Giriş yapmadınız.

  • Giriş

Sayın ziyaretçi, Raşit Tunca Board sitesine hoş geldiniz. Eğer buraya ilk ziyaretiniz ise lütfen yardım bölümünü okuyunuz. Böylece bu sitenin nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Eğer sitenin tüm olanaklarından faydalanmak istiyorsanız, kayıt yaptırmayı düşünmelisiniz. Bunun için kayıt formunu kullanabilir ya da bu bağlantıya giderek kayıt işlemi hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz. Eğer önceden kayıt yaptırdıysanız buradan giriş yapabilirsiniz.

Karoglan

Kurucu-Admin

  • "Karoglan" bir erkek
  • Konuyu başlatan "Karoglan"

Mesajlar: 6,636

Hakkımda:


KAROGLAN

Konum: Avusturya

Meslek: EBT -EiT

  • Özel mesaj gönder

1

Saturday, April 28th 2018, 1:30pm

Dinimizde Günah ve Günah İşlemek ile ilgili Meseleler



Dinimizde Günah ve Günah İşlemek ile ilgili Meseleler

GÜNAH

Allah'ın buyruklarına aykırı düşen, dinen suç sayılan davranışlar İslâm şerîatının ve temiz insan fıtratının yapılmamasını emrettiği hususlar Arapça'da günâh'ın karşılığında; İsm, zenb, isyan, cürm kelimeleri kullanılır. İsm, günâhın tam karşılık anlamıdır. Zenb (cürm), insanın Allah'ın rızasını kazanmasını engelleyen; isyan, Allah'a itaat etmemek-demektir (Cürcânî, et-Ta'rifât, s. 9, 107, I51).

Yahudî ve hristiyanlar dinlerinin birçok esaslarını bozdukları gibi günâh kavramım da kendi arzularına uygun olarak değiştirmişlerdir. Yahudiler; Allah'ın seçilmiş kulları oldukları inancıyla, kendi ırklarından olmayan insanlara yaptıkları kötülükleri mübah kabul ederler. Kendilerinin cehennemde sayılı günler kalacaklarına, sonra yalnızca kendi ırklarının cennete gireceğine inanırlar. Bu materyalist millet eskiden günâh keçisi adını verdikleri bir keçiyi sırtına günâhlarını yükledikleri gerekçesiyle çöle salarlar ve böylece günâhlardan kurtulduklarına inanırlardı.

Hristiyanlar Hz. Âdem (a.s.)'ın işlediği ilk günâhtan dolayı bütün insanların günahkâr doğduğuna; Hz. İsa (a.s.)'ın kendisini feda ederek insanların günâhlarım temizlediğine inanırlar. Hz. İsa (a.s.)'ın ölümünü temsil eden vaftiz ayini ile çocukların günahlarından temizlendiğini kabul ederler. Bağışlama yetkisini böylece Tanrının elinden alan hristiyanlar, insanları sonraki dönemlerde kontrol etmek için günâhlarını papazlara itiraf ettirmek süretiyle bağışlarlar. Bu işleme Hristiyanlıkta "günâh çıkarma" denir. İlk defa dördüncü Latran Konsili'nde (1215) ergenlik çağına giren her hristiyan için yılda bir defa günâh çıkarma kararı alınmıştır. Papazların kiliselerde günâh çıkardıkları özel yerlere günâh çıkarma hücreleri denilir. Bu hücreler kiliselere 16. yüzyıldan itibaren eklenmiştir.

İslâm, bir ırk ve sınıfın imtiyazını, insanların günâhlı doğduklarını, günâhların şahıslar tarafından affedilebileceğini kabul etmez. "Yahudiler, "Ateş bize sadece sayılı günler dokunacaktır" derler. De ki `böyle olacağına dair Allah'tan bir söz mü aldınız..." (el-Bakara, 2/80) "Doğan her çocuk İslam fıtratı üzerine doğar. Sonra anası-babası onu yahudî, hristiyan veya mecusi yapar" (Buhâri, Cenâîz, 80; Müslim, Kader, 22). "Annesinden doğan her insan fıtrat üzerine tertemiz doğar" (Müslim, Kader, 25).

İslâm, insanın bir başkasının yaptığından, gücünün yetmediğinden sorumlu olmadığını kabul eder. Kişinin sorumlu olabilmesi için olgunluk yaşında ve aklının başında olmasını şart koşar.

Kişi kendi hür iradesi ile, isteyerek yaptığı işlerden sorumludur. Dileme ve tercih etme insana aittir. İşin varlık âlemine çıkması ise Allah'ın yaratması iledir. İnsan o işin meydana gelmesine sebep olan irade etme ve bunun sonucu olarak o amele meyletmekten sorumludur: Ayrıca Allah, unutarak liata ile, bilmeyerek, uykuda uyuyup kalmak süretiyle meydana gelen günâhlardan da insanı sorumlu tutmamaktadır.

İslâm, insanın günâh işlemesiyle sonuna kadar kötü kalacağını kabul etmez. İnsanın günâhının affedilmesini başkalarının tasarrufuna bırakmaz. Kulun Allah'a tövbe etmesi, her yerde, her zaman mümkündür. "Allah kullarının tövbelerini kabul eder ve yaptıkları günâhları bağışlar" (eş-Şûrâ, 42/25). Hz. Peygamber (s.a.s.) de insanları tövbe etmeye teşvik etmiştir: "Bütün insanlar hatalıdır; hatalı insanların Allah katında en makbul olanları tövbe edenleridir" (et-Tac, V, 151).

Günâhlarda ısrar etmek, hakkın aynası olmak için yaratılan iman yeri olan kalbi karartır. Günâh kalbe işleyip onu karartarak iman nurunu oradan çıkarıncaya kadar katılaştırır. Her bir günâhın içinde küfre gidecek bir yol vardır. Günâh istiğfar (tövbe) ile hemen yok edilmezse, kalbi kötülüğe sürükler ve Allah'ın itaatinden çıkmış bir kalp hâline getirir.

Günâh düşünceden pratiğe geçmemişse cezası olmaz. Resulullah (s.a.s), " Allahu Teâlâ ümmetimden nefislerinde yapmayı arzuladıkları şeyleri yapmadıkları ve konuşmadıkları müddetçe affetti (Buhârî, VII, 59) buyurmuştur.

Sorumluluk ve ceza açısından günâhlar kebâîr ve sağîr diye iki kısma ayrılır.

Kebâir (büyük günâhlar): Allah'ı tanımaya engel olan ve yapılması hâlinde şer'î ceza gereken veya Allahu Teâlâ'nın cehennem azabıyla tehdit ettiği günâhlardır. Bir başka görüşe göre Allah'ın yasakladığı her şey büyük bir günâhtır. Büyük günahların sayısı hadis rivayetleri gözönünde bulundurularak, yedi, dokuz, yetmiş, ikiyüz olarak tespit edilmiştir (Şerhu Akideti't-Tahâviyye, s. 370, 371).

Büyük günâhların belli başlıları şunlardır; Allah'a ortak koşmak, adam öldürmek, zina iftirasında bulunmak, zina etmek, islâmî cihaddan kaçmak, sihir yapmak, yetimin malını yemek, ana-babaya karşı gelmek, Mekke'nin hareminde günâh işlemek, faiz yemek, hırsızlık yapmak, içki içmek, kumar oynamak. Bir müslüman hatife almadan, kalbinde tasdik olduğu halde büyük günâh işlerse, dinden çıkıp kâfir olmaz. Ehl-i sünnet, büyük günâh işleyen kimsenin kâfir olmayacağını, cehennemde ebedî kalmayacağını, tövbe etmeden ölürse dahî, Allah dilerse fazl-ı keremiyle onu affedeceğini, dilerse adâletiyle cehennemde ona azap edeceğini kabul eder (Şerhu Akideti't-Tahâviyye s. 370).

Kebâirin (büyük günâhların) en büyüğü Allah'ı tanımamak, zatında, sıfatında ve fiillerinde O'na ortak koşmaktır. Buna ekberu'l-kebâir denir. "Allah kendisine şirk kovulmasını kesinlikle affetmez. Bunun dışındaki günâhları dilediği kimseler için affeder" (en-Nisâ, 4/48). Allah'ın rahmetinden ümidini keserek serkeşlik yapmaya devam etmek veya azabından emin olarak günâha aldırış etmeden tövbe etmemek caiz değildir. Mümin ne kadar günâh işlerse işlesin korku ve ümid arasında olmalı, rabbinden yüz çevirmemelidir. "Ey günâhta aşırı giderek nefislerine zulmetmiş kullarım, Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin; muhakkak ki Allah bütün günâhları bağışlar. Şüphe yok ki O, çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir" (ez-Zümer, 39/53) " Fakat azabımın da pek acıklı bir azap olduğunu kullarıma haber ver" (el-Hicr, IS/50).

Mu'tezile* büyük günâh işleyenin mümin olmaktan çıkacağını, iman ile küfür arasında (el-Menzile beyne'l-Menziteteyn*) kalacağını; tövbe etmeden ölürse ebediyyen cehennemden çıkmayacağını iddia eder. Hâricîler * daha da ileri giderek küçük günâh işleyen müminleri* de küfür ile suçlamıştır. Mu'tezile Kur'an-ı Kerîm'deki "Kim bir mümini kasden öldürürse onun cezası cehennemde uzun süre (hâliden) kalmaktır..." (en-Nisâ, 4/33) ayetini delil gösterir. Ancak Arab dilinde "Hâliden" kelimesi ebediyet anlamını ifade ettiği gibi, uzun müddet manasını da ifade eder. Bu ayette geçen "hâliden"in uzun müddet anlamına geldiği, yukarıda zikredilen ayetteki (ez-Zümer, 39/53) anlam ile desteklenmiştir.

Bir mümin, kalbinde tasdik, dilinde ikrar olduğu halde günâh işler veya farzları yerine getirmede gevşeklik gösterir, fakat bu günâhların karşılığında cezayı da hak ettiğine inanıyorsa bu kişi günâhkâr mümindir. Allahu Teâlâ'nın böyle bir insanı küfürle vasıflaması, mecâzîdir. Yani nimeti inkâr, nankörlük manasındadır. Bir müslüman günâhı helâl kabul eder veya yapmadığı farzı inkâr ederse gerçek anlamıyla kâfir olur.

İslâm'ın esasları ile hükmetmemek büyük bir günâhtır. Eğer İslâm'ın devrini bitirdiği, çağımızda gereksiz olduğu inancı ile İslâm'ın hükümleri uygulanmıyorsa bu küfürdür. İman-küfür meseleleri ve müminlerin tekfir edilmesi müstakil eserlere de konu olmuştur Sâlim el Behensavî'nin "el-Hükmü ve Kâdıyyetü Tekfiril-Müslim" adlı eseri bunlardan biridir.

Sağır (küçük günâhlar): Dünyada cezayı, ahirette de azabı gerektirmeyen küçük suçlardır. Devamlı işlendiğinde küçük günâh küçük olmaktan çıkar. Tövbe edilip mağfiret istendiğinde inşaallah affedilir. Âlimler "Günâhın küçüklüğüne büyüklüğüne bakma, kime karşı suç işlediğine bak" demişlerdir. Allah'ı tanımaya, kulluğa engel olan, Allah ile kulun arasına perde olan herşey günâhtır.

Günâhlardan sakınmak, farzları yapmaktan önce gelir. Önce kalp günâhlardan temizlenir, sonra farzları yapmakla süslenir. Günâhlar ve haramlar dinî duyguyu helâl helâk eder, zehirler. Ancak bu zehirler görünürde bal gibidir; tatlı gelebilir fakat insanın manevî duygularını öldürür.

Unutulmamalıdır ki her nimet külfet karşılığıdır. Cennet ve Cemâlullah'ı isteyenler nefse tatlı gelen günâhlara girmemek için birtakım külfet ve zorluklara katlanmak ve Allah'a sığınmak zorundadır. Müminler ihsân sırrı ile Rabblerine kendilerini görüyormuş gibi kulluk ederler. Sol omuzlarında günâhlarını yazan bir meleğin olduğunun şuuru içinde hareket ederler.

Güç yettiğince günâhlardan sakınıldığında Allah küçük günâhları affedecektir. "Eğer size yasaklanmış şeylerin büyüklerinden kaçınırsanız, geri kalan günâhlarınızı diler ve sizi nimet ve ikramlarımızla dolu olan cennete koyarız" (en-Nisâ, 4/31), "O kimseler ki ufak tefek kusurlar hariç, günâhın büyüklerinden ve çirkin söz ve davranışlardan kaçınırlar. Şüphesiz ki Rabbinin bağışlaması geniştir..." (en-Necm, 53/32).

Allahu Teâlâ mümin kulların günâhlarını yaptıkları bazı ameller veya söyledikleri birtakım söz ve dualar sebebiyle affeder, günâhlarına keffaret eder. Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: "Denizin köpükleri kadar günâhı olsa da Lâ ilâhe illâllâhu vallâhu ekber, velâ havle velâ kuvvete illâ billâh' diyen yeryüzündeki her insanın günâhına bu söz keffaret olur". (Tirmizî, Vitr, 15). "Hiçbir kul yoktur ki bir günâh yapsın ve kalkıp güzelce abdest alıp iki rekât namaz kılarak bu günâhdan mağfiret dilesin de, Allah onu affetmesin (Ahmed b. Hanbel, I, 10).

Peygamberler mâsumdur, günâh işlemezler. Ancak, "zelle" denilen, peygamberlik makamı için kusur kabul edilen amelleri vardır. Ehl-i sünnet şefaat, hesap, mizân, sırat, havz, cennet, cehennem, kabir azabı ve münker-nekir sorgusunu hak ve dinin esası kabul etmiştir.

Günah ve İsyanın Sonuçları:

- İlimden yoksun kalmak: Zira, ilim, günahkâra verilmez.

- Rızkın kesilmesi: Günâhkârın rızkı harama gider, Allah'ın bereket ve ihsanı kalkar.

- Kalp ve ruhun bozulması: Fıtrata uygun hal bozulur, hissizlik, vicdansızlık, korkusuzlukla tövbeden uzaklaşır. İç dünya kararır, kalp paslanır, haya duygusu ve ahlâk kalkar.

- İnsanlardan uzaklaşma: Nefsi ve en yakınlarıyla, toplumla yabancılaşan günâhkâr yalnız kalmaya mahkum olur.

- Her günâh iz bırakır: Günâhların sonucu vücud, akıl ve diğer organlarda bir kötülük doğurur. Her günâh bir başka günâha yol açar.

- Her günâh, İslâm dışı gelmiş geçmiş bütün çirkin ulusların mirasıdır. Kibirlenmek Firavun'un; eşcinsellik Lût kavminin mirasıdır.

- Günâh ve isyân, Allah'ın azabının hak olmasına yol açar. Bela ve musibet gelir. Günâhın geçmişe, şimdiye ve gelecek kuşaklara zararı dokunur.

- Günâhkârlar, meleklerin tövbe ve istiğfarlarından, Hz. Peygamber (s.a.s)'in şefaatinden mahrum kalırlar. Günâhlar insanların imanını zayıflatır.

Günah hakkında Hz. Peygamber (s.a.s)'in buyurduğu bazı Hadîs-i şerifler:

Zulüm üç türlüdür: Bir zulüm var ki Allah onu affetmez. Bir zulüm var ki Allah onu affeder. Bir zulüm var ki Allah onun mutlaka hesabını sorar: Allah'ın affetmediği zulm şirk'tir. Çünkü O, "Şirk büyük zulümdür" (Lokman, 31/13) buyurmuştur. Allah'ın affedeceği zulüm ise kulların kendi nefislerine zulmüdür. Rableri ile kendileri arasındaki işlerde yaptıkları hatalardır. Allah'ın hiç bırakmayıp mutlaka hesap soracağı zulüm de kulların birbirlerine karşı haksızlıklarıdır. Allah bunların hesabını sorar ve yapılan haksızlıkları cezalandırır.

Yüce Allah: " Ey kulum sen bana kulluk etmedin ama benden umut istedin. Ben de sende olanları bağışladım. Ey kulum, dünya kadar günâhla gelsen, bana şirk kaşmamışsan, ben de seni dünya kadar mağriretle karşılarım. " buyurur.

Kula erişen bir musibet, büyük-küçük bir felâket hep kendi günâhı yüzündendir. Allah ın affettikleri de pek çoktur.

Canımı kudret elinde bulunduran Allah'a andolsun ki, mümine erişen hiçbir tasa, üzüntü, sıkıntı, hatta vücuduna batan hiçbir diken yoktur ki Allah onunla o kimsenin günahlarını affetmesin.

Her duyduğunu söylemesi kişiye günâh olarak yeter.

Kim bir müslüman kardeşine şefaat eder de şefaat ettiği kimse kendisine bu yüzden bir hediye verir ve o da bunu kabul ederse büyük günâh kapılarından birine gelmiş olur.

Hiç bir günâhkâr, diğerinin yükünü çekmez.

Allah, canı boğazına gelmemiş olan kulun tövbesini kabul eder.

Farz namazı, abdest, huşû ve rükûu'nu tam olarak yapan hiç bir müslüman yoktur ki -büyük günâh işlemedikçe- namazı önceki günâhlara keffâret olmasın.

İnsanlar bir münker görüp de onu değiştirmezlerse Allah'ın onlara umumî bir ceza vermesi yakındır.

Başkalarının işlediği günâhlar yüzünden bizi de helâk etme Allah'ım! Şu yedi helâk edici şeyden sakınınız: Şirk, büyü, adam öldürmek, faiz, yetim malı yemek, cihaddan kaçmak, masum kadınlara zina iftirasında bulunmak.

Kim Ramazan'da inanarak, hak rızası için oruç tutsa geçmiş günâhları affedilir. Rüşvet alana da verene de lânet olsun. Helâl belli, haram bellidir ve sen sana şüpheli geleni bırak. Zina ve fuhuş bir toplumda yaygın hâle gelirse, Allah önceki nesillerde bulunmayan hastalıkları onlara bela olarak verir. Bir millet eksik tartar ve eksik ölçerse zulüm, açlık ve yoklukla cezalandırırlar. Bir milletin yöneticileri yüce Allah'ın indirdiği hüküm ile hükmetmezse Allah onların birliğini dağıtır. Kul, yaptığı isyan ve işlediği günâh dolayısıyla rızkından mahrum kalır.

Hesaba çekilmeden, kendini hesaba çek. Başınıza gelecekleri bilseydiniz az güler çok ağlardınız. Yaptığın bir kötülük seni üzüyorsa sen müminsin. Ey kalpleri evirip çeviren Rabbim, kalbimi senin dinin üzere sabit ve sürekli kıl" (İbn Kesîr, I, 508, 528: Buhârî, Libâs, 24, Tıb, l, Savm, 1-15, Ahkam, 9, Buyû', 2, 3; Müslim, Birr, 45 vd.; iman,143,144,145,153,154, Mukaddime, 5; Ebû Davûd Buyû, 82; Tirmizî, Tefsir, 44; Daavât, 90, 99; İbn Mâce Ahkâm, 2; Mâlik, Muvatta ; Hudûd, 2,' Ahmed b. Hanbel, II, 164, 248; V, 154, 190, 194).

Günah işlemekle ilgili çeşitli sorular

Sual: Bir Alman genci bana, "Şu günahı işlersen müslüman olacağım" dedi. Ben de bir danışayım dedim. Birine sordum. "Bir insanın hidayetine sebep olmak, dünyadaki her şeyden kıymetlidir. Günahı işle tevbe edersin!" dedi. Ben ise daha önceki yazılarınızdan bunun caiz olmayacağını anlıyorum. Günah işleyerek ibadet edilmeyeceğini yazmıştınız. Kâfirin müslüman olması için günah işlemek caiz midir?
CEVAP
Asla caiz olmaz. Dinimizde günah işlememek, ibadet etmekten daha kıymetlidir. Bir hadis-i şerifte, (Çok az bir günahtan kaçınmak, bütün cin ve insanların ibadetleri toplamından daha iyidir) buyuruluyor. Her günah, Allahü teâlâya isyan olduğundan, büyüktür; fakat bazısı, bazısına göre küçük görünür. Bir küçük günahı yapmamak bütün cihanın nafile ibadetlerinden daha sevabdır, çünkü nafile ibadet yapmak farz değildir. Günahlardan kaçınmaksa farzdır. (Rıyad-un-nasıhin)

Bid'at işlemek ise, büyük günahlardan daha tehlikelidir. Bu bakımdan dine hizmet etmek niyetiyle bid'at işlemeyi mubah görmemelidir.

Bazı cahil kimseler de, tesbih namazını cemaatle kılabilmek için, namaza duruyorlar, sonra kasten bozuyorlarmış. Böylece bu namazı kılmayı kendilerine vacip yapıyorlarmış. (Vacip olunca da cemaatle kılınır) diyerek, Tesbih namazını cemaatle kılıyorlarmış. Bir defa vacip de olsa cemaatle kılınmaz. Vitir vacip olduğu halde, Ramazan haricinde cemaatle kılınmıyor. Tesbih namazı nasıl cemaatle kılınabilir?

Bir namazı kasten bozmak haramdır, büyük günahtır. Bir haramdan kaçmak, milyonlarca nafile namaz kılmaktan evladır. Haram işleyerek farz, mekruh işleyerek sünnet yapılmaz. Günahtan kaçmak ibadet yapmaktan önce gelir. (Uyun-ül Besair)

Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Az bir haramdan kaçmak, 80 bin nafile hac sevabından efdaldir.) [Deylemi]

Sual: Allah’a asi olmak ne demektir?
CEVAP
Asi olmak, karşı gelmek, günah işlemek demektir. Allahü teâlâya asi olmak iki türlüdür:
1- Allahü teâlânın emirlerini, yani farzları yapmamaktır. Farzları, vazife kabul etmeyenler kâfir olur. Vazife bilip, tembellikle yapmayanlar, yani kaza etmek, ödemek fikrinde olanlar, Hanefi mezhebinde kâfir olmaz. Fakat en büyük günah olur.

2- Hak teâlânın men ettiği şeyleri, yani haramları yapmaktır. Haramdan kaçmayı vazife bildiği halde, nefsine uyarak yapan ve sonra üzülenler kâfir olmaz. Haram işleyen müslümanlara fâsık, asi denir. Haram işlemeyenlere salih, mütteki denir. İttikanın, yani haramdan kaçmanın sevabı, farzları yapmanın sevabından daha fazladır.

Sual: Bir kitapta, Peygamber efendimizin, (Ya Rabbi bugünden sonra Osman’a günah yazma) diye dua ettiğini okudum. Bir kimse, günah işlediği halde, niçin günah yazılmaz? Günah yazma demek, günah işletme demek midir?
CEVAP
Evet günah işletme demektir. Peygamberler hariç, günahsız kul olmaz. Bir de mahfuz evliya vardır. Allahü teâlâ bunlara günah işletmez.

Allahü teâlâ, sevdiklerini, bazı evliyayı günah işlemekten korur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlânın sevdiği kula günah zarar vermez.) [Deylemi]

Günahın zarar vermemesi iki türlü olur:
1- Kul, ölmeden önce tevbe eder, tevbe eden de hiç günah işlememiş gibi olur. Böylece işlenen günah zarar vermez.

2- Allahü teâlâ, sevdiği kulunu günah işlemekten korur. Peygamber efendimizin, (Osman’a günah yazma) diye dua etmesi böyledir. Yani, (Onu günahtan muhafaza buyur) demektir.

Günah ve istek

Sual: (Allahü teâlâ vermek istemeseydi, istek vermezdi) sözü meşhurdur. Bu söz, günah olan bir şeyi de yapmayı çok istediğimizde, bunu Allah’ın yapmamızı istediğini göstermez mi?
CEVAP
Hayır. Allahü teâlâ günah işlenmesinden kesinlikle razı olmaz ve kullarının günah işlemesini istemez. O söz, dine uygun işler içindir. Mesela, şartlarına uygun yapılan dualar kabul olur. İki hadis-i şerif meali şöyledir:
(Dua etme arzusu gelince, dua edin! Çünkü bu, duanın kabul olacağına alamettir.) [Tirmizi]

(Allahü teâlâ, dua etmeyi takdir etmişse, kabul etmeyi de takdir etmiştir.) [Ebu Nuaym]

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Dine uygun istek, kavuşmanın müjdecisidir. Yanıp yakılmak da, kavuşmanın başlangıcıdır. (1/61)

Haram olduğunu bilmemek
Sual: Haram olan bir şeyi, haram olduğunu bilmeden işleyene günah olur mu?
CEVAP
Evet, din bilgilerinin her tarafa yayıldığı bir yerde, bir şeyin dindeki hükmünü bilmemek özür değildir. O şeyi kullanmak, haram olur. Mesela içki içse, zina etse, ben içkinin, zinanın haram olduğunu bilmiyordum dese, yine haram işlemiş olur. Ancak, Müslümanlardan uzak bir yerde yaşadığı veya yeni Müslüman olduğu için bilmiyorsa, öğrenme imkânı da yoksa mazur olur.

İbretlik olay

Sual: Geçen gün Yozgat’ta ibretlik bir olay oldu. İbadetleri yapmayan ve günahları açıktan işlemekten çekinmeyen bir kadın intihar etti. Kabrinden etrafa çok kötü bir koku yayılıyor, kimse kabrin yanına yaklaşamıyor. Neden olabilir?
CEVAP
İbadetleri yapmayan üstelik de günahları açıkça işleyen kimsenin, imanını muhafaza etmesi çok zordur. İntihar etmesi de çok büyük günahtır. Bu olay, sanki onun imansız öldüğüne alamettir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Bir şeyle canına kıyan kimseye, Cehennemde onunla azap edilir.) [Buhari]

Bu hadis-i şerif, istisnalar hariç, intihar edenlerin Cehenneme gideceğini bildirmektedir.

Az da olsa, imansız ölen kimselerin kabirlerinde çektikleri azap görülebiliyor. Mesela Trabzonlu bir arkadaş şunu anlattı:
Bir bayanı kabre koydukları zaman sanki deprem oluyor gibi kabir sallanınca, kocası merak edip kabri herkesin gözü önünde açıyor. Karısının kömür haline geldiğini görüyor. Kocası, (Eşim dinin tesettür emrini inkâr ederdi) diyor.

Kâfir olarak ölmekten çok korkmak gerekir. Yapamasak bile, dinimizin bildirdiklerine inanmak, hepsini beğenmek lazım. Günah ayrı, inkâr ayrıdır. İnkâr eden, beğenmeyen dinden çıkar.

Sual: Vera sahibi olmak için, nasıl hareket etmek gerekir?
CEVAP
Bir kimse, şu on şeye riayet etmedikçe tam vera sahibi olamaz:
1- Gıybet etmemeli.
2- Müminlere suizan etmemeli, kötü bilmemeli.
3- Kimse ile alay etmemeli.
4- Namahreme bakmamalı.
5- Doğruluktan ayrılmamalı.
6- Kibirlenmemeli.
7- Malını haramlara harcamamalı.
8- Nefsi için makam istememeli.
9- Beş vakit namazı vaktinde kılmayı, birinci görev bilmeli.
10- Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiği iman ve amellere uymalı. (Mekt. Rabbani 2/66)

Günaha ortak olmak
Sual: Çeşitli günah olan konserler tertip ediliyor. Bu konserleri düzenleyenler mi, yoksa konsere iştirak edenler mi günaha giriyor?
CEVAP
İkisi de günahta ortaktır. Dinleyen olmasaydı, öyle konser tertip edilmezdi. Mesela, cambaz, ipten düşüp ölürse, seyirciler de günaha girer; çünkü onlar seyretmeselerdi, cambaz oynamayacak ve ölmeyecekti. Evet, öldürülen kimse, eceli geldiği için ölür; fakat bunu öldüren de, cezasını görür. (S. Ebediyye)

Sual: Bir kimse, ana-babasının veya başkasının günahını üzerine alabilir mi? Kimi, Vebalim senin boynuna diyor. Böyle söylemekle, birinin günahı başkasına yazılır mı, kimi de Sen şunu işle günahı bana diyor. Biz onu işleyince günahı ona mı olur?
CEVAP
"Vebalim senin boynuna" demekle, onun günahı başkasına yazılmaz. "Günahı bana" demekle de, günah olan bir şey işlenince, işleyen günahtan kurtulamaz. Günaha teşvik eden de günaha girer.

Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Hiçbir günahkâr, başkasının günahını çekmez.) [Enam 164]

Hadis-i şerifte de aynı ifadeler vardır:
(Hiç kimse başkasının günahını çekmez.) [Hakim]

Ancak günah işlemeyi öğreten babaya evladının günahı da yazılır. İbadet öğretirse, onun sevabı da babasına yazılır. Hadis-i şerifte, (Bir müslümanın evladı, ibadet edince, kazandığı sevap kadar, babasına da verilir. Bir kimse, çocuğuna günah öğretirse, bu çocuk ne kadar günah işlerse, babasına da o kadar günah yazılır) buyuruldu. (S. Ebediyye)

İnsanları sapıtanlar, kendi günahlarını yüklendikleri gibi sapıttırdıklarının günahlarını da yüklenirler. (Nahl 25, Beydavi)

Sual: (Yetmiş yaşından sonra, her günahı işle, sana sual yok) diyorlar, doğru mu?
CEVAP
Yanlıştır. Herkese sual vardır. Kimininki hafif, kimininki şiddetli olacaktır. Yaşlı Müslümana Allahü teâlâ daha çok merhamet eder.

Sual: Bir günahı bilerek işlemek mi, yoksa bilmeden işlemek mi daha günahtır?
CEVAP
Öğrenmesi farz olan, şeyi bilmemek özür olmaz, günah olur. Bir hadis-i şerif meali:
(Aynı günahı işleyen âlime bir, cahile iki günah yazılır. Âlim, yalnız günahın cezasını; cahil ise, hem günahın, hem de o meseleyi öğrenmemenin cezasını çeker.) [Deylemi]

Bir de şu durum var. Cahil bir günahı gafletle işler. Âlim ise kasten işleyebilir. Kasten işlemek daha büyük günahtır. Mesela cahil, kendi bahçesine uzanan komşunun meyvesini yese, buna, başkasının meyvesini yemek günahı ile birlikte bu meseleyi öğrenmemek günahı yazılır. Fakat âlim bunu yaparsa, kasten haram işlemiş olur. Bunun cezası, cahilin iki günahından daha ağır olur. Bilerek, kasten günah işlemek günaha önem vermemek anlamı da taşıyabilir. İki hadis-i şerif meali:
(Zebaniler, günahkâr hâfızlara, puta tapanlardan daha önce azap yapar. Çünkü bilerek yapılan günah, bilmeyerek yapılandan daha kötüdür.) [Taberani]

(İlmi ile amel etmeyen âlim, kıyamette en şiddetli azaba düçar olur.) [Beyheki]

Demek ki, hem bize lazım olan bilgileri öğrenmemiz, hem de bunlarla amel etmemiz gerekir.

Sual: Bir zatın, 4 bin hadisten birini seçip onunla amel ettiğini duydum. Bu hadis nasıldır?
CEVAP
Ebu Bekr-i Şiblî hazretleri, 400 hocadan ders alıp onlardan öğrendiği 4 bin hadisin içinden şunu seçip onunla amel etmiştir:
1- Dünya için, dünyada kalacağın kadar çalış!
2- Ahiret için orada kalacağın kadar çalış!
3- Allah’a muhtaç olduğun kadar itaat et!
4- Ateşe dayanabileceğin kadar günah işle.

Sual: Kitaplarda imanın gitmesine sebep olan şeylerden bahsedilirken, dokuz azasını doğru yoldan çıkarmak olduğu bildiriliyor. Bu dokuz aza nelerdir?
CEVAP
İnsanın bütün uzuvlarıdır. Her uzvu yaratılış gayesine uygun olarak kullanmalı, haram işlerde kullanmamalı. Bazı âlimler, 8, bazıları 9, bazıları da 10 uzuv olarak bildirmişlerdir.
1- El: Haram olan şeyleri tutmamalı.
2- Dil: Yalan söylememeli ve kötü şeyler konuşmamalı.
3- Göz: Haram olan şeylere bakmamalı.
4- Mide: Haram olan şeyleri mideye sokmamalı.
5- Kalb: Kibir, ucup, suizan gibi şeylerden kaçmalı.
6- Kulak: Haram şeyleri dinlememeli.
7- Ayak: Kötü yerlere gitmemeli.
8- Ferc: Zina ve Livatadan uzak durmalı.
9- Burun: Haram şeyler koklamamalı.
10- Setr-i avret: Erkekler göbek ile diz arasını, kadınlar el, yüz hariç her yerini kapatmalı.

Sual: Kadın erkek beraberce oyun oynamak, içki içmek veya başka günahları işlemek için birlikte olunan yere fısk meclisi deniyor. Peki, günah işlemek için değil de, Allah rızası için ibadet etmek için beraber bulunulsa mesela beraberce mevlit dinlense, beraberce camide vaaz dinlense yine mi günah olur?
CEVAP
Dışarıda, kadın erkek birlikte oturmak günah olduğu gibi, mevlit için bir araya toplanmak veya birlikte vaaz dinlemek daha günahtır. İbadet şeklinde günah işlemek, başka yerde işlemekten daha çok günahtır. Üç kerahat vaktinde namaz kılmanın yasak olması da bunun gibidir. Yasak olan zamanda ve yerde kılınan namazın sevabı olmaz, günah da olur; çünkü yasak edildiği halde yapılmaktadır. Kadınların, örtülü olarak da, yabancı erkeklerle karışık oturmaları yasak edilmiştir. Bu yasak, camilerde ibadet şeklinde olursa, daha büyük günah olur.

Sual: Özellikle yatılı okullarda, okul müdürü, nöbetçi öğretmen gibi bazıları, (Gusletmenize gerek yok. Eğer vebali varsa benim boynuma) diyorlar; hatta bir din dersi öğretmenimiz, (Akşama 15 dakika kala orucunuzu açın, size tekeffül ediyorum, bir vebali varsa benim boynuma) dedi. Öğretmenin dediklerini yaparsak biz vebalden kurtulur muyuz?
CEVAP
Vebali bana demekle, siz vebalden kurtulamazsınız. Yani birisi size, (İçki için, zina edin, bütün vebaliniz benim boynuma) dese, siz vebalden kurtulamazsınız. Şimdi birisi çıkıp, ey insanlar İslamiyet’e uymayın, istediğinizi yapın, vebali benim boynuma dese olur mu? Böyle söyleyenler, din cahilleri veya din düşmanlarıdır. Bunların oyununa gelmemelidir.

Başkasının hatırı için günah işlemek
Sual: Eşin dostun gönüllerini almak, onları kırmamak için karşı cinsle tokalaşmak, onlara sarılmak caiz midir?
CEVAP
İmam-ı Rabbani hazretleri, (Eşin, dostun gönüllerini yapmak için, kendini günaha sokmak ve ahiretin sonsuz azaplarına atılmak, aklı olanın yapacağı iş değildir) buyuruyor. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:

(Bir kimse kötü insanların kızacakları şeyde Allahü teâlânın rızasını ararsa, Allahü teâlâ onu, insanlardan geleceklerden korur. Bir kimse, Allahü teâlânın kızacağı şeyde, insanların rızasını ararsa, Allahü teâlâ onun işini insanlara bırakır.) [Tirmizi]

Kalbi mühürlenmek

Sual: Peygamberimiz, (Üç Cumayı mazeretsiz kılmayanın) veya (Günaha devam edenin) kalbi mühürlenir buyuruyor. Kalbi mühürlenmek ne demektir?
CEVAP
Kalbi mühürlenmek, iyilik yapamaz hâle gelmektir. Hayır, hasenat ve ibadet yapmak ona zor gelir. Bundan kurtulmak için, tevbe edip günahlardan kaçmaya çalışmalıdır; çünkü günahta ısrar etmek, insanı küfre kadar sürükler.

İstemeden görmek ve işitmek

Sual: Sokakta açık bayanlar oluyor, bunlara istemeden bakmanın ve yine sokakta, istemeden gelen müzik seslerini dinlemenin hükmü nedir?
CEVAP
Bakmakla görmek, işitmekle dinlemek farklıdır. Açık kadın, göze çarparsa günah olmaz. Gelen müzik sesi, sadece duyulursa; fakat isteyerek dinlenmiyorsa veya dolmuş, alış veriş merkezi gibi yerlerde, istenmeden dinlemek zorunda kalınmışsa günah olmaz.

Günahları saymak
Sual: (Zikri, tesbihi saydığın gibi niye günahlarını saymıyorsun) deniyor. Günahları saymanın faydası ne ki, sayınca mubah mı oluyor?
CEVAP
Hayır, mubah olmaz. Günahlar sayılınca, insan günahın çokluğunu görüp tevbe edebilir, daha az günah işleyebilir. (Günahlarını unutma) anlamında söylenmiş olabilir.

İyi ve kötü amel

Sual: Hadis-i şerifte, (Melekler insanların amel defterlerini götürürken, başında ve sonunda iyi iş yazılı ise, gün ortasında yapılanları ona bağışlarlar) buyuruluyor. Ya aksi olursa ne olur? Yani başı ve sonu kötü amel olup da, ortası iyi amel ise ne olur? Başı ve sonu kötü olduğu için iyi ameller de mi yok olur?
CEVAP
Hayır. Günahlar bir bahaneyle affedilirse de, iyi ameller zayi olmaz. Ortada yapılan iyi ameller çok ise, yine o gün iyi amel etmiş yazılır. Her zaman müminin lehine hareket edilir. Günahlar bire bir yazılırken, iyi ameller bire on ve hatta daha fazla yazılır. Mümin, birkaç günah işler, sağdaki âmir olan melek soldakine günahları yazdırmaz, biraz bekle, belki bir iyilik işler der. Kul, bir iyilik işleyince, şimdi yazalım der. Bir iyiliğe on sevab verilir, o kişi üç günah işlemişse, ondan üçü çıkar, geriye yedi sevab yazılır. Bir hadis-i şerif meali:
(Sağdaki melek, soldaki meleğin âmiridir. Kul, bir iyilik yapınca, on sevab yazar. Kötülük yapınca, sağdaki melek, soldaki meleğe bekle der; o da, altı saat bekler. Eğer kul, istiğfar ederse, hiç bir şey yazmaz. İstiğfar etmezse, tek bir günah yazar.) [Taberani]

Allah’a sövenin tevbesi
Sual: Mugni tefsirinde, (Allah’a ve Resulüne küfretmek haddi gerektirir. Küfreden tevbe etse de durum değişmez; çünkü tevbe, haddi düşürmez) deniyor. Diğer hadler de böyle değil mi?
CEVAP
Evet, bütün hadler böyledir. Had, günahına göre verilen bir cezadır. Tevbe ederse imanlı olarak had tatbik edilir. İçki içen Müslüman, tevbe etse bile, had cezasını çeker. Bugün dünyada İslam halifesi olmadığı için hadler uygulanmaz.

Harama uymak ne demektir?

Sual: S. Ebediyye’de deniyor ki:
(Erkek olsun, kadın olsun, her insanın, her sözünde, her işinde, Allahü teâlânın emirlerine, yani farzlara ve yasak ettiklerine [haramlara] uyması lazımdır. Bir farzın yapılmasına, bir haramdan sakınmaya önem vermeyenin imanı gider, kâfir olur.)
Farza uymak elbette şarttır; fakat niye yasaklara, harama uymak gerekiyor? Harama uyunca haram işlenmiş olmaz mı?
CEVAP
Buradaki uymak, o işin gereğini yapmak, verilen emir ve yasağa riayet etmek demektir. Farzlara uymak, dinimizin bildirdiği şekilde, o farzları yapmak demektir. Haramlara uymak da, dinimizin bildirdiği şekilde, o haramlardan kaçmak demektir. Yasak emrine uyulunca yasaktan sakınmak gerekir.

Günah kadar büyük bir günah hatta günahtan daha büyük günah: Günahı yasaklayan Allah’ı yok saymaktır. Mekkeli müşriklerin çılgınlığı buydu zaten. Mesela; alkol haramdır. Alkolü kullanan büyük günah işlemiş olur. Alkolü haram eden Allah’ı, yok kabul eden daha büyük, affedilmez bir hata işlemiş olur. Bir haramı işlerken aklımıza onun haram olduğu geldiği hâlde onu işliyorsak eğer yani dalgınlığımız, gafletimiz, şehvetimize mağlup olmamızdansa bu; bu, o haramın sınırlarıyla kalır. “Neden haram oluyor ki?” şeklinde itirazımızdan kaynaklanıyorsa; alay etmek, hafif görmekten kaynaklanıyorsa Allah muhafaza buyursun; bunun ucu dinden çıkmaya kadar gider.

Günaha önem vermemek ne demek

Sual: Bazıları (İçki içmeye devam eden kimse, haram olduğuna önem verse, içmez, açık gezen bayan, bunun haram olduğuna önem verse kapanır. O halde bunlar, işlediği günahlarına üzülmedikleri, yani haramı önemsiz saydıkları için kâfirdir) diyorlar. Bu hususu açıklar mısınız?
CEVAP
Günahı önemsiz saymanın ne demek olduğu çok kimse tarafından bilinmemekte, bu yüzden günahkarlara kâfir denmektedir. Bu yanlıştır. Üzülmeyen, önem vermeyen kâfir olur ama, üzülmek, önem vermemek ne demektir?

Mesela namazını kılan bir bayan, açık gezmenin günah olduğunu biliyorsa, (Kapanmak Allah’ın emri, kapansak iyi olur ama, bu zamanda kapanamıyoruz) derse, bu bayana kâfir denmez. Bunun gibi içki içen kimse de, (İçki haramdır, fakat alıştık bırakamıyoruz) derse, bu kimseye kâfir denmez.

Aksine, hiç içki içmeyen birisi, (Bir bardak şarap içmek günah sayılmaz) dese küfre girer. Yahut, (Herkes açık geziyor, ne oluyor, biz de geziyoruz, herkes içiyor, biz de içiyoruz, sarhoş olmadıktan sonra ne zararı olur) diyerek haramı önemsiz saymak küfür olur.

Allahü teâlânın gazabı günahlar içinde saklıdır. Bir günah yüzünden büyük azaba maruz bırakabilir. Yüz bin sene ibadet eden iyi bir kulunu, sonsuz olarak Cehenneme koyabilir. Mesela yüz bin sene itaat eden İblis, kibrederek secde etmediği için sonsuz olarak Cehennemlik oldu. Âdem aleyhisselamın oğlu, bir adam öldürdüğü için ebedi Cehennemlik oldu. Her duası kabul olan Belam-ı Baura, bir günaha meylettiği için imansız gitti. Karun zekat vermediği için malı ile helak oldu. O halde her günahtan kaçmaya çalışmalı. Hadis-i şerifte, (Çok küçük bir günahtan kaçmak, bütün cin ve insanların ibadetleri toplamından daha iyidir) buyuruluyor. (R. Nasıhin)

İmanla ölen günahkâr, cezasını çektikten sonra Cennete gider. Ancak, bir kimse, (Cennete gitmek için amel şart değildir) diyerek ibadet etmezse, işlediği günahlar kalbini karartır ve imanı gidebilir. İman, muma benzer, ibadetler mum etrafındaki fener gibidir. Mum ile birlikte fener de, İslamiyet’tir. Fenersiz mum çabuk söner. İmansız İslam olmaz, İslam olmayınca, iman da yoktur. (K.Saadet)

Allahü teâlânın rızasının ve gazabının hangi işte, hangi sözde olduğunu bilmeyiz. Bu bakımdan hiç bir sözü, hiç bir iyiliği ve kötülüğü küçük görmemelidir. Cenab-ı Hak, rızasını iyilikler içinde, gazabını da günahlar içinde saklamıştır. Önem verilmeyen bir günah, Allahü teâlânın gazabına sebep olabilir. Onun için sözümüze dikkat etmeliyiz. Atalarımız, (Söz var iş bitirir, söz var baş yitirir) demişlerdir.

İbadet yapmamak, günahlardan kaçmamak insanın kalbini karartır, zamanla küfre sokar, kâfir olur. Günahların hepsi Allahü teâlânın emrini yapmamak olduğundan büyüktür.
İslam âlimleri buyuruyor ki:
Nefsin gıdası haramlardır. Nefsi emmare ise kâfirdir ve ahmaktır. Her isteği kendi aleyhine, zararınadır. Bu yüzden onun isteklerini yapıp, gıdasını vermemeli, yani haram, günah işlememelidir. Nefs ve şeytan hakimiyeti ele geçirirse, insan istemese bile, kendini günahlardan alıkoyamaz, bile bile işler. Aynı freni patlayan veya direksiyonu boşa dönen arabaya şoförün hakim olamadığı gibi. Nerede duracağı, nereye çarpacağı belli değil.
İbni Münkedir hazretleri ölüm döşeğinde ağlıyordu. Sebebini sordular. "Kasden büyük bir günah işlemedim. Önemsiz saydığım küçük bir günah, Allahü teâlânın gazabına sebep olduysa diye korktuğum için ağlıyorum" dedi.

İşte böyle korkular müslümanın kurtuluşuna sebeptir. Çünkü hadis-i şerifte, (Allahü teâlâ, kıyamette buyurur ki: "Dünyada iken bir gün beni hatırlayıp ananı, benden bir kerecik korkanı, Cehennemden çıkarın") buyuruldu. (Tirmizi)

Günah işleyince de ümitsizliğe kapılmamalı, hemen tevbe etmelidir. Mümin hem Allahü teâlânın rahmetinden ümidini kesmemeli, hem de Ondan çok korkmalıdır. Hadis-i şerifte (Müminin kalbinde korku ile ümit varsa, Allahü teâlâ onu umduğuna kavuşturur, korktuğundan da emin eder) buyuruldu. (İbni Mace, Tirmizi)

Yani bir mümin, Allahü teâlânın azabından korkar, rahmetinden de ümidini kesmez, haramlardan kaçıp ibadetlerini yapmaya çalışırsa Cennete gider.
Bir insan ne kadar büyük günah işlerse işlesin, Allahü teâlânın rahmetinden ümidini kesmemelidir. Hatta azılı bir kâfir bile tevbe edip "La ilahe illallah Muhammedün Resulullah" dese, bütün günahları affolur, tertemiz bir insan olur. Yani dünyada iken Allahü teâlânın affetmediği günah yoktur. Tevbe edince şirki yani kâfirliği de affeder. Ancak, öldükten sonra artık kâfirlere af yoktur.

Hadis-i kudside buyuruldu ki:
(Kulum, göklere ulaşacak günah işlese; fakat rahmetimden ümidini kesmeyip, benden mağfiret dilerse, affederim.) [Tirmizi]

Kur’an-ı kerimde de mealen buyuruldu ki:
(Ey günahı çok olan kullarım, Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin! Allah bütün günahları affeder. O sonsuz mağfiret ve nihayetsiz merhamet sahibidir.) [Zümer 53]

Hem Allahü teâlânın azabından emin olmamalı, hem de Onun rahmetinden ümit kesmemeli!

Sual: Kitaplarda, (Bir harama, hatta bir mekruha önem vermeyip işlemek veya bir sünneti önem vermeyip, terk etmek küfür olur) deniyor. Biz gıybet ediyoruz, falanca senin hakkında böyle söyledi diye laf taşıyoruz. Harama bakıyoruz, çalgı dinliyoruz. Yalan söylüyoruz. Açık geziyoruz. Sünnet-i gayri müekkede diye, ikindinin ve yatsının sünnetini kılmadığımız zamanlar oluyor. Hatta, diğer sünnetleri de, kılmadığımız zamanlar oluyor. Cemaat sünnetini, terk ettiğimiz oluyor. Cuma günü gusletmeyerek, sünneti terk etmiş oluyoruz. Bunları bilerek yapıyoruz. Bunlar günaha, mekruha veya sünnete önem vermemek mi oluyor? Küfre giriyor muyuz?
CEVAP
Günaha önem vermemek, zerre kadar da olsa, üzülmemek demektir. Bu çok ince bir meseledir. Haram olduğunu bilip, nefse uyarak, haram işlemek küfür olmaz. Tembellikle veya başka bir özürle, bir sünneti terk etmek küfür olmaz.

Bir kimse, işlediği haramın, haram; mekruhun mekruh olduğunu biliyorsa, yapılmaması gerektiğine inanıyorsa, yapmasam iyi olur diyorsa, yani yaptığına üzülüyorsa, nefsine, kötü arkadaşa uyarak yapıyorsa, harama veya mekruha önem vermemiş sayılmaz, yani ona kâfir denmez.

Günahı, gayet tabii olarak görüyor, işlerken zerre kadar üzülmüyorsa, (Günah işliyorum ama; kalbim temiz, sen kalbe bak, günahın bana zararı olmaz) diyorsa, yani günah işlemek doğal geliyor ve işlediği için hiç üzülmüyorsa, o zaman günaha önem vermemiş olur, küfre girer. Açık gezen bir kadın, kapanmanın Allah’ın emri olduğunu biliyor, inanıyor ve beğeniyorsa, fakat; çevrenin baskısı, ayıplanma korkusu, rızk meselesi gibi herhangi bir sebeple kapanamıyorsa, buna kâfir denmez. Kapanmayı Allah’ın emri kabul etmiyorsa veya kabul edip beğenmiyorsa, açık gezdiği için hiç üzülmüyorsa, küfür olur.

Sual: Bir arkadaş, kısa kollu ve takkesiz namaza dururken, dur, takke vereyim, şu gömleği de giy dedim. Lüzumu yok diyerek reddetti. Sünnete veya mekruha önem vermemenin dindeki yeri nedir?
CEVAP
Belki takkenin sünnet olduğunu, kolu açık namaz kılmanın mekruh olduğunu bilmiyordur. Namaz kılan kimse, bilerek böyle yapmaz; çünkü Sünnete ve mekruha önem vermemek küfür olur. Halbuki haramı haram bilerek işlemek küfür olmaz, ama harama önem vermemek, mekruha önem vermemek küfür olur.

Günah ve iman
Sual: Zina eden küfre düşeceği için, tecdid-i iman ve tecdid-i nikâh yapması gerekir mi?
CEVAP
Zinanın günah olduğunu bildiği halde nefsine uyarak, zina etmek küfür olmadığı için, tecdid-i iman ve tecdid-i nikâh gerekmez. İmanı gitmiş olsaydı, nikâhını da tazelemek gerekirdi. Haramların hepsi böyledir. Mesela içki içen, günah olduğunu bilerek, mesela, şu zıkkımı içmesek iyi olur diyerek içiyorsa küfür olmaz. Günah olduğuna önem vermeden, üzülmeden içki içmek küfür olur. Namaz kılmamak da böyledir. Tembellikle değil de, namaza önem vermediği için, vazife kabul etmediği için kılmıyorsa küfür olur. (Biz de kılsak iyi olur) diyorsa, küfür olmaz. Tesettür de böyledir, şu veya bu sebeple yapamıyorsa; ama (Yapmak lazım), yapanlara (Ne iyi!) diyorsa küfür olmaz.

Büyük günah işleyen bağışlanır mı

HELÂL DAİRESİ GENİŞTİR

Günah, Allah’ın yapmamızı yasakladığı davranıştır. Haram dairesi, helâl dairesine nazaran dardır. Bizim nazarımız, haramların özünü kavramaya ve onlardan sakınmaya dönük olmalıdır.
Haramların ve günahların sayısı bir hayli fazla olsa da, şunları unutmamalıyız:
1- Helâl dairesi haram dairesinden daha geniştir.
2- Her haramın, helâl dairesinde telâfi şekli muhakkak vardır. Harama girmeye lüzum yoktur.
3- Günahlardan dönüş mümkündür.
4- Dönüşü mümkün olan günahları ilelebet boynumuzda bir leke gibi görmektense, pişmanlık ile, Allah’a sığınmakla, tövbe ve istiğfar ile arınmamız bize inşallah Allah’ın rızası kapılarını açacaktır.
5- Attığımız adımın günah olduğunu fark ettiğimiz an, adımımızı geri çekmek, günahta sınırı aşmaktan kaçınmak ve tövbe etmek suretiyle sevaptaki derecelerimizi yükseltmemiz her zaman mümkündür.

BU ZAMANDA KURTULUŞ YOLU

Üstad Bedîüzzaman Hazretlerine göre, esas olan imandır, takvadır, ibadettir. Böyle fesat ve günahlar asrında kalpteki Allah korkusu günahlara karşı en büyük bir silâh ve siper hükmündedir. Bu zamanda farzları işleyen, büyük günahları işlemeyen kurtulur. Böyle büyük günahlar içinde, salih amelin ihlâsla muvaffakiyeti pek zordur. Diğer yandan, az bir salih amel, böyle ağır şartlar altında, çok hükmündedir. Hem zaten Allah korkusu ile günahlardan uzak durmakta bir nevî salih amel vardır.
Çünkü bir günahı terk etmek vaciptir. Bir vacibi işlemek, çok sünnetlere bedeldir. Özellikle böyle günahların sel gibi üzerimize hücum ettiği bir asırda, yalnızca günahlardan korunmak suretiyle, yani az bir irade gösterip yüzlerce günahı terk etmek suretiyle, yüzlerce vacip işlenmiş olmaktadır.
Madem, şimdiki sosyal hayatta her dakikada yüzlerce günahla karşı karşıya kalıyoruz. Elbette Allah korkusunu ve günahlardan sakınmak duygusunu kalbimizde taşıdığımız her an, yüzlerce sâlih amelin de kapısını çalmış olacağız.1

TÖVBE GÜNAHA KARŞI SİPERDİR
Günahlara karşı en büyük siper tövbe ve istiğfar etmek ve günahlardan vazgeçmektir. Allah’a şirk koşmak hariç olmak üzere, büyük günahları işlemek imansızlıktan gelmediğinden; günah olduğunu inkâr etmedikçe büyük günah işleyen kişi, iman dairesinden çıkmaz.2
Fakat Üstad Saîd Nursî Hazretlerine göre, her günah içinde küfre gidecek bir yol vardır. Eğer işlenen bir günah istiğfar ile çabuk imha edilmezse, kurt değil, küçük bir manevî yılan olarak kalbi ısırır. Çünkü günah kalbe işlemeye başladığı ve tövbe ile imha edilmediği zaman kalbi karartır ve günahları korkusuzca işlemeye devam etmek kalbin katılaşmasına ve iman nurunun çıkmasına sebep olur.3
Oysa tövbe ile günahlardan kurtulmaya bizi çağıran Allah’ın kitabıdır: Kur’ân, Allah’a sığınıldığı, itiraf edildiği ve pişman olunduğu sürece Allah’ın bütün günahları affedeceğini şöyle müjdeler: “De ki: Ey günahta aşırı giderek nefislerine zulmetmiş olan kullarım. Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz O çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.”4

BÜYÜK GÜNAH İŞLEYEN TÖVBE EDERSE BAĞIŞLANIR
Büyük günahlardan, kul hakkı ile Allah hakkını bünyesinde barındırma özelliğine sahip yedi tanesini Bedîüzzaman Hazretleri şöyle sıralar: “1- Katl (adam öldürmek), 2- Zinâ, 3- Şarap, 4- Ukûk-u vâlideyn (anne baba hakkını gözetmemek, akrabalık bağlarını koparmak), 5- Kumar, 6- Yalancı şahitlik, 7- Dîne zarar verecek bid’alara taraftar olmak.5
Günah hususunda muhakkak bilmemiz ve kulağımızda her zaman küpe olması gereken husus, Allah’ın yasakladığı şeylere yaklaşmamak, küçük veya büyük günahlara karşı Allah’a sığınmak, Kur’ân’da bildirilen günahı günah olarak kabullenmek ve günahta ısrar etmemektir.
Nitekim Peygamber Efendimiz (asm): “Tövbe ve istiğfar edildiğinde büyük günah ‘büyük’ değil, ısrarla işlenmeye devam edildiğinde ise, küçük günah ‘küçük’ değildir.”6 buyurmuştur.


Bilmeden işlenen günahlardan sorumlu olur muyuz? Yani bir günahı bilerek işleyen biri ile günah olduğunu bilmeden işleyen biri arasında fark var mıdır?

Halk arasında "Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?" diye bir söz var. Bu durumda bir günahı bilerek işleyen biri ile günah olduğunu bilmeden işleyen biri arasında fark var mıdır? Bilmeden işleyen daha az mı ceza alır; sorumluluğu azalır mı?

Sorunuzda, "Halk arasında bir söz vardır." diye belirttiğiniz "Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?" ifadesinin aslı bir ayete dayanmaktadır:

"... De ki: Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak aklı selim sahipleri öğüt alır." (Zümer, 39/9).

İnsanların, işlediği hayırlı amelleri tahkiki bir bilgi ile yapmaları hâlinde alacakları sevap, taklidi olarak yapılan bir amelden daha fazladır. Aynı şekilde bilerek işlenen bir günahın cezası ile günah olduğunu bilmeden işlenen günahın cezası da bir değildir.

Bununla beraber, kişi öğrenmesi gereken bir bilgiyi, ihmalinden dolayı öğrenmemiş ve bundan dolayı günaha girmiş ise, sorumluluğu pek azalmayacaktır..

-------------------
Dipnotlar:

1- Kastamonu Lâhikası, s. 110.
2- Lem’alar, s. 80.
3 -Lem’alar, s. 15.
4- Zümer Sûresi, 39/53.
5- Barla Lâhikası, s. 178.
6- a.g.e., 3/3416.

---------------
Kaynaklar :
Sorularla İslamiyet
Zübeyr TEKKEŞİN
fetvameclisi com
Dinimiz İslam Sorular ve Fetvalar
ehlisunnetbuyukleri com
fikih info

----------------
Etiketler : Dinimizde Günah,Günah İşlemek ile ilgili, Meseleler,Günah, Günah İşlemek, bilerek Günah İşlemek,bilmeden Günah İşlemek,tövbe,günahindan pişman olmak,büyük günah,haram,

Yer Imleri:

Boardumuzda Neler Var

rasittunca.com - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi