Giriş yapmadınız.

  • Giriş

Sayın ziyaretçi, Raşit Tunca Board sitesine hoş geldiniz. Eğer buraya ilk ziyaretiniz ise lütfen yardım bölümünü okuyunuz. Böylece bu sitenin nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Eğer sitenin tüm olanaklarından faydalanmak istiyorsanız, kayıt yaptırmayı düşünmelisiniz. Bunun için kayıt formunu kullanabilir ya da bu bağlantıya giderek kayıt işlemi hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz. Eğer önceden kayıt yaptırdıysanız buradan giriş yapabilirsiniz.

Karoglan

Kurucu-Admin

  • "Karoglan" bir erkek
  • Konuyu başlatan "Karoglan"

Mesajlar: 6,369

Hakkımda:


KAROGLAN

Konum: Avusturya

Meslek: EBT -EiT

  • Özel mesaj gönder

1

Wednesday, July 26th 2017, 10:05pm

İmanın Şartları



İmanın Şartları


Îman, Peygamber Efendimiz ( s.a.v) in Hazret-i Allâh tarafından getirip tebliğ buyurduğu hususların tamamını kabul ve tasdik etmektir. İman, bu tasdikten ibarettir. Fakat kişinin, hayatında ve ölümünde kendisine müslüman muâmelesi yapılması için kelime-i şehâdeti dili ile söyleyip kalbi ile tasdik etmesi şarttır.

İmanın şartları altıdır. Bu altı şart aşağıda Arapça aslını ve tercümesini göreceğimiz Âmentü’de açıklanmıştır.
اٰمَنْتُ بِٱللهِ وَمَلآَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَٱلْيَوْمِ ٱْلاٰخِرِ وَبِٱلْقَدَرِ
خَيْرِهِ وَشَرِّهِ مِنَ ٱللهِ تَعَالٰى وَٱلْبَعْثُبَعْدَ ٱلْمَوْتِ
حَقٌّ اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلٰهَ اِلاَّ ٱللهُ
وَاَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ

“Âmentü billâhi ve melâaiketihî ve kütübihî ve rusülihî ve’l yevmi’l-âhıri ve bi’l-kaderi hayrihî ve şerrihî mine’llâhi teâlâ ve’l-ba’sü ba’de’lmevti hakkun eşhedü en lâa ilâhe illallâah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlüh.”

Mânâsı:

“Ben Allâhü Teâlâ’ya ve onun meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kadere; hayır ve şerrin Allâhü Teâlâ’nın yaratmasıyla olduğuna inandım. Öldükten sonra dirilmek de haktır. Ben şehâdet ederim ki, Allâhü Teâlâ’dan başka ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed ( s.a.v.) onun kulu ve Peygamberidir.”

İmanın Şartları

Allâhü Teâlâ’ya inanmak,
Meleklerine inanmak,
Kitaplarına inanmak,
Peygamberlerine inanmak,
Âhiret gününe inanmak,
Kadere; hayır ve şerrin Allâh’tan olduğuna, öldükten sonra dirilmenin hak olduğuna inanmaktır.

İmanın bu altı şartından birini kabul etmeyen, hepsini inkâr etmiş sayılır. Meselâ, imanın beş şartını kabul edip, âhirete inanmayan kimse müslüman olamaz.

İslamın Şartları

İslâm:
Resûlullah Efendimiz’in tebliğ buyurduğu şeyleri dil ile ikrar, kalb ile tasdik ederek Cenâb-ı Hakk’a itâat etmektir.

İslâm’ın şartı beştir. Yani İslâm dini beş esas üzerine kurulmuştur.

1-Kelime-i şehâdet getirmek,
2-Namaz kılmak,
3-Zekât vermek,
4-Ramazan orucunu tutmak,
5-Haccetmek.
İslamın şartlarını yerine getiren kimseye mümin ve müslüman denir.

Bu şartlardan herhangi birini inkâr eden ise dinden çıkmış olur.


Îmanın Koruyucu Kaleleri

Îman, mü’minin kalbinde Allâh’ın yaktığı bir meş’ale, bir nurdur. Bunun koruyucu kaleleri, çerçevesi, surları ise, aşağıdaki şekilde görüleceği gibi farzlar, vâcibler, sünnetler, müstehablar, mendublar ve nâfilelerdir.

Îman, bu ibâdetlerle çerçevelenip kale içine alınarak korunur. İmanı koruyan bu kaleleri yıkanlar yani, farzları, vâcibleri, sünnetleri terk edenler, imanlarını kolay kolay muhafaza edemezler.

Farz, vâcib, sünnet, müstehab, mendûb ve nafilelerin târifleri ilerideki sayfalarda gelecektir.


İmanın Devamının Şartları


Dünyada insan için birinci derecede lüzumlu olan imandır. Her insan iman etmek ve bu imanı âhirete götürmekle mükelleftir. Bunun için de, bütün müminlerin aşağıdaki hususlara dikkat etmesi lâzımdır:

Gaybe inanmak. Gayb, beş duyu ile anlaşılamayan şeylerdir. Allâh, melek, Cennet, Cehennem ve cin gibi.
Helâlin helâl olduğuna inanmak. Yâni helâl şeylere haram dememek.
Haramın haram olduğuna inanmak. Yâni haram olan şeylere helâl dememek. Meselâ: Bira dahil alkollü içkilere, faize ve diğer haram olan şeylere helâl dememek.
Dâima Allâh’dan korkmak.
Mukaddesâta ( İslam’ın mukaddes saydığı şeylere) hürmetkâr olup hafife almaktan kaçınmak.
Allâh’ın rahmetinden ümidini kesmemek.


Kâfiri kâfir bilmek, mü’mini mü’min bilmek. Meselâ: Bir kimse, sözle, yazıyla veya fiilen din düşmanlığı yapan birine müslüman dese dinden çıkar.
Ayrıca, dine hizmet eden ve dini yaymaya çalışan iman sahiplerine de kâfir diyen, yine dinden çıkmış olur.
Allâh’a mekân izâfe etmemek. Meselâ, Allâh göktedir demek insanı dinden çıkarır.
Kur’ân’a şüphesiz inanmak. Meselâ, Kur’anın eksik veya fazla olduğunu söylemek, Cebrâil hata etti demek, insanı dinden çıkarır.


Allâh’ü Teâlâ’ya İman

Îmanın altı şartından birincisi, Allâhü Teâlâ’ya imân etmektir.

Şöyle ki; Allâhü Teâlâ vardır. Onun zâtı, bütün kemâl sıfatları ile muttasıf ( Yani, bütün güzelliklere eksiksiz olarak sahip), bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve uzaktır.

Hz. Allâh’ın sıfatları, sıfât-ı zâtiyye ve sıfât-ı sübûtiyye olmak üzere iki kısımdır.

Sıfât-ı Zâtiyye

Hz. Allâh’ın Sıfât-ı Zâtiyyesi 6′dır:

Vücud: Var olmak.
Kıdem: Evveli olmamak; ezelî olmak.
Bekâ: Sonu olmamak; ebedî olmak.
Vahdâniyet: Birlik. Zâtında ve sıfatlarında tek olup, ortağı yoktur
Muhâlefetün lilhavâdis: Sonradan olanlara hiç benzememek.
Kıyam binefsihi: Var olmasında başka bir şeye muhtaç olmamak.

Sıfât-ı Subûtiyye

Allâhü Teâlâ’nın Sıfât-ı Sübûtiyesi sekizdir:

Hayat: Diri olmak. ( Allâhü Teâlâ diridir ve dirilticidir.)
İlim: Bilmesi olmak. ( Allâhü Teâlâ her şeyi, hattâ kalblerde gizlenen niyetleri dahi bilir.)
Semi: İşitmesi olmak. ( Allâhü Teâlâ her şeyi işitir.)
Basar: Görmesi olmak. ( Allâhü Teâlâ; karanlık gecede, kara taşın üstünde, kara karıncanın yürüdüğünü görür ve ayağının sesini işitir.)
İrâdet: Dilemesi olmak. ( Yani irâde sahibidir ki, diler ve ne dilerse onu dilediği gibi yapar.)
Kudret: Gücü her şeye yeter olmak. ( Allâhü Teâlâ her şeye kaadirdir.)
Kelâm: Konuşması olmak. ( Allâhü Teâlâ’nın harf ve sese muhtaç olmadan söylemesi demektir.)
Tekvîn: Yoktan var etmek, meydana getirmek, yaratmak.


Meleklere İman

Îmanın ikinci şartı meleklere inanmaktır.

Melekler nurdan yaratılmış, istedikleri sûret ve şekillere girebilen rûhânî ve latif varlıklardır.

Meleklerde erkeklik ve dişilik yoktur. Onlar, emrolundukları şeylerde Allâh’a isyan etmezler. Yorulup usanmazlar. Yemek, içmek gibi ihtiyaçları yoktur. Kimi gökte, kimi yerde, kimisi de Arş’ta vazifelidirler. Sayılarını ancak Allâhü Teâlâ bilir. İçlerinden dört büyüğü meleklerin peygamberidir.

Dört Büyük Melek

Cebrâil ( a.s.): Cenâb-ı Hakk’ın kitaplarını peygamberlere getirmeye, yâni vahye memur, Allâh ile resülleri arasında bir vâsıtadır.
Mîkâil ( a.s.): Bir kısım hâdiselerin; Meselâ rüzgârların, yağışların, hubûbatın ve bitkilerin meydana getirilmesine memurdur.
İsrâfil ( a.s.): Sûrun üfürülmesi, kıyâmet gününün meydana gelmesi ve insanların kıyâmette tekrar dirilmeleri hususlarına memurdur.
Azrâil ( a.s.): Öleceklerin ruhlarını almaya memurdur.
Ayrıca her insanda, vazifeli 384 melâike vardır. Bunlardan, Kirâmen Kâtibîn ve Hafaza melekleri insan ne yaparsa onu yazmakla vazifelidirler.



Kitaplara İman

Îmanın üçüncü şartı kitaplara inanmaktır.

Cenâb-ı Hakk, kendi irâdelerini, emirlerini, nehiylerini, hikmetlerini kullarına bildirmek için zaman zaman peygamberlerine kitaplar indirmiştir. Bu kitapların tamamına ilâhî kitaplar denir.

Cebrâil ( a.s.) vâsıtası ile peygamberlere vahiy olarak gönderilen kitap ve suhufun ( sayfaların) adedi 104′tür.

Suhuf ( Sayfalar)

10 Suhuf, ÂDEM aleyhisselâm’a,
50 Suhuf, ŞİT aleyhisselâm’a,
30 Suhuf, İDRİS aleyhisselâm’a,
10 Suhuf, İBRAHİM aleyhisselâm’a, gönderilmiştir ki, tamamı 100 sahifedir.

Kitaplar

Tevrat, Mûsa aleyhisselâm’a,
Zebur, Dâvud aleyhisselâm’a,
İncil, İsa aleyhisselâm’a,
Kur’ân, Peygamberimiz MUHAMMED Aleyhisselâm’a, gelmiştir.

Kur’anın gelmesiyle ilk üçünün hükmü kaldırılmıştır.

Kur’an-ı kerim 114 sûre, 6666 âyettir. İki durak arasına bir âyet denir. Kur’an’ın bir harfi bile değişmemiştir. Dünyadaki bütün Kur’an’lar aynıdır. Kur’an-ı Kerim kıyâmete kadar Allâh’ın himâyesinde olup değişmeyecektir.


Peygamberlere İman

Îmanın dördüncü şartı peygamberlere inanmaktır.

Peygamberler, Cenâb-ı Hakk’ın, şerîatını, emirlerini, yasaklarını, haberlerini kullarına bildirmek için gönderdiği müstesna zatlardır. Peygamberler insanları, Allâh’a şirk koşmak ve puta tapmak gibi dalâletlerden kurtarmaya, inananları hem dünyada hem de âhirette saâdete erdirmeye vesiledirler. İnsanların akılları gerçek kurtuluş yolunu bulmakta yetersiz olduğundan Hazreti Allâh, kullarının ebedî saadeti için peygamberler göndermiştir. Peygamberler, Allâh tarafından mûcizelerle kuvvetlendirilmişler; Allâh’ın izni ile bir çok hârikulâde yani eşi görülmemiş ve olamaz diye bilinen şeyler, onların elinde kolayca olmuştur.

İlk insan ve ilk peygamber Âdem aleyhisselâm’dır. İşte bunun içindir ki, yaratılışı itibariyle üstün bir varlık olan insanın, aslı, bazı yanlış düşünenlerin iddiâ ettiği gibi maymun değil; yine insandır. Esasen “İnsanın aslı maymundur” diyenlerin bu bâtıl iddiâsını asrımızın inkişaf eden ilmi ve fenni de kökünden çürütmüştür. Hiç şüphesiz bilinmelidir ki, bizim aslımız maymun değil; Cennetten gelme, tertemiz, Hazreti Âdem ile Hazret-i Havvâ’dır.

Peygamberlerin Sıfatları

Peygamberler hakkında bilinmesi vâcip ve zarûri olan sıfatlar beştir.

Sıdk: Peygamberler doğrudurlar. Asla yalan söylemezler.
Emânet: Emindirler. ( Her hususta kendilerine inanılır.)
Tebliğ: Hz. Allâh’ın emir ve yasaklarını hiç noksansız ve çekinmeden tebliğ ederler.
Fetânet: Son derece zekîdirler.
Ismet: Mâsumdurlar; günah işlemekten uzaktırlar.

Bizim Peygamberimizin diğer peygamberlerden ayrı beş vasfı daha vardır:

Bütün peygamberlerden efdâldir ( Üstündür).
Bütün insanlara ve cinlere gönderilmiştir.
Peygamberler silsilesinin son halkası ( Hâtemü’l-Enbiyâ) yâni son peygamberdir. Ondan sonra peygamber gelmeyecektir.
Bütün âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir.
Şerîatı, kıyâmete kadar devam edecektir.

Kur’an’da İsimleri Geçen Peygamberler

Hazret-i Âdem aleyhisselâmdan Peygamberimize kadar bir rivâyete göre 124 bin, diğer bir rivâyete göre ise 224 bin peygamber gelmiştir. Bunlardan ancak 28 tanesinin isimleri Kur’ân-ı Kerim’de zikredilmiştir. Kur’ân-ı Kerim’de adları geçen ve bilinmeleri vâcip olan peygamberlerin mübârek isimleri şunlardır:

1. Âdem 2. İdris 3. Nûh 4. Hûd 5. Sâlih 6. İbrâhîm 7. Lût

8. İsmâîl 9. İshâk 10. Yâkûb 11. Yûsüf 12. Eyyûp 13. Şuayb

14. Mûsâ 15. Hârûn 16. Dâvûd 17. Süleyman 18. Yûnus

19. İlyas 20. Elyesa 21. Zülkifl 22. Zekeriyya 23. Yahyâ

24. Îsâ 25. Üzeyr* 26. Lokman* 27. Zülkarneyn*

28. Hazret-i Muhammed. ( Aleyhimüsselam)

* Bu üç mübârek zâta evliya diyenler de vardır.


Âhiret Gününe İman

İmanın beşinci şartı âhiret gününe inanmaktır.

Sûr’un üflenmesi, bütün ölülerin dirilip kabirlerinden kalkması, amel defterlerinin kendilerine verilmesi ve mahşer meydanında toplanıp suâl ve hesaba çekilmesi ile mizan, şefâat, sırat, kevser, cennet ve cehennem gibi âhiret hayatına ait hususlara inanmaktır.

Âhiret, bu dünyadan sonraki sonsuz hayattır.

Allâhü Teâlâ, bu dünyayı ve bütün varlıkları geçici bir zaman için yaratmıştır.

İsrafil Aleyhisselâmın birinci sûru üfürmesiyle kıyâmet kopup bütün canlılar ölecek, dünya ve dünya dışındaki her şey parçalanıp yok olacaktır. İkinci sûrun üflenmesi ile de mahlûkât yeniden dirilerek hesap vermek için mahşer yerine toplanacaklardır.

Mahşerde Allâh’ın huzurunda bütün yaratıklar yaptıklarından hesâba çekilecek, en ince teferruatına kadar hesap verecekler, haklı, haksızdan hakkını alacaktır. Hesap işi bittikten sonra, iyiler Cennet’e, kötüler Cehennem’e girecektir. Cennet’e girecek olan insanların bir kısmı orada Cenâb-ı Hakk’ın cemâlini göreceklerdir.

Âhirete inanmayan, Allâh’a ve peygambere da inanmamış olur.


Kader ve Kazâya İman

Îmanın altıncı şartı kadere inanmaktır.

( Kader ve kaza meselesi bazan zor anlaşıldığından, kolay kavrayabilmek için, önce insandaki irâde-i cüz’iyye’yi izah edelim.)

İrâde-i Cüz’iyye


İrâde-i cüz’iyye: Cenâb-ı Hakk’ın kuluna verdiği mahdut bir salâhiyet ve tercih hakkıdır. Fakat ehemmiyeti pek büyüktür. Zira insan, irâdesini hayra sarf ederse Mevlâ hayrı, şerre sarf ederse şerri yaratır. Bu itibarla insan, Cenneti de, Cehennemi de bu irâde ile kazanır. Evet, Hâlık ( Yaratıcı) yalnız Cenâb-ı Hakk’tır. O dilemezse, o yaratmazsa hiç bir şey olmaz. Şu kadar ki, kul kâsib yani isteyip çalışan, Mevlâ ise Hâlik yani yaratan’dır.

İnsana verilen irâde-i cüz’iyye otomobilin direksiyonu gibidir . İnsan direksiyonu ne tarafa çevirirse otomobil o tarafa gider. Bu sebeple, isyan içinde olan bir kimse, “Ben ne yapayım Allâh böyle dilemiş, böyle yaratmış” deyip mes’uliyeti üzerinden atıp sıyrılamaz. Evet, Allâh dilemiştir ama, kulun irâdesi ve çalışması bu yolda olduğu için dilemiştir. Zâten kulda, böyle bir irâde-i cüz’iyye yâni tercih hakkı olmasaydı, Cenâb-ı Hakk kuluna imtihan fırsatı vermemiş, onu hayra veya şerre zorlamış olurdu. Halbuki Cenâb-ı Hakk kuluna zorla bir günahı yaptırıp, sonra da cezalandırmaktan münezzehtir.

Bâzı kimseler, “Ezelde bâzılarının rûhu secde etmiş, bâzılarının etmemiş; işte ezelde rûhu secde etmeyenler kâfir gider.” derler. Aslâ böyle bir şey yoktur. Bu iddiâ insanın itikadını kökünden sarsar. Ezel itiraz yeri değildir. Orada isteyerek veya istemeyerek herkes secde etti. Cenâb-ı Hakk, ruhları imtihana çekerek, “Elestü birabbiküm ( Ben sizin Rabbiniz değil miyim?)” diye sorduğunda bütün ruhlar istisnâsız olarak, “Belâ ( Evet Rabbimizsin Yârabbi)” diye ahid verdiler.

Yine bâzı yanlış düşünenler diyorlar ki: “Sen ne yaparsan yap, Allâh dilediğine hidâyeti dilediğine dalâleti halkeder.” Bu düşünce de aslâ doğru değildir. Bu husustaki Âyet-i Kerîmeyi çokları yanlış tefsir ve izah ediyor. Üstâzım, Hocam Süleyman Hilmi Tunahan Efendi Hazretleri bu husustaki Âyet-i Kerîmeyi: “Allâh, hidâyeti isteyip, hidâyeti dileyenlere hidâyeti; dalâleti isteyip, dalâleti dileyenlere de dalâleti halkeder” diye tefsir ve izah ederlerdi.

Ayrıca bu mevzuu izah ederken derlerdi ki: “Ezelde Ahmed Cennetlik, Mehmed Cehennemlik diye zât ve şahıs üzerine bir hüküm yoktur. Ancak elbiseler biçilmiş; ( İman elbisesi, itâat elbisesi, nur elbisesi) şu elbiseleri giyenler cennetliktir denilmiş; ayrıca küfür, isyân, zulmet elbiseleri biçilmiş, bunları giyenler de Cehennemliktir denilmiştir. Kul, irâde-i cüz’iyyesiyle bu elbiseleri seçmekte tamâmen serbest bırakılmıştır. Binâenaleyh, insan irâde-i cüz’iyyesiyle bunlardan hangisini seçer ve giyerse oraya gider.”

Kul bütün fiillerinden kendisi mes’ul olduğuna göre artık kula lâzım gelen isyan etmek değil, mukadderâta boyun eğmek ve başa gelene râzı olmaktır. Bununla beraber görünür görünmez belâlardan bizi koruması ve ömrümüzü sıhhat ve âfiyet içinde geçirmemiz için Cenâb-ı Hakk’a yalvarmak da üzerimize düşen mühim bir vazifedir. Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde, “Sadaka vermek belayı defeder, ömrü uzatır” buyurmuşlardır.

Kader

Kader, ezelden ebede kadar hayır ve şer ( iyi kötü) meydana gelecek bütün hâdiseler hakkında Cenâb-ı Hakk’ın kendi ilmi icabı bilip takdir buyurmasıdır.

Kazâ

Kazâ, Cenâb-ı Hakk’ın ezelde takdir buyurduğu hâdiselerin, zamanı gelince ilim ve irâdesine uygun olarak meydana gelmesidir.

Rızık Mes’elesi

Rızık, Allâhü Teâlâ’nın, hayat sahiplerine gıdalan-maları için verdiği ve onların da yediği şeylerdir. Lâkin insan kendi öz irâdesi ile rızkını helâl veya haram yollardan kendisi seçer ve Allâhü Teâlâ da o yoldan verir. İşte bunun için, rızkını helâlden talep etmeyip haram yiyenler irâde ve ihtiyarlarını kötüye kullandıklarından kendileri mes’uldürler.

Rızka değil, Rezzak’a yani rızkı verene bağlanmak lâzımdır. Her canlının rızkını veren Rezzak-ı Âlem olan Hz. Allâh’dır. Ona inanmak ondan istemek gerekir. Zira, onun hazinesi büyüktür, sonsuzdur. Ona hakîki bir imanla bağlananlar sıkıntı çekmezler. Fakat, Rezzâk olan Allâh’ı unutup da rızka bağlı kalanlar çok sıkıntı çekerler ve hüsrandan kurtulamazlar.

Tevekkül

Tevekkül, maksada erişmek için, maddî ve mânevî sebeplerin hepsini yerine getirdikten sonra, neticesini Allâh’dan beklemektir. Kişi şâyet beklediğine ulaşamazsa, üzülmemeli; “Hakkımda belki bu daha hayırlıdır” diyerek, kaderine râzı olmalıdır. Çünkü, Kur’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Hakk, “Siz birşeyi seversiniz, onun için çalışır ve onu elde etmek istersiniz, fakat bilmezsiniz ki, onun sonunda sizin için şer vardır. Yine siz birşeyi sevmezsiniz, hoşunuza gitmez ve istemezsiniz, fakat bilmezsiniz ki, sizin için onun sonunda hayır vardır” buyuruyor.

Ecel

Ecel, İnsanın mukadder ( Allâh tarafından yazılıp kararlaşmış) olan ömrünün nihâyetine denir. Ecel geldiği zaman, ne bir dakika ileri gider ne de bir dakika geri kalır. İnsan her ne sebeple ölürse ölsün, eceli ile ölmüş olur.

Şiir

Açılır bahtımız bir gün hemen battıkça batmaz ya
Sebepler halk eder Hâlik, kerem bâbın kapatmaz ya.
Benim Hakk’a münacâtım değildir rızk için hâşâ
Hüdâ Rezzâk-ı âlemdir rızıksız kul yaratmaz ya.

Erzurumlu İbrahim Hakkı

_____________
Etiketler : İmanın Şartları,Allâhü Teâlâ’ya inanmak, Meleklerine inanmak, Kitaplarına inanmak, Peygamberlerine inanmak, Âhiret gününe inanmak, Kadere; hayır ve şerrin Allâh’tan olduğuna, öldükten sonra dirilmenin hak olduğuna inanmaktır,İslamın Şartları,1-Kelime-i şehâdet getirmek, 2-Namaz kılmak, 3-Zekât vermek, 4-Ramazan orucunu tutmak, 5-Haccetmek,

israNUR

Bayan-Mod

  • "israNUR" bir kadın

Mesajlar: 1,340

Konum: Avusturya

Meslek: Arbeiter

Hobiler: Müzik,karakalem resim,basteln,film,anime,

  • Özel mesaj gönder

2

Wednesday, July 26th 2017, 10:05pm

Teşekkür ederim paylaştığın için ellerine sağlık.