Giriş yapmadınız.

  • Giriş

Sayın ziyaretçi, Raşit Tunca Board sitesine hoş geldiniz. Eğer buraya ilk ziyaretiniz ise lütfen yardım bölümünü okuyunuz. Böylece bu sitenin nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Eğer sitenin tüm olanaklarından faydalanmak istiyorsanız, kayıt yaptırmayı düşünmelisiniz. Bunun için kayıt formunu kullanabilir ya da bu bağlantıya giderek kayıt işlemi hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz. Eğer önceden kayıt yaptırdıysanız buradan giriş yapabilirsiniz.

Karoglan

Kurucu-Admin

  • "Karoglan" bir erkek
  • Konuyu başlatan "Karoglan"

Mesajlar: 6,950

Hakkımda:


KAROGLAN

Konum: Avusturya

Meslek: EBT -EiT

  • Özel mesaj gönder

1

Monday, November 14th 2016, 8:17pm

Zikir - Vird Nedir - Kalp zikri - Vird Nasıl Çekilir Letaif Zikiri Nasıl Çekilir



Zikir - Vird Nedir - Kalp zikri - Vird Nasıl Çekilir Letaif Zikiri Nasıl Çekilir

Vird Nedir - Kalp zikri - Vird Nasıl Çekilir
Hak dostlarının temel prensiplerinden birisi de “Vukuf-i Adedî” dir.

Manası, zikirde mürşidin tespit ettiği sayıya dikkat etmek, ölçüyü korumak,

usule uymak, gerçek hedefe yönelmek ve böylece kalbi uyandırıp Yüce Allah ile

huzura ulaşmaktır. Kısaca usulünce ilacı içip şifa bulmaktır.Her işte usül

esastır. Usül işin temelidir. Arifler şu prensipte söz birliği etmişlerdir:

“Usülsüz vusül olmaz.” Yani, usüle uymayan hedefe ulaşamaz.Bu yolda hedef Yüce

Allah’tır. Usül ise edebe uymaktır. Edep, lazım olanı yapmaktır. Bu yolda neyin

lazım olduğunu rehber belirler. Rehber Kur’an ve Sünnet’tir. Alimler Kur’an ve

Sünnet’in tercümanıdır. Yolcuya düşen rehberine uymaktır.

Arifler vukuf-i adedî prensibini Kur’an ve Sünnet’ten almışlardır. Onunla hak

yolcularına bir çok edep ve usul öğretmişlerdir. Bu usüller delil ve tecrübeye

dayanır. Bu prensibin izahı içinde şu sorulara cevap bulacağız .

GENEL ZİKİR, ÖZEL ZİKİR

Zikirde sayı önemli midir? Herkes istediği şekil, usul ve sayıda Yüce Allah’ı

zikredemez mi? Gaye sayı mıdır, zikir midir? Zikirden gaye nedir? Mürşidlerin

belirlediği zikrin dışına çıkan bir mürid niçin zarar görür? Çok zikirden zarar

gelir mi? Farklı zikir yapan çarpılır mı? Zikir çekmeyen terbiye olmaz mı? Zikir

vazifesi ne zaman biter?

Zikir, genel ve özel olarak iki şekilde yapılabilir. Genel zikir bir zaman ve

sayı belirlemeden günlük yaşantı içinde devamlı zikir ve fikir halinde olmak ve

kalben Allahu Tealâ ile huzur halini muhafaza etmektir. Bu herkesin ilâhi

sevgisine, ilmine, terbiyesine, tefekkür kabiliyetine ve manevi nasibine göre

değişir. Yatarken, kalkarken, yerken, içerken, vasıtaya binerken, eve, camiye,

işyerine girip çıkarken, bir işe başlarken, acı-tatlı olaylarla

karşılaşıldığında öğretilen zikirleri yapmak bu kısma girer. Bu tür zikirler

günlük virdden ayrıdır, yapılan amelin edebidir.

Özel zikir ise zamanı, sayısı ve şekli belirlenerek yapılan zikirlerdir.

Bunların bir kısmını Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz öğretmiştir. Bize onları

öğretildiği gibi yapmak düşer. Fayda ve fazilet bundadır. Aksini yapan hayırdan

mahrum olur, vebale girer, zarar eder.

ŞEKİL VE SAYILAR NEDEN ÖNEMLİ?

Mesela, Efendimiz s.a.v. farz namazlardan sonra otuzüç’er defa “sübhanellah”,

“elhamdülillah” ve “Allahu ekber” zikirlerinin yapılmasını ve bunun “lâ ilâhe

illallahu vahdehu lâ şerike leh” zikriyle yüze tamamlanmasını tavsiye

buyurmuştur. Buna aynen uyulmalıdır. Bu zikirler namazın peşinden yapıldığında

sayısı bellidir. Bu sayıdan az veya çok yapmak uygun değildir. Onları otuzbeşe

çıkaran kimse zarar ettiği gibi, otuzikide bırakan da zarardadır.

Bazı zikirlerde fazilet sayıya bağlanmıştır. Sayıyı korumayan kimse fazileti

kaçırır. Yüce Allah’ı zikirden zarar olmaz diye bu sayıyı artırmaya çalışmak

doğru değildir. Bu, şeytanın oyunudur. Çünkü şeytan kula emredilen bir ibadeti

hepten terk ettiremezse, onu istenenden az veya çok yaptırarak faziletini yok

ettirir. Kulluğun esası, Allah ve Rasülü tarafından istenileni yapmaktır.

Dinimizin vaktini, şeklini ve rekâtlarını belirlediği namazlar da bu kısma

girer. Onlarda kendi akıl ve tercihimizle artırma, eksiltme yapamayız. Ezan,

kamet, teşrik tekbirleri, telbiye gibi şekli belirtilen zikirler de böyledir.

VİRD NEDİR?

Özel zikirlerin bir kısmı alim ve ariflerce tespit edilmiştir. Bu tür zikirler,

yapanların tercihine bırakılmıştır. Onlar, “Allah’ı çokça zikredin” emrine

girer. Bu zikirlerin zamanı, sayısı, şekli ve yapılma usulü ariflerin içtihadına

dayanmaktadır. Terbiye sahasında müçtehid olan kâmil mürşidlerin içtihat yetkisi

vardır. Onlar bu zikirleri bir delil, müşahede ve tecrübeyle ortaya

koymuşlardır.

Tasavvuf terbiyesinde işte bu zikre “vird” denir. Vird, her gün belirli zaman

dilimi içinde yapılmak üzere belirlenmiş vazifelerdir. Bunlar, “Allah”, “lâ

ilâhe illallah” gibi zikir lafızları yanında, namaz, Kur’an, salât u selam,

tefekkür, murakabe ve rabıta gibi vazifelerdir. Bu vazifeler dinin övdüğü

zikirler ve ameller içinden seçilmiştir. Onları ya ehli olan bir kimse kendi

başına seçip uygular. Ya da bu vazifeler bir ehil mürşide tabi olunarak onun

nezaretinde yapılır.

Bu zikirleri tek başına yapan kimse alim, arif, kâmil ve tecrübeli olmalıdır.

Yoksa işi zor, tehlikesi çok olur. Çünkü zikirler farklı faydaları ve neticeleri

olan ilaçlar gibidir. Ehil olmayan kimse kalbe ilaç olacak zikri seçerken

yanılabilir, uygulamada yanlışlık yapabilir, sırayı karıştırabilir. Ayrıca, tek

başına çekilen bir zikre şeytan müdahele edip edebini çiğnetebilir, safiyetini

bozabilir, hedefini değiştirebilir.

Kâmil bir mürşidin terbiyesine giren kimse ise bu tür durumlarla yalnız

değildir. Kâmil mürşid, manevi hastalıklarda mütehassıs doktordur. O, hangi

manevi hastalığa ne tür bir zikrin ilaç olacağını bilir.

Günlük vird ilaç gibidir. Bu ilacın ne zaman ne kadar alınacağını manevi doktor

olan mürşid belirler. Hastaya ilacı reçeteye uygun olarak içmek düşer. Kâmil

mürşid, vird verdiği kimseye sevgi ve feyiz de verir. Onu kontrol eder. Dua ile

destekler. Şeytanın tuzaklarını tanır, hilelerini bilir. Onun zikri kullanıp

müridi düşürebileceği benlik, ibadetine güvenme, insanları küçük görme, Allah

rızasını unutup keşif keramet gibi şeylere yönelme tehlikelerine karşı tedbir

alır.

Mürşidin feyzi ve faydası müritteki samimiyet, itaat, gayret ve edebe bağlıdır.

Mürşidin verdiği zikri beğenmeyen, onu yeterli görmeyip az veya çok bulan, başka

zikirlere heves eden kimse, gizli bir muhalefet içindedir. Bunda ayrıca

mürşidine karşı bir itimatsızlık ve ciddiyetsizlik mevcuttur. Bu durumdaki bir

kimsenin mürşidden alacağı feyzi kesilir, kalbi karışır, terbiye yolu tıkanır,

amel aşkı söner, hizmet heyecanı biter. Eğer durumunu mürşidi ile istişare etmez

ise, bir zaman sonra onu terk eder; aklı, nefsi ve şeytanı ile baş başa kalır.

ZİKİRDE ASIL HEDEF

Arifler, zikirde verilen sayıya dikkat etmekle birlikte, asıl hedefin sayı

değil, kalp huzuru ve ahlâk güzelliği olduğunu belirtmişlerdir. Büyük veli

Alauddin Attar k.s. zikirden maksadın ne olduğunu şöyle açıklar:

“Zikirde sayının çok olması önemli değildir. Asıl önemli olan, kalbin zikrettiği

Yüce Rabbi ile huzur bulmasıdır. Zikrin fayda vermesi ve kulda eserini

göstermesi için bu gerekir. Zikrin tesiri önce kalpte, sonra bedende olur.

Gerçek zikir kalpte Allah’tan gayri her şeyi siler, temizler. Kalpte ilâhi

cezbe, aşk, tecelli ve birlik hasıl olur. Bu zikir sayesinde insan ilâhi

tecellilere ulaşır, marifete erişir, ilm-i ledün sahibi olur.”

Nakşî yolunun piri Şah-ı Nakşibend k.s. de vukuf-i adedîyi ledün ilminin

başlangıcı görür ve der ki:

“Gizli zikri bu usul üzere çekenler, bütün benliklerinde Yüce Allah’ın azametini

hissederler, O’nun tecellilerini bütün eşyada müşahede ederler.”

Bu neticeye uygun olarak arifler zikri tek sayılar üzerinde yapmayı tavsiye

ederler. Mesela bir nefeste üç, beş, yedi veya yirmi bir kere zikretmeli, zikri

tek sayılarda bitirmelidir.

NE ZAMANA KADAR ZİKİR?

Arifler der ki: Zikrin sayısı ve şekli değişebilir, fakat kuldan hiçbir zaman

zikir vazifesi düşmez. Bu vazife ölene kadar sürer. Berzah ve ahiret aleminde de

devam eder. Ayrıca, zikir ne kadar yüksek olursa olsun, kuldan hiçbir ibadeti

düşürmez. Gerçek zikir, ibadetlere lezzet katar, kalbi destekler, kulu istikamet

üzere tutar.

Bazıları, her şey zikirden ibarettir diyerek, bütün ibadetleri terk etmişlerdir.

Bu büyük bir hatadır. Böyle düşünmek haramdır. ‘Biz zikir ile ulaşacağımız yere

ulaştık, artık namaz, oruç, hac gibi ibadetlere gerek yok. Haramlar da bize

zarar vermez, asıl hedef kalp huzurudur’ diyenlere büyük veli Cüneyd-i Bağdadi

k.s. şu cevabı vermiştir:

- Evet ulaştılar, ama cehennem ateşine! (İbnu Acibe, İkazu’l-Himem)

Şu uyarı da onun:

“İşin başında Allah ile arasındaki hukuku sağlam ve güzel yapmayan kimse, manen

ilerleyemez. Bu vazifelerin başında farzları yapmak, haramlardan kaçınmak,

günlük virdlere devam etmek, fazilet olan işlere sarılmak, şüphelerden kaçınmak

gelir. Kim bunları yerine getirirse, bundan sonrasını Allah kendisine ikram

eder.” (Hânî, el-Kevakibü’d-Dürriyye)

Büyükler, kim mürşidinin sırrına ulaşmak istiyorsa virde sarılsın. Çünkü

mürşidin sırrı onda gizlidir, demişlerdir.

Bir adam Cüneyd-i Bağdadi k.s.’nin elinde tesbih gördü. Hayret etti ve: “Sen bu

derece yüksek şeref ve makam sahibi bir insan iken, hâlâ elinde tesbih mi

taşıyorsun?” diye sordu. Büyük arif adama döndü ve dedi ki:

- Evet tesbih taşıyorum. O benim bu makamlara ulaşma sebebimdir. Onu hiçbir

zaman terk etmem.” (İkazu’l-Himem)

Sabit el-Benanî k.s.’nin oğlu anlatır:

Vefatı yaklaştığında babamın yanına vardım. Kendisine kelime-i tevhidi telkin

etmek istedim. “Babacığım lâ ilahe illallah de!” diye hatırlatmada bulundum.

Bana dönerek: “Oğlum! Beni kendi halime bırak. Ben şu anda günlük altıncı

virdimi yapmakla meşgulüm.” dedi. (İbnu’l-Cevzî, Sıfatu’s-Safve)

GİZLİ ZİKİR: ZİKRİN EN HAYIRLISI

Zikirde esas olan gizliliktir. Çünkü zikredilen zat Allahu Tealâ’dır. O, kula

şahdamarından daha yakındır. Bir defasında yolculuk esnasında Ashab-ı Kiram’ın

yüksek sesle tekbir getirdiğini işiten Rasulullah A.S. Efendimiz, onları şu

şekilde uyarmıştır:

“Böyle sesinizi yükseltip kendinizi yormayın. Siz kulağı sağır veya uzaktaki

birisini çağırmıyorsunuz. Sizler, gizli açık her şeyinizi işiten, size çok yakın

olan ve hep sizinle beraber bulanan Allah’ı zikrediyorsunuz.” (Buharî, Müslim,

Ebu Davud)

Cenab-ı Hak kulun kalbine nazar etmekte ve onun içinden geçen düşünceleri

bilmektedir. Bu durumda sesi yükseltip O’na bir şey duyurmaya hacet yoktur. Esas

mesele kalbin uyanması ve Allah’a yönelmesidir.

Gizli zikir iki şekilde olur. Birincisi sadece kalple yapılır, ikincisi kalp ve

dille yapılır. Ancak dilin katıldığı zikirde ses yükseltilmez, sadece kendi

duyacağı kadar söylenir. Gizli zikir Rasulullah A.S. Efendimiz tarafından en

hayırlı zikir olarak tanıtılmıştır. (Ahmed, Ebu Ya’la, İbnu Hıbban)

Kudsî hadiste, “Kulum beni gizlice içinden zikrederse, ben de onu zatımda

zikrederim.” buyurulmuştur. (Buharî, Müslim)

Gizli zikri tercih eden arifler, işe kalpten başlamaktadır. Zikir ilk safhada

sadece kalp ile yapılmaktadır. Zikir için Allah lafzı tercih edilmektedir. Dil

damağa yapışık halde tutulup, kalp ile “Allah... Allah...” diyerek zikir

çekilmektedir. Allah lafzı, Alemlerin Rabbi Yüce Yaratıcımız’ın özel ismidir.

Diğer bütün ilâhi isimleri içinde toplamaktadır. Bu ism-i şerifle zikir

çekildiğinde, bütün ilâhi isimlerin tecellisine ulaşılmış olmaktadır. Bu zikir

kalp, ruh, sır, hafi, ahfa ve nefs latifeleri üzerinde çekilerek vücuda tam

yerleştiği zaman, zikirlerin en faziletlisi olan “lâ ilâhe illallah” zikrine

geçilmektedir. Ancak bu zikir kalp ve dil ile birlikte çekilmekte ve böylece

bütün vücut zikre katılmış olmaktadır.



Gavs-ı Sânî (k.s) Hz.leri, bir sohbetlerinde zikir hakkında şöyle buyurdular:

“Zikir kalbin gıdasıdır; gıdasını almayan kalp zayıflar, sonra ölür. Kalp ancak

zikir ile beslenir, kuvvetlenir, tatlanır, manen hayat bulur. Haramlar ve

işlenen günahlar ise, şeytanın gıdasıdır. İşlenen günahlar, insanın kalbini

zayıflatır; onun düşmanı olan nefsi ve şeytanı kuvvetlendirir. Bu nedenle,

insanın içinde kalp, nefis ve şeytan devamlı mücadele hâlindedir. Rabbü’l-

Alemin:

“Dikkat edin, uyanık olun; kalpler ancak Allah’ın zikriyle huzur bulur,”

buyurmuştur.” Ra'd 28


KALP ZİKRİ (vird) Nasıl çekilir...

Kalp zikri dersi almanın bazı şartları vardır:

1-mürşide intisap edip adapları yapacak.

2-Sadatların isimlerini ezberleyecek.

3-Sağ elinin şehadet parmağı olacak.

Bu ders herkese tavsiye edilir, kendi irade ve arzusuna bırakılır, zorla

yaptırılmaz. Zikir dersi isteyen müride ilk olarak kalp zikri verilir. Kalbin

üzerinde Lafza-i Celal (Allah) zikri çekilir. Bu zikir en az beş bindir. Bu

sayının altına düşülmez. Onun nasıl çekileceğini bizzat mürşid veya onun

görevlendirdiği vekili tarif eder. Bu zikir şu şekilde yapılır:

Mürid, abdestli olarak kıbleye karşı adap üzere oturur. Önünde iki tane tesbih

bulunur. Birisi zikir çekeceği tesbih. Diğeri de ne kadar çektiğini belirlemek

için kullanacağı tesbih. Beş bin zikir çeken kimse yüzlük tesbihi elli defa

devir yapacağı için bunu belirlemek için tesbihlerden birisinden elli tane

ayırır ve onu sol eline alır. Başına ön tarafını dizlerine kadar örtecek bir bez

atar. Beyaz bez tercih edilir. Sonra gözlerini kapatır.

Zikre başlarken, günahların kalbi sardığı, bu hâlle gerçek zikrin

çekilemeyeceği, ilahi yardıma muhtaç olduğunu düşünerek 25 defa estağfirullah

der.

Peşinden 8 (sekiz) adet Fatiha okuyup 8 şart kısmındaki sırayla bağışlar; ancak

hediye edilen Sadatların ruhlarından istimdat isteme yoktur. Kalbin uyanması,

toplanması ve zikre hazırlanması için biraz (beş dakika kadar veya daha kısa)

mürşid rabıtası yapar, mürşidden manevi destek ve feyiz bekler. Sonra, sağ

elindeki tespihini elinin başparmağı ile orta parmağını birleştirip sol memenin

dört parmak aşağısındaki insani kalbinin üzerine kor. Dilini damağına yapıştırıp

şehadet parmağı ile tespihi hızlıca çevirirken kalbiyle Allah Allah Allah diye

zikreder. Yüzlük tespihi sonuna kadar çevirince, diliyle kendi duyacağı bir

sesle: “ilahi ente maksûdî ve rızâke matlubî” der. Bunun anlamı şudur: ‘Allahım!

Benim maksadım sensin, aradığım ise senin rızandır.’ Bunu söylerken, aynı anda

bu sözünde sadık olmadığını, nefsinin yalancı olduğunu düşünür. Tekrar azimle

zikrine devam eder.
Bu duayı her yüzden sonra söyler ve böylece tespihi elli defa çevirerek 5 (beş)

bin virdi tamamlar.

Virdin sonunda, amelimi hakkıyla yapamadım diye üzülür, Allah’ın rahmetine

güvenir, zikir esnasındaki kusurları için 25 defa estağfirullah der ve gözlerini

açar.

Vird esnasında rabıta yapılmaz, bu tehlikelidir. Virtte kalb sadece zikre

bağlanır; alemlerin Rabbini zikrettiğini düşünür, bütün dikkatini kalbindeki

zikirde toplar.

Kalp zikrini vekiller 21 bine kadar artırabilirler. Alınan bir zikrin vücuda

yerleşmesi ve vücudun zikre alışması için en az 4 ay çekilmesi güzel olur.

Bundan sonra istenirse artırılır. Ancak özel durumlar ve gelişmeler olursa bu

süreden önce de mürşide veya vekiline danışılır. 21 binden sonrası Letâif

virdine girer ve onun zamanını mürşid belirler.

LETÂİF ZİKRİ

Önce letâifler hakkında biraz bilgi verelim.

Letâif, insan vücuduna yerleştirilmiş manevi, nuranî cevherlere verilen bir

isimdir. Bunlar gizli, sırlı ve iç bünyede saklı cevherlerdir. Baş gözüyle

görülmezler, ancak gördükleri vazifelerden varlıkları anlaşılır. İnsanın aslı

bunlardır. Bu cevherler mümin kafir her insanda mevcuttur. Kâmil mürşidler bu

cevherleri ilim, tecrübe ve müşahede ile tanıyıp yerlerini ve vazifelerini

tespit etmişlerdir. Bu konudaki açıklamaların özeti şudur:

Cenab-ı Hakk (c.c) insanı on asıl şeyden yaratmıştır. Beşi mahlukat alemi

denilen hâlk alemindendir. Bunlar toprak, su, hava ateş ve nefistir. Bunların

başkanı ve hakimi nefistir.

Ölçü ve hesap ile bilinebilen, gözle görülen ve incelenebilen cisimlerden oluşan

aleme ‘hâlk alemi’ denir.

Diğer beş unsur ise, asılları alem-i emirden olan insani kalb, ruh, sır, hafi ve

ahfadır. Bunların başkanı ve hakimi kalptir.

Ruhun sarayı kalptir. Ruh kalbe hâkimiyetini kurunca, kalp bedeni ona göre

yönetir; ruh vasıtasıyla aldığı ilâhi feyiz ve terbiyeyi bedenin bütün işlerine

yansıtır.

His, hayal, yön ve mekanla sınırlanmayan, mesafe ve maddesi olmayan, Allahu

Teala’nın ‘ol’ emri ve iradesinin tecelli etmesiyle yaratılan şeylere ‘emir

alemi’ denir.

Allahu Teala yüce kudreti ve ince hikmetiyle her iki alemin latifelerini aşk

yoluyla aralarını birleştirmiş ve kaynaştırmıştır. Öyle ki bunlar birbirinden

ayrılmak istemezler. Bu aşktan dolayı hâlk aleminin latifeleri emir aleminin

latifelerini hükmü altına almıştır.

Letaiflerin Vücuttaki Yerleri:

Kalb, sol memenin dört parmak altındadır. İlahi huzur ve tecelliyat mahâllidir.

Ruh, sağ memenin dört parmak altındadır. İlahi aşk ve muhabbet mahâllidir.

Sır, sol memenin iki parmak üstündedir. İlahi marifet mahâllidir.

Hafi, sağ memenin iki parmak üstündedir. ilahi tecelli ve nurlar içinde kaybolma

mahallidir. Buna istiğrak denir.

Ahfa, göğüs kafesinin üst ucundan yani gırtlak çukurundan iki parmak kadar

aşağıdır. İlâhî sır mahallidir. Gizli ilimler ve tecelliler merkezidir. Burada

elde edilen duruma izmihlal denir.

Nefs latifesinin yeri iki kaşın ortasıdır.

Bütün latifelerin merkezi kalptir. Kalb ruhun sarayı hükmündedir. Terbiye

olmamış nefs, devamlı kötülüğü emreden sıfatıyla kalbi tamamen hükmü altına

aldığı zaman, kalbden Allah için hiç bir hayırlı amel çıkmaz. Bu durumda ruh da,

nefsin arzularına bağımlı hâle gelir. Artık kalb ve ruh asli vazifelerinden

uzaklaşmış ve ölmüşçesine gaflete düşmüş olurlar. Bu hâl kalbin perdelenmesi ve

günahlarla kararmasıdır.

İnsanın bu durumdan kurtulması için çok ciddi bir tedaviye ihtiyacı vardır. Bu

tedavinin en güzel ve en kolay yolu bir mürşid-i kâmilin elinden tövbe alıp,

kendisine intisap edip manevi terbiyeden geçmektir.

Mürşid-i kâmil, kendisine intisap eden müride önce güzel bir tövbe yaptırır.

Sonra zikir telkin eder. Bu zikrin nuru ilk olarak kalbe, sonraları diğer

letaiflere sirayet eder. Zikre devam edildiğinde kalpten Allahu Teala’nın

sevmediği ve razı olmadığı düşünceler silinip gider. Zikir kalbe iyice

yerleşince her hâlde zikretme hâline geçer, böylece gaflet yok olur. Zikir

sayesinde insanın sıfatları değişir, insanda Cenab-ı Hakk’ın razı olduğu ahlak

ve sıfatlar oluşur.

Mesela münafıklık, nefsin kötü sıfatlarından birisidir. Vücuttaki su unsurunun

özelliği ile irtibatlıdır. Suda, bulunduğu kabın şeklini ve rengini alma

özelliği ve bulunduğu şartlara göre değişme sıfatı vardır. Bu sıfat, insana

yansır ve iki yüzlülük meydana gelir. Ancak bu sıfat, mürşid-i kâmilin terbiye,

himmet ve tasarrufu ile alçak gönüllü olmaya dönüşür. Kalpten nifak ve

yalancılık gider, yerini samimiyet ve mertliğe bırakır.

Ateş unsurundan kaynaklanan zulüm ve hiddet sıfatı, İslam’ın emir ve hükümleri

karşısında gayrete, ince davranmaya ve rahmani taraftarlığa dönüşür.

Havadan ileri gelen kibir ve üstünlük taslama sıfat, izzet, vakar ve heybete

dönüşür.

Toprak unsurundan kaynaklanan tembellik, uyuşukluk gibi durumlar, sabır ve

efendilik sıfatına dönüşür.

Letaifleri hakiki vazifelerine döndürmek gevşemeyi gidermek için onların zikir

nurları ile aydınlanması, temizlenmesi ve beslenmesi gerekir.


Letâif Zikrinin Çekilişi

Nakşibendi yolunun büyükleri kalp virdini başarıyla tamamlayan kimseye Letaif

virdi vermektedirler. Bu zikir de “Allah” ism-i şerifi ile yapılır. 23 bin ile

başlar, 101 bine kadar devam eder. Bu zikrin çekiliş vaktini mürşid belirler ve

seyrini kendisi takip eder.

Letâif virdi, altı latife üzerinde çekilir. Bunlar sırasıyla kalp, ruh, sır,

hafi, ahfa ve nefis latifeleridir. Bunların yerleri yukarıda anlatıldı.

Mürid, letâifler üzerinde aynen kalb zikrinde olduğu şekilde zikir çeker. Her

latife bir kalp gibidir; zikir onun üzerinde çekilir. hedef, her bir latifenin

zikre geçmesi, uyanması, olgunlaşması ve böylece bütün vücudun zikre geçmesidir.

Buna zati zikir, sultanî zikir, denir.

Tesbihi zikir çekilecek latifenin üzerine koyar ve kalb zikrinde olduğu gibi

Allah Allah diyerek hızlıca çevirir. Kalb zikrindeki edeb ve usullere dikkat

eder. Her yüz tespihten sonra dille, kendi duyacağı bir sesle ‘İlahi ente

maksûdî ve rızake matlûbi” der.

Çekilecek zikir miktarı altı latifeye paylaştırılır. Önce kalpten başlanarak her

latifede biner biner zikir çekilir. Nefs latifesiyle bir tur tamamlanmış ve altı

bin çekilmiş olur. Tekrar kalbe dönüp ikinci tura başlanır. Binlik kaç turun

gerektiği baştan tespit edilir ve hepsi tamamlanır. Sonra, kurtarırsa her

latifede beş yüz beş yüz zikir çekilir. Beş yüz fazla gelirse yüzer yüzer

taksimat yapılır. Sonra kalan olursa, otuzüç otuzüç taksimat yapılır. Otuzüçler

çekilirken yüzün tamamlandığı latifede ‘‘İlahi ente maksûdî ve rızake matlûbi”

denir.

Kısaca taksimat bin, beş yüz, yüz ve otuz üç sıralamasıyla yapılır. Letaif zikri

çekilirken bitmeden ara verilmesi gerektiğinde mümkünse bir kere devir yapıp tek

sayıda bırakmak güzel olur. Mesela yedi bin, dokuz bin, onbeş bin gibi. Ancak

zor durumda herhangi bir latifede iken ara verebilir. Sonra kaldığı yerden devam

eder.

NEFY U İSBAT ZİKRİ

Letâif zikrinde başarılı olan müride Nefy u isbat zikri tarif edilir. Bu zikir,

zikirlerin en faziletlisi olan “lâ ilâhe illallah” zikridir. Buna Kelime-i

Tevhid zikri de denir. Bunun zamanını da mürşid belirler. Bu zikrin çekiliş

şeklini mürşidin kendisi veya bizzat görevlendirdiği bir kimse yapar.

Bütün bu terbiye ve zikirlerle elde edilecek sonuç zâtî zikirdir. Zâtî zikir,

insanın bütün vücuduna yayılan, benliğini saran, kalbini Allah aşkında toplayan

zikirdir. Bu zikir hâline ulaşan kimse yürürken, otururken ve yatarken devamlı

Allahu Teala’yı zikreder. Ayrıca zikir nuru onun bütün etine kemiğine yansır. O

insan bu nur ile bütün eşyanın zikrini işitecek, hissedecek bir makama ulaşır.

Artık her şey ona Allah’ı hatırlatır, her varlık bir ilim sebebi olur, hikmet

öğretir, ilahi sevgisini artırır. Bunların sonu müşahede ve güzel ahlaktır.

Müşahede, ihsan makamı olup Allahu Teala’yı görüyor gibi O’na kulluk yapmaktır.

Sadatların isimlerini ezberlemeyenlere kalp virdi verilmez. Onlara “ihlas-ı

şerife”, “Salavat” ve “Sübhanellahi velhamdü lillahi velâ ilâhe illallahu

vellahu ekber” tesbihi günlük ders olarak verilir. Her birinden günde 50 veya

yüz defa okuması istenir. Bu zamanla artırılır. Bine, iki bine kadar çıkabilir.

Ancak her gün çekilebilecek miktarı almak ve vermek esastır. Bunlar çekilirken,

abdestli olarak yüzü kıbleye yönelik oturulur, 25 “estağfirullah” ile başlanır.

Bitince tekrar 25 estağfirullah çekilip kalkılır. Hastalık veya başka bir özür

sebebiyle kıbleye karşı oturamayan kimse, kolayına geldiği gibi oturur.

Bu zikirler günün her vaktinde çekilebilir. Zikir için mekruh vakit yoktur.

Zikri vücudun en dinç ve neşeli olduğu anlarda, özellikle sabah ve akşam

vakitlerinde çekmek daha faziletli ve faydalıdır. Böylece gün zikirle başlamış

ve zikirle kapanmış olur. Bunun yanında herkes iş durumuna ve çalışma saatlerine

göre virdinin zamanını ayarlar.

Bir kimse, özel kalb virdi yanında, isterse günlük olarak yukarıda bahsedilen

tesbihleri de alıp çekebilir

VİRD ÂDABI

Sâdât-ı Kiram’ın isimlerini ezbere bilen ergenlik çağına gelmiş herkes beş bin

kalb zikri alabilir. Onbeş yaşından küçük çocuklara, isterlerse vird dersi

verilebilir, onbeş yaşına kadar beş binde devam ettirilir.

Zikir abdestli iken yapılır. Zikir sırasında abdest bozulursa yenilenip kaldığı

yerden devam edilir veya daha sonra çekilir.


Vird kıbleye karşı oturarak çekilir. Mümkünse âdâp üzere oturulur. Ancak bir

hastalık veya sıkıntı hâlinde vaziyetine uygun bir şekilde oturabilir.


Zikre ilk defa başlayan mürid tespihini elli defa döndürür. Bunun için ne kadar

vird çektiğini anlamak amacıyla sol elinde ikinci bir tespih kullanır.

Y
irmi dört saat içinde sadece bir kez vird çekilir. Günün hangi saati virdin ilk

başlangıcı olarak tespit edilmişse, mürid ertesi gün o saate kadar virdini

tamamlamalıdır.


Her müridin, virde başlama-bitirme saatleri farklı olabilir. Ancak virdi her

yeni günün sabahından başlayıp o günün yatsı namazının son vaktine kadar

bitirmek güzel olur.


Kalb zikri olan vird dersi, bu yolda ilerlemek isteyenlere verilir, kimse bu

dersi yapmaya zorlanmaz.


Kalb zikri beş bin ile başlar. Yirmi bir binde biter. Bundan sonra 23 yirmi üç

bin ile letâif zikri başlar, yüz bir (101) bine kadar devam eder.


Vird bir oturuşta tamamlanırsa güzel olur. Ancak durumu müsait olmayanlar

virdini birkaç oturuşta tamamlayabilir.


Ara verilerek devam edilecek ise mutlaka Fâtiha sûreleri okunmuş, tespih en az

birkaç defa döndürülmüş olmalıdır. Bu bir usûldür. Fatihalar okunduktan sonra

tesbihe başlanmadan ara verilecek olursa, tekrar oturuşta Fatihalar yeniden

okunur..


Usûlüne uygun olarak virde ara verilmiş ise, yeniden başlanacağı vakit artık

Fâtiha sûreleri okunmaz. Sadece yirmi beş defa ‘estağfirullah’ denilerek zikre

başlanır.


Günün her ânı vird çekilebilir. Sadece akşam ile yatsı vakti arasında, rabıtanın

önceliği vardır. Mürid namazı kılmış, rabıtasını tamamlamış ve vakti varsa

virdini çekebilir. Ancak Sadatlar bunu hiç yapmamışlardır.

VİRD ÂDABI

Vird için sabah ve akşama giriş vakitleri tavsiye edilir.

Tesbih taneleri işaret parmağı ile hızlıca tek tek döndürülür, kasıtlı olarak

atlanmaz. Ancak kasıtsız olarak aradaki atlamalar için bir şey gerekmez.

Zikirden maksat Yüce Allah’ı birlemek ve yüceltmektir. Tesbih tanelerine

takılmaya gerek yoktur. Zikir esnasında sayı saymaya değil, kalbi zikirde

toplamaya çalışmalıdır.

Tesbihi döndürürken, yanlışlıkla meydana gelen şaşırma, atlama gibi durumlar

için bir şey gerekmez. Ancak çok uyku, yorgunluk, sinir ve sıkıntı anlarında

vird çekmemelidir.

Vird çekerken sayı tespihinin neresinde kaldığını karıştıran veya unutan kişi,

tahmin ettiği en az sayıdan başlar.

Virdini çekemeyen mürid, bu yoldan uzaklaşmış sayılmaz. Ancak zikirle gelecek

faydaları kaçırmış olur. Vird, nefsin terbiyesinde ve kalbin temizlenmesinde en

başta gelen bir ameldir. Virdi olmayanın vârîdi/manevî hâli ve feyzi olmaz

denmiştir. Vird olmadan, gerçek müridlik yapılmış olmaz.

Başladıkları dersi artırmak isteyenler, mürşidine veya onun görevlendirdiği

kişilere (vekile) müracaat ederler. Vekil, belli bir yere ve sayıya kadar vird

artırmaya yardımcı olabilir. Ondan sonrasını mürşide bizzat sormalıdır.

Vird, en az dört ay çekildikten sonra artırılmalıdır. Özel bir durum olursa,

mürşide danışarak daha önce de artırmak mümkündür.

Vekil, kimseyi virdini artırması için zorlayamaz. Kimsenin vird süresini takip

etmesi gerekmez. Sofiye vird tavsiye ve teşvik edilir, kendi gönlü ile müracaat

edenin virdi usulünce artırılır.

Vekil, yirmi bir bine kadar artırabilir. Artış, ikibin ikibin olur. Mürşid ise,

gerekli gördüğü kadar artırır.

Vird çekerken vücutta meydana gelen ağrı, yanma, batma, bayılma, sızı gibi

haller, virdi artırma sebebi olabilir. Ancak vekil, bu tür hallerde virdi bırak

diyemez, durumu mürşide bildirir.

Şehadet parmağı olmayanlar vird çekemezler, hâllerine uygun zikir dersleri

alırlar.

Gününde çekilememiş olan vird, kaza edilmez. En dar anlarda virdi terk etmek

yerine, Fâtihâları okuyup hediye etmek ve bir miktar tespih çekmek gerekir.

Bunun da feyzi ve faydası vardır.

Hareket hâlindeki araçta vird çekilmez. Yolculuk sırasında mürid vird dersini

çekemediği için zarar görmez. Ancak kalben uyanık olmaya ve bir sayı düşünmeden

kalbiyle zikretmeye çalışmalıdır. Bunu her durumda yapabilir.

Normal şartlarda örtüsüz vird çekilmez. Ancak kişi örtü yerine kullanabileceği

herhangi bir şey bulamazsa veya bunaltıcı sıcaklık varsa örtü kullanmayabilir.

Bu da izne tabidir.

Örtü kullanılmadan vird çekileceği zaman önünü bir duvara veya direğe getirmeli,

insanların gelip geçeceği yerlerde virde oturmamalıdır.

Mürid hiçbir virdi kendi başına artırıp eksiltemez. Kendi başına mürşidinin

verdiği zikirlerin dışında yeni zikir çeşitleri tercih edemez. Ederse

ilerleyemez ve şeytanın hilelerinden emin olamaz. Bu işte asıl fayda kâmil

mürşide itaattedir.

VİRD ÂDABI

Günlük işlerin önünde veya sonunda okunan ve vird hükmünde olmayan dua ve

zikirler serbesttir. Onlar o işin ve vaktin sünnetidir, herkes yapabilir,

yapmalıdır.

Salavat okumayı günlük vird hâline getirmek isteyenlerin bunun için izin ve

talimat almaları güzel olur. Vird hâlinde okunacak salavatlar için “Delailü’l-

Hayrât” kitabı tavsiye edilir.

Herkes günde istediği kadar Kur’an-ı Kerim okuyabilir. Ancak büyükler başlanan

bir amelin az da olsa devamlı olmasını tavsiye ediyorlar. Bunun için her gün bir

cüz Kur’an okumak ve ayda bir hatim yapmak en güzelidir.

Vird ve diğer zikir çeşitleri ile yetinerek Kur’an okumasını ihmal etmek doğru

değildir. Her gün beş on sayfa salavat okurken, bir sayfa Kur’an okumamak, adaba

aykırıdır. Hele bütün gününü işe ve hizmete ayırırken, farz namazlarında

okuyacağı Kur’an’ı öğrenmek için biraz vaktini ayırmamak, şeytanın bir

hilesidir; zarardır, tasavvuf büyüklerinin usul ve adabına aykırıdır.

Zikir ( Vird) Konusu

Zikir iki çeşittir :
1. Lafza-ı Celal ( Allah sözü) zikri,
2. Nefy-u İsbat ( Kelime-i Tevhit ) zikri.

1. Lafza-ı Celal Zikri :

Celal zikri yalnız kalple veya hem kalp hem de latifelerle çekilir. Müride ilk

kez beş bin adet verilir. Herhangi bir nedenle eksik çekerse veya bırakırsa

kazası gerekmez. Bunu çekiliş yöntemi şu şekildedir : Salik abdestli , gözleri

kapalı, kıbleye veya üstadının yönüne doğru duvara yakın olarak bir örtü altına

girerek oturur. Sağ ayağını sol ayağının altına koyar, sağ kalçası üzerine

oturur; bunu yapamazsa bağdaş kurarak ve diz çökerek oturur.

Yirmi beş kez diliyle “ Estağfirullah” der. Sonra sekiz adet Fatiha’yı okuyarak

Sadatlara bağışlar. Daha sonra mürşidine rabıta yaparak kalp huzuruyla zikr

etmek için yardım ister. En sonunda ağzını kapatır, dilini damağına yapıştırarak

Allah, Allah diye virdini çekmeye başlar. Her yüz adet bitince diliyle bir kez “

İlahi ente maksudi ve Rıdake Matlubi” Allah’tan başka gayesi olduğu için de

kendini bu konuda yalancı görür.

Çünkü gerek zikir etmede, gerek başka gayesi olmadığını söylemede samimi

değildir. Bu duruma üzülür ve gayesinin düzgün olması için üstadına yalvarır.

Zikri bitinceye kadar bu şekilde devam eder.

Bitirince de “ Görevimi gafletle yaptım. Gafletle yaptığım zikir günah işlemek

gibidir” der ve yaptığı ibadeti Cenab-ı Hakka’a ( c.c) yaraşır bulmayarak

yeniden yirmi beş kez “ Estağfirullah” çeker. Bu istiğfarı oruç, namaz, Kur’an-ı

Kerim okumak ve okutmak, farz veya nafile ibadetler gibi hayır işlerinin başında

ve sonunda devamlı yapar.

Celal zikri konusunda Sadat-ı Kiram şunları söylemişlerdir : Allah ( c.c)

kelimesinin kalbinde nurla yazılı olarak düşünmek; sözsüz sadece kalbden

anlamını söylemek; sürekli kalbden anlamını söylemek; sürekli kalbden Allah

(c.c) sözünü geçirmek; anlamını düşünmeden sadece sözü kalben söylemek veya

kalben hem anlamı hem de sözü devamlı anmak. Bunların en güzeli sonuncusudur.

Kitap ezberleyen öğrenci gibi, önce Cenab-ı Hakk’ın ( c.c) huzurunda bulunma

düşüncesine kendini alıştırır, sonra da kalbini O yüce zikre bağlar. Bu şekilde

zikir yapmak sevap kazanıp, cezayı gidermek için değil; esas amaç olan

murakabeyi ( Alalh-u Teala’nın ( c.c) huzurunda olma) elde etmek içindir.

Gerçekten de zikrin bu türü çok güzeldir ve hızla mukarabenin kazanılmasına

neden olur.

Zikir ederken gaflet ve kuruntu ( vesvese) olursa bunları kovmakla uğraşmamak

gerekir. Çünkü bunlardan kurtulmak çok zor ve karışıktır.

Zikir yapan sıkılmamalı, kızmamalı, belki de bunlar yaptığım zikirden dolayı

oluyor diye düşünerek kalbinin zikrini izlemelidir.

Bu şekilde zikirden hoşlanır. Allah’u Teala ( c.c) bir kulunun kalbinin

uyanmasını ve gönlünün huzura kavuşmasını dilerse ona bir takım belirtiler

gösterir. Bu belirtilerden en açık olanları; nefsin kötü tutkularından ve

arzularından kaçınma ile haram ve mekruhlardan sakınmadır. Bunlar görülünce

latifelerle Zikir etmenin zamanının geldiği anlaşılır. Latifelerin makamlarının

( yerlerini) anlatmak uzun uzadıya açıklamayı gerektirdiğinden dikkatlice

okumalı ve anlamaya çalışmalıdır.


Latifelerin Açıklanması ve Zikri

Bilindiği gibi insan gerçek yapısı on latifeden oluşmuştur. Bunu beşi emirler (

melekut) aleminden, diğer beş tanesi de madde ( mülk) alemindendir.

Emir alemi arşın üstündedir; görüntü ve madde olmaksızın Allahu Teala’nın ( c.c)

emriyle yaratılmıştır.

Alem-i mülk, alem-i halk denen madde alemi ise arşın altında hava küresine kadar

olup beş duyu ile anlaşılabilir.

Emirler aleminden olan beş latifeden biri insani kalb’dir. Madde aleminde yer,

insanın sol memesinin dört parmak altındadır. İkincisi insani ruh olup sağ

memenin dört parmak altındadır. Üçüncü sır’dır ve sol memenin iki parmak

üstündedir. Dördüncüsü hafa ismini alır, sağ memenin iki parmak üstündedir.

Beşincisi boyun çukurunun iki parmak altında bulunan ahfa’dır. Bu latifeler

İmam-ı Rabbani (k.s) Hazretlerinin buyurduğu gibi nurdan yaratılmıştır. Bunların

varlığını keşif sahipleri de söylemektedir. Çünkü bu latifeler esas yerlerine

döndükten sonra yerleri boş olarak görülmektedir.

Gerçekten Allah-u Teala (c.c) bu latifelere kendi Rabbani kemalatından kemaliyet

( olgunluk) ve yetenek vermiştir. Bunlar emir aleminden madde alemine

taşındıktan sonra, insan bedenine konulurken, nefis onların nurlarını karartmış,

kemalat ve yeteneğini de eksiltmiştir.

Allah-u Teala’nın ( c.c) latiflere verdiği kemalat şu şekildedir.

Kalb için zati tecelli ve huzuru yaratmıştır.

Ruh için zati sevgi ve cezbeyi yaratmıştır.

Sır için zati vahdeti ( Cenab-ı Hakk’ı (c.c) bir bilmek) yaratmıştır.

Hafa için istiğrak’ı ahfa için izmihlal’i yaratmıştır.

İstiğrak : Duygularla ve düşünceyle anlaşabilen tüm varlıkları, dağılmaksızın

Allah-u Teala’nın ( c.c) Zati tecellisine batmış olarak; O’nun yüce zatını ise

bütün yaratılanı kuşatmış olarak görmek ve anlamaktır. Suya dalmış kişinin su,

suyunda o kişi olmadığı gibi, suya dalan kişi dalışının derinliğinde görülmez.

İstiğrak halinde kul kuldur, Rabb de Rabb’dır. Yani istiğrak halinde Allah-u

Teala ( c.c) ger.ekten değil de, belirme ve ululuk yönünden tüm varlıkları

kuşatmış olarak algılanır.

İzmihlal ( Kaybolma, dağılma) : Tüm eşyayı Allah-u Teala’nın ( c.c) ilahi

varlığında dağılmış ve yok olmuş olarak görmektir. Bu suyun sütün içinde

kaybolduğu gibidir. Fakat bu da gerçek birleşme değildir. Zira yaratılanla yüce

yaratıcısının birleşmesine inanmak açıkça küfürdür. Allah-u Teala’nın (c.c)

varlığı kuvvetlidir, hükümrandır, mutlaktır ve yaratılanların varlığı esastır.

Yaratılanlar ise O yüce varlığın gölgesidir, zayıf ve sonradan olmadır. Biz

özellikle kalbin O’na ileri derecede bağlı olması nedeniyle bu tanımlamayı

kullanıyoruz, yoksa birleşme söz konusu değildir.

Latifelerin Açıklanması ve Zikri

Latifeler insan bedeniyle birleşince, nefs emirler aleminden olan beş latifeyi

karartmış nurlarını söndürmüş ve feyz alma kapısını kapatmıştır.

Bu kötü olay şunlara neden olmuştur :

*Kalbin zati sevgisi ve huzuru dünya sevgisine, huzuruna ve olaylara bağlı

kalmaya dönüştü.

*Ruhun zati sevgisi dünya sevgisi ve nefsin hırslarına dönüştü.

*Sırrın vahdeti ( birlik duygusu) nefsin kendini tek varlık olarak görmesine

dönüştü.

*Hafa’nın istiğrakı dünyanın hazlarına dalmaya dönüştü.

*Ahfa’nın izmihlali ise dünya hırsına dalmaya ve dünya uğruna kendini yok etme

durumuna dönüştü.

Bunların sonucunda nefis kendi isteklerinden başka tüm kemalatları unutulmuş ve

umursamaz olmuş; sadece kendini görür hale gelmiştir.
Madde aleminde olan beş latifenin temel özelliği eksiklik; karanlık ve kusurdur.

Dört unsur (elaman) toprak, su, ateş ve hava ile nefsi emareden oluşan bu beş

latifenin özellikleri şunlardır

* Toprak elemanlarının eksik yanı ibadetlere ilgisizlik, emirlere uymamak,

yasakları yapmaktır.

*Su elemanının eksik yanı nifak ( iki yüzlülük) tır. Bu suyun bulunduğu kabın

rengi ve şeklini alması gibidir. İyi kişiler yanında iyi, kötü kişiler yanında

kötü olur.

*Ateş elemanın eksik yanı nefsi sevmek ve onun uğruna kızmaktır. Bundan da

çekememezlik, hırs ve şehvet ateşi doğar.

* Hava elemanının eksikliği kibirdir. Bu da tüm yaratıklardan kendini üstün

görerek Hakk’a sırtını dönmektir.

* Nefsi emmarenin eksiği ise Allah (c.c) korusun- ilahlık iddiasıdır. ( Nefsin

Tanrı olduğunu ileri sürmesidir.)

* İşte kalbin tüm hastalıklarının nedeni bu eksikliklerdir.

ALINTI

israNUR

Bayan-Mod

  • "israNUR" bir kadın

Mesajlar: 1,383

Konum: Avusturya

Meslek: Arbeiter

Hobiler: Müzik,karakalem resim,basteln,film,anime,

  • Özel mesaj gönder

2

Monday, November 14th 2016, 8:17pm

Teşekkür ederim paylaştığın için ellerine sağlık.

Yer Imleri:

Boardumuzda Neler Var

rasittunca.com - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi