Giriş yapmadınız.

  • Giriş

Sayın ziyaretçi, Raşit Tunca Board sitesine hoş geldiniz. Eğer buraya ilk ziyaretiniz ise lütfen yardım bölümünü okuyunuz. Böylece bu sitenin nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Eğer sitenin tüm olanaklarından faydalanmak istiyorsanız, kayıt yaptırmayı düşünmelisiniz. Bunun için kayıt formunu kullanabilir ya da bu bağlantıya giderek kayıt işlemi hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz. Eğer önceden kayıt yaptırdıysanız buradan giriş yapabilirsiniz.

Karoglan

Kurucu-Admin

  • "Karoglan" bir erkek
  • Konuyu başlatan "Karoglan"

Mesajlar: 6,936

Hakkımda:


KAROGLAN

Konum: Avusturya

Meslek: EBT -EiT

  • Özel mesaj gönder

1

Friday, August 11th 2017, 12:21pm

"Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim." hadisini nasıl anlamalıyız?



"Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim." hadisini nasıl anlamalıyız?

Ahlâk kavramı

Ahlâk; huy, tabiat, seciye, insanın manevî nitelikleri, tutum ve davranışları gibi manalara gelir.

İnsan denilince akılda iki kavram birlikte canlanır: Beden ve ruh. Beden
için “suret”, ruh için ise “sîret” tâbirleri kullanılır. Meseleyi
yaratılış açısından ele aldığımızda, bedenin yaratılışına “halk”,
ruhunkine ise, “hulk” tâbir edilir. Hüsn-ü hulk, yahut hüsn-ü sîret
terkipleri insanın bu iç dünyasının güzelliğini ifade ederler.



Yaratılış itibariyle insanın sureti de güzeldir, sîreti de. Ne bedeninde
noksan yahut fazla bir organ vardır, ne de ruhunda gereksiz bir sıfat,
bir lâtife, bir his... Organları arasında tam bir uygunluk olduğu gibi,
hissiyatı arasında da mükemmel bir âhenk mevcuttur.



Öyle ise, güzel ahlâk yahut kötü ahlak derken neyi kastediyoruz? Bu soru
ile beraber karşımıza insan ruhunun en belirgin bir özelliği olan
“cüz’î irade” çıkıyor. İnsan kendi iradesini doğru yahut yanlış
kullanmakla, iç âlemini ya daha da güzelleştirebiliyor, yahut büsbütün
bozup mahvedebiliyor.



Dış güzelliğe özenmekte hemen herkes müşterek. Bunun ölçüsü de insandan
insana pek fazla farklılık göstermiyor. Aynanın karşısına geçildiğinde,
yüzün herhangi bir yerinde bir is, bir karartı varsa bunun güzelliği
bozduğunu herkes biliyor. Ruh güzelliğinde, ruhu güzelleştirmede ise, bu
hassasiyeti, bu görüş birliğini göremiyoruz. Niçin mi? Çünkü tercih
edilen aynalar farklı.



“Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” ( bk. Muvatta, Husnü'l Halk, 8; Müsned, 2/381) hadisine gelince:



Bilindiği gibi, her peygamber ( a.s.) kendi ümmetine güzel ahlâk dersi
vermiş, onları Allah’ın râzı olacağı ahlâk modeline göre yetiştirmeye
çalışmıştı. Peygamberimiz ( asm.) ise, bu güzel ahlâkı tamamlamak için
gönderildi. Yâni, Âdem aleyhisselam ile başlayan bir dersin, en mükemmel
tarzını göstermek, en ileri seviyesini vermek için vazifelendirildi.
Zira en büyük ilâhi ferman Ona ( a.s.m.) nazil olmuştu.



Hadis-i şerifteki “tamamlama” kelimesi üzerinde dikkatle durmak
gerekiyor. Bilindiği gibi yarım olan, eksik olan şey tamamlanır. Hiç
varlığından söz edilmeyen bir şeyin tamamlanması da bahis konusu olmaz. O
halde, ortada güzel ahlâkın bazı esasları mevcut, ama noksan demektir.



Semavî dinlerin tesiriyle, birçok cemiyette yalan ayıplanır, zina
yasaklanır, hırsızlık cezayı gerektirir, dedikodu hoş görülmez. Bütün
bunlar İlâhî iradeye uygundur ve bütün bunlar Kur’an ahlâkından bazı
şubelerdir. Ama bu kadarı kâfi değil. Kur’an-ı Kerim’deki bütün emir ve
yasakları, bütün teşvik ve tehditleri birlikte nazara almamız ve güzel
ahlâkın ancak bütün emirlere uyma ve bütün yasaklardan sakınma ile
tahakkuk edebileceğini kabul etmemiz gerekiyor.



Şu âyet-i kerimeyi ibretle okuyalım:



“Allah, şirki ( kendisine ortak koşulmasını) elbette bağışlamaz.
Ondan başka günahları, dilediği kimse için bağışlar.” ( Nisâ, 4/48 )



Güzel ahlakın en önemli şubeleri iman ve tevhittir, Allah’a inanmak ve
Onun birliğini kabul etmektir. Allah’ın hukukuna en büyük tecavüz
şirktir, yani Allah’a ortak koşmaktır. Bu suçu işleyen bir insan,
dünyada tövbe edip bu batıl yoldan dönmedikçe, ahirette kesinlikle
affedilmiyor. Bir başka ifadeyle, cennete kesinlikle giremiyor. Bu
cinayeti işleyen bir insan artık, diğer insanlarla nasıl iyi geçinirse
geçinsin, onlara ne kadar centilmence davranırsa davransın, kul hakkına
riayette ne derece hassas olursa olsun güzelleşemiyor; Allah indinde
güzel olamıyor ve güzellerin diyarı olan cennete adım atamıyor.



Burada çok önemli bir İslâmî kuralı birlikte hatırlayalım: “Allah için
muhabbet ediniz. Allah için buğz ediniz.” Bu prensipten alacağımız
dersle, biz de Allah’ın sevdiği kimseleri sevecek, ancak onlara “iyi”,
“güzel”, “ahlâklı” diyebileceğiz...



Ona karşı en büyük ahlâksızlığı yapan kimseleri, hoşumuza giden bazı
sıfatlarının hatırına, ahlâklı kabul etmeyeceğiz. O müspet sıfatların
hakkını vereceğiz, ama, o kimselerin ahlâkının kemâle ermemiş olduğunu,
“güzel ahlâkı tamamlamak” üzere gönderilen Peygamberimizin ( asm.)
terbiyesi altına girmedikleri sürece, bunun mümkün de olamayacağını çok
iyi bileceğiz...



Bütün müminlerin annesi Hz. Ayşe’ye ( r.a.) sorarlar: Resûlullah’ın ( asm.) ahlâkı nasıldı? Aldıkları cevap şu olur:



“Siz Kur’anı okumadınız mı? Resûlullah’ın ( asm.) ahlâkı Kur'an’dı.”



Bu ibretli sözlerle, Müslüman’ın hangi aynanın karşısına geçip, ruhuna
çekidüzen vereceği, huylarını ayarlayacağı, sıfatlarını, kabiliyetlerini
tanzim edeceği ortaya konulmuş oluyordu. Bu ayine Kur'an’dı ve Cenâb-ı
Hakk’ın kullarında görmek istediği ahlâk da Kur’an ahlâkıydı. Kur’an-ı
Kerim’de bize bu ahlâkı ders veren birçok âyet mevcut.



“Allah muhsinleri sever.” âyetini okuyan bir mü’min, düşkünleri
korumaya, açları doyurmaya, mânen gıdasız kalmışların imdadına ilim ve
irfanla koşmaya çalışır.



“Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme. Çünkü sen asla arzı ( yer
küreyi) yaramazsın. Ve boyca da dağlara erişemezsin.”( İsra, 17/37)



fermanını okuyan ve “Allah mütekebbirleri sevmez.” âyetini dinleyen bir insan kibri bırakır, tevazua yapışır.



“Allah tevekkül edenleri sever.” âyetinden ders alan bir mü’min,
şikâyeti, itirazı, hırsı bir yana atar. Sebeplere teşebbüs ettikten
sonra, artık, “elbette, mutlaka, illâ” demez; “İnşallah, nasipse,
hayırlısıyla” der. Kalbi kararsızlıktan ve endişeden kurtulur; rıza ve
teslimiyetle dolar. Misâlleri çoğaltabiliriz.



"Ben, güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim."



( Mâlik)





Her peygamber, ümmetini Allah’ın kendilerinden razı olacağı şekilde,
güzel ahlak modeli üzerine yetiştirmeye çalıştı. Efendimiz ise bu
zincirin son halkasıydı ve vazifesi ise bu güzel ahlakı en güzel surette
tamamlamaktı. Hz. Adem aleyhisselam ile başlayan bu ahlak dersinin en
ileri seviyesini, en mükemmel tarzını gösteren bir nevi son noktasını
koyan Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’dır.



Hz. Aişe’ye ( r.a.) sorarlar:

Resûlullah’ın ( asm.) ahlâkı nasıldı?



Aldıkları cevap şu olur:

“Siz Kur’anı okumadınız mı? Resûlullah’ın ( asm.) ahlâkı Kuran’dı.”



Hz. Aişe’nin aktardığı hadistende anlıyoz ki ; Cenab-ı Hakk’ın kullarında görmek istediği ahlak Kur’an ahlakıdır.

Kur’an-ı Kerim’de bize ahlak dersi veren bir çok ayet görmek mümkün.

Bizim bu ahlaka ulaşmamızdaki bize en büyük rehber de Efendimiz olacaktır.



Cenab-ı Hak hepimizi Efendimiz'in ahlakıyla ahlaklandırsın inşallah..



Cenab-ı Hak da Kur'ân-ı Kerim'inde:

"Andolsun ki Allah'ın Resulü'nde sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü
umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnek vardır"
buyurmaktadır.



Hz. Muhammed ( S.A.V.) Mekke'de peygamberlik görevini yerine getirmeye
ve halkı İslâm'a davet etmeye başlayınca Ebu Zer Gifarî durumu
araştırmak ve Hz. Peygamber hakkında bilgi toplamak için kardeşini
Mekke'ye göndermişti. Bu zat Mekke'ye gelip durumu araştırdıktan sonra
geri dönmüş ve Ebu Zer'e Peygamberimiz hakkında şöyle demişti.



"Güzel ahlâkı emreden bir kişi olduğunu gördüm."



İslâmiyet'ten önce bütün dünyada olduğu gibi Arabistan'da da büyük bir
ahlâki çöküntü vardı. Bunu herkes derinden hissediyor fakat kimse çare
bulamıyordu.

Müslümanlar, Habeşistan 'a göç ettiklerinde Habeş hükümdarı onları
huzuruna çağırmış ve kendilerinden İslâmiyet hakkında bilgi almak
istemişti. Bunun üzerine söz alan Hz. Cafer şunları söylemişti:



"Ey hükümdar! Biz cahil bir millet idik. Putlara tapar, murdar şeyler
yer, hertürlü fenalıkları işlerdik. Komşularımızı incitir,
kardeşlerimize zulmederdik. Güçlüler güçsüzleri ezerdi. Tam bu sırada
aramızdan bir kişi çıktı. Bize putlara tapınmayı bırakmayı, doğru
konuşmayı, kan dökmemeyi, yetim malı yememeyi, komşuları rahatsız
etmemeyi, namuslu kadınlara kötülük yapmamayı, onlara leke sürmemeyi
öğretti."



Hz. Ebu Hüreyre ( radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (
aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Mü'minler arasında imanca en
kâmil olanı, ahlakça en güzel olanıdır. En hayırlınız da ailesine
hayırlı olandır."



Hz. Ebu'd-Derdâ ( radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (
aleyhissalâtuvesselâm) buyurdular ki: "Kıyâmet günü, mü'minin mizanında
güzel ahlaktan daha ağır basan bir şey yoktur. Allah Teâla hazretleri,
çirkin düşük söz ve davranış) sahiplerine buğzeder."



Tirmizî'ninbir rivayetinde şöyle dennıiştir: "Güzel ahlâk sahibi, ahlâkı sayesinde,namaz ve oruç sahibinin derecesine ulaşır."



İslâm Dini kadar güzel ahlaka önem veren bir başka din veya düşünce
sistemi göstermek mümkün değildir. Öyleki Peygamber Efendimiz "İslâm,
güzel ahlâktır" buyurmuştur. Hz. Peygamberin güzel ahlâka teşvik eden
bir çok güzel sözü vardır.



"Mü’minlerin îmanca en kamil olanı, ahlâkI en güzel olanıdır" "İçinizden
en çok sevdiklerim ve kıyamet gününde bana en yakın olanlarınız, ahlaki
en güzel olanlarınızdır" hadisleri bunlardan sadece ikisidir.

Kur’an-ı Kerim’de adalet, ahde vefa, affetme, alçak gönüllülük,
ana-babaya itaat, sevgi, kardeşlik, barış, güvenirlilik, doğruluk,
birlik, beraberlik, iyilik, ihsan, iffet, cömertlik, merhamet, müsamaha,
tatlı dilli olma, güler yüzlülük, temiz kalplilik gibi güzel ahlâki
hasletlere teşvik eden ve zulüm, haksizlik, riya, haset, gıybet, çirkin
sözlülük, asık suratlılık, cimrilik, bencillik, kıskançlık, kibir, kin,
kötü zan, israf, bozgunculuk... gibi kötü hasletlerden nehyeden pek çok
âyetin yer alması, Kur’an’da ahlaka ne kadar önem verildiğinin bir
göstergesidir.



Peygamberimiz ( sav) “Benim insanlara Cenab-ı Hak tarafından bi’setim ve
gönderilmemin sebebi ahlâk-ı haseneyi ve güzel hasletleri tekmil etmek
ve beşeri ahlâksızlıktan kurtarmaktır” ( Muvatta, Hüsnü’l-Hulk, 8;
Müsned-i Ahmed, 2:381) buyurmuşlardır.



Güzel ahlak, RasüIüllah Sallallahü Aleyhi Vesellem’in yüce ahlakından ibarettir.



zira O “innema buistu latemmeme mekarimelehlek”

Yani, “Ben ancak en güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” demekle,
nail olduğu makamı gösterdiği gibi;“eddebeni rabbe feehenete’dibi”yani,
“Beni Rabb’im terbiye etti ve terbiyemi güzel yaptı” demesiyle de edeb
ve terbiyesinin mükemmelliğini ve ahlak mevzuunda O’nun davranışlarının
bir esas olarak alınması lazım geldiğini ifade etmektedir.



Güzel ahlakın en aşağı mertebesi:

1- Dostların cefasına katlanmak.

2- Zulmedenlere karşılık vermemek.

3- Zulmedenlere ya merhamet veya adalet etmek.

4- Zulmeden ve düşmanlık yapanlar için istiğfar etmek. -

5- Bütün insanlığın ıslahını istemek.



, Hazreti Aişe Radıyallahu Anha’ya Rasülullah Sallallahü Aleyhi
Vesellem’in ahlaki sorulduğunda: “hulukuhulkuran” yani, “O’nun ahlakı
Kur’an’dır” buyurmuşlardır. Zaten Kur’an-ı Kerim de Hazreti Muhammed
Sallallahü Aleyhi Vesellem için:

“veinnekeleala hulikil azim” “Ve gerçekten sen büyük bir ahlak üzeresin”
demekte, O’nu nazara vermekte, O’nu her yönüyle takib etsinler ve
getirdiği ahlaka ve terbiyevi umde ve esaslara sahib çıksınlar diye
insanlara, özellikle mü’minlere emir ve tavsiye etmektedir. Hem kıyamet
gününde gerek sevgi, gerekse meclis bakımından Rasül-i Ekrem Sallallahü
Aleyhi Vesellem’e en yakın olacak olanlardan birisi de güzel ahlak
sahibi olanlardır



"Ben, güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim."( Mâlik)





Hadis-i Şerifteki ''tamamlamak'' sözcüğü dikkat çekici..

Bildiğimiz gibi ancak yarım, noksan, eksik kalan şeyler tamamlanabilir.

Ortada olmayan, hiç varlığından söz edilmeyen şeylerin tamamlanması söz konusu olamaz.



Demek ki güzel ahlakın temel esasları mevcut, fakat bazı eksiklikleri var.

İslam dininin son din, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselamın son
Peygamber olduğunu düşünürsek, bütün herşeyin en mükemmel şekilde
zirveye ulaştığını, bütün eksikliklerin Efendimiz ile tamamlanıp kemale
erdiğini söyleyebiliriz.



Peygamber Efendimiz buyurdular ki:



"Benimle benden önceki diğer peygamberlerin misâli, şu adamın misâli gibidir:

Adam mükemmel ve güzel bir ev yapmıştır, sadece köşelerinin birinde bir tuğla yeri boş kalmıştır.

Halk evi hayran hayran dolaşmaya başlar ve ( o eksikliği görüp):

"Bu eksik tuğla konulmayacak mı?" der.

İşte ben bu tuğlayım ve ben peygamberlerin sonuncusuyum."



---------------------

Kaynaklar



Sorularla İslamiyet

risaleforum net

israNUR

Bayan-Mod

  • "israNUR" bir kadın

Mesajlar: 1,383

Konum: Avusturya

Meslek: Arbeiter

Hobiler: Müzik,karakalem resim,basteln,film,anime,

  • Özel mesaj gönder

2

Friday, August 11th 2017, 12:21pm

Teşekkür ederim paylaştığın için ellerine sağlık.

Yer Imleri:

Boardumuzda Neler Var

rasittunca.com - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi