyim! Sen, kuru üzümü ve cevizi al da sepete koy!
      *Ocuç ayı gelince ne kadehten bahset, ne de testiden; bundan sonra neseyi, mest olmayı sonsuzluk sürahisinden al!
      • Sevgilinin semtinde otur; sema´da, dügünde, ziyafette bulun! Kimse seni görmesin; agyardan habersiz yasa!
      Ahadiyyet sarabından iç, neselen!..
      • Can gelini mest oldugu için yoklugu bırakır da, varlık semtine gelirse, ona ikram edecegin yemegi ilahî tabaktan ver;
      onun yüzünü akıl duvagı ile ört!
      • Söz söylemekten bıktın, usandın! Çünkü, kimse senin sözlerine mahrem degildir! Haydi; söz aynasını hemen bir
      keçeye sar!
      919. Ben, sedefe benzerim; beni kırdıkları zaman gülerim!
      Rahata kavusunca, üstünlüge ulasınca gülmek, ham kisilerin isidir!
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün
      (c.IV, 1989)
      "Deme su niçin söyle
      Yerindedir ol öyle ı
      Bak sonuna seyreyle
      Görelim Mevla neyler
      Neylerse güzel eyler
      Hep isleri faiktir
      Birbirine layıktır
      Neylerse muvafıktır
      Mevla görelim neyler
      Neylerse güzel eyler"
      diye buyurmustur. Bunu da yanlıs anlamayalım. Tas yürekli olmayacagız, yardım isteyenlerin yardımına kosacagız.
      Elimizden geleni yapacagız fakat, üzülmeyecegiz. Hani sairin;
      "Çalıs gam-gînleri sad etmeye, sad olmak istersen
      Sevindir kalb-i nası gamdan azad olmak istersen"
      dedigi gibi."Rnsanların hayırlısı, insanlara yardım edendir!" hadîsini de unutmayacagız.
      • Bana kıvılcımlar gibi gülmeyi ögreten güzel, tatlı gülüsü ile dünyayı cennete çevirdi!
      • Gerçi ben yokluktan hos gönüllü ve gülerek dogdum ama, ask, bana bir baska çesit gülmeyi ögretti!
      • "Herkese gamsız, mihnetsiz gülüsü göstereyim" diye padisah, bana günes gibi gamsız gülmeyi ögretti!
      • Ben, sedefe benzerim; beni kırdıkları zaman gülerim! Bir rahatlıga, bir üstünlüge ulasınca gülmek, ham kisilerin
      isidir! Rnsan olan, kırılıp ezildigi zaman güler!
      • Her sabahın, her seher vaktinin canı olan sevgili, bir gece odama geldi de, bana seherler gibi gülmeyi ögretti!
      • Bulut gibi yüzüm eksi ama, içimden gülüyorum! Yagmur yagarken gülmek, simsegin adetidir!
      • Eger sen iyi insan isen, pek büyük bir kisi isen, git de egreti padisahlıga, egreti taç ve kemere, egreti servete, mala
      mülke gülmeyi ölüm vaktinde ecelden ögren!
      • Ey hoca! Eger sen Rsa huylu isen, sehvet duygularını gideremedigi için üzülen, gamlanan erkek ve kadına; "Gülmeyi
      git de Hz. Rsa´dan ögren!" de!
      • Gonca gibi gizli gül; agaçlar çiçek açtıkları zaman dallar üstünde gülen çiçekler gibi gülme!
      920. Ruhlar, topraga ve suya esir oldular! Sen,
      su balçık yurduna baskın yap da, esirleri kurtar!
      Fe´ilat,Fa´ilatün,Fe´ilat,Fa´ilatün
      (c.IV.1986)
      • Sevgilim! Güzel ve suh gözünle bir göz isareti et de, yıktıgın bu gönlü bir bakısla tamir et!
      • Su beden kabrinin içinde gönül ve can, senin askının sehitleridir! Bu sehitlerin mezarına ugra, bir ziyarette bulun!..
      • Sen, Yusuf gibi gülüsünle bütün Mısırlıların ellerinin kesilmesine sebep olmussun; bari yüzünü göster de, gönlü ve
      canı al, bir ticarette bulun!..
      • Cefa etmeye söz verdin de, bunun için ayak sürüklüyorsun! N´olur, sözünü yerine getirme de, kefaret ver!
      • "Böyle lütuflarda bulunmakla sizden ne kazancım, ne faydam olacak " deme! Karsılıgını beklemedigim lütfunun bir
      faydasından bize ver de, sen zararet!
      • Safran gibi sararmıs yüzleri, güller ve laleler gibi yap; üç-dört kan damlasından müjdelenmis bir gönül yap!
      • Devlet, senin kulun kölen olmustur; o hiç bir emrinden dısarı çıkmaz! Ey padisah; bizimle o devletin arasında elçilik
      yap!
      • Mademki senin hilm dagının önünde günahlar saman çöpü gibidirler, bizim dag gibi olan günahlarımıza hakaretle,
      deger vermeyen bir bakısla bak!
      • Bedenimiz, ana rahminde iki damla kandi; kudretinle, sanatınla güzel bir adam oldu! Kötü huylarımızı, pis
      sıfatlarımızı da yine öyle temiz sıfatlara çevir!
      • Canlar, ruh aleminden geldiler, topraga ve suya esir oldular! Sen, bu balçık yurduna bir baskın yap da, esirleri
      kurtar!
      921. Allah´ın yeryüzündeki baharından baska bir baharı daha vardır ki,
      orada ölüm yoktur; çiçekler solmaz!
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, , Fe´ilün
      (c. IV, 1990)
      • Samandan ve ottan baska bir sey görmeyen hayvan canı, Allah´ın kudreti ile akıl, fıkir gül bahçesine layık oldu!
      • Allah´ın yeryüzündeki bahar mevsiminden baska bir baharı daha vardır ki, orada ne ölü vardır, ne puta tapan vardır,
      ne de put!
      • 0 manevî ilkbaharın esen rüzgarından baykuslar beyaz dogan olurlar; baharın nefesi ile disi çaylak, arslandan daha
      iyi, daha yigit bir hale gelir!
      • Herkes, hersey dirilir ve sükretmek için agızlarını açarlar! Öpüsler bile, agızlardan gelen zevk ve nese kokusundan
      serhos olurlar!
      • Seher rüzgarının destanlar anlatan eli, güzel kokulu seylerin bulundugu kabı çalkaladı da, etrafa anber kokulan
      yayıldı! 0 güzel kokular, çemen çocuklarına güzel seyler ögretti!
      • Seher rüzgarının nefesi, Cebrail (a.s.) gibidir; agaçlar da Meryem´dir! 0 nefesin el oyununa bak ki, çiçek tozlarını
      dalların üstüne serper de, karı ile kocanın yaptıklarını yapar!
      • Bulut duvak altında güzeller bulundugunu gördü de, Aden incileri, mücevherleri saçtı!
      • Kırmızı gül, nesesinden yenini yakasını yırttı! Hz. Yakub´a Yusufun gömlegini ulastırma zamanı geldi!
      • Sevgilinin iki dudagı Yemen akigi gibi gülünce, Yemen tarafından Hz. Muhammed(s.a.v.)´e Rahman´ın kokusu geldi!-
      "Hz. Mevlana bu beyitte, Veysel Karanî hazretleri için söylenen su mealdeki hadîs-i serife isaret etmektedir: "Yemen
      tarafından Rahman´ın kokusunu duyuyorum!"
      • Bilmiyorum, daha ne kadar böyle dagınık sözler söyleriz Zamanın o güzelinin dagınık saçlarını görmedikçe gönlüm,
      bir türlü rahata kavusmuyor!
      • Ey Sems-i Tebrîzî; gel, gönlüme günes gibi ısık kılıcını vur! Kalkana benzeyen cana, ancak günesin kılıcı nur
      verebilir!
      922. Sevgilim! Gönül ve can, senin mest olmus gözlerinin birer kölesidir!
      Fe´ilat, Fa´ilatün, Fe´ilat, Fa´ilatün
      (c.IV, 1985)
      • Sevgilim; sarap getir de, mest olanların mahmurluklarını gider! Onların hepsi de, güzel yüzünün askı ile
      kararsızdırlar!
      • Onlara, yıllanmıs sarap getir; sabah sarabı ile güller açtır! Mest olanların sarabından gökler bile costu!
      • 0 canın kararını, o canın gülünü, lalezarını ver de, mest olanların agızlarını, kucaklarını sekerle doldur!
      • Sarap kadehini eline al, seker gibi avucunu dudaklarına götür! Kerem et, rahmet suyundan serp de, mest olanların
      elem tozlarını bastır!
      • Sevgilim! Gönül ve can, senin mest gözlerinin birer kölesidir! Sende bulunan o hos sarapla mest olan ihtiyarlarını,
      cüz´î iradelerini ellerinden al!
      • Lale renkli sarabın tadı onların damaklarına degince, mest olanların yüzlerinin, yanaklarının renginden gül bile
      utanır!
      • Asıklar meclisinin her tarafı saraptan sakinlesince, mest olanların zülfikarının ucu, gamın boynunu vurur!
      • Sevgilim! Sen, bizim gündüzümüzsün; gamımızı kederimizi yakansın! Mest olanların islerinin güçlerinin yoluna
      girmesi, yücelmesi hep sendendir!
      • Arslanların kulaklarından tut da, hepsini deve gibi katar et! Çünkü sen, Hakk arslanını tutansın; mest olanların
      yularları avucundadır!
      • Akikten kadehin var, tam bir tadın var! Mest olanları avlamak için ne garip bir tuzagın var!
      • Sen cansın; senin degerinin ölçüsüz kalmaması için söz burada kesildi! Sen sakîleri imrendirirsin; mest olanlar
      seninle avunurlar!
      923. Ars sarabı öyle bir sarap ki, bir kadehini ölünün avucuna koysan,
      ölü dirilir, telkine cevap verir!
      Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilatün, Fe´ilün
      (c. IV, 1983)
      • Allah´a yemin ederim ki, ne yaglı yemeklere meylim var, ne de ballı tatlıları canım istiyor! Altın dolu kesede de, altın
      kasede de gözüm yok!
      • Bütün yeryüzündekileri zamanı gelince öldürüyorsun! Bu hali gören ay, gökyüzünden bagırıyor! Diyordu ki: "Bu ne
      sasılacak sey; bu ne kudret, bu ne temkin, bu ne cömertlik!.."
      • Allah´a hamd olsun ki, bu ülkeye ulastım! Askın, bana; "Oturma, yürü!" dedi. Meger tamamıyla dogru imis! Rste,
      dedigi çıktı; yürüyorum!
      • Beni ayakta görünce bası ile isaret etti de; "Otur, rahatına bak!" dedi. "Ne diliyorsan dile; o, eline geçecek, muradına
      eriseceksin!"
      • Bütün varlıklar onun askı ile mest olmuslar da, ona secde etmedeler! Kurt ile kuzu uzlasmıs; gönüllerde ne haset
      kalmıs, ne de kin!..
      • Öyle mest olmuslar ki, köyün yolu ile evin yolunu ayırdedemiyorlar! Biz insan mıyız, yoksa kırmızı gül müyüz;
      farkında bile degiller!
      • Herkes eline bir kadeh sarap almıs; "Söyle ey sekerler gibi tatlı, güzel padisah! Ne yapayım; bunu içeyim mi, yoksa
      birisine mi bagıslıyayım " diyor!
      • 0 da cevap verip diyor ki: "Sen içmene bak; neden bagıslamak istiyorsun Hele sıra sana gelince, bagıslamanın yeri
      mi var " Bunu duydum da içtim. Zaten ben, onun kuluyum; içmeyeyim de ne yapayım
      • Sen, bu ars sarabını iç! Bu öyle bir sarap ki, bir kadehini ölününün avucuna koysan, ölü dirilir, telkine cevap verir!
      924. Dostlarla beraber, yagmur gibi, baglara bahçelere yagalım!
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün
      (c. IV, 1913)
      • Yarın, bütün dostlarla beraber bahçeye gidelim; ruhları ile anlasan, sevisen dostlarla beraber yagmur gibi baglara
      bahçelere yagalım!
      • Çagırdık, seslendik; "Duydum, duymadım!" demeyiniz! Yarın, baga bahçeye gitme günüdür; asıkları, dostlara hakkı
      geçenleri çagırdık!
      • Su bahar mevsiminde, baglarda bahçelerde yüzbinlerce güzeller, yüzbinlerce yesillik gelinleri, o güzellere gönül
      verenler, o gelinlerle gerdege girenler var!
      • Onların hepsi de neseli, hepsi de gülüyorlar, el çırpıyorlar; hepsi de ask padisahı, hepsinin tacı tahtı var!
      • Her agacın altında bir ay yüzlü dilber var; ne kadar da güzel, ne kadar da hos! Yasemin yanaklı güzeller, güzellikleri
      ile göz kamastırıyorlar!
      • 0 güzellerin bir kısmı, çayırlar çimenler, yesillikler gibi yaya yürüyorlar; bir kısmı gül dalları gibi atlı!
      • Ne yesilligin güle haset ettigini görüyorsunuz, ne de sevgi sarabı ile mest mahmurlugunu görüyorsunuz!
      925. Artık dünya evinden bıktım, usandım; ötelere gitmek zamanı geldi!
      Mefa´îlün, Mefa-îlün, Fe´ulün
      (c.IV, 1896)
      • Bu kadar cefa etmek ve mazlumların kanlarına girmek sana yakısmaz!
      • Benim, senin için yasamam gerek; yoksa, bence can vermek kolaydır!
      • Senin adını duydugum günden beri uykusuz geçen geceleri saymaktan usandım!
      • Senin gibi bir kerem ve ihsan sahibinden nasibimin ızdırap duymak, meyus olmak halinde görünmesi reva mıdır
      • Ey sahibim, ey efendim! Güzel yüzünü görmek ve gözünün önünde ölmekten daha serefli, daha hos bir sey olamaz!
      • Mum gibi kanım atesler içinde kaldı; gönülden cosmadayım; yanaklarım sarardı soldu!
      • Artık bu dünya evinden bıktım, usandım; göklerin üstüne çıkmak, ötelere gitmek zamanı geldi!
      926. Yokluk bir denizdir; Su alemse, o denizde bir köpük!
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´üliin
      (c. IV,1902)
      • Ey hakikati göremeyen körlerin emîri! Ben sana; "Delileri azdırma, imansızları costurma!" demiyor muyum
      Mademki inanmıyorsun, sus, söyleme!
      • Bana; "Görünmez alemde olanları göster!" diyorsun; yigit, yürekli erlerin hayvanlarla ne ilgisi var
      • Uçsuz bucaksız denizde, vahdet denizinde gemi nedir, tahta nedir Bu kerem deryasına karsı yakınlar kim olur,
      uzaklar kim olur
      • Aslında, yokluk bir denizdir; su alemse, o denizde bir köpük! 0, bir Süleyman´dır; insanlarsa karıncalar!
      • Deniz cosunca köpük meydana gelir; o denizin büyüklügü karsısında Rran ile Turan, ancak iki köpüktür!
      • Söyle; bu coskunluk karsısında gayret ne ise yarar Su sabreden kisilerin sabrından kim bahsedebilir
      • Çirkinler, bu denize dalınca güzellesirler; acılar, bu köpükle tatlılasırlar!
      927. Gönlümü sık sık hırpalama!
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün
      (c.IV, 1899)
      • Ask ugrunda kanlar içen gönlümü, sık sık hırpalama; bir defa da olsun, al git! Senin gamından yüzlerce parçaya
      ayrılan, param parça olan gönlümün her parçasını ayrı ayrı alma; parçaların hepsini bir araya getir de öyle al! Gönlümün
      bir parçasının bile baskasına gittigini istemem!
      • Bugün, ya benim canıma bir çare bul, yahut da bu çaresizin canını al gitsin!
      • Dün bütün gece sabaha kadar; "Allah´ım!" diyordum: "0 kan içen zalimden benim intikamımı al!
      • 0 tas yürekli nasıl benim kanımı döküyorsa, Sen de o katı tastan benim kanımı al!"
      • Gönlün eliyle, sana iki-üç tane mektup gönderdim; ona acı da, o zavallının, o avarenin elinden hiç olmazsa bir
      tanesini al, oku; halimi anla!..
      • 0 mektuplardaki yazılarda, askın sureti ve sekilleri var; ibret olsun diye onları bir gözden geçir!
      928. Akıl gelmis; "Ben ilahî askla mest olanların kuluyum, kölesiyim!" diyor!
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün
      (c.IV, 1900)
      • Ey mest olanların münisi, yakın dostu; gel de, mest olanların düsüncelerini gör, sevdalarını seyret!
      • Ey güzellerin emîri, gel! Gel de, mest olanların yüzlerini senin pek güzel olan, pek nurlu olan yüzünün ısıgı ile seyret!
      • Gelmeye tenezzül etmesen bile, köskünün penceresinden basını çıkar da mest olanların kavgalarını, gürültülerini
      gör!
      • Gel ey mest olanların uykularını baglayan, uykunun onların yanına varmasına engel olan; gel de, ayrıca onların
      ayaklarındaki bagları gör!
      • Hakk askı ile mest olanların feryatları, heyheyleri, bütün gece ta sabaha kadar ötelere, gökyüzündekilere dogru
      yükselir durur!
      • Gökyüzünde bulunanların hepsi de derler ki: "Biz de o sevgilinin askı ile harabız, gökyüzü de harab! Eyvahlar olsun
      böyle mest olanlara!"
      • Melek de, insan da, devler de, periler de mest olanların reyleri, kararları gibi altüst olmusuz!
      • Su pazar yeri, su dünya Hakk askı ile mest olanlara hiç yurt olabilir mi Burada bütün ayıkların bile külahlarını
      kaptılar!
      *Dönüp duran gökyüzünü gördüm. Diyordu ki: "Ben, mest olanların helvasından bir lokmayım!"
      • Ben, askın agzından isittim. Diyordu ki: "Ben, mest olanların güzel sevgilisiyim!"
      • "Oruç ayı geldi; artık, mest olanların cana canlar katan kadehini bulamazsın, göremezsin!" derlerse,
      • Onlara de ki: "Mest olanların içtikleri sarap, üzüm sarabı degildir; o sarap, can denizindendir! îlahî askla mest
      olanların sakîsi, o sarabı ele, agıza sunmaz; cana, gönüle sunar!"
      • Su dünyada hersey, insanoglunun aklının eseridir; bu yüzden hersey, insanoglunun aklının kölesidir! îsin tuhaf tarafı
      su ki; akıl da gelmis; "Ben, ilahî askla mest olanların kuluyum, kölesiyim!" diyor!
      929. Sen, bize ötelerin, o yüce alemin tertemiz sarabını sun!
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ulün
      (c. IV, 1912)
      • Ey sakî; gel, bize sarabımızı sun! Sun da, o sarabın tesiri ile kazaları bizden def´ et, onları uzaklastır!
      • Basımıza gelecek olan kaza ve kaderin yücelerden geri dönüp gitmesini istiyorsan, sen, bize ötelerin, o yüce alemin
      tertemiz sarabını sun´.
      • Tozdan topraktan ibaret olan yeryüzü de ne oluyor; sunulan sarap yeri de döndürür, gögü de, denizi de!..
      • Artık, su küçücük, su degersiz fanî sevdayı düsünmüyorum! Gel de, verdigin sarapla sevda denizlerini de
      döndürmeye basla!
      • Eger ben sarap kadehinin mahremi degilsem, beni yok say da, sunacagın sarapla var et!
      • Mest oldukları için ask yollarında egri bügrü yürüyen gönülleri, sarapla, elsiz ayaksız yürüt gitsin!
      930. Bütün varlıkların her birine, degerlerine göre,
      padisah mutfagından bir sofra hazırlanmıstır!
      Mefa´îlün, Mefa´îlün, Fe´ülün
      (c. IV,1910)
      • Dünyanın her cüz´ünü, her parçasını seyret; hepsi de hareket halindeler; bir yerden bir yere geçip gitmedeler! Sunu
      iyi bil ki; hersey, bir yolculuktan gelmistir!
      • Bil ki; hersey, rızık ümidi ile kendini yaratan padisahın önüne basını koymustur!
      • Bütün varlıklar, bunalmıs, perisan bir halde yıldızlar gibi parlamak için günesin ayagına düsmüslerdir!
      • Hepsi de; "Denizi bulurum!" ümidi ile seller gibi altüst olmus, bosanarak, köpürerek, feryad ederek denize dogru
      akıp gitmedeler!
      • Bütün varlıkların her birine, degerlerine göre, padisah mutfagından bir sofra, bir nimet hazırlanmıstır!
      • Onların, denizleri sömürüp içen, bir türlü kanmayan canlarına karsılık, su dünya denizleri degersizdir!
      • Tebrizli Sems´in gözlerine bak da; incilerle dolu baska bir denizi seyret.