Giriş yapmadınız.

  • Giriş

Sayın ziyaretçi, Raşit Tunca Board sitesine hoş geldiniz. Eğer buraya ilk ziyaretiniz ise lütfen yardım bölümünü okuyunuz. Böylece bu sitenin nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Eğer sitenin tüm olanaklarından faydalanmak istiyorsanız, kayıt yaptırmayı düşünmelisiniz. Bunun için kayıt formunu kullanabilir ya da bu bağlantıya giderek kayıt işlemi hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz. Eğer önceden kayıt yaptırdıysanız buradan giriş yapabilirsiniz.

Karoglan

Kurucu-Admin

  • "Karoglan" bir erkek
  • Konuyu başlatan "Karoglan"

Mesajlar: 6,370

Hakkımda:


KAROGLAN

Konum: Avusturya

Meslek: EBT -EiT

  • Özel mesaj gönder

1

Thursday, August 11th 2016, 3:03am

Dua Nedir - Dua Etmek Doğru istemeği Bilmektir - "Yalnız Senden Yardım İsteriz" Evliyanın Ruhlarından Himmet İstemek Caiz midir? Tevessül ve teberrük ne demektir? - Dua İle ilgili Ayet ve Hadisler



Dua Nedir - Dua Etmek Doğru istemeği Bilmektir - "Yalnız Senden Yardım İsteriz" Evliyanın Ruhlarından Himmet İstemek Caiz midir? Tevessül ve teberrük ne demektir? - Dua İle ilgili Ayet ve Hadisler


Dua, Allahü teâlâdan istemek demektir

Müslümanın, caiz olan şeylerin sebeplerini bilip, dua için, bu sebepleri yapması

lazımdır.

Sual : Allahü teâlâdan bir şey istemek için, mutlaka dil ile dua etmek mi

lazımdır?
Cevap : Dua, Allahü teâlâdan bir şey istemek demektir. Dua, lafzi ve fiilî olmak

üzere iki türlü olur :
1-Lafzi, ağız, söz ile yapılan duadır. Allahü teâlâdan lafız, söz ile istemektir.

Bu duanın kabul olması için şartlar vardır. Bu şartlar, dua edenin Müslüman

olması, ihlas sahibi olması, namazlarına devam etmesi, fasık olmaması, yani haram

işlememesi, üzerinde kul hakkı bulunmaması gibi şeylerdir. Bu şartlar

bulunmayanların duaları kabul olmuyor, sıkıntı içinde yaşıyorlar.
2-Fiilî yani sebeplere yapışılarak yapılan duadır. İstenilen şeyin sebebine

yapışmaktır. Allahü teâlâ, her şeyi, bir sebeple yaratmaktadır. Allahü teâlâdan

bir şey isteyenin, bu şeyin yaratılmasına sebep olan şeyi yapması lazımdır. Bir

yeri ağrıyanın, ağrı kesici bir ilaç kullanması lazımdır. Bu ilacı kullanması,

fiilî dua etmek olur. Fiilî duanın kabul olması için, sebebin tesirinin kati

olması, iyi bilinmesi lazımdır. Lafzi dua ile fiilî dua birbirine uygun değilse,

fiilî dua kabul olur. Müslümanın, caiz olan şeylerin sebeplerini bilip, dua için,

bu sebepleri yapması lazımdır. Bu sebepler yapılınca, Allahü teâlâ, istenilen

şeyi yaratır. Çünkü sebepleri yapılan şeyi yaratması, âdetidir. Aç olanın bir şey

yemesi, fiilî sebebe yapışmak, fiilî dua etmek olur. ( Dua ediniz, kabul ederim)

buyurulması, fiilî dua etmeyi emretmektedir.

Sual : Hasta olan bir kimsenin, ilaç kullanması ve dua etmesi ile ömrü değişir

mi?
Cevap : İlaç almak, âyet-i kerime ve dua okumak, bunları yanında taşımak,

insanın ömrünü uzatmaz, ölüme mani olmaz, eceli geciktirmez. Ömrü olanın

dertlerini, ağrılarını giderip, sıhhatli, rahat ve neşeli yaşamasına sebep

olurlar. Kalp nakli ve beyin, böbrek, ciğer gibi ameliyatlar, aşılar, serumlar,

ölüme mani olmaz. Ömrü olanlara faydalı olur. Eceli gelen çok kimsenin ameliyat

esnasında öldüklerini bilmeyen yoktur.

Sual : Abdest alırken, abdest uzuvlarını sıra ile yıkamak şart mıdır?
Cevap : Abdest alırken sırayı gözetmeye tertip denir ki Hanefi mezhebinde

sünnettir. Tertip, sıra ile iki eli, ağzı, burnu, yüzü, kolları, başı, kulakları,

enseyi ve ayakları yıkamak ve mesh etmektir. Tertip Şafii mezhebinde farzdır.

##############

DUA ETMEK DOĞRU İSTEMEĞİ BİLMEKTiR

Allahü teâlânın âdet-i ilahiyyesine uymadan, sebeplere yapışmadan, çalışmadan dua

etmek, Allahü teâlâdan mucize istemek demektir ki, caiz değildir. Şartlarına

uygun yapılan dua, mutlaka kabul olur. Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri;

“Yalnız dua etmekle kendimizi aldatmayalım! Allahü teâlânın kanun-i ilahiyyesine

uymadan, sebeplere yapışmadan, çalışmadan dua etmek mucize istemek demektir.

Müslümanlıkta hem çalışılır, hem de dua edilir. Önce sebebe yapışmak, sonra dua

etmek lazımdır” buyurmuştur.Dinimiz hem çalışmayı, sebebe yapışmayı, zahmet

çekmeyi ve hem de dua etmeyi bildirmektedir. Önce sebebe yapışmak, sonra dua

etmek lazımdır. Zira Peygamber efendimiz; ( Çalışmadan dua eden, silahsız harbe

giden gibidir) buyurmuşlardır.Allahü teâlâ, dünyayı, zahmet, sıkıntı yeri olarak

yaratmıştır. Burada her şey, belli bir sebebe bağlı olarak verilmektedir. Bu

sebeplere yapışmayan ve bu sebeplerin getirdiği sıkıntılara, zahmetlere

katlanmayan, arzu ettiği nimete kavuşamaz. Âlim olmak isteyen, ilim öğrenmenin

sebeplerine yapışmaz ve bu sebeplerin getirdiği sıkıntılara, zahmetlere

katlanmazsa, cehaletten kurtulamaz. Her nimet, bir külfet karşılığıdır. Zahmet

çekilmeden, nimete kavuşulamaz.Allahü teâlânın, insanlara gönderdiği

Peygamberler, Peygamber olmalarına rağmen, emredilen sebeplere yapıştılar,

sıkıntılara katlandılar, zahmetler çektiler. Mesela Eyyub aleyhisselam Şam

civarında yaşayan insanlara peygamber olarak gönderilmişti. Onları Allahü teâlâya

iman ve ibadet etmeye çağırdı. Bu uğurda pek çok zahmet çekti. Sonra malı, evladı

ve bedeni ile imtihan edildi. Eyyub aleyhisselam çok büyük sıkıntılara göğüs

gerdi. Sabrı, kullukta kusur etmeyip şikayette bulunmayışı ve başka güzel

vasıfları ile ibadet ehline ve akıl sahiplerine örnek oldu.Hiçbir şey yapmadan,

çalışmadan, zahmet çekmeden, öğrenmeden ve bilmeden yan gelip ve ağzını havaya

açarak kısmetini beklemek, İslamiyet’te yoktur. Böyle yapmak büyük günahtır.

Allahü teâlâ Necm suresinin 39. âyetinde mealen; ( İnsana [ahirette] ancak

dünyada çalışarak [ihlas ile] yaptığı işler fayda verir) buyurmuştur.


Seyyid Ebü’l-Vefa hazretleri buyuruyor ki : “Her kim mevlasına kavuşmak isterse,

yolunun üstünde kendisini bekleyen zahmet ve meşakkatlere sabredip, göğüs

germelidir. Mesela keten bitkisi, zahmet ve meşakkatlere sabredip göğüs gerer,

sonunda da kağıt olur, üzerine Allahü teâlânın ismi yazılır. Keten önce toprağın

altına hapsolunur. Sonra yeryüzüne çıkıp büyüdükten sonra koparılır, vatanından

olur. Ayrıca gurbet acısı çeker. Sıcağa bırakılır, güneşin hararetinde kalır,

dövülür ve posası ayrılır. Sonra daha temiz hâle gelmesi için tarağın dişlerinden

geçirilir. Eğrilir, bükülür, en sonunda ibrişim gibi olup, insan eliyle kumaş

yapılır. Bütün bunlar oluncaya kadar, haddi ve hesabı olmayan eziyet çeker,

meşakkatlere katlanır. Burada da kibirli olduğu sürede, o kibir gidinceye kadar

sıkılır. Bu elemden parça parça olup, lüzumsuz oluncaya kadar kurtuluş yoktur.

Lüzumsuz olunca da çöplüğe atılır. Ayaklar altında sürünür. Kağıt imal edicisi

onu o halde yerlerde sürünürken görür ve kağıt yapmak için alır. Temizce

yıkadıktan sonra, yepyeni, bembeyaz, pırıl pırıl kağıt yapar. Kağıdın üzerine

Allahü teâlânın ismi, Kur’an-ı kerim, hadis-i şerif yazılır. Keten, öyle hadsiz

ve hesapsız eziyet ve meşakkatler çeker ki, anlatmakla bitirilemez. İşte bunda

olduğu gibi, talebenin hocasına nispeti de böyledir. Keten o kadar zahmet ve

meşakkat yüzü gördükten sonra kağıt olup, üzerine yazı yazılarak nasıl değeri

artıp ellerde dolaşıyorsa, talebe de zahmet ve meşakkatler çekerek, o yollardan

geçtikten sonra aziz olup, derecesi yükselir.”Netice olarak bir işin zahmeti ne

kadar çoksa, rahmeti de o kadar bol olur. İbadet yapmanın da birçok zahmeti

vardır. Bu zahmete katlanan, sonsuz nimetlere kavuşacaktır. Zaten ibadetten

maksat, zahmet ve güçlük çekmektir ki, bu da nefse düşmanlıktır. Hazret-i Ali’nin

buyurduğu gibi : “Uğraşmadan, çalışmadan Cennete kavuşacağını zanneden kimse,

hayale kapılıyor. Çalışarak kavuşacağım diyenin de kendini yorması, ibadet

meşakkatlerini yüklenmesi lazımdır.”

Sual : Bazen içimde dua etme arzusu doğuyor her seferinde dua etmemde mahzur

varmı? CEVAP : Dua etmekte mahzur olmaz. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki

: İstemek, kavuşmanın müjdecisidir. Yanıp yakılmak da, kavuşmanın başlangıcı

demektir. Büyükler ( Vermek istemeseydi, istek vermezdi) buyuruyor. ( m.61)

Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki : ( Dua etme arzusu gelince, dua edin.

Çünkü bu, duanın kabul olacağına alamettir.) [Tirmizi]( Allahü teâlâ birine dua

etmesini takdir etmişse, kabul etmeyi de takdir etmiştir.) [Ebu Nuaym]

Sual : Dua ederken göğe bakmakta mahsur varmı ? CEVAP : Dua ederken başı yukarı

kaldırmak doğru değildir. Allahü teâlâ mekandan münezzehtir O heryerdedir. Bazı

bid’at ehli gibi, hâşâ, Allahü teâlâyı gökte sanmak çok tehlikelidir. Buhari’nin

rivayet ettiği bir hadis-i şerifte, namaz kılarken de göğe bakmak şiddetle men

edilmiştir.

Ebu Hureyye ( r.a) Peygamberimiz aleyhisselamın şöyle buyurduğunu anlatıyor :

Allahü Teala kıyamet gününde şöyle buyuracaktır : -Ey insanoğlu! Ben hasta

olmuştum da sen ziyaretime gelmemiştin.İnsanoğlu : -Ey Rabbim! Ben senin

ziyaretine nasıl gelirdim ki, Sen alemlerin Rabbisin, diyecekti.Allahü Teala : -

Bilmiyor muydun ki, hasta kulumun ziyaretine gitseydin benim ricamı ve ecrimi o

hasta kulumun yanında bulacaktın, buyuracaktır.Yine Allahü Teala : -Ey insanoğlu!

Bana yedirmeni istemeştim de, sen bana bir şey yedirmemiştin.İnsanoğlu, sen

alemlerin Rabbisin, diye cevap verecektir.Allahü Teala : -Bilmiyor muydun ki,

filan kulum kendine bir şey yedirmeni istemişti de, sen ona yiyecek bir şey

vermemiştin.Eğer ona yiyecek bir şey vermiş olsaydın, bunun ecrini bende

bulacaktın, buyuracaktır.Yine Allahü Teala : -Ey insanoğlu! Senden su istemiştim

de sen bana su vermemiştin, buyuracaktır.İnsanoğlu da : -Ey Rabbim, ben sana

nasıl su vereyim ki, sen alemlerin Rabbisin, diyecektir.Allahü Teala : -Filan

kulum senden su istemişti de sen ona su vermemiştin.Eğer vermiş olsaydın, bunun

sevabını bende bulacaktın, buyuracaktır.

Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor "Beş şey gelmeden

önce beş şeyin kıymetini biliniz" : 1.Hastalık gelmeden önce sıhhatin 2.Yaşlılık

gelmeden önce gençliğin 3.Fakirlik gelmeden önce zenginliğin 4.Meşgûliyet

gelmeden önce boş vaktin 5.Ölüm gelmeden önce dünya hayatının.

Ebu Hureyre ( r.a) anlatıyor : Adamın biri : -Ey Allah`ın Resulü, insanlardan

kendisine iyi muamele yapmama en layık olan kimdir? Diye sordu.Peygamberimiz

aleyhisselam da : -Anan, sonra anan, sonra yine anan; bundan sonra da

babandır.Bunlardan sonra sırasıyla akraba ve taalukatından sonra en yakın olan

kimsedir, buyurdu.

Hz. İsa'nın ( a.s) Rızık İçin Yaptığı Dua "Allahumme rabbena enzil aleyna

maideten min'es-semai tekunu lena îden li-evvelina ve ahirina ve ayeten minke

verzukna ve ente hayr'ur-razigîn."

Manası : Allah'ım! Ey Rabbimiz! Bize gökten sofra indir, öncemiz ve sonramız

için bir bayram ve Sen'den bir belge olsun. Bizi rızıklandır, sen rızık

verenlerin en hayırlısısın.

Dua : Bismillahirrahmanirrahim. Yefalullahü ma yeşau bi kudretihi ve yehkumu ma

yüridu bi izzetihi.

Manası : Allahın Rahman ve Rahim Adıyla. Allah Celle Celâlühü Kudreti ile

dilediğini yapar, İzzeti ile arzu ettiği hükmü verir ) diye dua ederse Allahın

izni ile muradına erer.

Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor : Allah, sizden

birinizin yaptığı işi, ameli ve görevi sağlam ve iyi yapmasından hoşnut olur.

###########

Yalnız Senden Yardım İsteriz

Sual : Fatiha suresinde Yalnız Senden yardım isteriz dendiği için, Peygamber

kabrine veya bir yatıra gidip Onu vasıta ederek dua etmek şirk olmaz mı?

CEVAP
Duaların kabul olması için bazı şartlar vardır. Herkeste bu şartlar bulunmadığı

için duaların kabul olmadığı görülüyor. Onun için, ulemanın ve evliyanın dua

etmesi için onlara yalvarmak, onları vasıta kılmak gerekir. Evliyanın diri veya

ölü olması arasında fark yoktur. Zira ( Büyük bir âlim vefat edince, feyz

vermesi kesilmez, hatta artar) buyuruldu. ( İrşad-üt-talibin)

Allahü teâlâ, sevdiklerinin ruhlarına işittirir. Onların hatırı için istenileni

yaratır. Diriler, Allahü teâlânın yaratmasına sebep olduğu gibi, ruhları da diri

olduğu için, Allahü teâlânın yaratmasına sebep olur. Hazret-i Âdem, Muhammed

aleyhisselamın hürmeti için dua etti, duası kabul oldu. Allahü teâlâ da, ( Ya

Âdem, Muhammed aleyhisselamın ismi ile, her ne isteseydin kabul ederdim, O

olmasaydı, seni yaratmazdım) buyurdu. ( Hakim, Beyheki)

Ölü-diri her velinin ruhundan yardım istenir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki :
( Çölde yalnız kalan kimse, bir şey kaybederse, "Ey Allah’ın kulları, bana

yardım edin" desin! Çünkü Allahü teâlânın sizin göremediğiniz kulları vardır.)

[Taberani]

( Halil-ür-rahman [Hazret-i İbrahim] gibi 40 kişi her zaman bulunur. Onların

sebebiyle yardım görülür ve zafere kavuşulur. Onların bereketiyle gökten yağmur

yağar. Onların yerine yeni birisi gelmedikçe, ölen olmaz.) [Taberani]

Diri de bir şey yapamaz
Fatihadaki ( Yalnız senden yardım isteriz) âyet-i kerimesi, ölünün de, dirinin

de bir şey yapmasına tesir eden kudretin, yalnız Allahü teâlâdan olduğuna

inanmaya mani değildir. Mesela acıkan, hiçbir sebebe yapışmadan ( Ya Rabbi beni

doyur) demesi, bu âyete uygun değildir. Çünkü Cenab-ı Hak, doyurmak için yemek

yemeyi sebep kılmıştır. Yemek yiyip doyan da, doymayı Allah’tan bilmesi gerekir.

Rabbimiz, yemek yemeden de doyurur. Fakat yemek yenmesini sebep kılmıştır. Yalnız

senden yardım isteriz diyen kimse, fırıncıya gidip ( Bana ekmek ver) diye ondan

yardım istemesi Allah’tan gayrisinden yardım istemek sayılmaz. Allahü teâlânın

emrettiği sebeplere yapışmak demektir. Ölü veya diri evliyadan yardım istemek de,

sebeplere yapışmaktır.

Abdülaziz-i Dehlevi hazretleri Fatihanın tefsirinde buyuruyor ki :
Birisinden yardım istenirken, yalnız ona güvenilirse, onun, Allahü teâlânın

yardımına mazhar olduğu düşünülmezse, haramdır. Eğer yalnız Allahü teâlâya

güvenilip, o kulun Allah’ın yardımına mazhar olduğu, Allahü teâlânın her şeyi

sebeple yarattığı, onun da bir sebep olduğu düşünülürse, caiz olur. Enbiya ve

Evliya da, böyle düşünerek başkasından yardım istemiştir. Bu düşünce ile

birisinden yardım istemek, Allahü teâlâdan istemek olur.

Çok tecrübe ettim, Musa Kazım’ın kabri, duamın kabul olması için ilaç gibidir. (

İmam-ı Şafii)

Büyük bir zat, "Diri iken tasarruf [yardım] yaptığı gibi, öldükten sonra da yapan

evliyadan Maruf-i Kerhi ile Abdülkadir-i Geylani’yi gördüm" buyurmuştur. (

İmam-ı Gazali)

Keşf ehli evliyanın çoğu, ruhlardan feyz alarak olgunlaştığını bildirmişler,

bunlara Üveysi demişlerdir. ( Eşiat-üllemeat)

Evliya vesiledir
Mevlana Abdülhakim-i Siyalkuti hazretleri buyuruyor ki :
( Dua eden, Allahü teâlâdan istemektedir. Duasının kabul olması için, Allahü

teâlânın sevdiği bir kulunu vasıta yapmaktadır. ( Ya Rabbi, bu sevgili kulunun

hatırı ve hürmeti için bana da ver) demektedir. Yahut evliyadan bir zata, ( Ey

Allah’ın velisi, bana şefaat et, bana vasıta ol, benim için dua et) demektedir.

Dileği veren, yalnız Allahü teâlâdır. Veli, yalnız vesiledir, sebeptir. O da

fânidir, tasarrufu, gücü yoktur. Böyle inanmak şirk olsaydı, Allah’tan başkasına

güvenmek olsaydı, diriden de dua istemek, bir şey istemek yasak olurdu. Diriden

de dua istemek, bir şey istemek, yasak edilmedi. Bir cahil, dileğini Allah’ın

kudretinden beklemeyip ( Veli yaratır) derse, bu düşünce ile ondan isterse, bu

elbette yanlıştır. Bunu ileri sürerek, İslam âlimlerine dil uzatılamaz.) [Zad-

üllebib]

Ebul Hasan-ı Harkani hazretleri, sefere çıkan talebelerine, ( Sıkıştığınız zaman

benden yardım isteyin) buyurur. Eşkıya talebeleri yakalar. Allahü teâlâya dua

ederlerse de, kurtulamazlar. Bir talebe ( Ya Ebel Hasan imdat) der. O talebeyi

eşkıya göremez. Diğerlerinin nesi varsa alırlar. Seferden dönünce hocalarına, (

Biz Allah’tan yardım istedik, kurtulamadık. Fakat şu arkadaş, sizden yardım

isteyince kurtuldu. Bunun hikmeti nedir?) derler. O da ( Allahü teâlâ

günahkârların duasını kabul etmez. Bu talebe, benden yardım isteyince, onun

duasını Allahü teâlâ bana duyurdu. Ben de, ( Ya Rabbi imdat diyen talebemi

kurtar) dile dua ettim. Allahü teâlâ da kurtardı. Ben sadece vasıta oldum, dua

ettim. Kurtaran Rabbimizdi) diye cevap verir. ( Tezkiret-ül Evliya)

Ruhların kerametleri
Abdülhak-ı Dehlevi hazretleri buyuruyor ki :
( İnsan ölürken ruhunun ölmediğini, şuur sahibi olduğunu, ziyaret edenleri ve

onların yaptıklarını anladıklarını âyet-i kerimeler ve hadis-i şerifler açıkça

bildiriyor. Evliyanın ruhları, diri iken olduğu gibi, öldükten sonra da, yüksek

mertebededir. Evliyada, dünyada da, öldükten sonra da keramet vardır. Keramet

sahibi olan, ruhlardır. Ruh ise, insanın ölmesi ile ölmez. Kerameti yaratan,

yalnız Allahü teâlâdır. Her insan, Allahü teâlânın kudreti karşısında, diri iken

de, ölü iken de hiçtir. Bunun için, Allahü teâlâ, diriler vasıtası ile çok şey

yaratıp verdiğini, herkes, her zaman görmektedir. İnsan diri iken de, ölü iken de

bir şey yaratamaz. Ancak Onun yaratmasına vasıta olmaktadır.) [Mişkat]

Resulullahı ve evliyayı vesile ederek dua etmek caizdir. ( Hülasat-ül-kelam)

Ben ölünce, beni düşünün, imdadınıza yetişirim. ( Mevlana Celaleddin-i Rumi)

Ruhaniyetime teveccüh edin veya Mazhar-ı Cananın kabrine gidin! Ondan hasıl olan

fayda, bin dirinin faydasından daha çoktur. ( Mektubat-ı Dehlevi)

Evliya, Peygamberler yaratıcı değildir. Allahü teâlâ istenilen şeyi onların

hürmetine yaratır. Yani onlar vesiledir, sebeptir. Cenab-ı Hak, her şeyi yoktan

yarattığı halde, yaratmasına bazı şeyleri sebep kılmıştır. Mesela Hazret-i Âdem’i

ana-babasız yaratmış, fakat çamuru vesile kılmıştır. Bütün çocukları yaratan da

Allahü teâlâdır. Fakat çocukların yaratılması için, ana-babayı vesile, vasıta

kılmıştır. Hazret-i Âdem’i yarattığı gibi, bütün insanları da ana-babasız

yaratabilirdi. Fakat ana-babayı sebep vasıta kılmıştır. Onun âdeti böyledir. Onun

için Kur'an-ı kerimde ( Allah’a yaklaşmak için vesile arayın) buyuruldu. (

Maide 35)

Her şeyi yaratan Allah’tır. "Sebeplere yapışın" buyurduğu için bir sebebe

yapışılır. İbni Kemalpaşazade hazretlerinin Hadis-i erbain’deki ( Bir işinizde,

sıkışıp bunalınca, kabirdekilerden yardım isteyin) ve Deylemi’nin bildirdiği (

Kabirdekiler olmasa, yeryüzündekiler yanardı) hadis-i şerifleri de, Allahü

teâlânın izni ile, ölülerin dirilere yardım ettiğini göstermektedir. (

M.Nasihat)


Sebeplere yapışmak şirk değildir
Sual : Allah’tan başka bir şeyin bir iş yaptığını söyleyen, müşrik olur. Mesela

( Aspirin ağrıyı kesti) veya ( Resulullahın hürmetine, Abdülkadir Geylani’nin

hürmetine Allah duamı kabul etti) diyen müşrik olur. Çünkü Fatiha suresinde (

Biz yalnız senden yardım dileriz) deniyor. Bunun için ilaçtan, aspirinden,

Peygamberden veya evliyadan yardım isteyen müşrik olmuyor mu?
CEVAP
Enbiya ve Evliyadan şefaat istemek, yardım istemek, Allahü teâlâyı bırakmak, Onun

yaratıcı olduğunu unutmak demek değildir. Bulut vasıtası ile Allahü teâlâdan

yağmur beklemek, ilaç içerek Allahü teâlâdan şifa beklemek, top, bomba, füze

kullanarak Allahü teâlâdan zafer beklemek, hep Allahü teâlâdan istemek olur.

Bunlar sebeptir. Allahü teâlâ, her şeyi sebeple yaratmaktadır. Bu sebeplere

yapışmak, şirk değildir. Peygamberler hep sebeplere yapıştılar.

Allahü teâlânın yarattığı suyu içmek için çeşmeye, Onun yarattığı ekmeği yemek

için fırıncıya gidildiği ve Allahü teâlânın zafer vermesi için, savaş vasıtaları

ve talim terbiye yapıldığı gibi, Allahü teâlânın duayı kabul etmesi için de,

Peygamberin, Evliyanın ruhlarına gönül bağlanır. Allahü teâlânın elektro magnetik

dalgalarla yarattığı sesi almak için radyo kullanmak, Allahü teâlâyı bırakıp bir

kutuya başvurmak değildir. Çünkü, radyo kutusundaki aletlere o özellikleri, o

kuvvetleri veren Allahü teâlâdır. Allahü teâlâ, her şeyde, kendi kudretini

gizlemiştir.

Müşrik, puta tapar, Allahü teâlâyı düşünmez. Müslüman, sebepleri, vasıtaları

kullanırken, sebeplere, mahluklara, tesir, hassa veren Allahü teâlâyı düşünür.

İstediğini Allahü teâlâdan bekler. Geleni Allahü teâlâdan bilir. Müminler her

namazda Fatiha suresini okurken, ( Ya Rabbi, dünyadaki arzularıma, ihtiyaçlarıma

kavuşmak için maddi, fenni sebeplere yapışıyor ve bana yardım etmeleri için,

sevdiğin kullarına yalvarıyorum. Bunları yaparken ve her zaman, dilekleri

verenin, yaratanın yalnız Sen olduğuna inanıyorum. Yalnız Senden bekliyorum)

anlamında söylüyorlar. Her gün böyle söyleyen müminlere nasıl müşrik denir ki?

Enbiya ve evliyanın ruhlarından yardım istemek, Allahü teâlânın yarattığı bu

sebeplere yapışmaktır. Bunların müşrik olmadıklarını, halis mümin olduklarını (

Fatiha) suresinin bu âyeti açıkça haber vermektedir. Mezhepsizler maddi, fenni

sebeplere yapışıyor, nefslerinin isteklerine kavuşmak için, her vesileye, her

çareye başvuruyorlar da, Enbiya ve Evliyayı vesileye şirk diyorlar. ( S.

Ebediyye)

Müslümanlara müşrik damgası basmak ne kadar çirkindir.


Dirilten ve öldüren yalnız Allahü teâlâdır
Sual : Bazıları, "İlaç hastalığıma iyi geldi demek veya türbeye gitmek, Fatiha

suresinin, ( Yalnız senden yardım bekleriz) âyetine zıt olduğu için şirktir"

diyorlar. Öldürüp dirilten yalnız Allah olduğu için, "Terörist falancayı öldürdü"

demek de şirkmiş. Yanlış değil mi?
CEVAP
Böyle konuşanlar, Ehl-i sünnet olmayan sapıklardır. Elbette öldüren ve dirilten

yalnız Allahü teâlâdır. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki :
( Dirilten ve öldüren yalnız Odur.) [Yunus 56]
( Ölüm zamanında insanı, Allahü teâlâ öldürüyor.) [Zümer 42]

Hazret-i Azrail’in can alması da mecazidir. ( Azrail öldürdü, Azrail can aldı)

demek de mecazidir. Esas öldüren Allahü teâlâdır. Hastaya şifa veren de Allahü

teâlâdır. Çünkü Kur'an-ı kerimde, ( Hasta olduğum zaman ancak O bana şifa verir)

buyuruluyor. ( Şuara 80)

Cenab-ı Hak her şeyi sebep ile yaratıyor. İlaçsız da şifa vermeye gücü yettiği

halde, ilacı sebep kılıyor. Her şeyi yaratanın, şifa verenin Allahü teâlâ

olduğunu bilen bir Müslümanın, ( Aspirin başımın ağrısını giderdi) demesi şirk

olmaz. Öldüren yalnız Allahü teâlâ olduğu halde, ( Falanca falancayı öldürdü)

veya ( Azrail babamın canını aldı) demek günah değildir.

Aynı mecazlar Kur'an-ı kerimde de vardır. Mesela, ( Öldürmek için vekil yapılmış

olan melek sizi öldürüyor) buyuruluyor. ( Secde 11)

Bu bakımdan, ( Şu ilaç hastalığına iyi gelir) veya ( Doktor, hastayı

iyileştirdi) demek şirk olmaz. Çünkü Kur'an-ı kerimde Hazret-i İsa’nın, (

A’manın gözünü açarım, Baras hastalığını iyi ederim ve Allah’ın izni ile ölüleri

diriltirim) dediği bildiriliyor. ( Al-i İmran 49)

Aynı sapıklar, âyet-i kerimelerdeki mecazi manaları anlamadıkları için -hâşâ-

Allahü teâlânın gökte olduğunu, Onun eli olduğunu söylüyorlar. Halbuki Türkçede

de âyet-i kerimelerde bildirilen mecazların benzerleri çoktur. ( İstanbul,

valinin elindedir) denince, İstanbul’un valinin emri altında olduğu anlaşılır.

Yoksa İstanbul, valinin elinin içinde demek değildir. Mülk suresinde, ( Mülk,

Allah’ın elindedir) buyuruluyor. Buradaki eli de, insan eli gibi düşünmek çok

yanlıştır. Her türlü tasarrufun, hükümranlığın ancak Allahü teâlânın kudreti

altında olduğu anlaşılır. Böyle âyet-i kerime ve hadis-i şerifler çoktur. Bunları

İslam âlimlerinin açıkladığı şekilde anlamak gerekir. ( Rahman, Arşı istiva

etti) mealindeki âyet-i kerimeyi de, ( Allah Arşta oturuyor) şeklinde anlamak

küfür olur. Onun için Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okumak gerekir. (

El-Münkız)

Biri, bir bardak su istese, bu, ( Yalnız senden yardım dileriz) âyet-i

kerimesine aykırı olur mu? Hangi hususta başkasından yardım istemeyeceğiz?

Bir doktora muayene olsak, ilaç verse, güvensek, ( Yalnız Allah’a güvenin)

âyetine aykırı olur mu? Topkapı’dan Sirkeci’ye giden tramvaya binsek, "Bu tramvay

Sirkeci’ye gider" desek, Allah’tan başkasına mı güvenmiş olacağız? Peygamber

efendimizin ve âlimlerin sözlerine güvensek, Allah’tan gayrisine mi güvenmiş

oluruz? Demek ki bunların izahı gerekir. Birkaç âyet-i kerime meali :
( Yalnız benden korkun!) [Bekara]
( Eğer iman etmişseniz, onlardan değil benden korkun!) [Al-i İmran 175]
( İnsanlardan korkmayın, benden korkun!) [Maide 44]

Hırsızdan, hainlerden ve yılandan korksak bu âyete aykırı olur mu? Atalarımız, (

Allah’tan korkmayandan korkmak gerekir) demişlerdir. Demek ki açıklamaya ihtiyaç

vardır.

Kur'an-ı kerimde ( Namaz kılın, zekat verin) buyuruluyor. ( Hac 78, Nur 56)
Namazın nasıl, kaç rekat kılınacağı, zekatın nasıl, hangi mallardan verileceği

açık değildir. Bütün bunlar, hadis-i şeriflerle ve âlimlerin açıklaması ile

anlaşılmıştır.

( Allah, dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir.) [Araf 155, İbrahim

4]
Bu âyetleri okuyan bir dinsiz, ( Doğru yola getiren ve sapıttıran Allah olduğuna

göre, beni de dinsiz yapan Odur. Benim bunda ne suçum var?) diyebilir. Bu

bakımdan hadis-i şeriflere ve âlimlerin açıklamasına ihtiyaç vardır. Nitekim,

âyetlerden anladığına uyup, "Hayır-şer Allah’tan olduğuna göre, bize günah

işleten de Allah’tır. Biz günahlardan mesul değiliz" diyenler çıkmıştır. İşte bu

tehlikeyi önlemek için Peygamber efendimiz, gerekli açıklamalarda bulunmuş,

âlimler de bunları açıklamış, artık, bahane kalmamıştır. Üç âyet-i kerime meali :
( Kur'anı insanlara açıklayasın diye sana indirdik.) [Nahl 44]
( Verdiğimiz bu misalleri ancak âlim olanlar anlar.) [Ankebut 43]
( Bilmiyorsanız âlimlere sorun.) [Nahl 43]

Bu âyet-i kerimeler, Kur'an-ı kerimi anlamak için Peygamber efendimizin ve

âlimlerin açıklamasına ihtiyaç olduğunu bildirmektedir. Hadis-i şerifte de

buyuruldu ki :
( Sünnetimden yüz çeviren benden değildir.) [Müslim]


Dua ederken
Sual : Fatiha suresini tek başına sure veya dua olarak okuyorum. Sana ibadet

ederiz, senden yardım dileriz, bizi doğru yola ilet şeklinde çoğul dua edilmiş

oluyor. Niçin "Beni doğru yola ilet!" denmiyor da, bizi deniyor?
CEVAP
Dua umumi olursa, kabul olma ümidi daha fazladır. Bunun için ben yerine biz demek

gerekir. Bizleri denince, bütün Müslümanları içine alır. Ayrıca Müslümanların

içinde birinin duası kabul olunca, diğerlerininki de onun hürmetine kabul olur. (

İ.razı)

Bu bakımdan dua ederken, "Bizi" denmeli ve duaya salevat-ı şerife ile başlayıp

yine salevat-ı şerife ile bitirmek sünnettir. Allahü teâlâ, salevat-ı şerifeyi

kabul eder. Duanın başı ve sonu kabul olunca ortasının kabul olmaması düşünülmez.

Peygamber efendimiz, ( Allahü teâlâya günah işlenmeyen dil ile dua edin)

buyurunca, Eshab-ı kiram, böyle bir dili nasıl bulacaklarını sual ettiler.

Resul-i Ekrem efendimiz, ( Birbirinize dua edin! Çünkü ne sen onun, ne de o

senin dilinle günah işlemiştir) buyurdu. Hele dua, mümin kardeşimizin gıyabında

yapılırsa, duanın kabul olma ihtimali daha fazlalaşır.


Evliyayı ziyaret
Sual : Mezhepsiz bir yazar, Zümer suresinin 3. âyetini tefsirinde, "Tevhid ve

ihlas sahibi bir kimse, Allah’tan başkasından bir şey istemez. Hiçbir mahluka

itimat etmez. Bugün Müslümanlar evliyaya ibadet ediyor, İslamiyet’ten öncekilerin

putlara tapındıkları gibi, şimdikiler de evliyadan şefaat istiyorlar. Halbuki

Allah’ın bildirdiği tevhidde Allah ile kul arasında vasıta ve şefaat etmek

yoktur" diyor.
Ehl-i sünnet âlimleri tevessülün caiz olduğunu bildirmiyorlar mı?
CEVAP
Ölmüş evliyadan yardım istemenin caiz ve gerektiğini, defalarca vesikaları ile

bildirdik. Bahsettiğiniz yazar, Ehl-i sünnet olmadığı için, kendi görüşünü din

gibi bildiriyor.

Allahü teâlâya mahsus olan sıfatlara Üluhiyyet sıfatları denir. Taş, ağaç, güneş,

yıldız, inek, insan, heykel, resim gibi bir mahlukta üluhiyyet bulunduğuna

inanmak, bunlara yalvarmak, ibadet etmek olur ki, böyle inanmaya şirk denir.

Şirke girene müşrik denir. Müşrikin ibadet ettiği bu şeylere şerik, mabud, put

denir. Şimdiki Hıristiyanların çoğu, Budistler, Brehmenler ve Mecusiler

müşriktir.

Müslüman, hiçbir evliyada üluhiyyet sıfatı bulunduğuna inanmaz. Enbiyanın ve

evliyanın, Allah’ın sevgili birer kulları olduklarını bilirler. Ziyaret edenleri,

dua isteyenleri, Allahü teâlânın kendisine haber verdiğine inanırlar. Dua

etmeleri için bunlara yalvarırlar. Kur'an-ı kerimde, ( Allahü teâlâya yaklaşmak

için vesile arayınız) buyuruluyor. Peygamber efendimiz de, ( Bir işinizde

şaşırırsanız, ölmüşlerden yardım isteyiniz) buyuruyor. Bu hadis-i şerif, Cinlere

de fetva vermekle meşhur olan Müfti-yüs-sekaleyn ve Şeyh-ül İslam ibni

Kemalpaşazade hazretlerinin Hadis-i erbain kitabında vardır.

Ölülerin işitmediğini zannedenler Ehl-i sünnet değildir.
Ölünün de, dirinin de yardımı ancak Allahü teâlânın izni ile olur.


Allah’tan başkasına dua
Sual : İbni Teymiyeci bir yazar, ( Sizlere fayda ve zararı olmayan, Allah’tan

başkasına dua etmeyiniz) ve ( Allahü teâlâ ile birlikte başkasına dua etmeyiniz)

âyetlerini gösterip, evliya, hatta peygamber de olsa, Allah’tan başkasından bir

şey isteyenin kâfir, müşrik olacağını söylüyor. Dinimizin bu husustaki hükmü

nedir?
CEVAP
Bu âyet-i kerimede yasak edilen dua, ilim dilinde kullanılan dua demektir. Yani

tapınarak yapılan duadır. Bu dua, ancak Allahü teâlâya olur. Fakat, bir kimse,

yalnız Allahü teâlâya dua edileceğini, Allahü teâlâdan başka kimsenin yaratıcı

olmadığını, her şeyi Onun yaptığını bilerek, enbiyayı ve evliyayı vesile eder,

onların Allah’ın sevgili kulları olduklarını ve Allahü teâlânın, onların

ruhlarına, insanlara yardım edebilmek kuvvetini verdiğini düşünerek, ruhlardan

yardım beklerse, caiz olur.
Onlar, mezarlarında, bilmediğimiz bir hayatla diridirler. Ruhlarına, kerametler

ve tasarruf kuvveti ihsan edilmiştir.

Böyle inanana müşrik denemez. Böyle olmakla beraber, Müslümanlar, evliyanın

ruhlarından, kalblerinin temizlenmesini, feyz, marifet ister. Resulullahın

mübarek kalbinden, onun kalbine kadar, kalbden kalbe akıp gelmiş olan

bilgilerden, kendine de vermesini ister. ( F.Bilgiler)


Hazret-i Ebu Bekri vasıta etmek
Sual : Hazret-i Ebu Bekri aracı ederek yapılan dua kabul oluyormuş. Böyle bir

şey olabilir mi? Bu şirk değil mi?
CEVAP
Sadece Hazret-i Ebu Bekri değil, Eshab-ı kiramdan herhangi birini veya herhangi

bir evliya zatı vasıta kılarak yapılan dualar kabule şayandır. Böyle bir dua

gayet uygundur. Şirkle bir alakası yok.

Peygamber efendimiz ( Allahümme inni es’elüke bihakkıssailine aleyke = Ya Rabbi,

senden isteyip de, verdiğin kimselerin hatırı için, senden istiyorum diye dua

ediniz) buyururdu. ( İbni Mace)

Maddi veya manevi bir isteği olan kimse, gece, gusledip veya abdest alıp, iki

rekat namaz kılsa, her rekatında bir Fatiha ve üç İhlas okusa, selamdan sonra

secdeye gidip, ( Ya Rabbi, benim isteğimi Ebu Bekr-i Sıddık hürmetine yerine

getir) diye dua etse; Allahü teâlâ, isteğini verir. ( Menakıb-ı çihar yâr-i

Güzin)


Resulullahın hakkı için
Sual : Peygamber efendimiz veya falanca evliya hürmetine diye dua edilir mi?
CEVAP
Allahü teâlâ, bazı kullarına, kendinde hak ihsan ettiğini Kur'an-ı kerimde

bildirdi. ( Müminlere yardım etmek, üzerimize hak oldu) buyurdu. ( Rum 47)

[Hadika]

Hadis-i şerifte buyuruldu ki :
( Ya Rabbi, senden isteyip de, verdiğin zatların hatırı için, istiyorum.)

[İ.Mace]

Ölü veya diri olan bir velinin veya bir nebinin ismini söyleyerek, onun hürmeti

için dilekte bulunmak caizdir. ( Bezzâziyye)

Allahü teâlânın Peygamberlerini ve salih kullarını vesile ederek dua edilir. (

Hısn-ül-hasin)

Peygamberin hakkı için demek, Onun peygamberliği haktır; bir velinin hakkı için

demek de onun evliyalığı haktır demek olur. Peygamber efendimiz de bu niyet ile,

( Peygamberin Muhammed hakkı için) demiş ve harplerde Allahü teâlâdan,

Muhacirlerin fukarası hakkı için yardım dilemiştir. İslam âlimlerinden, ( Senden

istedikleri zaman verdiğin kimseler hakkı için) ve ( İmam-ı Gazalinin hakkı

için) gibi dualar yapanlar ve kitaplarına yazanlar çok olmuştur. ( Berika)

Hısn-ül-hasin kitabı böyle dualarla doludur.
Ruh-ul-beyan tefsirinde, Maide suresinin 18.âyetinde diyor ki : Hazret-i Ömer’in

haber verdiği hadis-i şerifte buyuruldu ki :
( Âdem aleyhisselam dua edip dedi ki :
- Ya Rabbi! Muhammed aleyhisselam hakkı için beni affet!
Allahü teâlâ da ona sordu :
- Ya Âdem, Onu daha yaratmadım, Onu nereden biliyorsun?
- Ya Rabbi! Beni yaratınca, başımı kaldırdım. Arşın eteklerinde, La ilahe

illallah Muhammedün resulullah yazılmış olduğunu gördüm. Sen isminin yanına, en

çok sevdiğinin ismini yazarsın. Bunu düşünerek Onu çok sevdiğini anladım.
- Ey Âdem, doğru söyledin. Mahluklarımın içinde, en çok sevdiğim Odur. Onun için,

seni affeyledim. Muhammed olmasaydı, seni yaratmazdım.) [Beyheki]


Hazret-i Süleyman hâşâ bilmiyor muydu?
Sual : Mahluklardan her şeyi, hatta insanın yapamıyacağı, fakat keramet olarak

Allahü teâlânın Evliyasına ihsan ettiği şeyleri istemek caiz midir?
CEVAP
Caiz olduğunu gösteren çeşitli âyet-i kerimeler vardır. Bunlardan biri Neml

suresindeki 38. âyet-i kerimedir. Bu âyet-i kerime, Süleyman aleyhisselamın

mealen, ( Ey cemaatim! Onu kürsisi ile hanginiz getirirsiniz?) dediğini

bildirmektedir. Cemaatin içinde, cin ve insanlar ve şeytanlar da vardı. Cinnin

kötü kısımlarından, İfrit, sen yerinden kalkmadan onu getiririm, dedi. Süleyman

aleyhisselam bundan daha çabuk gelmesini istiyorum dedi. Süleyman aleyhisselamın

katibi olan Asaf bin Berhıya, ben daha çabuk getiririm, dedi. Belkıs’ın kürsisi

Yemen’de idi. Süleyman aleyhisselam, Şam’da idi. Arada, [insan yürüyüşü ile], üç

aylık yol vardı. Oradan Şam’a yer altından hemen getirdi. Bu kürsi, altın ve

kıymetli taşlarla süslü bir kanepe idi. Bu bir keramet idi.

Allahü teâlâ, Velileri için, sevdiği iyi kulları için, âdetinin, kanunlarının

dışında olarak keramet vermektedir. Allahü teâlâ, salih kulu olan bir Velisine

verdiği kerameti, Kur’an-ı kerimde, överek bildiriyor. Bu kerameti istediği için,

Süleyman aleyhisselama darılmıyor. Ben sana şah damarından daha yakın iken, niçin

başkasından istedin? İnsanların yapamıyacağı bir şeyi, benden başkasının gücü

yetmeyeceği bir şeyi, niçin benden istemedin demedi. Çünkü, Süleyman

aleyhisselam, Allahü teâlânın Peygamberi idi. Bu sözün, bu dileğin, sebeplere

yapışmak olduğunu ve sebeplere yapışmanın Onun dinine uygun olduğunu biliyordu.

Allahü teâlâ, sebeplere yapışmayı emir etmektedir. Resulullahtan ve şehidlerden

ve salih kullardan bir şey istemek de, bunun gibidir. Allahü teâlânın onlara

ihsan etmiş olduğu kerametlerden faydalanmaktadır. Onlar sebeptir, vasıtadır,

vesiledir. Yaratan ve yapan yalnız Allahü teâlâdır. Velilerin kerameti,

Peygamberlerin üstünlüklerinden, mucizelerindendir. Veliler, Peygamberlere

uydukları için, onların vasıtaları ile kerametlere kavuşmaktadırlar.


Mümin, mümin kardeşinin aynasıdır
Sual : Evliyanın kabirlerine giderek, Allahü teâlâdan bir dilekte bulunurken,

onları vesile etmek, vesile olmaları için onlara yalvarmak caiz midir?
CEVAP
Elbette caizdir. Maide suresi 35. âyet-i kerimesinde mealen, ( Ey müminler!

Allahü teâlâdan korkun ve Ona yaklaşmak için vesile arayın!) buyuruldu. Bütün

tefsirler, vesilenin Allahü teâlânın sevdiği, beğendiği şeylerden herbiri

olduğunu bildiriyor. Nisa suresinin 80. âyetinde mealen, ( Resule itaat eden,

Allah’a itaat etmiş olur) buyuruldu. Bunun içindir ki, İslam âlimlerinin çoğuna

göre, birinci âyet-i kerimedeki vesile, Resulullah demektir. Böyle olunca,

Peygamberleri ve onların vârisleri olan Velileri, salih Müslümanları vesile

etmek, onların yardımları ile Allahü teâlâya yaklaşmak caiz olmaktadır.

Peygambere karşı söylemek, yalvarmak küfür ve şirk olsaydı, namaz kılanların

hepsinin kâfir olması lazım gelirdi. Muhammed bin Süleyman’ın Eşedd-ül-cihad’da

yazılı fetvasına göre, vehhabilerin de kâfir olmaları lazım olurdu. Çünkü her

Müslüman, namazda otururken, Esselamü aleyke eyyühen-Nebiyyü ve rahmetullah

diyerek Resulullaha selam vermekte ve o yüce Peygambere dua etmektedir.

Kabirleri ziyaret etmekte ve Evliyayı vesile ederek dua etmekte faydalar vardır.

Çünkü, İbni Asakir’in bildirdiği ve Künuz-üd-dekaık’de yazılı hadis-i şerifte, (

Mümin, mümin kardeşinin aynasıdır) buyuruldu. Dare Kutni’nin bildirdiği hadis-i

şerifte, ( Mümin, müminin aynasıdır) buyuruldu. Bu hadis-i şeriflerden

anlaşılıyor ki, ruhlar, birbirlerinin aynaları gibidir. Birbirlerinde görünürler.

Kabir başında, o Veliyi düşünüp, vesile eden kimsenin ruhuna, Velinin ruhundan

feyz gelir. Hangisinin ruhu zayıf ise, kuvvetlenir. Birleşik iki kaptaki sıvı

gibidir. Yüksek olan ruh zarar eder. Kabirdekinin ruhu aşağı derecede ise,

ziyaret edenin ruhu sıkıntı duyar. Bunun içindir ki, İslamiyet’in başlangıcında,

kabir ziyareti yasak edilmişti. Çünkü mezarda olanlar, cahiliye zamanından kalmış

olanlardı. Müminler de ölmeye başlayınca, kabir ziyaretine izin verildi.

Peygamberin veya bir Velinin kabri ziyaret edilince, o Veli düşünülür. Hadis-i

şerifte, ( Salihler düşünüldüğü zaman, Allahü teâlâ merhamet eder) buyuruldu. Bu

hadis-i şeriften anlaşılıyor ki, kabir ziyaret edene, Allahü teâlâ merhamet eder.

Merhamet ettiği kulunun duasını kabul buyurur. Kabir ziyaret edilmez, Peygambere,

Evliyaya tevessül olunmaz sözünün, senetsiz bir düşünce, bir görüş ayrılığı

olduğu meydandadır. ( Ben öldükten sonra, hac eden bir Müslüman beni ziyaret

ederse, diri iken ziyaret etmiş gibi olur) hadis-i şerifi, bu inanışı kökünden

çürütmektedir. Kabir ziyaretinin lazım olduğunu göstermektedir. Bu hadis-i şerif,

vesikaları ile, Künuz-üd-dekaık kitabında yazılıdır.

( Kabrimi ziyaret eden, beni diri iken ziyaret etmiş gibi olur) hadisi, Hücre-i

saadeti ziyaret ederek faydalanmayı emir buyurmaktadır. Onu diri iken ziyaret

eden, çok faydalanarak ayrılırdı. Mübarek kabrini ziyaret edenlerin de, böyle

ayrılacaklarını, bu hadis-i şerif bildiriyor.

###############

Evliyanın Ruhlarından Himmet İstemek Caiz midir?

Her hayrın ve şerrin yegane yaratıcısı kendisinden başka İlah olmayan Allahu

Tealaya sonsuz hamdü senalar ve O’nun Rasulü Muhammed Mustafa’ya salat ve

selamlar olsun.. O Allah ki, O’nun eşi ve benzeri ve dengi yoktur. Herkese kuvvet

ve hayat veren sadece O’dur ve dönüşümüz O’nadır. Cenab-ı Hakk’ın insana emanet

olarak verdiği cüzi irade ile kul, iyilikten veya şerden birisini seçmesinin

akabinde Allahu Teala o işi yaratır ve o sebeple kul her yaptığından sorumlu

tutulur. Enbiya ve evliya ve diğer mahlukat bir işin yapılmasında sacede

vesiledir yaratma işi Allah’a aittir. Allah’tan başkası için “falan şunu yarattı”

veya “ben bunu yarattım” demek asla caiz değildir..

Dua Nedir? Herhangi bir isteğin veya ihtiyacın yerine getirilmesi için bir

yalvarma şeklidir. İnsanlar ve cinlerin elde edemedikleri şeyler için bir

başkasını yardıma çağırma işlemidir. Kafirler elleri ile yaptıkları putlardan

medet istedikleri gibi, kendilerinden güçlü olğunu saydıkları varlıklardan da

yardım isterler. Müminler ise sadece “iyyâkena’budu ve iyyâkenesteîn” ( yalnız

sana kulluk eder ve yalnız senden yardım isteriz) ( Fatiha-5) ayetinin manası

gereğince ancak Allah’a dua ederler ve hakikatte sadece Ondan yardım beklerler.

SORU 1 : Allah’tan başkasına dua etmek şirk midir?

CEVAP : Allah’tan başkasına dua ve ibadet etmek şirktir. Ancak, bir müminin dua

ederken; “Ya Rabbî Senden, Peygamber ( s.a.v.) efendimizin hurmetine şu duamın

kabulünü istiyorum” diye peygamberleri veya evliyayı vesile etmesinde bir beis

yoktur.

SORU 2 : Himmet nedir? Enbiyaların ve evliyaların ruhlarından himmet istemek,

şirk midir?
CEVAP :

Himmet : Kast irade ve kuvvetli istek Allahu tealanın veli kullarından bir zatın

gönlünde yalnız bir işin yapılmasını bulundurup başka bir şeyi gönlüne

getirmemesi ve Allah’tan dileyerek bu şekilde bir şeyin olmasına vesile

olmasıdır. ( Dini Terimler Sözlüğü 1. cilt)

Himmet etmek; gönül lisanı ile bir işin yapılmasını Allahu tealadan istemektir.

Dilsiz, dudaksız, harfsiz ve kelimesiz olarak Allahu tealaya yalvarmaktır.

Himmet istemek; basiret gözü açık olan velilerden sırr lisanı ile dilsiz, harfsiz

ve kelimesiz olarak kendisi için Allah’a dua edilmesini istemektir. Bir kimse

kendisi için himmet( dua) edebileceği gibi, bir başkası için de himmet( dua)

edebilir. O halde birilerinden dua istemeye şirk yaftası vuran kimse hem ahmaktır

hem de katmerli cahildir.



U Y A R I :

Bir sufi, Peygamberlerin veya Evliyaların ruhlarından dua anlamında olan himmet

isteyeceği zaman, şu bilinçte olmalıdır : Himmet isteyen kimse; hem kendisinin,

hem kendisine himmet( dua) etmesini istediği kimsenin ve aralarındaki irtibatın

ve o duanın kabul edilme işleminin yaratılışını Allahu Tealadan bilmeli ve öyle

itikat ederek himmet istemelidir..
Muhterem Dilaver Selvi Hoca, ‘Kaynakları İle Tasavvuf’ isimli eserinde

Cürcani’nin Tarifat’ını kaynak göstererek himmetten şöyle söz ederler :

“Tasavvuf erbabına göre himmet, kulun kendisini veya başkasını bir hayra

ulaştırmak, bir şerden korumasını veya bir kemali ele geçirmek için bütün manevi

gücünü kullanarak kalbiyle Cenab-ı Hakk’a yönelmesidir( dua etmesidir). ”

Aslında kuluna destek veren ve problemini çözen Yüce Allah’tır. “Himmet şeyhim

“diyen kimse; “ey şeyhim şu isteğimi yarat” demek istemez. Bu ifadeyle;”Ey

şeyhim! Şu ihtiyacımı gidermek için Rabbime benim için dua et“demek ister.” (

Kaynakları ile Tasavvuf)
Bir sufi, şeyhi hususunda ifrata kaçmadan; “Onlar Allahın dostlarıdır. Allah,

onların hurmetine bizleri feyizlendiriyor, onların duaları vesilesi ile başımıza

gelmesi muhtemel olan musibetleri kaldırıyor, islah ve irşad olmamıza onları

sebep kılmaktadır.” diye itikat ediyorsa, bu asla şirk değildir. Zira Peygamber(

aleyhissalatü vesselam) Efendimiz de; “Ben de, dua ederken salih kulları vesile

ederek Allahu tealadan istiyorum.” diye buyurmuşlardır. Nitekim Adem(

aleyhisselam), Rabbinden tevbesinin kabulünü Peygamber Efendimizin hürmetine

isteyince, Allahu teala onun tevbesini o vesile ile kabul etmiştir.

ALLAH’TAN BAŞKASINDAN YARDIM İSTEMEK ŞİRK MİDİR?

SORU 3 : Kur’an-ı Kerim’in Fatiha Suresi 5. ayette geçen : ”iyyâkenesteîn” ( De

ki;)Yalnız senden yardım isteriz.)mealindeki ayeti;”Allah’tan başkasından yardım

istemek şirktir” şeklinde yorumlayanlar vardır. Bunların bu ayete verilen anlam

doğru mudur?

CEVAP : O anlam kesinlikle yanlıştır. Eğer ki “Yalnız Senden yardım isteriz“

mealindeki ayete, neo selefi mezhepsizlerinin verdikleri anlam doğru olsaydı,

kendileri de müşrik olurlardı. Çünkü onlar da her gün birilerinden yardım

istemektedirler.
Allah’tan başka birinden yardım istemeyen bir Allah’ın kulu var mıdır?
Peygamberler dahi diğer insanlardan yardım istemişlerdir. Bu sapkınların idrak

edemedikleri gerçek, kulların birbirlerine yardım etmesi hususunda sadece

kulların vesile olması hususunu anlayamamalarıdır veya anlamak istememeleridir..

Hakikatte o yardımı yaratan Allahu Tealadır.

Bir kimse ister maneviyatta ve isterse görünen alem de olsun, doğrudan Allah’tan

değil de başka her hangi bir kimseden yardım istediğinde, o kimse o yardıma sebep

olanları ve o yardımın Allah’ın yaratması ile gerçekleştiği inancı içindeyse, o

kimseye şirk yaftası yapan kimse art niyetli bir münafık değilse, ahmağın ta

kendisidir.
Eğer ki, bir kimse kendisine yapılan yardımın Allah’ın iradesi, kudreti ve

yaratması ile değil de, o yardımın, yardımı istenilen kimsenin öz kudreti ile

yapıldığına inanırsa, velev ki o yardım maddi veya manevi alem de yapılsın, böyle

inanan kimse şirk içindedir. Zahiri, sebep bilen Peygamberler de insanlardan

yardım istemiştir. İşte o husustaki ayetler, mealen :
-”( Yusuf) Onlardan, kurtulacağını sandığı kimseye dedi ki; “Efendinin yanında

beni zikret.” Ama şeytan onu efendisine hatırlatmayı unutturdu. ( Yusuf böylece)

Zindan da bir süre daha kaldı.” ( Yusuf Suresi/42)
Bu ayette kast edilen Yusuf’un zahiren de olsa arkadaşından yardım talep

etmesidir.
-”Vaktaki İsa onlardan küfrü sezince, “Bana Allah için kim yardım edecek” dedi. (

Âl-i İmran-52)
Bu ayette, İsa Peygamberin kafirlere karşı Havarilerden yardım istediği açıkça

bildirilmektedir. Birgün Rasul-i Ekrem ( s.a.v.) , Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin

( radıyallahu anhum) bir yere gittiler. Rasul-i Ekrem :
-”Bana yardım edin” buyurdular. Onlar :
-”Sana nasıl yardım edelim” dediler. Rasul-i Ekrem :
-”Abdest alıp namaz kılarak, sonra da “Ya Rabbi atamız Muhammed’e rahmet eyle”

diye dua ederek dedi.
Bunun gibi, yardım istemek hususunda Peygamberimizin hayatında bir çok misaller

bulunmaktadır. Başkalarından yardım istemek şirk olsaydı, Allah’ın Rasulü ehl-i

beytinden yardım ister miydi? Hâşâ. Ehl-i Sünnetin haricinde olan Mu’tezile

Mezhebi ve Vehhabi Mezhebleri anlayışında; Allah’ın bir emri inkar edilmeyip

sadece yapılmadığı halde, şirk sayılmaktadır. Bu bir şaşkınlık ve sapıklık

anlayışı olduğundan, bizim memleketimizdeki bu şaşkınların uyduları da, bunlardan

daha da şaşkındır.

SORU 4 : “ ( de ki) Yalnız Senden yardım isteriz ” ayetindeki emri inkar

etmeksizin bu emri yapmamak şirk midir? Zira bir emrin emir olduğuna inanıp da

yapmamak küfür değil, sadece günah olmaz mı?

CEVAP : Ehli Sünnet itikadına göre Allahu tealanın bir emrini inandığı halde

tembellikten dolayı yapmayan şirke değil, yalnızca günaha girer. Bazı sapık

mezheplere göre bir kimse bir farzı inanmadığı için değil de tembelliğinden

dolayı yapmadıysa müşrik sayılmaktadır. Bu sebeple “Yalnız Senden yardım isteriz”

mealindeki ayete de, Peygamber Efendimizin sünnetine bakarak, eshabın ve müçtehid

alimlerin nasıl anlam verdiklerine bakmaksızın kendi kısa akıllarına göre mana

vererek sırat-ı müstekîm olan Ehli Sünnet yolundan çıkmışlardır.

SORU 5 : Madem ki her şeyi Allah yarattığına göre, neden Allah’tan istenmiyor

da, kullar vesile edilerek isteniliyor?

CEVAP : Sizi de bizi de Allah yarattı. Bu sorunun cevabı şu sorumuzun içindedir

:
“Lokantaya gidiyorsunuz masaya yemek geliyor. Bakıyorsunuz masada su yok. Suyu

neden doğrudan Allah’tan istemiyorsunuz da garsondan istiyorsunuz.?”
Allahu Tealanın İlahi adeti gereği, Cenab-ı Hakk Teala kullara rızıklarını

vesilelerle vermektedir. O dileseydi doymamız için ekmeğe gerek kalmazdı.

Susadığımız da, suya gerek kalmazdı. Zira ekmeği de, suyu da, susuzluğu da,

açlığı da yaratan ve onları gideren de O’dur. Cenab-ı Hakk’ın duaların kabulünde

Enbiya ve Evliyayı vesile kılması ise, onlara vermiş olduğu değeri, biz aciz

kullarına bildirmek içindir. Tıpkı Adem Peygambere, Muhammed aleyhisselamın Allah

katındaki değerini, bildirmesi gibi.
Dua ederken; “Ya Rabbi Senden Rasulün Muhammed aleyhisselam hürmetine istiyorum ”

diye dua etmelidir.

SORU 6 : Vesile caiz midir?
CEVAP : Maide suresi 35’te mealen :
– “Ey iman edenler Allah’tan sakının, O’na( rızasına ermek için) vesile

arayınız. Ve O’nun yolunda mücadele veriniz. Umulurki kurtuluşa erersiniz.” diye

buyurulmaktadır.
Her kula yardım ancak Allah’tandır. Ölü veya diri her kul, yardım hususunda

sadece vesiledir. Allah, İlahi adeti gereği yardımlarını, vesilelerle

yaratmaktadır.
Ölülerin aciz olduğuna inanıp da, yaşayanların kuvvetinin Allah tarafından

verilmediğine itikat eden kimseler de şirke girer. Boğulmakta olan birinin

kurtulmasına, birileri sebep oluyorsa, aslında orada kurtarıcı Allahu tealadır,

kul ise sebeptir. Zira ölülerin ruhuna da işittirip güç veren, yaşayanlara da güç

verip işittiren Allahtır. Allah’ın ölülerin ruhlarına işittirmekten ve yardım

hususunda ölülerin ruhlarını yaşayanlara vesile kılmaktan yana aciz olduğunu

sanmakta küfürdür. Zira, ölü veya diri herkese kuvvet ve hareket, ancak

Allah’tandır. “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh.”
Allah dilerse, kuru ağaca konuşma, görme ve işitme gücü verir. Ve Allah dilerse,

ölüleri dirilerin yardımına vesile kılar. Bunlara inanmayan kimse, Allahu

tealanın : “Ve Huve alâ külli şeyin Kadîr” mealinde olan;” Ve O Allah’ın gücü

her şeye yeter.” ayetine inanmamış olur ki, bu da açık bir küfürdür.

Allah’tan başkasından yardım istemek konusunda her mü’min şu bilinçte olmalıdır :
Her kim, herhangi bir kuldan, her ne şekilde yardım isterse istesin, yardıma

vesile olacak kimsenin, o yardım hususunda sadece bir vesile olduğunu

bilmelidir.



SORU 7 : Bir şey nasıl şirk olur?

CEVAP : Şirk; ortak, denk ve eş kabul etmek anlamlarına gelen bir kelimedir.

Allahu teala Kur’an-ı Kerim’de, şirkin çok büyük bir zulüm olduğunu ve şirki

tövbesiz asla affetmeyeceğini bildirmektedir. Allahu tealaya şirk koşmak demek;

O’nun, yüce Zâtı ve varlığının ve sıfatlarının eşi ve denklerinin olduğuna

inanmak demektir. Şirk; mahlukların, Allahu teala ile birlikte başka ilahlar

tarafından yaratılmış olduğuna inanmaktır. Kainattaki olayların yaratılışında

Allah’a ortaklar tayin etmek, her türlü zarar ve faydanın yaratılışında Allah’a

ortaklar, yardımcılar tanımak demektir.

SORU 8 : Gıyâba hitaben bir işin yapılmasını istemek dinen doğru mudur?
CEVAP : Bu, Allahu tealanın peygamberler ve evliyayı sebep kılarak yarattığı

olağan üstü hallerdendir. Bir gün, Hazreti Ali Medine’den üç aylık uzak bir

mesafede düşmanlarla savaş ederken, bir kâfir arkadan yaklaşıp, Ali( radıyallahu

anh) hazretlerine kılıcını arkadan vurmak istediği esnada, Peygamber( s.a.v.)

Efendimiz :
-”Ya Ali! Arkana bak! ” diyerek Hazreti Ali’yi uyardı.
Eshabdan bazıları bu uyarının tarihini yazdılar ve üç ay sonra Medine’ye dönen

Hazreti Ali’ye bunu sordular. Hz.Ali :
– ”Evet bundan üç ay önce böyle bir olay vukuu buldu. Ben o gün, Rasulullah’ın :

” Ya Ali! Arkana bak!” dediğini duydum ve geriye baktığımda, bir kafir arkamdan

bana kılıcını vurmak üzere olduğunu fark ettim ve onu bertaraf ettim.”dedi.
Bunun benzeri bir durum da, Hazreti Ömer’in( r.a.) halifeliği zamanın da oldu.

Hazreti Ömer’in İranlılarla savaşan Kumandan Sariye’ye, çok uzak mesafelerden :

”Ya Sariyel-cebel”( Ey Sariye Dağa çekil” diye hitap etmeleri meşhur

haberlerdendir. Bu ve bunun benzeri olaylar, Allah’ın kudreti ile

yaratılmaktadır. Yeter ki, bu işlerin Allahu teala tarafından yaratıldığına

itikat edilsin ve O’ndan başka güç ve gerçek tasarruf sahibi olmadığına

inanılsın.

SORU 9 : Kur’an’da Velilik Var mıdır?

CEVAP : Allah Teâlâ böyle kimseler hakkında :
-“Haberiniz olsun ki Allah’ın velî kulları için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun

da olacak değillerdir.” ( Yunus, 62 ) buyurmuştur.

SORU 10 : Kur’an’da Evliyanın Kerametine Dair Âyetler Var mıdır?

CEVAP : Bu hususta gerek Esahab-ı Kehf’ ile ilgili ve gerekse Hz. Meryem’le

ilgili kerametler mevcut ayetlerde belirtilmiştir.

Ashâb-ı Kehf kıssasında zikredilen husus :
Allahu Teala buyuruyor ki, mealen :
-“Onlara baksaydın görürdün ki, güneş doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafına

yönelir, battığı vakit de onların sol yanını kesip giderdi. Kendileri ise oranın

geniş bir yerinde idiler. Bu, Allah’ın AYETLERİNDENDİR. Allah kime hidâyet ederse

işte o, doğru yola erdirilmiş, küni de şaşırtırsa artık onun için hiçbir zaman

irşad edici bir yâr bulamazsın. Sen onları uyanık kimseler sanırsın. Halbuki

onlar uyuyanlardandır. Biz onları gâh sağ yanma, gâh sol yanına çeviriyorduk.

Köpekleri de mağaranın giriş yerinde iki kolunu uzatıp yatmakta idi. Üzerlerine

tırmanıp da hallerini bir görseydin, mutlaka onlardan yüz çevirir, kaçardın ve

her halde için, onlardan korku ile dolardı. Onlar mağaralarda üç yüz sene

eğleştiler. Buna dokuz yıl daha kattılar.”( Kehf, 17, 18, 25 )

Hz. Meryem’in kıssasında kuru hurma ağacının meyve vermesi ile ilgili âyet :

-“…Hurma ağacını kendine doğru silk, üstüne derilmiş taze hurma dökülecektir.” (

-Meryem, 25 )
Zekeriyya’nın ( a.s.), Hz. Meryem’in yanına girdiğinde, O’nun yanında rızıklar

bulduğunu; kendisinden başka kimsenin girmediği bu yerde bulunan erzakın

nereden geldiğini Hz. Meryem’den sorduğunda : “Allah’ın indinden”

cevabıyla ilgili âyet :
-“…Zekeriyya ne zaman kızın bulunduğu mihraba girdiyse, O’nun yanında bir yiyecek

buldu : “Meryem! bu sana nereden geliyor?” dedi. O da : “bu Allah tarafından,

şüphe yoktur ki Allah kimi dilerse ona sayısız rızık verir” derdi.” ( Âli

İmran, 37 )

Hz. Süleyman’ın veziri Asaf b. Berhiya’nın bir anda Belkıs’ın tahtını Yemen’den

Filistin’e getirmesini anlatan kıssa :

-“Nezdinde kitaptan bir ilim bulunan zat : “Ben dedi, onu sana gözün kendine

dönmeden ( gözünü yumup açmadan) evvel getiririm.” ( Neml, 40 )

Kerametle İlgili Hadisi Şerifler :

1-Hz. Ebu Bekir’in( r.a.) İslamiyetin bidayetinde Peygamber Efendimizin

Peygamberliğini müjdeleyen bir rüya görmesi ve bu rüyayı bir rahibe yorumlatıp

rüyanın olduğu gibi çıkması ve pek çok misafirine yemek verdikten sonra,

artanların eskisinden fazla olduğu haberi.

2-Hz. Ömer’in ( r.a.) Medine’de, minber üzerinde hutbe okurken, İslâm orduları

komutanı Sariye’yi, düşman kuvvetlerinin kuşattığını görerek,” Ya Sariyel

cebel”diye dağa çekilmesi için seslenişi ve Sariye’nin bu sesi çok uzaklardan

işiterek yerine getirmesi hadisesi.

3-Hz. Osman’ın( r.a.) kendisini ziyarete gelenler içinde, birinin gözünde zina

eseri bulunduğunu haber vermesi ve hz.Osaman’ın şehid edilmeden bir gün önce

Rasulullahı rüyasında görüp orucunu şehid olduktan sonra cennette açacağını eşine

anlatması ve aertesi gün anlatıldığı gibi rüyanın vukuu bulması.

4-Hz. Halid bin Velid’in ( r.a.) zehir içtiği halde, hiç tesir etmemesi

Hakim’in bildirdiği sahih hadiste Allah’ın Rasulü ( salat ve selam O’na olsun)

buyurdular ki ( mealen) :
-“Âdem aleyhisselam Cennetten çıkarılınca, çok dua etti. Tevbesi kabul olmadı.

Nihayet ( Ya Rabbi! Oğlum Muhammed hürmeti için, bu babaya merhamet et) deyince,

duası kabul oldu ve ( Ya Adem! Muhammed aleyhisselamın ismi ile, her ne

isteseydin kabul ederdim, Muhammed olmasaydı, seni yaratmazdım) buyruldu.”
Bu hadis-i kudsi, ( Mevahib) ve ( Envar)ın başında da yazılıdır. Böyle

olduğunu, Alusi’nin ( Galiyye) kitabı da, 109. sayfasında uzun bildirmektedir.

Bu dualarda bulunan ( hak) kelimesi, hürmet, kıymet demektir. Sevdiklerine

verdiği kıymetli dereceler hatırı için istemektir. Çünkü, hiçbir mahlukun, hiçbir

bakımdan, Allahü teâlâda hakkı yoktur.

SORU 11 : ”Bir kimse evliyanın ruhları burada hazır ve nazırdır derse, küfre

girer.”deniliyor. Halbuki tasavvufçuların arasında “şeyhimizin ruhu hazırdır,

nazırdır” sözü meşhurdur. Bunu nasıl izah edersiniz?

CEVAP : Bu ifadeye Evliyanın büyüklerinden Seyyid Abdulhakim Arvasi

hazretlerinin şu sözleri ile cevap verelim :
– “Allahu teala hazırdır ve nazırdır demek; O’nun ezeli ve ebedi olarak hazır ve

nazır olduğudur. Böyle olduğunu ifade etmek için, Allah her yerde ve her zaman

hazırdır derler. Halbuki Allah zamanlı ve mekanlı değildir. Öyle ise bu söz,

mecazdır. Yani Allah zamansız ve mekansız ezeli ve ebedi hazır( bulunur) ve

nazırdır( görendir) demektir. Aksi durumda Allahu tealayı zamanlı ve mekanlı

bilmek olur. Allahu teala hayy, alîm, kadîr, ve mütekellimdir. Zaman ve

mekanlar yokken de öyle idi. Bu sıfatları ezeli ve ebedi olduğu gibi, hazır ve

nazır olmasıda ezeli ve ebedi olarak, zamansız ve mekansızdır. Allahu tealanın

sıfatlarının hepsi de böyledir. Hiçbir şey O’nun gibi değildir. O’nun varlığının

ve sıfatlarının önleri ve sonları yokluk değildir. Allah hazırdır, bu hazır

olmasından önce de, gaib değildi ve bundan sonra da, gaib olmayacaktır. O hep

vardır. Hiçbir kimsenin sıfatları O’nun sıfatlarına benzemez.”
Evliyaullah bu hususu şöyle açıklamıştır. Bizler hatırlasak da hatırlamasak da

Allah( celle celalüh) ezelden ebede zamandan ve mekandan münezzeh olarak hazır

ve nazırdır yani gören ve bilendir. Veliler ise, hatırlandığında Allah onları

gören ve bilen kılar.

#####################

Tevessül ve teberrük ne demektir?

Sual : Tevessül ne demektir?
CEVAP
Resulullah veya evliya zatlarla, Allahü teâlâya tevessül etmek, yani bunların

hürmeti için, dilekte bulunmak caizdir. Tevessül etmek, şefaatini istemek

demektir. Ehl-i sünnet âlimleri, bunun caiz olduğunu bildirdi. Tevessül edenin

duasının kabul olması, tevessül olunanın kerameti olur. Yani, öldükten sonra

keramet göstermesi olur. ( Hadika)

İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki :
Diriyken tevessül olunan, feyz alınan zata, öldükten sonra da tevessül edilerek

feyz alınır. ( Mişkat)

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki :
Resulullah, muhacirlerin [hicret eden eshabı kiramın] fakirleri ile tevessül

edip, fetih ve yardım talep etti. ( 3/93)

Muhammed Hadimi hazretleri buyuruyor ki :
Peygamberler ve evliya zatlar öldükten sonra da, bunlar vasıtasıyla Allahü

teâlâya yalvararak dua etmeye, tevessül ve istigase etmek denir; çünkü bunlar

ölünce, mucizeleri ve kerametleri devam eder. ( Berika)

Şihabüddin-i Remli hazretleri buyuruyor ki :
Enbiya ölünce mucizeleri, evliya ölünce de kerametleri kesilmez. Peygamberlerin

mezarda diri olduklarını, namaz kıldıklarını, haccettikleri, hadis-i şerifler

açıkça bildirildi. Şehitlerin de diri oldukları, kâfirlerle savaşırken, yardım

ettikleri bildirildi. ( Şevâhid-ül-hak)

Seyyid Davud bin Süleyman buyuruyor ki :
Tevessül demek, bizim için dua etmelerini dilemektir; çünkü onlar, Allahü

teâlânın dünyada da, ahirette de sevgili kullarıdır. Onların istediklerine

kavuşacaklarını, her dilediklerinin verileceğini, Kur’ân-ı kerim bildirmektedir.

( Minhat-ül-vehbiyye)

Sebeplerden değil, yalnız Allahü teâlânın yaratacağına inanarak, dileği yalnız

Allah’tan beklemek dinimize uygun tevessül olur. ( Kıyamet ve Ahiret)

İbni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki :
Resulullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” ile her zaman tevessül etmek çok

iyidir. Yaratılmadan önce ve yaratıldıktan sonra, dünyada da, ahirette de, Onunla

tevessül olunur. Yaratılmadan önce Onunla tevessül olunacağını gösteren

vesikalardan biri, Peygamberlerin ve ümmetlerindeki Velilerin Onunla tevessül

etmiş olduklarıdır. ( Cevher-ül-munzam)

Yusuf Nebhani hazretleri buyuruyor ki :
Hazret-i Ömer zamanında kıtlık oldu. Eshab-ı kiramdan birisi, Resulullahın

kabrine gelip, ( ya Resulallah! Ümmetine yağmur yağması için dua eyle! Ümmetin

helâk olmak üzeredir) dedi. Resulullah buna rüyada görünüp yağmur yağacağını

haber verdi. Öyle de oldu. Rüyada ayrıca, ( Ömer’e selam söyle! Yağmur

yağacağını müjdele. Yumuşak hareket etmesini de söyle!) buyurdu. Hazret-i Ömer,

dinin emirlerini yerine getirmekte şiddet gösterirdi. Bu kimse, Halife’ye olanı

anlattı. Halife dinledi ve ağladı. Burada, Eshab-ı kiramın, Resulullahın kabrine

gelerek tevessül etmiş olduğu bildiriliyor. ( Şevâhid-ül-hak)

Teberrük ne demektir?
Sual : Teberrük, teberrüken ne demektir?
CEVAP
Teberrük, bir şeyi bereket veya saadet vesilesi sayarak almak veya vermek

demektir. Uğur ve bereket saymak, ilahî hayra ortak olmak anlamına da gelir.

Teberrüken, bereket ve saadet vesilesi olarak demektir.

Eshab-ı kiram, Resulullah’ın kullandığı eşyalarla teberrük ederlerdi. Abdest

alırken kullandığı sularla, mübarek terleriyle bereketlenirlerdi. Gömleği,

bastonu, kılıcı, terlikleri, bardağı, yüzüğü ve kullanmış olduğu her şeyle

bereketlenirlerdi. Müminlerin annesi Ümm-i Seleme validemizin yanında, Peygamber

efendimizin mübarek sakalından bir kıl vardı. Hasta gelince, kılı suda bırakır.

Sonra çıkarıp bu suyu ona içirirdi. Mübarek bardağına su koyup, şifa için

içerlerdi. ( Usul-ül-erbea)

İmamı Şafii hazretleri buyurdu ki :
İmam-ı a’zam Ebu Hanife ile teberrük ediyorum. Zor bir durumda kalınca, kabrine

gidip iki rekât namaz kılarak Allahü teâlâya yalvarıyor ve dileğime kavuşuyorum.

( Huccet-ül-İslam)

Selefiyiz diyenler, teberrük etmeye şirk diyorlar. Taştan, ağaçtan, puttan veya

gayrimüslim mezarından teberrük şirk olur, fakat Enbiyanın ve Evliyanın

kabirlerini ziyaret edip, onların bereketiyle Allahü teâlâdan feyz ve bereket

beklemeyi bunlara benzetmek, cahilliktir. Bu yüzden milyonlarca Müslüman’a küfür

ve şirk damgasını basmak da, Müslümanlar arasında bölücülüktür. ( Kıyamet ve

Ahiret)

Evliyadan yardım istemek
Sual : Enbiyadan ve evliyadan bir şey yapmalarını istemek mesela, ( Yâ

Resulallah, bana şefaat et, yâ Abdülkadir Geylani, kiralık ev bulmama yardım et)

demek caiz midir?
CEVAP
Abdülaziz Dehlevî hazretleri Fatiha suresinin tefsirinde buyuruyor ki :
Birisinden yardım istenirken, yalnız ona güvenilirse, onun Allahü teâlânın

yardımına mazhar olduğu düşünülmezse haramdır. Eğer yalnız Allahü teâlâya

güvenilip, o kulun Allah’ın yardımına mazhar olduğu, Allahü teâlânın her şeyi

sebeple yarattığı, o kulun da bir sebep olduğu düşünülürse caiz olur.

Peygamberler ve Evliya da, böyle düşünerek başkasından yardım istemişlerdir.

Böyle düşünerek birisinden yardım istemek, Allahü teâlâdan istemek olur. (

Tahkik-ul-hakkıl-mübin)

Abdülhakîm Siyalkütî hazretleri de buyuruyor ki :
Ölü yardım yapamaz diyenler, ne demek isterler ki? Dua eden, Allahü teâlâdan

istiyor. Duasının kabul olması için, Allahü teâlânın sevdiği bir kulunu vasıta

yapıyor. ( Ya Rabbi! Kendisine bol bol ihsanda bulunduğun bu sevgili kulunun

hatırı ve hürmeti için bana da ver) diyor. Yahut Allahü teâlânın çok sevdiğine

inandığı bir kuluna seslenerek, ( Ey Allah’ın Velisi, bana şefaat et! Benim için

dua et! Allahü teâlânın dileğimi ihsan etmesi için vasıta ol!) diyor. Dileği

veren ve kendisinden istenilen, yalnız Allahü teâlâdır. Veli yalnız vesiledir,

sebeptir. ( Zad-ül-lebib)

Ebul-Hasan-ı Harkanî hazretleri, sefere çıkan talebelerine, ( Sıkışınca benden

yardım isteyin) buyurur. Yolda talebelerini, eşkıya yakalar. Onlar, kurtulmaları

için Allahü teâlâya dua ederler; fakat kurtulamazlar. Bir talebe, ( Yâ Ebel-

Hasan, imdat!) der. Eşkıya o talebeyi göremez. Diğerlerinin nesi varsa alırlar.

Seferden dönünce hocalarına, ( Biz Allah’tan yardım istediğimiz halde soyulduk,

fakat şu arkadaşımız, sizden yardım isteyince kurtuldu. Bunun hikmeti nedir?)

derler. O da, ( Allahü teâlâ günahkâr kimselerin duasını kabul etmez.

Arkadaşınız, benden yardım isteyince, onun duasını Allahü teâlâ bana duyurdu. Ben

de, “Yâ Rabbi, bu talebemi kurtar!” dedim. Allahü teâlâ da kurtardı. Ben sadece

vasıta oldum, dua ettim. Kurtaran Rabbimizdi) diye cevap verdi. ( Tezkiret-ül-

evliya)

Bir kimsenin, ( Yâ Abdülkadir Geylani, kiralık ev bulmama yardım et) demesinin

hiç mahzuru olmaz. Şartlarına uyarak, sebeplerine yapışarak isterse, Allahü teâlâ

ona kiralık ev nasip eder. Bu şartların birincisi, o zatın Allahü teâlânın

sevgili kulu olduğuna, nerede yardım istenirse oradaymış gibi yardım edeceğine

inanmak, ikincisi de yardım edeceğinde hiç şüphe etmemektir.

####################

Dua ile ilgili Ayet ve Hadisler


Araf / 55. Rabbinize yalvara yalvara ve gizlice dua edin. Çünkü O, haddi

aşanları sevmez.

Araf / 56. Düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. O’na, korkarak

ve rahmetini umarak dua edin. Muhakkak ki Allah’ın rahmeti, iyilik edenlere

yakındır.

Araf /205. Sabah akşam demeden, kendi içinden, korkarak ve yalvararak, alçak

sesle Rabbini an ve gafillerden olma.

Ra’d / 14. Gerçek dua O’nadır. O’nun dışında yalvarıp durdukları ise onlara

hiçbir şeyle cevap veremezler. Onlar olsa olsa ağzına su gelsin diye iki avucunu

açana benzer ki, o, ona gelmez. Kâfirlerin duası hep bir sapıklık içindedir.

Secde / 16. Onların yanları yataklardan uzaklaşır, korku ve ümid içinde

Rablerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayıra sarfederler.

Mü’min / 60. Halbuki Rabbiniz : “Bana yalvarın, dua edin ki size karşılık

vereyim. Çünkü bana ibadet etmekten kibirlenip yüz çevirenler yarın horlanmış

olarak cehenneme gireceklerdir.” buyurdu.

İsra / 11. İnsan, hayrın gelmesine dua ettiği gibi kötülüğün gelmesine de dua

eder. İnsan pek acelecidir.

HADİS-i ŞERİF
* Nu’man İbnu Beşîr ( radıyallâhu anh) anlatıyor : “Resûlullah (

aleyhissalâtu vesselâm) : “Dua ibadetin kendisidir” buyurdular ve sonra şu âyeti

okudular. ( Meâlen) : “Rabbiniz : ”Bana dua edin ki size icâbet edeyim. Bana

ibadet etmeyi kibirlerine yediremeyenler alçalmış olarak cehenneme gireceklerdir”

buyurdu.”

* İbnu Ömer ( radıyallâhu anhümâ) anlatıyor : “Resûlullah ( aleyhissalâtu

vesselâm) buyurdular ki : “Kime dua kapısı açılmış ise ona rahmet kapıları

açılmış demektir. Allah’a taleb edilen ( dünyevî şeylerden) Allah’ın en çok

sevdiği afiyettir. Dua, inen ve henüz inmeyen her çeşit ( musibet) için

faydalıdır. Kazayı sadece dua geri çevirir. Öyle ise sizlere dua etmek gerekir. ”

* Ubâde İbn’s-Sâmit ( radıyallâhu anh) anlatıyor : “Resûlullah (

aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki : “Yeryüzünde, mâsiyet veya sıla-i rahmi

koparıcı olmamak kaydıyla Allah’tan bir talepte bulunan bir Müslüman yoktur ki

Allah ona dilediğini vermek veya ondan onun mislince bir günahı affetmek

suretiyle icabet etmesin. ”

* Ebû’d-Derdâ ( radıyallâhu anh) anlatıyor : “Resûl-i Ekrem (

aleyhissalâtu vesselâm), ( bir gün) sordu : “En hayırlı olan ve derecenizi

en ziyade artıran, melîkinizin yanında en temiz, sizin için gümüş ve altın

paralar bağışlamaktan daha sevaplı, düşmanla karşılaşıp boyunlarını vurmanız veya

boyunlarınızı vurmalarından sizin için daha hayırlı olan amelinizin hangisi

olduğunu haber vereyim mi ?” “Evet! Ey Allah’ın Resûlü!” dediler. “Allah’ın

zikridir!” buyurdu.

* Hazreti Enes ( radıyallâhu anh) anlatıyor : “Resûlullah ( aleyhissalâtu

vesselâm) buyurdular ki : “Allahu Teâlâ hazretleri şöyle seslenir : “Beni

bir gün zikreden veya bir makamda benden korkan kimseyi ateşten çıkarın!”

* Hazreti Muâz ( radıyallâhu anh) anlatıyor : “Resûlullah ( aleyhissalâtu

vesselâm) buyurdular ki : “Akşamdan ( abdestli olarak) temizlik üzere

zikrederek uyuyan ve geceleyin de uyanıp Allah’tan dünya ve âhiret için hàyır

taleb eden hiç kimse yoktur ki Allah dilediğini vermesin.”

* Hazreti Câbir ( radıyallâhu anh) anlatıyor : “Resûlullah ( aleyhissalâtu

vesselâm) buyurdular ki : “Bir kimse evine veya yatağına gir’ince hemen bir

melek ve bir şeytan alelacele gelirler. Melek : “Hayırla aç!” der. Şeytan da

: “Şerle aç!” der. Adam, şayet ( o sırada) Allah’ı zikrederse melek

Şeytanı kovar ve onu korumaya başlar. Adam uykusundan uyanınca, melek ve şeytan

aynı şeyi yine söylerler. Adam, şayet : “Nefsimi, ölümden sonra bana geri iade

eden ve uykusunda öldürmeyen Allah hamdolsun. İzniyle yedi semayı arzın üzerine

düşmekten alıkoyan Allah’a hamdolsun”dese bu kimse yatağından düşüp ölse şehit

olur, kalkıp namaz kılsa faziletler içinde namaz kılmış olur.”

* Hazreti Enes ( radıyallâhu anh) anlatıyor : “Resûlullah ( aleyhissalâtu

vesselâm) buyurdular ki : “Allah’ı zikreden bir cemaatle sabah namazı

vaktinden güneş doğuncaya kadar birlikte oturmam, bana İsmâil’in oğullarından

dört tanesini âzad etmemden daha sevgili gelir. Allah’ı zikreden bir cemaatle

ikindi namazı vaktinden güneş batımına kadar oturmam dört kişi âzad etmemden daha

sevgili gelir.”

* Hazreti Ebû Hüreyre ( radıyallâhu anh) anlatıyor : “Resûlullah (

aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki : “Her gece, Rabbimiz gecenin son üçte

biri girince, dünya semasına iner ve; “Kim bana dua ediyorsa ona icabet

edeyim. Kim benden bir şey istemişse onu vereyim, kim bana istiğfarda bulunursa

ona mağfirette bulunayım” der. ” Rivayetin Müslim’deki bir vechi şöyle :

“Allahu Teâla gecenin ilk üçte biri geçinceye kadar mühlet verir. Ondan sonra

yakın semâya inerek şöyle der : “Melik benim, Melik benim. Kim bana dua

edecek

* Ebû Ümâme ( radıyallâhu anh) anlatıyor : “Derdi ki : “Ey Allah’ın Resûlü!

En ziyade dinlenmeye ( ve kabule) mazhar olan dua hangisidir?” “Gecenin

sonunda yapılan dua ile farz namazların ardından yapılan dualardır!” diye cevap

verdi.”

* Hazreti Enes ( radıyallâhu anh) anlatıyor : “Resûlullah ( aleyhissalâtu

vesselâm) buyurdular ki : “Ezanla kaamet arasında yapılan dua reddedilmez (

mutlaka kabule mazhar olur.)” “Öyleyse, dendi, “ey Allah’ın Resûlü, nasıl dua

edelim?” “Allah’tan, dedi, dünya ve âhiret için âfıyet isteyin!”

* Sehl İbnu Sa’d ( radıyallâhu anh) anlatıyor : “Resûlullah ( aleyhissalâtu

vesselâm) buyurdular ki : “İki şey vardır, asla reddedilmezler : Ezan

esnasında yapılan dua ile, insanlar birbirine girdikleri savaş sırasında yapılan

dua.”

* Ebû Hüreyre ( radıyallâhu anh) anlatıyor : “Resûlullah ( aleyhissalâtu

vesselâm) buyurdular ki : “Kul Rabbine en ziyade secdede iken yakın olur,

öyle ise ( secdede) duayı çok yapın.”

* Yine Ebû Hüreyre ( radıyallâhu anh) anlatıyor : “Resûlullah (

aleyhissalâtu vesselâm) anlatıyor : “( Allah’ın kabul ettiği) üç müstecab

dua vardır, bunların icâbete mazhariyetleri hususunda hiç bir şekk yoktur.

Mazlumun duası, müsâfirin duası, babanın evladına duası.”

* Abdullah İbnu Amr İbni’l-Âs ( radıyallâhu anh) anlatıyor : “Resûlullah (

aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki : “İcâbete mazhar olmada gâib kimsenin

gâib kimse hakkında yaptığı duadan daha sür’atli olanı yoktur.”

* Hazreti Ebû Hüreyre ( radıyallâhu anh) anlatıyor : “Resûlullah (

aleyhissalâtu vesselâm) buyudular ki : “Acele etmediği müddetçe herbirinizin

duasına icâbet olunur. Ancak şöyle diyerek acele eden var : “Ben Rabbime dua

ettim duamı kabul etmedi.” Müslim’in diğer bir rivâyeti şöyledir : “Kul,

günah taleb etmedikçe veya sıla-i rahmin kopmasını istemedikçe duası icâbet

görmeye ( kabul edilmeye) devam eder.” Tirmizî’nin bir diğer rivâyetinde

şöyledir : “Allah’a dua eden herkese Allah icâbet eder. Bu icâbet, ya dünyada

peşin olur, ya da ahirete saklanır, yahut da dua ettiği miktarca günahından

hafifletilmek süretiyle olur, yeter ki günah taleb etmemiş veya sıla-ı rahmin

kopmasını istememiş olsun, ya da acele etmemiş olsun.”

* Hazreti Câbir ( radıyallâhu anh) anlatıyor : “Resûlullah ( aleyhissalâtu

vesselâm) buyurdular ki : “Nefslerinizin aleyhine dua etmeyin, çocuklarınızın

aleyhine de dua etmeyin, hizmetçilerinizin aleyhine de dua etmeyin. Mallarınızın

aleyhine de dua etmeyin. Ola ki, Allah’ın duaları kabul ettiyi saate rastgelir

de, istediğiniz kabul ediliverir.”

* Hazreti Enes ( radıyallâhu anh) anlatıyor : “Resûlullah ( aleyhissalâtu

vesselâm) buyurdular ki : “Sizden herkes, ihtiyaçlarının tamamını Rabbinden

istesin, hatta kopan ayakkabı bağına varıncaya kadar istesin.”

* Ebû Hüreyre hazretleri ( radıyallâhu anh) anlatıyor : “Resûlullah (

aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki : “Allah Teâla Hazretleri kendisinden

istemeyene gadap eder.”

* İbnu Mes’ud ( radıyallâhu anh) hazretleri anlatıyor : “Resûlullah (

aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki : “Allahu Teâla Hazretleri’nin fazlından

isteyin. Zira Allah, kendisinden istenmesini sever. İbadetin en efdali de ( dua

edip) kurtuluşu beklemektir.”

* Ebû’d-Derdâ ( radıyallâhu anh) anlatıyor : “Resûlullah ( aleyhissalâtu

vesselâm) buyurdular ki : “Kardeşinin gıyabında dua eden hiçbir mü’min yoktur ki

melek de : “Bir misli de sana olsun” demesin.” Ebû Dâvud’un rivâyetinde şu

ziyâde vardır : “Melekler : “Âmin, bir misli de sana olsun!” derler.”
* Hazreti Âişe ( radıyallâhu anhâ) anlatıyor : “Resûlullah ( aleyhissalâtu

vesselâm) buyurdular ki : “Her kim, kendine zulmedene beddua ederse, ondan

intikamını ( dünyada) almış olur.”

* Fadâle İbnu Ubeyd ( radıyallâhu anh) anlatıyor : “Resûlullah (

aleyhissalâtu vesselâm) dua eden bir adamın, dua sırasında Hz. Peygamber (

aleyhissalâtu vesselâm)’e salat ve selam okumadığını görmüştü. Hemen : “Bu

kimse acele etti” buyurdu. Sonra adamı çağırıp : “Biriniz dua ederken, Allahu

Teâlâ’ya hamd u senâ ederek başlasın, sonra Hz. Peygamber ( aleyhissalâtu

vesselâm)’e salât okusun, sonra da dilediğini istesin” buyurdu.”

* Hazreti Ömer ( radıyallâhu anh) anlatıyor : “Resûlullah ( aleyhissalâtu

vesselâm) buyurdular ki : “Dua sema ile arz arasında durur. Bana salat

okunmadıkça, Allah’a yükselmez. ( Beni hayvanına binen yolcunun maşrabası yerine

tutmayın. Bana, duanızın başında, ortasında ve sonunda salât okuyun.)”

* Hazreti İbnu. Mes’ud ( radıyallâhu anh) anlatıyor : “Resûlullah (

aleyhissalâtu vesselâm), Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ( radıyallâhu anhümâ) beraber

otururlarken ben namaz kılıyordum. ( Namazı bitirip) oturunca, Allah’a sena ile

zikretmeye başladım ve arkasından Resûlullah ( aleyhissalâtu vesselâm)’a salât

okuyarak devam ettim. Sanra kendim. için duada bulundum. ( Bu tarzımı beğenmiş

olacak ki) Hz. Peygaınber ( aleyhissalâtu vesselâm); “İşte!.İstediğin

veriliyor. İşte! İstediğin veriliyor” dedi.”

* Hazreti Übeyy İbnu Ka’b ( radıyallâhu anh) anlatıyor : Resûlullah (

aleyhissalâtu vesselâm) birisine dua edeceği vakit önce kendisine dua ederek

başlardı.”

* Ebû Müsabbih el-Makrâî, Ebû Züheyr en-Nümeyrî ( radıyallahu anh)’den naklen

anlatıyor : “Bir gece Resûlullah ( aleyhissalâtu vesselâm) ile beraber çıktık.,

Derken bir adama rastlatdık. Sual ( ve Allah’tan talep) hususunda çok ısrarlı

idi. Resûlullah ( aleyhissalâtu vesselâm) onu dinlemek üzere durakladı. Ve :

“Eğer ( duayı) sonlandırırsa vâcib oldu!” buyurdu. Kendisine : “Ne ile

sonlandırırsa ey Allah’ın Resûlü!” denildi. “Amin ile” dedi, uzaklaştı. Adama

: “Ey fülan! duanı âminle tamamla ve de gözün aydın olsun!” dedi.”

* Hazreti Enes ( radıyallâhu anh) anlatıyor : “Resûlullah ( aleyhissalâtu

vesselâm) buyurdular ki : “Sizden biri dua edince “Ya Rabb! Dilersen beni

affet! Ya Rabb dilersen bana rahmet et!” demesin. Bilâkis, azimle ( kesin bir

üslubla) istesin, zira Allah Teâlâ Hazretleri’ni kimse icbâr edemez. ”

*Ebû Musâ ( radıyallâhu anh) anlatıyor : “Bir sefere ( Hayber Seferi)

çıkmıştık. Halk ( yolda, bir ara) yüksek sesle tekbir getirmeye başladı. Bunun

üzerine Hz. Peygamber ( aleyhissalâtu vesselâm) ( müdahele ederek) :

“Nefislerinize karşı merhametli olun. Zîra sizler, sağır birisine hitàb

etmiyorsunuz, muhâtabınız gâib de değil. Sizler gören, işiten, ( nerede olsanız)

sizinle olan bir Zât’a, Allah’a hitab ediyorsunuz. Dua ettiğiniz Zât, her

birirıize, bineğinin boynundan daha yakındır” dedi.”

* Hazreti Muâz ( radıyallâhu anh) anlatıyor : “Resûlullah ( aleyhissalâtu

vesselâm), bir kimsenin : “Ya Rabbi, senden nimetin kemâlini taleb ediyorum”

dediğini işitmişti. Sordu : “Nimetin kemâli nedir?” “Bu bir duadır, onunla

dua edip, onunla hayır ( çok mal) ümîd ettim” dedi. Resûlullah ( aleyhissalâtu

vesselâm) “Sordum, zîra, nimetin kemâli cennete girmektir, ateşten

kurtulmaktır” dedi. Bir başkasının da şöyle dediğini işitti : “Ey celâl ve

ikrâb sâhibi Rabbim!” hemen şunu söyledi : “Duana icâbet edilmiştir, ( ne

arzu ediyorsan) durma iste” Derken ,bir başkasının : “Ya Rabbi senden sabır

istiyorum!” dediğini işitmişti, ona da : “Allah’tan bela istedin, afiyet de

iste!” dedi.

* Hazreti Âişe ( radıyallâhu anhâ) anlatıyor : “Resûlullah ( aleyhissalâtu

vesselâm) özlü duaları tercih eder, diğerlerini bırakırdı.”

* Hazreti İbnu Mes’ud ( radıyallâhu anh) anlatıyor : “Resûlullah (

aleyhissalâtu vesselâm) duayı üç kere yapmaktan, istiğfarı üç kere yapmaktan

hoşlanırdı.”

* Hazreti Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh anlatıyor : “Resülullah şu duayı

çok yapardı : “Allahümme sebbit kalbî alâ dînike.( Allahım kalbimi dinin üzere

sabit kıl.” Bir adam : “Ey Allah’ın Resülü! Biz sana iman ettiğimiz ve senin

getirdiklerini tasdik ettiğimiz halde bizim ( âkibetimiz) için korkuyor musun?”

dedi. Aleyhissalâtu vesselâm adama şu cevabı verdi : “Kalpler, muhakkak ki

Rahman’ın parmaklarından iki parmağı arasındadır, onu ( dilediği şekilde)

döndürür.” Ravi der ki : “A’meş iki parmağını gösterdi. “

Duâ, bir ibadettir, duâ kulluğun özüdür, duâ Rabbe dönüş ve yönelişin adıdır.

Kulluktan bahsedilen bir yerde, duâdan bahsetmemek mümkün değildir. Zaten,

Allah’da “Duânız olmazsa ne ehemmiyetiniz var!” buyurmuyor mu? ve “Duâ edin

kabul edeyim” diyen de bizzat kendisi değil mi?

Duâ, Allah ( Celle celaluhu)’la kul arasında kuvvetli bir bağdır. Başka bir

ifade ile, kulun düşüncesinin Rabbe takdim edilmesi şeklidir duâ. Kul

erişemeyeceği ve iktidarıyla elde edemeyeceği her şeyini, mutlak iktidar sahibi

olan Kadîr-i Mutlak’tan ister; işte bu isteğin adıdır duâ. O, helezonlar hâlinde

kuldan Rabbe yücelen tatlı bir nağmedir ta arşa kadar…

Günümüzde, sadece beş vakit namazın veya belli bir kısım ibadetlerin sonuna

sıkıştırılarak küçültülen duâ, gerçekte hayatın ve hayat ötesinin en büyük

lâzımıdır. Hayatı, duâsız düşünmek mümkün değildir. Yaşadığımız hayat, baştan

sona kadar duâdan ibarettir. Duâ, Rıza-i İlâhî’nin şifresi ve cennet yurdunun da

anahtarıdır.

Rahmet elinin üzerimizde dolaşması, duâ sayesindedir. Duâ, aynı zamanda

gazabın da paratoneridir. Evet, hakkımız-da rahmeti ve rızayı celp, gazap ve

öfkeyi def edecek olan müessir bir ubudiyettir duâ. Çok defa beşer imkânının

tükendiği noktada duâ şuuru -keşke tâ baştan olsa!- başlar. Haddizatında, ona

başlangıç ve bitiş noktası tesbit etmek, ya yoktur veya imkansızdır. Çünkü,

duâdan müstağni olacak bir ânı yoktur insanın. O hâlde kul, kendisinden

tecellileriyle bir ân dur olmayacağı Rabb’ine, duâdan da bir ân dur olmaması

lâzımdır. Zira, Rabbin kapısına duâ ile varılır, o kapıda duâ ile konuşurlar ve

rahmeti hakkımızda sağnak sağnak celbeden de duadır.

Meşahiytan Ebul Garip el-İsfehani hazretleri Tarsus’u çok severdi. Şiraz’da

hastalandı, ölüm döşeğine yattı. Etrafında toplananlara :
“Ben ölürsem beni burada kafir kabristanına gömün. Ben bunu sizden Allah hakkı

için istiyorum.Sizden başka hiçbir isteğim yok” dedi.
Dostları şeyhin bu sözlerine mana verememişlerdi. Hayret ederek :
“Bu nasıl söz neden seni kafir kabristanına gömeceğiz?” Dediler. O şöyle buyurdu

:
“Hak tealaya yalvarıp duruyorum. Eğer senin yanında benim bir kıymetim varsa beni

Tarsus’da vefat ettir diyorum. Ama şimdi burada vefat edeceğime göre, demek ki

yanında kıymeti olmayan kullarındanmışım. Ondan dolayı ben burada ölürsem kafir

kabristanına defnedin” dedi.
Fakat ölümünün vukuunu beklerken o vefat etmedi ve kısa zaman içinde az miktar

iyileşti. Tarsus’a gelerek orada çok geçmeden vefat etti. Kabri şerifi Tarsus

şehrindedir.

DUANIN KABULÜNÜN SIRRI
Şeyh İshak hazretleri bir köye giderken, yolda salih bir derviş ile

karşılaşırlar. Derviş “subhanallah! Biz zatınıza dua ettirmek için geliyorduk,

burada tesadüf ettik” deyince Şeyh hazretleri :
Sizlere ne oldu ki, dua ettirmek üzere bana geliyordunuz, der. Derviş :
-Sultanım, emirimiz bize iki köle emanet etmişti. Bir kere kaçtılar, Cürcan

vilayetinde bulduk. Bu defa yine kaçtılar. Eğer bulunmazsa, hepimizi öldürecek.”
Şeyh hazretleri hemen bineğinden iner ve iki rekat namaz kılarak dua etmeye

başlar. Biraz sonra kölelerin bulunduğuna dair haberci gelir.Şeyh İshak

hazretlerinin hizmetinde olan derviş :
“Efendim bunca zamandır hizmetinizde bulunuyorum. Hiç kusur etmeden daima

rızanızı tahsil etmeye gayret gösterdim. Kıldığınız şu iki Rekat namaz ile

yaptığınız duayı , bu fakire de öğretinde, bir hacetim zuhur ettiğinde benim de

duam hemen kabul buyrulsun,” der. Hazret ise :
“Ey derviş, bu duanın kabulü şimdiki kılınan iki rekat namaz için olmayıp belki

30 seneden beri nefsimi haram lokmadan muhafaza ile kılınan namaz içindir,”

buyurdular.

Bir Hadis-i Şerifte şöyle buyuruluyor :
– “Kıyamet günü hesap defterinde insan, yaptığı ibadet haricinde birçok iyilik

bulur. Bunları bile­mez, sorar; ona şöyle denir :
– “Bunlar dünyada kabul olunmayan duaların karşılığıdır. Kader-i İlahı icabı

orada yerine getiril­medi; fakat sana mükafat olarak burada veriliyor.”

ALLAH, KUŞU İMDADINA GÖNDERDİ
Velîlerden Mâlik bin Dinar hacca gidiyordu. Bir kuşun yol kenarındaki

kayalıklara ağzından ekmekle indiğini gördü. Merak edip kuşa dikkatle bakdığında

anladı ki, kuş kayalığa iniyor, ağzındaki ekmeği bırakıp havalana­rak yeniden

ekmek getiriyor.
Burada bir şeyler oluyor galiba, diyerek kayalıklara yukarı tırmandı. Biraz

ilerleyince hayrete düşüren bir manzarayla karşılaştı.
Eli ayağı bağlı, çukura bırakılmış bir adam.. Güneş vücudunu yakmış, yüzündeki

deriler pul pul olup yolun­maya başlamıştı.
— Bu ne hâl ey Allah’ın kulu, sen in misin, cin misin? Mecalsiz adam, güçlükle

cevap vermeye çalıştı :
— Sorma başıma gelenleri?
— Ne oldu anlat!
— Meçhul adam başına gelenleri söyle anlattı :
— Ben hacca gidiyordum, içinde bulunduğum kafileye eşkıyalar hücum ettiler. Bütün

arkadaşlarımı soyup so­ğana çevirdiler. Fakat ben güçlü kuvvetli biri idim. Beni

kolayca yakalayamadılar. Sonunda burada arkamdan erişip elimi ayağımı bağladılar.

Üzerimde ne var, ne yok­sa hepsini aldıktan sonra, beni bu çukura bırakıp gitti­

ler. Tam bir haftadır burada güneş karşısında eli ayağı bağlı kaldım. Her geçen

gün biraz daha zayıflıyor, açlık­tan, susuzluktan ölüme doğru adım adım

yaklaşıyordum. Sonunda dedim ki :
— Ey Rabbim, biliyorsun ki, senin rızan için yola çık­tım, senin emrini yerine

getirmek için bu çöle açıldım. İş­te görüyorsun ki, zalim eşkıya beni bağlayıp bu

çukura bıraktı. Kimsenin hâlimden haberi yok, ama senin ilmin­den gizlenmek

mümkün değil. Sana iltica ediyorum, beni şu açlık ve susuzluk felâketinden

kurtar!..
Ben bu duamı bitirir bitirmez bir kuşun ağzında ek­mek parçasıyla bana doğru

indiğini gördüm.Kuş, ekmeği ile göğsümün üzerine kondu, gagasıyla koparıp koparıp

bana verdi, karnımı doyurdu. Sonra gitti. Hangi çadırdan kaldırdı ise kaldırmış,

bir kab dolusu su getirip yine göğ­sümün üzerine konarak, kabı ağzıma doğru

eğdirip bana su verdi.
Böylece beni açlık ve susuzluk felâketinden kurtardı. Yine biraz önce ekmek

getirmişti ki, arkasından sen gel­din.
Mâlik bin Dinar hayretler içinde kalmıştı. Adamın eli­ni ayağını çözdü,

güçlükle kaldırıp kervana eriştirdi. An­cak bu sırada kendisine ekmek ve su

getiren kuşun baş­larında bir müddet uçarak garip sesler çıkardığını gördü­ler.

Büyük veli Mâlik, kuşun bu hareketini şöyle izah et­ti :
— Bu kuş seni selâmlarken diyor ki, Allah’a tam bir ihlâs ve iltica ile dua

ederseniz, Allah duanızı kabul eder, görünmezlerden kapılar açar, kuşları bile

yardımcı gön­derir. Yeter ki, duanızda tam bir teslimiyet içinde olun ve Allah’a

gönülden yalvarın.

Dua üç kabul olunur ancak karşılığı üç yerde verilir :
1-Hemen
2-Zamanı gelince
3-Ahirette

################

Kur'an da Dua Ayetleri

Hamd, Allah'a aittir ki, O, bana ihtiyarlığa rağmen İsmail'i ve İshak'ı armağan

etti Şüphesiz Rabbim, gerçekten duayı işitendir" ( 14/39)

Rabbim, beni namazı( nda) sürekli kıl, soyumdan olanları da Rabbimiz, duamı

kabul buyur" ( 14/40)

İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir İnsan, pek acelecidir (

17/11)

Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte

sabret Dünya hayatının ( aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma

Kalbini bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi 'istek ve tutkularına (

hevasına)' uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme ( 18/28 )

Demişti ki : "Rabbim, şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık

aleviyle tutuştu; ben sana dua etmekle mutsuz olmadım" ( 19/4)

Sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan kopup-ayrılıyorum ve Rabbime dua

ediyorum Umulur ki, Rabbime dua etmekle mutsuz olmayacağım" ( 19/48 )

Böylece onun duasına icabet ettik Kendisinden o derdi giderdik; ona katımızdan

bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla

birlikte bir katını daha verdik ( 21/84)

Bunun üzerine duasına icabet ettik ve onu üzüntüden kurtardık İşte biz, iman

edenleri böyle kurtarırız ( 21/88 )

Onun duasına icabet ettik, kendisine Yahya'yı armağan ettik, eşini de doğurmaya

elverişli kıldık Gerçekten onlar hayırlarda yarışırlardı, umarak ve korkarak bize

dua ederlerdi Bize derin saygı gösterirlerdi ( 21/90)

Görmedin mi ki, göklerde ve yerde olanlar ve dizi dizi uçan kuşlar, gerçekten

Allah'ı tesbih etmektedir Her biri, kendi duasını ve tesbihini şüphesiz bilmiştir

Allah, onların işlediklerini bilendir ( 24/41)

De ki : "Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi? Fakat siz

gerçekten yalanladınız; artık ( bunun azabı da) kaçınılmaz olacaktır" ( 25/77)

Dedi ki : "Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı?" ( 26/72)

Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, kendisine dua ettiği zaman icabet eden,

kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber

başka bir ilah mı? Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz ( 27/62)

İnsanlara bir zarar dokunduğu zaman, 'gönülden katıksız bağlılar' olarak,

Rablerine dua ederler; sonra kendinden onlara bir rahmet taddırınca hemencecik

bir grup Rablerine şirk koşarlar ( 30/33)

Onların yanları ( gece namazına kalkmak için) yataklarından uzaklaşır Rablerine

korku ve umutla dua ederler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak

ederler ( 32/16)

O'dur ki, sizi karanlıklardan nura çıkarmak için size rahmet etmekte; melekleri

de ( size dua etmektedir) O, mü'minleri çok esirgeyicidir ( 33/43)

Eğer onlara dua ederseniz, duanızı işitmezler, işitseler bile size cevap

veremezler Kıyamet gününde ise, sizin şirk koşmanızı tanımayacaklardır ( Bunu

herşeyden) Haberi olan Allah gibi sana ( hiç kimse) haber vermez ( 35/14)

İnsana bir zarar dokunduğu zaman, gönülden katıksızca yönelmiş olarak Rabbine dua

eder Sonra ona kendinden bir nimet verdiği zaman, daha önce O'na dua ettiğini

unutur ve O'nun yolundan saptırmak amacıyla Allah'a eşler koşmaya başlar De ki :

"İnkârınla biraz ( dünya zevklerinden) yararlan; çünkü sen, ateşin halkındansın"

( 39/8 )

İnsana bir zarar dokunduğu zaman, bize dua eder; sonra tarafımızdan ona bir nimet

ihsan ettiğimizde, der ki : "Bu, bana ancak bir bilgi( m) dolayısıyla verildi"

Hayır; bu bir fitne ( kendisini bir deneme)dir Ancak çoğu bilmiyorlar ( 39/49)

Öyleyse, dini yalnızca O'na halis kılanlar olarak Allah'a dua ( kulluk) edin;

kafirler hoş görmese de ( 40/14)

Ateşin içinde olanlar, cehennem bekçilerine dediler ki : "Rabbinize dua edin;

azabtan bir günü ( olsun) bize hafifletsin" ( 40/49)

( Bekçiler "Size kendi Resulleriniz açık belgelerle gelmez miydi?" dediler Onlar

: "Evet" dediler ( Bekçiler "Şu halde siz dua edin" dediler Oysa kafirlerin

duası, çıkmazda olmaktan başkası değildir ( 40/50)

Rabbiniz dedi ki : "Bana dua edin, size icabet edeyim Doğrusu Bana ibadet

etmekten büyüklenen ( müstekbir)ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak

gireceklerdir ( 40/60)

O, Hayy ( diri) olandır O'ndan başka ilah yoktur; öyleyse dini yalnızca

kendisine halis kılanlar olarak O'na dua edin Alemlerin Rabbine hamdolsun (

40/65)

İnsana nimet verdiğimiz zaman, yüz çevirir ve yan çizer; ona bir şer dokunduğu

zaman ise, artık o, geniş ( kapsamlı ve derinlemesine) bir dua sahibidir (

41/51)

Ve onlar dediler ki : "Ey büyücü, sende olan ahdi ( sana verdiği sözü) adına

bizim için Rabbine dua et; gerçekten biz hidayete gelmiş olacağız" ( 43/49)

Sonunda Rabbine : "Gerçekten bunlar, suçlu-günahkar bir kavimdirler" diye dua

etti ( 44/22)

( Allah da "Öyleyse, kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, muhakkak takip

edileceksiniz" ( diye duasını kabul edip cevap verdi) ( 44/23)

Şüphesiz, biz bundan önce O'na dua ( kulluk) ederdik Gerçekten O, iyiliği bol,

esirgemesi çok olanın ta kendisidir" ( 52/28 )

Sonunda Rabbine dua etti : "Gerçekten ben, yenik düşmüş durumdayım Artık Sen (

bu kafir toplumdan) intikam al" ( 54/10)

Şu bir gerçek ki, Allah'ın kulu ( olan Muhammed,) O'na dua ( ibadet ve kulluk)

için kalktığında, onlar ( müşrikler,) neredeyse çevresinde keçeleşeceklerdi (

72/19)

De ki : "Ben gerçekten, yalnızca Rabbime dua ediyorum ve O'na hiç kimseyi ( ve

hiçbir şeyi) ortak koşmuyorum" ( 72/20)

Dua Hakkında Hadisler
Dua ile ilgili hadisi şerifler


Hadislerde Duâ

Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır :
"Büyük zorluklara dûçar olduğunuz zaman "Allah bize yeter. O ne güzel vekildir"

zikr-i ce-mîlîne devam ediniz." ( 1)

"Cenâb-ı Hak, duada fazla ısrar edenleri sever." ( 2)

"Eğer bir kul, Cenâb-ı Hakk'a bir hususda duâ eder de icâbet olunmazsa onun

yerine bir hasene, yani bir sevâb yazılır." ( 3)

"Bir babanın oğlu için duâsı, bir peygamberin ümmeti hakkındaki duâsı gibi

makbuldür." ( 4)

"İyilik görenlerin iyilik gördükleri kimseler hakkında ettikleri hayır duâları

reddolunmaz." ( 5)

"Ezân ile ikâmet arasında yapılan duâ müs-tecâbdır. Bu arada hemen duâ ediniz."(

6)

"Kaderden sakınmak kaderi def etmez. Lâkin sâlihlerin duâsı, nüzûl etmiş ve

edecek olan elem ve musîbeti def etmeğe ve kaldırmağa medâr olur. İş böyle olunca

ey Allah'ın kulları, duâ ediniz." ( 7)

"Kur'ân-ı Azîmü'ş-şan her ne vakit hatmolu-nursa akabinde yapılan bir duâ

müstecâbdır." ( 8 )

"Bir kimsenin sevdiği bir kimse aleyhinde olan duâsının kabul olunmamasını

Cenâb-ı Hakk'tan istirhâm eyledim." ( 9)

"Bir farz namazını huşû' ile edâ eden kimsenin o namazın akabinde vakı' olacak

bir duâsı müstecâb olur." ( 10)

"Mazlumun bedduâsından sakınınız. Zîra bir kıvılcım sür'atiyle semâya icabete

yükselir."

Fâcir de olsa mazlûmun duâsı makbûldür." ( 11)

"Cenâb-ı Allah buyurmuşdur ki : "Kim bana duâ etmezse ona gadab ederim." ( 12)

Zîrâ bu hal ya gafletten, yahut kibirden ileri gelir

"Müslüman kardeşinin ayıp ve çıplak yerlerini setrederek onu dünyâda rüsvay

etmeyen kimsenin ayıplarını Cenâb-ı Hakk kıyâmet gününde setreder." ( 13)

"Bir yerde yangın vuku' bulduğunu gördüğünüz zaman ''Allahü Ekber' diyerek tekrar

tekrar tekbîr alınız. Zîra tekbir yangını söndürür." ( 14)

"Dünyânın geniş vakitlerinde, yani sıhhat ve servet ve asâyiş ve emniyet gibi

esbâb-ı istirahat mükemmel olduğu bir zamanda Cenâb-ı Hakk'a ibâdet ve tâat ile

kendini takdîm et ki muzâyakalı sıkıntılı bir zamanda seni lutf ile yâd edip

gözetsin."( 15)

"Ana ve babaya iyilik ömrü artırır. Yalan söylemek rızkı noksanlaştırır, duâ

kazaya siper olur." ( 16)

"Kendisine iltica ile bir ricada bulunan kimsenin ricasını kesip atanın duâ ve

ricasını da Allah kesip atar." ( 17)

"Bir mü'mine yapılan zillet ve hakareti görüp de men'ine muktedir olduğu halde

muâvenette bulunmayanları Cenab-ı Hak mahşerde zelîl eder." ( 18 )

"Her kim duâlarının kabûlünü, gam ve üzüntülerinin def olup kaldırılmasını arzu

ederse sıkıntıda bulunanların imdâdına yetişsin." ( 19)

"İşlerde istihâre edenler, yani Allah'dan hayır dileyerek rızâsına muvafık

hareket edenler zarar etmezler. İstişâre edenler de işin sonunda pişman olmazlar.

İdâr-i maîşetinde isrâf etmeyip i'tidâl yolunu iltizâm edenler de fakr u zarurete

düşmezler." ( 20)

"Bir işe başlamak istediğin zaman âkıbetini iyice tefekkür edip hayr u sevâbı

mûcib ise devam et, şerr ü ıkâbı mûcib ise ictinâb et!" ( 21)

"Hikmet on parçadır. Dokuzu uzlette, diğer biri de sükûttadır. Yâni mâlâyâniden,

kendisini ilgilendirmeyen ve lüzumsuz bulunan şeylerden hıfzeylemektedir." ( 22)


"Akâid-i fâside ve bid'at sâhiplerinin amellerini, ibâdetlerini Cenâb-ı Allah

kabul etmek istemez." ( 23) Eğer tevbe edip ehl-i sünnet ve'l-cemâat i'tikadına

rûcû' ederlerse kabûl eder.

Ebû Hüreyre radıyallahu anh der ki : Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem

şöyle buyurmuşlardır :

"Her bir peygambere etmesi için bir duâ verilmiştir. Ben ise ümmetime şefâat

olmak üzere duâmı âhirete bırakmak istiyorum." ( 24)

Enes bin Mâlik'den gelen rivayette ise Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem

:

"Her bir nebî Allah'dan bir dilekte bulundu. Yahud, her bir peygamberin Allah'a

edeceği bir duâsı vardı. Her biri duâsını yaptı ve kabul olundu. Ben ise duâmı

kıyâmet gününde ümmetim için şefâat kıldım." buyurmuşlardır.

Enbiyây-ı izâmın her duâsının müstecâb olması kuvvetle umulur ise de, kat'î

olmayıp yalnız bir duâlarının kesin olarak kabûl edileceği kendilerine bil-

dirilmişdir. O duâ, her bir nebîye Allah tarafından husûsî olarak verilen duâdır.

Ezcümle Hazret-i Âdem -aleyhisselâm bu müstecâb duâsını tevbesinin kabûl olması

için; Hazret-i Nuh aleyhisselâm- kavmininin helâki ve berâberindeki mü'minlerin

kurtulması için, Hazret-i İbrahim-aleyhisselâm- -i Mükerreme ve Beytullah için,

Hazret-i Mûsâ -aleyhisselâm- Fir'avn'ın helâki için, Hazret-i îsâ -aleyhisselâm-

gökten bir mâide, sofra indirilmesi için etmişler ve müstecâb olmuşdur.

Hazret-i Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz ise, bu kesinlikle

kabul olunacağı Allah tarafından te'min olunan duâsını, ümmetine şefâat için

âhirete bırakmıştır. Ne mutlu O'nun sünnetine sımsıkı sarılan mü'minlere.

################

Ey Hak yolunun yolcusu! Şunu bilmiş ol ki, duanın faydaları üç bölümdür. Hicap (

belaları önleme), günahların affedilmesi ve kulun derecesinin yükselmesi. Kim;

şartlarına uygun dua eder, Allah’tan isterse, duası kabul olunur; kazananlardan,

dünya ve ahirette kurtuluşa erenlerden olur. Selef âlimleri şöyle demişlerdir :

Duanın aslı, hakikati kulun, Rabb’ine, bir fayda temini veya bir zararın

defedilmesi için yalvarması, nida etmesidir. Kaderde yazılmış olan bir belanın

def’i ve Mevla’nın rahmeti celbi, dua ile olur. Tıpkı okun fırlamasına yayın,

bitkilerin yeşermesine suyun sebep olması gibi… Bir kul da, devamlı olarak zikir,

dua ve Allah’a yalvarma ile meşgul olursa, melekler muhakkak onu her türlü

kötülüklerden korur. Hayırlı ameller işlemek de böyledir. Bir insan ibadetlerine

muntazam olarak devam eder, hayırlar yapmayı sürdürür, güzel huy ve ahlaklar ile

bezenmiş olur; o kul üzerine bir bela ineceği zaman, bela onu, hayırlar ve güzel

ahlaklar, ibadet ve taatler ile meşgul bulur. Bunun üzerine inecek bir yol, bir

geçit bulamaz, o bela orada hapsolup kalır. Böylece, kulun dua ve hayırlı

amelleri belayı önlemiş, onu engellemiş olur. Çünkü dua ile bela, birbiriyle

amansız bir mücadeleye, çarpışmaya girerler. Bu mücadelede bazen dua galip gelir,

bazen de bela galip gelip duayı uzaklaştırır. Dua ve bela, aynen iki güreşçi

gibidir. Dua galip gelirse belayı kaldırır, gökleri yarar ve Allah’a ulaşır. Bela

galip gelirse duayı yok eder ve kulun üzerine iner. Bu manaya şu ayet-i kerimeler

işaret etmektedir : “Oysa sizi de, ( bu) yaptığınız şeyleri de Allah

yaratmıştır.” ( Saffat Suresi, âyet : 21). “Kullarım sana beni soracak olursa,

( bilsinler ki) ben, şüphesiz onlara çok yakınım. Bana dua edenin duasını kabul

ederim.” ( Bakara Suresi, ayet : 186). “Hayır! Ancak O’na dua edersiniz. O da

dilerse, kendisine dua ettiğinizi ( bela ve musibetleri) giderir.” ( Enam

Suresi, ayet : 41). Dua ibadetin ta kendisidir. Çünkü Allahü Teâlâ buyuruyor ki;

“Bana dua edin, sizlere icabet edeyim.” ( Mü’min Suresi, ayet : 69). Peygamber

Efendimiz ( sallallahü aleyhi ve selem) de, çeşitli hadislerinde şöyle

buyurmuşlardır : “Dua ve bela, kıyamet gününe kadar birbirleriyle mücadeleye,

çarpışmaya devam ederler. İşte bu, duanın Allah’ın pek çok rahmetini ve birçok

faydalarını celbetmesi ve belaları önleyici olmasındandır.” “Allah katında,

duadan daha kıymetli hiçbir şey yoktur.” “Kendisinden dua ederek istekte

bulunmayana Allah-u Teâlâ gazap eder.” “Dua kazayı önler. İyilik de rızkı

artırır. Kul, işlemiş olduğu günahlarından dolayı rızkından mahrum olur.” “Dua,

Allah-u Teâlâ’nın bir icra kuvvetidir. Gelmesi kesinleşen kazayı dahi önler,

uzaklaştırır.” “Dua müminin silahı, dinin direği, göklerin ve yerin nurudur.”

“Şüphesiz dua, gelmiş ve gelecek olan şeylere ( kaza ve belalara) karşı

faydalıdır. Onun için ey Allah’ın kulları, duaya sımsıkı sarılınız.” “Dua, rahmet

kapılarının anahtarıdır.” “Dua, bela def eder.” “Bir Müslüman; Allah’tan bir şey

dilerse, günah bir şey istemediği veya akrabası ile ilgisini kesmeyi istemediği

sürece, Allah-u Teâlâ, ona şu üç şeyden birini verir : Ya onun duasını kabul

eder ve ya ona vereceği şey kadar bir kötülüğü kendisinden giderir ya da ona

vereceği sevabın bir katını ( kendisine verilmek üzere) ahiret’e bırakır. “Çok

dua ediniz. Çünkü kapıyı çok çalana kapının açılma ihtimali büyüktür.” “Bir

Müslümanın, Müslüman din kardeşine, arkasından gıyaben yapacağı dua makbuldür.

Bir kimse din kardeşine hayır dua ettikçe, yanında bulunan görevli melek; “Âmin,

duan kabul olsun, aynı şeyler sana da verilsin.” diye dua eder.” “Mazlumun

bedduasından sakının. Çünkü mazlum ile Allah arasında perde yoktur.” “Allah-u

Teâlâ’nın fazl-u kereminden isteyiniz. Allah ( Celle ve Âlâ) kendisinden

istenilmesini sever. İbadetlerin en efdali, keder ve sıkıntıdan kurtuluşu

beklemektir.” “Dua kapılarının kendisine açıldığı kimseye yani, dua nasip olan

kimseye, rahmet kapıları da açılır.” “Sıkıntı zamanlarında Allah’ın kendisine

icabet etmesinden hoşlanan kimse, bolluk ve rahatlık zamanlarında çok dua etsin.”

“Kabul buyuracağına tam bir şekilde inanarak Allah’a dua ediniz. Şunu da biliniz

ki; Allah, kendisinden gafil ve başka işlerle meşgul bir kalbin duasını kabul

etmez.” “Rabbiniz, ikramı bol ve hayâ sahibi bir Rabb’dir. Ellerini kendisine

uzatan kulunun ellerini boş çevirmekten utanır.” “Herhangi biriniz acele

etmedikçe, duası kabul olunur.( Kul acele ederek); “ Rabbime ( kaç defa) dua

ettim de duamı kabul etmedi.” der” “Dua; ibadetin özü, hülasasıdır.” Duanın

manası; kulun, Rabb’ini, kendisine lütfetmesi için çağırması, O’ndan yardım

dilemesidir, denmiştir. Duanın aslı ise; kulun, Allah’a muhtaç olduğunu ızhâr

etmesi, her türlü güç ve kuvvetten yoksun olduğunu ifade etmesidir. Bu, kulluğun

bir sembolü ve işareti, zayıf olmanın, beşer olmanın, Allah’a karşı aczin ve

zaafın hissedilmesidir. Bu hislerde Allah’ı övme ve yüceltme manası, ikram ve

cömertliği O’ndan bilme düşüncesi yatar. Dua; ihtiyaçların anahtarı, gam, keder

ve sıkıntıların kurtuluşudur. Bazı arifler dediler ki; dua, Allah’ın rızasını

isteyenlerin merdiveni, muvahhitlerin ipi ve ihlâslı insanların bağıdır. Dua bir

haberleşmedir. Allah ile kul arasındaki bu haberleşme sürdüğü müddetçe, Rabb ile

kulu arasında bir uzaklık olamaz. Dua; Allah’ın ihsanını gerektirir, rızasını

kazandırır, bina üzerine ikame etmeye bir vesiledir. Dua; günahları terk

etmektir. Çünkü dua yolları, günahlarla kapanır. Duanın özellikleri; onun bir

ibadet, ihlâs hamd ve şükür, medh ve sena, talepte bulunma, Allah’ı birleme,

O’nun rızasını isteme ve azabından korkmak, yalvarmak, niyaz etmek, Allah’a karşı

zayıflığını ve acizliğini hissetmek ve O’ndan yardım istemek, manasına

gelmesidir. Dua; ibadetin özü, hülasası, rahmet ve saadet kapılarının anahtarı,

cenneti kazanmak ve cehennem’den kurtulmaktır. Şunu da iyi biliniz ki, birçok dua

çeşidi vardır; sünnet olan dua, müstehab, mekruh dua, haram ve küfür olan dua

gibi… İnsanı küfre kadar götüren dua, mesela; bir kimsenin; “Ya Rabbi, bütün

müminlerin tüm günahlarını affet. Onlardan kimseyi Cehenneme sokma.” demesidir.

Böyle bir dua; Şafii, Maliki ve Hanefilere göre haramdır. Bazılarına göre ise

caizdir. Bu gibi kimseler, Peygamberimiz ( sav)’in : “Bir kulun; “Ya rabbi,

ümmet-i, Muhammed-i umumi rahmetinle toptan affet.” demesinden, Allah’a daha

sevimli, daha hoş gelen hiçbir dua yoktur” hadisini delil olarak gösterirler.

Sonra yine biliniz ki; duanın en hayırlısı; tesbih ( Sübhanallah), nida tenzih,

tehlil ( Lâ ilâhe İllallah), hamd ( Elhamdülillâh) ve tebcil ( yüceltme) ile

başlayan duadır. Resul- u Ekrem( sallallahü aleyhi ve selem) Efendimiz; “Allahü

Teâlâ’nın en sevdiği sözler, şu dört söz ile başlayanlardır; Sübhanallah, Vel-

hamdü Lillahi. Ve la ilahe illallahü, Vallahü ekber.” Aynı şekilde, en hayırlı

dua, Allah’ın güzel isimlerinden ( Esmâü’l Hüsna’dan) biri ile yapılan duadır,

denmiştir. Bazı âlimler de; dua eden kimsenin Kuran-ı Kerim veya hadislerde yer

alan duaları tercihi müstehaptır demişlerdir. Ey Hakk yolunun yolcusu! Şunu bil

ki; şifa için okunan, şifaya vesile olması ümid edilen ayet-i kerimeler, zikirler

ve ilaçlar elbette faydalı ve şifa vericidir. Eğer şifa geciktiyse bu, o duayı

yapan kişinin kalbindeki imanın zayıflığı ve dua esnasında, bütün benliğiyle

Allah’a yönelmediği için duasının tesirinin az olmasından ileri gelir. Okun

yaydan kuvvetsiz, zayıf olarak fırlaması gibi… Veya kendisine okunan kimsenin

nefsindeki zaaftan dolayı, olamayacak bir şey için dua etmesi, ya da İslâm’a

aykırı bir şey istemesi, Allah’ın sevmediği bir duada bulunmasından dolayı olur.

Üçüncü bir ihtimal ise, o kişinin duasının kabulüne bir mani, bir engel bulunması

sebebiyle olur. Meselâ; haram yeme, duanın âdâbı, erkân ve şartlarına riayet

edilmeksizin icrası, zulüm günahların çokluğu, şehvet, gaflet, heva ve heves de

duanın kabul olunmasına mani olan amillerin başında gelir. Salât ve selam,

yaratılmışların en şereflisi Peygamber Efendimiz ( sav)’e, O’nun bütün âl ve

ashâbına olsun. Hamd ise, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

##############

Nasıl Dua Etmeliyiz ?

Duayla ilgili ayet ve hadisler


1."Eğer kulum, bana ellerini kaldırır da dua ederse, ben o elleri boş olarak geri

çevirmekten hayâ ederim."

2.Ben, kulumun zannı üzereyim. Artık dilediği gibi düşünsün!.." Yani siz dua

ederken, o duanızın kesinlikle kabul göreceğini düşünürseniz, biliniz ki mutlaka

isteğiniz meydana gelecektir!..

3."Bir şeyi istemek, ona nâil olmak demektir; Zirâ Allâhu Teâlâ kabul etmeyeceği

duayı kuluna ettirmez." DUA’nın ısrarla devamına müsaade olunması, o duaya icabet

edileceğinin de göstergesidir. Zirâ, Allâh, kabul etmeyeceği DUA’ya ısrarla devam

şansı tanımaz.
Kişi, bir konudaki DUAsında ısrarlı değilse, o DUA'nın yerine gelme şansı da son

derece düşüktür.DUA'da en önemli yardımcı faktörlerden biri de istenilen şey

hususunda ısrarlı olmaktır. Herhangi bir konuda bir iki defa dua edip arkasını

bırakmak son derece yanlıştır.

4."ALLAH İSTEMEDİKÇE SİZ İSTEYEMEZSİNİZ !." - Peki, biz dua ettiğimiz zaman,

kabul olur mu?.. Yani, sizde ortaya çıkan bu istek, gerçekte Allâh istemiş olduğu

için sizde ortaya çıkmaktadır!.. Eğer, Allâh istememiş olsaydı, siz dahi o şeyi

isteyemezdiniz.

5.Ulu Allah ( C.C) söyle buyurur : "Basina bir bela geldiği zaman bana siginan

kulun, daha o hic bir istekte bulunmadan, diledigi yerine getirir ve daha

yalvarmadan duasini kabul ederim. buna karsilik basina bir bela geldiği zaman

bana degilde varliklardan birine siginan kulun yüzüne bütün gökyüzü kapilarini

kitlerim." demistir.

6.Dahhak der ki : "her kirk gecede bir basina ya bir bela ya bir keder veya bir

musibet gelmeyen kimsenin hesabina, Allah ( C.C) katinda hic bir hayir yazilmaz"

7.Hazreti Rasûl aleyhi's-selâm buyuruyor : "Herhangi bir kul, koltuğunun altı

görülecek şekilde ellerini kaldırır ve Allâh'dan bir dilekte bulunursa; acele

etmediği takdirde kesinlikle duasına icabet edilir.- Acele nasıl olur yâ

Resûlallah?..- Dua ettim ettim, kabul olmadı, der"( de vazgeçer)… işte bu

yanlıştır; dua yerine gelene kadar ısrar etmek gerekir."Hazreti Rasûl aleyhi's-

selâm, "şeksiz - şüphesiz, kabûl olacağından emin olunarak" DUA edilmesini

tavsiye etmiştir.

8.Ayrıca, DUA konusunda, ŞEYTAN vasfıyla bilinen CİNLER'in insana çok yanlış

fikirler telkini de sözkonusudur; ki, bu da insanı bu çok etkili silâhı

kullanmaktan mahrum bırakır.Tam içinizden DUA etmek gelmişken, ŞEYTAN ismiyle,

şeytaniyet vasıfları dolayısıyla lâkablanmış olan CİNLER, hemen bir vesvese

verirler.
"Aman canım niye dua edeyim, nasıl olsa kaderde varsa olur!"

DUA etsem de etmesem de iş olacağına varır, ne diye DUA edeyim."

Ve, böylece siz, DUA etmekten vazgeçip; en güçlü SİLAH olan DUAdan mahrum

kalırsınız. DUA'dan mahrum kalmak, DUA etmemek suretiyle de nelerden mahrum

kaldığınızı asla hayâl bile edemezsiniz.İşte bu yüzdendir ki, Hazret-i Rasûlullah

aleyhi's-selâm bakın bize ne tavsiye ediyor :

"Nalınınızın tasmasına, koyununuzun otuna kadar her şeyi Allâh'tan isteyiniz.."
"Allâh'ın fazlı kereminden isteyiniz, çünki istenilmesinden hoşlanır.'
"Şüphesiz ki Allâh, ısrarla DUA eden kullarını çok sever'
"Hassas olduğunuz saatlerde DUA etmeyi ganimet biliniz. Çünkü bu hâl rahmet

saatinin hâlidir".

DUA İLE KALIN



Kaynaklar :

------------------------------
Dinimiz islam
Osman Ünlü
Mumsema
islam Dergisi
Sorularla islamiyet
Duada İhlâsın Neticeleri
Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevi ( k.s. )
cesitli internet sayfalari ve bloglar




DiPNOTLAR

--------------------------------------------------------------------------------
( 1) Ebû Dâvud, Vitr, 25; Tirmizî Kıyâme, 8; İbn Hanbel, Müsned, I/336.
( 2) Kenzû'l-irfân 57 ( Camiu's-sağîr'den)
( 3) a.e. göst. yer.
( 4) Keşfü'l-hafâ, 1/495 ( Deylemî'den)
( 5) Tirmizî, Birr, 5.
( 6) Tirmizî, Salat, 44, Deavât, 128; Ebû Dâvud, Salât, 35.
( 7) Tirmizî Deavât, 101; İbn Hanbel, Müsned, 5/224.
( 8 ) Kenzü'l-irfan, 59 ( Camiu's-sağîr'den) Dârimî, Fezailü'l-Kur'ân. 33.
( 9) a.e. göst. yer. Keşfü'l-hafâ, 1/404 ( Dârekutnî'den)
( 10) Buhârî, Cihâd, 180; Müslim, îman, 39; Ebû Dâvud, Zekât, 5; Tirmizî, Zekât,

6; İbn Mâce, Zekât, 6;Dârimî, Zekât 1; Muvatta, Da'vetü'l-mazlûm, 1; İbn Hanbel,

Müsned, 1/333.
( 11) Keşfü'lhafâ, 1/405 İbn Hanbel, Müsned'den
( 12) İbn Mâce, Duâ, 1; İbn Hanbel, 3/477
( 13) Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58; Ebû Dâvud, Edeb, 28; Tirmizî, Birr;

19; İbn Mace, Mukaddime, 17; İbn Hanbel, Müsned, 3/91, 252.
( 14) Keşfü'l-hafâ, 1/89.
( 15) İbn Hanbel, Müsned, 1/307; Tirmizî, Deavât, 9.
( 16) Buhârî, Mevâkîtü-salât, 5; Müslim, İmân, 137; Ebû Dâvud, Edeb, 130;

Tirmizî, Salât, 13; Neseî, Mevâkît, 51; İbn Mâce, Edeb, l.
( 17) Keşfü'l-hafâ, 2/272 ( Ahmed b. Hanbel, Müsned'den)
( 18 ) İbn Hanbel, Müsned, 3/487.
( 19) Müslim, Müsakat, 32; İbn Hanbel, Müsned, 3/32.
( 20) Keşfü'l-hafâ, 2/185 ( Taberânî'den)
( 21) Kenzü'l-irfan.
( 22) Keşfü'l-hafâ, 1/363 ( İbn Adiyy'den)
( 23) İbn Mâce, Mukaddime, 7.
( 24) Müslîm, îman, 334, 335 vd. Buhârî, Deavat, I; Tirmizî, Deavât, 130; İbn

Mâce, Zühd, 37; Dârimî, Rikak, 85; Muvatta", Kur'ân, 26.

israNur

Misafir

2

Thursday, August 11th 2016, 3:03am

Teşekkür ederim paylaştığın için ellerine sağlık.

Yer Imleri:

Boardumuzda Neler Var

rasittunca.com - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi