Giriş yapmadınız.

  • Giriş

Sayın ziyaretçi, Raşit Tunca Board sitesine hoş geldiniz. Eğer buraya ilk ziyaretiniz ise lütfen yardım bölümünü okuyunuz. Böylece bu sitenin nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Eğer sitenin tüm olanaklarından faydalanmak istiyorsanız, kayıt yaptırmayı düşünmelisiniz. Bunun için kayıt formunu kullanabilir ya da bu bağlantıya giderek kayıt işlemi hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz. Eğer önceden kayıt yaptırdıysanız buradan giriş yapabilirsiniz.

Karoglan

Kurucu-Admin

  • "Karoglan" bir erkek
  • Konuyu başlatan "Karoglan"

Mesajlar: 6,275

Hakkımda:


KAROGLAN

Konum: Avusturya

Meslek: EBT -EiT

  • Özel mesaj gönder

1

Thursday, January 19th 2017, 5:49pm

Kur’andan başka delil var mıdır? - Kuran - Sünnet - Kıyas - icma - ictihad Nedir ?



Kur’andan başka delil var mıdır?

Sual : Kur’andan başka delil var mıdır?
CEVAP
Mezhepsizler, dindeki dört delilin ikisini kabul etmeyip Kitap ve Sünnet’ten başka delil yok diyorlar. Mezhepsizleri de geride bırakan türediler, Kitap ve Sünnet tâbirine bile

saldırıp, “Kur’andan başka bir sünnet adı altında din çıkarmak İslamı yıkmaktır, Peygamber Kur’anı getirmekle işi bitmiştir, o bir postacıdır” diyerek Sünneti Kur’andan farklı

bir şey gibi göstermeye çalışıyorlar.

Yalnız Kur’an diyenler, kesinlikle Kur’an-ı kerime inanmıyorlar. İslamiyet’i yıkmak için inanmış gibi görünüyorlar. Bunların başında İgnaz Goldziher, Shacht gibi Oryantalist

denilen gayrimüslimler gelir. Yabancıların çıkardığı bu akıma kapılıp biz de resulüz diyenlerden Hintli Mirza Gulam Ahmet ile Mısırlı Reşat Halife ve daha başkaları vardır.

Reşat Halifenin kurduğu on dokuzcular bâtıl dinini savunanlar da yalnız Kur’an diyor, Sünneti inkâr ediyorlar.

Dindeki dört delilden üçü inkâr edilince, herkes kendi anladığını doğru kabul edecek ve böylece insan sayısı kadar din meydana gelecek, bir kaos yaşanacak ve nihayet din

yıkılacaktır. Fakat bu dini yıkmaya muvaffak olamayacakları Kur’an-ı kerimde bildirilmektedir :

( Onlar, ağızları ile Allah’ın nurunu [Kur’an, Sünnet, icma ve kıyastan meydana gelen Allah’ın dinini] söndürmeye yelteniyorlar. Halbuki kâfirler istemeseler de, Allah nurunu

[dinini] tamamlayacaktır.) [Saf 8]

Yalnız Kur’an diyenler, Kur’andaki İslam diyenler, utanmadan yalan söylüyorlar. Sözlerinde zerre kadar samimiyet yoktur. Kur’ana inanmalarında samimi olsalardı, âyetlere

inanırlardı. Allah yalnız Kur’an mı diyor? Allahü teâlâ, ( Resulüme uyun, Onun bildirdiği her şeyi kabul edin, haram ettiklerinden sakının, Resule uyan bana uymuş olur. Ona

isyan eden bana isyan etmiş olur. Onun sözleri vahye dayanır. Onun sözünü benim sözüme aykırı görenler ve Allah’ın yolu ile Peygamberin yolunu birbirinden ayırmak isteyenler

kâfirdir) buyurmuyor mu?

İşte âyet-i kerime mealleri :
( Resulümün verdiğini alın, yasakladığından da sakının!) [Haşr 7]

( O, [Resulüm] vahiyden başkasını söylemez.) [Necm 3,4]

( Resulüme uyun ki, doğru yolu bulun!) [Araf 158, Nur 54]

( Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]

( Aralarında hüküm verilmek üzere Allah’a ve Peygambere çağırıldıkları vakit : “İşittik, itaat ettik” demek, ancak müminlerin sözüdür, işte kurtuluşa erenler onlardır.) [Nur

51]

( Allah’a ve Resulüne uyun. [uymayıp] yüz çeviren [kâfirdir] Allah da kâfirleri sevmez.) [Al-i İmran 32]

( Allah ile resullerinin emirlerini birbirinden ayırıp ikisi arasında bir yol tutmak isteyen kâfirdir.) [Nisa 150,151]

Kur’anda, ( yalnız Kur’ana uyun) denmiyor, ( Allah’a ve resulüne uyun) deniyor. Resulünü devreden çıkaran, Kur’anın açıklaması olan hadisleri delil saymayan, Kur’anın ifadesi

ile kâfir olur.


Sual : Peygamberin hadislerine niye bu kadar önem veriyorsunuz?
CEVAP
Allahü teâlâ, Resulüne Kur’anın açıklamasını, hüküm koymasını emredip, iman, itaat ve Kelime-i şehadette de Resulünü kendisiyle birlikte bildiriyor :
( Kur’anı insanlara açıklayasın diye sana indirdik.) [Nahl 44]

( İhtilaflı şeyleri insanlara açıklayasın ve iman eden bir kavme de hidayet ve rahmet olsun diye bu Kitabı sana indirdik.) [Nahl 64]

( İhtilaflı bir işin hükmünü Allah’tan [Kur’andan] ve Resulünden [Sünnetten] anlayın!) [Nisa 59]

( O Peygamber, güzel şeyleri helal, çirkin şeyleri haram kılar.) [Araf 157]

( Allah’a ve ümmi nebi olan Resulüne iman edin!) [Araf 158]

( Allah’a ve Resulüne itaat edin!) [Enfal 20]

( Resulullahta sizin için [uyulması gereken] güzel örnekler vardır.) [Ahzab 21]

( Allah, dilediğine hikmeti verir. Hikmet verilene de, çok hayır verilmiştir.) [Bekara 269]

( Size kitabı, hikmeti getiren ve bilmediklerinizi öğreten bir Resul gönderdik.) [Bekara 151]

İmam-ı Şafii hazretleri, ( Bu âyetteki hikmet, Sünnettir. Önce Kur’an, peşinden hikmet bildirilmiştir) buyurdu. ( Risale s.78 ) Kur’an ile birlikte bir de hikmet [Sünnet]

getirildiği, bu âyet ile de bildirildi.

Yukarıdaki yazıda, yalnız Kur’an diyenlerin, Kur’ana inanmadıklarını, Kur’an ve Sünneti kabul etmedikleri için, kâfir olduklarını bildiren âyetleri yazmıştık.

Bu konudaki hadis-i şerifler de şöyledir :
( Cebrail aleyhisselam, Kur’an ile beraber açıklaması olan sünneti de getirmiştir.) [Darimi]

( Bana Kur’anın misli kadar daha hüküm verildi.) [İ. Ahmed]

( Yalnız Kur’andaki helal ve haramı kabul edin diyenler çıkar. İyi bilin, Peygamberin haram kılması, Allah’ın haram kılması gibidir.) [Tirmizi, Darimi]

( Yemin ederim ki, ben size ancak Allahü teâlânın emrettiğini emrediyor, nehyettiğini nehyediyorum.) [Taberani]

( Bana uyan Cennete girer, bana isyan eden ise giremez.) [Buhari]

( Bir zaman gelir “Kur’andan başka şey tanımam” diyenler çıkar.) [Ebu Davud]

( Kur’ana ve sünnete uyan hiç sapıtmaz.) [Hakim]

( Sünnetimden yüz çeviren benden değildir.) [Müslim]

( Bir zaman gelir, beni yalanlayanlar çıkar. Bir hadis söylenince, “Resulullah böyle şey söylemez. Bunu bırak, Kur’andan söyle” der.) [Ebu Ya’la]

( Bu Kur’an, hoşlanmayana zor gelir. Onu sevene ise gayet kolay gelir. Hadisimden hoşlanmayan için de hadislerim zor gelir. Sünnetime uyana ise çok kolay gelir. Hadisimi

dinleyip ona uyan, mahşerde Kur‘anla haşrolur. Hadisime önem vermeyen ise Kur’anı hor görmüş olur. Kur‘anı hor gören ise, dünya ve ahirette hüsrana uğrar.) [Hatib]

( Sünnetimi öldürüp dini bozmaya çalışanlara lanet olsun.) [Deylemi]

( Ümmetim bozulunca, sünnetimi ayakta tutana şehit sevabı verilir.) [Hakim]

( İhtilaflar çıkınca, sünnetime ve hulefa-i raşidinin sünnetine sımsıkı sarılın!) [Tirmizi]

( Bize yalnız Kur’andan söyle) diyen birine, İmran bin Husayn hazretleri : ( Ey (BibBiiiiiib Kafa) ! Mesela Kur’anda, namazların kaç rekat olduğunu bulabilir misin?) dedi. Hazret-i Ömer,

farzların seferde kaç rekat kılınacağını Kur’anda bulamadık diyenlere, ( Allahü teâlâ, bize, Resulullah efendimizi gönderdi. Kur’anda bulamadığımızı, Ondan gördüğümüz gibi

yaparız. O, seferde, 4 rekatlı farzları iki kılardı) buyurdu. ( Mizan-ül-kübra)

Nasıl kanunlar, Anayasadan ayrı kabul edilmezse, sünnet de, yani hadis-i şerifler de Kur'an-ı kerimden ayrı değildir. Onun açıklamalarıdır. Nasıl, tüzükler, yönetmelikler,

kanunlara aykırı kabul edilmiyorsa, icma ve kıyas-ı fukaha da sünnete aykırı değildir. Kıyas, Kur'an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin açıklamasıdır. Sünneti Kur'an-ı kerimden

ayrı, kıyası [âlimlerin ictihadlarını] hadis-i şeriflerden başka göstermeye çalışanlar, dalalet ehlidir. ( Mektubat-ı Rabbani)


Sual : ( Yalnız Kur’an, Kur’andaki din) diyenlerin kâfir olduklarını kim bildiriyor?
CEVAP
Bizzat Allahü teâlâ bildiriyor. Kendisi ile birlikte Resulüne uyulmasını, iman edilmesini, isyan edilmemesini, isyan edenlerin kâfir olduklarını bildiriyor. İşte âyet-i kerime

mealleri :
( Allah’a ve Resulüne itaat edin!) [Enfal 20] ( Sadece Allah’a değil, Resulüne de itaat şarttır.)

( Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80] ( Resule uymak, Allah’a uymak demektir.)

( Allah’a ve Resulüne karşı gelen, bilsin ki, Allah’ın azâbı çok şiddetlidir.) [Enfâl 13] ( Sadece Allah’a denmiyor, Resulüne de karşı gelen buyuruluyor.)

( Allah ve Resulüne itaat eden Cennete, isyan eden Cehenneme gider.) [Nisa 13,14] ( Sadece Allah’a denmiyor, Resulüne de buyuruluyor.)

( Allah’a ve Resulüne karşı gelen, apaçık bir sapıklıktadır.) [Ahzab 36] ( Sadece Allah’a denmiyor, Resulüne de karşı gelen buyuruluyor.)

( O Peygamber, güzel şeyleri helal, çirkin, pis şeyleri haram kılar.) [Araf 157] ( Haram etme yetkisini Allah, Resulüne de vermiştir.)

( Aralarında hüküm verilmek üzere Allah’a ve Peygambere çağırıldıkları vakit : “İşittik, itaat ettik” demek, ancak müminlerin sözüdür.) [Nur 51] ( Mümin olan, sadece Allah’a

değil, Resulüne de uyar.)

( Allah’a ve Resulüne itaat edin! [uymayıp] yüz çeviren [kâfirdir] Allah da kâfirleri sevmez.) [A. İmran 32] ( Demek ki sadece Allah’tan değil, Resulünden de yüz çeviren

kâfirdir.)

( Allah ile resullerinin emirlerini birbirinden ayırıp ikisi arasında bir yol tutmak isteyen kâfirdir.) [Nisa 150,151] ( Yalnız Allah’ın değil, Resulünün emrine uymayan da

kâfirdir.)

( Allah ve Resulü, bir işte hüküm verince, artık inanmış kadın ve erkeğe, o işi kendi isteğine göre, tercih, seçme hakkı kalmaz.) [Ahzab 36] ( Sadece Allah değil, Resulü de

bir hüküm verince, kimsenin söz söylemeye hakkı kalmaz.)

( Allah’a ve ümmi nebi olan Resulüne iman edin!) [Araf 158] ( Demek ki Resule de iman şart.)
( Allah’a ve Resulüne inanmayan [kâfir olur] kâfirler için de çılgın bir ateş hazırladık.) [Feth 13] ( Resulüne inanmayan da kâfirdir.)

( Allah ve Resulüne itaat eden, en büyük kurtuluşa ermiştir.) [Ahzab 71] ( Sadece Allah’a inanan değil, Resulüne de inanan kurtulmuştur.)

Allahü teâlâ, Resulünü hep kendi ile beraber de bildirirken aşağıda ise sadece Resulünü bildiriyor :
( Resulüm de ki; “Bana uyun ki, Allah da sizi sevsin!”) [Al-i İmran 31]

( Ona [Resulüme] uyun ki, doğru yolu bulasınız!) [Araf 158]

( Onun sözü vahiyden başka şey değildir.) [Necm 4]

( Peygamberin verdiğini alın, yasak ettiğinden sakının!) [Haşr 7]

( Kimi, ona [Resulüme] iman etti, kimi de, ondan yüz çevirdi. Bunlara çılgın ateşli Cehennem yetti. Âyetlerimizi inkâr ederek kâfir olanları elbette ateşe atacağız.) [Nisa 55-

56] ( Resulünün hadislerinden yüz çeviren kâfirdir.)

( Hayır, Rabbine andolsun ki ihtilaflarda seni hakem edip verdiğin hükmü tereddütsüz kabullenmeyen iman etmiş olmaz.) [Nisa 65] ( İmanlı, Resulullahın hükmüne razı olur.)

-----------------

Alimlerin icması neden İslam hükümlerinin kaynağından sayılmaktadır? Günümüzde içtihad yapılabilir mi?

Kur'an-ı Kerim, hadis ve müçtehid imamların görüşlerine zıt düşmemek şartıyla günümüz İslam alimlerinin verdiği fetvalarla amel edilebilir.

İslâm'ın ana kaynakları dörttür : Kitap, sünnet, îcma ve kıyasdır. Kitap'dan maksat Kur'ân-ı Kerîm'dir. Kur'ân-ı Kerîm'de herhangi bir meselenin hükmü belirtilmişse, o hükümle

amel edilmesi kesinlik arzeder. O hükümden başkasına itibâr edilmez.

Sünnet ise, Resûlüllah ( asm)'ın söz, fiil ve takriridir. Takririn mânâsı huzurunda yapılmış veya söylenmiş herhangi bir şeye Resûlüllah ( asm)'in müdâhalede bulunmamasıdır.

İcmâ ise, herhangi bir asırda müctehid ve fâkihlerin herhangi bir husus üzerine ittifakları kastedilmektedir. Kıyasa gelince hakkında âyet, hadîs ve icmâ gibi hükümlerin

olmadığı herhangi bir meseleyi, belirtilmiş bir meseleyle aralarındaki illet dolayısıyla benzeterek hüküm vermektir.

İslâmî hükümlere kaynak olan hususlar ve esaslar işte yukarıda belirttiğimiz bu şeylerdir. Ancak İslâm dini bunlara ilaveten örf ve âdetlere de yer vermektedir. Yani Kur'ân ve

sünnette hükmü belirtilmemiş herhangi bir meselenin hükme bağlanmamasında Kur'ân ve Sünnet'e muhalif olmayan örf ve âdetlere müracâat edilir4( Usûl'ü Fıkh. Muhammet! Sevvid. c.

2 sh : 101 .). Dolayısıyla örf ve âdetle hükme bağlanan herhangi bir husus zaman geçip de örf ve âdet değişirse o hüküm de değişir.

Meselâ, bir zamanlar erkek için avret olmamasına rağmen örfe binaen baş açık gezmek çok çirkin ve kerih sayılmakta, hatta Şafiî mezhebine göre fıska sebeb olarak

gösterilmekteydi. Ancak bugün değişen örfe göre bir erkeğin başı açık gezmesinde herhangi bir sakınca yoktur ve fiska sebeb teşkil etmez.

Yine fulus ve kağıt paralar zekâta tâbi tutulmaz iken bugün bunlar da aynen altın ve gümüşde olduğu gibi zekâta tâbi tutulmaktadır. Zamanın değişmesiyle hükümler değişir,

sözünün mânâsı yukarıda belirttiğimiz mânâlara hamledilebilir, yoksa maazallah, zamanın değişmesiyle Kur'ân ve Sünnefin hükmü değişiyor, demek mümkün değildir.

Mü'minlerin Ortak Görüşü : İcma'

Kur'an ve Sünnet'ten sonra hüccet ( dini bir delil) olmak bakımından nasslardan sonra icma' gelir. Fıkıh terimi olarak icma', Hz. Peygamber ( asm)'den sonraki bir çağda ameli

bir meselenin şer'i hükmü üzerinde, İslam müçtehidlerinin birleşmesidir. İslam alimleri icmanın hüccet oluşunda ittifak etmişlerdir. Ancak, icma' yapacak müçtehidlerin

vasıflarında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Şiiler kendi müçtehid ve imamlarının icmaını, Müslümanların büyük çoğunluğu ise, alimler topluluğunun icma'ını hüccet kabul

etmişlerdir. Sahabeler, hakkında nas bulunan konularda icma' yapardı. Karşılaştıkları yeni konular üzerinde de içtihad ederlerdi. Müçtehid imamlar döneminde ise Ebu Hanife

kendisinden önce yaşamış olan Kufe bilginlerinin icma ettikleri hususlara zıt hareket etmemeye gayret ederdi. İmam Malik Medinelilerin icmaını hüccet sayardı. Fakihler

sahabelerin icma' ettikleri konuları öğrenmek için çok büyük gayret sarf ederdi.

Hz. Peygamber ( asm)'in,

"Müslümanların güzel gördüğü şey, Allah katında da güzeldir," ve "Ümmetim dalalet üzerinde birleşmez" hadisleri ile1

"Kendisine doğru yol açıkça belli olduktan sonra, Peygamberden ayrılıp mü'minlerin yolundan başkasına uyan kimseyi, yöneldiğine döndürürüz ve onu Cehenneme yaslandırırız.

Orası ne kötü bir dönüş yeridir."2

ayeti, icma'ın meşruiyetine delil gösterilmiştir. Zira bu ayette "mü'minlerin yolundan başkasına uymak, peygamberin yolundan ayrılmak" olarak anlatılmaktadır. Mü'minlerin

yolundan başkasına uymak haram olunca, mü'minlerin yoluna uymak vacip olur.3

Fakihlerin çoğunluğuna göre icma' dini bir delildir. Nitekim sahabeler de bir çok hususta icma' etmişlerdir. Sahabeler, bir kadının üzerine halası ve teyzesinin

nikahlanamayacağı konusunda icma' yapmıştır. Baba bir erkek ve kız kardeşlerin, öz kardeşler bulunmadıkları takdirde, onların yerine geçmeleri üzerine icma' ettiler.

İcma'ı kimler yapabilir? İcma' yetkisi müçtehidlerindir. İyi bir müçtehid de fıkhi meseleleri, bunların delillerini ve hüküm çıkarma yollarını bilendir. Mu'teber icma bu sahada

yetkili kimselerin yaptıkları icma'dır. İcma' için yetkili bir kimsenin itiraz ettiği bir icma', icma' olmaktan çıkar. "Bu kaide dışıdır" denemez! Çünkü yetkilisinin görüşü ona

iştirak etmemektedir. İcma'ın şer'i dayanağı konusunda alimler, değişik ihtimallere yer vermiştir. Bunlardan kuvvetli olanı, icma'ın kıyas deliline dayanarak şer'i bir hüviyet

kazanmasıdır. Çünkü kıyas nass'lardan hareketle yapıldığına göre, nass'dan ayrı sayılmaz. Kıyas kendi başına hüccettir. Öyle ise ona dayanılarak yapılan icma' da dini bir

hüccettir.

İslam'ın anlaşılması ve yorumlanmasında sahabelerin görüşleri öncelik hakkına sahiptir. Fakihler, sahabelerin fetvalarını Kur'an ve sünnetten sonra üçüncü sırada yer alan şer'i

birer hüccet olarak kabul etmişlerdir. Bunun akli ve nakli delilleri vardır. Nakli delil olarak Kur'an sahabelerden Allah'ın razı olduğunu bildirmektedir.

"Birinci dereceyi kazanan muhacirler ve ensar ve onlara güzelce uyanlardan Allah razı olmuştur; onlar da O'ndan razı olmuşlardır."4

Bu ayette, Rabbimiz Sahabelere uyanları övmektedir. Onların yolundan gitmek övülmeyi netice vermiştir. Görüşlerini delil olarak kabul etmek de bir tür onlara uymaktır.

Sahabeler Allah'ın vahyi kendisine inen Hz. Peygamber ( asm)'a en yakın kimselerdi. Onların ihlas, sadakat ve dinin maksatlarını idrak derecelerine ulaşmak imkansızdır. Çünkü

nassların inmiş olduğu şart ve durumları görmüşlerdi. Sahabelerin sözlerinin Hz. Peygamber ( asm)'in bir sünneti olma ihtimali de vardır. Hz. Peygamber ( asm)'in açıkladığı

hükümleri anlatırken ona nisbet etmiyorlardı. Görüşleri kıyas ve içtihada dayansa bile uyulmaya daha layıktır. Çünkü Rasulüllah ( asm), "Ümmetimin en hayırlısı, benim

gönderilmiş bulunduğum çağdakilerdir." buyurmuştur.5

Yanlış Anlaşılan Bir Terim : İçtihad

Aslında içtihad sıralamada, icma' ve kıyastan önce gelir. Kamuoyunda sıkça gündeme gelen bir kavram olan içtihad reform ile karıştırılmıştır. Reform, orijinali ve aslı bozulmuş

olanı tamir etmek, düzene koymaktır. İslam'ın böyle bir sıkıntısı olmamıştır. Orijinal kaynaklar elimizdedir. Mesele, bunları anlamak, değişen zamana göre hayata tatbik etmekte

düğümlenmektedir.

İçtihad ile reform arasında ilişki kurmak farklı bir kıyastır. Bu, zıtların hayalde bir araya getirilmesine benzer. Ne yazık ki, İslamî bilimlerin tedvini ve bölümleri hakkında

bilgi sahibi olmayanlar, dinin esasıyla ilgili olmayan konularda yapılan bazı yorum, verilen fetva ve yapılan içtihadları cehaletleri sebebi ile "dinde reform" diye

sunabilmektedir. Özellikle içtihada böyle bir rol izafe etmek, İslam'ın, ameli ve hukuki yanını ilgilendiren fer'i hükümlerini anlamak ve hayata tatbik etmek için teşekkül eden

fıkıh ilminin esaslarından gafil olmak demektir.

İçtihad, lügatte, maksadı aramak hususunda olanca gücü ile çabalamak demektir. Istılahta ise, bir müçtehidin, şer'i olan fer'i hükümleri tafsili delillerinden, kendisinde zan

hasıl olacak şekilde çıkarabilmek için daha fazla araştırmaktan, acz hissedecek derecede gayret sarf etmesi demektir. Bu tariften içtihadda iki önemli unsur bulunduğu

anlaşılmaktadır.

1. Hükümleri çıkarıp anlamakla ilgili içtihad,

2. Hükümleri tatbik etmekle ilgili içtihad. Alimlerin çoğunluğuna göre birinci türden içtihad zaman zaman kesintiye uğrayabilir. İkinci tür içtihadın her asırda bulunacağında

ittifak vardır. İkinci gruba giren içtihad önceden çıkarılmış olan hükümlerin illetlerini yeni durumlara tatbik etmekten ibarettir.

Şeriatın ibadet ve muamelatla ilgili hükümleri sınırlı, vak'alar ve hadiseler ise sınırsızdır. Bu sebeple mahdut prensip ve hükümleri sınırsız hadiselere tatbik edebilmek için

içtihad ve kıyasın zaruriliği şüphe götürmez bir hakikattir.

Binaenaleyh içtihad farz-ı kifayedir. Hakkında hüküm bulunmayan ilmi ve dini bir konuda ancak içtihad yaparak söz söylenebilir. Bununla birlikte içtihad bazı prensipler

çerçevesinde cereyan eder. Öncelikle, hakkında nass bulunan bir konuda içtihad olamaz. "Dinin zaruriyatı" namaz, zekat, hac gibi kat'i hususlarda içtihad yapılmaz. Bu husus,

Mecelle'nin 14. maddesinde, "Mevrid-i nass'da içtihada mesağ yoktur" şeklinde ifade edilmiştir. Bu sebeple, ancak hakkında kat'i bir nass bulunmayan şer'i meselelerde içtihad

söz konusu olabilir.

Müçtehidlerin bilmesi gereken hususlardan bir kısmını şöyle özetlemek mümkündür :

1. Kur'an'ın nazil olduğu dil olan Arapça'yı bilmelidir. Kur'an lafızlarının özellikleri ancak Arapça'nın inceliklerine nüfuzla öğrenilebilir.

2. Kur'an ilmine sahip olmalıdır. Kur'an'da 500 kadar ahkam ayeti bulunmaktadır. Müçtehid bunların tamamını lafzi özellikleri ile birlikte bilmelidir.

3. Sünneti bilmelidir. Sünnet de kavli, fiili ve takriri olmak üzere üç kısımdır. Kur'an ayetlerinde olduğu gibi sünnetin de değişik lafzi özellikleri bulunmaktadır, amm-hass,

nasih-mensuh gibi özellikleri bilinmelidir.

4. Üzerinde icma' ve ittifak edilen konuları bilmelidir.

5. Kıyas'ın, bütün özelliklerine vakıf olmalıdır.

6. Hükümlerin hangi maksatlar için verildiklerini bilmelidir. Kur'an ve Hz. Muhammed ( asm) alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Bu umumi rahmet içinde emirlerin zaruriyat,

haciyat, tahsiniyat olmak üzere üç ayrı kısmı vardır. Mesela, İslam'da güçlük ve sıkıntının kaldırılması, zorluk değil, kolaylığın tercih edilmesi, rahmetin icabıdır. Kur'an'ın

teklif ettiği meşakkatler devamlı şekilde yapılması mümkün olan şeylerdir. Sürekli olarak yapılması mümkün olmayanlar daha büyük zararları defetmek amacına yöneliktir.

Yeryüzündeki fesadı ortadan kaldırmak için cihadın farz kılınması gibi.

7. Doğru anlayış ve takdir gücüne sahip olmak. Bu anlayış ve ölçü de 'Mantık' gibi alet ilimler ile kazanılabilir.

8. İyi niyetli ve sağlam itikad sahibi olmak. Halis niyet, kalbi iman nuru ile aydınlatır. İlmî gerçeklerden başka tarafa meyl ettirmez.6

İçtihad'la İlgili İtiraz Noktaları

İçtihad'ın dini bir hüccet olduğunu ifade ettik. Ancak günümüzde, dinin zaruri olarak bilinmesi gerekli hususlarında büyük bir ihmal söz konusudur. Mesela, gençlerimizin,

Allah'a iman konusunda bir çok tereddüt ve istifhamları vardır. İlim yuvası olarak bildiğimiz üniversitelerde Allah'a iman etmekte tereddüt içinde olanların yüzdesi az değildir.

İçtihadi konular ihtilaflıdır ve dinin aslıyla ilgili değildir. Şeriatın yüzde doksan dokuzu herkesin kabul ettiği ve dinin zaruri hususlarından meydana gelir. ( Müsellemat-ı

dini zaruriyat-ı diniye) -Said Nursi'nin ifadesi ile- bunlar elmas birer sütun gibidir. İçtihada bakan ihtilaflı, fer'i konular ise yüzde on civarındadır.

"Doksan elmas sütunu on altının sahibi kesesine koyamaz. Ona tabi kılamaz. Elmasların madeni Kur'an ve hadistir."7

Bunun manası, on altın için doksan elmastan sarf-ı nazar etmemek gerektiğidir. İnsanların nazari ve ihtilaflı meselelerden daha çok, dinin esas unsurlarını öğrenmeye ihtiyacı

vardır. Çünkü çoğunluk ihtilafların inceliklerine tam vakıf olamadığı için, farklı birbirine zıt konuları düşünürken, bilgisizlik sebebi ile dinin kudsiyet ve azameti hakkındaki

düşüncesi de yıkılır. Bu sebeple asıl üzerinde durulması gereken hususlar, dinin esaslarıdır.

Vakıa bu olmakla birlikte, zaman zaman dinin fer'i konularındaki içtihad tartışmaları asıl bilinmesi ve öğretilmesi gereken zaruriyatı arka plana itmektedir. Üstelik, bu tür

içtihad hevesiyle ortaya çıkanların bir kısmı da dinin içinden değil, din hakkında dışardan söz söyleme cür'etini gösterenlerdir. Bu sebeple İslam'ın bazı şeairini değiştirmeye

yönelik içtihadlar, içtihad değil birer hıyanettir. Namazda meal okumak, ezanın Arapça aslı yerine terceme kelimelerle okutulması, tesettürün kaldırılması yönündeki teklifler

buna örnek olarak verilebilir.

İlmi zihniyet gereği, İslami bir bilgi kaynağı olarak canlı ve faal bir kurum olması gereken içtihad'ın, bazı kötü niyetli insanların elinde İslam'ın asıl gövdesini çürütmeye

yönelik bir mecraya kaydırıldığını fark eden Bediüzzaman Said Nursi, konuyla ilgili, "haddini bilmeyenin haddini bildirmek" için kaleme aldığı bir eserde, "içtihad kapısının

açık olduğunu, fakat şu zamanda oraya girmek" için bazı manialar bulunduğunu söyler. Bunların bir kısmını mana itibari ile hülasa etmeye çalışalım :

1. İslam büyük bir saray gibidir. Kur'an'ın kabul etmediği bir çok kötülük asrımızda Müslümanlar arasında sür'atle yaygınlık kazanmıştır. Şiddetli bir fırtınayı andıran

münkeratın ( İslam'a zıt olan her tür adet, yaşantı ve fikirlerin) hücumu sırasında, değil kapıları açmak, pencereleri bile sıkı sıkıya kapatmak gerekir. Çünkü tahripçiler

fırsat kollamaktadır!

2. Dinin asıl konuları ihmale uğrarken, nefsani arzuları tatmine yönelik teferruat bazı meselelerde içtihad yapmak, yeni bid'alar çıkarıp İslam'a hıyanet etmektir. Çünkü İslamî

şeairi değiştirmeye niyet edenlerin senet ve delili -her fena şeyde olduğu gibi- Avrupa'yı körü körüne taklit etmektir. Yanlış metodla doğruya varılamaz. İslam'ın zaruri

hükümlerini bile uygulamayan bu tür insanların istedikleri içtihad ve çıkarmaya çalıştıkları kolaylıklar, dinde laubaliliktir. Laubaliler ise ruhsatla okşanılmaz, azimetle,

şiddetle ikaz edilir!

Burada, ancak dini bir basiretle fark edilecek bir durum da, "içtihada arzulu" kimselerin dinle ilgisidir. Acaba herhangi bir konuda içtihada gayret gösteren bu insanlar, dinin

zaruri emirlerini harfiyyen yerine getiriyorlar mı? Tam bir takva ile mi hareket ediyor, yoksa ahiret hayatını dünyaya tercih ederek, ruhsatları genişletmeye mi çalışıyorlar?

Şayet, bu kişilerin takvası, dini tekamülü, ahireti tercih ve Allah rızasına yakınlıkları ile ilgili verilecek cevap, müspet değil ise, bu içtihad, dinin dışından birisinin

dinin surlarında gedik açmaya çalışmasıdır. Bediüzzaman, bu kimsenin yaptığı işi, ağacın gövdesini içinden gelen kuvvet yerine, dıştan zorlamalar ile büyütmeye gayret eden adama

benzetir. Evet, her cisimde gelişme meyli vardır. Fakat bu meyil içten gelirse faydalıdır. Dıştan olursa, canlının tahribini netice verir.8

3. Şu zamanda çoğunluk için mergup olan meta' siyaset ve dünyevi hayatın teminidir. Büyük müçtehid imamlar, Tabiin ve Sahabeler döneminde ise, ilim ehli gibi bütün insanların

hedefi, "Arz ve semavat Halıkının emir ve yasaklarını" kelamından öğrenmekti. Toplumun sohbetleri bu minval üzere cereyan ettiği için içtihada kabiliyetli olanlar ortamdan çok

istifade ederdi. Günümüzde ise, Batı medeniyetinin manevi baskısı, materyalizmin musallat olması, toplum hayatının ağırlaşması ile fikirler ve kalpler gibi, insanların

gayretleri de dağılmıştır. Dört yaşında Kur'an'ı ezberleyen Süfyan ibni Uyeyne, on yaşında fetva verecek seviyeye gelirken, günümüzde bir talebenin ayni noktaya ulaşması için

yüz sene tahsil görmesi gerekir. Çünkü zamanımızda, zihinler felsefede boğulmuş, akıllar siyasete dalmış, kalb dünya hayatında sersem olmuş ve içtihaddan uzaklaşmıştır.

Zikredilen psiko-sosyal çevre faktörü çok büyük önem arz etmektedir. Günümüzdeki bir alim kendini Asr-ı Saadete yakın dönemdeki kimselere ( selef alimleri) benzetip, "Ben de

zekiyim; onlar gibi içtihad yaparım." diyemez.9 Ferdi olarak içtihadda iddialı alimlerin bu risklerden kendini kurtarması fevkalade zordur. Özellikle, dünya nimetlerinden

istifadeyi artırmak, siyaset cereyanlarına kuvvet vermeye yönelik "içtihadlar"ın şer'i değil, arzi ve beşeri özellikler taşıyacağı açıktır.

Bediüzzaman bir başka eserinde, ferdin yaptığı içtihadın ancak kendisini bağlayacağını ifade ederek, bunu başkaları için dini bir delil olarak takdim edemeyeceğini söyler. Bu

ihtiyacın giderilmesi için, dini emirleri tanzim ve uygulamak, manevi anarşiliği ortadan kaldırmak için tam bir fikir hürriyeti içinde çalışan muhakkik alimlerden bir heyetin

bulunması gerektiğini söyler. Böyle bir heyetin ümmetin ve alimler çoğunluğunun itimadını kazanmış kimseler olması gerekir. Bu heyetten çıkan hüküm, icma' kuvvetini de kazanarak

şer'i bir düstur ( prensip) olabilir ve herkese tamim edilebilir.10

Netice olarak şunu ifade etmek mümkün :

Esas itibari ile fıkıh ilminin konusu olan hüküm çıkarma ve hükümleri başka durumlara tatbik etmek kıyas, icma', içtihad, istihsan, seddü-zerayi' gibi delillerin Kur'an'ın

gerçek yorumunda mutlaka bilinmesi gerekir. Fıkıh usulü ilminin incelikleri ve geçmiş alimlerin birikimi dikkate alınmadan Kur'an meali ve bazı hadislere bakarak dini hükümler

çıkarmak imkansızdır. Bu yol, hem manen mesuliyet getirici hem de tehlikelidir. Dinin karmaşık bir hal almasına sebep olur.

Dinin büyük bir gayret ve incelik gerektiren muamelatla ilgili şer'i meselelerinde içtihad etmekten önce, hiç bir ihtilaf bulunması mümkün olmayan esasları üzerinde durmak

gerekir. Müslümanların ikinci konudaki ihmalleri, bilgisizlik ve lakaydlığını ortadan kaldıracak gayretlere ihtiyaç vardır. Diğer fer'i meselelerde problem var ve ıztırari

durumlar ortaya çıkıyorsa, ilgili probleme çare niyetiyle yapılacak içtihadlar da ancak geniş bir ilmi bakışa sahip değişik ilim dallarında uzman kişilerin gayretleri ile

yapılmalıdır. Fikri dağınık, nazarı felsefeden yara almış şu zamanın insanı, ne kadar zeki ve dahi de olsa, Allah'ın muradını anlamak için selef alimlerinin şartlarından çok

farklı bir yerdedir. Ortamın şartları himmet ve gayretleri dağıtmaktadır. İçtihadın semavilik vasfını haiz olabilmesi için dünyevi ve menfi şartlardan kurtulmak, sadece Allah'ın

rızasını gözetmek gerekmektedir. Bu yüksek evsaf günümüzde ancak heyet çalışmalarında görülebilir.

------------------


Kıyas ve ictihad ne demektir

Sual : Âyet ve hadis varken ictihad yapılamayacağına göre, imam-ı a’zam niçin kıyas yaptı?
CEVAP
Önce kıyas ve ictihadın tarifini yapalım :

Kıyas; Bir şeyi başka şeye benzetmek demektir. Fıkıhta, nasstan anlaşılmayan bir şeyin hükmünü, bu şeye benzeyen başka şeyin hükmünden anlamak demektir. Haşr suresinin, ( Ey

ilim sahipleri itibâr edin) manasındaki 2. âyet-i kerimesi, ( Bilmediklerinizi, bildiklerinize kıyas edin) demektir. İtibâr, benzetmek demektir. ( Menâr şerhi)

İctihad; Âyet-i kerimelerden ve hadis-i şeriflerden, manaları açıkça anlaşılmayanları, açıkça bildirilen diğer hükümlere kıyas ederek, benzeterek, bunlardan çıkarılan yeni

hükümlere ictihad denir. Kıyas, yani ictihad yapabilecek derin âlimlere “Müctehid” denir. Bu benzetme işine “İctihad” denir. Bir müctehidin ictihad ederek elde ettiği bilgilerin

hepsine, o müctehidin “Mezheb”i denir. İctihad, gücü, kuvveti yettiği kadar, zahmet çekerek, uğraşarak çalışmak demektir. İctihadda yanılmak da günah değildir. Hadis-i şerifte

buyuruldu ki :
( Âlim, ictihadında hata ederse bir, isabet ederse iki sevap alır.) [Buhari]

Nahl suresinin, ( Bizden indirileni insanlara açıklaman için) mealindeki 44. âyet-i kerimesi ile Nisa suresinin, ( Allah’ın kitabına ve Resulün hadislerine müracaat edin)

mealindeki 59. âyet-i kerimesi ictihad etmeyi bildiriyor. Allahü teâlâ, müctehidin hükmünü kabul ediyor. Bir müctehide, kesin olarak hata etti diyen, hüküm olarak onu kabul eden

Allah’a hata isnat etmiş gibi olur. İmam-ı a’zam hazretlerinin her sözü, her işi, Kur’an-ı kerim ve hadis-i şerifler ile idi. Bir kimse, dört mezhep imamının sözlerini,

kıskanmadan ve inat etmeden, insaf ile incelerse, her birinin, gökteki yıldızlar gibi olduklarını görür.

İmam-ı a’zam hazretleri buyurdu ki :
( Nass [yani âyet, hadis] olan yerde kıyas yapılmaz. Biz, zaruret olmadıkça kıyas yapmayız. Bir sual karşısında kalınca, önce Kur'an-ı kerimde ararız. Bulamazsak, hadis-i

şeriflerde ararız. Yine bulamazsak, Eshab-ı kiramın herhangi birinin sözlerinde ararız. Bu sualin cevabını bunlarda da bulamazsak, kıyas yaparak cevabını buluruz.)

Bir kere de buyurdu ki :
( Bir sualin cevabını, âyette ve hadis-i şeriflerde bulamazsak, Eshab-ı kiramın çeşitli cevaplarını bulursak, kıyas yaparak, bu cevaplardan birini seçeriz.)

Bir kere de buyurdu ki :
( Âyette ve hadislerde bulamadığımız bilgilerde, dört halifenin "radıyallahü anhüm" cevaplarını seçeriz. Resulullahtan gelen hadis-i şeriflerin başımız üstünde yeri vardır.

Onlara uymayan bir şey söylemeyiz.)

İmam-ı a’zam hazretleri, hiçbir yerde bulamadığı bir bilgi için, kendi kıyas ettikten sonra, bir sahabinin sözünü işitirse, kendi re’yini bırakıp, o söze uygun cevap verirdi.

Ebu Muti’ hazretleri diyor ki : Bir Cuma sabahı Ebu Hanife ile birlikte Kufe Camiinde idim. Süfyan-ı Sevri ve Mukâtil ve Hammâd bin Müslim ve daha başkaları içeri girip, Ebu

Hanife’ye, ( Senin, din işlerinde kıyasla cevap verdiğini işittik. Senin için korktuk) dediler. İmam-ı a’zam, onlarla yaptığı münazarada, Kur’an-ı kerimden, sonra hadis-i

şeriflerden, daha sonra Eshab-ı kiramın ittifakla bildirdiklerinden cevap verdiğini anlattı. Hepsi kalkıp, “Sen âlimlerin seyyidisin, bizi affet, bilmeden seni üzdük” dediler. O

da, “Allahü teâlâ, bizi ve sizi affeylesin” dedi.

Hanefi mezhebindeki bütün müctehidler de, diğer mezhep reisleri ve mezhepteki müctehidler gibi, zaruret olmadıkça, kıyas yapmamıştır. Nass olan yerde kıyas yapılmaz

buyururlardı. İmam-ı a’zamın ictihadına itiraz eden, onun mezhebinin inceliğini anlayamayan veya sapık olandır.

Taceddin-i Sübki hazretleri buyuruyor ki :
Peygamberlerin vârisi olan mezhep imamlarına karşı edepli olmalıdır. Din imamlarına dil uzatan, felakete gider. Onların her sözü bir delile dayanır. Onlar gibi olmayanlar, bu

delilleri anlayamaz. Müctehidlerin ayrılıkları, Eshab-ı kiram arasındaki ayrılıklar gibidir. Resulullah efendimiz ayrılıkları için Eshab-ı kirama dil uzatmayı yasak etti.

Hepsini iyilikle anmayı emretti. ( Mizan-ül-kübra)

İmam-ı Rabbani hazretleri, ( İctihad ve kıyas bid'at değildir. Nassların manasını ortaya koyarlar. Bu manalara başka bir şey eklemezler) buyuruyor. ( c.1, m.186)

İmam-ı a’zam ve kıyas
Sual : İmam-ı azamın hadislere önem vermeyip kıyas yaptığı söyleniyor. Bu doğru olabilir mi?
CEVAP
Asla doğru değildir. İmam-ı a’zam hazretleri, ( Mezhebim, hadis-i şeriflere yapışmaktır) buyururdu. İmam-ı Şafii, imam-ı a’zamın ictihadının inceliğinden, az bir şey

anlayabildiği içindir ki, “Bütün müctehidler, imam-ı a’zam Ebu Hanife’nin çocukları gibidir. Fıkıh âlimi olmak isteyen, Ebu Hanife’nin kitaplarını okusun” demiştir. ( Sîret-i

Şâmî)

Evliyanın büyüğü, tasavvuf deryasının dalgıcı Muhammed Bahâeddin-i Buhari hazretlerinin yetiştirdiği evliyanın büyüklerinden olan hâce Muhammed Parisa hazretleri buyuruyor ki :

İsa aleyhisselam gökten indiği zaman, ictihad edecek, ictihadı imam-ı a’zam Ebu Hanife mezhebine uygun gelecektir. Onun helal dediğine helal, haram dediğine haram diyecektir. (

Fusul-i sitte)

İlmi bir münazarası şöyledir :
Hazret-i Ali'nin torunu, Muhammed bin Hasan hazretleri, imam-ı azam hazretlerine gelip dedi ki :
- Ceddimin hadis-i şeriflerine kıyas ile muhalefet ettiğinizi duydum. Onun için geldim.
- Bundan Allahü teâlâya sığınırım.

Sonra Hazret-i İmam dizleri üzerine oturup edeple sordu :
- Efendim, erkek mi zayıftır, kadın mı?
- Kadın, daha zayıf yaratılışlıdır.

- Dinimize göre kadının hissesi ne kadardır?
- Erkeğin yarısı kadardır.

- Bakın, eğer kıyas ile söyleseydim, bu hükmün tersini söylerdim. Kadın zayıf olduğu için ona iki, erkeğe bir hisse verilmeli derdim. Sizin söylediğiniz gibi bildirdiğime göre,

bu durum, hadis-i şeriflere sıkı sıkıya bağlı olduğumu göstermez mi?
- Evet hadis-i şerife aykırılık yok.

Hazret-i İmam tekrar sordu :
- Namaz mı efdaldir, oruç mu?
- Elbette namaz efdaldir.

- Eğer kıyas ederek söyleseydim, hayzlı kadına ramazan orucunu değil, namazını kaza etmesini bildirirdim. Bu da hadis-i şeriflere bağlılığımı göstermez mi?
- Evet bunda da hadis-i şeriflere aykırılık yok.

- Size bir soru daha sorayım. İdrar mı necistir, meni mi?
- Elbette idrar necistir.

- Eğer kıyas ederek söyleseydim, meni çıkınca değil, idrar çıkınca gusletmeyi söylerdim. Hadis-i şerife aykırı şey söylemekten Allahü teâlâya sığınırım. Ben Peygamber

aleyhisselamın sözlerine kıymet veriyorum, onları açıklıyorum, başka bir şey yapmıyorum.

Bu konuşma üzerine Muhammed bin Hasan hazretleri, imam-ı a'zam Ebu Hanife'nin kendisine yanlış tanıtıldığını anlayarak kalkıp onun alnından öptü. Bu olayda gösteriyor ki, âlimi

ancak âlim anlar.

Sual : Resulullahtan sonra Eshab-ı kiram, hakkında âyet ve hadis olmayan bir iş ile karşılaştıklarında nasıl hareket ederlerdi?
CEVAP
Resulullah efendimiz hayatta iken, vahiy geliyor ve ümmete tebliğ olunuyordu. Ondan sonra vahiy kesildi. Fakat, Kur'an-ı kerim nice Eshabın ezberinde idi. Kur'an-ı kerimde açık

bildirilmeyen şeyler de, sünnet-i seniyye ile, yani Resulullah ne demiş ve ne yapmış ise, yahut bir kimseyi bir iş yaparken görüp de men etmemiş ise, öyle yapılır oldu. Fakat,

sünnet-i seniyye ve hadis-i şerifler de, bütün Eshabın ezberinde değildi. Çünkü, bir kısmı pazar yerlerinde alışveriş ile, kimi hurmalıklarda, çiftçilikle uğraşır, sohbete her

zaman gelemezlerdi. Bunun için, Resulullahın öğrettiklerini işitenler, işitmeyenlere bildirirlerdi. İşitmedikleri hadis-i şerifleri, birbirlerinden sorup öğrenirlerdi.

Eshab-ı kiram, önlerine çıkan bir işin nasıl yapılacağını sünnet-i seniyyede de bulamazlarsa, rey ve kıyas ederek, yani bilinenlere benzeterek, o işi yaparlardı. Böylece,

ictihad kapısı açıldı. Eshab-ı kiramın veya başka müctehidlerin, bir iş üzerindeki ictihadları birleşirse, şüphe kalmaz. İctihadların, böyle birbirine uygun olmasına İcma-ı

ümmet denildi. İctihad yapabilmek için, derin âlim olmak gerekir. Böyle âlimlere Müctehid denir. Bir iş üzerinde, müctehidlerin ictihadları birbirine uymazsa, her müctehidin

kendi ictihadına göre söylemesi ve yapması vaciptir. ( Kısas-ı Enbiya)

Kıyas ve dindeki dört delil
Selefi görüşlü kimseler, kıyas yaparak ictihad etmenin caiz olmadığını bildirerek, kıyas yapan imam-ı a'zam, imam-ı Şafii gibi mezhep sahibi büyük müctehid âlimlere dil

uzatıyorlar.

Edille-i şeriyye [din bilgilerinde, müctehid imamlara delil] dörttür : Bunlar, Kur'an-ı kerim, Sünnet [hadis-i şerifler], İcma-ı ümmet ve Kıyas-ı fukaha’dır. Sünnet, icma ve

kıyas, Kur'an-ı kerimde bulunmayan şeyleri eklemek değildir. Bunlar, Kur'an-ı kerimin içinde kapalı olarak bulunan bilgileri meydana çıkarmaktadır. Müctehid, bir işin nasıl

yapılacağını, Kur'an-ı kerimde açık olarak bulamazsa, hadis-i şeriflere bakar. Bunlarda da açıkça bulamazsa, bu iş için, İcma var ise, öyle yapılmasını bildirir. İcma sözbirliği

demektir. Yani, bu işi eshab-ı kiramın hepsinin aynı suretle yapması veya söylemesi demektir. Eshab-ı kiramdan sonra gelen tabiinin de icmaı delildir, senettir. Günümüzdeki

dinde reformcuların ve din cahillerinin ittifak ettikleri sözlere, icma denmez.

Kıyası inkâr sapıklıktır
Kıyas, bir şeyi başka şeye benzetmek demektir. Fıkıhta, nasstan anlaşılamayan bir şeyin hükmünü, bu şeye benzeyen başka şeyin hükmünden anlamak demektir. Kıyas, Kur'an-ı kerimin

ve hadis-i şeriflerin, derin, örtülü manalarını meydana çıkarmaktır. Eshab-ı kiram da kıyas yapar, onların da ayrı mezhepleri var idi. Beydavi tefsirinde kıyas ve icmaın, Al-i

İmran suresinin 108. âyetinde emredildiği yazılıdır. İbni Âbidin hazretleri, ( Kıyas ile anlaşılan bilgileri kabul etmeyen, doğru yoldan saparak bid'at ehli olur, muhakkak

Cehenneme girer) buyuruyor. Kıyasın delil olduğu aklen ve naklen sabittir. ( Fatebiru) âyet-i kerimesi, ( Bilmediklerinizi, bildiklerinize kıyas edin) demektir. ( Menar

şerhi)
[Bu âyet-i kerimenin, kıyasın caiz ve gerektiğini bildirdiği Beydavi tefsirinde yazılıdır.]

Araf suresinin, ( Allahü teâlâ, rüzgarı, rahmeti olan yağmurdan önce, müjdeci gönderir. Rüzgarlar, ağır olan bulutları sürükler. Bulutlardan ölü olan toprağa su yağdırır, o

yağmurla yerden meyveler çıkarırız. Ölüleri de mezarlarından böyle çıkaracağız) mealindeki 57. âyet-i kerimesi de kıyasın hak olduğunu ispat etmektedir. Bu âyette, ihtilaflı

olan bir şeyi, sözbirliği ile anlaşılmış olana benzetmek bildirilmektedir. Çünkü, Allahü teâlânın yağmur yağdırdığını ve yerden ot çıkardığını, hepsi biliyordu. Öldükten sonra

dirilmenin hak olduğunu, yeryüzünün kuruduktan sonra tekrar yeşillenmesine benzeterek ispat etmektedir.

[Kıyası inkâr nasıl olur?
İmam-ı a’zamın kıyası hak değil demek, kıyası inkâr etmek demektir. Kıyas dinimizde bir delildir. Bu delili inkâr etmek olur. Kıyas hakkında Kur'anda ve hadiste deliller vardır.

Bu delilleri inkâr etmek küfür olur demektir. Yoksa imam-ı a’zamın kıyasla bulduğu bir hükmü inkâr eden ne kâfir olur, ne de fâsık olur. Mesela imam-ı a’zam kıyasla imam

arkasında fatiha okunmaz diyor, okumak harama yakındır diyor. İmam-ı Şafii farz diyor. Biz hanefi olarak, imam-ı Şafii’ye hayır farz değil desek küfür olmaz. İctihada yanlış

demek ayrı kitap, sünnet, icma ve kıyas dinde delil değildir demek ayrıdır. Yalnız Kur'an diyenler diğer üç delili inkâr ettikleri için kâfir oluyorlar.]

İctihad, gücü, kuvveti yettiği kadar, zahmet çekerek, uğraşarak çalışmak demektir. İctihaddan maksat, âyet-i kerimelerden ve hadis-i şeriflerden, manaları açıkça

anlaşılmayanları, açıkça bildiren diğer ahkâm-ı şeriyyeye kıyas ederek, benzeterek, bunlardan yeni hükümler çıkarmaya uğraşmak, çalışmaktır. Mesela ana-babaya itaati emreden

âyet-i kerimede, ( Onlara, öf sıkıldım demeyin) buyuruluyor. Dövmekten, sövmekten bahis buyurulmamıştır. Âyet-i kerimede, yalnız bunların en hafifi olan öf kelimesi açıkça

bildirildiğine göre, müctehidler, dövmenin, sövmenin ve hakaret etmenin elbette haram olacağını ictihad etmişlerdir.

İctihadı emreden âyetler
İmam-ı Şarani hazretleri buyuruyor ki :
( İctihadı emreden âyet-i kerime çoktur. Nahl suresinin, ( Bizden indirileni insanlara açıklaman için) mealindeki 44. ve Nisa suresinin ( Allah’ın kitabına ve Resulün

hadislerine müracaat edin) mealindeki 59. âyeti ictihadı emrediyor.) [Mizan-ül kübra]

Şu âyet-i kerime de, birbirine benzemeyen olayların, hükmünün de farklı olduğunu bildirmektedir : ( Yoksa, kötülük işleyenler, hayatlarında ve ölümlerinde, iman edip salih

amel işleyenlerle kendilerini bir tutacağımızı mı sanıyorlar? Ne kötü hüküm veriyorlar.) [Casiye 21]

İmam-ı razı, kıyasın delil olduğunu ve mukallidin, âlimleri taklit etmesinin vacip olduğunu, ( Ülül-emre itaat edin) mealindeki âyet-i kerimeden çıkarmıştır. Mutlak müctehid

olmayan âlimlerin de, mukallid olduklarını, usul âlimleri sözbirliği ile bildirdiler. Müctehidlerin sözbirliği ile bildirdiklerinden ayrılmak haramdır. Bu husus, Nisa suresinin

114. âyetinden anlaşılmaktadır. ( Eşedd-ül-cihad)

İmam-ı Müzeni, ( Asr-ı saadetten beri fakihler kıyası kullanmışlardır. Kıyası inkâr caiz olmaz) diyor. Kıyasın, şer’i bir delil olduğu hakkında, Eshab-ı kiramın ittifakı

vardır. Hazret-i Ebu Bekir, miras konusunda, ölenin babası yoksa, babanın babasını, baba hükmünde saymıştır. ( Usul-i fıkıh)

Eshab-ı kiram, Hazret-i Ebu Bekir’e, biat ederken; namaz imamlığı ile devlet başkanlığını kıyas ederek, ( Resulullah, Onu din işimizde imam tayin etti, biz de onu, dünya

işimizde imam tanırız) diyerek ictihadda bulunmuşlardır. ( Usul-i Serahsi)

İmam-ı Rabbani hazretleri, ( İctihad ve kıyas bid'at değildir. Nassların manasını ortaya koyarlar. Bu manalara başka bir şey eklemezler) buyuruyor. ( 1/186)

İctihad delildir
Sual : İctihadın dinde delil olduğuna dair bir hadis var mıdır?
CEVAP
Delil olmasa müctehidler hiç ictihad eder miydi? Bir hadis-i şerif meali şöyledir :
Resulullah efendimiz, Muaz bin Cebeli Yemen’e vali olarak gönderirken buyurdu ki :
- Orada ne ile hüküm edeceksin?
- Allah’ın kitabı ile...
- Allah’ın kitabında bulamazsan?
- Allah’ın Resulünün sünneti ile…
- Resulullahın sünnetinde de bulamazsan?
- İctihad ederek, anladığımla hüküm veririm.
Resulullah efendimiz, mübarek elini Muaz’ın göğsüne koyup, ( Elhamdülillah, Allahü teâlâ, Resulünün elçisini, Resulullahın rızasına uygun eyledi) buyurdu. ( Tirmizi, Ebu

Davud, Darimi)

İstihsan nedir?
Sual : İbni Hazm, kıyasın, istihsanın ve taklidin câiz olmadığını bildiriyor. İstihsan nedir?
CEVAP
İbni Hazm’ın kendisi de sözü de senet değildir. Selef-i salihini beğenmeyip hak yoldan ayrılarak Zahiriye fırkasına girmiş felsefeci bir âlimdir. ( Keşf-üz-zünun)

İstihsan, birçok müctehid tarafından dinde delil kabul edilmiştir. İstihsan, müctehidin daha kuvvetli gördüğü bir husustan dolayı, bir meselede benzerlerinin hükmünden başka bir

hükmü vermesidir. Tâli olarak örf ve âdet de delil olarak kabul edilmiştir.

Hanefi müctehidleri gibi İmam Mâlik de, "İstihsan ilmin onda dokuzudur" diyerek istihsanı övmüştür. İmam Şafiî, istihsanı bir delil saymamıştır. Bazı kimseler, “Niye İmam-ı

Şafii, istihsanı delil kabul etmemiştir” diyorlar. Doğru cevabı, müctehid olduğu içindir. Müctehid, kendi ictihadı ile hareket etmek zorundadır. Hanefi müctehidleri, İmam-ı

Şafii’ye istihsan delildir sen de kabul et diyemeyecekleri gibi, İmam-ı Şafii de, istihsan delil değildir, siz de kabul etmeyin diyemez. Çünkü ictihad ictihadla nakzedilmez.

Yani bir müctehidin ictihadı ile başka müctehidin ictihadı bâtıl sayılamaz.

Kıyas da ilimle olur
Sual : Aklımız olduğuna göre, biz de dinde kıyas yapabilir miyiz? Mesela, ( Miras haktır, bir babanın iyi veya kötü, Müslüman veya kâfir, her çocuğu eşit hakka sahiptir) diye

kıyas yapmak uygun olmaz mı?
CEVAP
Evet, çok yanlış olur. Sırf akılla, benzetmeyle kıyas olmaz. Kıyas yapabilmek için müctehid olmak lazımdır. Günümüzde de müctehid bulmak imkânsız denecek kadar zordur.

Müctehid olmayanın, başka hükümlere benzeterek yapacağı kıyasların yanlış olacağına dair, birkaç örnek verelim :
1- Her evlat miras hakkına sahiptir. Ancak kâfir evlat, miras alamaz. Kız evlat da erkeğe göre yarısını alır.

2- Yemek yerken unutan yemeğin sonunda hatırlarsa Besmele çekerse başında çekmiş gibi olur, fakat abdestte başında söylemezse, sonundaki söylemek başında çekmiş gibi olmaz.

3- Kan ve kanlı şeyler haramdır, ama dalak haram değildir.

4- Kesilmeden öldürülen hayvan leş olur, yenmez, ama balık öyle değildir.

5- Balık şeklinde olmayan deniz hayvanları yenmez, ama yılan şeklinde olan yılan balığı yenir.

6- Bütün mucizeler yaratılmıştır, ama Kur'an-ı kerim, mahlûk olmayan mucizedir.

7- Cehennemde kâfirlerin azapları hiç hafiflemez, fakat Ebu Leheb’in azabı, Peygamber efendimiz doğunca sevindiği için, yılda bir gün hafifler.

8- Müslüman kadın saç ve kollarını açamaz, ama Müslüman cariye açar.

9- Hayvanlar, âhirette toprak olur, fakat on hayvan toprak olmaz, Cennete girer.

10- Tabaklanan hayvan derileri temiz olur, fakat domuz derisi tabaklansa da temiz olmaz.



-----------------





İctihad, kıyas, icma ve örf

Sual : Âyet ve hadis varken ictihad yapılamayacağına göre, imam-ı a’zam niçin kıyas yaptı?
CEVAP
Önce kıyas ve ictihadın tarifini yapalım :

Kıyas; bir şeyi başka şeye benzetmek demektir. Fıkıhta, nasstan anlaşılmayan bir şeyin hükmünü, bu şeye benzeyen başka şeyin hükmünden anlamak demektir. Haşr suresinin, ( Ey

ilim sahipleri itibâr edin) manasındaki 2. âyet-i kerimesi, ( Bilmediklerinizi, bildiklerinize kıyas edin) demektir. İtibâr, benzetmek demektir. ( Menâr şerhi)

İctihad; âyet-i kerimelerden ve hadis-i şeriflerden, manaları açıkça anlaşılmayanları, açıkça bildirilen diğer hükümlere kıyas ederek, benzeterek, bunlardan çıkarılan yeni

hükümlere ictihad denir. Kıyas, yani ictihad yapabilecek derin âlimlere “Müctehid” denir. Bu benzetme işine “İctihad” denir. Bir müctehidin ictihad ederek elde ettiği bilgilerin

hepsine, o müctehidin “Mezheb”i denir. İctihad, gücü, kuvveti yettiği kadar, zahmet çekerek, uğraşarak çalışmak demektir. İctihadda yanılmak da günah değildir. Hadis-i şerifte

buyuruldu ki :
( Âlim, ictihadında hata ederse bir, isabet ederse iki sevap alır.) [Buhari]

Nahl suresinin, ( Bizden indirileni insanlara açıklaman için) mealindeki 44. âyet-i kerimesi ile Nisa suresinin, ( Allah’ın kitabına ve Resulün hadislerine müracaat edin)

mealindeki 59. âyet-i kerimesi ictihad etmeyi bildiriyor. Allahü teâlâ, müctehidin hükmünü kabul ediyor. Bir müctehide, kesin olarak hata etti diyen, hüküm olarak onu kabul eden

Allah’a hata isnat etmiş gibi olur. İmam-ı a’zam hazretlerinin her sözü, her işi, Kur’an-ı kerim ve hadis-i şerifler ile idi. Bir kimse, dört mezhep imamının sözlerini,

kıskanmadan ve inat etmeden, insaf ile incelerse, her birinin, gökteki yıldızlar gibi olduklarını görür.

İmam-ı a’zam hazretleri buyurdu ki :
( Nass [yani âyet, hadis] olan yerde kıyas yapılmaz. Biz, zaruret olmadıkça kıyas yapmayız. Bir sual karşısında kalınca, önce Kur'an-ı kerimde ararız. Bulamazsak, hadis-i

şeriflerde ararız. Yine bulamazsak, Eshab-ı kiramın herhangi birinin sözlerinde ararız. Bu sualin cevabını bunlarda da bulamazsak, kıyas yaparak cevabını buluruz.)

Bir kere de buyurdu ki :
( Bir sualin cevabını, âyette ve hadis-i şeriflerde bulamazsak, Eshab-ı kiramın çeşitli cevaplarını bulursak, kıyas yaparak, bu cevaplardan birini seçeriz.)

Bir kere de buyurdu ki :
( Âyette ve hadislerde bulamadığımız bilgilerde, dört halifenin "radıyallahü anhüm" cevaplarını seçeriz. Resulullahtan gelen hadis-i şeriflerin başımız üstünde yeri vardır.

Onlara uymayan bir şey söylemeyiz.)

İmam-ı a’zam hazretleri, hiçbir yerde bulamadığı bir bilgi için, kendi kıyas ettikten sonra, bir sahabinin sözünü işitirse, kendi re’yini bırakıp, o söze uygun cevap verirdi.

Ebu Muti’ hazretleri diyor ki : Bir Cuma sabahı Ebu Hanife ile birlikte Kufe Camiinde idim. Süfyan-ı Sevri ve Mukâtil ve Hammâd bin Müslim ve daha başkaları içeri girip, Ebu

Hanife’ye, ( Senin, din işlerinde kıyasla cevap verdiğini işittik. Senin için korktuk) dediler. İmam-ı a’zam, onlarla yaptığı münazarada, Kur’an-ı kerimden, sonra hadis-i

şeriflerden, daha sonra Eshab-ı kiramın ittifakla bildirdiklerinden cevap verdiğini anlattı. Hepsi kalkıp, “Sen âlimlerin seyyidisin, bizi affet, bilmeden seni üzdük” dediler. O

da, “Allahü teâlâ, bizi ve sizi affeylesin” dedi.

Hanefi mezhebindeki bütün müctehidler de, diğer mezhep reisleri ve mezhepteki müctehidler gibi, zaruret olmadıkça, kıyas yapmamıştır. Nass olan yerde kıyas yapılmaz

buyururlardı.
İmam-ı a’zamın ictihadına itiraz eden, onun mezhebinin inceliğini anlayamayan veya sapık olandır.

Taceddin-i Sübki hazretleri buyuruyor ki :
Peygamberlerin vârisi olan mezhep imamlarına karşı edepli olmalıdır. Din imamlarına dil uzatan, felakete gider. Onların her sözü bir delile dayanır. Onlar gibi olmayanlar, bu

delilleri anlayamaz. Müctehidlerin ayrılıkları, Eshab-ı kiram arasındaki ayrılıklar gibidir. Resulullah efendimiz ayrılıkları için Eshab-ı kirama dil uzatmayı yasak etti.

Hepsini iyilikle anmayı emretti. ( Mizan-ül-kübra)

İmam-ı Rabbani hazretleri, ( İctihad ve kıyas bid'at değildir. Nassların manasını ortaya koyarlar. Bu manalara başka bir şey eklemezler) buyuruyor. ( c.1, m.186)

İmam-ı a’zam ve kıyas

Sual : İmam-ı azamın hadislere önem vermeyip kıyas yaptığı söyleniyor. Bu doğru olabilir mi?
CEVAP
Asla doğru değildir. İmam-ı a’zam hazretleri, ( Mezhebim, hadis-i şeriflere yapışmaktır) buyururdu. İmam-ı Şafii, imam-ı a’zamın ictihadının inceliğinden, az bir şey

anlayabildiği içindir ki, “Bütün müctehidler, imam-ı a’zam Ebu Hanife’nin çocukları gibidir. Fıkıh âlimi olmak isteyen, Ebu Hanife’nin kitaplarını okusun” demiştir. ( Sîret-i

Şâmî)

Evliyanın büyüğü, tasavvuf deryasının dalgıcı Muhammed Bahâeddin-i Buhari hazretlerinin yetiştirdiği evliyanın büyüklerinden olan hâce Muhammed Parisa hazretleri buyuruyor ki :

İsa aleyhisselam gökten indiği zaman, ictihad edecek, ictihadı imam-ı a’zam Ebu Hanife mezhebine uygun gelecektir. Onun helal dediğine helal, haram dediğine haram diyecektir. (

Fusul-i sitte)

İlmi bir münazarası şöyledir :
Hazret-i Ali'nin torunu, Muhammed bin Hasan hazretleri, imam-ı azam hazretlerine gelip dedi ki :
- Ceddimin hadis-i şeriflerine kıyas ile muhalefet ettiğinizi duydum. Onun için geldim.
- Bundan Allahü teâlâya sığınırım.

Sonra Hazret-i İmam dizleri üzerine oturup edeple sordu :
- Efendim, erkek mi zayıftır, kadın mı?
- Kadın, daha zayıf yaratılışlıdır.

- Dinimize göre kadının hissesi ne kadardır?
- Erkeğin yarısı kadardır.

- Bakın, eğer kıyas ile söyleseydim, bu hükmün tersini söylerdim. Kadın zayıf olduğu için ona iki, erkeğe bir hisse verilmeli derdim. Sizin söylediğiniz gibi bildirdiğime göre,

bu durum,
hadis-i şeriflere sıkı sıkıya bağlı olduğumu göstermez mi?
- Evet hadis-i şerife aykırılık yok.

Hazret-i İmam tekrar sordu :
- Namaz mı efdaldir, oruç mu?
- Elbette namaz efdaldir.

- Eğer kıyas ederek söyleseydim, hayzlı kadına ramazan orucunu değil, namazını kaza etmesini bildirirdim. Bu da hadis-i şeriflere bağlılığımı göstermez mi?
- Evet bunda da hadis-i şeriflere aykırılık yok.

- Size bir soru daha sorayım. İdrar mı necistir, meni mi?
- Elbette idrar necistir.

- Eğer kıyas ederek söyleseydim, meni çıkınca değil, idrar çıkınca gusletmeyi söylerdim. Hadis-i şerife aykırı şey söylemekten Allahü teâlâya sığınırım. Ben Peygamber

aleyhisselamın sözlerine kıymet veriyorum, onları açıklıyorum, başka bir şey yapmıyorum.

Bu konuşma üzerine Muhammed bin Hasan hazretleri, imam-ı a'zam Ebu Hanife'nin kendisine yanlış tanıtıldığını anlayarak kalkıp onun alnından öptü. Bu olay da gösteriyor ki, âlimi

ancak âlim anlar.

Eshab-ı kiram nasıl yapardı

Sual : Resulullahtan sonra Eshab-ı kiram, hakkında âyet ve hadis olmayan bir iş ile karşılaştıklarında nasıl hareket ederlerdi?
CEVAP
Resulullah efendimiz hayatta iken, vahiy geliyor ve ümmete tebliğ olunuyordu. Ondan sonra vahiy kesildi. Fakat, Kur'an-ı kerim nice Eshabın ezberinde idi. Kur'an-ı kerimde açık

bildirilmeyen şeyler de, sünnet-i seniyye ile, yani Resulullah ne demiş ve ne yapmış ise, yahut bir kimseyi bir iş yaparken görüp de men etmemiş ise, öyle yapılır oldu. Fakat,

sünnet-i seniyye ve hadis-i şerifler de, bütün Eshabın ezberinde değildi. Çünkü, bir kısmı pazar yerlerinde alışveriş ile, kimi hurmalıklarda, çiftçilikle uğraşır, sohbete her

zaman gelemezlerdi. Bunun için, Resulullahın öğrettiklerini işitenler, işitmeyenlere bildirirlerdi. İşitmedikleri hadis-i şerifleri, birbirlerinden sorup öğrenirlerdi.

Eshab-ı kiram, önlerine çıkan bir işin nasıl yapılacağını sünnet-i seniyyede de bulamazlarsa, rey ve kıyas ederek, yani bilinenlere benzeterek, o işi yaparlardı. Böylece,

ictihad kapısı açıldı. Eshab-ı kiramın veya başka müctehidlerin, bir iş üzerindeki ictihadları birleşirse, şüphe kalmaz. İctihadların, böyle birbirine uygun olmasına İcma-ı

ümmet denildi. İctihad yapabilmek için, derin âlim olmak gerekir. Böyle âlimlere Müctehid denir. Bir iş üzerinde, müctehidlerin ictihadları birbirine uymazsa, her müctehidin

kendi ictihadına göre söylemesi ve yapması vaciptir. ( Kısas-ı Enbiya)

Kıyas ve dindeki dört delil

Selefi görüşlü kimseler, kıyas yaparak ictihad etmenin caiz olmadığını bildirerek, kıyas yapan imam-ı a'zam, imam-ı Şafii gibi mezhep sahibi büyük müctehid âlimlere dil

uzatıyorlar.

Edille-i şeriyye [din bilgilerinde, müctehid imamlara delil] dörttür : Bunlar, Kur'an-ı kerim, Sünnet [hadis-i şerifler], İcma-ı ümmet ve Kıyas-ı fukaha’dır. Sünnet, icma ve

kıyas, Kur'an-ı kerimde bulunmayan şeyleri eklemek değildir. Bunlar, Kur'an-ı kerimin içinde kapalı olarak bulunan bilgileri meydana çıkarmaktadır. Müctehid, bir işin nasıl

yapılacağını, Kur'an-ı kerimde açık olarak bulamazsa, hadis-i şeriflere bakar. Bunlarda da açıkça bulamazsa, bu iş için, İcma var ise, öyle yapılmasını bildirir. İcma sözbirliği

demektir. Yani, bu işi eshab-ı kiramın hepsinin aynı suretle yapması veya söylemesi demektir. Eshab-ı kiramdan sonra gelen tabiinin de icmaı delildir, senettir. Günümüzdeki

dinde reformcuların ve din cahillerinin ittifak ettikleri sözlere, icma denmez.

Kıyası inkâr sapıklıktır

Kıyas, bir şeyi başka şeye benzetmek demektir. Fıkıhta, nasstan anlaşılamayan bir şeyin hükmünü, bu şeye benzeyen başka şeyin hükmünden anlamak demektir. Kıyas, Kur'an-ı kerimin

ve hadis-i şeriflerin, derin, örtülü manalarını meydana çıkarmaktır. Eshab-ı kiram da kıyas yapar, onların da ayrı mezhepleri var idi. Beydavi tefsirinde kıyas ve icmaın, Al-i

İmran suresinin 108. âyetinde emredildiği yazılıdır. İbni Âbidin hazretleri, ( Kıyas ile anlaşılan bilgileri kabul etmeyen, doğru yoldan saparak bid'at ehli olur, muhakkak

Cehenneme girer) buyuruyor. Kıyasın delil olduğu aklen ve naklen sabittir. ( Fatebiru) âyet-i kerimesi, ( Bilmediklerinizi, bildiklerinize kıyas edin) demektir. ( Menar

şerhi)
[Bu âyet-i kerimenin, kıyasın caiz ve gerektiğini bildirdiği Beydavi tefsirinde yazılıdır.]

Araf suresinin, ( Allahü teâlâ, rüzgarı, rahmeti olan yağmurdan önce, müjdeci gönderir. Rüzgarlar, ağır olan bulutları sürükler. Bulutlardan ölü olan toprağa su yağdırır, o

yağmurla yerden meyveler çıkarırız. Ölüleri de mezarlarından böyle çıkaracağız) mealindeki 57. âyet-i kerimesi de kıyasın hak olduğunu ispat etmektedir. Bu âyette, ihtilaflı

olan bir şeyi, sözbirliği ile anlaşılmış olana benzetmek bildirilmektedir. Çünkü, Allahü teâlânın yağmur yağdırdığını ve yerden ot çıkardığını, hepsi biliyordu. Öldükten sonra

dirilmenin hak olduğunu, yeryüzünün kuruduktan sonra tekrar yeşillenmesine benzeterek ispat etmektedir.

Kıyası inkâr nasıl olur?

İmam-ı a’zamın kıyası hak değil demek, kıyası inkâr etmek demektir. Kıyas dinimizde bir delildir. Bu delili inkâr etmek olur. Kıyas hakkında Kur'anda ve hadiste deliller vardır.

Bu delilleri inkâr etmek küfür olur demektir. Yoksa imam-ı a’zamın kıyasla bulduğu bir hükmü inkâr eden ne kâfir olur, ne de fasık olur. Mesela imam-ı a’zam kıyasla imam

arkasında fatiha okunmaz diyor, okumak harama yakındır diyor. İmam-ı Şafii farz diyor. Biz hanefi olarak, imam-ı Şafii’ye hayır farz değil desek küfür olmaz. İctihada yanlış

demek ayrı kitap, sünnet, icma ve kıyas dinde delil değildir demek ayrıdır. Yalnız Kur'an diyenler diğer üç delili inkâr ettikleri için kâfir oluyorlar.]

İctihad, gücü, kuvveti yettiği kadar, zahmet çekerek, uğraşarak çalışmak demektir. İctihaddan maksat, âyet-i kerimelerden ve hadis-i şeriflerden, manaları açıkça

anlaşılmayanları, açıkça bildiren diğer ahkâm-ı şeriyyeye kıyas ederek, benzeterek, bunlardan yeni hükümler çıkarmaya uğraşmak, çalışmaktır. Mesela ana-babaya itaati emreden

âyet-i kerimede, ( Onlara, öf sıkıldım demeyin) buyuruluyor. Dövmekten, sövmekten bahis buyurulmamıştır. Âyet-i kerimede, yalnız bunların en hafifi olan öf kelimesi açıkça

bildirildiğine göre, müctehidler, dövmenin, sövmenin ve hakaret etmenin elbette haram olacağını ictihad etmişlerdir.

İctihadı emreden âyetler

İmam-ı Şarani hazretleri buyuruyor ki :
( İctihadı emreden âyet-i kerime çoktur. Nahl suresinin, ( Bizden indirileni insanlara açıklaman için) mealindeki 44. ve Nisa suresinin ( Allah’ın kitabına ve Resulün

hadislerine müracaat edin) mealindeki 59. âyeti ictihadı emrediyor.) [Mizan-ül kübra]

Şu âyet-i kerime de, birbirine benzemeyen olayların, hükmünün de farklı olduğunu bildirmektedir : ( Yoksa, kötülük işleyenler, hayatlarında ve ölümlerinde, iman edip salih

amel işleyenlerle kendilerini bir tutacağımızı mı sanıyorlar? Ne kötü hüküm veriyorlar.) [Casiye 21]

İmam-ı razı, kıyasın delil olduğunu ve mukallidin, âlimleri taklit etmesinin vacip olduğunu, ( Ülül-emre itaat edin) mealindeki âyet-i kerimeden çıkarmıştır. Mutlak müctehid

olmayan âlimlerin de, mukallid olduklarını, usul âlimleri sözbirliği ile bildirdiler. Müctehidlerin sözbirliği ile bildirdiklerinden ayrılmak haramdır. Bu husus, Nisa suresinin

114. âyetinden anlaşılmaktadır. ( Eşedd-ül-cihad)

İmam-ı Müzeni, ( Asr-ı saadetten beri fakihler kıyası kullanmışlardır. Kıyası inkâr caiz olmaz) diyor. Kıyasın, şer’i bir delil olduğu hakkında, Eshab-ı kiramın ittifakı

vardır. Hazret-i Ebu Bekir, miras konusunda, ölenin babası yoksa, babanın babasını, baba hükmünde saymıştır. ( Usul-i fıkıh)

Eshab-ı kiram, Hazret-i Ebu Bekir’e, biat ederken; namaz imamlığı ile devlet başkanlığını kıyas ederek, ( Resulullah, Onu din işimizde imam tayin etti, biz de onu, dünya

işimizde imam tanırız) diyerek ictihadda bulunmuşlardır. ( Usul-i Serahsi)

İctihad delildir

Sual : İctihadın dinde delil olduğuna dair bir hadis var mıdır?
CEVAP
Delil olmasa müctehidler hiç ictihad eder miydi? Bir hadis-i şerif meali şöyledir :
Resulullah efendimiz, Muaz bin Cebeli Yemen’e vali olarak gönderirken buyurdu ki :
- Orada ne ile hüküm edeceksin?
- Allah’ın kitabı ile...
- Allah’ın kitabında bulamazsan?
- Allah’ın Resulünün sünneti ile…
- Resulullahın sünnetinde de bulamazsan?
- İctihad ederek, anladığımla hüküm veririm.
Resulullah efendimiz, mübarek elini Muaz’ın göğsüne koyup, ( Elhamdülillah, Allahü teâlâ, Resulünün elçisini, Resulullahın rızasına uygun eyledi) buyurdu. ( Tirmizi, Ebu

Davud, Darimi)

İstihsan nedir?

Sual : İbni Hazm, kıyasın, istihsanın ve taklidin caiz olmadığını bildiriyor. İstihsan nedir?
CEVAP
İbni Hazm’ın kendisi de sözü de senet değildir. Selef-i salihini beğenmeyip hak yoldan ayrılarak Zahiriye fırkasına girmiş felsefeci bir âlimdir. ( Keşf-üz-zünun)

İstihsan, birçok müctehid tarafından dinde delil kabul edilmiştir. İstihsan, müctehidin daha kuvvetli gördüğü bir husustan dolayı, bir meselede benzerlerinin hükmünden başka bir

hükmü vermesidir. Tâli olarak örf ve âdet de delil olarak kabul edilmiştir.

Hanefi müctehidleri gibi İmam Mâlik de, "İstihsan ilmin onda dokuzudur" diyerek istihsanı övmüştür. İmam Şafiî, istihsanı bir delil saymamıştır. Bazı kimseler, “Niye İmam-ı

Şafii, istihsanı delil kabul etmemiştir” diyorlar. Doğru cevabı, müctehid olduğu içindir. Müctehid, kendi ictihadı ile hareket etmek zorundadır. Hanefi müctehidleri, İmam-ı

Şafii’ye istihsan delildir sen de kabul et diyemeyecekleri gibi, İmam-ı Şafii de, istihsan delil değildir, siz de kabul etmeyin diyemez. Çünkü ictihad ictihadla nakzedilmez.

Yani bir müctehidin ictihadı ile başka müctehidin ictihadı bâtıl sayılamaz.

Örf ve ictihad

Sual : Bir hoca, "Nassa aykırı olmayan örf, müctehidin ictihadından önce gelir. Yani nassa aykırı olmayan örf ictihada tercih edilir" diyor. Örf, nassa [Kur'an-ı kerime ve

hadis-i şeriflere] aykırı olur mu? Aykırı olmazsa, örf, ictihada nasıl tercih edilir?
CEVAP
Bu söze göre, örf nassa aykırı değilse, ictihad nassa aykırı demektir. İctihad nassa aykırı olmaz. Bir ictihadın nassa aykırı olduğu başka bir ictihadla bilinmez. İctihad,

ictihadla nakzedilemez, hükmü ortadan kaldırılamaz. İctihadı nassa aykırı zannederek örfü ictihada tercih etmek sapıklık olur.

[İctihad, müctehidlerce nasslardan çıkarılan hükümlerdir. Müctehid, ictihad ehliyetine haiz büyük âlim demektir. Örf, bir şehirdeki insanların dine aykırı olmayan umumi âdetleri

demektir. Edille-i şeriyye denilen dört delilden sonra dine aykırı olmayan örf ve âdetler de delil olur. Ancak, zamanın değişmesiyle örf ve âdete dayanan hükümler değişebilir.

Nassa dayanan hükümler zamanla değişmez. İbadetlerde nass ile bildirilmiş olmayan bir hükmü anlamak için umumi âdetler delil olur. Âdetlerin umumi olması için Eshab-ı kiram

zamanından kalması, müctehidlerin kullanmış olmaları ve devamlı olmaları gerekir. Sonradan âdet olan şeyler, şer’i delil olmaz. Muamelattaki âdete ait hükümler, nassa muhalif

değilse delil olur. Örf ve âdetin nassa aykırı olup olmadığını da ancak fıkıh âlimleri anlar. ( Mecelle şerhi)]

Dinimizi bozmaya çalışanlar

Türkiye’ye ilk defa mezhepsizlik ve Vehhabiliği sokmaya çalışanlardan biri olan 1940’lı yıllarda vefat eden bir hoca diyor ki :
( Kur’an ile hadisler sayılıdır. Olaylar ise sonsuzdur denilerek, kıyas ile birçok şey ilave edilmiştir. Kıyas ve ictihad yoktur) diyerek, Ehl-i sünnet âlimlerine iftira

ediyor. Kıyas ve ictihad, dine bir şey eklemek değil, Kur’an ve hadisin, derin örtülü manalarını meydana çıkarmaktır. Eshab-ı kiram da kıyas yapmıştır. İcmanın da âyetle

emredildiği Beydavi tefsirinde yazılıdır.

( Dinde, her şey söylenmiştir. Ancak Kitap ile Sünnetin bildirmediği her şey mubahtır) diyerek tenakuzlu konuşuyor.

( Kıyas ile, din arttırılıyor, mubahlar haram ediliyor) diyerek dinin bir hükmü olan kıyasa saldırıyor. Bilmiyor ki, zaruri olarak ve icma ile bilinen inanılacak şeylerde,

itikad meselelerinde kıyas yoktur. Kitap ve sünnette açık bildirilen işlerde de kıyas olmaz.

( Eshabın, Kitap ve Sünnete uymayan sözleri alınmaz) diyerek, onları, Kitap ve Sünnete uymayan şey söyleyecek sanıyor. Kitabı ve Sünneti, toplayan Eshab-ı kiramdır. İslam

âlimleri buyuruyor ki : ( Resulullahın Peygamber olduğunu ispat edecek hiçbir şahidi bulunmasaydı, yalnız Eshabını görmek, Peygamber olduğunu bildirmeye yetişirdi. Çünkü,

onların her biri, [Resulullahın mucizesi sayesinde] her ilimde, birer derya idi.) [Mucizeye inanmayan bunu imkansız zanneder.]

( Müctehidlerin, Kitap ve Sünnete aykırı ictihadlarına uyulmaz) diyerek, Kitap ve Sünnete aykırı ictihad var sanıyor. ( Mezhep imamına uymak, onu Peygamber menziline çıkarmak

olur. Bu ise küfürdür) diyerek bir mezhebe uyan Müslümanları kâfirlikle suçluyor. Halbuki, Redd-i vehhabi ve Hadika’da diyor ki : ( Dört mezhepten başkasına uymak caiz

değildir. Çünkü, Eshabın ve tâbiinin mezheplerini tam olarak bilmiyoruz, bilseydik, onlara da uymamız caiz olurdu. Çünkü, hepsi doğru idi. Dört mezhep, tam bilindiği ve yaygın

olduğu için, her Müslümanın bunlardan birine uyması gerekir.)

( İctihadlar düşünce ve görüştür. Eldeki kitaplar, mezhep kitaplarıdır) diyerek Kitap ve Sünnetten, mezhep imamlarının değil, kendi anladığını din sanıyor. Ömer Rıza Doğrul da,

bu kitaba yazdığı önsözde, yazarı övüp, ( Çağın ihtiyaçlarını, kıyas yolu ile dinden değil, medeniyetin terakkilerinden beklemek gerekir. Kıyas; Kitap ve Sünnet ile alakası

olmayan, fakat her şeyi dine dayamak isteyen müctehidlerin icadıdır) diyerek, kendisinin de, ehl-i sünnet olmadığını, dini ve ictihadı da bilmediğini açıklıyor.

Hicri 400 yılından sonra kıyas yapacak âlim yetişmedi. ( Redd-ül-muhtar)

Dört mezhepten sonra, hiçbir âlim, mutlak müctehid olduğunu söylemedi. Mezhepte müctehidler yetişti. Kıyamete kadar, lazım olacak bütün hükümleri, dört imam kitaplara yazmıştır.

Şimdi, hiç kimse, Kitap ve Sünnetten, dört mezhebin birinde bulunmayan yeni bir hüküm çıkaramaz. ( Mizan-ül-kübra)

Bugün 4 mezhepten birine uymak vaciptir. Uymayan Ehl-i sünnet olamaz. ( Tahtavi)

Bugün teknik ilerledi diyerek dinde reform düşünmek hainliktir. Allahü teâlâ, Kur’anda, ( İslamiyet’i kâmil olarak gönderdim, Resulümün emrine uyun, yasak ettiklerinden

sakının) buyurmasına rağmen, Resulüne “postacı, hadislerine ihtiyaç yok” demek din düşmanlığı değil midir?

Modernist İslamcılık ve fıkıh

Emekli bir hoca, Müslümanları, modernist İslamcı ve fıkhi geleneğe bağlı Müslüman, kısaca selefci-mezhepçi olmak üzere ikiye ayırıyor. Kendisi modernist İslamcı imiş. Modernist

İslamcılar, Kitap ve Sünneti esas alırlarmış, ötekiler ise, fıkhi mezhepleri esas alırmış.

Bu ne cahillik? Dört fıkhi mezhepten hangisi Kitap ve Sünneti esas almaz ve hangisi Kitaba ve Sünnete aykırıdır? Bu İslamcılar, dört mezhepten farklı olarak ne yapmışlar da

kendilerine modernist diyorlar? Namazın, orucun veya diğer ibadetlerin yeni, modern bir şekli mi olur, çağa göre ibadet değişir mi? Değişmezse, kendilerine modernist yaftasını

niye takarlar ki?

Müslüman isminden daha güzel ne var da, başka bir isim uyduruyorlar. Kimi de İslamcı yerine dinci diyor. Dinimiz salih, mücahid, dindar, mütteki gibi kelimeleri bildirmişken,

İslamcı demek bid’attir.

Hiçbir İslam âlimi İslamcılıktan bahsetmemiştir. Türkçe’de genelde cı, cu ekleri isim ve sıfat üreten bir ektir. İsim olarak, sütçü, balıkçı, şarkıcı gibi o işin ticaretini

yapan kimseye denir. Sıfat olarak pilavcı, esrarcı, yıkıcı gibi kelimeler, o şeyi yiyene ve o işten zevk alana denir. İslamcı, dinci de bana bunlar gibi geliyor. İslam’ı ve dini

yiyip bitirmekle zevk alan veya onun ticaretini yapan kimse gibidir. Bunun için de hiç kimse dinci veya İslamcı olmamalı, sadece Müslüman olmalı.

Selefci-mezhepçi demek de çok yanlıştır. Mezhepçilik de mezhep yiyip içen, mezhep ticareti yapan gibi bir şey. Selefci de öyle. Ne o, selef mi alıp satıyorsun sayın emekli

demezler mi adama?
Dört mezhebin kurucuları selef âlimleri değil mi? Bir mezhebe uyan kimse, selef âlimlerini kabul etmez mi? Selefe uyan selef âlimi olan mezhep imamlarını kabul etmiyor mu yoksa?

Ehl-i sünnet için, ( İlahiyat fakülteleri dışında, fıkıh imamlarının kültürleri ışığında anlamayı kendilerine gaye edinmiş kimseler) diyor. Fıkıh imamlarının kültürleri

ilahiyat fakültelerinin dışında mı oluyor? Yoksa ilahiyat fakülteleri, fıkıh imamlarını kabul etmiyor mu? Her ikisi de değilse, nedir bu emeklinin sıkıntısı? Mezhepsizleri

savunma hırsı, emekliyi böyle ne dediğini bilmez hâle getirmiş.

İmam-ı a’zam hakkındaki âlimlerin sözlerini alaya almış, imam-ı a’zamın mükrehin [ölümle tehdit edilenin] talakının geçerli olmasını kabul edemiyor. ( Hanefi’ye göre boş olur,

üç mezhebe göre boş olmaz. Hanefi olan ne yapacak?) diyor. Mezhebin hükmü ne ise onu uygular. Mezhepsiz emekli, bir mezhebe uymayı taassup olarak görüyor ve bin yıldan beri bir

mezhebe bağlanan Müslümanlara, ( Bin yıl önceki mezheplere hayran olanlar) diyerek alay ediyor ve hakaretler savuruyor. ( Utanmadıktan sonra istediğini yap) hadis-i şerifine

uygun hareketler sergiliyor. Mason Efgani, çömezi mason Abduh ve diğer mezhepsiz bid’at ehli kimselere övgüler yağdırıyor.

İyi bilinmeli ki, İslami ilimler, nakli ve akli ilimler olmak üzere ikiye ayrılır. Nakli ilimler, yani din bilgileri zamanla değişmez, kıyamete kadar hep aynıdır. Zamanla

değişen, âdetler ve fen bilgileridir. Nakli ilimlerin saf, berrak, bid’atsiz şekli geridedir. Akli ilimlerin ise en gelişmiş şekli ileridedir. Zamanla gelişirler. Nakli ilimleri

yani din bilgilerini fen bilgileri ile karıştırmak, cahillik değilse, nedir?

Sen övgüler düzdüğün mason Efganilerin yolundan git, biz de bin yıl önceki imam-ı a’zamların yolundan gidelim. Senin yolun sana, bizim yolumuz bize.

Dinimizde dört delil vardır

Sual : Geçen gün abdestte enseyi mesh etmek haram demiştim, siz haram değil demiştiniz. Zebra yemek haramdır dedim. Siz ise haram olduğunu söyleyen iddiasını ispat etmeye

mecburdur demiştiniz. Siz değil de ben niye mecbur oluyorum? Sonra niye sorulara Kur’andan değil de başka kitaplardan cevap veriyorsunuz? Bir de, Yahudilerle ortak olduğunuz

söyleniyor. Ortak olmadığınızı ispat edin diyorum, ispat size düşer diyorsunuz. Niye siz ispat etmiyorsunuz?
CEVAP
Mubah, yani haram olmayan şey çoktur. Bunlar mubah diye Kur’an ve sünnette yazılı olmaz. Ama haram azdır ve haram olduğu edille-i şeriyyede bildirilmiştir. Bütün meyve, sebze ve

otlar mubahtır. Mubah olduğuna dair delil aranmaz. Haram deniliyorsa delil aranır. Mesela sarhoş edici otları yemek haramdır. Bunun delili olur. Zehirleyen meyve veya gıdaları

yemek haramdır bunun delili olur. Alerji yapıp hastalandıran gıdaları yemek haramdır. Bunun delili olur. Ama bir kivi için, bir ananas için, bir muz için mubah olduğuna dair

delil aranmaz. Haram diyen çıkarsa delilini onun göstermesi lazımdır.

İftira edilen kimse, kendisinin temiz olduğunu ispat edemez. İspat, iftira edene düşer. Mesela bir kimse, ( Babanız hırsızdır, katildir. Falancanın malını çalmıştır, beş kişiyi

öldürmüştür) dese, babanız, bunları yapmadığını nasıl ispat edecektir? Elbette bunu söyleyenin ispat etmesi, delil göstermesi gerekir. Babanız, ( Ben böyle bir şey yapmadım)

diyorsa, artık ondan delil istenmez. Suçu kim isnat ediyorsa, şahit ve delil ondan istenir. Çünkü hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki :
( Şahit dava edene, yemin, inkâr edene düşer.) [Darekutni]

( İspat davacıya, yemin de inkâr edene düşer.) [Tirmizi]

Dinimizde delil sadece Kur’an-ı kerim değildir. Dinimizde dört tane delil vardır. Bunlar;
1- Kitab,
2- Sünnet,
3- İcma [âlimlerin söz birliği],
4- Kıyası fukaha [Fıkıh âlimlerinin ictihadı]

Her meselede bu dört delile bakılır. Mesela enseyi mesh etmek haram mı diye bu delillere bakılır. Bu delillerde öyle bir şey yok. Hatta sünnet olduğunu fıkıh kitapları

bildiriyor. Zebranın yendiğini, köpeğin yenmediğini yine fıkıh kitapları bildiriyor. Bir de, dört hak mezhepte bazı fıkhi konular farklıdır. Bir mezhepte haram olan öteki

mezhepte mubah olabilir. Onun için herkes kendi mezhebine göre amel etmesi gerekir. Bu delillerle inanmayan, dört mezhepten birisinde bulunmayıp sadece Kur’an diyen kimse

mezhepsizdir. Mezhepsizin sapık veya kâfir olduğu Seyyid Ahmed Tahtavi’nin Dürr-ül-muhtar hâşiyesinin Zebâyıh kısmında bildirilmektedir.

Örf, bir şehirdeki insanların dine aykırı olmayan umumi âdetleri demektir. Edille-i şeriyye denilen dört delilden sonra dine aykırı olmayan örf ve âdetler de delil olur. Ancak,

zamanın değişmesiyle örf ve âdete dayanan hükümler değişebilir. Çünkü Mecelle’nin 39. maddenin açıklamasında deniyor ki : Zamanın değişmesiyle, örf ve âdete ait hükümler

değişebilir. Nassa, delile dayanan hükümler zamanla değişmez. ( Dürer-ül hükkam)

Nassa dayanan hükümler zamanla değişmez. İbadetlerde nass ile bildirilmiş olmayan bir hükmü anlamak için umumi [genel] âdetler delil olur. Âdetlerin umumi olması için Eshab-ı

kiram zamanından kalması, müctehidlerin kullanmış olmaları ve devamlı olmaları gerekir. Sonradan âdet olan şeyler, şer’i delil olmaz. Muamelattaki âdete ait hükümler, nassa

muhalif değilse delil olur. Örf ve âdetin nassa aykırı olup olmadığını da ancak fıkıh âlimleri anlar. ( Mecelle şerhi)

İcma olan hususlar

Sual : İcma nedir? İcma’ı inkâr küfür müdür? Birkaç örnek verilebilir mi?
CEVAP
Eshab-ı kiramın sözbirliğine icma denir. Tabiinin de icma’ı delildir. Bir âyet-i kerime meali : ( Müminlerin yolundan ayrılanı Cehenneme atarız.) [Nisâ 115]

İki hadis-i şerif meali :
( Ümmetimin âlimleri, dalalette birleşmez.) [İ.Mace, İ. Ahmed, Taberani]

( Allahü teâlânın rızası, icmadadır.) [İbni Asakir]

İcma’ın dereceleri vardır :
Eshab-ı kiramın, açıkça ve her asrın icması ile haber verilmiş olan icmaları, âyet-i kerime ve mütevatir olan hadis-i şerif gibi kuvvetlidir, inkâr eden kâfir olur. Eshab-ı

kiramdan bazısının icma edip, diğerlerinin sükut ettikleri icma da, kesin delildir, ama inkâr eden kâfir olmaz. Eshab-ı kiramın ihtilaf ettikleri bir hükümde, sonra gelenlerde

hasıl olan icma olup, haberi vahid ile bildirilen hadis-i şerif gibidir. Bununla amel vacib ama, iman vacib değildir. Bir asırdaki müctehidlerin bir kısmının ictihadına,

diğerleri işitince susup reddetmezlerse, Hanefi’de icma olur, Şafii’de icma olmaz. İcma delil değildir diyen kâfir olmaz; bid’at sahibi olur. Dinde zaruri olan, [cahillerin de

bildikleri icma bilgilerine] inanmayan kâfir olur. Bir sözün küfür olduğunda, âlimlerin söz birliği yoksa, o söze küfür denmez.

İcma ile bildirilen hükümlerden bazıları şöyledir

1- Nass veya icma ile bildirilen bir haramı inkâr küfürdür.

2- Dört mezhebin icmaına inanmayan kâfir olur. ( Redd-ül muhtar, Mektubat)

3- İbadetler imandan parça değildir. Namazı terk etmekte icma hasıl olmadı.

4- Kütüb-i sittedeki hadis-i şeriflerin hepsi sahihtir.

5- Kâinattaki her şey, sonradan yaratıldı, inkâr eden kâfirdir

6- Kerametin hak olduğu icma-i ümmet ile sabittir.

7- Cemaat ile yirmi rekat teravih kılmak sünnettir.

8- Yayılan bid'atin kötülüğünü Müslümanlara duyurmak farzdır.

9- Müta nikahı haram olduğunda icma hasıl oldu.

10- İlk iki büyük halifenin halifeliklerine sahih değil demek küfür olur. Dört büyük halifenin üstünlükleri halifelik sırasına göredir.

11- Kabr-i şerifte, Resulullahtan yardım istemeyi inkâr, sahabenin icma’ını inkâr olur.

12- Kur'an-ı kerimin bir harfini bile değiştirmek veya musiki aletleri ile okumak haram olduğu gibi, bugün mevcut olan Mushaftan başkasını okumak da haramdır.

13- Namazda ayakta, âyetleri Arapçadan başka dil ile okumak caiz değildir.

14- Cemaatle namazı terk etmeyi âdet edinmek günahtır.

15- Kadınların başlarını açmaları haramdır, inkâr eden kâfirdir. Sadece kulaklarından sarkan saçlarını örtmeleri farz değildir diyen âlimler de vardır

16- Dört mezhepten birine uymak vaciptir. Bu konuda icmâ hasıl oldu. Dördü birleştirilip bir mezhep haline getirilemez. ( Tahrir, Mugîs-ül-Hak fî İhtiyârî Ehak)

Dört mezhepten birine uymayan, bid'at ehli olup Cehenneme gider. ( Tahtavi)

----------------------

Kur’andan başka delil var mıdır?


Mezhepsizler, dindeki dört delilin ikisini kabul etmeyip Kitap ve Sünnet’ten başka delil yok diyorlar. Mezhepsizleri de geride bırakan türediler, Kitap ve Sünnet tabirine bile

saldırıp, “Kur’andan başka bir sünnet adı altında din çıkarmak İslam’ı yıkmaktır, Peygamber Kur’anı getirmekle işi bitmiştir, o bir postacıdır” diyerek Sünneti Kur’andan farklı

bir şey gibi göstermeye çalışıyorlar.

Yalnız Kur’an diyenler, kesinlikle Kur’an-ı kerime inanmıyorlar. İslamiyeti yıkmak için inanmış gibi görünüyorlar. Bunların başında İgnaz Goldziher, Shacht gibi Oryantalist

denilen gayri müslimler gelir. Hıristiyanların çıkardığı bu akıma kapılıp biz de resulüz diyenlerden Hintli Mirza Gulam Ahmet ile Mısırlı Reşat Halife ve daha başka zındıklar

vardır. Reşat Halifenin kurduğu on dokuzcular bâtıl dinini savunanlar da yalnız Kur’an diyor, Sünneti inkâr ediyorlar.

Dindeki dört delilden üçü inkâr edilince, herkes kendi anladığını doğru kabul edecek ve böylece insan sayısı kadar din meydana gelecek, bir kaos yaşanacak ve nihayet din

yıkılacaktır. Fakat bu dini yıkmaya muvaffak olamayacakları Kur’an-ı kerimde bildirilmektedir :

( Onlar, ağızları ile Allah’ın nurunu [Kur’an, Sünnet, icma ve kıyastan meydana gelen Allah’ın dinini] söndürmeye yelteniyorlar. Halbuki kâfirler istemeseler de, Allah nurunu

[dinini] tamamlayacaktır.) [Saf 8]

Yalnız Kur’an diyenler, Kur’andaki İslam diyenler, utanmadan yalan söylüyorlar. Sözlerinde zerre kadar samimiyet yoktur. Kur’ana inanmalarında samimi olsalardı, âyetlere

inanırlardı. Allah yalnız Kur’an mı diyor? Allahü teâlâ, ( Resulüme uyun, onun bildirdiği her şeyi kabul edin, haram ettiklerinden sakının, Resule uyan bana uymuş olur. Ona

isyan eden bana isyan etmiş olur. Onun sözleri vahye dayanır. Onun sözünü benim sözüme aykırı görenler ve Allah’ın yolu ile Peygamberin yolunu birbirinden ayırmak isteyenler

kâfirdir) buyurmuyor mu?

İşte âyet-i kerime mealleri :

( Resulümün verdiğini alın, yasakladığından da sakının!) [Haşr 7]

( O, [Resulüm] vahiyden başkasını söylemez.) [Necm 3,4]

( Resulüme uyun ki, doğru yolu bulun!) [Araf 158, Nur 54]

( Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]

( Allah’a ve Resulüne karşı gelen, apaçık bir sapıklıktadır.) [Ahzab 36]

( Allah ve Resulüne itaat eden Cennete, isyan eden Cehenneme gider.) [Nisa 13,14]

( İhtilaflı bir işin hükmünü Allah’tan [Kur’andan] ve Resulünden [Sünnetten] anlayın!) [Nisa 59]

( Biz her peygamberi kendisine itaat edilsin diye gönderdik.) [Nisa 64]

( Aralarında hüküm verilmek üzere Allah’a ve Peygambere çağırıldıkları vakit : “İşittik, itaat ettik” demek, ancak müminlerin sözüdür, işte kurtuluşa erenler onlardır.) [Nur

51]

( Allah’a ve Resulüne karşı gelen, bilsin ki, Allah’ın azabı çok şiddetlidir.) [Enfâl 13]

( Allah’a ve Resulüne itaat edin! [uymayıp] yüz çeviren [kâfirdir] Allah da kâfirleri sevmez.) [Al-i İmran 32]

( Allah ile resullerinin emirlerini birbirinden ayırıp ikisi arasında bir yol tutmak isteyen kâfirdir.) [Nisa 150,151]

Kur’anda, ( yalnız Kur’ana uyun) denmiyor, ( Allah’a ve resulüne uyun) deniyor. Resulünü devreden çıkaran, Kur’anın açıklaması olan hadisleri delil saymayan, Kur’anın ifadesi

ile kâfir olur.

Kur’an ve Sünneti inkâr
Sual : Peygamberin hadislerine niye bu kadar önem veriyorsunuz?

CEVAP

Allahü teâlâ, Resulüne Kur’anın açıklamasını, hüküm koymasını emredip, iman, itaat ve Kelime-i şehadette de Resulünü kendisiyle birlikte bildiriyor :

( Kur’anı insanlara açıklayasın diye sana indirdik.) [Nahl 44]

( İhtilaflı şeyleri insanlara açıklayasın ve iman eden bir kavme de hidayet ve rahmet olsun diye bu Kitabı sana indirdik.) [Nahl 64]

( Aralarındaki anlaşmazlıkta seni hakem tayin edip, verdiğin hükmü tereddütsüz kabullenmedikçe, iman etmiş olmazlar.) [Nisa 65]

( Allah ve Resulü, bir işte hüküm verince, artık inanmış kadın ve erkeğe, o işi kendi isteğine göre, tercih, seçme hakkı kalmaz.) [Ahzab 36]

( O Peygamber, güzel şeyleri helal, çirkin şeyleri haram kılar.) [Araf 157]

( Allah’a ve ümmi nebi olan Resulüne iman edin!) [Araf 158]

( Allah’a ve Resulüne itaat edin!) [Enfal 20]

( Resulullahta sizin için [uyulması gereken] güzel örnekler vardır.) [Ahzab 21]

( Allah’a ve Resulüne inanmayan [kâfir olur] kâfirler için de çılgın bir ateş hazırladık.) [Feth 13]

( Allah, dilediğine hikmeti verir. Hikmet verilene de, çok hayır verilmiştir.) [Bekara 269]

( Size kitabı, hikmeti getiren ve bilmediklerinizi öğreten bir Resul gönderdik.) [Bekara 151]

İmam-ı Şafii, ( Bu âyetteki hikmet, Sünnettir. Önce Kur’an, peşinden hikmet bildirilmiştir) buyurdu. ( Risale s.78 ) Kur’an ile birlikte bir de hikmet [Sünnet] getirildiği, bu

âyet ile de bildirildi.

Yukarıdaki yazıda, yalnız Kur’an diyenlerin, Kur’ana inanmadıklarını, Kur’an ve Sünneti kabul etmedikleri için kâfir olduklarını âyetlerle bildirmiştik.

Bu konudaki hadis-i şerifler de şöyledir :

( Cebrail aleyhisselam, Kur’an ile beraber açıklaması olan sünneti de getirmiştir.) [Darimi]

( Bana Kur’anın misli kadar daha hüküm verildi.) [İ. Ahmed]

( Yalnız Kur’andaki helal ve haramı kabul edin diyenler çıkar. İyi bilin, Peygamberin haram kılması, Allah’ın haram kılması gibidir.) [Tirmizi, Darimi]

( Bana uyan Cennete girer, bana isyan eden ise giremez.) [Buhari]

( Bir zaman gelir “Kur’andan başka şey tanımam” diyenler çıkar.) [Ebu Davud]

( Kur’ana ve sünnete uyan hiç sapıtmaz.) [Hakim]

( Sünnetimden yüz çeviren benden değildir.) [Müslim]

( Bir zaman gelir, beni yalanlayanlar çıkar. Bir hadis söylenince, “Resulullah böyle şey söylemez. Bunu bırak, Kur’andan söyle” der.) [Ebu Ya’la]

( Sünnetimi öldürüp dini bozmaya çalışanlara lanet olsun.) [Deylemi]

( Ümmetim bozulunca, sünnetimi ayakta tutana şehid sevabı verilir.) [Hakim]

( İhtilaflar çıkınca, sünnetime ve hulefa-i raşidinin sünnetine sımsıkı sarılın!) [Tirmizi]

( Bize yalnız Kur’andan söyle) diyen birine, İmran bin Husayn hazretleri, ( Ey (BibBiiiiiib Kafa) ! Mesela Kur’anda, namazların kaç rekat olduğunu bulabilir misin?) dedi. Hz. Ömer,

farzların seferde kaç rekat kılınacağını Kur’anda bulamadık diyenlere, ( Allahü teâlâ, bize Resulullahı gönderdi. Kur’anda bulamadığımızı, Ondan gördüğümüz gibi yaparız. O,

seferde, dört rekatlı farzları iki kılardı) buyurdu. ( Mizan-ül-kübra)

Resulullah Kur’anı açıkladı
Sual : Resulullah Kur’anı niye açıkladı?

CEVAP

Kur’an-ı kerimde, ( Resulüm, sana indirdiğimiz Kur’anı insanlara açıkla) buyuruluyor. ( Nahl 44)

İmam-ı Şarani hazretleri de buyuruyor ki :

Kur’an-ı kerimde, namazların kaç rekat olduğu, rüku ve secdede okunacak tesbihler, vakit namazları ile bayram ve cenaze namazlarının nasıl kılınacağı, namazı bozan şeyler, zekat

nisabı, zekatın hangi maldan verileceği orucun ve haccın farzları, oruç kefareti, hukuk bilgileri, köpek, ayı etinin yenilip yenilmeyeceği gibi birçok husus açıkça

bildirilmemiştir. Yani hiçbir âlim, bunları Kur’an-ı kerimden

bulup çıkaramazdı. Bunları Peygamber efendimiz açıklamıştır. ( Mizan-ül kübra)

Yalnız Kur’an diyen müsteşriklere [oryantalistlere] soruyoruz. Kur’an-ı kerimde ( Meyte ve kan size haram kılındı) buyuruluyor. ( Maide 3)

Meyte, boğazlanmadan ölen veya öldürülen yani leş olan hayvandır. Bir müsteşrik, bu âyete bakarak balık yemenin haram olduğunu söyler. Ona göre sadece delil Kur’andır. Halbuki

Allahü teâlâ ( Bir işte anlaşamazsanız, bu işin hükmünü öğrenmek için Kur’ana ve sünnete bakın!) buyuruyor. Balık kesilmeden yenir mi diye Kur’ana bakınca müsteşrik

yenmeyeceğini anlar. Dalak kandır. Müsteşrik, âyete bakınca bunun da haram olduğunu anlar. Fakat sünnete bakılınca istisna olarak balık ve dalağın helal olduğu görülür. Hadis-i

şerifte, ( Size iki meyte ve iki kan helal kılındı. İki meyte balıkla çekirgedir, iki kan ise, karaciğerle dalaktır) buyurulmuştur. ( İbni Mace, Ebu Davud)

Yine Peygamber efendimiz, ( Denizin suyu temizdir, meytesi helaldir) buyurarak deniz meytelerinin helal olduğunu bildirmiştir. ( Ebu Davud, Abdürrezzak)

Buna da açıklık getirilmiş, her meyte değildir. Mesela kendiliğinden ölüp su yüzüne çıkan balığın da yenilmeyeceği hadis-i şerifle bildirilmiştir. ( Dare Kutni)

Aslan, kaplan, kurt, maymun ve köpek gibi yırtıcı hayvanlarla, atmaca, kartal, doğan ve şahin gibi yırtıcı kuşların etlerinin haramlığı da hadis-i şerifle bildirilmiştir. (

Müslim)

Peygamber efendimiz, ( Yemin ederim ki, ben size ancak Allah’ın emrettiğini emrediyor, nehyettiğini nehyediyorum) buyurdu. ( Taberani), zaten onun sözleri vahiydir. ( Necm 4)

Kur’ana, İslama uymak için, Peygamber efendimize uymak gerekir. Peygamber efendimize uymak için de İslam âlimlerine uymak gerekir. Kur’an-ı kerimde ( Bilmiyorsanız âlimlere

sorun) buyuruluyor. ( Nahl 43)

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki :

( Âlimlere tâbi olun!) [Deylemi]

( Âlimler yeryüzünün ışıklarıdır. Benim ve diğer peygamberlerin vârisleridir.) [Ebu Nuaym]

( Âlimler rehberdir.) [İ. Neccar]

( Âlim, Allah’ın güvendiği kimsedir.) [Deylemi]

Tahtavi hazretleri, buyuruyor ki :

( Kur’an-ı kerimdeki, ( Allah’ın ipine sarılın!) emri, ( Fıkıh âlimlerinin, mezhep imamlarının bildirdiklerine uyun) demektir.) [Dürr-ül muhtar haşiyesi]

Nasıl kanunlar, Anayasadan ayrı kabul edilmezse, sünnet, yani hadis-i şerifler de Kur’an-ı kerimden ayrı değildir. Onun açıklamalarıdır. Nasıl, tüzükler, yönetmelikler,

kanunlara aykırı kabul edilmiyorsa, icma ve kıyas-ı fukaha da sünnete aykırı değildir. Kıyas, Kur’an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin açıklamasıdır. Sünneti Kur’an-ı kerimden

ayrı, kıyası [âlimlerin ictihadlarını] hadis-i şeriflerden başka göstermeye çalışanların, sapık olduğu Mektubat-ı Rabbani’de yazılıdır.


------------------

Dipnotlar


1. Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/379; İbn Mace, Sünen, Fiten : 8.
2. Nisa, 115.
3. Ebu Zehra, Muhammed, İslam Hukuku Metodolojisi ( Fıkıh Usulü), trc. Abdülkadir Şener. Ankara 1981, s. 171-174.
4. Tevbe; 100.
5. Müslim, Sahih, Fedailü's- Sahabe : 213, 215; Ebu Davud, Sünen, Sünnet : 9.
6. Ebu Zehra, age. s. 325-332; Kılıç, Yusuf, age., s. 175 vd.
7. Nursi, Bediüzzaman Said, Lemeat, Klt. 1/322; Sünühat, Klt. 2/2047.
8. Nursi, Hakikat, Çekirdekleri, Klt. 1/574; Sözler, 27. Söz.
9. Nursi, Sözler, 27. Söz.
10. Nursi, Emirdağ Lahikası, Klt. 2/1847.

---------------
KAYNAKLAR :

Dinimiz islam
Sorularla İslamiyet
Ehlisunnetbuyukleri
Dinibilgiler
Kuranvehadis

israNUR

Bayan-Mod

  • "israNUR" bir kadın

Mesajlar: 1,340

Konum: Avusturya

Meslek: Arbeiter

Hobiler: Müzik,karakalem resim,basteln,film,anime,

  • Özel mesaj gönder

2

Thursday, January 19th 2017, 5:49pm

Teşekkür ederim paylaştığın için ellerine sağlık.

Yer Imleri:

Boardumuzda Neler Var

rasittunca.com - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi