Giriş yapmadınız.

  • Giriş

Sayın ziyaretçi, Raşit Tunca Board sitesine hoş geldiniz. Eğer buraya ilk ziyaretiniz ise lütfen yardım bölümünü okuyunuz. Böylece bu sitenin nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Eğer sitenin tüm olanaklarından faydalanmak istiyorsanız, kayıt yaptırmayı düşünmelisiniz. Bunun için kayıt formunu kullanabilir ya da bu bağlantıya giderek kayıt işlemi hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz. Eğer önceden kayıt yaptırdıysanız buradan giriş yapabilirsiniz.

Karoglan

Kurucu-Admin

  • "Karoglan" bir erkek
  • Konuyu başlatan "Karoglan"

Mesajlar: 6,370

Hakkımda:


KAROGLAN

Konum: Avusturya

Meslek: EBT -EiT

  • Özel mesaj gönder

1

Tuesday, August 2nd 2016, 12:11pm

Dinimiz islama Göre Üerimizdeki Hak ve Hukuklar ve islamı Tanımak



Dinimiz islama Göre Üerimizdeki Hak ve Hukuklar ve islamı Tanımak

Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salatve selam ise kalblerimizin mahbubu,nefislerimizin munisi, günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya, Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile mucadele ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun.

Muhterem cemaat değerli bacılar ve kardeşler bu günkü hutbemizde İmam Zeynu’l Abidin hazretlerinin Hukuk Risalesindeki beyanları ıışığında, yöneticinin halkına her türlü ilmi ve terbiyevi imkanları hazırlaması hususu hakkında kısa da olsa izahatta bulunmaya çalışacağız. Hukuk Risalesinin bu bölümünde İmam Talebenin hakkını izah etmenin yanı sıra dolaylı olarak ta raiyetin ilim tahsil etmesi konusuna büyük bir önem atfetmektedir. İslamın asıl amaçlarından biri de ilim ve irfan ile insanları cehalet ve delalet zulümatı ve karanlığından kurtarmaktır. İnsanların hem dünyevi ve hem de uhrevi saadetinin anahtarı Allah adına tahsıl edilen ilim ve güzel edep ve terbiyedir. İnsanlar arası ilişkilerin bozulmasının ana sebebi de cehalet ve bilgisizliktir. Dolyısıyla insanları kurtarmak ve sahili selamete ulaştırmak için ilim ve irfana doğru hareket etmek gerek. Çünkü ilim sayesinde her kes kendi sorumluluğunun bilincine kavuşup, duyarlı davrandığında büyük ölçüde sorunlar hallolur ve insanlık rüşd ve tekamulünü yakalayıp saadeti dareyne kavuşmuş olur.

Toplumun öğrenme hakkı
İlim tahsilinin tabiki kendine mahsus bir takım adap ve kuralları bulunmaktadır. İmam hazretleri hukuk risalesinde tebaanın ilim tahsili hakkını ve ilim kesbetmenin adap ve kurallari hakkında şöyle buyurmaktdır.

“Raiyetinin ( Talebenin) ilmi hakkına gelince, şunu bilmelisin ki : Allahın sana ilim vermesi ve seni hikmet hazinelerine veli kılması onlara hizmet etmen içindir. Eğer Allah’ın seni veli kıldığı ( uhdene bıraktığı) şeylerde, vazifeni güzel yapar ve onlar için, köleleri hakkında efendisinin hayrını isteyip bir ihtiyaç sahibini gördüğünde elindeki maldan ona veren sabırlı bir hazinedar gibi olursan, doğru yolu bulur ve buna ümit eden ve inanan bir kimse olursun. Aksi takdirde hiyanetkar ve Allahın yarattıklarına zulmeden bir olup O’nun sana verdiği izzetini almasına maruz kalırsın.” ( Tuhefü’l Ukul s. 254)

Bu cümleler şu hususa dikkatleri çekmektedir : Ustad talebesinin yaşamında hayati bir rol ifa edip hayatının rotasını değiştirdiği gibi, hekim ve bilge olan bir yönetici de ilmi yaygınlaştırarak bir başka ifadeyle bilgi toplumu oluşturarak toplumun seyrini değiştirebilir. Bunun için hekim yönetici, ustadlar ve alimlerin de desteğiyle toplum bireylerini en güzel ahlaki erdemler, edebi ve terbiyevi güzelliklerle donatmalı ve üstün ahlaki değerleri toplumda tervic etmeli, yaymalı. Öğrencilerin, zamanın ihtiyacı olan ilimlerin farklı alanlarında uzmanlaşmasına imkan hazırlamalıdır. İlim talibi ve erbabını ilmin makamı ve değeri konusunda duyarlı kılmalıdır. Ustadlar kendileri için makbul ve örnek gördükleri şeyleri talebelerine öğretmeli ve onları erdemlerle donatıp ahlaki rezaletlerden uzak tutmalıdır. Ustad sahip olduğu ilimden dolayı talebelerine karşı böbürlenmemeli, kendini beğenmişlik, gurur, kendini üstün görme ve bencillik gibi menfi sıfatlardan arınmalıdır. Çünkü bu tür menfi nitelikler öğrenciler üzerinde çok menfi terbiyevi etkiler bırakır. Ustad talebe için babalık yapmalı, yani hayatın her alanında eğitici ve terbiyevi bir rol ifa etmelidir. Örneğin onlarla dertleşmeli, gönüllerini almalı, sıkıntılarda onlara yardımcı olmalı, hastalandıklarında onları ziyaret etmeli, ihtiyaçlarını bertaraf etmek için elinden geleni yapmalıdır.

USTADIN KÖTÜLÜKLERDEN VE AHLAKSIZCA DAVRANIŞLARDAN UZAK OLMALI
İmam Seccad hazretleri, ustadın ve öğretmenin makamının önemini vurgulamanın yanı sıra, ustada ilim ve hikmetin verilmesini ilahi bir nimet ve vergi olarak tanımlamaktadır. Çünkü hiç bir kimse zatı itibarıyla alim ve bilgin değildir. Allah’ın vermiş olduğu istidat ve yetenek sayesinde o böyle bir makama varmıştır. Böylesi bir yaklaşım ustadı kendisini beğenip başkalarına karşı üstünlük taslamaktan alıkoyar. İlahi erdemler ve islami ahlak ile donanmış ve süslenmiş olan bir alim kendisini başkalarının faydasına sunulmak için kendisi nezdinde emanet bırakılan ilmin haznedarı bilmeli. Bu haznedar, hazinesinde bulunan ilim ve irfanı taliplerine dağıtırken, güler yüzle, şefkatle ve merhametle bu kudsi görevini yapmalıdır.

Ustad ve alim, ilmin zekatı olarak nitelenen ilim yayma ve öğretme konusunda cimri davranmamalı. Kendi birikimlerini ve malumatını cömertce ve kendisine şayeste bir biçimde halka dağıtmalı. Ustad başkalarını eğitmekle ondan bir şeyin eksilmediğini çok iyi bilmelidir. Aksine ihlasla ilmin neşri hususunda ne kadar fazla çab gösterirse, kendisi de birikimini ve ilmini daha da atrırmış ve malumatından daha fazla yararlanmış olacaktır. Eğer ilmin neşrinde gevşek davranıp gereğiyle amel etmezse, ilim emanetine hıyanet etmiş ve kıyamet günü muhasebeye çekileceğini bilmelidir. Çünkü ilim onun nezdinde bir emanet idi ve kendisi bu emaneti, layık olan insanlara takdim etmekte kusurlu davranmış ve edai emanet etmemiş sayılacaktır.


ÖĞRETMENLİK İLAHİ PEYGAMBERLERİN MİRASI

Ustad insanları eğitme sürecinde munasip uslup ve metotlarla bu hassas görevi yerine getirip ççaba ve gayretinin sonuçlarını bireylerde ve toplumda muşahede etmelidir. Ustad, Büyük ve önemli bir makamda bulunduğunun idrakında olmalıdır. O görevini hakkkıyla eda ettiği takdirde Peygamberlerin varisi olma sıfatını kazanmış olur. Dolayısıyla ondan beklentiler oldukça yüksektir. Bu beklentilerin başında ilmiyle amil olma hususu gelir. Çünkü Yüce Mevla Kur’anı Kerimde şu hususta şöyle buyurmaktadır : “İnsanlara iyiliği emredip kendi nefsinizi unutuyormusunuz”. ( Bakara 44)

Ayrıca ustad musait, yeteneklei ve istekli bir zihin gördüğünde onu eğitmekte gevşek davranmamalıdır. Nitekim İmam Bakır ( a.s) “İlmin zekatının onu Allah’ın kullarına öğretmek olduğunu” söylüyor.


Öğretmenin talim ve terbiyedeki rolü

Öğretmen derse girdiğinde, talimi ve terbiyevi rolüne binaen edep ve davranış kurallarına en güzel bir şekilde riayetle, talebeleriyle irtibata geçmelidir. Tam bir vakar ve motivasyonla öğrencilerinin sorularına cevap vermelidir. Öğretmen hal ve hareketiyle söz ve davranışıyla öğrencilerini teşvik etmeli ve onlara coşku ve canılık kazandırmalıdır. Talim ve terbiyenin sağlıklı bir toplumun şekillenmesindeki rolü oldukça önemlidir. Ustadlar toplumu cehalet, bilgizilik ve bağnazlık karanlığından ilmin, imanın ve akılcılığn aydınlığına çıkarıp böylece huzur, güven ve maneviyat ile adaleti topluma hakim kılabilirler. Bilgi ve akıl toplumları, bütün işlerini ilmi ve irfani metotlarla illeriye götürürler. Hem kendileri ve hem de diğerleri için en güzel olan ne ise onu seçerler. Bunun için toplumun seçkinleri olarak bilinen alimler ve mütefekkirler tarih boyunca etkin ve işler olmuşlardır. Toplum bireylerini başkalarının hak ve hukukunun tanınıp riayet edilmesi hususunda bilinçlendirmekte ve duyarlı kılmaktadır.

Örnek ve ideal olan bir toplumun veya Medine-i Fazılanın en önemli niteliği ilim ve irfanın hayata hakim olmasıdır.

İmam Seccad hazretlerinin hukuk Risalesinde üzerinde öneml durduğu haklardan biri de eşlerin karşılıklı haklarıdır. 1400 sene önce eşlerin hukuki ve ahlaki haklarının tam bir özenle dile getirilmesi oldukça dikkat çekicidir. Dolayısıyla konuyu farklı yönleriyle ele alıp incelemek gerek.

Sevgili Peygamberimiz ailenin korunması ve eşlerin haklarının karşılıklı olarak teminat altına alınması için gerekli olan en asil ve en dakik öğretileri insanlığa armağan etmiştir. Kur’anı Kerimde de bu hususta bir çok ayeti kerime mevcut bulunmaktadır. Bu da aile yapısının toplumlarda haiz bulunduğu önemi yansıtmaktadır. Bu hukuki ve ahlaki kanun ve kurallar mecmuası aile düzeni ile ilgili çok mükemmel bir programın tedvinine imkan hazırlamaktadır. Aile düzeninde, talimi ve terbiyevi ( eğitim ve öğretim) usul ve prensiplere gerekli olan özen ve ihtimamı gösterilirse, toplum kendi gerçek ve doğru rotasını yakalamış olacaktır. Aile yapısı zedelendiği ve sarsıldığı takdirde, düzensizlik, herc-u mec, kargaşa ve keşmekeş her tarafı kuşatmış olacaktır. Dolayısıyla toplumdada ciddi yaralar oluşur, hem bireyler ve hem de toplumlar kimliksizlik ve nihilizm gibi tehlikelere maruz kalabilirler.

İslam Aileye çeki düzen vermek için, bir çok kanun ve kuralı insanlık camiasına sunmuş ve bilvesile ailevi sapmalar, krizler ve hukuksuzluğun önünü almış bulunmaktadır. Bu bağlamda en önemli olan ve üzerinde durulması gereken husus, bu altın kanunların uygulanmaya konulmasıdır. Ancak teessüfle söylemek gerekirki bu altın kanunlara gerkeli olan ihtimam ve özenin gösterilmemesi sonucunda, toplumlar bir çok çeşit sorunlar ve meydan okumalarla karşı karşıya kalmış durumdalar.

Malumunuz olduğu üzere bir çok dünya ülkesinde aile yapısı ciddi şekilde zedelenmiş ve bazı ülkelerde boşanmalar yüzde yetmişe kadar ulaşmış bulunmaktadır. Boşanmalardan ve yuvaların zedelenip dağılmasından hem duygusal ve ruhi ve hem de sosyal olarak en fazla zarar görenler çocuklardır.

Buna binaendir ki, İmam Zeynu’l Abidin aile olarak tanımlanan bu küçük topluma çeki düzen vermek için toplumun çekirdeğini oluşturan bu küçük birimin tüm bireylerinin haklarını gerek hukuki ve gerekse ahlaki açıdan çok güzel bir şekilde beyan etmektedir. Bu konuda söylenecek söz çoktur. Ancak özetle konuyla ilgili olarak İmam hazretlerinin nurani beyanatından bazı nakillerde bulunmakla iktifa edeceğiz. İmam Hazretleri eşlerin hakkını şu şekilde ifade etmektedir :

“Evlenmekle sana tabi olan kimsenin senin üzerindeki hakkı şudur : Bilmelisin ki, Allah onu ( eşini) senin için bir sükunet, huzur, kaynaşma ve koruma vesilesi kılmıştır. Yine sizlerin her biriniz, eşi için Allah’a hamd etmelidir ve bilmelidir ki, bu ( evlilik) Allah’tan ona verilen bir nimettir ve Allah’ın nimetine iyi davranıp ona ikram etmesi ve yumuşaklık göstermesi gerekir. Gerçi senin, onun üzerinde olan hakkın daha çok ve Allah’a karşı günah işlemek dışında sevdiği veya sevmediği her şeyde sana itaat etmesi lazımdır. Onun da senin üzerinde olan hakkı : Ona karşı merhametli davranmak, samimi olmak, ona huzur bağışlamak ve gereken zevk ve lezzetleri sağlamaktır. İşte bu büyük bir haktır. Kuvvet ancak Allah’tandır. “( Tuhefu’l Ukul 254)

Bu nurani sözlerin beyan edildiği dönemde, maalesef dünyanın dört bir yanında kadına merhametsizlik yapılıyor, zulüm ediliyor ve bir çok yerde insan konumunda görülmüyordu. Araçsal suistimallere maruz durumdaydı. Bu günde bu durum belki daha geniş bir şekilde bir çok ülke ve coğrafyada devam etmektedir. Bu sözler üzerinde yoğunlaştığımızda Peygamber ve Ehl-I Beytinin sözleri ve İslam öğretilerinin nuraniyeti çok daha iyi anlaşılmış olacaktır. Bu öğretiler tüm peygamberlerin risaletinde mevcut bulunduğu ve insanlık hayatında haiz bulunduğu öneme binaen sürekli vurgulanmaktadır. Allah tarafından gönderilen elçilerin hepsinin risaletinin temel öğretilerinden biri, eşler başta olmak üzere insanlar arası ilişkilere ve davranışlara çeki düzen vermek ve bu ilişki ve irtibatı adalet zeminine oturtmaktır. Günümüz dünyası da geçmiş dönemlerdeki insanların bu nurani beyanatın içeriğine ihtiyacı vardır. Kadın erkek ve ailenin hakkını Peygamber ve Ehl-i beytinin beyanatından daha güzel bir şekilde beyan edip savunan başka bir beyana tanık olmuş değiliz. Bu öğretilerle amel edilmesi insanlık cismine yeni bir ruh kazandırmaktadır.

İmam Zeynu’l Abidin hazretleri kadın ve erkeğin çocukluk yıllarından itibaren başlıyan aile hayatının başarı ve mutluluk sırrını sevgi, şefkat ve merhamette görmektedir. Eşler arası ve aile muhitindeki muhabbet Kur’anın üzerinde durduğu önemli bir öğretidir. Nitekim Yüce Mevla şöyle buyurmaktadır :

“Kendileri ile huzur bulmanız için size, kendinizden olan eşler yaratması ve aranızda sevgi ve merhamet varetmesi de, onun ayetlerindendir. Gerçekten bunda, düşünen bir topluluk için ayetler ( işaretler ve alametler) vardır. ( Rum 21) A’raf suresinde de Allah ( c.c) eşler arası sükunet ve huzura değinmekte ve şöyle buyurmaktadır. “Sizi bir tek nefisten yaratan ve aynı nefisten huzur bulmanız için eşini de o nefisten( o türden) yaratan odur.” ( A’raf 189)

Tabiki bu huzur ve sükunetin fiziki, ruhi, bireysel ve toplumsal olarak her iki taraf için çok büyük bir öneme haizdir, ailevi ve sosyal yaşamda hayati bir rol ifa etmektedir. Çünkü huzur, emniyet sükunetin hakim olduğu atmosferde eşler ve bireyler kendi vazife ve sorumluluklarını çok daha iyi bir şekilde yerine getirirme fırsat bulurlar.

Ayeti kerime sükunetten sonra rahmet ve karşılıklı sevgiye değinmektedir. Sevgiyle birlikte eşler arasında hayatın başlangıcında hassas ve münasib bir irtibat şekillenmektedir. Bu irtibat ve kaynaşma zayıflayıp gevşemeye başladığında, eşlerin birbirlerine olan karşılıklı merhametiyle hasıl olan zaaf bertaraf edilmiş olur. Burada muhabbet yerine meveddet kelimesi kullanılmıştır. Sebebine gelince meveddet karşı tarafın hak ve konumunu idrak ederek onu sevmektir. Merhamet kelimesinde makam ve konum mevzubahis değildir. Bunun için meveddet kelimesi büyükler arası sevgide daha fazla kullanılır. Meveddet iki taraflıdır. Ancak merhamet tek taraflı ve fedakarane bir davranıştır.

Bu yaklaşımdan hareketle, ailenin temel taşını oluşturan kadın ve erkek, birbirlerinin hukuki ve ahlaki haklarına riayet etmek için çaba göstermeli ve bu hususta itinalı davranmalıdırlar. Kadının erkek üzerindeki hukuki haklarının başlıcalarını şöyle sıralayabiliriz. Kadın nafaka hakkına sahiptir, Nafaka yeme içme elbise ve meskenden ibarettir. Eşin örfe uygun olarak bu hususları temin etmesi lazım. Erkeğin de kadın üzerinde bir takım hakları vardır ve kadının bu haklara titizlikle riayet etmesi gerekir. Hukuki haklara riayet etmenin yanı sıra, aile yuvasını sıcak tutmak, huzur, sevgi ve samimiyeti bu muhitte hakim kılmak için eşlerin karşılıklı ahlaki haklara da tevccüh etmeleri lazım.

Aile düzeninin korunup, devam ve bekasının temini için sorumlulukların paylaşılması ve herkesin kendine düşen sorumluluğunu en güzel bir şekilde eda etmesi için elinden geleni yapması lazım. Ahlaki haklardan biri de eşlerin bir birleriyle iyi geçinmeleri, güzel ahlaklı davranmaları ve bir birleriyle iyi bir muaşerette bulunmaları. Konuyla ilgili olarak sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır : “Hayırlı olanınız, ailesine hayırlı olanınızdır, ben ailesine en hayırlı olanınızım.” ( Men La yahduruhu’l Fakih; c. 3 s. 555; Hadis 4908 )

Rivayetlerde kişinin eşine, evin hanımına ev işlerinde yardım etmesi ibadet olarak sayılmıştır. Konuyla ilgili olarak sevgili Peygamberimiz Hazreti Aliye bir beyanatında şöyle buyurmaktadır : “Ey Ali kişinin kendi eşine yardımda bulunması büyük günahlar için kefaret olur. Allah’ın öfkesinin söndürür, bu yardım ahirette hurilerin mehiri olur. Kişinin hasenatının artmasında ve makamlarının yücelmesinde önemli bir rol ifa eder.” ( Camiu’l Akhbar s. 102)

Kadına yapılan bu sevgi ve gösterilen saygı, aile içerisindeki sevgi, samimiyet canlılığın ve coşkunun daha da artmasına sebebiyet verecektir. Erkek eşine sert ve sıkı davranışlardan kaçınmalıdır. Eşi için asayış ve huzur ortamı hazırlamalıdır. Konuyla ilgili olarak sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır. “Allah’ın kendisine bol rızık ve servet verdiği halde ehline karşı cimri ve sıkı davranan bizden değildir.” ( Ewaliel Liali; c. 1; s. 255)

Başka bir yerde de kişinin kendi eşine el kaldırmaması, bu takdirde kişi Allaha ve Resulüne itaatsizlik yapmış sayılır. “Haksız yere kadını dövenin kıyamet gününde davasının bir tarafı ben olacağım. Kadınlarınızı dövmeyin. Haksız yere onları döven Allaha ve Peygamberine itaatsizlik etmiştir.”

Aile nizamında hukuka riayetin müsbet etkileri
Şurası gün ışığı gibi aşikardır, eğer eşlerin İslamda öngörülen gerek kanuni ve gerekse ahlaki haklarına riayet edildiğinde, evlilik yaşamında hiç bir sorunla karşılaşmıyacaklardır. Bundan dolayıdır ki İmam Seccad Hazretleri eşlerin ahlaki haklarını beyan edince güzel ahlak, iyi davranış, müsamaha ile iyi geçim, huzur ve asayışa dikkatleri çekmektedir. Bu büyük nimete şükrü vacip bilmektedir ki bu vesileyle aile kend gerçek kıvam ve konumunu yakalıyabilsin.

ANNE HAKKI
İmam Zeynu’l Abidin Hazretlerinin değindiği ve oldukça önem arzeden bir diğer hak ise annenin hakkıdır. Anne tüm varlığıyla evladının hizmetinde olan ve vücudunun bütün hücreleriyle çocuğuna göz kulak olan ve sevginin en alası ve mükemmelini takdim eden bir kimsedir. O, gece gündüz demeden, çocuğunun huzur, rahat ve asayışını temin etmek için hiç bir çabayı ve çileyi esirgemez. İnsanın ömrü boyunca kendisinden en fazla sevgi ve şefkat gördüğü kimse kuşkusuz annesidir. Konuyla ilgili dini öğretilerimizden anladığımız şudur : Anne hakkı hiç bir şekilde eda edilemiyeck bir büyüklüktedir. Her ne kadar Allah’ın kuluna olan sevgisiyle annenin evladına olan sevgisi arasında dağlar kadar bir mesafe bulunuyorsa da, bunu rahatlıkla söyliyebiliriz ki, Yüce Mevla, sonsuz ve sınırsız sevgi ve merhametinin bir parçasını, bir cilvesini, annenin çocuğuna olan sevgi ve muhabbetinde yansıtmış bulunmaktadır. Buna binaen olsa gerektir ki, İmam Seccad Hazretleri akrabaların ahlaki haklarını beyan ederken, önceliği anne hakkına vermiş ve anne hakkkından başlıyarak bu hakları izah etmektedir.

“Annenin senin üzerindeki hakkı şudur : Bilmelisin ki o, hiç kimsenin diğerini taşımadığı bir yerde ( karnında) seni taşımıştır. Hiç kimsenin başkasına vermediği kendi yüreğinin meyvesinden sana yedirmiş ve seni seve seve kulağı, gözü, eli, ayağı, saçı, derisi ve ( kısacası) bütün azalarıyla korumuştur. Hamilelik döneminin bütün zorluk,dert, elem ve gamlarını yüklenen de yine o olmuştur. Sonra Rabbin seni ondan ayırıp yeryüzüne getirmiştir. Aç kalıp seni doyurmaya, çıplak kalıp seni giydirmeye, susuz kalıp sana su vermeye, güneşte kalıp seni gölgede tutmaya, zorluklar çekerek seni nazlıca yetiştirmeye, uykusuz kalarak seni tatlı tatlı uyutmaya razı olan yine o olmuştur. Karnı sana yuva, eteği örtü, göğsü su kabı, canı siper, dünyanın sıcaklık ve soğukluğuna, senin için bizzat kendisi tahammül eden yine de o olmuştur. Öyleyse bu iyilikler oranında ona teşekkür etmelisin. Bunu Allah’ın yardımı olmadan yapman mümkün olmaz.” ( Tuhefu’l Ukul 255)

“Um” ( anne) kelimesi Kur’anı Kerimde bir kaç anlamda kullanılmıştır. Asıl ve temel anlamına gelmektedir. “Ummu‘l Kitab” ( Kitabın esası veya temeli) anlamına gelmektedir. Nitekim Ali İmran suresinin 7 ayetinde konuyla ilgili olarak şöyle denilmektedir.

“Sana kıtabı indiren O’dur, Kıtabın bir kısmı muhkem ( ifadeleri açık olan) ayetlerdir. Bunlar kitabın temelidir.” Veya bir şeyin veya yerin büyüklük ve merkezi oluşunu ifade eder. Bu anlamda Mekkeye “Ummu’l Qura” şehirlerin merkezi veya anası ifadesi kullanılmaktadır. Bu ifade Kur’anı Kerimde de geçmektedir “Böylece biz Kur’anı sana arapça olarak indirdik ki, şehirlerin anası ve etrafındakileri uyarasın.“ ( Şura 7). “Um” kelimesinin bir diğer anlamı gerçek anne demektir. „ Biz Musanın annesine onu emzirmesini vahyettik” ( Kasas 7)

Bu kavram için zikredilen üç anlama dikkatle bu üç anlam arasındaki irtibat açığa çıkmış olur. Zira anne köhne bir ağacın aslı ve kökü hükmündedir. Çocuklar ise bu ağacın dal ve budakları hükmündedir. Onun üzerinde seyir ve rüştlerini tamamlamaktadır. Bu bağımlılık, asıla ve köke olan bağımlılığı yansıtmaktadır. Bu kök asil ve şerif olduğu oranda, evlat ta bu oranda annenin asalet ve şerafetinden pay ve behre sahibi olur.

Annenin insanın varlık yapısında önemli bir rol ifa ettiği gün ışığı gibi aşikardır. Kur’anın da işaret ettiği üzere hamilelik ve süt emzirme döneminden tutun hayatın farklı aşamalarında anne çocuğun terbiyesi ve rüşdünde çok önemli bir rol ifa etmektedir. Bunun için Yüce Mevla bütün evlatların ebeveynlerine şükranlarını yerine getirmelerini vacip bilmiştir. Konuyla ilgili olarak Lokman suresi 14 ayeti kerimede şöyle buyurmaktadır.

“Biz insana, ana-babası hakkkında tavsiyede bulunduk. Annesi onu güçsüzlük üstüne güçsüzlük ile taşıdı. Onun sütten ayrılması, iki yıl içinde olur. Bana ve ana babana şükret diye ( ona tavsiyede bulunduk) Dönüş ancak banadır.” ( Lokman 149)

Babanın HAKKI
Tabiki İmam Seccad’ın nurani beyantlarının devamında baba hakkı ele alınmakta ve oldukça önemli nitelenmektedir. İnsan babasının kendi aslı ve kökü olduğunu ve kendisinin baba kökünden yükselen bir dal olduğunu unutmamalıdır. Eğer baba olmasaydı Allah çocuğa varlık ve vucut bağışlamıyacaktı. Dolayısıyla İmam Seccad Hazretleri konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır.

“Babanın senin üzerindeki hakkı şudur : Bilmelisin ki baban senin kökündür ve sen ise onun dalı. Eğer baban olmasaydı sen de olmazdın. Kendinde hoşuna giden bir şey gördüğünde, bilki baban bu nimetin köküdür. Bu nimet değerince Allah’a hamd ve şükret. Kuvvet ancak Allahtan’dır.” ( Tuhefu’l Ukul s. 255)

Sevgili Peygamberimize babanın hakları nedir? Diye sorulduğunda şu cevabı verdiler : “Babanı hiç bir zaman adıyla çağırma, Ondan önce yürüme, ona küfür edilmesi veya hakaret edilmesine ortam hazırlama” ( Kafi c 2. S 157. Hadis 5)

Konuyla ilgili olarak bir başka rivayette şöyle denilmektedir : “Adamın biri İmam Caferi Sadık hazretlerine sordu. Babam yaşlanmış ve bedenen zayıf düşmüş öyleki def’i hacet için ona eşlik etmem gerekiyor. Bu durumda ona eşlik edip yardımda bulunmalımıyım? İmam buyurdular eğer gücün yetiyorsa kesinlikle bunu yap, yemek yiyemiyorsa kendi elinle lokmayı ağzına koy! Çünkü bu davranışın karşılığı yarın kıyamet gününde sizin için cennet bahçesi olacaktır.” ( age. s 162. Hadis 13)

Bunun için hiç bir şekilde kendi rahatımız için anne ve babamızın duygularını yaralamamlıyız. Onları her ne şekilde olursa olsun rahatsız etmek ve azarlamaktan kaçınmalıyız. Her halukarda ve durumda onlara yardımcı olmalıyız. Hatta anne ve babalar eğer çocuklarına karşı gerekeni yapmamış ve iyilikle davranmamış olsalar dahi, cocukların onlara karşı iyilik ve ihsanda bulunmaları gerek. Konuyla ilgili olarak İmam Muhammed Bakır Hazretleri şöyle buyurmaktadır. “Allah üç hususun terki konusunda hiç kimseye ruhsat vermemiştir. İster günahkar olsun ister salih kişi olsun emaneti iade etmelisin. Salih olsun veya facir olsun herkese karşı verilen ahit ve yapılan sözleşmeye vefa göstermelisin. İyi olsun veya kötü olsun anne ve babaya iyilikte bulunmalısın.” ( age. hadis 15)

Anne ve babaya hürmet ve saygı o kadar önemlidir ki; ebeveyne öfkeli ve kızgın bir şekilde bakmak dahi haram kılınmıştır. İslami öğretilere göre ebeveyne öfkeli bakan ve onlara bağırıp çağıranın namazı dahi kabul olmaz. Bunun içindir ki İmam Caferi Sadık hazretleri şöyle buyurmaktadır : “Zalim de olsa, Anne ve babasına kin ve nefretle bakan kimsenin Allah namazını kabul etmiyecektir” ( age. s 349, hadis 5)

Kur’anın ebeveyne saygı konusundaki tavsiyesi oldukça ciddidir. Anne tüm vücuduyla çocuğunun yetişmesi ve terbiyesi için çaba gösterir. Fedakarlığı zirvededir. Annenin sevgi ve muhabbetinin bir kısmı tabiki duygusaldır ve bir kısmı ise geçici ( dönemseldir) Örneğin hastalandığında hemen onu tedavi için doktora götürür. Doktorun söylediklerini zorda olsa, evladının hayatı için onları itinayla uygulamaya çalışır.

ANNENİN EMEĞİNİN KARŞILIĞI CENNETTİR
Annenin önemli ve üzerinde durulması gereken emeklerinin başında, sağlıklı ve doğru bir terbiye ile toplumlara ve insanlık camiasına iyi hizmetler sunan insanlar yetiştirmiş olmasıdır. Nitekim sevgili Peygamberimiz de nurani beyanatlarının birinde bu hakikata işarette bulunmaktadır. “Cennet anaların ayakları altındadır” ( Mecmeu’l Beyan c 8 s 11)

Konuyla ilgili olarak sevgili Peygamberimizden varit olan bir rivayette şöyle denilmektedir. “Adamın biri Peygamberin huzuruna çıkıp şöyle dedi kime iyilikte bulunayım? Peygamber annene, adam daha sonra kime? Peygamber tekrar annene. Dördüncü defasında babana hizmet et diye buyurdular.”

Yine başka bir rivayette şöyle denilmektedir : “Hazreti Musa üç defa Rabbine kendisine bir tavsiyede bulunmasını talep etti. Her üç defada da Rabb kendisini Musaya tavsiye etti. Tekrar Musa Rabbe tavsiye talebinde bulundu. Rabb iki defa ard arda annesini tavsiye etti ve altıncı defasında ise babasını tavsiye etti.” ( Kafi c 2. S 159)

Kur’an ayetleri ve hadislerin genel öğretilerinden şu sonuca varmaktayız. Anneye bakış, ona hizmet ve onun rızasını tahsil etmek oldukça büyük bir önem arzetmektedir. Çocuk hiç bir zaman, yaptığı bazı hizmetlerle ana hakkını eda ettiği düşüncesine kapılmamalı. Çocuk eğer tüm ömrünü anneye hizmette geçirmiş olsa bile, onun hizmeti ve fedakarlıkların bir kısmının bile şükrünü yerine getiremez. Annelik makamının büyüklük ve azametinin bir sırrını da asıl ve köke gösterilmesi gereken teveccühte aramak gerekir. Yani insan bu büyük nimete sürekli takdir ve teşekkürlerini dile getirmeli ve Allah’ın anne ve baba hakkındaki tavsiyelerini uygulamak için çaba göstermelidir. Maalesef günümüzde bu büyük hak önemli ölçüde payimal olmakta ve unutulmuşluğa terk edilmektedir. Ne yazık ki ailenin en önemli bir erkanı olan anne günümüzde çoğu zamanlar evlatları tarafından merhametsizlik ve duyarsızlıkla karşı karşıya bulunmaktadır.

ÇOCUK HAKKI

Evlat sahibi olduktan sonra ebeveynin üzerlerine düşen en önemli görevlerden biri çocuğun sağlıklı bir şekilde terbiye edilmesi hususudur. Dolayısıyla çocouğun ana-baba üzerinde bir takım hakları oluşuyor. Ebeveynlerin bu hakları tabiki bilmesi ve uygulaması gerekir. İmam Hazretleri Hukuk Risalesinde bu bağlamda şöyle buyurmaktadır.
“Evladının üzerindeki hakkı şudur : Bilmelisin ki evladın senin vücudunun bir parçasıdır. Dünyada tüm hayır ve şerriyle sana mensuptur. Onu güzel terbiye etmekten, Rabbine yönlendirmekten, senin ve kendisi için önemli olan hususlarda ( Allah’ın emirlerine) itaatkar olması için ona yardımda bulunmaktan sorumlusun. Bu hususta za Allah’ın sevabına nail olur veya cezasına uğrarsın. Öyleyse ona güzel terbiye vermekle kendini süsle, onunla ilgili üzerine düşen vazifeyi iyice yaparak ahirette Rabbinin huzurunda mazeret kazan ve onu eğitmek için de O’nun kendisinden yardım al. Kuvvet ancak Allahtandır.” ( Tuhefu’l Ukul 255)


SAĞLIKLI BİR EĞİTİM ÇOCUĞUN EN TEMEL HAKKI
İmam Seccad ( a.s)’ın beyanatında dikkat çeken en önemli husus şudur : Çocuk Allah canibinden size verilmiş bir emanettir. Anne-baba bir emanetdar olarak çocuğun istidat ve yeteneklerinin neşvu nema bulması ve rüşdünü yakalaması için eğitim ve terbiyesi için gerekli olan tüm ilke ve prensiplere azami özen göstermelidirler. Ebeveynler çocukların kendilerinden olduğu ve onlara bağlı ve bağımlı olduklarına teveccüh etmelidirler. Dolayısıyla çocuğun eğitimi. Terbiyesi ve yönlendirmesinden anne ve baba sorumludurlar. Buna binaen anne-baba hak ve hakikat doğrultusunda onu eğitmeli ve yaşamın gerekli adab ve kurallarını ona öğretmekle yükümlüdürler.

Öte yandan ebeveynler çocuklarını her türlü tehlikelerden uzak tutmalıdırlar. Yani toplumdaki sapma ve çöküş durumunda haktan ayrılıp batıla sapmamalarını engellemelidirler. Aynı zamanda çocuğun geleceği ve mutluluğunu düşünmek ve bu yönde gerekli olan illeri görüşlülüğü sergilemek oldukça önemlidir. Ebeveynler çocuğun maddi ve manevi sağlıklı yaşamı için gerekli olan imkanları hazırlamalıdırlar. Ebeveynler eğer eğitim ve terbiye konusunda gerekli olan donanıma sahip değillerse, çocuklarını bu konuda uzman ve ehil olan eğitimcilere ve pedagoklara bırakmalıdırlar. Her türlü saplantı ve ahlaki çöküşten çocukları korumak için gerekli olan denetim ve gözetlemeyi elden bırakmamalıdırlar.


Tabiki ebeveynin çocuklarına gerekli olan sevgi ve sıcaklığı da göstermeleri lazım. Ruhi ve fiziki güvenliği ve sükuneti kendileri için temin etmelidirler. Kızlarla erkeklerın fiziki büluğ ve akli rüşd aşamalarının farklı olduğundan gaflet etmemelidirler. Blüğ ve erginlik çağına varıncaya kadar çocukların bazı krizlerle karşılaşmaları mümkündür. Bu kriz dönemlerini proplemsiz atlatmak ve durumu kontrol etmek için eğitimciler ve pedagoglarla tam bir uyum içerisinde çaba göstermek gerek.


ÇOCUĞUN DİĞER HAKLARI

Ayet ve riavayetlerde çocukların eğitim ve terbiyesine işaret edilmiş olmasının yanı sıra, çocuklar için güzel bir isim seçimi yapmak, fiziki gelişimi için gerekli olan tedbirlerin alınması ve sporların yapılması ve genel anlamda eğitim ve terbiyesi ele alınıp incelenmiştir. Nitekim konuyla ilgili olarak İmam Caferi Sadık hazretlerinin sevgili Peygamberimizden naklettiği bir hadisi şeriflerinde şöyle deniliyor : “Çocouğun baba üzerindeki hakkı üçtür. Onun için iyi bir anne seçmek, güzel bir isim koymak ve eğitimi ( terbiyesi) için azami çaba göstermek.” ( Tuhefül Ukul s 322)

Bazı rivayetlerde çocuğun sağlıklı terbiyesi için Rabbu’l Aleminden yardım ve medet talep edilmesi tavsiye edilmiştir. Bu tavsiyelere kulak asmamız gerek. Nitekim İmam Seccad hazretleri konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır : “Allahım çocuklarımı eğitmede, terbiye etmede ve onlara karşı iyilikle davranmada beni muvaffak kıl.” ( Sahife-i Seccadiye dua 25) Anne-babanın evladına anlamlı güzel ismler koyması hususu üzerinde de önemle durulmuştur.

Terbiye ve eğitim konusunda önemli olan bir diğer husus ta, çocuklara Kur’anın öğretilmesine gerekli olan önem ve ihtimamın gösterilmesidir. Çünkü Kur’an hayat kıtabıdır. Çocuklar kendi hayatını bu kitabın öğretilerine göre düzenlemelidirler. Çocukların terbiyesinde önemli ve belirleyici olan bir diğer husus ta, onalara karşı sevgi ve muhabbette kusur etmemek gerek. Çocukları sevmek ve onlara merhamet etmek. Anne-baba çocuklara bir söz verirlerse sözlerini yerine getirmelidirler. Çocuklarını okşamalı, öpmeli ve çocuklarına ilgi ve sevgi göstermekte aralarında fark gözetmemelidirler. Sevgili Peygamberimiz konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır : “Çocuklarınızı sevin, onlara lutüf ve merhamette bulunun. Onlara bir söz verdiğinizde sözünüzü yerine getirin. Çünkü çocuklar kendi babalarını kendilerine rızık verenler olarak görmekteler” ( Men la Yahzuruhu‘l Fakih c 4 s 372)


Çocukların öpülmesi ve sevilmesi konusunda da Resulü Ekrem şöyle buyurmaktadır. “Çocuklarınızı öpün, çocuklarınızı her öptüğünüzde Allah size bir derece vermektedir.” ( Tabersi Mekarimu’l Ahlak s 220) Ancak ebeveynler sevmekte ve okşamakta ifrat tefritten kaçınmalıdırlar. Çünkü aşırılık hem ebeveyn için ve hem de çocukların itidalı için zararlııdır. Nitekim İmam Muhammed Bakır Hazretleri konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır. “En kötü babalar çocuklarına iyilik ve sevgide haddi aşan ve aşırı gidenlerdir, en kötü çecuklar ise vazifelerinde kusurlu davranan ve böylece babalarının rahatsızlığına sebep olanlardır.” ( Belazuri Ensabu’l Eşraf c 4 s 84)

Dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise çocuklar arasında cinsiyet farkı gözetmemektir. Yani kız ve erkek çocuklar arasında ayrımcılık yapmamak gerek. Cinsiyeti ne olursa olsun çocuklar Allah’ın bizlere olan emanetidir. Çocukları, ailenin ve toplumun onuru ve izzeti olacak şekilde terbiye etmek gerek. Şu da bir gerçektir ki, çocukların eğitim ve terbiyesine ne kadar fazla önem verilirse erginliğinde hem kendisi, hem ailesi ve hem de toplum bu eğitim ve terbiyeden yararlanacaktır. Öyleyse anne ve babanın bu önemli olan hakka, hakkıyla riayet etmesi gerekir. İş ve meşguliyet bahanesiyle bu önemli husustan gaflet etmemek lazım.

Ayrıca eğitim ve terbiye sadece fiziki sağlık ve beslenme ile sınırlı değildir. Çocuğun eğitim ve terbiye ile ilgili tüm ihtiyaçlarına teveccüh edip tüm eğitimsel boyutları zamanında filizlendirmek lazım. Çocukların sağlıklı terbiyesi için gerekli olan hususlardan her hangi birisinden gaflet edilmesi çocukların geleceğinde ciddi bir tehdit oluşturabilir. Bilhassa eğitimin ruhi ve manevi boyutundan gaflet etmenin tehdit ve zararı çok olur. Terbiye ve eğitimi çocuğun fiziki ve bedensel ihtiyaçlarının temini ile sınırlı bilen ebeveynlerin düşüncelerinin aksine, Ebeveynlerin evladını tüm yönleri ve boyutlarıyla eğitip terbiye etmeleri gerekir.

İslamın üzerinde durduğu önemli ahlaki haklardan biri de kardeşlik hakkıdır. Tabiki kardeşlik iki şekilde baş gösterir. Bir anne ve babadan veya bir anne ve bir babadan dünyaya gelen kimseler kardeş olarak tanımlanmakta ve fıkıhta bunlar birbirlerinden miras alabilirler. Bazen de kardeşlik aynı din, düşünce ve mektebi paylaşan kimslere denir. Nitekim Kur’anı Kerimde ( Hucurat Suresi 10) ayette müslümanlar kardeş olarak tanımlanmışlardır. Bir çok hadisi şerifte de müslümanlar müminler birbirlerinin kardeşleri olarak nitelenmişlerdir.

İmam Seccad hazretleri ise kardeşlik hakkında şu beyanda bulunamkatdır : “Kardeşinin senin üzerinde olan hakkı şudur : Bilmelisinki o senin güçlü kolun, sığınacağın yardımcın, itimat ettiğin izzetin ve düşmana karş koyduğun kudretindir. Öyleyse onu, Allaha karşı isyan etmek ve Allah hakkında zulüm etmek için bir vesile kılma, ona, nefsine ve düşmanına karşı yardımcı olmayı, onunla şeytanlar arasında engel olmayı, ona nasihat etme hakkını eda etmeyi ve Rabbbine teslim olup emrine uyarsa, Allah’ın rızası için ona teveccüh etmeyi terk etme. Ama Allah’ın emrine itaat etmezse, Allah-u teala senin nezdinde kardeşinden daha üztün ve daha aziz olmalıdır.” ( Tuhefu’l Ukul. s 2569)

Kuşkusuz İslamın kardeşlik yaklaşımı oldukça kapsayıcı ve kuşatıcı bir yaklaşımdır. İmam hazretleri müminlerin birbirlerinin kardeşleri olduğu esasından hareketle bu hakların tespiti ve ilişkilerin tahkimini ( pekiştirilmesini) beyanında dile getirmektedir. Buna binanedir ki Kur’anı Kerim kardeşlerin çekişmelerden ve sürtüşmelerden kaçınmaları ve aralarında bir sorun baş gösterdiğinde bunun acilen halledilmesini talep etmektedir. Ayeti kerimede şöyle denmektedir. “Ancak müminler kardeştir, kardeşlerinizin arasını bulun ve Allahtan korkun ( Onu gözetin) umulur ki merhamet olunursunuz.”


Dini ve İslami öğretilerde kardeşlik çok anlamlı, asil ve köklü bir husustur. Bunun üzerinde önemle durulmuştur. Çünkü İslam bir anlamda bütün müslümanları büyük bir ailenin mensupları olarak görmektedir. Nitekim ibadi ve siyasi bazı ahkamda bu kardeşlik en güzel bir şekilde tezahur etmektedir. Cuma ve cemaat namazlarına katılım veya uluslar arası yıllık İslami kongre olan Hacca iştirak bu kardeşliği yansıtan en güzel sahnelerdir. Muhtelif ırklar, renkler, milletler ve mezheplerden müslümanlar her yıl bu merasime iştirak edip gönül birliği, sevgi ve muhabbetle bu merasimi yerine getirmekteler. Ameli bir tevhid, bir birliktelik sahnelenmektedir. Hacca gidenler, birlik ve kardeşlik alannda çok büyük dersler ve kazanımlarla vatanlarına geri dönmekte ve aldıkları ilhamla hayatlarını kardeşlik ruhuyla ve diğer müslümanlarla birlik ve dayanışma, karşılıklı sevgi ve saygıyla idame ettirirler.

HADİSLERDE KARDEŞLİK HAKKI
Sevgili Peygamberimiz bir çok hadislerinde kardeşlik hakkına değinmiştir. Bu haklardan bir çoğunu çok güzel ve veciz ifadelerle dile getirmiş ve şöyle buyurmuştur : “Müslüman müslümanın kardeşidir ona zulüm etmez ve onu yanlız bırakmaz” ( Buhari c. 3 s. 98 )

Yani hadiseler karşısında yardımını ona esirgemez ve onu kendi haline bırakmaz. Başka bir beyanında ise şöyle buyurmaktadır : “İki müslüman kardeşin durumu, birbirlerini yıkan iki ele benzer” ( İhyau Ulumu Din c 5. s 142) Konuyla ilgili olarak İmam Caferi Sadik hazretleri şöyle buyurmaktadır : “Mümin müminin kardeşidir, bir bedenin organları gibidirler. Bir organ ağrıdığında diğer organlarda o ağrıyı kendilerinde hissederler. İki müminin ruhu bir ruhtandır. Mümin kimsenin ruhunun Allah ile olan irtibati güneş ışığının güneş ile olan irtibatından daha güçlüdür( daha fazladır)” ( Kuleyni Kafi c. 2. s. 166)

İslam toplumundaki uhuvvet ve kardeşlik baha biçilmez bir nimettir. Bu kardeşliği pekiştirmek için azami çaba göstermek lazım. Buna binaendir ki İmam Ali ( a.s) Malik Eştere gönderdiği hükumet fermanında şöyle buyurmaktadır : Onlara karşı iyilikle ve adaletle davran “Onlar iki grupturlar ya dinde kardeşindirler ya da yaratılışta benzerindirler” ( Nehcu’l Belağa 53. Mektup)

Vatandaşlık hakkının eşitliği esasına binaen dile getirilen bu ilke, barışçıl yaşamda büyük bir önem arzetmektedir. Buna binaen islam toplumunda hiç bir çeşit tefrika, ihtilaf, keşmekeş ve kavga caiz değildir. Çünkü Yüce Mevla Kur’anı Kerimde İslam kardeşliği hakkında şöyle buyurmaktadır : “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani birbirinize düşmandınız. O kalplerinizi birbirine kaynaştırdı da, O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz.” ( Ali İmran 103)


Kaynak :

Hatip: Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah Dr. Ramazani


israNur

Misafir

2

Tuesday, August 2nd 2016, 12:11pm

Teşekkür ederim paylaştığın için ellerine sağlık.

Yer Imleri:

Boardumuzda Neler Var

rasittunca.com - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi