Giriş yapmadınız.

  • Giriş

Sayın ziyaretçi, Raşit Tunca Board sitesine hoş geldiniz. Eğer buraya ilk ziyaretiniz ise lütfen yardım bölümünü okuyunuz. Böylece bu sitenin nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Eğer sitenin tüm olanaklarından faydalanmak istiyorsanız, kayıt yaptırmayı düşünmelisiniz. Bunun için kayıt formunu kullanabilir ya da bu bağlantıya giderek kayıt işlemi hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz. Eğer önceden kayıt yaptırdıysanız buradan giriş yapabilirsiniz.

Karoglan

Kurucu-Admin

  • "Karoglan" bir erkek
  • Konuyu başlatan "Karoglan"

Mesajlar: 6,936

Hakkımda:


KAROGLAN

Konum: Avusturya

Meslek: EBT -EiT

  • Özel mesaj gönder

1

Monday, December 19th 2016, 3:21pm

Ehli Sünnet İtikadı - Ehli Sünnet vel Cemaat İnancı



Ehli Sünnet İtikadı - Ehli Sünnet vel Cemaat İnancı

Ehli Sünnet İtikadı Ehli Sünnet İnancı ( itikadı)

hadis- ehli sünnet hakkında Bismillâhirrâhmânirrahîm
Her şeyin tek yaratıcısı, kendisinden başka ilah olmayan tek ilah Allahu Tealadır. O’nun eşi ve benzeri ve dengi yoktur. Herkese kuvvet ve hayat veren O’dur. Herkes O’na muhtaç,

O ise hiçbir kimseye ve hiçbir şeye muhtaç değildir.

Ehl-i Sünnet Velcemaat İtikadı:
Kur’an, Sünnet, İcma-i Ümmet( eshabın icması) ve Kıyas-ı fukahadan oluşur. Bu 4 delilden birini reddeden, Ehl-i Sünnetten çıkar.
Peygamber ( sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz Ehl-i Sünnet yolu hakkında şöyle buyurdular:
–“Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır, biri müstesna geri kalanları cehennemlik olacaklardır.” Bunu duyan Eshab-ı Kiram ( Allah Onlardan Razı olsun) sorar:
–“Ey Allah’ın Rasulü bunlardan, kurtulacak olanlar hangisidir?”
Peygamberimiz ( s.a.v.):
–“Benim ve eshabımın yolunda gidenlerdir.” diye cevap verirler.
( Kaynak: İbn-i Mace, Tirmizi , Ebu Davud)

Mezhep Nedir.?
Allahu Teala buyurduki:
“İnneke leminel-murselîn. Alâ sırâtın müstekîm.” ( Yâ Sîn-3,4)
Mealen; “Ey Muhammed( s.a.v.) şüphesiz sen gönderdiğimiz rasullerdensin.( 3) Ve sen, en doğru yol ( mezhep)üzerindesin. “
Kur’an, Peygamber Efendimizin en doğru yolda olduğunu Yâsîn Suresinde açıkça belirtiyor. Yol, yani mezhep ifadesi, Yâsîn Suresinde sırat olarak ifade edilir. müstekîm ise, en

doğru olarak ifade edilir. İki kelime birleştirildiğinde “endoğru yol“, yani “en doğru mezhep” anlamı açığa çıkar. Rasulullah’ın yolunu tavizsiz takip eden Eshab-ı Kiram ve

sonra gelen alimlere de Ehl-i Sünnet alimleri denir. Onların tuttuğu yola da, ehli sünnet yolu, yani mezhebi denir. Mezheb kelimesinin kökü “zehebe”= arabçada”gitti” anlamındaki

üçüncü tekil sahıs, mazi fiilidir. Bu kök kalıbın başına “mim” harfi getirildiğinde gidilen yol anlamını kazanır. Yani; mezhep kelimesinin anlamı gidilen, takip edilen yol

demektir. Kur’an-ı Kerim’de mezhebe, “sırât” denilmektedir. Fatiha suresinde iki mezhepten söz edilir. Biri sırat-ı müstekîm diğeri sırat-ı dâllîndir. Rasulullah’ın ve ona tabi

olanların yolu ise sıratı müstekîmdir.
Ehl-i Sünnet Velcemaat İnancı, İslamiyeti Allahu Tealanın son Peygamberi Muhammed ( sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin ve eshabının ve ehli sünnet yolunun ictihat

derecesine yükselmiş alimlerinin anladıkları gibi anlayıp inanmaya denilir.
İşte, Kur’an, Hadis ve Eshabın( Allah onlardan razı olsun) icmasına dayalı, İmam-ı Maturidi Hazretlerinin çalışmaları ile hazırlanan kurtuluşumuzun reçetesi:
EHL-İ SÜNNET İTİKADI
1- ALEMİN YARATILIŞI VE ALLAH’IN VARLIĞI:

Allah’ın varlığı, varlığı en gerekli bir varlıktır. Her yaratılmışın varlığının bir başlangıcı bir de sonu vardır. Varlığının başlangıcı ve sonu olan her şeyin ise, varlığının

başlangıcı ve sonu olmayan bir varlığa daima muhtaç olduğu şaşmaz bir hakikattir…

Alem, a’yan ve araz olmak üzere ikiye ayrılır.

Aynlar: kendi halinde yer tutan ve kendilerini taşıyacak bir yer olmaksızın var olan yaratıklardır.

a- Basit ayınlar: Bölünmeyen en küçük parçalardır. Bunlara cevher de denir.

b- Mürekkep ayınlar: cisimlere denir. Bölünen parçalardan oluşur.

Arazlar:

Devamlı olmayan, varlığı başkasının varlığına bağlı olan şeydir. Renkler, hareketler, duruşlar, tad, koku ses gibi. A’yanda arazda hadistir. Yokken sonradan oluşturulmuştur.

Varlığının başlangıcı olan herşeyin sonuda var demektir. Başlangıcı ve sonu olan ise mahluktur.

Kadim: varlığının başlangıcı olmayandır. Kadim ise, Allah’ın sıfatıdır.

2- ALLAHIN VARLIĞI VE BİRLİĞİ :

Allah vardır, bu kainat, evren, eşyalar, oluşlar O’nun varlığının alametleri, belirtileridir. Bir evin bacasından duman çıkıyorsa, sen o ateşi görmesen de, o evin ocağında ateş

yanıyor demektir. Allah’ı görmesek de eserleri açıkta görülmektedir. “Hem ez ost” ( Her görünen, her işitilen, her hissedilen O’ndandır.)

NOT:

Makro ve mikro düzeyindeki herşey muhteşem bir düzen içindedir. Yani; yıldızlar, galaksiler, gezegenler, atomlar, nötronlar, protonlar ve elektronlar tam bir düzen

içerisindedir. Bunların düzenlerinin bozulması durumunda, evrende herşey altüst olurdu.

Eğer ki haşa, Allah’tan başka ilahlar bulunsaydı bu evrendeki bu düzen olamazdı. Biri diğerine muhalefet eder, ortam düzen bozulurdu. Biri diğerine tabi olsa idi, tabi olan aciz

olur, aciz olan da ilah olamazdı. Her arabada bir direksiyon bulunur, iki direksiyon ve iki şöfor olsaydı her an kaza olması muhtemel idi. Lâ ilahe illallah; Allah’tan başka

ilah yoktur.

Hem zaten insanlık tarihinde insanlara Allah’tan ( c.c.) başka, kitab gönderen de olmamıştır. “Niye denilirse?” Çünkü Allah’tan başka İlah yokturki, kendisini tanımaları için

uyarıcı bir rasul ve bir kitab göndersin. İnsanlık tarihi boyunca sadece Allah( c.c.) rasul ve kitab göndermiştir. Sahte peygamberlerde güya Allah adına geldiklerini iddia

etmişlerse de Allahu Teala onları başarıya değil hezimete uğratmıştır.
3- ALLAH’ın YARATIKLARA BENZEMEMESİ:

Allah ( c.c.) yönden, yer kaplamaktan, yukarıda, aşağıda, sağda, solda olmaktan ve bir yönde veya bir yerde olmaktan münezzehtir…“Allah her yerdedir “ demek çok önemli bir

hatadır. ”Kul, her nerede Allah’ı anarsa, Allah o kimseyi orada görür ve bilir.” demek gerekir. O’nun ilmi her şeyi kuşatmıştır. Yerleri, yani cisimlerin kapladığı alanları da

Allahu Teala yaratmıştır. Cisimlerin kapladığı alanlar yok iken de Allah( c.c.) vardı ve O, hep vardır. Her şeyin var olması, ancak O’nun varlığına muhtaçtır.
İmam-ı Rabbani hz.leri; “Allah, bu alemin ne içindedir ne de dışındadır. Kula kuldan daha yakındır.” demişlerdir.
Hz. Ebu Bekr, “Ya Rabbi zatına olan cehlimi artır” diye dua etmişlerdir.
Şahı Nakşibendi hz. “Allah’ın Zatı hakkında aklına ve hayaline ne gelirse, o Allah’ın mahlukudur.”demişlerdir.
4- ALLAH’ın SIFATLARI:
A- ALLAHU TEALANIN ZATİ SIFATLARI:

1–Vücud: Allah vardır, varlığı kendisindendir. Madde ve cisim değil, nasıldır diye düşünmek haramdır. Çünkü hayal edilen her şekil, akla gelen her görüntü mahluktur.

2-Kıdem: Varlığının öncesi yoktur, yani ezelidir. Varlığının başlangıcı olan tüm mahlukata, varlığının bir başlangıcı olmayan, ezelî bir varlığın olması gereklidir..

3-Bekâ: Allah’ın varlığının sonu yoktur.

4-Kıyambinefsihi: Hiçbir kimseye muhtaç değildir. Yemeğe, içmeğe, uykuya ihtiyacı yoktur. O’nu bir an ne uyku, ne de dalgınlık tutamaz.

5-Vahdaniyet: Birdir, eş ve oğul edinmekten münezzehtir( Temizdir, yücedir.) Ortağı ve benzeri yoktur. O doğurmamıştır, doğurulmamıştır. Hiç bir kimse O’na denk olamaz.

6- Muhaleftün li’lhavadis: Mahlukarından( yaratıklarından) hiçbirine benzemez.
B- ALLAHU TEALANIN SUBUTİ( manevi) SIFATLARI

1- Hayat: Allahu Teala diridir. 5- Kudret: Allah’ın kudreti sonsuzdur.

2- İlim: O Allah( c.c.) ilim sahibidir. 6- İrade: Evrende herşey O’nun iradesi ile olur.

3- İşitme: O Allah( c.c.) işitendir. 7- Kelam: Allah’ın kelam sıfatı vardır.

4- Görme: O Allah( c.c.) görendir. 8- Tekvîn: Allah’ın fiili sıfatıdır. Var eder veya yokeder.

Allahu Teala’nın sıfatları ezeli ve ebedi olup, bütün kemal sıfatlar O’nundur ve eksik sıfatlardan münezzehtir.( temiz ve yücedir) . O’nun sıfatları ne zatının aynı, ne

gayrısıdır. Kemal sıfatları ile ezelde vasıflanmıştır. Mahlukata güç veren , hayat verip yaşatan onları her an varlıkta durduran O’dur. Bilmek için beyine, görmek için göze,

işitmek için kulağa, söylemek için dile, sese ve harflere ihtiyacı yoktur. O ezelden ebede bir tek kelam konuşucudur. O’nun yüce Zatının ve sıfatlarının hakikatını düşünmek

haramdır. Akıllar buna asla güç getiremez.h O’nu kalbde nasılsız ve niçinsiz, hiç bir şeye benzetmeden sevgi, saygı ve edeble ile hatırlamak Allah’ı zikirdir.
5- İSİM VE MÜSEMMA ( İsmi anılan )

Ehl-i Sünnete göre isim ve müsemma aynı şeydir. Allah’ın adını anan O’nu anmıştır.
6- ALLAH’IN DENGİ VE BENZERİ OLMADIĞI

Hiç bir şey O’na denk olamaz. O’na her an muhtaç olan, O’na asla denk olamaz. O benzersizdir.
7- KELAM SIFATININ EZELİ OLUŞU

Allahu Teala ezeli ve ebedidir, tek bir kelam konuşucudur. Bu kelam O’nnun zâtı ile kaim olup O’ndan ne ayrı bulunur, ne de zail olur. Allah’ın kelam sıfatı harflerden ve

seslerden müteşekkül olmadığı gibi onun parçalara da ayrılması mümkün değildir. Kur’an-ı Kerim Allahu Teala’nın kelamıdır, mahluk değidir. sesler ve harfleri Allah( c.c.)

yaratmış ve Cebrail ile peygamberimiz, Muhammed Mustafa ( s.a.v.) efendimize göndermiştir.

Kelam-ı nefsî : Kelamın Mahiyeti( hakikatı) zât ile kaim olan ve harf ve sesler tarafından ifade edilen bir manadan ibarettir. Yüce Allah’ın haber verişi hakikatte mazi veya

müstakbele ayrılamaz.
8- TEKVÎN VE MÜKEVVEN:

Yaratmak ve yaratılmak… O tek Yaratıcıdır. O’ndan başkasına yaratıcı demek şirktir. Şirk ise asla affedilmeyen bir günahtır. Kur’an-ı Kerim’in haberine göre, şirk işleyen bir

kimse eğer iman edip tevbe etmezse, cehennemde sonsuz kalıcıdır.
9- ALLAHU TEALA’nın GÖRÜLEBİLMESİ:

Ehl-i Sünnet , ahirette mü’minlerin Allahu Teala’yı görmelerinin aklen ve naklen vacib olacağını kabul etmiştir.

10- ALLAHU TEALANIN YAKINLIĞI:

Allah’a yakınlık ve uzaklık keyfiyetsizdir.
Allah’a uzaklık ve yakınlık, mesafe uzaklığı ve yakınlığı yönünden değil, belki keramet ( üstünlük) ve zillet ( önemsizlik) bakımındandır. Allah’a itaat eden kişi keyfiyetsiz

olarak ona yakın, isyan eden kişi de yine keyfiyetsiz olarak ondan uzaklaşır.

Mesafe yönünden uzaklık veya yakınlık, varlığı kendinden olmayan ve bir yer ve yönde yerleşmiş olan yaratıklar hakkında düşünülebilir. Allah Tealâ ise mekândan, mekâna

yerleşmekten ve bir yönde bulunmaktan münezzehtir.

11- İRADE BAHSİ:

Ehl-i Sünnet Ulemaları Allahu Teala’nın Zatı ile kaim, kadim bir irade sıfatının varlığına iman etmiştir.

12- PEYGAMBERLİĞİN VARLIĞINI İSBAT:

Peygamber, aklın bilmekten aciz kaldığı şeyleri getirebilir. Akılların vereceği hükümleri üç kısma ayırmışlardır.

Vacib olan, mümteni( imkansız şey), caiz. Akıl vacib ile mümteni konusunda kolaylıkla hüküm verebilsede caiz hakkında duraklar. Olumlu veya olumsuz bir hüküm veremez.

13-Hz. MUHAMMED’in ( sallallahu aleyhi ve sellem) PEYGAMBERLİĞİNİN İSBATI:

Şimdi şu hakikat biline ki: bir peygamberin peygamberliğini isbat etmesi, yani kanıtlaması için bir mucize göstermesi ve bu mucizeyi görenlerin yalan söylemekten arınmış bir

toluluğun sonrakilere nakletmesi ile ancak, o peygamberin peygamberliği kanıtlanması mümkün olabilir. Muhammed alehisselamdan önceki peygamberlerin, peygamberliğinin isbatı

Kur’an-ı Kerim’de adlarının peygamber olarak geçmeleri ile kanıtlanmıştır.

Peygamberlerin kesin sayısını ancak Allahu Teala bilir deriz.

Peygamber ( s.a.v.) efendimizin nübüvvetini ( peygamberliğini ) kanıtlayan islam alimleri, bu hususu üç bölümde incelemiş bulunmaktalar.

1-Akli Mucize: Bu Kur’an-ı Kerimdir ki O’nun gibi bir kitabı hiç bir insan ve cinnin ve hatta bunların tamamının anlaşarak böyle bir kitabın bir benzerini oluşturmaları asla

mümkün olamayacağını Allahu Teala Kur’an’da bildirmiştir. Bak:İsra Suresi Ayet: 88

Ayrıca şunuda burada belirtelim ki; Teknoloik bilgiler geliştikçe Kuar’an’da haberi verilen gökler, yerler, denizler ve sair şeylerle ilgili haberleri veren ayetlerin mucizevi

bilgileri açığa çıkmaktadır. İlerde bu gibi konulara da inşâllah girilecek.

2-Hissi Mucizeler: Bunlar Allah’ın Rasulünün mubarek şahısları ile ilgili olanlardır ki; gölgesinin yere düşmemesi ve kendisinin dışında olan mucizeler ki, ayın ikiye bölünmesi

ve sairleri gibi.

3-Mu’cizat-ı Haberiyye: Çok eski devirlerden vermiş olduğu haberlerin doğruluğunun kanıtlanmış olması ve Kıyamete kadar olacak zamanların içinde gelişecek olayların kendisince

haber verilmesi ki, Fıratın suyunun kesileceğini haber vermesi bunlardan biridir. Oraya baraj yapıldığında Fıratın suyunun ilk kez belli bir süreye kadar kesilmiş olmasıdır.

14- PEYGAMBERLİĞİN ÖZELLİKLERİ:

a- Sıdk: Bütün Peygamberler doğrulukları ile bilinmektedir. Hiçbir peygamberin asla yalancılığı olmamıştır.

b- Emanet: Her peygamber emin yani güvenilir insandır. Onlarda asla bir ihanet olmamıştır.

c- Akıl: Peygamberlerin kendilerine mahsus bazı sıfatları bulunmaktadır: Bu akıldır ki peygamberler; peygamber olmayan diğer insanlardan daha akıllıdır.

d- İsmet: günahsız olmalarıdır. Hayatlarının hiçbir devresinde günah olan bir fiili işlememiş olmalarıdır.

e- Tebliğ: Kendilerine Allah’tan vahyin gelmesidir.
15- VELİLERİN KERAMETLERİ

Velilerin kerameti Ehli Sünnete göre caizdir. Hazreti Ömer’ın ( radıyallahu anh) “Ya Sariyel Cebel” diyerek islam ordusunu 3 aylık mesafeden yönlendirmesi, Kura’an’da Süleyman

( a.s.) kıssasında geçen, Saba melikesinin tahtını Süleyman peygamberin huzuruna bir anda getirmesi olayı vs. gibi kerametlerin görülmesi, velilerin keramet göstermesini caiz

kılar. Şu husus unutulmamalı; her velinin gösterdiği keramet, tabi olduğu peygamberin vesilesi ile Allah ( c.c.) tarafından yaratılmıştır. Hak yoldan sapan Mutezile Mezhebine

göre keramet, nazar ve sihir mümkün görülmez. Ehli Sünnet Yoluna göre bunlar olağandır. Nazar; Kötü kalpli bir insanın kalbindeki kötülüklerin dışa radyasyon ışınları gibi bir

ışın yayarak, üzerinde odaklanan kişiyi hasta yapmaya sebep olur. Bu husus, Rasulullah’ın ( s.a.v.)hadisi şerifinde mealen şöyledir: Şüphesiz Nazar haktır. Nazar deveyi kazana,

ademi mezara sokar.

Günümüzde kerametleri inkar edenler, sapık Mutezile Mezhebi’nin mensuplarıdır.
16- Dört Halife ve Hz. Ali ve Hz. Muaviye Konusu

Ehli Sünnet Yoluna göre dört halifenin faziletleri, halifelik sırasına göredir.

Hazreti Ali( r.a.) ve Hz. Muaviye( r.a.) arasında ki mesele içtihat meselesidir. Cahiller bunu kendi mesleleri gibi, nefsani olarak addederler. Amma ki Hz.Ali içtihadında

isabetli görülmüş olup, Hz.Muaviye ise içtihadında yanıldığı belirtilmiştir. Müctehitlere ictihadında isabet ettiğinde on misli, yanıldığında ise, bir misli sevap olduğu

bildirilmiştir. Bundan fazla bu konularda söz etmek bizim haddimize değildir.
17- İstitâat( kuvvet, kudret)

Ehli Sünnete göre ihtiyari ( istekli)fiillerin işlenmesi için gerekli olan kuvvet kulda vardır. Bu kudret fiil ile birlikte yaratılır. Kul bir işi yapmayı irade edince,

Allah’ta o işin kudretini ve o işi yaratır. Kulun o yapılan işe iradesi sebep olmasından dolayı, kul o işten sorumludur.

Bu hususta kul; işinin yaratıcısıdır diyenler, yanılgıdadır. Kul yaptığı işte hiçbir girişimi( yani; iradesi) yoktur diyenlerde yanılgı içindedirler. İşin yapılmasına kulun

iradesi sebep oldu diye iman eden doğru yoldadır.
18- Güç Yetiremiyeceğimiz Şeyleri Yapmakla Sorumlumuyuz?

Ehli Sünnet alimlerinin açıklamalarına göre, Allah ( c.c.) kullarını güç yetiremeyeceği işleri yapmakla sorumlu tutmayacağını bildirmişlerdir. ( Kaynak Maturidiyye Akaidi)

Allah( c.c.) dinde kolaylık göstermiştir. Bunu yanlış yorumlayanlara mahal vermemek için burada şöyle açıklayabiliriz: Ayakları olmayanı , Allah( c.c.) Ayakta namaz kılmaya

zorunlu kılmaz. Yıkanacak su bulamayana teyemmüm abdesti kolaylığını göterdiği gibi. Bu konular Ehli Sünnet Yolunun İlmihallerinde açık ve net olarak belirtilmiştir.

19- Kabir Hayatı Vardır

Mü’min Suresi 45 . ayette “ Fevekâhullâhu seyyiâti mâ mekerû ve hâka biâli firavne sûül azâbi ” Mealen “ Nihayet Allah O’nu onların tuzaklarının kötülüklerinden korudu ve

Firavun’un kavmini de, o kötü azab kuşatıverdi.” Aynı surenin 46. ayetinde : ” Ennâru yu’raDûne aleyhâ ğuduvven ve aşiyyê” mealen: “Onlara ateş,( kabirde) sabah ve akşam arz

olunur.” ” Ve yevme tekûmussâah. EdHılû âle Firavne eşeddel azâb” ” Kıyamet koptuğu gün ise, Firavun ve O’na tabi olanları azabın en şiddetlisine sokunuz.” diye, Rabbul alemîn

buyurur.
Kabir azabını bilmem’ diyen kimse, helake uğrayan Cehmiyye’dendir. Çünkü o, Allah’ın ‘Biz onları iki defa azaplandıracağız’ ( et-Tevbe, 101),ki burada kabir azabı

kastolunmaktadır, ve ‘Zâlimler, bundan başka azaba uğrayacaklar’ ( et-Tur, 47), yani kabir azabına çarptırılacaklardır âyetlerini inkâr etmiş olur. Eğer ‘Ben âyete inanıyorum,

fakat tefsir ve te’viline inanmıyorum’ derse de kâfir olur. Çünkü Kur’ân’da, te’vili tenzilinin ( lafzının) aynı olan âyetler vardır. Eğer bunu inkâr ederse küfre girmiş olur.”

Ayeti Kerimede görüldüğü üzere,” ateşin Firavun ve tabilerine sabah ve akşam sunulacağı” ifadesi ile bu azabın, kıyametten önce olacağı anlaşılmaktadır. Zaten ayetin devamında:

” kıyamet koptuğu gün ise onları azabın en şiddetlisine sokunuz.” ifadesi ile kabir azabının dünya hayatı ile, kıyametin kopması arasında olduğu apaçık belirtilmiş oluyor. Şimdi

Kabir azabı gerek Kur’an-ı Kerim’de ve gerekse sahih hadisi şeriflerde bu kadar açık bir ifade ile belirtimiş olmasına rağmen, Hâlen kabir azabını inkar eden kimseler, cahilmi,

yoksa bilen kafirmi ?

Ehli Sünnet Yolunun alimleri kabir hayatının var olduğunu, kabirde bulunan bazı ruhlara, kabir azabının yapıldığını ve bazı ruhlarında cennet hayatına benzer bir yaşayışla

ödüllendirilmekte olduğunu, ayet ve hadis-i şeriflerle açıklamışlardır. Sanırım iman etmek isteyenlere sözün bu kadarı yeterli olur inşêallâhu rahmân.
20- İlahi İradenin Her Şeye Şamil( kapsaması) Olması

Allah’ın dilediği olur, dilemediği hiç bir şey de olmaz. Meydana gelen her şey Allahu Teala’nın iradesi, kaza ve kaderi ile olur. Hayır veya şer olsun fark etmez. Kullarının

iradesinin sebep olduğu hayrı ve şerri Allah( c.c.) yaratır. Hayır işlerden razıdır, şer işlerden razı değildir. Madem ki yaptığımız işlerin yaratılmasına irademiz sebep

olmakta, o halde biz yaptıklarımızdan sorumluyuz. ”Dileyen inansın, dileyen inkar etsin. ( Kehf Suresi Ayet: 29)

Alimlerimiz” Allahu Teala’nın iradesi ilmi ile beraber yürür.” demişlerdir. Yani; irade fiil ile beraber yürür. Allahu Teala’nın yarattığı her şey O’nun eseri olup, bu eserler

O’nun muradıdır.
21- Kul İçin En Uygun Olanı Yaratmak Allah’a Vacib Değildir

Kullar için en uygun olanı yerine getirmek Allahu Teala’ya vacib olmadığı gibi, onlar için kötü olmayan şeyi seçerek yaratmakta üzerine bir borç değildir. Çünki biz imtihanda

olduğumuzu bilelim.

22- Rızıklar

Ehli Sünnet Uleması bu konuda : “İnsanın yediği içtiği gerek helal, gerekse haram olsun, o kimsenin rızkıdır.” Kul ise rızkını helal sebeplerden araması kendisine Allah(

c.c.)’ün emridir.

23- Eceller

Öldürülen bir kimse eceli geldiği için ölmüştür. Öldüren ise Allah katında sorumludur.

24- Kaza ve Kader

Hak ehli Ulema şöyle dediler: “Yaratıkların her türlü işleri, durumları ve sözlerinin hepsi Allahu Teala’nın kaza ve kaderi ile vücud bulmaktadır. Kaza: yapmak, takdir etmek

demektir. Kader: Her bir yaratığı ona ait sıfatları ile belirleyip, tesbit etmektir.

25- Hidayete erdirmek ve Saptırmak

Ehli Sünnet alimleri şöyle belirtti” Allahu Teala’nın bir kulunu hidayete( doğruya) erdirmesi, o kulun nefsinde hidayetlenmeyi yaratması demektir. Saptırmak hususunda ise, o

kimsenin nefsinde sapmayı yaratması demektir.

26- Büyük Günah İşleyenlerin Durumu

İnkardan ve şirk koşmaktan başka büyük günah işleyen kimse, ne kafir ne de münafık olur. Günahkarlar gurubuna girerler.

27- İman ve İslam

Allahu Teala’ya iman etmenin farz olduğunu ehli kıble ittifakla kabul etmiştir. İhtilaf akıl ilemi iman etmenin , nakil ilemi iman edilmesinin gerekli olduğudur. Allahu Teala

Kur’an-ı Kerim’de mealen” peygamber göndermediği bir kavime azab etmeyeceğini ” bildirmesiyle, İmam-ı Rabbani ( k.s.) hazretleri kendilerine peygamber gönderilmeyen bir

toluluğun imandan sorumlu olmayacağına ictihat etmiş, Eşarilerde bu görüştedir. İmam Maturudi( k.s.) hazretlerinin ictihadına göre ise, akıl sahibi olan kimse imandan sorumlu

tutulacağı yönündedir.

28-İMANIN MAHİYETİ

Hadis alimleri “iman kalb ile tasdik , dil ile ikrar, uzuvlarla amel etmektir.” dediler. Muhakkık alimlerimiz ise; “İman sadece kalb ile tasdiktir, dil ile ikrar dünyada islami

ahkamın yürütülmesinde gereklidir. “ demişlerdir. Bu hükmü İmamı Azam Ebu Hanife eserinde zikretmiştir. Kur’an-ı Kerim’de geçen,” İman edip, salih amel işleyenler” ifadelerinden

alimler, İman ve amelin birbirinden ayrı şeyler olduğunu anlamışlardır.

29- TAKLİT İMAN SAHİBİNİN DURUMU

İmamı Azam Ebu Hanife, ve Süfyan-ı Sevri gibi alimler; “mukallidin imanı sahihtir, fakat; istidlalı terk etmesi sebebiyle günahkardır.” demişlerdir. İstidlal demek; bir şeyi

kanıtlamak için, delil, yani kanıt bulmak demektir.

30- İMAN ARTMAZ ve EKSİLMEZ

İman tasdikten ibarettir. Bu imanda azalma veya çoğalma düşünülemez. İman edilecek şeyler artmaz ve eksilmez demektir, ancak imanın nuru artar ve eksilir. Kendisine “sen

müminmisin?” denilen kişi “ben inşeallah müminim ” demesi doğru değildir. “Ben elhamdulillah mü’minim “demesi ge

31- ÖLDÜKTEN SONRA TEKRAR DİRİLİŞ ve KIYAMET HAKTIR

Öldükten sonra kabir hayatı, kıyametin kopması, Sur, Ruhların tekrar bedenlere dönüp yeniden diriliş, Mizan( Amellerin tartılması) , Sırat Köprüsü, İyilerin Cennete kötülerin

cehenneme atılacağı haktır, doğrudur. Allah’ı ve peygamberlerini, kitablarını ve onun içeriğini inkar edenler , meleklerini , yeniden dirilmeyi inkar edenler, Allah’a inandığı

halde O’na ortak koşanlar, bütün bunlarla alay edenler hiç affedilmeyecek ve cehennemde sonsuz kalıcılardan olacaklar.

32- Melekler

Melekler erkek veya dişi değildirler. Nurdan yaratılmışlardır. Allahu Teala’nın emrinden asla çıkmazlar. Masum ve günahsızlardır.

33- KIYAMET ALAMETLERİ

1- Küçük Alametler: Alimlerin azalması, Din ilminin azalması, Bilgisizliğin yayılması, Zina ve içkinin çoğalması, Erkeklerin azalması, Kadınların çoğalması, Mescitlerin çoğalıp

cemaatın azalması, Binaların yükselmesi, Yolculuklar kısa olup, uzaklığın aradan kalkması.

2- Büyük Alametler: Doğuda, Batıda ve Arap yarımadasında olmak üzere üç yer batması, Dumanın yaygınlaşması, Hz. İsa’nın nüzulü, Yecüc ve Mecücün zuhuru, Dabbetül ardın çıkşı,

Güneşin batıdan doğuşu, Kur’an’ın kalblerden ve mushaflardan silinmesi, Kabenin yıkılması.

34- BÜYÜK GÜNAHLAR

Büyük günahlar mümini imandan çıkarmaz. Kendisine fasık mümin denilebilir. Kendisine günah olan bir şeye, “bu günah değildir” demedikçe kafir denilmez.

35- KÜFÜR SÖZLER ( Kişyi imandan çıkaran sözler)

Bir müslüman şu hallerden birine düşerse imandan çıkmış olur:
İnanılması farz olanlara ve haram olduğu kesin olanlara inanmayan, veya şüphe eden, veya alay eden kimse imandan çıkmış olur. Aşağıda bunlar maddeler halinde sıralanmıştır.

EK 1:
Ehl-i sünnet itikadından, önemli olanlardan bazıları şunlardır:

1- Amentü’deki altı esasa inanmak. [Hayrın, şerrin ve her şeyin Allahü tealadan olduğuna inanmak. İnsanda irade-i cüziye vardır. İşlediği günahlardan mesuldür.]

2- Amel, imandan parça değildir. Yani ibadet etmeyen veya günah işleyen mümine kâfir denmez. [Vehhabiler, ( amel imanın parçasıdır, namaz kılmayan ve haram işleyen kâfirdir)

derler.]

3- İman ya vardır ya yoktur, artıp eksilmez. [Parlaklığı artıp eksilir.]

4- Kur’an-ı kerim mahluk [yaratık] değildir.

5- Allah mekândan münezzehtir. [Vehhabiler, ( Allah gökte veya Arşta) derler. Bu küfürdür.]

6- Ehl-i kıble tekfir edilmez. [Vehhabiler, kendilerinden başka herkese kâfir derler.]

7- Kabir suali ve kabir azabı haktır.

8- Gaybı yalnız Allah bilir, dilerse enbiya ve evliyasına da bildirir.

9- Evliyanın kerameti haktır.

10- Eshab-ı kiramın hepsi cennetliktir. [Rafiziler, ( Beşi hariç sahabenin tamamı kâfirdir) derler. Halbuki Kur’anda, tamamı cennetlik deniyor.] ( Hadid 10)

11- Ebu Bekr-i Sıddık, eshab-ı kiramın en üstünüdür.

12- Mirac, ruh ve bedenle birlikte olmuştur.

13- Öldürülen, intihar eden eceli ile ölmüştür.

14- Peygamberler günah işlemez.

15- Bugün için dört hak mezhepten birinde olmak.

16- Peygamberlerin ilki Âdem aleyhisselam, sonuncusu Muhammed aleyhisselamdır. [Vehhabiler, Hazret-i Âdem’in, Hazret-i Şit’in, Hazret-i İdris’in peygamber olduğunu inkâr

ederler. İlk peygamber Hazret-i Nuh derler. Liderlerine resul [Peygamber] diyen bazı gruplar da, ( Nebi gelmez, ama resul gelir) derler. Bunun için de Resulüm diyen zındıklar

türemiştir.]

17- Şefaate, sırata, hesaba ve mizana inanmak.

18- Ruh ölmez. Kâfir ve Müslüman ölülerin ruhları işitir.

19- Kabir ziyareti caizdir. İstigase, yani Enbiya ve evliyanın kabirlerine gidip, onların hürmetine dua etmek ve onlardan yardım istemek caizdir. [Vehhabiler ise buna şirk

derler. Bu yüzden Sünnilere ve Şiilere müşrik, yani kâfir derler.]

20- Kıyamet alametlerinden olan Deccal, Dabbet-ül-arz, Hazret-i Mehdi’nin geleceğine, Hazret-i İsa’nın gökten ineceğine, güneşin batıdan doğacağına ve bildirilen diğer kıyamet

alametlerine inanmak.

İmam-ı a’zam hazretleri ( Kıyamet alametlerine tevilsiz inanmalı) buyuruyor. ( Fıkhı ekber)

Bir hadis-i şerif meali:
( Güneş batıdan doğmadıkça, Kıyamet kopmaz. O zaman herkes iman eder, ama iman artık fayda vermez.) [Buhari, Müslim]

Güneşin batıdan doğmasını, ( Avrupa Müslüman olacak) diye tevil etmek, imam-ı a’zamın sözüne aykırıdır. Hiçbir İslam âlimi tevil etmemiştir. Hâşâ Resulullah, bilmece gibi mi

söz söylüyor? Böyle tevil etmek, ( elma dersem çık, armut dersem çıkma) demeye benzer. Nitekim ( Salat, duadır, namaz diye bir şey yok) diyenler çıkmıştır. O zaman ortada din

diye bir şey kalmaz. Bir de Avrupa Müslüman olunca, iman niye fayda vermesin? Güneşin batıdan doğması, ilmen de mümkündür. Dinsizler itiraz eder diye zoraki tevile gitmek

gerekmez. Allahü teâlâ, dünyayı şimdiki yörüngesinden çıkarır, başka yörüngeye koyar. Dönüşü değişince, güneş batıdan doğmuş olur.

21- Ahirette Allahü teâlâ görülecektir.

22- Kâfirler Cehennemde sonsuz kalır ve azapları hafiflemez, hatta gittikçe artar.

23- Mest üzerine mesh etmek caizdir.

24- Sultana isyan caiz değildir.

( Bu bilgiler, Fıkh-ı ekber, Nuhbet-ül-leali, R. Nasihin, Mektubat-ı Rabbani, F. Fevaid’den alınmıştır.)

Bir kimsenin ilmi ve ameli ne kadar çok olursa olsun, Ehl-i Sünnet inancı üzere inanmazsa, cehennemden kurtuluşu asla mümkün olmayacaktır. Bu hususta Peygamber ( sallallahu

aleyhi ve sellem) Efendimizin İbn-i Mace, Tirmizi ve Ebu Davut gibi sahih hadis kitablarında şu mealde bir hadis-i şerif bulunmaktadır:

Dini sahada şöhret bulmuş bazı ünvan sahibi kimseler kendisini dinde müctehit zannederek dini kendi anlayış ve görüşlerine göre yorumlamaya kalkışmakta oldukları görülmektedir.

Bunlardan bazıları Buhari şerif’teki hadislerin bile bir çoğunu inkar ederler. Bu kimseler şu anlamda sözler sarf ederler:
“Emevi hükümdarları ehli beyti kötülemek için bir çok hadisler uydurdular. Ehli sünnette bunların etkisi altında kaldı” derler.
Bunların bu sözleri açık bir yalan ve iftiradan ibarettir. Zira, İmamı Azam hazretleri ilmini üvey babası ehli beyt imamlarından Caferi Sadık hazretlerinden almıştır. İmamı

Azamı ise, Emevi hükümdarları kendi lehlerine fetva vermediği için hapsederek kırbaçlatmışlardır. Bu hapis işlemi Emevi Devleti yıkılana kadar sürmüş ve onların yerine gelen

Abbasi hükümdarları ise, büyük İmamı katletmişlerdir. Dört mezhebin imamlarının hocaları olan İmamı Azam hazretlerinin, kendisini hapsedip katleden bu hükümdaların uydurduğu

hadisleri, hadis olarak halifelerine öğrettiğini söyleyen kimseler, hain değilse aklı kaçık birer zavallılar güruhu demektir.
Hadis münkirlerinin kaynakları neresidir?
Bunların çürük fikirlerinin kaynakları o devirde yaşamış İslam düşmanları ve sapık mezheplerin sözde alimleridir.

Bir fıkra:
Merhum Nasreddin Hoca’dan komşusu ödünç eşek istemiş. Merhum Hoca’da:
– “Yoktur!” cevabını verince, tam o esnada Hoca’nın ahırından geldiği sanılan bir eşek anırtısı duyulmuş.
Komşu adam :
– “Hocam ayıp be! Günah be! Niye yalan söylüyorsun? Bak eşeğin sesi ahırdan geliyor ya! “demiş.
Hoca:
-“Sana ayıp be komşu! Hocanın sözüne inanmıyorsunda eşeğin sözüne mi inanıyorsun? O ses bitişikteki komşunun eşeğinin sesidir.”diyerek bu sui zan sahibi adama haddini bildirmiş.

Evet! Maksadı inkar olan bu kimseler, 1400 yıldır İslamiyetin bizlere dosdoğru ulaşmasına sebeb olan yüzbinlerce ehl-i sünnet ulemalarına, evliyalarına inanmayan bu münkirler, o

devirde yaşamış yahudi münafıklarının, İslam düşmanı papazların ve sapkın mezhep alimlerinin İslamiyet hakkında, karalayıcı ve kötüleyici yazılarına itibar ederek Ehli Sünnete

çamur atmaya kalkışmaktadırlar. Güneş balçıkla sıvanamaz. Olsa olsa attıkları çamur ancak; habis suratlarına geri düşer. Yani; bunlar eşeğin sözüne inanıp, gerçek alimlerin

nakillerini inkar eden nasipsizlerdir. Şunu unutmayalım ki; “Eğri asanın gölgeside eğridir.” Bu adamları anlamak için, icraatlarına bakmak yeter. Hepsinin de işleri kendileri

gibi eğridir. Bir de 1400 yıldır İslama hizmet eden ulemalara bakılsın! Devesini bir tutam otla çağırıp sonra ona otu vermeyen adamın rivayet ettiği hadis hakkında;
“devesini aldatan bizi de aldatır , böyle bir şahıstan hadis alamam”diyen doğruluk timsali İmamı Buhari gibi alimlerden ve dergaha eğri odunu bile layık görmeyip getirmeyen

Yunus gibi erdemli insanlardan devralındı bu tertemiz Din-i İslam.

Zamanımızda Kur’an’dan ve Sünnetten bihaber bir çok kimse sırf dünyalık elde etmek ve nefislerini tatmin etmek için şeyhlik yapmaya soyunmaktadır. Bunların bir çoğu Kur’an-ı

Kerimi tecvidli okumaktan bile acizdirler. Bir kısmı Kur’an-ı okuyabilseler de, Kur’an’ın emir ve yasaklarından bihaberdirler. Bu cehaletlik yetmezmiş gibi bir de insanları

irşad etmeye kalkarak yol kesicilik yaparlar. Bunların ne hadis-i Şeriflerden, ne ehl-i sünnet inancından, ne de şeriattan haberleri yoktur. Esas amaçları taptıkları dünya için

mal biriktirmek ve şöhret sahibi olmaktır. Bu sahte şeyhlere tabi olanlar da cahil olunca, sahte şeyhlerin emirlerini Allah’ın emirleri gibi görürler. Hatta Allah’ın

emirlerinden daha önemli gören cahil mürit ve sofiler, bu cahil adamları o kadar abartıp yüceltirler ki, bütün işlerinin şeyhleri tarafından yürütüldüğü vehmine kapılırlar. Bu

adamlar işi o kadarla da bırakmazlar, daha da ifratta ileri giderler ve o mel’un şahsa tapmaya başlarlar. Şu ifadeyi de Vahdet-i Vücuda erdiğine inandıkları kimselere gizli

gizli söylerler:

“Biz şeyhimize tam teslim olduk. Artık ona ibadet ederiz ve ondan yardım taleb ederiz “derler.
Halbuki bütün işlerinin şeyhleri tarafından yürütüldüğünü sandıkları esnada o sefil adam, geceleyin yatağında horlayarak uyumaktadır. Bu sefil şeyh müsvetteleri, Allahu Tealanın

yarattığı her beşer gibi aciz birer mahluktur. Tuvalette def-i hacetini yaparken bile binbir zorluk çekmekte olan bu zavallı şeyh müsvetteleri, nasıl oluyor da, sefil sofilerin

ve müritlerin bütün işlerini görüp organize edebiliyor? Bu cahil sofiler, güya kendileri cennetlikmiş gibi başkalarını da: “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır “diyerek kandırmaya

çalışırlar. Bunlardan daha tehlikeli şeytan olur mu? Artık cin şeytanları, bunların vasıtası ile işlerini kolayca yapabilmektedir. Allahu Teala bu sefillere hidayet eylesin ve

doğruyu düşünmek için akıl ve anlayış lutfetsin.

Burada yazdıklarımızdan dolayı, bizim gerçek mürşitlere ve tarikatlara düşman olduğumuz anlaşılmasın. Zira bize gelen meyillerden anlıyoruz ki, bazı kimseler yazdıklarımızı

yanlış anlayarak bizim gerçek mürşitlere ve tarikatlara buğz ettiğimizi sanmaktalar. Bizim buradaki eleştirimiz, şeyh geçinip insanları aldatan yalancılar içindir. Allahu Teala

nasıl ki bir kimseye mal ve servet verip onunla tasarruf etme gücü ve imkanını veriyorsa, gerçek mürşitlere de manen tasarruf etme gücü vermeye elbette gücü yeter. Bunu inkâr

eden selefiyeci mezhepsiz tarikat münkirlerinden değiliz Rabbimize hamdü senalar olsun…
Allahu Teala gerçek şeyhlerin ruhlarının kudsiyetini âli eylesin.

BİR MENKIBE:

DİNİMİZİ KİMLERDEN ÖĞRENMELİYİZ
Evliyanın büyüklerinden altın silsilenin yirmi altıncısı olan, Seyyid Nur Bedvâni’nin ( Allah Onun sırrının kudsiyetini artırsın) talebelerinden iyi ve temiz giyinimli bir genç

yanına geldiğinde O muhterem zat genç talebeyi şöyle uyardı:
– Evladım senden çok kötü bir koku geliyor.
Genç talebe üzülerek şöyle dedi:
– Afedersiniz efendim, bugün yıkandım ve elbiselerimde yeni ve temizdir. O koku ne olabilirki?
– Bilmem evlat, üzerini bir yokla bakalım.
Genç talebe üzerini şöyle bir karıştırıp yokladıktan sonra cebinden ufak bir kitab çıkararak uzattı ve Seyyid Nur Bedevâni Hazretlerine dedi ki:
– İşte hocam! Üzerimde sadece bu kitap var.
Seyyid Nur Bedevâni Hazretleri kitabı alıp inceledikten sonra şöyle dedi:
– İşte o pis koku bu kitaptan geliyordu. Bunu nereden aldın?

– Bir arkadaşımdan almıştım üstadım.
– Evlat hiç rastgele din kitabı okunurmu? İyi kitap insanın hidayetine vesile olduğu gibi, böyle bozuk kitaplarda insanın felaketine sebep olur.
– Peki efendim, öyleyse hangi kitapları okuyalım?
– Evladım, sadece Ehl-i Sünnet alimlerinin yazdığı kitapları okuyunuz. Çünkü onlar, yalnız Allah rızası için yazarlar ve Allah için söylerler.

EK: 2

EHL-İ SÜNNET İTİKADI NELERDİR?
Allahü teâlâ, bütün müslümanların Ehl-i sünnet itikâdına uygun imân etmelerinden râzıdır. Böyle inanmış olmanın birçok şartları, âlametleri vardır, Hakîkî İslâm âlimleri,

bunları kitaplara geçirmişlerdir. Bu doğru imânın şartlarından başlıcaları şöyledir:

1- Allahü teâlânın varlığına, bir olduğuna, bir olduğuna, eşi ve benzeri olmadığına, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret hayatındaki hâllere, hayır ve şerrin,

iyilik ve kötülüğün Allahü teâlâ tarafından yaratıldığına doğru yazılmış kitaplarda açıklandığı şekilde inanmalıdır.

2- Allahü teâlânın son kitabı olan Kur’ân-ı kerîmin Allah kelâ…mı olduğuna inanmalıdır.

3- Kendi imânından hiç şüphe etmemelidir.

4- Peygamberimize îmân edip, hayatta iken görmek şerefine kavuşan Eshâb-ı kirâmın hepsini çok sevmelidir. Dört halifesine, yakın akrabâları olan ehl-i beytine ve muhterem

hanımlarından hiçbirine dil uzatmamalıdır.

5- İbâdetleri, îmândan bir parça bilmemelidir. Allahü teâlânın emir ve yasaklarına inânıp, tembellikle yapmayan mü’minler kâfir değildirler. Ehemmiyet vermeyenlerin, hafife

alanların, İslâmiyetle alay edenlerin îmânı gider.

6- Ehl-i kıble olduklarını söyleyen, Allahü teâlâya ve Peygamberi Muhammed aleyhisselâma inandım dediği halde, yanlış itikâtta olanları tekfir etmemelidir. Kâfir olduklarını

söylememelidir.

7- Açıkça günah işlediği bilinmeyen her imâmın arkasında namaz kılınır.

8- Devlet büyüklerine isyân etmemeli ve onların hayırlı iş yapmalarına duâ etmelidir.

9- Ayağa giyilen mestin üzerine mesh ederek abdest alınabilmesi dinimizin bir emridir. Çıplak ayak üzerine mesh edilmez.

10- Peygamberimizin mi’râcının ruh ve beden ile birlikte olduğuna, Cennete mü’minlerin Allahü teâlâyı da göreceklerine, kıyâmet gününde peygamberlerin ve iyi kulların şefâat

edeceklerine, kabir azâbının ruh ve bedene olacağına, Evliyânın kerametinin hak olduğuna, Kur’ân-ı kerîm okuyarak ve sadaka vererek bunların sevaplarını ölenlerin ruhlarına

gönderilmesinin fayda verdiğine ve azaplarının azalmasına sebep olacağına inanmalıdır.

ELFÂZ-I KÜFÜR: Dinden Çıkaran Ve Amelleri İptal Eden Söz ve İşler Bölümü; sitemizdeki “Elfâzı Küfür “kategorisine bakabilirsiniz.
1- Bir kimse Allah’ın varlğına birliğine inanmazsa, veya varlığından tereddüt ederse, O’nun eşi ve çocuğu olduğuna inanırsa, yeme, içme, evlenme gibi eksik sıfatlarla

vasıflandığına inanırsa veya söylerse, bu kimse namaz da kılsa müslüman değildir.

2- “Şer Allah’ın yaratması değildir, kul yaptığının yaratıcısıdır.” demek küfürdür. ( Kaderiyecilerin inancı)

3– Allah’ın yanılması veya pişman olması inancı küfürdür. ( Kessaniye Mezhebi inancı)

4– Reenkarnasyoncular, yani ölen kimselerin ruhu başka cesedlere geçerek dünyaya tekrar tekrar geleceğine inananlar kâfirdir. ( Bu inanç da Rafizilerin inancıdır.)



İmam-ı Maturidi Hazretleri( k.s)Sünni müslümanların( Hanefi, Şafi, Maliki ve Hanbeli Mezhebinde olanların) İtikatta Mezhep İmamıdır.


Kaynak :
----------------------
islam Dergisi

israNUR

Bayan-Mod

  • "israNUR" bir kadın

Mesajlar: 1,383

Konum: Avusturya

Meslek: Arbeiter

Hobiler: Müzik,karakalem resim,basteln,film,anime,

  • Özel mesaj gönder

2

Monday, December 19th 2016, 3:21pm

Teşekkür ederim paylaştığın için ellerine sağlık.

Yer Imleri:

Boardumuzda Neler Var

rasittunca.com - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi