Giriş yapmadınız.

Sayın ziyaretçi, Raşit Tunca Board sitesine hoş geldiniz. Eğer buraya ilk ziyaretiniz ise lütfen yardım bölümünü okuyunuz. Böylece bu sitenin nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Eğer sitenin tüm olanaklarından faydalanmak istiyorsanız, kayıt yaptırmayı düşünmelisiniz. Bunun için kayıt formunu kullanabilir ya da bu bağlantıya giderek kayıt işlemi hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz. Eğer önceden kayıt yaptırdıysanız buradan giriş yapabilirsiniz.

Karoglan

Kurucu-Admin

  • "Karoglan" bir erkek
  • Konuyu başlatan "Karoglan"

Mesajlar: 6,889

Hakkımda:


KAROGLAN

Konum: Avusturya

Meslek: EBT -EiT

  • Özel mesaj gönder

1

Monday, February 26th 2018, 1:10pm

Muayyen günlerinde (hayızlı) halde bulunan veya lohusa kadınla cinsel ilişki günah mıdır?



Muayyen günlerinde (hayızlı) halde bulunan veya lohusa kadınla cinsel ilişki günah mıdır?

Muayyen (hayızlı) halde bulunan bir kadınla beraber olmanın bazı sınırları var. Bilindiği gibi, bir koca hanımıyla normal vakitte beraber olabilir. Bunun da İslamın izin verdiği kadının üreme organından olması gerekir. Fakat kadın muayyen halde iken, kocası ile istediği rahatlıkta sevişemez. Çünkü, üreme organından sevişmesi ve cinsel muamelede bulunması caiz değildir.
Bununla beraber; bir erkek, kendi hanımı muayyen halde olsa bile öpebilir ve okşayabilir. Özellikle erkek, kadının belden yukarısı için istediği şekilde muamelede bulunmasında dinen hiçbir sakınca bulunmamaktadır.
Adet halinde sevişmek, Peygamber Efendimizin (s.a.v) sünnetlerindendir. Arzulanmaya ve şehvetsiz de olsa sevilmeye muhtaç olan kadın, her ay belirli bir süre adetli günlerinde ilgisiz kalmaktan ve sevimsiz olduğu şeklindeki üzücü şartlanmalardan ötürü rahatsız olabilir. Onun için bu günlerinde kadınları ilgisiz bırakmak doğru değildir.
Hz. Aişe (r.a.) şöyle anlatıyor:
" Eşleri olan bizlerden biri adet gördüğü zaman Allah'ın Resulü (göbekle dizler arasına örten) genişçe bir örtü örtünmesini emreder, sonra da onun göğüslerine yönelirdi." (Nesai, 1/189.)​
Erkek, adetli karısının dizkapağı-göbek arasına dokunmadıktan sonra, onunla her türlü cinsel oynaşma yapabilir. Karısının eliyle, ya da vücudunun başka yerleriyle tatmin olabilir ve diz kapağı - göbek arasından da örtü varken yararlanabilir. Bunda hiç bir sakınca olmadığı gibi, hem kendini boşaltıp haramdan koruduğu, hem de âdetli iken bir bakıma hasta olan ve yalnızlık hissedebilmesi muhtemel bulunan eşiyle ilgilendigi için, bu sevap ve yapılması gereken bir davranıştır. Efendimizin, bütün hanımlarına, onlar hayızlı iken bu şekilde yaklaştığı rivayet edilmiştir.
Hatta bazılarına göre âdetli hanımıyla cima dışında herşeyi yapabilir. Imâm Muhammed bu görüşdedir. İmam Muhammed, "Kan gelen yerden sakınılması şartı ile her taraftan faydalanılması helaldir." demiştir. İmamı-ı Şafi'de bu görüştedir. Bu durumda kan gelen yerin örtülü olması, açık olmaması lazım. Bunu yapan kimselerin de kendilerinden emin olması gerekir.

Adetli iken cinsel ilişkide bulunmak caiz değildir. Kur'an'da bu husus haram kılınmıştır. Lakin cinsel ilişki dışında erkek kadından, kadın da erkekten yararlanabilir. Bu ise caizdir. Cinsel ilişki dışında, kendileri (karı/koca) nasıl bir yol ve pozisyon izlerler, o şekilde kendi kendilerini tatmin ederler, bu helaldir.

Eğer, kadın ya da erkek her iki taraf da isteyerek, kadın adetli olduğu cinsel ilişkide bulunacak olurlarsa,

Eğer bu cinsel ilişki kanamanın ilk günlerinde ise, 1 Dinar altın. Eğer cinsel ilişki kanamanın son günlerinde ise, 0,5 Dinar altın fakirlere sadaka verirler ve her ikisi de, affedilmeleri bağlamında Rabb'lerine dua ederler.

1 Dinar altın, yaklaşık olarak, 4.5 gram altın demektir. (Para cinsinden: 675 TL)

0.5 gram altın ise, yaklaşık olarak 2.25 gram altın demektir. (Para cinsinden: 337 TL civarında)

NOT:

Eğer cinsel ilişkiyi iki taraf da kendi rızaları ile işlemişse, kadın ve erkek ayrı ayrı bu cezaları öderler ve tövbe ederler.

Yok eğer, kadın istemeyip de erkek istemiş ve az da zor kullanarak bu fiili işlemişse, bu sefer cezayı sadece erkek öder ve arkasından Rabb'in'den af ve mağfiret diler.

---------------

Muayyen (hayızlı) halde bulunan bir kadınla beraber olmanın bazı sınırları var. Bilindiği gibi, bir koca hanımıyla normal vakitte beraber olabilir. Bunun da İslamın izin verdiği kadının üreme organından olması gerekir. Fakat kadın muayyen halde iken, kocası ile istediği rahatlıkta sevişemez. Çünkü, üreme organından sevişmesi ve cinsel muamelede bulunması caiz değildir.

Bununla beraber; bir erkek, kendi hanımı muayyen halde olsa bile öpebilir ve okşayabilir. Özellikle erkek, kadının belden yukarısı için istediği şekilde muamelede bulunmasında dinen hiçbir sakınca bulunmamaktadır.

Adet halinde sevişmek, Peygamber Efendimizin (s.a.v) sünnetlerindendir. Arzulanmaya ve şehvetsiz de olsa sevilmeye muhtaç olan kadın, her ay belirli bir süre adetli günlerinde ilgisiz kalmaktan ve sevimsiz olduğu şeklindeki üzücü şartlanmalardan ötürü rahatsız olabilir. Onun için bu günlerinde kadınları ilgisiz bırakmak doğru değildir.

Hz. Aişe (r.a.) şöyle anlatıyor:

" Eşleri olan bizlerden biri adet gördüğü zaman Allah'ın Resulü (göbekle dizler arasına örten) genişçe bir örtü örtünmesini emreder, sonra da onun göğüslerine yönelirdi." (Nesai, 1/189.)

Erkek, adetli karısının dizkapağı-göbek arasına dokunmadıktan sonra, onunla her türlü cinsel oynaşma yapabilir. Karısının eliyle, ya da vücudunun başka yerleriyle tatmin olabilir ve diz kapağı - göbek arasından da örtü varken yararlanabilir. Bunda hiç bir sakınca olmadığı gibi, hem kendini boşaltıp haramdan koruduğu, hem de âdetli iken bir bakıma hasta olan ve yalnızlık hissedebilmesi muhtemel bulunan eşiyle ilgilendigi için, bu sevap ve yapılması gereken bir davranıştır. Efendimizin, bütün hanımlarına, onlar hayızlı iken bu şekilde yaklaştığı rivayet edilmiştir.

Hatta bazılarına göre âdetli hanımıyla cima dışında herşeyi yapabilir. Imâm Muhammed bu görüşdedir. İmam Muhammed, "Kan gelen yerden sakınılması şartı ile her taraftan faydalanılması helaldir." demiştir. İmamı-ı Şafi'de bu görüştedir. Bu durumda kan gelen yerin örtülü olması, açık olmaması lazım. Bunu yapan kimselerin de kendilerinden emin olması gerekir. (bk. İslam Fıkhı Ansiklopedisi; Büyük Kadın İlmihali, Rauf Pehlivan, Gonca Yayınevi, 1993)

Kadın, hayız döneminde orgazm olması halinde gusül abdesti alması şart değildir. Adet dönemi bittikten sonra gusül abdesti alabilir.

------------------

Âdetli (hayız iken) veya lohusa kadınla cinsel ilişkinin kefareti var mıdır, varsa ne kadardır?

Önce bunun sağlık açısından, sakıncalı, tıbben mahzurlu, tiksinti ve her iki taraf için de eziyet verici bir iş olduğunu söylemeliyiz.

"Sana hayızlı ile cinsel ilişkiyi soruyorlar. De ki, bu (her iki tarafâ da) eziyet verici bir şeydîr. Onlar âdetli iken onlardan ayrılın ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Iyice temizlendiklerinde Allah'ın size emrettiği yerden onlara gidin. Allah çok tövbe edenleri ve tertemiz'olanları sever." (Bakara, 2/222)

Görüldüğü gibi âdetli eşi ile cinsel ilişkiyi Allah yasaklamıştır ve bu yasağın haram kılma anlamına geldiği söylenmiştir. Her şeye rağmen şeytana uyar ve bu çirkin haramı işlerse, ikisi de isteyerek yapmışsa ikisi de günah işlemiş olur. Ikisinin de pişmanlık duyup tövbe etmesi ve istigfar etmesi gerekir.

Hz. Ebû Bekir Efendimize (ra) birisi bunu sormuş ve: "Istigfar et (bağışlanma dile) ve bir daha da yapma." cevabını almıştır. Biri istemeden diğeri onu zorlayarak yapmışlarsa, sadece zorlayan günahkâr olur. Işin fetvâ açısından hükmü budur. Ancak bir veya yarım dinar (bir dînar, yaklaşık 4.5 gr. altın demektir) sadaka vermesi müstehap (hoş ve daha temizleyici) bir davranış olur.

Allah Resulu (asm) buyuruyor:

"Karısıyla hayız halinde, adetin ilk günlerinde ilişkide bulunursa bir dinar, son günlerinde bulunursa yarım dinar sadaka verir." (Nesai, Taharet 182)

Fıkıh kitaplarında şöyle geçmektedir:

"Eğer kan kırmızı veya siyah ise bir dinar, sarı ise yarım dinar sadaka vermesi müstehap olur." (Mavsili, el-Ihtiyâr I/28; El-Muhit - Serahsi)

---------------------

Kadınların Özel hallerinde yapmaları haram olan ibadetler nelerdir?

Cevap: a) Namaz kılmak:
Âdetlinin ve loğusanın namaz kılmaları ve secde yapmaları haramdır.

Namaz ister farz, ister vacip, ister sünnet, ister nafile ve isterse geçmiş bir namazın kazası olsun. Secde de ister Kur’ân-ı Kerîm’deki secde âyetlerinin okunması ve dinlenmesiyle yapılacak olan tilâvet (okuma) secdesi olsun, isterse şükür secdesi olsun. Dolayısıyla âdetlinin ve loğusanın, her nasılsa, okudukları ya da duydukları secde ayetinden ötürü secde yapmaları gerekmez. Çünkü kendilerinde bunun için gerekli olan ehliyet yoktur.

Her vaktin, bir başlangıç tekbiri sığacak son anına itibar edilir. İmam Âzam’a göre başlangıç tekbiri (tahrîme) sadece “Allah”demekle olabilir. Dolayısı ile son andan maksat, “Allah”diyebilecek kadar bir zamandır.

Yani herhangi bir vakitten bu kadar bir süre kaldığında kadın kan görse o vaktin namazı kendisinden düşer. Yine o kadar bir süre kaldığında kan kesilse, o vaktin namazını kaza etmesi gerekir.
Namaz; kadın ister ilk âdet gören, isterse düzgün âdetli olsun, kanın ilk görüldüğü andan itibaren terk edilir. On günü geçmedikçe, âdet günlerinin sayısını aşan kan ile de namaz terk edilir. Yine âdet zamanı gelmeden fakat en az on beş gün temiz kaldıktan sonra gelen kan ile de namazı bırakır. Sonra bunların âdet kanı olmadığı anlaşılırsa bıraktığı namazları kaza eder.Bunun bir istisnası vardır o da; kalan temizlik günleri, âdet günlerine eklendiği takdirde on günü aşacak bir zamanda kan görmesi durumudur. Meselâ, âdet günleri yedi, temizlik günleri yirmi gün olarak yerleşen bir kadın, on beş gün temiz kaldıktan sonra kan görse yirmi güne kadar namazını kılması istenir. Çünkü büyük ihtimalle bu kadın âdet günleri olan yedi günde de kan görecek ve o takdirde kan gördüğü günlerin sayısı on iki gün olmuş olacaktır. Demek ki ilk beş günde gelen kan âdet kanı değildir.

b) Oruç tutmak:

Âdetlinin ve loğusanın her türlü orucu tutmaları haramdır. Ancak bu durumda tutmadıkları oruçlarını sonradan kaza ederler. Hatta oruçlu iken akşam olmadan az önce kan gelse o günün orucu bozulur ve onun da kazası gerekir.

Bu oruç eğer farz ise, âdetle geçen farz oruçların kaza edilmeleri gerekli olduğu için, nafile ise, nafileye başlamak onu bitirmeyi gerektirdiği için kaza edilir. Adetli olan kadının Ramazan orucunu daha sonra kaza etmesi şu hadisler gereğince onun üzerine farz olur:

Bir gün Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) kadınlara yaptığı bir konuşmasında onlara hitaben şöyle dedi: “Siz hayız olduğunuzda oruç tutmaz ve namaz kılmazsınız değil mi?” Onlarda: “Evet” dediler.” (Buhari, Hayz 6).

Bir başka hadis de şöyledir: Hz. Âişe (radıyallahu anhâ)’nın anlattığına göre, bir kadın kendisine:“Temizlendiğimiz zaman kıldığımız mutad namaz bize yeter mi (hayızlı iken kılamadıklarımızın kazası gerekir mi?)” diye sormuş, o da şu cevabı vermiştir: “Sen Harûriyyeli (Hâricî) misin? Biz Resûlullah ile (aleyhissalâtu vesselâm) beraberken ay hali gördüğümüzde, bize tutamadığımız oruçları kaza etmemizi emrederdi, fakat namazların kazasını söylemezdi.” (Müslim, Hayz 69). Ebu Davud’un aynı rivayetinde yine Hz. Aişe’den şöyle bir ziyade de bulunmaktadır: “Biz orucu kaza etmekle namazı ise kaza etmemekle emrolunduk.” (Ebu Davud, Tahare 104).

Alimlerimiz, yukarıda zikredilen ve Hz. Aişe’den gelen rivayetlere binaen bayanların özel hallerinde oruç tutamayacaklarını, tutanların adet olduklarında bozmaları gerektiğini söylemişlerdir. Aslında kadınların hayız günlerinde oruç tutmayıp sonradan kaza etmeleri gerektiği, Kur’an’ın açıklayıcısı olan hadislerde açıkça belirtilmiştir. Bazı kişiler, sadece Kur’an’la hüküm verdiklerini zannetmeleri, Kur’an’ın tebliğcisi ve açıklayıcısı olan Allah Resulü’nü görmemeleri veya görmek istememeleri sebebiyle bu tür hiçbir mesnedi olmayan meseleleri biraz da meşhur olma niyetiyle gündeme getiriyorlar. Halbuki ne Aişe validemiz ne de diğer annelerimiz (Müslim, Hayz 68) ve o günkü kadınlar, özel günlerinde Ramazan ayında oruç tutmamışlardır. Hasılı, adetli kadınların Ramazan’da oruç tutmamaları ve sonradan kaza etmeleri gerektiği, dinimizin iki kaynağından biri olan Allah Resulü’nün hadislerinde açıklanmaktadır.

Diğer taraftan kadınların bu günlerdeki namaz kılmalarıya ilgili hüküm böyle değildir. Kadın bu günlerdeki namazlarından sorumlu olmadığı için, az önce de söylediğimiz üzere, son anında kan gördüğü vaktin namazı üzerinden düştüğü gibi, başladığı farz namaz esnasında kan gelse o namaz da üzerinden düşer. Ancak başladığı ve o esnada kan gördüğü namaz nafile ise, kan gelmekle bozulur ama sonradan kaza edilmesi gerekir. Çünkü yukarıda da ifade edildiği üzere, nafileye başlamak onu bitirmeyi gerekli kılar.

Yine, adamak (nezirde bulunmak) suretiyle kendisine namaz ya da oruç vacip kılıp bunları yerine getirme vaktinde âdet görse, ya da loğusa olsa başka günde adağını yerine getirmesi gerekir. Ancak âdet gördüğüm gün oruç tutmak, ya da namaz kılmak Allah için üzerime borç olsun, demenin hiçbir anlamı yoktur. Böyle demekle namazı ya da orucu kendisine borç etmiş olmaz.

c) Kur’ân-ı Kerim okumak:

Âdetlinin ve Loğusanın, Kur’ân-ı Kerim’den, bir ayetten az da olsa, okumaları haramdır. Çünkü Hz. Peygamberimiz: “âdetli kadın da cünüb de Kur’ân’dan bir şey okumasın”buyurmuşlardır. (Tirmizî, Taharet 98, 111; Nesâî, Taharet 170; İbni Mâce, Taharet 105)

Bu, Kur’ân-ı Kerim’i, Kur’ân olarak okuma halindeki hükümdür. Kur’an’dan olan sözlerle dua, ya da zikir kastetmesi halinde, okuyacağı şeyler uzunca bir ayet kadar varsa hüküm yine aynıdır. Ama “bismillah”, “elhamdülillah”gibi kısa ifadelerse bu caizdir. Buna göre “bismillahir-Rahmânir-Rahîm”ve “elhamdülillâhi Rabbilalemin”gibi şözleri söylemenin caiz olmaması gerekir, ancak dua, bereket ve hayır kastıyla söylemenin bir sakıncası olmadığı çoklarınca söylenmiştir. Hatta sırf dua kastıyla okuması halinde meselâ “Fâtiha”nin tamamını bile okumasında sakınca yoktur, diyenler de vardır. Ancak dua anlamına gelmeyen ayetleri dua kastıyla okumak, maksadı dua etmek de olsa caiz değildir.

Âdetli ya da Loğusa ve hattâ cünüp olan birisi Kurân öğreticisi ise her iki kelimeden birini atlamak suretiyle kesik kesik okur ve öğretir. Bazılarına göre âyetin yarısını öğretir keser ve diğer âyetin yarısını öğretir ve böylece devam eder. Bu durumdaki bir kadının Kur’ân-ı Kerîm’i, kelime aralarını ayırmak suretiyle, harf harf ya da kelime kelime heceleyerek okumasında sakınca yoktur, bu mekruh değildir.

Âdetlinin ve Loğusanın Tevrat’ı, İncil’i ve Zebur’u okuması da mekruhtur. Çünkü bunlar da aslında Allah’ın sözü idiler. İnsanlar bunları sonradan bozdu, ancak içlerinde asıllarından bazı parçaların bulunması muhtemeldir. Bundan; hem hükmü hem de okunuşu neshedilen (kaldırılan) Kur’ân ayetlerini okumanın da en azından mekruh olduğu anlaşılır.
Sadece ağzı yıkamak Kur’ân okumayı helâl kılmaz. Nitekim sadece elleri yıkamak da dokunmayı helal kılmaz.

d) Kur’ân’a dokunmak: Tam bir ayetin yazılı olduğu şeye âdetlinin ve Loğusanın dokunması da haramdır. Dolayısıyla bir ayetten kısa bir Kur’ân parçasına dokunması mekruh (nahoş) değildir. Ancak bir ayetten az da olsa dokunamaz, diyenler de vardır. Bu Kur’ân parçasının; meselâ bir parada ya da bir tabloda olması halinde de durum aynıdır.

Abdest organları dışındaki bir organla dokunması halinde de en sağlam görüşe göre, yine haram işlemiş olur.
Tefsir, Hadîs ve Fıkıh gibi şeriat kitaplarına dokunması da haramdır. Çünkü bunlarda Kur’ân âyetleri bulunmaması mümkün değildir.

Bu ifade açıklamalı nahiv (Arapça gramer) kitaplarına da dokunamayacağını anlatır. Ancak İmam Azam’a göre hem nahiv kitaplarına hem de Hadîs ve Fıkıh kitaplarına dokunmak, bu ilimleri öğrenmekte olanlar için haram değildir. Talebesi olan diğer iki İmam ise aksi görüştedirler. Ne var ki, bu durumda bu kitapları tutmak isteyenler de ta’zim ve hürmet göstermek zorundadırlar ve bunu elbiselerinin yenleriyle tutarak değil, her abdestleri kaçtığında yeniden abdest alarak yapmalıdırlar.

Dokunma konusunda Kur’ân’ın yazılı kısmı ile yapraklarının boş bulunan beyaz kısmı ve Mushafa bitişik olan cildi eşittir. Bu hüküm sadece Kur’ân-ı Kerim’e aittir. Tabloda, parada, duvarda, tefsir ve hadis kitaplarında ise dokunmanın haram olduğu yer sadece Kur’ân ayetinin yazılı olduğu yerdir, bunun dışındaki yerlerine dokunması haram değildir.

Kur’ân-ı Kerim’e, ondan ayrı bir şeyle, meselâ ona bitiştirilmemiş bir ciltle ya da elbisenin yeniyle dokunması caizdir. Ancak elbisenin yeniyle dokunmasının mekruh (nahoş) olduğunu söyleyenler de vardır. Çünkü Kur’ân’a bitişik cilt ondan sayıldığı gibi, insanın üzerindeki elbisesi de kendisinden sayılır, demişlerdir.

Zikir ve dua mecmualarını tutmak caiz ise de hoş değildir, tutmamak daha iyidir.

Âdetli ve Loğusa olan kadın Kur’ân-ı Kerîm’i ve içinde Kur’ân âyetleri bulunan yazı parçalarını, okumadan yazacak olsa dahi yazamaz. Ancak okumadan yazabileceğini söyleyenler de vardır. Çünkü kalem Kur’ân’dan ayrı bir araçtır, nasıl Kur’ân-ı Kerîm, kendisinden ayrı bir şeyle tutulabiliyorsa, bu durumdaki kalemle de yazılabilir, demişlerdir ki, bunun kıyasa daha uygun olduğu söylenmiştir. Yeter ki, eliyle dokunmuş olmasın. Sadece ellerin yıkanması dokunmayı helal kılmaz.

Kur’ân-ı Kerim’in yabancı dillerle yapılmış tercümelerine el sürmek de mekruhtur.

Küçük çocuklara, abdestleri olmasa bile, Kur’ân-ı Kerîm’i vermekte bir sakınca yoktur. Ancak mümeyyiz olanlarına, Kur’ân-ı Kerim’e ta’zimi, yani saygıyı öğretmek için abdest aldırmak güzel bir davranıştır.

e) Kâbe’yi tavaf etmek:

Âdetlinin ve loğusa kadının Kâbe’yi tavaf etmeleri de haramdır. Bu durumda iken tavaf yapmışsa tavafı geçerlidir (sahihtir), ancak bir hatâ ve bir günah işlemiştir, bu yüzden büyük başlardan bir ceza kurbanı kesmesi gerekir. Tavafın, mescidin içinde yapılmasıyla dışında yapılması arasında fark yoktur.

f) Mescide girmek:

Bu durumdaki kadının, beklemeksizin geçmek şeklinde de olsa mescide girmesi haramdır. Mescidlerin üzeri de mescid hükmündedir. Ancak yırtıcı bir hayvandan, hırsızdan, soğuktan, susuzluktan.. Korkmak gibi bir zorunluluk (zaruret) bulunması durumu müstesnadır. Böyle durumlarda da mümkünse teyemmüm yaparak girmesi daha güzel olur.

Bayram ve cenaze namazlarının kılındığı açık alanlardan geçmesinde bir sakınca yoktur. Çünkü bunlar mescid hükmünde değildir.
Soru: Kadınlar özel hallerinde ibadet ü taat adına neler yapabilirler?

Cevap: “Hayızlı kadınla cünüb kimsenin dua okumasında, yazılı duaya dokunmasında ve taşımasında, Allah Teâlâ’yı zikir ve tesbih etmesinde, kabirleri ziyarette bulunmasında, bayram namazgâhına girmesinde ve elini ağzını yıkadıktan sonra yiyip içmesinde bir beis yoktur. Fakat elini ağzını yıkamadan yiyip içmek cünüb kimseye mekruh olsa da hayızlıya yıkanmakla mesul olmadıkça mekruh değildir.”

“Hayızlı kadının her namaz vakti için abdest alarak namaz yerinde o namazı kılacak kadar oturması, âdetini unutmamak için tesbih ve tehlil ile meşgul olması müstehabtır.”demişlerdir. Bir rivayette: “Bu kadına evvelce kıldığı namazların en güzelinin sevabı verilir.”buyrulmuştur.”Bu ifadeler İbni Abidin’de geçmektedir.

Görüldüğü gibi, bir bayan adet veya hayızlı olduğu günlerde büsbütün Allah’la irtibatını kesmemeli ve yukarıda da ifade edildiği gibi, duayla, tesbihle, zikirle, abdestli olarak seccadesinde geçirdiği vakitle Allah’a yönelmelidir. Kadının bu şekilde davranması, özellikle evde bulunan çocuklar için çok önemlidir. Çünkü kadınların, özel hallerini bu şekilde değerlendirmeleriyle, onlara bakan çocukların zihinlerine, demek ki bazı zamanlarda ibadet yapılmayabiliyormuş şeklinde bir düşünce gelmeyecektir.

Diğer yandan adet halinde bulunan bir kadın Kur’an okuyamasa ve ona el süremese de, Kur’an’ı dinlemesinde veya ona bakmasında bir sakınca yoktur.

Soru: Hayızlı bir kadın cenaze yıkayabilir mi?
Cevap: Bilindiği gibi, kadın cenazeyi kadın, erkeği de erkek yıkar. Yıkayanın cünüp, hayızlı, nifaslı, ve gayrı müslim olması mekruhtur. (Yani hoş olmamakla beraber, bunların yıkadığı da olur.) Ama bunlardan başka yıkayabilecek kimse yoksa, bunların da yıkamalarında bir mahzur yoktur.

Soru: Hayızlı iken vücuttan tüy koparılmaz, tırnak kesilmez gibi söylentiler var. Bunun doğruluk derecesi nedir?

Cevap: Fıkıh Kitaplarının, adetli, loğusa ve cünübün yapması haram olan şeyler bölümlerine bakıldığında, vücutlarından tüy yolmaları, traş etmeleri, ya da tırnak kesmeleri gibi temizliklerin sayılmadığını görürüz. Bu da bu davranışların, bu halde iken haram olmadığını gösterir. Ancak bunun helâl olduğunu söyleyenler de yoktur. Hatta İmam Gazâlî, öbür dünya’daki dirilme bedenen olacâğından (haşr-ı cismânî) ve bu dünyada iken insandan kopan her parça; orada koptuğu yere yeniden takılacağından dolayı, bu hallerde iken tüy yolmaları mekruh olduğunu söyler. (F. Hindîyye 5/358) Bazı fetvâ kitaplarında da: “Cünüpken vücudundan tüy koparılmayacağını da bilmek gerekir.”denir. Ancak koltuk altı; kasık ve tırnak temizliğinin kırk gün geciktirilmesinin tahrimen (harama yakın) mekruh olduğunu düşünürsek diyebiliriz ki, temizlik süresi kırk günü aşmayacaksa, âdetli; lohusa ve cünübün vücudundan bir şey koparmaması gerekir. Aşacaksa “zararların hafif olanını”seçer ve bu tür temizliklerini yapabilir.
Soru: Hayızlı, nifaslı ya da cünüp iken, yeni doğmuş bebeğe bakılmaz deniyor. Bu ne derece doğrudur?

Cevap: Cünübün, âdetlinin ve loğusanın yapamayacağı şeyler fıkıh kitaplarında etraflıca anlatılmıştır. Buna göre bahsedildiği şekilde bir haram söz konusu değildir. Bu, olsa olsa maddeten ve mânen temiz olmaya karşı duyulan titizlikten ve bu konudaki hassaslıktan doğmuş bir söylenti ve bir yönüyle de güzel bir kabulleniş biçimidir. Çünkü bunda temizlikte acele etmeye teşvik vardır. Ancak insanın, bir helâle haram deme yetkisine sahip olmadığı ve Kur’ân-ı Kerim’de geleneklere göre yaşayanların kınandığı da bilinmelidir.
Soru: Âdetli İken Nikâh Kıyılır mı?

Cevap: Nikâhın sahih, ya da geçerli olmasının şartlarında böyle bir şey yoktur. Yani kadın, iddet bekliyor olması dışında hangi halde olursa olsun nikâhı sahîh ve geçerli olur. Yani âdetli iken yapılan bir nikâh da makbuldür. Ancak yörenizde böyle bir kabulleniş varsa, bu hüküm olarak yanlış olmakla beraber bir iyi niyete de işaret ediyor gibi görülebilir ki o da şudur: Evliliğe kadarki hayatlarını tertemiz geçiren karıkoca adaylarının zifaf geceleri önemlidir. Çünkü zifaf gecesi genellikle nikâhın kıyıldığı günün akşamına rastlar. O anda kadının âdetli olması, ya ömür boyu sürecek bir tiksintiye, ya yeni kurulan ailenin temellerine soğukluğun girmesine veya bu temellerin daha ilk günden bir haram ilişki üzerine kurulmasına sebep olabilir. Dolayısı ile düğün, imkân elverdiğince kadının âdetli zamanına denk getirilmemelidir. “Hayızlı iken nikâh olmaz”söylentisi de buradan çıkmış olabilir. Yani bu sözün işaret ettiği bir gerçek vardır ama söz, hüküm olarak doğru değildir. Doğru olmayınca mehrin geri verilip verilmemesiyle de ilgisi yoktur.

Soru: Âdetli karısı ile cinsel ilişkide bulunanın ne yapması gerekir?

Cevap: Önce bunun sağlık açısından, sakıncalı, tıbben mahzurlu, tiksinti ve her iki taraf için de eziyet verici bir iş olduğunu söylemeliyiz.

“Sana hayızlı ile cimayı soruyorlar. De ki, bu (her iki tarafa da) eziyet verici bir şeydir. Onlar âdetli iken onlardan ayrılın ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. İyice temizlendiklerinde Allah’ın size emrettiği yerden onlara gidin. Allah çok tevbe edenleri ve tertemiz olanları sever.”(Bakara Suresi, 2/222)Görüldüğü gibi âdetli karısı ile cinsel ilişkiyi Allah yasaklamıştır ve bu yasağın haram kılma anlamına geldiği söylenmiştir. Her şeye rağmen şeytana uyar ve bu çirkin haramı işlerse, ikisi de isteyerek yapmışsa ikisi de günah işlemiş olur. İkisinin de pişmanlık duyup tevbe ve istiğfar etmesi gerekir. Hz. Ebûbekir Efendimize birisi bunu sormuş ve: “İstiğfar et (bağışlanma dile) ve bir daha da yapma”cevabını almıştır. Biri istemeden diğeri onu zorlayarak yapmışlarsa, sadece zorlayan günahkâr olur. İşin fetvâ açısından hükmü budur. Ancak bir veya yarım dinar (bir dinar, yaklaşık 4.5 gr. altın demektir) sadaka vermesi müstehap (hoş ve daha temizleyici) bir davranış olur. Bunun açıklaması da hadis-i şeriflerden alınarak şöyle yapılır: Bu günah, âdetin ilk günlerinde yapılmışsa bir dinar, sonlarında ise yarım dinar verilir. Ya da kan siyah devresinde ise bir, sarı devresinde ise yarım dinar verilir. Bu da diğeri ile aynı kapıya çıkar.(Mevsıli, el-İhtiyâr 1/28.) Bu söylediklerimiz elbette asıl cinsel ilişki (cima) için söz konusudur. Onun dışında ise koca karısından pek çok yolla yararlanabilir.

Soru: Hayızlı iken diş dolgusu yaptırılabilir mi?

Cevap: Hanefi mezhebinde gusül abdesti sırasında ağzın içinin de yıkanması farzdır. Fakat bir zaruretten dolayı diş dolgusu yaptırıldığında, yıkanması farz olan kısım o dolgunun üzeri olur. Bunun cünüpken veya hayızlıyken yaptırılması da, daha sonraki gusül abdestlerinin sıhhatine bir zarar vermez. Çünkü gusül esnasında, ağızda sabit bulunan dolgunun çıkarılarak, altının yıkanmasına imkân yoktur. Dolayısıyla bu zarureti gidermek için dolguların veya kaplamaların dış yüzeylerinin yıkanmasıyla guslün bu farzı yerine gelmiş olacaktır.

Ancak diş dolgusu için verilen bu fetva, zaruret ve ihtiyaç anında geçerlidir. Yoksa süs ve ziynet için gereksiz yere dişe yaptırılan dolgular için, guslün sahih olacağı şeklinde bir fetva verilemez.

Soru: Kur’an kursu öğretmenliği yapan bir kadın adet geldiğinde nasıl davranacaktır?
Cevap: Kur’an kursu öğretmenliği yapan bir kadın adet halinde şayet kendisine yardım edecek kimse varsa düzeni muhafaza etmek için kursa devam edecek ve öğretim işini yardımcıya bırakacaktır. Yardımcı yoksa Hanefi ulemasından Kerhi ile Tahavi’nin fetvasına göre öğretimini devam ettirecektir. Kerhi: Öğretmen olan kadın adet halinde, kelime kelime; Tahavi ise, yarımşar ayet söylemekle öğretim yapmasında beis yoktur, diyor. Soru: Hayızlı olan bir bayanın eşi tarafından öpülmesi caiz midir?

Cevap: Kişi adetli karısının diz kapağı-göbek arasına dokunmadıktan sonra, onunla her türlü cinsel oynaşma yapabilir. Onunla ilişkiye girmek haram olduğu gibi, üzerinde bir şey olmaksızın göbeğiyle diz kapağı arasından faydalanması da caiz değildir. Diz kapağıyla göbek arasında bir örtü olduğu halde üzerinden faydalanabilir.

Adet günlerinde bulunan bir kadın yalnız bırakılmamalı, ondan ayrı yatılmamalı ve ona karşı gösterilen ilgi ve alaka kesilmemelidir ki, kadın kendisini bir kenara itilmiş gibi hissetmesin. Diğer yandan yukarıdaki sınırları koruduktan sonra erkeğin, kadından faydalanması caizdir. Buna göre erkeğin hanımını öpmesinde okşamasında vs. bir mahzur yoktur.

-------------
Erkeğin hayızlı eşiyle cinsi münasebeti ve ölçüsü

Muayyen halde bulunan bir kadınla beraber olmanın bazı sınırları var. Bilindiği gibi, bir koca hanımıyla normal vakitte beraber olabilir. Bunun da İslamın izin verdiği kadının üreme organından olması gerekir. Fakat kadın muayyen halde iken, kocası ile istediği rahatlıkta sevişemez. Çünkü, üreme organından sevişmesi ve cinsel muamelede bulunması caiz değildir.

Bununla beraber; bir erkek, kendi hanımı muayyen halde olsa bile öpebilir ve okşayabilir. Özellikle erkek, kadının belden yukarısı için istediği şekilde muamelede bulunmasında dinen hiçbir sakınca bulunmamaktadır.

Adet halinde sevişmek, Peygamber Efendimizin (s.a.v) sünnetlerindendir. Arzulanmaya ve şehvetsiz de olsa sevilmeye muhtaç olan kadın, her ay belirli bir süre adetli günlerinde ilgisiz kalmaktan ve sevimsiz olduğu şeklindeki üzücü şartlanmalardan ötürü bunalabilir. Onun için bu günlerinde kadınları ilgisiz bırakmak doğru değildir.

Hz. Aişe (r.a.) şöyle anlatıyor.

" Eşleri olan bizlerden biri adet gördüğü zaman Allah'ın Resulü (göbekle dizler arasına örten) genişçe bir örtü örtünmesini emreder, sonra da onun göğüslerine yönelirdi." (1)

Erkek, adetli karısının dizkapağı-göbek arasına dokunmadıktan sonra, onunla her türlü cinsel oynaşma yapabilir. Karısının eliyle, ya da vücudunun başka yerleriyle tatmin olabilir ve diz kapağı - göbek arasından da örtü varken yararlanabilir. Bunda hiç bir sakınca olmadığı gibi, hem kendini boşaltıp haramdan koruduğu, hem de âdetli iken bir bakıma hasta olan ve yalnızlık hissedebilmesi muhtemel bulunan eşiyle ilgilendigi için bu sevap ve yapılması gereken bir davranıştır. Efendimizin, bütün hanımlarına, onlar hayızlı iken bu şekilde yaklaştığı rivayet edilmiştir. Hatta bazılarına göre âdetli hanımıyla cima dışında herşeyi yapabilir. Imâm Muhammed bu görüşdedir (2
--------
adetli iken cinsel ilişkide bulunmanın kefareti nedir varsa kimlere verilir

Cevap:

Hayızlı kadınla cinsel ilişkide bulunmak, Bakara Suresi 222. Ayette (Sana, kadınların aybaşı hali hakkında da sorarlar, de ki: "O bir ezadır (rahatsızlıktır)". Aybaşı halinde iken kadınlardan el çekin, temizlenmelerine kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri zaman, Allah'ın size buyurduğu yoldan yaklaşın. Allah şüphesiz daima tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever.)

haram kılınmıştır.Böyle bir ilişkide bulunan kimsenin bu günahından tövbe ve istiğfar etmesi gerektiği gibi belli bir miktar (ilk günlerdeki ilişki için 4,25 gr., son günlerdeki için bunun yarısı miktarda altın) sadaka vermesi de gerekli görülür. Hayızlı kadının göbekle diz kapağı arasından cinsel amaçla yararlanma da câiz görülmez. Bunun dışındaki yerler ve fiiller içinse herhangi bir sınırlama getirilmemiştir. Hayız kanı kesilen kadın gusletmedikçe cinsel ilişkide bulunamaz. Ancak Hanefîler hayız kanının alışılmış, belirli âdet süresinin sonunda kesilmesinden itibaren bir namaz vakti geçtikten sonra gusül yapılmasa da cinsel ilişkinin câiz olduğu görüşündedir.
Hayızlı kadınla cinsel ilişkinin dinen yasaklanması kadının beden ve ruh sağlığı açısından da son derece gerekli bir tedbirdir. Bu dönem, kadınların her türlü ruhî gerilime, mikrop ve hastalık kapmaya açık oldukları bir dönemdir.(D.İ.B. İLMİHAL)
Kefaret dinen fakir sayılan kimselere verilir.

Bir kimse, henüz âdetini tamamlamamış olan eşi ile cinsel ilişkiye girerse günahkâr olur. Onun için tevbe ve istiğfarda bulunması gerekir. Bununla beraber fakir müslümanlara 1 (4,25 gr. altın) veya yarım dinar sadaka vermesi uygun görülmüştür.

Abdullah İbn Abbas radıyallâhu anh’tan rivayet edildiğine göre Peygam­ber sallallâhu aleyhi ve sellem hanımına hayızlı iken yaklaşan kimse hakkında şöyle bu­yurmuştur:

“O (kimse) bir dinar yahut da yarım dinar sadaka verir.” (Ebû Dâvûd, Nikâh, 46-47)

Abdullah İbn Abbas radıyallâhu anh demiştir ki:

“Bir kimse hanımına hayız kanının ilk görüldüğü zamanlarında yaklaşacak olursa bir dinar, kan kesildiğinde kadın daha yıkanmadan yaklaşacak olur­sa yarım dinar sadaka verir.” (Ebû Dâvûd, Nikâh, 46-47)
------------

Adetliyken ilişkiye girmek

Adet döneminde kadınların hormon değişimi nedeniyle cinsel isteği yükselebilir veya erkek, adetliyken ilişkiye girmek için talepte bulunabilir. Peki, dini açıdan adetliyken ilişkiye girmek günah mı? Müslümanların kutsal kitabı Kuran-ı Kerim, bu konuya açıkça değinmektedir.

Adetliyken ilişkiye girmek, İslami açıdan günahtır. Yani, Allah, bu dönemde evli çiftler arasında bile cinsel ilişkiyi yasaklamıştır. Bu yasağın sebebi, ruhsal ve fiziksel açıdan tıbbi olarak açıklanmıştır. Detaylarına değineceğiz ama öncesinde, Bakara suresinin 222. ayetine yer verelim:

Adetliyken ilişkiye girmek hakkında Kuran-ı Kerim’de Allah şöyle buyurmuştur: “Sana adet hakkında soru soruyorlar. De ki: ‹‹O, sıkıntı verici bir durumdur; bu nedenle adet döneminde kadınlardan çekilin ve onlara temiz oluncaya kadar yaklaşmayın. Temizlendikleri zaman, Allah’ın size emrettiği yerden onlara varın…››”

Zaten, adetliyken ilişki sırasında kadın kendini psikolojik açıdan rahat hissetmez. Hatta ilişki sonrasında daha çok kanama olur ve adet sancısı artar. Ayrıca, adet döneminde kadınlar mikroplara karşı savunmasız olurlar. Erkeğin, herhangi bir hastalığı varsa veya yeterince temiz değilse, kadın mikrop kapabilir. Yani, kısa süreli bir zevk sonucu tüm sorunlar kadının başına kalabilir.

Bazı insanlar, adetliyken hamile kalmayacağını düşündüğü için korunmazsız ilişkiye girerler. Ancak, şu konuda da emin olmalısınız ki: Nadiren bile olsa, adetliyken ilişkiye girildiğinde hamile kalan kadınlar vardır. Ama, cinsel isteğiniz yükseldiği bu dönemde, orgazm olmaktan uzak kalmak zorunda değilsiniz. Aşağıdaki önerilerle, adet döneminde sağlık ve dini açıdan uygun tatmin yöntemlerini deneyebilirsiniz:

Peki, adetliyken nasıl orgazm olacaksınız? Klitorise masaj yaparak!

Kendinizi temiz ve rahat hissetmek için banyoya girip ılık suyla duş alın.
Özellikle genital bölgenizi ılık suyla veya genital bölge temizleyici jelle temizleyin.
İyice kuruladıktan sonra tamponu nazikçe takın. İşte, kanama tamamen durdu; koku yok, sızıntı yok, dışarıdan belli olmak yok.
Kendinizi ve eşinizi etkilemek için çekici iç giyim takımlarınızdan birini giyin, böylece havaya girebilirsiniz.

Kadınlar için mastürbasyon yöntemlerini kullanmak, adet döneminde müthiş zevk alarak orgazm olmanızı sağlar. Bunlar neler mi?

Parmağınıza hafifçe krem sürüp klitorise masaj yapıp kendinizi uyarabilirsiniz.
Banyoda, klitorise tazyikli su tutarak orgazm olabilirsiniz.
Titreşimli vibratör gibi oyuncakları kullanarak klitoral orgazm yaşayabilirsiniz.

Bakireler için adetliyken orgazm olma yöntemi:

İstediğiniz sertlik ve büyüklükte yastığı bacaklarınızın arasına alın, istediğiniz pozisyona geçin ve yastığın üzerinde ileri-geri hareket edin. Bu yöntem özellikle bakireler için uygundur, kızlık zarına zarar gelmez. Kıyafetlerinizin üzerinizdeyken de yapabilirsiniz.

--------------

Adetli sevişme haram mıdır?

İslam dinine göre, "Bilmediklerimizi öğrenmek için soru sormak farz görevimizdir" diyen Ali Rıza Demircan Hoca, bu konuya şöyle açıklık getirdi: Yüce Allah, bütün yer yüzü varlıklarını, en güzel şekilde yarattığı ve ebedi hayat takdir ettiği insan için halk etmiştir. İnsanı da kendi zatına ibadet etmekle yükümlü kılmıştır. Onun ebedi Cennet mutluluğunu da ibadet görevini yapmasına bağlamıştır. İbadet, Allah'ın ve elçisi Hz.Muhammed'in emirleri ve yasaklarına itaat etmektir. Bir diğer anlatımla ibadet, hayatı, İslâm'a göre yaşamaktır. İslam'a inanan insan ona göre yaşayacaktır. Onun için çağdaş yaşam İslâm'dır.
Bunun içindir ki o, izinde yaşamakla mükellef olduğu kuralları doğrudan veya sorarak öğrenecektir. Bu sebeple dinimizi öğrenmek için soru yöneltmek büyük bir erdemdir. Bilmeyen insan için de farz bir görevdir. İşte İslam Dini'nde cinsel hayatı anlatan soru ve cevapları

Cinsel öğretim niçin önemlidir?
CEVAP: Müslüman olmak bedenimiz, ruhumuz, mallarımız ve toplumsal hayatımız üzerinde Yüce Allah'ımızın hakimiyetini kabul etmektir. O'nun hakimiyetini kabul etmek ekonomik ve siyasi hayatımız gibi cinsel hayatımızı da onun emirlerine ve yasaklarına göre düzenlemeyi gerektirir. Bu sebeple cinsel hayatla ilgili ilahi emirleri ve yasakları öğrenmek farz görevimizdir. Ayrıca bu ilahi emirlere ve yasaklara göre yaşamak da bizler için ibadettir. Çünkü ibadet Rabbimizin ve Peygamberimiz'in buyruklarına itaat etmektir.

Evlilik İslami görev midir?
CEVAP: Evlilik insan doğasının gereği, dinimizin de emridir. İslâm dininin emirleri ve yasakları aile çevresiyle ilgilidir. Ana–baba ve çocuklarla ilgili görevler, miras hukuku ve zina yasağı hep evlilikle alakadır. Cinsel gücü olup da nafaka sağlayabilecek kişi, eşe zulüm edebileceği endişesini taşımıyorsa evlilik farz bir görevdir. Nedensiz bekârlık İslâmî yol ve yöntem değildir. Ancak özellikle kadınlar için taliplisi olmadığında hiç şüphesiz bekâr kalış sorumluluk doğurmaz. Ne var ki kadınların bizzat kendilerinin veya ailelerinin evlenme teklif etmeleri de İslâmî adaba uygundur. Bazı İslâm bilginlerinin evliliğin zinaya düşme korkusu halinde farz olacağı şeklindeki yaklaşımları gereksizdir. Çünkü zinaya düşme tehlikesi her zaman vardır. Kur'ân diliyle "...zayıf yaratılan..." bir varlık olan insanın Yûsuf sûresinin 24 ve 33 âyetlerinde işaret edildiği gibi her zaman zinaya düşebilir. Baş koruyucu ise evliliktir.

Âdet halinde sevişmek, ilişkiye girmek haram mıdır?
CEVAP: Yüce Rabbimiz sınırsız bilgi ve rahmet sahibidir. O, kulluk denemesine uğrattığı insanlara yalnızca bedeni, rûhi, ahlâki veya sosyal yönden zarar verebilecek sözleri, davranışları ve işleri yasaklamıştır. Âdet halinde ilişki de zarar verebileceği için Eza olarak nitelenerek yasaklanmıştır. Bakara sûresinin 222 âyetinde şöyle buyurulmuştur: "Ey Peygamber! Sana kadınların ay halini de sorarlar. De ki; O bir ezadır. Bu sebeple ay halindeki kadınlarla cinsel ilişkide bulunmayın. Temizleninceye kadar kendilerine yaklaşıp ilişkiye girmeyin. İyice temizlenip boy aptesti aldıkları zaman Allah'ın emrettiği üreme organından onlarla cinsel ilişkiye girebilirsiniz. Allah çok çok tövbe edenleri sever. İyice temizlenenleri / adet halinde ve ters yol ilişkisinden kaçınarak temizliğe özen gösterenleri de sever." Açıkça anlaşılacağı üzere adet halinde cinsel ilişki haram kılınmışsa da ilişkiye varmayan sevişme helâldir. Sevgili Peygamberimizin izlememiz gereken öğretisi ve uygulaması olarak âdet hali sırasında kadınlar temizliğe önem verip kokulardan arınmalı, kocalar da ilgisiz kalmamalı ama asla ilişkiye girmemelidir.

Oje boy abdestine engel midir?
CEVAP: Yapıştırıcı, boya, oje ve benzerleri gibi suyun vücudun tabii derisine ulaşımını engelleyici maddeler boy abdestine manidir. Bu gibi maddeler yıkanmadan önce çıkarılmalıdır.

Eşler arasında ilişki ne zaman yasaktır?
CEVAP: Eşler arasında ilişkinin yasak olduğu günler, geceler yoktur. Cuma, Kandil ve bayram gecelerinde de ilişkiye girilebilir. Ancak Kadir gecesi olduğuna yürekten inandığımız gecede ilişki yasak olmamakla beraber Peygamberimiz'in duâya yönlendirici uyarıları çizgisinde ertelenmesi öğütlenebilir.

Uzun süreli ayrılık, nikah yenilemeyi gerektirir mi?
CEVAP: Ayrılık sebebiyle uzunca bir süre ilişkiye girilmemesi nikahın yenilenmesini gerektirmez. Bir diğer anlatımla boşanma olmaksızın eşlerin birbirilerini kasıtla ihmal etmesi haram olmakla-günahkâr kılmakla birlikte nikahı düşürmez.

Masturbasyon haram mıdır?
CEVAP: Erkek veya kadın için mastürbasyonu yasaklayan doğrudan bir âyet ve sahih bir hadis yoktur. Eşlerden birinin mastürbasyon yapması; cinsel görevini aksatması durumunda- eşe zulüm olacağı için haramdır. İhtiyaç yokken mastürbasyon yapılması ise hayat maddesinin israfıdır. İsraf' ise haramdır. Ancak arzular şiddetlenir de zinaya düşme tehlikesi belirirse mastürbasyon caiz olduğu gibi vacib/yapılması gerekli bir görev olur.

Cinsel haz amaçlı bakışlar caiz midir?
CEVAP: Değişik mekânlarda karşılaşan erkeklerle kadınların birbirlerinden etkilenmeleri tabiidir. Ancak etkilenmeleri cinsel arzulu iradeli bakışmalara dönüşmemelidir. Söz ve anlam olarak Allah'ın Kitabı ve İslâm Dini'nin temel kaynağı olan Kur'ân'ın Nur suresinin 30. ve 31. âyetlerinde mümin kadınlar ve erkeklerin gözlerini cinsel arzulu bakışlardan korumaları emredildiği için cinsel haz amaçlı bakışlar cinsel taciz olarak yasaklanmıştır. Ancak beğeni ile sonuçlansa da cinsel arzuyla tekrarlanmayan ani bakmalar ve bakışmalar da sakınca yoktur. Çünkü Peygamberimiz, ardından iradeli cinsel bakışların gelmediği ani bakışların helâl olduğunu açıklamıştır.

Oral ilişki haram mıdır?
CEVAP: Cinsellikle ilgili olarak sorulan soruların büyük bir bölümünü oluşturan, klasik kaynaklarda yer almayan ve cevabı yanlış anlamalara da sebep olabilecek olan bu soruyu İslâm'a Göre Cinsel Hayat isimli kitabımızdan yapacağımız alıntı ile cevaplandıracağız: Kur'ân-ı Kerim'de ve Hz.Peygamber'in Sünnet'inde haramlığı açıklanmamış bütün sözler, davranışlar ve işler helâldir; yapılabilir. Haram olanları helâlleştirmek gibi helâl olanları haramlaştırmak da ilahlaşmak/ilahlaştırmak anlamına gelir. En büyük günahlardandır. Konuya bu duyarlılıkla eğileceğiz. Eşlerin birbirlerinin cinsel organlarını öpme-emme anlamına oral ilişki, İslâm öncesi Cahiliyet döneminde sevişme tekniği olarak bilinmekle beraber, Kur'ân ve Sünnet'te oral ilişki ile ilgili açık bir hüküm yoktur. Ancak genel kurallar vardır. Oral ilişkiyi iki kısım halinde incelemek gerekir.
a) Cinsel ilişkinin başlangıcında, şehvetlenmeden ötürü gelebilecek akıntı ve mezi dil ve dudaklara bulaştırılmadan yapılacak ve rûhî bunalım doğurmayacak oral ilişki ruhsat olarak onaylanabilir.
Ancak tabii bir duygu ile veya rûhî ve kültürel gelişim sebebiyle oral ilişkiye ilgi duymayan, hatta ona karşı olumsuz tavır alan eşi buna zorlamak, ruhsal bunalıma ve cinsel mutsuzluğa sebep olacağı cihetle zulüm olur. Sadizm gibi bu tür zulüm de şüphesiz haramdır. Harama yöneltici değinilen davranışlardan kaçınılsa da, tabiî bir sevişme tarzı olmadığı için, oral ilişkinin bir süre sonra nefretimsi duygulara sebep olabileceği ve dolaylı olarak cinsel mutluluğu olumsuz yönde etkileyebileceği gerçeğini de hatırlatarak, oral ilişkinin onay verilebilecek bu kısmından da kaçınılmasını öğütleriz. Nitekim kaçınılmasını tavsiye buyuran İslâm bilginleri de vardır.
b) Ağzı cinsel organa dönüştüren ve ağza boşalmayı içine alan oral ilişki ise -Allah bilir- haramdır.
Kur'ân ve Sünnet arka organdan (anüs) ilişkiyi haram kılar. Bu tür ilişkilerin helâl görülerek yapılmasını azaba uğrama sebebi olarak bildirirken, ağzı cinsel organa dönüştürerek yapılacak oral ilişkiyi daha bir haram kılacağı açıktır. Kaldı ki bu anlamda oral ilişki, yozlaştırılmamış insan doğasının çirkin bulacağı, iğrenç göreceği bir işlemdir; Kur'ân ifadesiyle Fahşâ ve Habîse'dir. Cinsel içerikli çirkinlik olan fahşâ ve pislik olan habîse ise Kur'ân'la haram kılınmıştır. Doğruları en iyi bilen Allah'tır ve bize düşen kulluk görevi, haram olma şüphesi taşıyan işlerden bile kaçınmaktır.

Müslüman bir bayan, kadın kuaförüne üreme, koltukaltı ve bacak bölgesi kıllarına yönelik işlem yaptırabilir mi?
CEVAP: Müslüman kadınlar, uyluk dahil üreme bölgesi ve yakın çevresi anlamına gelen Ferc'lerini Rabbimizin Kur'ânî emri gereği korumak; kızları ve kardeşleri dahil hiç kimseye açmamakla yükümlüdürler. (Nur 31) Bu sebeple bu bölgelerini açarak bir işlem yaptıramazlar. Ancak, kırk gün aşılmaksızın yapılması gereken temizliklerini, hastalık ve yaşlılık gibi her hangi bir sebeple bizzat yapamıyorlarsa, kadın kuaförü yanı sıra bir başka kadına da yaptırabilirler. Koltuk altı ve bacak bölgesi işlemlerinde ise dini bir sakınca yoktur. Erkekler de Ferc'lerini korumakla yükümlü olduklarından yukarıda kadınlara ilişkin olarak açıklanan hükümler, erkekler için de geçerlidir.(Nur 30) Zaruret halleri dışında doktorlar, kuaförler ve çocuklarımız dahil hiçbir Müslüman da bir başkasının üreme bölgesi çevresine bakamaz ve işlem yapamaz.

Bir bayanın cinsel cazibesini artıracak ve onu ilgi odağı kılacak şekilde parfüm kullanması helal/caiz midir?
CEVAP: Kocası ve babası - kardeşleri gibi ebediyen evlenemeyeceği mahremleri yanında kullanması helal ise de yabancılar yanında kullanması caiz değildir. Haramdır. Çünkü kadını kişiliği üzerinden değil de cinselliği üzerinden ilgi odağı kılacak bu işlem, Rabbimizin "Zinaya yaklaşmayınız..." şeklindeki yasağına aykırılıktır. ( İsra 32) Bu aykırılığı Peygamberimiz de şöylece açıklamaktadır:
"Şehvetle bakan kişi göz zinası yapmıştır. İlgilerini çekmek için güzel kokular sürünerek erkekler arasına giren kadında (şehvetle bakan kişiler gibi) günah işlemiştir." ( Ebû Davud Tereccül, 7)

-------------
Dipnotlar

1) Nesai, 1,189.
2) İslam Fıkhı Ansiklopedisi

-----------------

Kaynaklar:


islamisohbet gen tr
Sorularla İslamiyet
hikmet net
yuksektopuklar
mumsema
muminem
fetva net
Ali Rıza Demircan
[1] Faruk Beşer, Hanımlara Özel İlmihal

[2] Faruk Beşer, Hanımlara Özel Fetvalar

[3] Halil Gönenç, Günümüz Meselelerine Fetvalar

[4] İbni Abidin, Reddü’l-Muhtar

Yer Imleri:

Boardumuzda Neler Var

rasittunca.com - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi