Hz.Ömer (ra) dan güzel sözler (nasihatlar)

    • Hz.Ömer (ra) dan güzel sözler (nasihatlar)



      Hz.Ömer (ra) dan güzel sözler (nasihatlar)

      İnsanların en akıllıları, insanların hareketlerini takdir edenlerdir.

      Ahmakla dostluktan çekin, zira iyilik edeyim derken çok defa kötülük eder.

      İnsan için iş çoktur, fakat tutacağı işten ak yüzle çıkmayı düşünmelidir.

      Bugünkü işini yarına bırakma.

      Başkasını ıslah etmeye kalkışmadan önce kendini ıslah etmeye bak.

      Kötülüğü bilmeyen adam, onun tuzağına kolay düşer.

      Kalbinizin sevmediği kimselerden sakınınız.

      Bir insanın şöhretine ve görünüşüne aldanma: namaz ve niyazına bakma: Aklına ve doğruluğuna bak.

      Olmamış şeyleri soracağına, olmuşlardan ibret almaya çalış.

      Amirin en kötüsü, halkı kötü yola sevk edendir.

      Halka karşı insaflı davranan, işinde muvaffakiyete erişir.

      Başkasında görüp hoşlanmadığın ayıbın kendinde olduğunu görmemekten büyük ayıp olamaz.

      Kibir ve gururlulukla haddini aşanı, Cenab-ı Hakk yerden yere çarpar.

      Günahlarını azalt. Ölümün şiddeti sana kolay gelir.

      Allah'ı anın, O'nu anmak şifadır.

      Hicret edenler, günahlarını terk edenlerdir.

      Hz. Ömer r.a.

      Abdullah bin Ömer, zamanının âlimlerine hitaben buyururdu ki: “Sizler, cidden ilmin kıymetini azalttınız, şanını küçülttünüz! Eğer Hz. Ömer (r.a) sağ olsaydı da, benim gibisinin sizlere hadis naklettiğini görseydi, herhalde beni ve sizleri kamçısı ile döverdi!”

      Süleyman bin Mihran buyurdu ki: “Ben, yirmi senedir dikkat ederim, ilminde ihlâs sahibi bir âlime rastlamadım. Şimdi ilim, sadece dünyalık kazanmak için bir sanat olmuştur.”

      Ebû Hâzim buyurdu ki: “Zamanımızdaki alimler ameli bırakıp sadece söz ile iktifa ettiler. Önceki âlimler amelde bulunurlar, fakat söze iltifat etmezlerdi. Onları takip edenler hem amel ettiler hem de söze iltifat ettiler. Bunlardan sonrakiler ise, sadece söze iltifat edip ameli terk ettiler.


      Hz. Ebu Bekir r.a. vefatına yakın bir zamanda Hz. Ömer r.a.’a şu tavsiyelerde bulunmuştur: “ Hak ağırdır, uygulaması zordur ama sonu hoştur. Batıl ise hafiftir, kolaydır ama sonu kötüdür. Şüphesiz Allah’ın emirleri zamanında ve hakkıyla yapılmalıdır. Sen insanların hepsine adaletle davransan, sadece birine zulmetsen neticede bu zulüm sana dönüp gelir. Vasiyetime uyarsan sana ölümden daha sevimli bir şey olmaz. Zaten ölüm mutlaka sana gelecek. Eğer vasiyetimi zayi edersen, yerine getirmezsen, bu sefer ölüm sana zor gelir. Fakat istesen de ölümün gelmesine engel olamazsın.”


      Hz. Ömer r.a. şöyle buyurmuştur: “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz. Amelleriniz mizanda tartılmadan önce siz onları vicdanınızda tartınız. Allah’a arz olacağınız büyük hesap günü için kendinizi salih amellerinizle süsleyiniz. “Hepiniz Allah’a arz olunursunuz. Sizin bir şeyiniz gizli kalmaz.” Ayetini unutmayınız. Şüphesiz kendilerini dünyada muhasebe edenler için ahiret hesabı kolay olacaktır. Dünyada ölçülü yaşayan ve vazifelerini yerine getirenlerin mizandaki sevapları ağır olacaktır. Sadece gerçeğin konulacağı bir mizanın ağır gelmesi kesindir.”


      Hz. Ömer (r.a.) bir kişinin evine uğradı. Biri şu ayeti okuyordu: “Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir; ona engel olacak bir şey yoktur” ( Tur 52/7–8 )

      Hz. Ömer (r.a.) bu ayetleri işitince bayılarak bineğinden düştü. Kaldırıp evine götürdüler. Bu halin acısından dolayı uzun bir süre hasta kaldı. O kadar ki, insanlar ziyaretine bile gelmişti.


      İnsanlar, babalarından çok annelerine benzerler.

      Hz. Ömer (r.a)


      Nasihat etmeyen ve nasihat edenleri sevmeyen kavimde hâyır yoktur.

      Hz. Ömer (r.a)


      “Herkesin rızkıyla arasında bir perde vardır. Tutumlu olursa rızkı bereketlenir. Savurgan olursa perdeyi yırtar rızkı bereketsiz olur.”

      Hz. Ömer (r.a)


      Töhmet yerlerinde bulunan bir kimse, aleyhinde ki dedikodulardan dolayı başkalarını değil, kendini levmetmelidir.

      Hz. Ömer r.a.



      Töhmetten sakınmayan kimse, kendisi hakkında kötü zanna düşenleri kınamasın.

      Vehb bin Münebbih



      Tövbe edenlerle oturun, onların kalpleri yumuşak olur.

      Hz. Ömer (r.a.)


      Nankörlük kadar nimetin elden çıkmasına sebep olan başka bir şey yoktur ve şükür, halin değişmemesinin garantisi, nimetin artmasının sebebidir.

      Hz. Ömer (r.a.)


      İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.

      Hz. Ömer (r.a)


      İnsanları düzeltebilmemiz için önce kendimizi düzeltmemiz gerekir.

      Hz. Ömer (r.a)


      Emevî halifesi Abdülmelik kendisinden şikâyetçi olan halka şöyle demiştir: “Siz, Ebubekir (r.a.) ve Ömer (r.a.) gibi olmamızı istiyorsunuz. Biraz insaflı olun!.. Onların benzeri bir daha gelmez. Hz. Aişe diyor ki: “ Ömer (r.a.) denince adalet, adalet denince Allah (c.c.) hatırlanır. Allah (c.c) hatırlanınca da rahmet iner.”

      Yine Hz. Aişe demiştir: Meclislerinizi Ömer’i(r.a.) zikr ederek süsleyiniz. Dert ve merakınız varsa Ömer’i (r.a.)hatırlayınız. Şeytan Ömer’in (r.a.) adını duyunca kaçar.”


      Sadık arkadaşlar edin, gölgelerinde yaşarsın. Çünkü sadık dostlar huzurlu anlarda süs, sıkıntılı demlerde silahtır.

      Hz. Ömer r.a.



      Sırrını gizleyen muradına erer.

      Hz. Ömer (r.a)



      Günah işlemek istersen sonunu düşün.

      Hz. Ömer (r.a)



      Seni ölüme de götürse doğruluktan sakın ayrılma.

      Hz. Ömer (r.a)



      Şiddet göstermeksizin kuvvetli, zayıflık belirtmeksizin yumuşak ol!

      Hz. Ömer (r.a)


      Suriye'ye gelen Hz. Ömer, burada veba salgını olduğunu öğrenince geri dönmek istedi.
      Geri dönme kararı aldığı için Hz. Ebu Ubeyde Hz. Ömer'e itiraz etti ve:
      "Allah'ın takdirinden mi kaçıyorsun?" diye sordu.
      Bu soruya Hz. Ömer'in cevabı şu oldu:
      "Keşke bunu senden başka biri söyleseydi. Evet, ben Allah'ın bir takdirinden diğer takdirine kaçıyorum."

      Hazret-i Ömer, hilafeti zamanında Hımıs ileri gelenlerine bir mektup yazıp, çevredeki fakirlerin kendisine bildirilmesini isteyerek yardım edeceğini bildirdi. Hımıslılar Şam ve civarında bulunan fakirlerin bir listesini Halife Hazret-i Ömer'e arz ettiler. Hazret-i Ömer gelen listeyi açıp baktığında listenin başında kadı olarak tayin ettiği Sa'd bin Amir'in ismini görüp listeyi getirenlere hâkiminin mali durumunu sordu. Onlar; “Hâkimimiz hakikaten gayet fakirdir. Elinde avucunda olanı fakir fukaraya dağıtıyor, rüşvet olacağı korkusundan, bizim de en küçük bir hediyemizi bile kabul etmiyor” dediler.
      Hazret-i Ömer sordu:
      Allah'tan bu kadar korkan hâkiminizin hoşunuza gitmeyen tarafları da var mı?
      Evet diyerek kusurlarını şöyle sıraladılar:
      1- Vazifesine sabah namazından sonra başlaması gerekirken kuşluk vakti başlıyor.
      2- Evine çekilir aramıza girmez.
      3- Haftada bir gün, evinden dışarı bile çıkmaz. Kapısı arkasından kilitlidir.
      Hazret-i Ömer, onlara bir kısım erzak ve giyecek vererek gönderdi. Hâkim Sa'd bin Amir'i de bunların sebebini öğrenmek üzere huzuruna davet etti.
      Hâkim, Hazret-i Ömer'in huzuruna gelince durumu anlattı:
      Birinci kusurum; ailem hasta olduğundan evin bütün işlerini bizzat kendim görüyorum ve bu sebepten vazifemin başına ancak kuşluk vakti gelebiliyorum.
      İkincisi ise; akşam olunca gün boyu yaptığım işlerin muhasebesini yapıyor acaba yaptığım işlerde bir kusurum var mı diye onu tetkik ediyorum.
      Üçüncüsü; sırtımdakinden başka giyecek elbisem yoktur. Haftada bir gün giydiğim çamaşırlarımı yıkıyor temizlik işleri ile meşgul oluyorum. Hatta evimde bile üzerime alacak bir elbisem olmadığından yıkadığım çamaşırlarım kuruyuncaya kadar hiçbir kimseyi görüşmeye bile kabul edemiyorum.
      Sa'd bin Amir'in bu izahatı karşısında Hazret-i Ömer çok memnun oldu ve ondan sonra Sad'ı hatırladıkça; “Ah Sa'd ah, Allah korkusu seni ne kadar yüceltmiş” der, onunla iftihar ederdi.


      Hz. Ömer (r.a) zamanında İran’ın fethine katılan Selman-ı Farisi, daha sonra Medayin şehrine vali olarak atanır. Fakat makam ve mevki onda hiçbir şeyi değiştirmez. Bir seferinde Şam’dan gelen birisi üstündeki eski yeleği görünce onu işçi zanneder ve yanındaki incir çuvalını taşımasını ister. Hiç ses etmeyip hemen çuvalı sırtlanır ve götürmeye başlar. Bunu görenler “Sen ne yapıyorsun, o bizim valimiz!” deyince, adam çuvalı almaya çalışır ama Selman-ı Farisi çuvalı gideceği yere kadar götürür.

      Yalan söyleyip yüceleceğime doğruyu söyleyip alçalmayı tercih ederim.

      Hz. Ömer r.a.


      Bir kimse her kimle şakalaşırsa, onun gözünde küçülür ve heybetsiz olur.

      Hz. Ömer (r.a)



      Namazı terk etmek, kâfirlere benzemektir.

      Hz. Ömer (r.a.)



      Namaz kılmayan Müslüman değildir.

      Hz. Ömer (r.a.)



      Namaz, iman ile küfür arasında bir perde, mü’min ile kafiri birbirinden ayıran alamet-i farika’dır.


      İyilerle dost ol, kötülerden emin olursun.

      Hz. Ömer (r.a.)



      Üç şey kardeşlik sevgisini safileştirir. Selam vermek, mecliste yer vermek, sevdiği isim ile onu çağırmak.

      Hz. Ömer (r.a.)


      Şiddet göstermeden güçlü kuvvetli, zayıflık belirtmeden, yumuşak ol.

      Hz. Ömer (r.a.)


      Eğer inandığınız gibi yaşamıyorsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız!

      Hz. Ömer r.a


      Hz. Ömer r.a. şöyle der:

      “Bu ümmet için en çok korktuğum şey, dili ile âlim fakat kalbi ile cahil (gafil) olan kimselerdir.”



      Hz. Ömer r.a. Medine’de boşta gezen bir gruba:

      Siz necisiniz, diye sorduğunda onlar:

      Biz mütevekkil kimseleriz, diye karşılık verdiler.

      Bunun üzerine Hz. Ömer r.a. dedi ki:

      Hayır, siz mütevekkil değil, müteekkil (yiyici) kimselersiniz! Tohumunu tarlaya atıp daha sonra Allah’a itimat eden kimseye mütevekkil denir.



      Tasavvuf yolunun büyükleri de sahabiye hürmet gösterilmesine büyük önem vermişlerdir. Osmanlı’nın son asrında yaşamış olan Nakşibendîliğin, Halidi koluna mensup Terzi Baba Hazretleri’nin Dört Halife hakkındaki şu tavsiyeleri oldukça önemlidir.

      “Ebu Bekir r.a. ilk olarak halife oldu. Böylece vazife ona intikal etti. Peygamberlerden sonra en faziletli insandır o. Sahabilerin de en faziletlisi odur. Allah Resulü s.a.v. ona “Sıddîk” demiştir. O daima O’nun sözünü tastik etmiştir. Hazreti Ebu Bekir r.a. doğruluğun, sadakatin şehri olmuştu. Hakk’ın lütfuna mazhar olmuştu. Hak yol üzereydi daima, Allah Rasulunün de mağara arkadaşıydı. Malını mülkünü hak yolunda infak etti, kendisine bir şey koymadı. Yüce Mevla da onu Kur-an’da övdü.

      Ondan sonra Hazreti Ömer r.a. adaletle halifelik yaptı. Alemi adaletle doldurdu, devrinde adaletin kapısı oldu. Allah Rasulu, Hazreti Ömer’e, Hakk’ı batıldan ayırdığı için “Faruk” demişti.

      Üçüncü halife Hz. Osman r.a. oldu. İnsanlar ve cinler hayâ ederdi ondan. Onun zamanında Kur’an tertip edildi, toplandı. Mana âleminde bakıp, edeple Kur-an’ı sıraladı. Allah Rasulu s.a.v. ona iki kızını verdi, ona iki kez inayet kıldı, yardım etti. Bu yüzden onun lakabı “İki Nur Sahibi”dir. Takvası ile hayâ kapısı.

      Onun ardından Hz. Ali r.a. halife oldu. O Allah’ın arslanıdır. Yüce Mevla ona çok ihsanlarda bulunmuştur. Onun eliyle yardım göndermiş herkese. Allah Rasulu ona kızı Fatıma’yı verdi. Yine ona ilmin usulünü öğretti. Oda ilmin kapısı oldu, bölümlerini açıkladı. Bu dört halifeye hürmet ve saygı göstermek gerekir. Her birini mertebesine göre bilmemiz gerekir. Onlar hakikat sırlarının hazinesidir. Nice incelikler onlarda zuhur etmiştir. Onlar Peygamberimizin dostları, doğrulayıcılarıdır.

      Onlara hürmet göster ve sakın onların hakkına girme! Allah âşıklarına dil uzatma, onlarda bir kusur arama!

      Sahabe-i Kiram Efendilerimiz, Fahr-i Kâinat Efendimizin dostlarıdır, arkadaşlarıdır. Onlar da Allah Rasulu s.a.v.’in yadigârıdır. Şüphesiz bu inceliği bilmemiz, şuurlu davranmamıza vesile olacaktır.

      Rabbimizin Tevfik ve inayetiyle…



      Hz. Hasan r.a. anlatıyor:

      Bir defasında Hz. Ömer r.a.; “Ki Rabbinin azabı hiç şüphesiz inecektir. Onu defedecek hiçbir şey de yoktur” ( Tur, 7–8 ) mealindeki ayetleri okuyup korkusundan öyle bir iç çekti ki, bu iç çekişi yüzünden yirmi gün hasta yattı.



      Hz. Ebu Bekir, vefat edeceği zaman, kendisinden sonra halifelik vazifesini yüklenecek olana verilmek üzere vasiyet ettiği bir testi bıraktı. Hz. Ömer halife olunca testiyi ona verdiler. Halife testiyi kırdırttı. İçinden küçük küçük paracıklar ve bir mektup çıktı.

      Mektupta şunlar yazıyordu;

      “Bu paralar, bana verilen maaştan arta kalanlardır. Ben Medine’nin en fakirini kendime ölçü kabul etmiştim. (ona göre yaşadım) Artan miktarı bu testiye koydum. Bunlar hazinenin malıdır.”

      Hz. Ömer mektubu okuyunca ağlamaya başladı. Hem ağlıyor, hem de şöyle diyordu:

      “Kendinden sonrakilere çok ağır bir yük bıraktın Ya Ebu Bekir!”


      Sıhhat sağlıklı olanların başına konmuş bir taçtır. Onu yalnız, hastaların gözleri görür.

      Hz. Ömer r.a.


      Oburluktan sakının, zira çok yemek hayatta hamallık, öldükten sonra da pis kokudur.

      Hz. Ömer r.a.


      Bir adamın sorusundan onun aklının derecesi anlaşılır.

      Hz. Ömer r.a.


      Şu ümmet için en korktuğum şey, dili ve sözleri ile âlim, kalbi ile cahil olan kimselerdir.

      Hz. Ömer r.a.


      --------------
      Etiketler :

      Hz.Ömer (ra) dan, güzel sözler ,nasihatlar, Hz. Ömer r.a., oruç ibadeti, sabır, cennet, Allah'ı kendine vekil yapmak, Derviş, kalbin çalışması, gördüğün kötülüğü unutmak, amele riya karışması, ahirete tedarik yapmak, Charlis Mismar, ateistler, mümin, Hz. İsa a.s., güler yüzlü olmak, Hz. Mevlana, insanlarda birşey istemek, eşsiz bir örnek, insanların sonu, dini söz, vakit kılıçtır, baba, kul hakkı, fitne, hayırlı netice, pişmanlık, hayır ummak, istişare, Şumeyt bin Aclan, mağrur olmak, mürid, edep, uhud harbi, büyüklük taslamak, ar perdesi, ayıpları görmek, cenneti istemek, üzüntünün ilacı, yaratmak, kanat, ihlas, dindarlık, feyiz, cami kapısı, aşkın nuru, Malı zarar ve ziyandan korumak, Medine-i Münevvere, şeytana alet olmakAlaaddin Başar, cahillik, hakiki dost,

    • “Günah işlemekten vazgeçmek, tövbe ile uğraşmaktan daha kolaydır.”

      “En çok sevdiğim kimse, bana ayıp ve kusurlarımı haber verendir.” (Süyûtî, Târîhu’l-Hulefâ, s. 130)

      “Çok konuşan çok yanılır. Çok yanılanın hayâ duygusu azalır. Hayâ duygusu azalanın, günah ve harama düşme endişesiyle şüphelilerden sakınma titizliği kaybolur. Şüphelilerden sakınma titizliği kaybolanın kalbi ölür.”

      “Gaybı bilme iddiası gibi olmasaydı, beş kimsenin cennet ehli olduklarına şahitlik ederdim:

      1-) Çok çocuk sahibi (olup şükür ve sabır hâlinde) olan fakir.

      2-) Kocası kendisinden razı olan (saliha) kadın.

      3-) Mehr-i müsemmasını (yani nikâh esnasında iki tarafın da rızasıyla tayin edilen mehrini) kocasına tasadduk eden kadın.

      4-) Baba ve anası kendisinden razı olan kişi.

      5-) Günahından (nefret ederek samimiyetle) tövbe eden kimse.”

      “Bütün dostları gezdim, gördüm. Dili muhafaza etmekten daha iyi dost göremedim. Bütün elbiseleri gördüm. İffet ve sakınmaktan daha iyi elbise görmedim. Bütün malları gördüm; kanaatten daha iyi mal görmedim. Bütün iyilikleri gördüm; nasihatten daha iyisini görmedim. Bütün yemekleri görüp tattım; sabırdan lezzetlisini görmedim.”

      “İnsanlarla güzel dostluk kurmak, aklın yarısıdır. Yerinde sual sormak, ilmin yarısı; iyi tedbir almak da yaşamanın yarısıdır.”

      “Ahiret yanında dünya nedir ki! Ancak tavşanın bir defa sıçraması misali bir şeydir.” (İbn-i Ebî Şeybe, Musannef, VIII, 152)

      “Fazla lakırdıyı terk eden kimseye hikmet bahşedilir. Fazla (tecessüsle) bakmayı terk edenin kalbine tevazu bahşedilir. Fazla yemeyi terk edene ibadet lezzeti bahşedilir. Fazla gülmeyi terk edene heybet bahşedilir. Mizahı terk edene izzet bahşedilir. Dünya sevgisini terk edene, ahiret muhabbeti bahşedilir. Başkasının ayıbı ile meşgul olmayı terk edene, nefsinin ayıplarını ıslah etme hâli bahşedilir. (Müteal, yani idrak ötesi olan) Allah’ın keyfiyetinde araştırma ve tecessüsü terk edene, nifaktan kurtuluş bahşedilir.”

      “On şey, on şeysiz düzelmez: Akıl, iffetsiz; fazilet, ilimsiz; kurtuluş, korkusuz; sultan, adaletsiz; asalet ve şeref, edepsiz; ferah, emniyetsiz; zenginlik, sehavetsiz; fakirlik, kanaatsiz; yücelik, tevazusuz; cihat, tevfiksiz iyileşip düzelmez.”

      “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz, kusurları bağışlamayan bağışlanmaz, affetmeyen kişi affolunmaz, günahlardan korunmaya çalışmayan kimse de korunup takvaya erdirilmez.” (Buhârî, el-Edebü’l-Müfred, s. 415, no: 371)

      “Dua, sema ile arz arasında durur. Rasulullah’a salâvat getirilmedikçe, Allah’a yükselmez.” (Tirmizî, Vitr, 21)

      “Bizim çarşımızda dini(-n ticaret kaidelerini) bilen kimseler satıcılık yapsın.” (Tirmizî, Vitr, 21/487)

      “Yüze karşı övmek, boğazlamak gibidir.” (İbn-i Kuteybe, el-Mesâil, s. 145)

      Hazret-i Ömer, valilerine şöyle yazmıştır:

      “Benim katımda en mühim işiniz namazdır. Kim onu koruyup vakitlerine dikkat ederse dinini korumuş olur; kim de onu yerine getirmeyip yitirirse dinini de kısa zamanda yitirir.” (Muvatta’, Vukûtu’s-Salât, 6)

      Kadı Şurayh, Hazret-i Ömer’e mektup yazarak nasıl hükmedeceğini sordu. Hazret-i Ömer -radıyallahu anh-cevaben şöyle yazdı:

      “Allah’ın kitabında olanlarla hükmet. Eğer onda bulamazsan Allah Rasulü’nün sünnetiyle hükmet. Allah’ın kitabı ve Rasulü’nün sünnetinde de bulamazsan salihlerin verdiği hükümlerle hüküm ver. Salihlerin verdiği hükümler arasında da yoksa istersen devam et hükmünü ver, istersen geri dur. Geri durup hüküm vermemenin senin için daha hayırlı olduğu kanaatindeyim. Ve’s-selâm.” (Nesâî, Kudât, 11/3)

      “Zenginlik de fakirlik de aynı şekilde birer binektir. Hangisine bineceğime aldırmıyorum.”

      “En akıllı kimse, insanların hareketlerini en iyi takdir edendir.”

      “Bir kimsenin sorduğu sorudan onun akıl seviyesini anlarım.”

      “Bugünün işini yarına bırakma!”

      “İş bir kere geri kalırsa artık hiçbir zaman ilerleyemez.”

      “Şerri bilmeyen, onun tuzağına düşer.”

      “Dünyaya az meylet ki hür yaşayasın. (Nefsin esaretine düşmeyesin.)”

      “İnandığınız gibi yaşamıyorsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.”

      “İnsanları düzeltebilmeniz için önce kendinizi ıslah etmeniz gerekir.”

      “İnsanların en cahili (ve ahmağı), kendi ahiretini başkasının dünyası için satandır.”

      “Bir iyiliğin şerefi, geciktirilmeden hemen yapılmasındadır.”

      “Kötü bir işin en gizli şahidi vicdanımızdır.” [Nitekim Efendimiz -aleyhissalatü vesselam-, iyiliğin ne olduğunu sormaya gelen birine “Kalbine danış! İyilik, kalbinin müsterih olduğu ve yapılmasını tasdik ettiği şeydir. Günah ise içini tırmalayan ve başkaları sana «Yap!» diye fetvalar verse bile, içinde şüphe ve tereddüt uyandıran şeydir.” buyurmuştur.(İbn-i Hanbel, IV, 227-228)]

      “Sırrını gizleyen, kendine hâkim olur.”

      “Şiddet göstermeksizin kuvvetli, zayıflık belirtmeksizin yumuşak ol!”

      Ahmakla dostluktan çekin, zira iyilik edeyim derken çok defa kötülük eder.

      İnsan için iş çoktur, fakat tutacağı işten ak yüzle çıkmayı düşünmelidir.

      Bugünkü işini yarına bırakma!

      Kötülüğü bilmeyen adam, onun tuzağına kolay düşer.

      Kalbinizin sevmediği kimselerden sakınınız!

      Bir insanın şöhretine ve görünüşüne aldanma, namaz ve niyazına bakma, aklına ve doğruluğuna bak!

      Olmamış şeyleri soracağına, olmuşlardan ibret almaya çalış!

      Amirin en kötüsü, halkı kötü yola sevk edendir.

      Halka karşı insaflı davranan, işinde muvaffakiyete erişir.

      Başkasında görüp hoşlanmadığın ayıbın kendinde olduğunu görmemekten büyük ayıp olamaz.

      Kibir ve gururlulukla haddini aşanı, Cenab-ı Hak yerden yere çarpar.

      Günahlarını azalt! Ölümün şiddeti sana kolay gelir.

      Allah’ı anın, O’nu anmak şifadır.