Giriş yapmadınız.

  • Giriş

Sayın ziyaretçi, Raşit Tunca Board sitesine hoş geldiniz. Eğer buraya ilk ziyaretiniz ise lütfen yardım bölümünü okuyunuz. Böylece bu sitenin nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Eğer sitenin tüm olanaklarından faydalanmak istiyorsanız, kayıt yaptırmayı düşünmelisiniz. Bunun için kayıt formunu kullanabilir ya da bu bağlantıya giderek kayıt işlemi hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz. Eğer önceden kayıt yaptırdıysanız buradan giriş yapabilirsiniz.

Karoglan

Kurucu-Admin

  • "Karoglan" bir erkek
  • Konuyu başlatan "Karoglan"

Mesajlar: 6,275

Hakkımda:


KAROGLAN

Konum: Avusturya

Meslek: EBT -EiT

  • Özel mesaj gönder

1

Monday, October 24th 2016, 8:26pm

Mallarimiz Ve Çocuklarimiz Bizleri imtihan için Verilmiştir



MALLARIMIZ VE ÇOCUKLARIMIZ BİZLERİ İMTİHAN İÇİN VERİLMİŞTİR

"Kadınlarınız ve çocuklarınız sizin için fitnedir." deniliyor, bu ne demektir?

‘Fitne’ kelimesi, Türkçe’de ‘Azdırma, baştan çıkarma, karışıklık, fesat, arabozan, karıştırıcı… ( Şemsettin Sami, Kamusi Türkî) gibi anlamlara gelmektedir. Ancak Arapça’da

kelimenin esas anlamı ‘sınamak’ ( Asım Efendi, Kamûs Tecümesi) , deneme, imtihan ( hayır veya şerle) sınama ( Lisânü’l’Arab) dır. Açıkça görüleceği üzere ‘Fitne’ kelimesinin

Türkçe’de kullanıldığı anlam, Arapça’daki esas anlamından farklıdır.

Kelime, Arapça’da ‘sınav’ anlamına gelmektedir. Mealini sunacağımız şu ayetlerde de fitne kelimesi sınav anlamında kullanılmıştır.

“Mallarınız ve çocuklarınız ancak birer fitnedir; Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır.” ( Teğâbun, 64/15)

“Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer fitnedir. Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır.”( Enfal, 8/28 )

Ayetlerde çocukların ve malın birer fitne olduğu ifade edilmektedir. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için burada bilerek ayetlerdeki ‘fitne’ kelimesini ‘sınav’ şeklinde tercüme

etmeyip orijinal lafzıyla ‘fitne’ olarak kullandık. Bu ayetlerdeki fitne kelimesi, Türkçe’ye ‘sınav’ olarak değil de ‘fitne’ olarak aktarıldığı zaman görüleceği gibi bir yanlış

anlama riski ortaya çıkmaktadır. Bu şekildeki bir meâl, insanların zihninde çocukların ve malın olumsuzlandığı şeklinde yanlış bir çağrışıma yol açabilecektir. Halbuki bu

ayetlerde çocuklar ve mallar konusunda olumsuz bir tablo çizilmemektedir.

Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak birer imtihandır. Allah'ın katında ise büyük nıükafaat vardır.
Ey insanlar, şüphesiz ki mallarınız ve çocuklamız sizin için dünyada bir imtihan ve bir fitnedir. Allah katında ise sizin için büyük bir mükafaat vardır. Eğer siz, Allah'a itaat

uğrunda evlatlarınızın, hanımlarınızın ve mallannzın etkisinde kalmayıp Allah'a itaatta devam ederseniz onun katında sizin için, büyük bir mükafaat olan cennet vardır.

Bu hususta başka bir âyet-i kerimede de şöyle buyurulmaktadır :

"Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşlere, besili atlara, hayvanlara ve ekinlere karşı duyulan aşırı istek, insanlara süslü gösterildi. Oysa bunlar sadece dünya

hayatının geçici malıdır. Varılacak güzel yer ise Allah'ın katındadır."( Al-i İmran, 3/14)

Tegabün suresi, 14 ve 15. ayetler :

4. Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, hoş görür ve bağışlarsanız,

bilin ki Allah çok bağışlayan çok merhamet edendir.

15. Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır. Büyük mükafat ise Allah'ın yanındadır.

14. "Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan." Toplumda iç huzurun en önemli prensiplerinden biri de aile düzenidir. Böylesine mühim bir mesele olmasından dolayı burada

müminlere yararlı işlerin beyanı sırasında aile problemleriyle ilgili bazı talimatları içeren bir hitap ile sûreye son verilecektir ki bu husus, hem önceki iki sûrenin sonunda

yer alan hitabelerine bir nazire, hem de bundan sonra gelecek olan iki sûreye bir mukaddimedir. Tirmizi, Hakim, İbnü Cerir ve daha başkaları İbnü Abbas'tan şöyle rivayet

etmişlerdir ki :

"Bu âyeti bazı Mekkeliler hakkında nazil olmuştur ki, onlar Müslüman olmuşlar ve Medine'ye Peygamber ( s.a.v)'in yanına gitmek istemişlerdi. Hanımları ve çocukları da onları

bırakmaya razı olmadılar. Sonra kalkıp Resulullah'a geldiklerinde insanların dinî bilgileri kavramış olduklarını görünce zevcelerine ve çocuklarına ceza vermeyi düşündüler.

Bunun üzerine Allah Teâlâ bu âyeti indirdi."

Diğer bir rivayette de şöyle denilmiştir :

"Bir adam hicret etmek istemişti, ancak karısı ve çocuğu ona mâni olmuştu, o da "Eğer Allah Teâlâ sizinle beni Daru'l-hicre ( Medine)'de bir araya getirirse vallahi şöyle şöyle

yapacağım." diye yemin etmişti. Böylece bu âyet nazil oldu."

Ata b. ebi Rabah'tan rivayet edildiğine göre :

"Avf. b Mâlik el-Eşcei Peygamber'le beraber gazaya gitmek istemişti. Çoluk çocuğu toplanıp engel olmaya uğraştılar ve biz senin ayrılığına dayanamayız diye sızlandılar. O da

merhamet gösterip gazaya katılmamış, sonra da pişmanlık duymuştu. Bunun üzerine söz konusu âyet indi."

Bu da gösteriyor ki âyetin nüzul sebebiyle ilgili birden çok rivayet vardır. Ancak bu rivayetleri birleştirmek mümkündür. Âyetin söz gelimi ve mânâsı bu ve benzeri rivayetlere

uygun olduğu gibi daha da kapsamlıdır.

Ezvac, zevc kelimesinin çoğuludur. Erkeğe de dişiye de denir. Burada hitab, âyetin dış anlamı itibarıyla erkeğe olduğuna göre murad da, onların eşleri olan hanımlar demektir.

Ancak "Ey iman edenler!" gibi erkeklere yapılan hitabın tağlib yoluyla kadınları da kapsaması kaidesine bakarak, ezvacın da erkek ve kadın eşleri içine aldığı söylenebilir.

Önceki ifadeden bu mânâ, işareten veya delaleten anlaşılır.

Buyuruluyor ki : Ezvacınızdan, yani eşlerinizden ve çocuklarınızdan size bir düşman vardır. Kadın ve çocuklardan oluşan ailelerinizin tamamı değilse de içlerinden bazıları;

yani bazı kadın, bazı çocuk veya bazı kadınla çocuklardan teşekkül eden bir takımı, size bilerek veya bilmeyerek bir nevi düşmandır.

Dünyada kocalarına düşmanlık eden, canına bile kıymaya kadar giden, yemeğine zehirler katan, aklını karıştıran, malına ırzına, namusuna hıyanet eden, dinini diyanetini yıkan ve

cehenneme sürükleyen nice kadınlar ve çocuklar bulunagelmiştir. Bunu, bile bile kasden yapanlar olduğu gibi, bir takımları ve belki de birçokları bilmeyerek ve kötü bir maksat

beslemeyerek kocalarını veya babalarını zararlara, sıkıntılara, keder ve üzüntülere düşürür, böylelikle bir takım hayırlı işlere, ibadetlere engel olurlar.

Çocuklar hakkında ifade edilen bu ikinci husus, bundan sonra gelen âyette fitne tabiriyle gösterilmiş olmasına nazaran, burada daha ziyade kasdi olan düşmanlık ilk akla gelirse

de, o âyette zikredilmemiş olan ezvacla beraber burada da aynı mânâ düşünülerek mutlak anlamda olan düşmanlığın kasıtlı veya kasıtsız olma ihtimalinin bulunması, iki âyet

arasında bir "intibak" sanatı ifade edebileceği cihetle daha beliğdir. Ailede böyle kasıtlı yahut kasıtsız düşmanlık zevce ve çocuklar tarafından olabildiği gibi, koca

tarafından da olabilir. Karılarına hıyanet eden nice erkekler de vardır. Ancak hitabın zahiren erkeklere olması itibarıyla o taraf açıklanmayıp mânânın işaret ve delaletine

bırakılmıştır. Bunun da sebebi şudur :

"Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve erkekler mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur..." (

Nisâ, 4/34)

âyeti gereğince erkeklerin infak, idare ve terbiyeyi üzerlerine alan reisler olmaları hasebiyle hitab, öncelikle onlara yapılmış ve özellikle iman sıfatıyla nida edilmiş olduğu

cihetle akil, baliğ, mükellef bir mümin olarak seslenilmiş, bir aile reisinin kendi ailesine karşı düşmanlık ve ahlâksızlığının, erkeğin akıl ve iman yönüyle bağdaşmayacağı

ifade edilmiş ve onlara ancak bu gibi durumlarda uyanık bulunup birtakım mahzurlardan sakınmak, af, bağışlama ve müsamaha gibi ahlâkî faziletlerle idare etmenin uygun olacağı

anlatılmak üzere bu cihet açıkça belirtilip mukabili terk edilmiş veya gizlice zikredilmiştir. Yani gerçekte kâmil bir mümin için öyle bir ahlâksızlığı düşünmek bile mümkün

değildir.

O halde müminlerin zevcelerine ve çocuklarına yakışan da onlara düşman değil, cidden dost ve esirgeyici olmak, o imanın alâmet ve terbiyesini kazanmaktır. Hal ve ifade yönünden

örnek olarak bunu telkin ve idare etme vazife ve sorumluluğu ise öncelikle erkeklere yöneltilmiştir. Bunun da sebebi, kadınların akıldan ziyade hislerine tabi olmalarıdır.

Binaenaleyh meâlin kısaca özeti şöyledir :

"Ey iman eden ve aile üzerinde yönetici olması gereken erkekler. Sizlerin erkekliğiniz, aklınız, imanınız ve gereğince iyilik fikriniz size bağlı olan ailenize düşmanlık yapmaya

müsaade etmemeyi icab ettirirse de, zevceleriniz ve çocuklarınız içinden akıl veya dinde noksanlıkları sebebiyle sizlere düşman olan, başınıza problem çıkarmak isteyen

bazılarının da bulunabileceği muhakkaktır. O halde düşmanlardan sakınınız. Onlara dikkat edip mahzurlarından korununuz, şerlerinden, keder ve sıkıntılarından emin olup kendinizi

onlara kaptırmayınız."

"Bundan dolayı eş seçerken dış güzelliğine, malına, şusuna busuna kapılıvermeyip her şeyden önce dinini, edebini, iffetini ve ahlâkını aramak gerekir. Nitekim bir hadiste

"Çöplükte biten yeşillikten sakınınız!" buyurulmuştur. Sonra da aile hukukuna riayet ve onların dinî terbiyelerine dikkat etmeli, ayrıca onların yüzünden gelmesi beklenilen

dünyevî ve uhrevî zararlardan sakınmalı, gelişi güzel bırakıvermeyip uyanık durumda bulunmalı, sevgi ve alaka sevdasıyla şımartmamalıdır."

"Bununla beraber sakınacağız diye tazyik edip de sıkmamalı, her kusurlarına aldırmamalıdır. Ve eğer affederseniz yani affetmek hakkınız olup tarafınızdan affı mümkün olan

suçlarını bağışlarsanız -ki bunlar, size karşı yapılan ve başkalarını ilgilendirmeyen dünya işleriyle alakalı yahut da dinî konularda olup da tövbe ettikleri suçlardır, affeder

yüzlerine vurmaz, başlarına kakmaz ve ayıblarını, eksikliklerini örter, müsamaha gösterirseniz, şüphesiz Allah da gafurdur rahîmdir. O da sizin günahlarınızı rahmetiyle

bağışlar."

15. Her halde mallarınız ve evlatlarınız bir fitnedir. Sizi kendilerine tutkun edip zahmetlere ve günahlara sokmaya sebeb olan ve bir takım hayırlardan, itaatlardan alıkoyan bir

imtihan ve sıkıntıdır. Halbuki büyük mükafat Allah'ın yanındadır. Binaenaleyh Allah muhabbetini, zikir ve taatı mal ve evlat sevgisine tercih etmeli, mal ve evlat kaygılarıyla

uğraşırken, Allah için olan ibadet ve itaatı bozmamalıdır.

----------------

Çocuk ve İmtihan

İnsan, dünyanın cazibedâr güzellikleriyle devamlı imtihan halindedir. Zira imtihan, test etme, potadan geçirme, hası hamdan, altını taştan-topraktan ayırma anlamlarına

gelmektedir. Dolayısıyla imtihandan gaye, mü’minleri fert ve toplum olarak pişirmek, olgunlaştırmak, temizi kirliden ayırarak temiz bir vaziyette mü’minleri cennete ehil hale

getirmeye hazırlıktır. Mal-mülk, evlâd ü iyal, sıhhat, afiyet, gençlik, makam ve mansıp hepsi imtihandır. Kur’an’da “Mallar ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür”1 denildikten

sonra, “Malla­rınız da, çocuklarınız da sizin için bir imtihandır”2 şeklinde haber verilmiş, ardından da mal ve çocukların Allah’ı anmaktan alıkoymaması istenmiştir.3 Bu

tembihler insandaki servet ve evlâd düşkünlüğüne işarettir. Demek ki mal ve evlat, fani dünyanın geçici süsleridir. Asıl kalıcı olan ise sâlih amel ile sâlih ( hayırlı)

evlattır. Dolayısıyla anne ve babalar çocuklarının “erkek” veya “kız” olması için değil, hayırlı olmaları için dua etmelidir. Nitekim Zekeriya ( a.s) : رَبِّ هَبْ لِى مِنْ لَدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةً “Rabbim!

Bana katından tertemiz, hayırlı bir nesil lütfet” şeklinde dua edince, Cenab-ı Hak, “Efendi, iffetli, sâlih bir peygamber olacak Yahya’yı” vermiştir.4 Hz. İbrahim ( a.s) da :

رَبِّ هَبْ لِى مِنَ الصَّالِحِينَ “Ya Rabbî, bana salih evlatlar lütfet!” diye dua edince, Cenab-ı Hak Hz. İsmail’e işareten فَبَشَّرْناَهُ بِغُلاَمٍ حَلِيمٍ “Biz de ona aklı başında bir oğul müjdeledik.”5 şeklinde haber

vermiştir. O İsmail ki hiç tereddüt etmeden kurban olmaya gitmiştir.

Enes b. Malik’in annesi Ümmü Süleym’in bir çocuğu hastalanır ve vefat eder. Kocası Ebû Talha o esnada dışarıda olduğundan hanımı, çocuğunun ölüm haberini hemen ulaştıramaz.

Hatta bir rivayete göre çocuğu yıkayıp kefenledikten sonra üzerini örter, evdekilere de kendisinden başka kimsenin Ebû Talha’ya çocuktan bahsetmemesini tenbih eder. Ebû Talha

eve gelip çocuğun durumunu sorunca eşi, “o şimdi daha rahat” cevabıyla aslında çocuğun gerçek durumuna tariz yoluyla işaret etmiştir. Ebû Talha ise, onun bu sözünü çocuğun

iyileştiği anlamında yorumlamıştır. Ümmü Süleym, kocasının çocuğu çok sevdiğini bildiği için böyle davranmış ve onu ölüm haberinin acısına hazırlamıştır. Sonra da : Ey Ebû

Talha, bir kimse, bir aileye emânet bir şey verse de, sonra emânetini istese, iade etmeyebilirler mi? demiş, Ebû Talha da : “Hayır, öyle şey olmaz” demiştir. Böylece Ümmü

Süleym, çocuğu geri alınmak üzere bırakılmış bir emânet olarak vasıflandırmış, emâneti sahibine geri vermemenin düşünülemeyeceğini Ebû Talha’ya söylettikten sonra bu emânetin

geri alındığını yani çocuğun öldüğünü haber vermiştir.6 Bu olayda Ümmü Süleym, çocuğunu kaybeden hiç bir annenin gösteremeyeceği bir sabrı ortaya koymuştur. Hz. Peygamber (

s.a.v) bu olayı duyunca Ebû Talha ve ailesi için dua yapmış, ve bu dua neticesinde de onların Abdullah isimli hayırlı bir evlatları olmuştur.

Sonraki yıllarda Ensardan bir kişi ( İbâye b. Rifa’a) Abdullah’ın dokuz çocuğunu gördüğünü, hepsinin de Kur’an’ı okuyan ve mânasını anlayan kimseler olduğunu söylemiştir.7

Bir kimsenin çocuğu öldüğü zaman, Allah Teala meleklerine şöyle sorar : Kulumun kalbinin meyvesi olan çocuğu elinden alınınca o ne dedi? Melekler de ‘sana hamdetti ve istircâda

bulundu ( yani ‘innâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn’ dedi) derler. Bunun üzerine Cenab-ı Hak ‘Bu kulum için cennette bir köşk bina edin ve ismini “Beytü’l-hamd” koyun’ buyurur.8

Şu halde çocuklar Cenab-ı Hakkın bir kulu ve hediyesi olarak geçici mahiyette anne ve babasının himayesine verilen birer emanettir. Bu emanet geriye alındığı zaman sabreden

mü’minin mükafatının ise cennet olacağı hadiste haber verilmektedir.

Gençlik yıllarını eğlence ve işret alemleriyle geçiren Tabiinden Malik b. Dinar’ın tövbesi de şu olaydan sonra olmuştur. Malik b. Dinar’ın aşırı bir sevgi ile bağlandığı bir kız

çocuğu, iki yaşına gelince aniden ölüvermiş ve onun üzüntüsünden yeme ve içmeyi terk etmiştir. Ancak bir Cuma ( berat kandili) gecesi şöyle bir rüya görmüş. Rüyasında kıyamet

kopmuş, Sûra üflenmiş, ölüler kabirden çıkarılmış ve insanlar haşir meydanında toplanmışlar. O esnada arkasından siyah büyük bir yılanın kendisine doğru geldiğini görmüş ve

korkudan kaçarken, temiz elbiseli güzel kokulu bir ihtiyar ile karşılaşmış. Ondan yardım istemesine rağmen o da ağlayarak “Ben zayıf bir kişiyim. Bu yılan şu an benden daha

kuvvetlidir” diyerek yardımcı olamayacağını belirtmiş. Kaçarken biraz ileride ateş çukurlarına düşmek üzereyken, bir ses; “Dikkatli ol, oradan dön” şeklinde ikaz etmiş. Bu defa

ihtiyar kişi tekrar karşısına çıkmış ve “Sen şu dağın başına çık. Orada Müslüman­ların emanetleri vardır. Senin de emanetin var, sana yardım eder” demiş. Dağa çıkınca altın ve

gümüşten yapılmış binalar ve odalar içinde nur yüzlü çocuklar ile birlikte kendi çocuğunu da görmüş. Bu esnada yılanın kendisine tekrar yetişmek üzere olduğunu anlayınca, ne

yapacağını şaşırmış. O anda çocuğu ona elini uzatmış ve içeriye alarak yılandan kurtarmış. Kızı yanına oturunca şu ayeti okumuş : ألَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ آمَنوُا أنْ تَخْشَعَ قُلوُبُهُمْ لِذِكْرِاللهِ “İman edenlerin Allah’ı

zikretmekten ve inen haktan dolayı kalplerinin saygıyla ürpermesinin zamanı gelmedi mi?”9 Malik b. Dinar çocuğundan bu ayeti duyunca irkilmiş ve sen Kur’an biliyor musun? demiş.

Ardından da kızına kendisini kovalayan yılanın ne olduğunu sormuş. O da “O senin kötü amellerindir. Bu sebeple seni cehenneme sokmak istiyordu” demiş. Ya karşılaştığım ihtiyar

kimdir? deyince, “O da zayıf olan salih amellerindir. Zayıf olduğu için seni kurtaramadı” demiş. Burada ne yapıyorsunuz deyince, “Burada gördüğün kişiler müminlerin

çocuklarıdır, kıyamet gününe kadar anne ve babalarını bekleyecek ve onlara yardımcı ( şefaatçi) olacaklardır” şeklinde cevap vermiş. Malik b. Dinar, rüyadan uyanınca bu olaydan

çok etkilenmiş ve artık Allah’a isyan etmekten vazgeçip, tövbe ve istiğfar ederek Allah’ın emirlerine sıkıca sarılmış.10 Rüyalar, misal aleminden, kaderle alakalı levhaların

yazılıp-çizilip temaşamıza sunulan yansımalardır. Gözler, bu aleme kapandığı an, öbür alemde ( mânâ aleminde) cereyan eden hadiselere açılır. İşte kişiler bazen böyle rüyalar

ile ikaz olunabilirler. Şu halde Cenab-ı Hakkın, emanet olarak verdiği çocuğu geri aldığında, aşırı üzülmemek gerekmektedir. Zira dünya ebedi değildir. O halde ayrılık da ebedi

olmayacaktır. Demek ki dünya bir misafirhanedir, vefat eden çocuk nereye gitmişse, anne ve baba da oraya gidecektir. Bu düşünce ise kişiye manevi bir derece kazandıracaktır.

--------------------

Çocuklar İmtihan Vesilesidir

Mü'minler, işleriyle çok fazla meşgul olmama­ları ve çocuklarına olan sevgileri yüzünden ha­yatın hakiki gayesini unutmamaları için uyarıl­maktadırlar, insanlar çocuklarını

terbiye etmek, sözleri ve amelleri ile onlara hayatın hakiki ga­yesini göstermek için ellerinden gelen gayreti göstermelidirler. Böylece evlatları her iki dünyada nimetlere ve

mutluluklara kavuşurlar. İnananlar çocuklarını sırat-ı müstakim'e getir­mek için hiçbir sıkıntıdan kaçınmamalı ve bütün kudret ve servetlerini bu amaç için harcamalıdırlar.

Çocuklarının İslam toplumunun mazbut, dindar, dürüst ve vicdanlı birer üyeleri olabilmeleri için onlara iyi bir terbiye vermek, mü'minlerin ahlakî, dinî ve sosyal vazifeleridir.

Fakat bütün teşebbüs ve gayretlerine rağmen çocuklarını hayat yollarının doğruluğuna inandıramıyorlarsa, o zaman onlar için kendile­rini mahvetmemelidirler. Çocuklarının önünde

inançlarını vazıh bir şekilde açıklamalı ve on­ları fiillerinin kötü sonuçları ile ilgili olarak uyarmalıdırlar. Kur'an şu iki kişinin kıssasından bahsetmektedir : Biri

İtaatkar ve Allah'a iman etmekte, diğeri asi ve O'na iman etmemektedir. Birincisi şöyle söylemekte : "Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimete şükretmemi ve be­nim razı

olacağın yararlı işler yapmamı sağla; bana verdiğin gibi soyuma da salah ver; doğrusu sana yöneldim, kendimi sana verenlerdenim." Fakat diğeri anne-babasına şöyle demektedir :

"Of size, benden önce nice nesiller gelip geç­mişken beni tekrar diriltilmemle mi tehdit edi­yorsunuz?" Ana-babası Allah'a sığınarak : "Yazık sana! İnan, Allah'ın sözü

gerçektir." Fa­kat o "Bu, öncekilerin masallarından başka birşey değildir?" diye cevap vermektedir. ( 46 : 15-17).

Kur'an'ın bu ayetlerinde iki insan örnek veril­mektedir. Birisi ana-babasına muti ve gerçek mü'min ve diğeri kafir ve ana-babasına itham eden, onlara karşı kaba kelimeler

kullanan biri. Allah ilk örneğin tavrını övmekte ve şu ayetle ona en iyi mükafatları vereceğine söz vermekte : "!şte Elediklerini en güzel şekilde kabul ettiğimiz ve

kötülüklerini geçtiğimiz bu kimseler, cennetlikler içindedirler. Bu, verilen doğru bir sözdür." ( 46 : 16). Diğer taraftan, kibirli ve asi, anne-babasına hiçbir saygı

göstermeyenler şid­detli ceza ile tehdit edilmektedirler : "İşte onlar kendilerinden önce cinlerden ve insanlardan gelip geçmiş ümmetler içinde, Allah'ın azab va'dinin

aleyhlerine gerçekleştiği kimselerdir. Doğrusu onlar hüsranda olanlardır." ( 46 : 18 ).

Bu örnekler, kendilerini hor gören, onların değerli ve kutsal gördükleri her şeyi reddeden, onları geri kafalı, saygı ve hürmette layık olma­yan kişiler olarak gören çocuklara

sahip ana-babalara açık bir derstir. Böyle bir çocuğa sahip olan ana-babalar, öğüt vermeye ve öğretmeye devam etmelidir. Fakat çocukları yine de on­ların yolundan gitmeyi

reddediyorsa, o zaman ana-baba, çocuklarının peşinden giderek kendi iman gemilerini batırmamalıdırlar.

Kur'an ana-babaları, dünyevî servet ve evlat sevgisinin cazibesine karşı uyarmaktadır : "Ey inananlar! Sizi mallarınız ve çocuklarınız Al­lah'ı anmaktan alıkoymasın; böyle

olanlar hüsrana uğrayanlardır." ( 63 : 9) Bu sebeple, mal ve çocuk sevgisine çok fazla bağlanmak ana-babayı Allah'a ibadetten alıkoyabilir ve onların mahvına sebep olabilir.

Bundan dolayı ana-babalar çocuklarının dünyevî iyiliği için, çok aşın çalışmamaları konusunda uyarılmıştır. Ana-ba-baların bütün gayretine rağmen çocuklar iste­nildiği gibi

cevap vermiyorlarsa, o vakit çocuklarına karşı olan vazifelerinden affedilmiş olur­lar. Ancak, kendilerini yaratana ve Rabblerine karşı olan vazifelerinde ısrarlı olmalıdırlar.

Yine Al-İ İmran suresinde şu sözleri okumak­tayız : "İnkar edenlerin mallan ve çocukları Al­lah'a karşı onlara birşey sağlamaz. İşte onlar ateşin yakıtlarıdır." ( 3 : 10).

Mücadele suresinde ise şu ifadeler vardır : "Malları ve çocukları on­lara Allah katında bir fayda sağlamaz. Onlar Ce­hennemliklerdir. Orada temelli kalacaklardır." ( 58 : 17).

Kur'an'ın bu ayetleri ana-babaların; çocuklar İslam'ın Sırat-ı Müstakiminde kaldıkları müddetçe onların durumlarının iyileştirilme­sinden sorumlu oldukları, eğer bunu kabul et­

mezler de doğru yoldan saparlarsa mümkün olan en iyi yolla öğüt vermeye devam etmeleri gerektiği konularında hiçbir şüphe bırakma­maktadır. Fakat çocukları yine de inhiraf

eder­lerse ana-babalar onları izleyerek kendilerini tehlikeye atmam alıdırlar. Ancak onları takip ederlerse, bilmelidirler ki, zenginlikleri ve soy­ları onlan Allah'ın elim

azabından koruyamaz. Böyle ana-babalar dünyevî zenginliğin gurur ve şa'şaasınm ve çocuklarının kendilerini aldatıp sırat-ı Müstakîm'den alıkoymaması konusunda da uyarılmışlardır

: "Bilin ki dünya hayatı oyun, oyalanma, süslenme, aranızda övünme ve daha çok mal ve çocuk sahibi olmaktan ibarettir.... Dünya hayatı ise sadece aldatıcı bir geçinme­dir." (

57 : 20).

Ana-babalara mal ve evlada çok fazla bağlan­manın ve onlarla çok fazla ilgilenmenin Allah katındaki durumlarına birşey katmayacağı ha­tırlatılmıştır, özellikle çocuklar Sırat-ı

Müstakîm'den ayrılmış ve yanlış yolu seçmişse : "Ey İnsanlar! Sizi bana yaklaştıracak olan ne mallarınız ve ne de çocuklarınızdir; yalnız inanıp yararlı iş işleyenler ( Bana

yakın-laştırılırlar)." ( 34 : 37). Bu ayetin iki anlamı vardır : Birincisi, kişiyi Allah'a yakınlaştıracak olan mal ve evlat değil, fakat İman ve salih ameldir. İkincisi;

mallar Allah yolunda harca­nırsa ve çocuklar Tevhİd kavramının idrakine tamamen varacak, iman ve salih amellerinde sa­bit kalacak şekilde terbiye edilirse, mü'min kul için

Allah'a yaklaşma yolunda birer vasıta ola­bilirler. Bu sebeple eğer iyi bir terbiye verilirse ve bu terbiye onları dindar ve faziletli olduğu kadar iyi ve mazbut insanlar haline

getirirse ço­cuklar ana-baba için gerçekten çok kıymetli varlıklar olurlar. ( Tafheem al-Quran, c.IV sh.297).

Peygamber de, Allah'ın dini yolunda bir ma­ni olmaması için bir kişinin çocuklarına olan sevgi ve şefkatini normal ve makul sınırlar için­de tutması gerektiğini vurgulamıştır.

Malla bir­likte çocuklar da bir imtihan vesilesidir. Allah senin, çocuklarının sevgisine çok dayanıp ya­ratılmana ve dünyada hayat sürmen için nimet verilmesine sebep teşkil

eden hayatının esas ga­yesini unutup unutmayacağını görmek istemek­tedir.

Kur'an bu hakikatten şu sözlerle bahsetmekte­dir : "Ey inananlar! Allah'a ve Peygambere karşı hainlik etmeyin, sîze güvenilen şeylere bile bile ihanet etmiş olursunuz.

Mallarınızın ve çocuk­larınızın, aslında bir sınama olduğunu ve büyük ecrin Allah katında bulunduğunu bilin." ( 8 : 27-28 ).

Yİne Teğabün suresinde şu sözleri okumak­tayız : "Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız bir imtihandır." ( 64 : 15). Bu ayetler, ana-babalara çocuklarına aşırı sevgi ve bağlılık

duymalarının doğurabileceği tehlikeyi hatırlatmaktadır. Bu tehlike kişinin imanının gerektirdiği ahlak, iyi­lik ve adalet seviyelerini korumakta güçlük çek­mesidir. Bu sebepten

dolayı ana-babalarının ço­cuklarının sevgisi ile inançlarının sevgisi ve Sırat-ı Müstakim arasına bir çizgi çekmeleri ge­rekmektedir. Çocuklarına aşın bağlanarak, Al­lah'ın

yolundan sapmaları mümkündür ve bun­dan vazgeçmeleri, çocuklarının olduğu kadar kendilerinin de iyilikleri içindir.

------------------

Kişi malı, hanımı ve çocuğuyla imtihan edilir. Hadis ( Taberani)


Rabbimiz Meâlen şöyle buyurmaktadır.

Ve iyi biliniz ki, mallarınız ve evlatlarınız birer imtihan aracından başka birşey değildir. Allah katında büyük ecir vardır.Enfal 28.

Evet arkadaşlar Ayet-i Kerimeden de anlaşıldığı gibi, bizim en büyük imtihanımız malımız ve evladımızdır.
Aslında hayatımız bir imtihandır. Bu hayatımızı devam ettirmemiz için onlar bir sebeptir. Hadi biraz daha açalım.
Her zaman şu tabiri kullanırız veya şahit oluruz.
"Dünya bir imtihan dünyasıdır - İmtihan yeridir"
Rabbimiz bazı kişilere evlat vermez bazı kişilere de mal vermez bu şekilde imtihan eder. Bazılarına evlat verip evlatla imtihan eder bazısına mal verip mal ile imtihan eder.

Aslına bakarsak sizde takdir edersiniz ki mal ve evladın kıymetini malı ve evladı olmayan kişi en iyi şekilde bilir.
Rabbim ikisininde yokluğunu göstermesin.
Bize yakışan malın, evladın, kısaca elinde olan herşeyin tek sahibinin Allah olduğunu her ikisininde de mevlamızdan olduğunu bilmek mevlamızın istediği zaman alma kudretine

sahip olduğunu bilmektir, anlamaktır.
Her şey zıddı ile anlaşılır gavlinden yola çıkarak tersini ele alalım. Kişi evladı ile olan imtihanı kaybederse veya mal ile olan imtihanını kaybederse neler olabilir. Bile bile

hıyanet edenlerden olursunuz. Bundan dolayı da birbirinize olan güveniniz yok olur. Kimsenin kimseye güvenmediği bir toplum olursunuz. Siz kendinizden emin olamazsanız diğerleri

sizden hiç emin olamazlar. O vakit emniyet ve güven büsbütün ortadan kalkar. Başınıza işte o sözü edilen büyük fitneler kopar. Bunun için Allah'a, Resulü'ne hıyanet edip de

kendi kendinize hıyanet edenlerden olmayın. Gerçi mümin, mümin olmak bakımından hıyanet etmez, hainlik ve yalan müminde huy haline gelmez.
"İki özellik vardır ki, müminde huy haline gelmez, bunlar hıyanet ve yalandır." hadisi şerifinde bu iki hasletin müminde huy ve tabiat haline gelemeyeceği haber veriliyor. Ancak

mümin gaflet edebilir, maişet derdiyle, mal ve evlat endişesiyle bazen böyle bir zaafa düşebilir. Böyle bir durumda biliniz ki, mallarınız ve evlatlarınız sırf bir fitnedir,

sizin için fitneden başka bir şey değildir. Sizi meftun eder, günaha ve belaya sokabilir. Onlar böyle durumlarda birer dert ve imtihandır. Allah ise, ancak O'nun yanında büyük

ecir olduğu kesindir. Ki O'nun verdiğini hiç bir kimse veremez, O'nun kazandırdığını hiç bir şey kazandıramaz. Şu halde ne mala, ne evlada, ne de başka bir şeye meftun olup da

hıyanet tehlikesine düşmeyin, düşüp de o büyük ecirden mahrum kalmayın.
( Tefsir açıklaması)
Dilerseniz şu manidar kıssa ile konumuza açıklık getirelim.

Benî İsrail'den üç kişi vardı.
Biri alatenli, biri kel, biri de âmâ.
Allah bunları imtihan etmek istedi. Bu maksatla onlara ( insan suretinde) bir melek gönderdi.
Melek önce alatenliye geldi. Ve en çok neyi seversin dedi.
Adam
Güzel bir renk, güzel bir cilt, insanları benden tiksindiren halin gitmesini dedi. Melek onu mesh etti. Derken çirkinliği gitti, güzel bir renk, güzel bir cilt sahibi oldu.
Melek ona tekrar sordu
Hangi mala kavuşmayı seversin
Deveye dedi, adam. Anında ona on aylık hamile bir deve verildi.
Melek "Allah bunları sana mübarek kılsın deyip ( kayboldu)
ve kel'in yanına geldi. En ziyade istediğin şey nedir dedi.
Adam Güzel bir saç ve halkı ikrah ettiren şu halin benden gitmesidir dedi.
Melek, keli elleriyle mesh etti, adamın keli gitti. Kendisine güzel bir saç verildi.
Melek tekrar en çok hangi malı seversin diye sordu.
Adam sığır dedi. Hemen kendisine hâmile bir inek verildi.
Melek Allah bu sığırı sana mübarek kılsın diye dua etti
ve âmânın yanına gitti.
Ona da En çok neyi seversin diye sordu. Adam Allah’ın bana gözümü vermesini ve insanları görmeyi dedi.
Melek onu mesh etti ve Allah da gözlerini anında iade etti.
Melek ona da En çok hangi malı seversin diye sordu.
Adam Koyun dedi. Derhal doğurgan bir koyun verildi.
Derken sığır ve deve yavruladılar, koyun da kuzuladı.
Çok geçmeden birinin bir vâdi dolusu develeri, diğerinin bir vadi dolusu sığırları, öbürünün de bir vadi dolusu koyunları oldu.
Sonra melek, alatenliye, onun eski hali ve heyetine bürünmüş olarak geldi ve
Ben fakir bir kimseyim, yola devam imkanlarım kesildi. Şu anda Allah ve senden başka yardım edecek kimse yok Sana şu güzel rengi, şu güzel cildi ve malı veren Allah aşkına bana

bir deve vermeni talep ediyorum Tâ ki onunla yoluma devam edebileyim dedi.
Adam ne dese iyi kardeşlerim
( Olmaz öyle şey, onda nicelerinin) hakları var dedi ve yardım talebini reddetti.
Melek de sanki seni tanıyor gibiyim Sen ala tenli, herkesin ikrah ettiği, fakir birisi değil miydin Allah sana ( sıhhat ve mal) verdi dedi.
Ama adam ( Çok konuştun) Ben bu malı büyüklerimden tevârüs ettim diyerek onu tersledi.
Melek de Eğer yalancı isen Allah seni eski hâline çevirsin dedi
ve onu bırakarak kel'in yanına geldi.
Buna da onun eski halinde kel birisi olarak göründü. Ona da öbürüne söylediklerini söyleyerek yardım talep etti. Bu da önceki gibi talebi reddetti.
Melek buna da Eğer yalancıysan Allah seni eski hâline çevirsin deyip,
Doğruca âmâ'ya uğradı. onun yanına gitti.
Buna da onun eski hali heyeti üzere ( yani bir âmâ olarak) göründü. Buna da Ben fakir bir adamım, yolcuyum, yola devam etme imkânım kalmadı. Bugün, evvel Allah sonra senden

başka bana yardım edecek yok Sana gözünü iade eden Allah aşkına senden bir koyun istiyorum ta ki yolculuğuma devam edebileyim dedi.
Ama cevaben
Ben de âmâ idim. Allah gözümü iade etti, fakirdim ( mal verip) zengin etti. İstediğini al, istediğini bırak Vallahi, bugün Allah adına her ne alırsan, sana zorluk

çıkarmayacağım dedi.
Melek de Malın hep senin olsun Sizler imtihan olundunuz. Senden memnun kalındı ama diğer iki arkadaşına gadap edildi ( ve gözden kayboldu).

------------------

MAL VE EVLATLA İMTİHAN.....



Mekkeli bazı müslümanların hicretine, Medineli bazı müslümanların cihada çıkmasına engel olan eş ve çocukların bu davranışları üzerine Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde şöyle

buyurdu :

“Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının!” ( Teğabün : 14)

Dini hayata, hayır ve infaka, ahlâk ve fazilete karşı olan her davranış bu Âyet-i kerime’nin şümulüne girmektedir.

Kimi eşler vardır ki kocalarının, kimi çocuklar da vardır ki babalarının düşmanıdırlar. Bu düşmanlık onları sâlih amellerden alıkoymak mânâsınadır. İbâdet ve taattan meşgul

ederler. Haram kazanca ve günah olan işlere sevk ederek büyük mesuliyetlere maruz bırakabilirler.

Onların sebebiyle gelmesi düşünülen dünyevî ve uhrevî zarar ve ziyanlardan kaçınmalı, dikkatli ve tedbirli olmalıdır.

Bununla beraber sakınacağız diye bunaltıp sıkmamalı, ahkâm ölçüleri dahilindeki kusurlarını bağışlamalıdır.

Âyet-i kerime’nin devamında şöyle buyurulmaktadır :

“Affeder, kusurlarına bakmaz, günahlarını örterseniz, şüphe yok ki Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.” ( Teğabün : 14)

Eş ve çocukları baştacı edip bütün mesaisini onlara hasreden, helâl ve haram sınırlarını gözetmeden onların rahatı için gecesini gündüzüne katıp uğraşırken ibadet ve taatı

terkeden, yapması gereken infak ve hayırları yapmayan, böylece Hakk’tan uzaklaşan kimseler için mal ve evlât birer fitnedir. Kalbi dünya ile meşgul ettikleri için onlara fitne

denmiştir.

Ashâb-ı kiram’dan Avf bin Mâlik el-Eşcâî -radiyallahu anh- Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in de katıldığı bir savaşa gitmek isterken eşi ve çocukları

sızlanıp kendilerini acındırarak onu alıkoymuşlardı. O ise bu davranışının yanlış ve hatalı olduğuna kanaat getirerek derin bir pişmanlık duymuş ve Allah-u Teâlâ ‘ya yönelerek

tevbe ve istiğfarda bulunmuştu

Bu sebeple inen Âyet-i kerime’sinde Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu :

“Şüphesiz ki mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır. Büyük mükâfât ise Allah’ın yanındadır.” ( Teğabün : 15) ( Bakınız, Enfâl : 28 )

Bu imtihan Allah-u Teâlâ’ya itaat edenle isyan edenin bilinmesi için yapılır.
Kul bu nimetin hakkını ödeyerek şükür mü edecektir, yoksa öfkelenip âsi mi olacaktır? İmtihan sadece sıkıntı ve mahrumiyetle olmaz. Bazen bolluk ve genişlikle de olur. Mal ve

evlât da bu bolluk ve genişliğin bir ifadesidir.

İşin hakikati şu ki, Allah-u Teâlâ kullarını imtihana tutmaya muhtaç değildir. Ezeli ilmi ile geçmişi de geleceği de bilir. Fakat kullarının iş ve icraatlarını ortaya koymak ve

kendilerine de göstermek için, hikmetinin iktizası olarak imtihan sahnesinde bulundurmaktadır.

Dünyayı sürekli kalınacak bir yurt yapmadığını, gelip geçici süslerle ve zevklerle bezediğini, yalnızca bir imtihan yurdu kıldığını haber vermek üzere Âyet-i kerime’sinde

buyurur ki :

“İnsanlardan hangisinin daha güzel amel işlediğini imtihan etmek için yeryüzünde olan şeylere bir ziynet verdik.” ( Kehf : 7)

Mal ve mülk, evlât ve ıyâl her ne kadar dünyanın ziyneti, hayatın intizamı için gerekli ise de; ana ve babasına meşru durumlarda itaat etmeyen evlâttan, kocasına itaat etmeyen

kadından daha ziyâde insan için düşman olamaz.

Çünkü itaatsiz evlât insanın gönlünü daima rencide eder, işini sekteye uğratır, huzurunu bozar. İtaatsiz ve ahlâksız bir kadın da böyledir. Dünyaca zararları yanında ahiretçe de

zararları olacağında şüphe yoktur.
Şu kadar var ki hepsinin böyle olmadığı da bir gerçektir.


Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde buyurur ki :

“Ne mallarınız ne de evlâtlarınız huzurumuzda size bir yakınlık sağlayamaz. Ancak iman edip de sâlih amel yapanlar başka.
Onların yaptıklarına karşılık kat kat mükâfât vardır. Onlar cennet odalarında huzur ve güven içindedirler.”
( Sebe : 37)

Onlara verilen nimetler hiç tükenmeyecek, mükâfâtları sonsuz olacaktır. Çünkü insan tükenecek, her an geri alınabilecek bir nimetten gönül rahatlığı ile zevk alamaz. Onlar ise

her türlü sıkıntı, korku ve eziyetten yana emniyet içerisindedirler.
Nitekim diğer bir Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır :


“Bak! Biz insanların kimini kiminden nasıl üstün kılmışızdır. Elbette ki ahiret, derece ve üstünlük farkları bakımından daha büyüktür.” ( İsrâ : 21)

Bu fark ve değişikliğin esası, Allah-u Teâlâ’nın tercihi ve üstün tutmasıdır ve ancak O’nun iradesinin eseridir. Bunun içindir ki insan, yaptıklarının makbul olması için bütün

maksatlarında ahireti tercih etmelidir.

----------------

"Elif. Lâm. Mîm. İnsanlar yalnız inandık demekle hiç imtihân edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar?"

"Şânım hakkı için onlardan öncekileri de imtihân ettik. Elbette Allâh, ( dîn ve îmân dâvâsında) sâdık olanlarla yalancıları bilmektedir." ( el-Ankebût, 1-3) buyurarak îmân ve

imtihânın âdetâ içiçe olduğunu beyân eylemiştir.

Buna göre; îmân bir lutuf, imtihân da onun miyârı, kuldan istenilen sabır ve teslîmiyyetle îmânı muhâfaza ise, bir bedel mesâbesindedir. Yâni Hakk Teâlâ, verdiği lutfunun

yüceliğini ve değerini idrâk ettirmek için kullarına takdîr buyurduğu imtihânlarla -onların iktidarları nisbetinde- âdetâ bir bedel taleb etmektedir. Âyet-i kerîmedeki :

"Allâh mü'minlerden mallarını ve canlarını, onlara ( verilecek) cennet karşılığında satın almıştır." ( et-Tevbe, 111) ifâdesi de, bu hakîkatin bir tezâhürüdür.

Dolayısıyla, rızâ-yı ilâhîyi kazanmak için, Hakk'ın istediği bedelleri ( can, mal-mülk, vesâireyi) seve seve O'nun yolunda fedâ etmek, îmânın kemâline vesîledir. Mü'minlerin şu

imtihân dünyâsındaki ibtilâ, mihnet ve meşakkatlerinin, âhıret kazancına bir bedel olarak kaydedildiği şüphesizdir.

------------------

Eyyûb aleyhisselâmın çok mal ve serveti ile oğlu vardı. Sürü sürü hayvanları, bağları ve bahçeleri bulunuyordu. Şam civarında Beseniyye mevkiindeki çiftliklerinde binlerce insan

çalışırdı. Fakat servetinin çokluğu onu Allah yolundan alıkoymadı. Eyyûb aleyhisselâm Şam civarında yaşayan insanlara peygamber olarak gönderildi. Onları Allahü teâlâya îmân ve

ibadet etmeye çağırdı. Bu uğurda pek çok zahmet çekti. Sonra malı, evladı ve bedeni ile imtihan edildi. Eyyûb aleyhisselâm çok büyük sıkıntılara göğüs gerdi. Sabrı, kullukta

kusur etmeyip şikâyette bulunmayışı ve başka güzel vasıfları ile ibadet ehline ve akıl sahiplerine örnek oldu.

Allahü teâlâ hazret-i Eyyûbu imtihan etmeyi murâd etti. Onun malarını çeşitli vesilelerle elinden aldı. Koyunları sel, ekinleri ise rüzgar ile telef oldu. Şeytan çoban suretinde

ağlayarak Eyyûb aleyhisselâmın yanına geldi. O sırada insanlara vaaz nasihatte bulunan Eyyûb aleyhisselâma mallarının ve servetinin telef olduğunu söyledi. Hezret-i Eyyûb bu

heber kerşısında hiç şikayette bulunmayarak Allahü teâlâya hamd ve şükürde bulundu ve "Üzülme! O malı mülkü bana Rabbim vermişti. Şimdi de aldı. Çünkü sahibi O'dur. " dedi. Bu

sözleri ve hareketi karşısında şeytan perişan olup, geri gitti.

Sonra Allahü teâlâ Eyyûb aleyhisselâmın, hocaları ile ders okuyan çocuklarının da zelzeleyle ruhlarını aldı. Bu defa hoca şekline giren şeytan feryâd ve figân ederek Eyyûb

aleyhisselâmın yanına geldi;"Ey Eyyûb!Allahü teâlâ evini zelzele ile yıktı. Çocukların öldü. Her biri parça parça oldular. " dedi. Çocuklarına olan şefkatından dolayı

gözlerinden yaşlar gelen Eyyûb aleyhisselâm sabır ve tevekkül ederek, Allahü teâlâya teslimiyetini bildirdi. Şeytana da : "Ey melûn!Sen İblissin. Beni Rabbime isyana teşvik

etmek istiyorsun. Şunu bil ki, evladım bir emanet idi. Rabbime niçin inciniyim. Rabbime hamd ederim. " buyurdu. Bundan sonra Allahü teâlâ Eyyûb aleyhisselâmın vücuduna hastalık

verdi. Hazret-i Eyyûb'un hastalığı gün geçtikçe şiddetlendi. Akrabaları, komşuları ve başkaları yanına uğramaz oldu. Yalnız hanımı Rahîme Hatûn onu terk etmedi. Ona hizmetine

devam edip, ihtiyaç için neyi varsa sarf etti. Hazret-i Eyyûb bu halinde de şikâyet ve feryâdda bulunmayıp, hamd etti ve sabır gösterdi. Bu defa şeytan Eyyûb aleyhisselâmın

bulunduğu şehir halkına vesvese vererek;" Onun hastalığı size geçer, onu şehrinizden çıkarın. " dedi. Şehir halkı Eyyûb aleyhisselâmı ve hanımı Rahîmeyi şehirden dışarı

çıkardılar. Rahîme Hâtun şehrin dışında bir yerde hazret-i Eyyûb'a hizmete devam etti. Hazret-i Eyyûb, yedi yıl dert ve bela içinde kaldı. Hâlinden hiç şikâyet etmedi. Şeytan,

bu defa insan suretinde Rahîme Hâtunun karşısına çıkıp onu Eyyûb aleyhisselâmın hizmetinden alıkoymaya çalıştı. Ona;" Kendine yazık ediyorsun. Hastalığı sana geçer. " dedi.

Rahîme Hâtun ise, şeytana;" Onun üzerimdeki hakkı çoktur, ödeyemem. Nîmet ve rahat vaktinde onunla yaşadım. Bu hastalık hâlinde onu bırakamam. " dedi. Dönüşte, onları hazret-i

Eyyûba anlattı. Eyyûb aleyhisselâm da onun iblîs yani şeytan olduğunu ve onun vesvesesinden sakınmasını söyledi. Şeytan daha sonra da Rahîme Hâtunun karşısına çıkarak, vesvese

vermeye çalıştıysa da aldırış etmedi.

Hazret-i Eyyûbun hastalığı gittikçe şiddetlendi. Onun bu hâli beden, kalp ve lisanıyla yaptığı kulluk ve peygamberlik vazifelerini iyice zorlaştırdı. O zaman Allahü teâlâya duâ

ve niyazda bulundu : " Bana gerçekten hastalık isabet etti. Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin. " dedi. Allahü teâlâ onun duâ ve niyâzını kabûl etti. Birgün Eyyûb

aleyhisselâmın hanımı Rahîme Hâtun yiyecek aramaya çıkmıştı. İkindi vakti Allahü teâlânın lütuf ve müjdesi ulaştı. Cebrâil aleyhisselâm gelerek Allahü teâlâdan;Ey Eyyûb!Belâ

verdim sabrettin. Şimdi ben sihhat ve nîmet vereceğim. " haberini getirdi. Allahü teâlâ;"( Ey Eyyûb!) Ayağını yere vur. Çıkan sudan gusleyle ve soğuğundan iç. " ( Sâd sûresi :

42) buyurdu. Bu emr-i ilâhî üzerine Eyyûb aleyhisselâm ayağını yere vurdu. Biri sıcak, biri soğuk, iki pınar fışkırdı. Sıcak sudan gusl edince bedenindeki, soğuk sudan içince

içindeki hastalıklardan kurtuldu ve sıhhate kavuştu. Kuvveti geri geldi. Taze bir genç oldu. Elinden alınmış olan mallarını Allahü teâlâ geri iâde etti. Çok sayıda evlâd ihsân

etti veya bir rivâyette ölmüş olan oğullarını diriltti. Yüz çeviren dostları kendisine muhabbetle yöneldiler.

---------------

Sual : Çocuk, hanım ve mala fitne denir mi? Fitne ne demektir?
CEVAP
Fitne imtihan demektir. Anarşi, bozgunculuk, günah, şirk, bela, düşman ve daha başka manalara da gelir. Mal, hanım ve çocuklar hayırlı olmazsa bela olur, fitne olur. Hadis-i

şerifte de buyuruldu ki :
( Ya Rabbi, beni sevenlere, hayırlı mal ver! Bana düşmanlık edenlere de çok mal, çok evlat ver!) [İbni Asakir]

Çocuğu ve malı olan imtihan içindedir. İmtihanı kazanamazsa başı belaya girer, Cehenneme gider. Mal, çocuk ve hanım, cihad, namaz gibi ibadetlerden alıkoyabilir. Kur'an-ı

kerimde mealen buyuruluyor ki :
( Ey iman edenler, hanımlarınız ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır. Onlardan sakının!) [Tegabün 14]

( Mallarınız ve çocuklarınız sizin için elbette bir fitnedir.) [Tegabün 15]
Buradaki fitne de imtihan ve benzeri manalardadır.

İnsan, genel olarak malını iyi yolda kullanmaz. Bu bakımdan malı kendisi için düşman olmuş olur. Aslında mal, kılıç gibi bir nimettir. İyi kullanılmazsa sahibini keser. Evlat

da, bir nimet iken, iyi terbiye edilmezse, ana-babaları ile birlikte Cehenneme gider. Nimet, düşman olmuş olur. Çoğunluk bu imtihanı kazanmadığı için, mala, hanıma ve evlada

fitne, düşman gibi tabirler kullanılmıştır.

---------------

MALLARIMIZ VE ÇOCUKLARIMIZ BİZLERİ İMTİHAN İÇİN VERİLMİŞTİR
Mal ve çocuklar,Allah’ın kullarına sunduğu lütuf ve emanetlerdendir.Meşru bir surette elde edilen ve harcanan mallar,Allah’ın emrine bağlı olarak yetiştirilen çocuklar,kişiyi

dünya ve ahiret mutluluğuna erdirecek vasıtalardır.Bir hadis-i şerifte,öldükten sonra da amellerinin ecir ve sevabı devam edeceği bildirilen dört kimseden biri,cami,okul,hastane

gibi eserler yaptırarak insanlara faydalı olan;diğeri ise,kendisine hayır dua edecek evlat bırakandır.( 1)Bu noktada A’raf Sûresinin 32.inci ayetinde,
“De ki : Allah’ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı?De ki : Onlar,dünya hayatında,özellikle Kıyamet gününde müminlerindir…”( 2)buyrulmuştur.Bu

ayet-i kerime ve hadis-i şerif,iyi mal ve iyi evlâdın İslâmiyetteki üstün değerini gösteren delillerdendir.Kur’an-ı Kerim aynı zamanda mal ve evlât sevgisinde haddî aşıp yüce

Mevlâ’yı unutmamamız için bizleri şöyle uyarıyor :
“O gün,ne mal fayda verir ne de evlât.Ancak Allah’a kalb-i selîm( temiz bir kalp)ile gelenler( o günde fayda bulur).”( 3),”Servet ve oğullar,dünya hayatının

süsüdür;ölümsüz olan iyi işler ise Rabbinin nezdinde hem sevapça daha hayırlı,hem de ümit bağlamaya daha lâyıktır.”( 4),”Ey iman edenler!Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı

anmaktan alıkoymasın.Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır.”( 5),”Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır.Büyük mükâfat ise Allah’ın

yanındadır.”( 6)
Müslümanlıktan önce putperestler mal,evlât ve soy çokluğuyla övünürler,bazen soylarının çokluğunu ispatlamak için kabirlere gidip ölen hısımlarını sayarlardı.İslâmiyet,insanı

gereksiz yere meşgul eden ve toplum hayatını sarsan bu tür büyüklenme ve övünmeleri yasaklamış;fazilet ve üstünlüğün mal ve evlâdın çokluğundan değil,sağlam inanç,güzel ahlâk ve

Allah’tan saygıyla korkup kötülüklerden sakınmakta olduğunu ilân etmiştir.Yalnız Allah’a kulluk eden ve O’ndan başkasından yardım beklemeyen bir kimse malıyla,evlâdıyla ve

aşiretinin çokluğuyla övünmez.Malını Allah’ın emirleri doğrultusunda harcamaya,çocuklarını bu doğrultuda yetiştirmeye gayret eder.
Sahip olunan mal ve parayı Allah yolunda harcamaya çağıran ayet-i kerimelerden bazıları meal olarak şöyledir :
“Ey iman edenler!Kendisinde artık alış-veriş,dostluk ve kayırma bulunmayan gün ( kıyamet)gelmeden önce,size verdiğimiz rızıktan hayır yolunda harcayın…”( 7),Eğer Allah’a (

rızası uğruna)ödünç verirseniz,Allah onu sizin için kat kat arttırır ve sizi bağışlar…”( 8 ),”Herhangi birinize ölüm gelip de “Rabbim!Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de

sadaka verip iyilerden olsam!”demesinden önce,size verdiğimiz rızıktan harcayın.”,”Allah,eceli geldiğinde hiç kimseyi( ölümünü)ertelemez.Allah,yaptıklarınızdan haberdardır.”(

9)
Bu ayet-i kerimelerde,ölüm gelmeden önce uyanmamız;Allah yolunda yapılması gereken şeyleri yapmamız,elimizden geldiğince malî fedâkârlıkta bulunmamız,zekât,vergi,sadaka,
keffaret gibi yükümlülükleri ve hayırları yerine getirmemiz emredilmekte;ihtiyacı olanlara maddî bir karşılık beklemeksizin ödünç vermenin Allah katındaki üstün değeri

hatırlatılmakta ve sonraki pişmanlığın fayda etmeyeceğine dikkat çekilmektedir.
Hz.Ömer( bir gün) Resûlullah’a “Ey Allah’ın Elçisi!Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’inde “Kendinizi ve ailenizi,yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun…”( 10)

buyuruyor.Kendi nefsimizi Cehennem ateşinden koruyalım,ama ya çoluk çocuğumuzu nasıl koruyabiliriz”deyince Sevgili Peygamberimiz,”Allah’ın size menettiği şeylerden onları

mennerderseniz,size yapmanızı,yerine getirmenizi emrettiği şeyleri onlara emredersiniz.İşte onları korumak budur”buyurdular.Bu ayet-i Kerime ve bunun açıklaması,çocuklara karşı

ebeveynin sorumluluğunu ve bu sorumluluğun sınırını açık olarak belirtmektedir.
Hz.Nuh,Tufanda yaptığı gemiye “Dağa sığınırım,beni sudan kurtarır” diyerek binmeyen oğlunun,sular arasında boğulmasına üzülerek Allah Tealâ’ya”Ey Rabbim!Şüphesiz oğlum da

ailemdendir.Senin vâdin ise elbette haktır.Sen hakimler hakimisin”şeklinde seslenmişti.Buna karşılık Cenab-ı Hak “Ey Nuh!O asla senin ailenden değildir.Çünkü onun yaptığı kötü

bir iştir.O halde hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme!Ben sana cahillerden olmamanı tavsiye ederim.”( 11)buyurmuştur.( Bu ayetten anlaşılıyor ki,insanlar arasındaki

yakınlığın asıl sebebi din birliğidir.Müminlerle kâfirler ırk bakımından birbirlerinin akrabası olsalar bile,bu akrabalığın Allah katında hiçbir değeri yoktur.)
Evet,mallarımız ve çocuklarımız cidden bizim için birer imtihandır.Bunları hayra yönelttiğimiz,yerinde kullandığımız ve birer vasıta kabûl edip hakka çevirdiğimiz takdirde

imtihanı kazanmış oluruz.Aksi davranış ise,bize kötü bir sonuç hazırlar.Unutulmamalıdır ki,hayattan amaç mal ve evlât değildir.Kıyamette bize çok malın,çok çocuğun var mıydı

diye sormazlar.Malını nerede kazandın?Nereye harcadın?Çocuğuna ne öğrettin?Onu nasıl yetiştirdin diye sorarlar.

------------

Çocuklar Dünya Hayatının Süsü Ve İmtihanıdır

Çocuklar, Allah'ın insana bir hediyesidir, insan onları görünce yüzü güler, gönlü rahatlar ve içi coşar. Onlarla konuşunca zevk ve sevinç duyar. Onlar, bu dünyanın çiçeğidir. Şu

ayet-i kerîmeler bunu ifade eder : "Nefsânî arzulara; kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı

düşkünlük insanlara çekici kılındı."( ÂI-ilmran,3/116)

"Servet ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Ölümsüz olan salih ameller ise Rabbinin katında hem sevap bakımından, hem de ümit bağlama bakımından daha hayırlıdır."( ÂI-i

İmran,3/14)


"Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda bir övünme, bir mal ve evlat çoğaltma yarışıdır."( Kehf, 18/46)

Küfür ve sefalet içinde olanların bu süse aldandıklannı, buna bağlı olarak da kendi aralarında çocuklarla övünmeye başladıklarını görüyoruz. Onlar, çok evlat vermesi sebebiyle

Allah'ın kendilerinden râzî olduğunu da düşünmektedirler. Bütün bunlarla da mü'minlere karşı üstünlük tasladılar. Ama ayetler, onların bu çürümüş fikirlerini ve cahiliyye

döneminin kalıntısı olan övünmelerini hoş karşılamamakta ve mü'minlere de bütün bunların onlara asla fayda vermeyeceğini ve Allah'ın nezdinde hiçbir kıymet taşımayacağını ifade

etmektedir :

"İnkarcılara malları da, evlatları da Allah'a karşı hiçbir fayda sağlamayacaktır. İşte onlar cehennemliklerdir; onlar orada ebedi kalacaklardır."( Hadid, 57/20)

"( Ey Muhammed!) Artık onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Allah bunlarla, dünya hayatında onların azabını çoğaltmayı ve onların kâfir olarak canlarının çıkmasını

istiyor."( Al-i İmran, 3/116)

"( Ey münafıklar!) Siz de, sizden öncekiler gibisiniz. Onlar, sizden daha kuvvetli, mal ve çocukları daha çok idiler. Onlar ( dünya malından) paylarına düşenden faydalandılar.

Sizden öncekiler, nasıl paylarına düşenden fay- dalandıysalar, siz de payınıza düşenden faydalandınız ve batıla dalanlar gibi siz de daldınız. İşte onların amelleri dünyada da

ahirette de boşa gitmiştir. Ve onlar zarara bizzat uğrayanlardır."( Tevbe, 9/55)

"Onları, kendilerine servet ve oğullar vermekle iyilik ve fayda sağlamak için can attığımızı mı sanıyorlar? Hayır, onlar işin farkında değiller."( Mü'minûn, 23/55-56)

"Onlar, biz mal ve evlat bakımından daha çoğuz ve biz azaba uğratılacak değiliz, derlerdi. De ki : Rabbim dilediğine bol rızik verir ve ( dilediğinden de) kısar. Fakat

insanların çoğu bilmezler. Sizi bana yaklaştıracak olan ne mallarınız ve ne de evlatlarınızdır. İman edip iyi amelde bulunanlar müstesna; onların yaptıklarına karşılık

mükafatları kat kattır. Onlar ( cennet) çardaklarında emniyet içindedirler."( Sebe’, 34/35-37)

Kur'an ayetleri, evlat imtihanı konusunda insanların uyanık olmasını öğütlemektedir. İlahî emirleri çiğneyecek kadar çocuk sevgisinde haddi aşmak ve onların, Allah'ın buğz ve

gadabına sebep olmaları hususu Kur'an'ın insanları sakındırdığı şeylerdendir :

"Bilin ki, servetleriniz ve çocuklarınız birer imtihan vesilesidir ve büyük mükafat Allah'ın katındandır."( Enfâl, 8/28 )

"Ey iman edenleri eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da olur. Onlardan sakının. Ama siz affeder, kusurlarını başlarına kakmaz ve suçlarını bağışlarsanız, bilin

ki, Allah çok bağışlayan ve çok esirgeyendir. Servetleriniz ve çocuklarınız birer imtihan vesilesidir. Büyük mükâfat ise Allah'ın katındadır."( Teğâbün, 64/14-15)

"Ey İnsanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evladı, ne evladın babası namına birşey ödeyemeyeceği günden korkun. Bilin ki, Allah'ın verdiği söz gerçektir. Dünya

hayatı sakın sizi aldatmasın ve şeytan, ( Allah'ın affına güvendirerek) sizi kandırmasın."( Lukmân, 31/33)


Şu ayet-i kerîme de bu konuda bir tehdit ifade etmektedir :

"De ki : Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım ve akrabalarınız, kazandığınız servetler, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız evler

size Allah'tan, Rasûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğuna hidayet etmez."( Tevbe, 9/24)

Çocuğun, imandan uzak bir yol seçmesi ve fasıklann gidişatına uyması durumunda -ki Allah, bu nevi çocuklardan bizi korusun yapılacak iş, ondan ruhen ve bedenen ayrılma olacaktır

:

"Allah'a ve ahiret gününe inanan bir toplumun, -babaları, oğulları, kardeşleri veya hısım ve akrabaları da olsa Allah'a ve Rasûlüne düşman olanlara sevgi beslediğini göremezsin,

işte onların kalbine Allah, iman yazmış ve katından bir ruh ile onları desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacak ve orada ebedî kalacaklardır. Allah

onlardan râzî olmuş, onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlardır, işte onlar, Allah'tan yana olanlardır. İyi bilin ki, kurtuluşa erecek olanlar sadece Allah'tan yana olanlardır."(

Mücadele, 58/22)

Huzeyfe'den rivayet edilen şu hadis namaz, oruç, emir bi'1-ma'rûf ve nehiy an'il-münker'in, bir imtihan vesilesi olan çocuktan dolayı işlenen günahları örteceğini bildirmektedir

:

"Eş, çocuk, mal ve komşu, insan için birer imtihan vesileleridir. Oruç, namaz, sadaka ( zekat), emir bi'1-ma'rûf ve nehiy ani'l-münker, ( imtihan esnasında meydana gelen)

günahları örter; bağışlanmasına sebep olur."( Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ibn Mace, Ahmed b. Hanbel)

----------------------

Evlat hakkıyla ilgili çeşitli sorular

Sual : Çocuk doğunca neler yapmak gerekir?
CEVAP
Yedinci günü isim koymak ve başını kazıyıp, saçının ağırlığı kadar, altın veya gümüş, sadaka vermek ve mümkünse akika hayvanı kesmek, müstehabdır. ( S. Ebediyye)

Saçını kazımadan tahmini olarak verilebilir. Altın ve gümüş yerine, kâğıt para verilse ve yedinci günden sonra da verilse olur.

Sual : Dinimizde erkek çocuğu mu daha makbuldür?
CEVAP
Hayır, kız çocuğu daha makbuldür.

Sual : Evladımı red edebilir miyim?
CEVAP
Baba, akıl-baliğ olan oğlundan mesul olmayı red edebilir. Evlatlıktan red diye bir şey yok. Emr-i maruf yapmayı, tevbesini, ziyarete gelmesini, hediyesini ve vâris olmasını

reddedemez. Red ettim dese de geçerli değildir.

Sual : Çocuk ne zamana kadar emzirilir?
CEVAP
Çocuğu, altı ay kadar anne sütü ile beslemek kâfidir. Mama yiyecek hâle gelinceye kadar emzirmek vacip, bundan sonra, iki yaşına kadar müstehap, iki buçuk yaşına kadar ise,

caizdir. Bundan sonra emzirmek günahtır. ( Redd-ül Muhtar)

Sual : Kaç yaşına gelen kız çocuğunun odasını ayırmak gerekir?
CEVAP
On yaşına gelen kız ve erkek çocuğun yatak odasını birbirinden ve ana-babanın odasından ayırmalıdır. ( Hadika)

Sual : Çocuk, hanım ve mala fitne denir mi? Fitne ne demektir?
CEVAP
Fitne imtihan demektir. Anarşi, bozgunculuk, günah, şirk, bela, düşman ve daha başka manalara da gelir. Mal, hanım ve çocuklar hayırlı olmazsa bela olur, fitne olur. Hadis-i

şerifte de buyuruldu ki :
( Ya Rabbi, beni sevenlere, hayırlı mal ver! Bana düşmanlık edenlere de çok mal, çok evlat ver!) [İbni Asakir]

Çocuğu ve malı olan imtihan içindedir. İmtihanı kazanamazsa başı belaya girer, Cehenneme gider. Mal, çocuk ve hanım, cihad, namaz gibi ibadetlerden alıkoyabilir. Kur'an-ı

kerimde mealen buyuruluyor ki :
( Ey iman edenler, hanımlarınız ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır. Onlardan sakının!) [Tegabün 14]

( Mallarınız ve çocuklarınız sizin için elbette bir fitnedir.) [Tegabün 15]
Buradaki fitne de imtihan ve benzeri manalardadır.

İnsan, genel olarak malını iyi yolda kullanmaz. Bu bakımdan malı kendisi için düşman olmuş olur. Aslında mal, kılıç gibi bir nimettir. İyi kullanılmazsa sahibini keser. Evlat

da, bir nimet iken, iyi terbiye edilmezse, ana-babaları ile birlikte Cehenneme gider. Nimet, düşman olmuş olur. Çoğunluk bu imtihanı kazanmadığı için, mala, hanıma ve evlada

fitne, düşman gibi tabirler kullanılmıştır. Mesela, İskoçyalılar, genelde cimri oldukları için, her İskoçyalıya cimri gözü ile bakılır. Belki de içlerinde çok cömert olanları da

vardır. Kayserililer, gözü açık olarak bilinir. ( Okur-yazar değilim ama Kayseriliyim) denir. Kayseri’de gözü açık olmayan da vardır. Hüküm ekseriyete göre verilir. Peygamber

efendimiz, ( Zenginleri ve kadınları Cehennemde gördüm) buyurmuştur. Halbuki Cennete gidecek zenginler ve kadınlar da çoktur. ( Ramuz)

Sual : Çocuklara büyüklerin ellerini öptürmek caiz mi?
CEVAP
Salihlerin elini öpmeye alıştırmalı. Menduptur.

Sual : ( Çocuklarım büyüyünce kâfir olacaksa, şimdiden ölsün) demek caiz midir?
CEVAP
Caizdir. Hep hayır dua etmeye çalışmalıdır!

Sual : Kocamdan ayrıldım. Ondan olan oğlumu on yaşına kadar büyüttüm. Kötü olduğu için babasını tanıtmadım. Günah oldu mu?
CEVAP
Evet.

Sual : Beyimin ilk hanımından olan 5 yaşındaki çocuğunu, eve koymamaya hakkım var mı?
CEVAP
Küçük olduğu için hakkınız yoktur.

Sual : Toplumda, babası bilinmeyen, piç denilen çocuklar gün geçtikçe çoğalıyor. Ana-babalarının günahları bu çocuklara da yazılır mı?
CEVAP
Veled-i zinanın çoğalması, kıyamet alametidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki :
( Ahir zamanda, veled-i zina [piç] çoğalır.) [Taberani]

Kâfir çocukları bile günahsız doğar. Ana-babanın günahını çocuğu çekmez. Hadis-i şerifte buyuruldu ki :
( Veled-i zina, babasının günahını çekmez. Hiç kimse, diğerinin günahını yüklenmez.) [Hakim]

Kur'an-ı kerimde de mealen buyuruldu ki :
( Bir kimse, diğer kimsenin günahını çekmez.) [Necm 38]

Çocuğu sütten ayırmak
Sual : İki yaşına girmek üzere olan çocukları, üç aylarda sütten ayırmak ve bir kere ayırdıktan sonra tekrar süt vermek haram mıdır?
CEVAP
Hayır, haram değildir.

Çocuğu emzirmek
Sual : Anne, bebeğini emzirmek zorunda mıdır?
CEVAP
Hayır, ama ihsan ederek emzirmesi çok sevab olur. Annesi emzirmezse, babasının, sütanne tutması gerekir.

Evladın malından yemek
Sual : Baba, oğlunun malından izinsiz yiyebilir mi? Evlat babasına bakmaya mecbur mudur?
CEVAP
Eğer baba muhtaç değilse, cimri oğlunun malından izinsiz yiyemez, yemesi helâl olmaz. Cömert oğlunun malından, ihtiyacı olmasa da yemesi, helâl olur. ( Hindiye)

Evlat, zengin babaya bakmaya mecbur değildir. Baba fakir, evlat zenginse, Müslüman ana babaya nafaka vermek farz olur.

Evlat da, baba da fakirse, yine babaya nafaka vermek farz değildir. Fakir olan evlat, fakir ana babasını kendi evine alıp, onlarla birlikte geçinirler. ( Fetava-i Hayriyye)

Doğmamış çocuğa
Sual : Çocuk doğmadan akika kesmek ve sadaka-i fıtrını vermek gerekir mi?
CEVAP
Hayır, gerekmez.

Analı babalı büyüsün
Sual : Yeni doğan çocuk için ( Allah analı babalı büyütsün) demek mahzurlu mudur?
CEVAP
Mahzuru yoksa da, faydalı bir dua etmeli, mesela, ( Allahü teâlâ, sâlih olarak büyümesini nasip eylesin) denebilir. Analı babalı büyür de, fâsık, eşkıya biri olabilir. Yani

esas maksat, analı babalı büyümesi değil, iyi evlat olarak büyümesidir. İyi evlat olması için dua etmeli, sebeplere yapışmalıdır.


---------------------

Dipnotlar1
_______________________________
1-250 Hadis,sf : 35
2-A’raf Sûresi;ayet : 32
3-Şuarâ Sûresi;ayet : 88-89
4-Kehf Sûresi;ayet : 46
5-Münâfikun Sûresi;ayet : 9
6-Teğâbün Sûresi;ayet : 15
7-Bakara Sûresi;ayet : 254
8-Teğâbün Sûresi;ayet : 17
9-Münâfikun Sûresi;ayet : 10-11
10-Tahrim Sûresi;ayet : 6
11-Hûd Sûresi;ayet : 45-46

------------
Dipnotar2 : 1) Kehf 16/46. 2) Enfal 8/28; Teğâbün 64/15. 3) Bkz. Münafikûn 63/9. 4) Al-i İmran 3/38-39. 5) Saffât 37/100-101. 6) Buhari, Cenaiz, 33;

Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 107. 7) Buhâri, Cenâiz 42. 8 ) Tirmizî, Cenâiz, 36. 9) Hadid, 57/16. 10) Acluni, Keşfu’l-Hafa, I, 150.


---------------
KAYNAKLAR :
________________

Sorularla İslamiyet
ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR, KUR'AN-I KERİM TEFSİRİ
altinoluk
ilimdunyasi
risaleforum
islam-tr . net
Dinimiz islam
Dini Sohbetler Cevat Sağlam

israNUR

Bayan-Mod

  • "israNUR" bir kadın

Mesajlar: 1,340

Konum: Avusturya

Meslek: Arbeiter

Hobiler: Müzik,karakalem resim,basteln,film,anime,

  • Özel mesaj gönder

2

Monday, October 24th 2016, 8:26pm

Teşekkür ederim paylaştığın için ellerine sağlık.

Yer Imleri:

Boardumuzda Neler Var

rasittunca.com - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi