Giriş yapmadınız.

  • Giriş

Sayın ziyaretçi, Raşit Tunca Board sitesine hoş geldiniz. Eğer buraya ilk ziyaretiniz ise lütfen yardım bölümünü okuyunuz. Böylece bu sitenin nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Eğer sitenin tüm olanaklarından faydalanmak istiyorsanız, kayıt yaptırmayı düşünmelisiniz. Bunun için kayıt formunu kullanabilir ya da bu bağlantıya giderek kayıt işlemi hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz. Eğer önceden kayıt yaptırdıysanız buradan giriş yapabilirsiniz.

Karoglan

Kurucu-Admin

  • "Karoglan" bir erkek
  • Konuyu başlatan "Karoglan"

Mesajlar: 6,185

Hakkımda:


KAROGLAN

Konum: Avusturya

Meslek: EBT -EiT

  • Özel mesaj gönder

1

Friday, March 24th 2017, 3:04pm

“Rabbini zikreden ile zikretmeyenin misali ölü ile dirinin misali gibidir” - Hadisi Hakkinda - Zikirle Alaklali bilgiler



“Rabbini zikreden ile zikretmeyenin misali ölü ile dirinin misali gibidir”


Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

“Amellerin Allah’a en sevimli olanı dilinin Allah’ı zikretmekle nemlenmiş olduğu halde ölmendir.”[1 ]

et-(BibBiiiiiib Amca1)î der ki:

“Dilin nemli olması hareketinin kolaylığı anlamında bir ibaredir. Bunun zıddı dilin kurumasıdır. Dil zikre devam etmekle nemli kalır.”

Allah’ı zikretmek[2]:

Zikrin aslı; kalp ile zikrettiği şey hakkında uyanık olmaktır. Dil ile zikretmeye de zikir denir. Zira bu kalbin zikretmesinin göstergesidir. Ancak çoğunlukla dil ile söylenene zikir denmesi, bunun öncesinde kavrama olduğundandır. Kalp ile zikirden kastedilen ise umumi hallerde bunun devamını gerektirir.

Denildi ki: Zikir; söylenmesi ve artırılması hakkında teşvik edilen, kalıcı sakih ameller denilen; Sübhanallah, elhamdulillah, la ilahe illallah, Allahu ekber gibi zikirler,havkale (la havle vela kuvvete illa billah), besmele, hasbele (Hasbunallahi ve ni’mel vekil), istiğfar ve dünya ile ahiretin hayrı için dua etmek gibi şeylerdir. O halde Allah’ı zikretmek ile kastedilen, Kuran okumak, hadis okumak, ilim dersi yapmak, nafile namaz kılmak gibi Allah’ın vacip veya mendup kıldığı amellere devam etmektir. Sonra bazen dil konuştuğu şeyden ecir almakla zikretmiş olur. Bunda manasını hazır etmesi şart değildir. Lakin manasının dışında bir şey kastedilmemesi şarttır. Eğer dil konuşurken kalp de hazır olursa bu daha kamildir. Buna zikrin anlamını ve Allah Teâlâ’yı tazim etmeyi, O’nu noksanlardan tenzih etmeyi düşünmek de katılırsa bunun kemali artar. Bu, bazen farz bir namazda, cihada veya bunlardan başka bir salih bir amelde gerçekleşirse kemali yine artar. Yönelme sahih ve Allah Teâlâ’ya halis olursa bu kemalin son haddidir.

Denildi ki: Dilin zikrinden kastedilen; tesbih, tahmid ve temcide delalet eden lafızları söylemektir. Kalp ile zikir; hükme muttali oluncaya kadar emir ve yasaklar hakkında, zat ve sıfata delalet eden tefekkür ve Allah’ın yarattıkları hakkında düşünmektir. Azalarla zikir; taat işlemektir.

Nitekim Allah -azze ve celle- namazı zikir diye isimlendirmiştir:

“Allah’ı anmaya (hutbe dinlemeye ve namaz kılmaya) gidin.”(Cuma 9 )

Denildi ki: Allah Teâlâ’yı zikretmek dil ile kalp ile olmak üzere iki çeşittir. Kalbin zikri de iki çeşittir: Birincisi zikirlerin en yükseği ve değerlisi olup Allah Teâlâ’nın celalini, ceberutunu, melekûtunu, göklerde ve yerdeki ayetlerini tefekkür etmektir. Zikirlerin hayırlısı gizli olanıdır hadisinde kastedilen de budur. İkincisi: Kalpte emir ve yasak anında emre uyup yasağı terk ederek ve kendisine şüpheli gelen konusunda tevakkuf ederek zikretmektir. Mücerret olarak dilin zikri ise zikirlerin en zayıfıdır. Lakin hadislerde geldiği üzere bunda da büyük faziletler vardır.

Allah Teâlâ buyuruyor ki:

“Ey inananlar! Allah’ı çok zikredin.”(Ahzâb 41 )

Allah Teâlâ kullarına onlara verdiği çeşitli sınıflardan nimetlere karşı, kendisini zikretmelerini, şükretmelerini ve bunu artırmalarını emretmiş bundan dolayı da bol sevap ve güzel sonuç vaad etmiştir. En kıymetli anlarında tesbih, tehlil, tahmid ve tekbir ile meşgul olmalarını emretmiştir. Allah Teâlâ bunu kula kolay gelmesi için bir sınır belirlememiştir. Mücahid diyor ki: “Bu kelimeleri abdesti olan da, olmayan da ve cünüp olan da söyleyebilir. Ayakta, oturarak ve yanı üzerine yatar halde zikretmedikçe Allah’ı çok zikredenlerden olunmaz.”

Bunun ecrinin büyüklüğünden dolayı İbn Abbas -Radıyallahu anhuma- şöyle demiştir: “Şüphesiz Allah Teâlâ kullarına zikir dışında farz kıldığı her ibadet için malum bir sınır koymuş, mazeret halinde de mazur görmüştür. Fakat zikir için bir sınır belirlemediği gibi onu terk edeni de mazur görmemiştir.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Allah’ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin.”(Nisa 103 )

Gece ve gündüz, karada ve denizde, seferde ve hazarda, zenginlikte ve fakirlikte, hastalıkta ve sıhhatte, gizlide ve açıkta ve her durumda zikredin.Bunu yaptığınızda melekleri size salat ederler.

Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki:

“Size amellerinizin en hayırlısını,Melikiniz indinde en temizini ve derecelerinizi en çok yükseltenini ve sizin için altın ve gümüş bağışlamaktan, düşmanınızla karşılaştığınızda onların boynunu vurmanızdan ve onların boynunuzu vurmalarından daha hayırlısını haber vereyim mi?” dediler ki;

“Evet ey Allah’ın Rasulü!”

“Allah’ı zikretmektir” buyurdu.

Muaz b. Cebel -Radıyallahu anh- dedi ki:

“Kulu Allah’ı zikretmek dışında, Allah’ın azabından daha iyi kurtaracak bir şey yoktur.” [3 ]

Allah Teâlâ buyuruyor ki:

“Rabbini, sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma.”(A’raf 205 )

Yani; Rabbini içinden gizlice, tezellül ile, Allah Teâlâ’dan korkarak, yalnız kendi işitebileceğin şekilde gündüzün başında ve sonunda zikret, Allah’ı zikretmekten gafil olanlardan olma demektir.Gafillerden olmamak için kulun sabah akşam bolca zikretmesi kastedilmiştir.

Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

“Rabbini zikreden ile zikretmeyenin misali ölü ile dirinin misali gibidir.”[4 ]

Allah -azze ve celle- zikri, Kuran’da pek çok yerde zikretmiş, onu emretmiş ve bunun zıddı olan gafletten yasaklamıştır. Kurtuluş zikri artırmaya bağlanmış, zikir ehli övülmüş ve hayırlı karşılık vaad edilmiştir. Zâkirin Allah’ı zikretmesinin karşılığı, Allah’ın da onu zikretmesidir. Bu ise her şeyden büyüktür. Salih ameller onunla sonlandırılır. Oruç, hac, namaz, Cuma hep zikirle sonlandırılır. Zikredenler; özellikle onların akıl sahipleri olarak ayetlerinden faydalanmaları ile zikredilmiştir. Zikir, bütün amellerin arkadaşı ve bütün amellere bitişik ve amellerin ruhu olarak zikredilmiştir. Zira Allah Subhanehu onu namaz, oruç, hac ve menasikleri ile bitişik olarak zikretmiş ve hatta onu haccın ruhu, özü ve maksadı kılmıştır. Yine cihad ile bitiştirmiş, düşmanla karşılaşınca kendisini zikretmeyi emretmiştir.

-----------------------

Zikir nedir?

Sual: Zikir nedir ve nasıl yapılır?
CEVAP
Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyuruyor ki:
Zikir, hatırlamak, anmak demektir. Hatırlamak da kalble olur. Söylemekle olmaz. Şimdi üç türlü zikir bilinmektedir:
1- Dille, söylemekle yapılan zikirdir. Söylerken, kalb birlikte hatırlamaz. Yalnız dille söylenen zikrin, kalbi temizlemekte faydası pek az olur. İbadet sevabı hâsıl olur. Aşağıdaki âyet-i kerime kalben zikretmeyenler içindir:
(Kalbleri Allahü teâlâyı zikretmeyenlere azap vardır.) [Zümer 22 ]

2- Yalnız kalble yapılan zikirdir. Dil söylemez. Üç ayet meali şöyledir:
(Rabbinizi, yalvararak ve gizli ve sessiz çağırınız!) [Araf 55 ]

(Kalbler, ancak Allahı zikretmekle itminana [sükûna, rahata] kavuşur) [Rad 28 ]

(Rabbini, içinden zikret!) [Araf 205]

Daha başka birçok âyet-i kerimede ve sayısız hadis-i şeriflerde ve din büyüklerinin kitaplarında bu zikir bildirilmektedir.

3- Dille kalbin birlikte yaptığı zikirdir. Allah adamları, Evliya-i kiram, yükseklere eriştikten sonra, böyle zikri yapabilirler. Kalble yapılan zikir, en önce Fahr-i âlem efendimizin hicret gecesinde, Sevr dağındaki mağarada, Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddık’a diz üstüne oturtup, gözlerini kapamasını emrederek sessiz yaptırdığı zikirdir. İki âyet-i kerime meali:
(Hep sadıklarla birlikte bulunun!) [Tevbe 119]

(Rablerini isteyenlerle beraber olmağa çalış!) [Enam 52 ]

Bu iki ayeti kerime meali büyüklerle rabıtayı bildiriyor. Bu rabıtayı yapmak, (Allahü teâlânın sevdiklerini hatırlamak, rahmet etmesine sebep olur) hadis-i şerifine uymaktır. Bunlar gibi, başka âyet-i kerimeler ve hadis-i şerifler de vardır.

Mazher-i Can-ı Canan hazretleri buyuruyor ki:
Üç türlü zikir vardır:
1- Kalb karışmadan, yalnız dil ile söylemektir. Bunun faidesi yoktur.

2- Ağızla söylemeyip, yalnız kalble yapılan zikirdir. Buna, tasavvufta Zikr-i hafi denir. Bu da, yalnız Zat-ı ilahiyeyi zikirdir. Yahut sıfatlarını düşünerek yapılır. Nimetleri de düşünülürse Tefekkür denir.

3- Kalble ve dille birlikte zikirdir. Dille kendi işitecek kadar söylenirse, buna da Zikr-i hafi denir. Âyet-i kerimede emrolunan, bu zikr-i hafidir. Başkası da işitirse Zikr-i cehri denir. Âyet-i kerimeler ve hadis-i şerifler, zikr-i hafinin zikr-i cehriden efdal olduğunu gösteriyor. Resulullahın hazret-i Ali’ye öğrettiği zikr-i cehri, kendi işitecek kadar olan zikirdir ki, hakikatte zikr-i hafi demektir. Zikirden önce kapıyı kapattırması da, böyle olduğunu gösteriyor. (Makamat-i Mazheriyye 11.mektup)

Zikretmek, Allahtan başka şeylerin sevgisini, onlara düşkün olmağı kalbden çıkarmak içindir. Kalbin mahlûklara bağlılığını yok etmek için en iyi ilaç zikirdir. Hadis-i şerifte, (Zikrederek, kalblerinin yükünü hafifletenlerin yolunda olun!) buyuruldu. Bunun için, “Allah’a, Allahü teâlânın sevgisine kavuşmak için, kalbin mahlûklara olan bağlantılarını kesmek, onu dünya zevklerine düşkün olmaktan kurtarmak lazımdır. Kalbi kurtarmak için de, zikirden daha faydalı bir ilaç yoktur” demişlerdir. (Tefsir-i azizi)

Allahü teâlâyı hatırlamak, Onun ismini söylemekle veya çok sevdiği bir Velisini görmekle olur; çünkü hadis-i şerifte, (Onlar görüldüğü vakit, Allah hatırlanır) buyuruldu. İsmini işitirken, söylerken, başka şey düşünülebilir. Onu hatırlamak şüpheli olur. Onu devamlı hatırlamak için, her gün binlerce söylemek lazım olur. Evliyayı severek, inanarak görünce, muhakkak hatırlanacağı müjdelendi. Görmek gözle olduğu gibi, Velinin şeklini, suretini, kalbine, hayaline getirmekle de, görmüş gibi olup, Allahü teâlâyı hatırlamaya sebep olur. Böyle, kalble görmeye rabıta denir ki, kalbi, Allahü teâlâdan başka şeyleri sevmekten, onları düşünmekten kurtaran vasıta ve temiz kalbe, ihlâsa kavuşturan yoldur.

İmam-ı Rabbani hazretleri, 231. ve 266. mektuplarında, yüksek sesle zikrin bid’at olduğunu bildirmektedir.

Hatm-i hâcegân nedir?
Sual: İmam-ı Rabbânî hazretlerinin hatm-i hâcegânı nasıldır?
CEVAP
Hâce hoca, hâcegân ise hocalar demektir. Hatm, Kur'an-ı kerimi veya bir zikri baştan sonuna kadar okuyup bitirme demektir. Hatm için hatim veya hatme de deniyor. Hatm-i hâcegân, Nakşibendî yolunda okunan belli bir zikir demektir. Buna hatme-i hâcegân da diyorlar.

Her gün beş yüz kere kelime-i temcid yani (Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh) okumak, başlarken ve bitirince yüz kere salevat-ı şerife getirmek İmam-ı Rabbânî hazretlerinin hatm-i hâcegânıdır. Ehl-i sünnet itikadında olup da bu büyük zatı seven, bu tesbihi kendine ders edinmeli, her gün düzenli okumalıdır.

İmam-ı Muhammed Mâsum hazretleri buyuruyor ki:
Dertlerden kurtulmak ve murada kavuşmak için 500 kere (Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh) demeli, okumaya başlarken ve okuduktan sonra yüzer kere salevat-ı şerife okuyup dua etmelidir. (2/33 )

(Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh) kelime-i temcidini bir seferinde 500 kere okumak şart değildir. Parça parça da okunabilir. Abdestli okumak da şart değildir. Ancak abdestli okunması elbette daha faziletli olur.

Dilek ve isteklerimizin yerine gelmesi ve sıkıntılardan kurtulmak için kelime-i temcidi 500 kere okumalı. Bu, İmam-ı Rabbânî radıyallahü anh’ın hatm-i hâcegânıdır. (Kıymetsiz Yazılar)

Dinimize, dünyamıza gelecek zararlardan kurtulmak için her gün 500 defa kelime-i temcid okumalıdır! (Tefsir-i Mazheri)

İmam-ı Rabbânî hazretleri, cinden korunmak için ve korkulu zamanlarda, (Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh-il-aliyyil azîm) okunmasını emrederdi. (Berekat-S. Ebediyye)

Bir hadis-i şerif:
(“Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh-il aliyyil azîm” okumak, 99 derde devadır. Bunların en hafifi sıkıntıdan kurtulmaktır.) [Hâkim, Ebu Nuaym]

Kelime-i temcid okumak, bu kadar kıymetli olduğu gibi, salevat-ı şerife okumak da çok kıymetlidir. Bir hadis-i şerif:
(Her gün yüz defa salevat-ı şerife getiren, münafıklıktan ve Cehennem ateşinden uzaklaşır ve Kıyamette şehitlerle beraber olur.) [Taberanî]

Hatm-i hâcegân okununca, hem salevat-ı şerife getirilmiş, hem de kelime-i temcid okunmuş olur.

Zikir çekmek çürümüşlükmüş
Sual: (Yalnız Kur’an) diyen bir profesör, (Allah'ı anmak için, eline tesbih veya zikirmatik alıp Allah, La ilahe illallah demek çürümüşlüktür! Allah'ı hatırlatacak çok şey var. Bu, lüzumsuzdur) diyor. Zikir çekmeye, yani Allah'ı hatırlamaya çürümüşlük denir mi?
CEVAP
Çok çirkin bir yakıştırma bu! Allah'ı hatırlatacak çok şey var. Namaz, oruç, Kur’an okumak Allah'ı hatırlatır. Ama namaz kılan birine, (Allah'ı hatırlatan başka şey var, namaz kılma!) veya Kur’an okuyan birine, (Allah'ı hatırlatan çok şey var, Kur’an okuma) denir mi? Zikir çekene de, (Allah'ı hatırlatan çok şey var, zikir çekme!) denir mi? Yapabildiği kadar hepsinden yapsın. Zikir, Allah'ı anmak, hatırlamak demektir. O kişinin zikir çekmesinin, herhangi bir yolla Allahü teâlâyı hatırlamasının, kime ne zararı olur? Çürümüşlük diyerek zikre, Allah'ı anmaya karşı çıkmak, mümin kişinin imanına zarar verir.

İmam-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:
Kalbi itminana kavuşturan tek yol vardır. Bu da, Allahü teâlâyı zikretmektir. Akılla, kalb itminana kavuşamaz, yani tatmin olmaz. Bir âyet-i kerime meali:
(Kalbler, ancak Allah'ı zikretmekle itminana [sükûna, rahata] kavuşur.) [Rad 28 ]

Görüldüğü gibi zikri Allahü teâlâ emrediyor. Bir âyet-i kerime meali de şöyledir:
(Ey müminler Allah’ı çok zikrediniz!) [Ahzab 41]

Mezhepsiz İbni Teymiyye (El-Ubudiyyet) kitabında, Allahü teâlânın ismini zikretmenin bid’at ve dalalet olduğunu bildirmektedir. Acaba bu profesör, İbni Teymiyyeci midir? Sapıklardan öğrendikleri yanlış şeyleri, dinin emri imiş gibi, Müslümanlara anlatmaya çalışıyor. Müslümanlar, etikete aldanmamalıdır.

----------------------
ZiKiR

Anma, anımsama, ezberleme, hatırlama. Söylenmesi tavsiye edilen hamd, sena ve dua için kullanılan sözler. Bazı alimler zikri, insana sevap kazandıran her türlü hareket olarak tarif etmişlerdir.

Zikir, daha çok tasavvufi anlamda kullanılır. Tasavvufta da, Allah'ın yüceliğini dile getirmek ve manevî yetkinliğe ulaşmak amacıyla belli bir söz ya da cümleyi yinelemektir. Yüce Allah'ın bilinen güzel isimleri ve tevhid kelimesi (Lâ ilâhe illallah) ile yapılır.

Zikir, "zekere" fiilinin masdarıdır. Aslı "zikr"dir. Türkçe'de zikir diye kullanılır. Zükr kelimesi ile aynı anlamdadır. Çoğulu ezkâr ve zükûr olarak gelir. Zikrâ kelimesi de, zikr'in mübalağası olup çok zikretmek demektir.

Zikir, aynı kökten gelen kelimelerle birlikte, Kur'ân'da üç yüz'e yakın yerde geçmektedir.

Yüce Allah Kur'ân'ın çeşitli âyetlerinde Allah'ı zikretmeyi emretmiştir. Bu âyetlerden birinin meâli şöyledir: "Öyle ise beni anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin, nankörlük etmeyin" (el-Bakara, 2/152).

Yüce Allah bu âyette zikir ile şükrü bir arada anmıştır. Zikir de şükür gibi üç çeşittir. Bunlar, dil, kalb ve beden ile yapılan zikirlerdir. Dil ile zikir, Yüce Allah'ı güzel isimleri ile anmak, O'na hamdetmek, tesbihte bulunmak, Kur'ân'ı okumak ve dua etmektir. Bu çeşit zikri dile getiren birçok âyet vardır. Bu âyetlerden bazılarının meâli şöyledir:

"İşte bu (Kur'ân) da, bizim indirdiğimiz bir zikirdir (öğüttür). Şimdi onu inkâr mı ediyorsunuz?" (el-Enbiyâ, 21/50 ).

Kalb ile zikir de, Yüce Allah'ı gönülden anmaktır. Bu bir nevi tefekkürdür. (bk. "Tefekkür mad.")

Beden ile zikir ise, vücudun bütün organlarının Allah'ın emirlerini yerine getirmeleri ve yasaklarından sakınmaları ile olur. Bu da kişinin kendi vücudunun organlarını Allah'ın yolunda bulundurması ile mümkündür (el-İsfahânî, el-Müfredât, İstanbul,1986 259 vd.,; Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1971, 659 ).

Yukarıda meâli sunulan âyette geçen, "Siz beni anın ki ben de sizi anayım" ifadesi, alimler tarafından çeşitli manalar için yorumlanmıştır. Bu yorumların şöyle özetlenmesi mümkündür:

"Siz beni ibâdet ve itâatla zikredin ki, ben de sizi rahmetimle zikredeyim. Beni dua ederek zikredin, ben de sizin dualarınızı kabul edeyim. Benim verdiğim nimetleri hamd ve senâ ile zikredin, ben de size nimetlerimi artırayım. Siz beni dünyada zikredin, ben de sizi ahirette zikredeyim... Beni, varlık ve refah içinde olduğunuzda zikredin ki, ben de sizi belâ, musibet ve sıkıntılarınız zamanında zikredeyim... Beni, benim yolumda cihâd ederek zikredin ki, ben de sizi hidâyetimle zikredeyim. Beni sıdk, samimiyet ve ihlas ile zikredin, ben de sizi sıkıntılardan kurtarmak ve bilgi ile ihtisasınızı artırmakla zikredeyim. Beni Rabbiniz olarak bilip kulluğunuzla zikredin ki, ben de sizi sevdiğim kullarımdan kabul edip sonunda bağışlamakla zikredeyim" (er-Râzî, Mefâtihu'l-Gayb, Mısır 1937, IV,143 vd).

Zikrin önemini bildiren ve zikir hakkında emir ve tavsiyelerde bulunan diğer bazı âyetlerin meâli şöyledir:

"Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah'ı zikrederler (anarlar). Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler: "Rabb'imiz (derler), bunu boş yere yaratmadın, sen yücesin, bizi ateş azabından koru!..." (Alu İmrân, 3/191).

"Onlar ki, inanmışlardır ve kalbleri Allah'ı zikretmekle (anmakla) yatışır. İyi bilin ki ancak Allah'ı zikretmek (anmak)la kalbler yatışır" (er-Ra'd, 13/28 ).

Âllah'ın emrine uyan müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, tâata devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevâzi erkekler ve mütevâzi kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allah'ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar; işte Allah, bunlar için bir mağrifet ve büyük mükâfat hazırlamıştır" (el-Ahzâb, 33/35 ).

"Ey inananlar, Allah'ı çokça zikredin ve O'nu sabah akşam tesbih edin" (el-Ahzâb, 33/41, 42 ).

Meâlleri verilen âyetlerde görüldüğü gibi, Yüce Allah zikir ehli olan kadın ve erkekleri, müslüman, mü'min, tâat ehli, doğru, sabırlı, oruç tutan, hayır ve sevap ehli, iffetli ve namuslu kişilerle beraber anmıştır.

Hz. Muhammed (s.a.s) de, "Zikrin en faziletlisi, Lâ ilâhe illallah ve duanın en faziletlisi de elhamdu lillah'dır" (İbn Mâce, Edeb, 25) diyerek, tevhid kelimesi ile zikirde bulunmanın islâm dinindeki önemini ifade etmiştir. Bilindiği gibi zikirde esas unsur, diğer varlıkları unutarak, hatta yok sayarak Allah'ı anmaktır. Onun için Allah'ın varlığını ve birliğini ifade eden tevhid kelimesi, en güzel zikir olarak kabul edilmiştir. Tevhid kelimesi bir bütün halinde, "La ilâhe illallâh Muhammedürrasûlüllah" şeklindedir. Zikirde söylenen la ilâhe illallah, tevhid kelimesinin ilk yarısıdır. O da iki kısmıdır. Birinci kısmı, cümlenin ilk yarısı olan "La ilâhe"dir. Manası, "hiç bir ilâh yoktur" demektir. Bu olumsuz kısma "nefy" adı verilir. İkinci kısmı ise, "illallah"dır. Manası,"ancak Allah vardır" demektir. Bu kısmın adı ise, "isbat"tır. Tevhidin bu kısmına tehlil de denir (Necmüddin Kübra, Tasavvufi Hayat, trc. Mustafa Kara, İstanbul 1980, 59 vd).

Tasâvvuf ehline göre, Hz. Muhammed (s.a.s) dört halifeye ayrı ayrı zikri öğretip tavsiye etmiştir. Hz. Ebu Bekir (r.a)'a hafî (gizli) zikri, Hz. Ömer ve Hz. Ali'ye'cehrî (sesli) zikri ve Hz. Osman'a da kalbî zikri öğretmiştir (Mehmet Ali Aynî, Tasavvuf Tarihi, 1340,198 vd). Ancak sahih hadis kaynaklarında böyle bir rivayet bulunmamaktadır.

Tasavvufî tarikatların kendilerine göre değişik zikir çeşitleri ve usûlleri vardır (Bu hususta geniş bilgi için bk. Mustafa Kara, Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi, İstanbul 1985, 200 vd ).

Hz. Muhammed (s.a.s) başka bir hadiste de zikir hakkında şöyle buyurmuştur:

"İnsanlar bir araya gelip Allah'ı zikrettikleri zaman, melekler onları kuşatır, rahmet onları kaplar ve Allah onları kendisine yakın olan kişilerden kaydeder. "

Ebu Hüreyre (r.a) bir gün çarşıya gider ve oradakilere şöyle seslenir: "Hz. Muhammed (s.a.s)'in mirası camide taksim edildiği halde, siz buralardasınız!.." Çarşıdaki insanlar hemen camiye giderler. Fakat miras diye bir şey göremezler. Ebu Hüreyre'ye gidip şöyle söylerler: "Yâ Ebu Hüreyre, camide taksim edilen herhangi bir miras görmedik. " Ebu Hüreyre onlara; "Neyi gördünüz?" diye sorar. Onlar; "Allah'ı zikreden ve Kur'ân okuyan insanları gördük" derler. O zaman Ebû Hüreyre "İşte peygamberin mirası odur" der (el-Gazzalî, el-İhyâ, Beyrut t.y., I, 296 ).

Hz. Muhammed (s.a.s)'in zikrin fazileti ve onun çeşitli günahların affına vesile olduğuna dair söylemiş olduğu daha hayli hadisler vardır (bk. Muhammed b. Allan, Delilu'l-Fâlihîn, Mısır 1971, IV, 210 vd.).

Meâl ve açıklamaları sunulan bütün bu ayet ve hadislerden anlaşıldığı gibi zikir, insanı Allah'ın dışındaki varlıkların her türlü kötülüklerinin tesirinden muhafaza eder, Allah'a bağlılığını sağlar ve her nevi tevhidi muhafaza eder. Bununla beraber, insanın gönlüne huzur verir, dünya ve ahiretin mutluluğuna kavuşturur.

---------------------

Zikr – Dhikr – Zikir



Das Gottesgedenken
Zikr-Dhikr-Zikir

Wenn wir im Zustand der rituellen Reinheit zum Zikr zusammenkommen, so ist das eine gemeinsame gottesdienstliche Handlung. Wenn wir das Wort Zikr übersetzen, so heißt es „sich erinnern, gedenken, erwähnen“. Woran erinnern wir uns, wessen gedenken wir und wen oder was erwähnen wir? Efendi sagt, wie er es von seinen Lehrern erfahren hat, dass in jedem Menschen das gesamte Wissen der Menschheit verborgen ist. Das Wissen über den Sinn und Zweck unseres Daseins, unserer Herkunft und unseres Zieles. Jeder Mensch „weiß“, welche Aufgabe er hat und in jeder Seele ist das Wissen um unsere Geschöpflichkeit und um Gott verankert. An all dies können wir uns „erinnern“ und wir können uns auch an den Urvertrag zwischen Gott und den Menschen „erinnern“, so wie es im Qur’an beschrieben ist:

wa id ahada rabbuka min
banī ‚ādama min zuhūrihim durrīyatahum wa ašhadahum
‚alāanfusihia-lastu bi-rabbikum
qālū balā šahidnā
an taqūlū yauma-l-qiyāma
innā kunnā ‚an hādā ġāfilīn(a)

Und als dein Herr aus den Lenden der Kinder Adams ihre Nachkommenschaft
zog und für sich selber als Zeugen nahm (und sprach:)
„Bin Ich nicht euer Herr?“, sprachen sie: „Jawohl, wir bezeugen es.“
Dies, damit sie nicht am Tage der Auferstehung sagen würden:
„Wir hatten davon wirklich keine Ahnung!“ (Sure 7, Vers 172)


Dieses Erinnern oder Wissen entsteht als spontane Eingebung, Sunuh, wenn durch die stete Wiederholung der Gottesnamen der dafür notwendige innere Zustand erreicht ist. Die Gottesnamen benennen Eigenschaften Gottes, die auch jeder Mensch in sich entwickeln kann, bis auf eine: die göttliche Eigenschaft der Rechtleitung ist davon ausgenommen. Wir finden die Gottesnamen, Wazifa, oder 99 şönsten Namen im Erhabenen Qur’an und in den verschiedenen Sufigemeinschaften werden bestimmte Namen für die Anrufungen während des Zikr bevorzugt.

Während des Zikr werden diese Namen wie zum Beispiel ya allāh / oh Gott oder ya hayy / oh Lebendiger oder ya hū /oh Er oder ganze Sätze wie z.B. bismi-llāhi-rahmāni-r-rahīm / im Namen Gottes, der Barmherzigen, des Allerbarmers oder astaġfiru-llāh /ich bitte Gott um Vergebung oder lā ilaha illā-llāh / es gibt keinen Gott außer Gott oftmals wiederholt, lauter oder leiser, in einem bestimmten Rhythmus und mit einer bestimmten Bewegung verbunden. Es gibt auch andere Formen des Zikr, schweigend und ausschließlich im Sitzen, für den Moment beschreiben wir aber die Form, in der wir in der Kubreviyye- Mevleviyye Tariqa normaler-weise Gottes gedenken.

Die Wiederholung der Anrufungen wirkt gleichzeitig in mehrfacher Weise: Wir hören das Wort oder den Satz und verstehen seine Bedeutung und während wir sprechen, halten wir uns diese Bedeutung im Bewusstsein. Jedes Wort hat einen Klang und dieser Klang erzeugt Resonanz in unserem Körper, der materielle Körper schwingt mit und der Energiekörper reagiert entsprechend des Klangs. Die Konsonanten der Wörter tragen die Qualität, die Vokale die Intensität der Schwingungen. Auf körperlicher und geistiger Ebene kann es zu Reaktionen kommen. Im Körper können Verspannungen spürbar oder Gefühle freigesetzt werden. Der Energiekörper kann sich durch Aktivitäten in verschiedenen Energiezentren bemerkbar machen. Es können innere Bilder oder Erkenntnisblitze entstehen. Was auch immer geschieht, wir sollten versuchen, dieses einfach nur zu beobachten und nicht in den Mittelpunkt unserer Aufmerksamkeit zu stellen. Es geht nicht darum, dass bestimmte körperliche Sensationen eintreten oder Gefühle aufwallen, es geht auch nicht darum in eine der verschiedenen Formen der Ekstase zu fallen, es geht darum, die Namen Gottes zu wiederholen und mit den anderen Teilnehmern im Einklang zu bleiben. Alle möglichen körperlichen und geistigen Reaktionen sind Begleiterscheinungen auf dem Weg zu Wahrheit, Erkenntnis und Weisheit.
Was bedeutet gemeinsam?

Wir hören auf den Scheich, der den Zikr leitet und auf unsere Nachbarn. Keiner wird lauter als der Scheich, denn wir folgen seiner Anleitung und dazu müssen wir ihn hören können. Wir hören auch auf die anderen im Kreis, denn jetzt kommt es nicht darauf an, dass jeder sein Bestes gibt, sondern es soll ein Gemeinschaftswerk entstehen. Nur wenn wir alle aufeinander hören, können wir die Energiekuppel errichten, unter der der Zikr sich entfalten kann.

Zikr unter Anleitung von Scheikh Abdullah Halis Efendi

Gemeinsam heißt auch, dass wir darauf achten uns im gleichen Rhythmus zu bewegen und im Bewegungsablauf den Vorgaben des Leiters zu folgen. Die meiste Zeit folgen wir dem Zikr mit geschlossenen Augen, aber wenn sich der Rhythmus und/oder das Wazifa, d.h. der Gottesname, ändern, öffnen wir kurz die Augen und gleichen unsere Bewegung an die anderen an. Die gemeinsame Bewegung unterstützt den Zikr und trägt die einzelnen Teilnehmer. Die Gruppe wird zu einer Gemeinschaft und einer unterstützt den anderen auf seinem Weg zur inneren Erkenntnis. Man kann Zikr auch für sich alleine machen, der Zikr in der Gemeinschaft trägt die Einzelnen aber weit über das hinaus. Dieses „Wir“, das wir sonst im alltäglichen Sprachgebrauch benutzen wird spür- und erfahrbar.
Warum bedecken wir uns dabei die Köpfe?

Wir drücken damit u.a. unsere Bereitschaft aus, den Regeln Gottes zu folgen. Männer und Frauen sollten sich bei Gebet und Zikr bedecken, damit sie mehr bei sich bleiben, sich sammeln und besser konzentrieren können. Auf dem şädeldach befindet sich ein weiteres Energiezentrum, durch das der gesamte Energiehaushalt des Menschen mit seinem Umfeld korrespondiert. Beim Zikr wollen wir die Energien, die durch das Ritual in uns aufgebaut werden, nicht gleich wieder in unsere Umgebung entlassen, sondern wir wollen sie in uns behalten, damit sie besser ihre Wirkung entfalten können. Diese Energien, die durch die Anrufungen aufgebaut werden, sind ein Mittel zum Zweck unserer körperlichen und geistigen Transformation, Reinigung und Bewusstseinsveränderung.

Jeder kann ausprobieren, ob er einen Unterschied spüren oder erkennen kann, wenn er probeweise einmal auf die Kopfbedeckung verzichtet. Wenn man es selbst erfahren hat, fällt es manchem oft leichter, sich an die Regel zu halten.
Zusammenfassung:

Der Zikr ist eine Gruppenmeditation unter Anleitung eines Lehrers/Scheichs. Sprache und Klang, Atem und Bewegung sind die Mittel. Das gemeinsame Sprechen und Bewegen verstärkt die Wirkung. Das Ziel ist die Stärkung unserer Verbindung zu Gott und zu unserem Anteil an der Einzigen Realität. Die Grade der Nähe, die die Teilnehmer erfahren, können ganz unterschiedlich sein. Manchmal entstehen nur für Sekundenbruchteile Zustände der vollkommenen Einheit oder Geborgenheit im Sein. Wenn das Einzige Sein in unser Bewusstsein dringt, finden wir Antworten auf alle Fragen. Klarheit überstrahlt alles.

Diejenigen, welche glauben und deren Herzen im Gedenken an Allah in Frieden sind sollten die Herzen im Gedanken an Allah denn nicht in Frieden sein?
(Sure 13, Vers 28)


----------------------
Tesbih,Tahmid ve Tehlil ( Zikretmek )

Ebu Hüreyre radıyallâhu anh anlatıyor: "Rasulullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: "İki kelime vardır, bunlar dile hafif, terazide ağır, Rahmân'ada sevgilidirler: Sübhânallahi ve bihamdihi, Sübhânallâhi'l-azim (Allahım seni hamdinle tesbih ederim, yüce Allahım seni tenzih ederim) kelimeleridir"
Tesbih,Tahmid ve Tehlil Yine buyurdu ki; “Kim bir günde yüz kere "Sübhânallahi ve bihàmdihi" derse hataları dökülür, hatta denizin köpüğü kadar (çok) olsa bile"

Ebu Hureyre ra’den; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; “Kim sabahladığında ve akşamladığında yüz kere “Subhanallahi ve bihamdihi” derse, kıyamet gününde hiç kimse ondan daha faziletlisi ile gelemez Ancak aynısını veya daha fazlasını söyleyen kimse hariç”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Rasulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Sübhânallahi, velhamdu lillahi, velâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber (Allah'ı tesbih ederim, hamdler Allah'adır, Allah'tan, başka ilâh yoktur Allah en büyüktür) demem, bana, üzerine güneşin doğduğu şeyden (dünyadan) daha sevgilidir"

Allah’ım keremin, cömertliğin ve fazlın için hamd ve minnet sanadır… Müslüman, az bir çabasıyla vakitlerini tesbih, tahmid ve tehlil ile değerlendirebilir Hastanede beklerken, arabaya bindiğinde veya yolda yürürken dilini harekete geçirir ve Allah Azze ve Celle’yi zikredebilir Bunun için on dakika ayırsa bunu alışkanlık haline getirebilir

Musab Bin Sad’dan; “Babam bana dedi ki; “Biz Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında iken şöyle buyurdu; “Sizden biri hergün bin sevap kazanmaktan aciz midir?” Orada oturanlardan birisi şöyle sordu; “Bizden biri her gün nasıl bin sevap kazanabilir?” Buyurdu ki; “Yüz defa tesbih ederse ona bin sevap yazılır veya bin günahı silinir”
“Subhanallah” kelimesi dile hafif olup çabuk söylenebilir Müslüman, dakikada seksen defa “Subhanallah” diyebilir On dakikada ise sekiz yüz defa söyler Allah’ım! Bu büyük iyilik için sana hamd olsun

Ebu Hureyre ra’den; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; "Lâ ilâhe illallâhu vahdehu la şerike leh, lehu'l mülkü ve lehu'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadir" duasını bir günde yüz kere söylerse, kendisine on köle âzad etmiş gibi sevap verilir, ayrıca lehine yüz sevap yazılır ve yüz günahı da silinir Bu, ayrıca o gün akşama kadar onu şeytana karşı muhafaza eder Bundan daha fazlasını okumayan hiçbir kimse, o adamınkinden daha efdal bir amel de getiremez”
Evet, on köle azat etmek, yüz sevap yazılması ve yüz kötülüğün silinmesi, gün boyu şeytandan korunması… Allah’ın kendisine iyiliği kolaylaştırdığı kimse bu cümleleri dakikada yirmi defa yani on dakikada iki yüz defa söyleyebilir Onun faziletini, dereceleri yükseltmesini ve hataları silmesini bir düşünsene!

İbn Abbas ra, Cüveyriye ra’dan rivayet ediyor; Rasulullah (aleyhissalâtu vesselâm) efendimiz bir gün sabah namazını kılınca, daha kendisi namazgâhında iken, erkenden yanından çıkmış, gitmiş, kuşluktan sonra Cüveyriyye (aynı yerinde zikrederek) otururken geri gelmiş ve:
"Bırakıp gittiğim halde duruyorsun (hiç yerinden kımıldamadın galiba?)" diye sormuş, "Evet" cevabı üzerine şunu söylemiştir:
"Ben senden ayrıldıktan sonra dört kelimelik bir duayı üç kere okudum Eğer bunlardan hâsıl olan sevap tartılacak olsa, senin burada sabahtan beri okuduğun duaların sevabının ağırlığına denk olur O dua şudur: "Sübhânallahi ve bihamdihi adede halkıhi ve rıdâ nefsihi ve zinete arşihi ve midâde kelimâtihi (Allah'ı mahlûkatı sayısınca, nefsinin rızasınca, arşının ağırlığınca, kelimelerinin adedince tesbih (noksanlıklardan tenzih) ederim"

Müslüman on dakikada bu kelimeleri dört yüz defa söyleyebilir Yarışanlar nerede?!
Diğer rivayette bu dua şöyle geçer; “Subhanallahi adede halkıhi, subhanallahi rıdâ nefsihi, Subhanallahi zinete arşihi Subhanallahi midade kelimatihi”

Ebu Musa el-Eşari ra’den; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bana; “Sana cennet hazinelerinden bir hazine göstereyim mi?” buyurdu “Evet, ey Allah’ın Rasulü!” dedim buyurdu ki; “O, La havle vela kuvvete illa billâh (demektir)”

Çoğunluk bu büyük hazineden gafildir Ancak onu kazanmak isteyip bu cümleyi on dakikada beş yüzden fazla tekrar edenler hariç!
Yüseyre radıyallâhu anhâ anlatıyor: "Rasulullah aleyhissalatu vesselam bize dedi ki: "Size tesbih, tehlil, takdis, tekbir çekmenizi tavsiye ederim Bunları parmaklarla sayın Zira parmaklar (Kıyamet günü nelerde kullanıldıklarından) suale maruz kalacaklar ve konuşturulacaklardır"

Yine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; “Kim “Subhanallahil azim ve bihamdihi” derse onun için cennette hurma dalı dikilir”

İbn Kayyım rahimehullah der ki; “Geçirdiğin saatlere bak ki ne kadar hurma dalı kaçırmışsın?!”
Bizler dünyada tek bir hurma dalı dikmek için zorlanırız Fakat Allah bize bu kelimeleri on dakikada beş yüzden fazla söylemekle cennete hurma ağacı dikmemizi kolaylaştırmıştır Kim cennette hurma ağacı dikmek istiyorsa bu sözlere koşsun ve her zaman şunu tekrar etsin; “Subhanallahil azim ve bihamdihi”

El-Egar Bin Yesar el-Müzeni ra’den; Rasulullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurdu: "Ey insanlar! Allah’a tevbe edin ve bağışlanma dileyin Şüphesiz ben günde yüz kere bağışlanma dilerim"

Aişe ra der ki; “Amel defterinde çok istiğfar bulana ne mutlu!”
Amel defterinin sayfalarının açılacağı günde ferahlamak isteyen, bağışlanma dilemeyi artırsın Zira onun fazileti büyük olup kolay bir cümledir… estağfirullah… estağfirullah ve etûbu ileyh… bunun dile ne kadar kolay olduğunu ve on dakikada dilin bunu kalp hazırlığıyla binden fazla söyleyebileceğini bir düşün! Allah’ım! Sana hamd olsun

Ebu Hüreyre radıyallâhu anh anlatıyor: "Rasulullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: "İki kelime vardır, bunlar dile hafif, terazide ağır, Rahmân'ada sevgilidirler: Sübhânallahi ve bihamdihi, Sübhânallâhi'l-azim (Allahım seni hamdinle tesbih ederim, yüce Allahım seni tenzih ederim) kelimeleridir"
Yine buyurdu ki; “Kim bir günde yüz kere "Sübhânallahi ve bihàmdihi" derse hataları dökülür, hatta denizin köpüğü kadar (çok) olsa bile"

Ebu Hureyre ra’den; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; “Kim sabahladığında ve akşamladığında yüz kere “Subhanallahi ve bihamdihi” derse, kıyamet gününde hiç kimse ondan daha faziletlisi ile gelemez Ancak aynısını veya daha fazlasını söyleyen kimse hariç”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Rasulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Sübhânallahi, velhamdu lillahi, velâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber (Allah'ı tesbih ederim, hamdler Allah'adır, Allah'tan, başka ilâh yoktur Allah en büyüktür) demem, bana, üzerine güneşin doğduğu şeyden (dünyadan) daha sevgilidir"

Aişe ra der ki; “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bütün hallerinde Allah’ı zikrederdi”



--------------------------------
DiPNOTLAR
[1] Sahihu’l-Cami (165)

[2] Bkz.: el-Askalanî; Fethu’l-Bari (11/209) Kurtubî; el-Cami Li Ahkami’l-Kur’an (2/115, 14/121, 128) İbn Kesir Tefsiru Kurani’l-Azim (3/502-503) Nevevi; Şerhu Sahihi Müslim (17/15) İbnu’l-Kayyım; Medaricu’s-Salikin (2/397-399)

[3] Sahihu Süneni’t-Tirmizi (2688 )

[4] Buhari; Kitabu’d-Daavat



----------------------
Kaynaklar :

hidayetyolu
dinimizislam
Sorularla islamiyet
mevlevi


israNUR

Bayan-Mod

  • "israNUR" bir kadın

Mesajlar: 1,340

Konum: Avusturya

Meslek: Arbeiter

Hobiler: Müzik,karakalem resim,basteln,film,anime,

  • Özel mesaj gönder

2

Friday, March 24th 2017, 3:04pm

Teşekkür ederim paylaştığın için ellerine sağlık.

Yer Imleri:

Boardumuzda Neler Var

rasittunca.com - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi