Giriş yapmadınız.

  • Giriş

Sayın ziyaretçi, Raşit Tunca Board sitesine hoş geldiniz. Eğer buraya ilk ziyaretiniz ise lütfen yardım bölümünü okuyunuz. Böylece bu sitenin nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Eğer sitenin tüm olanaklarından faydalanmak istiyorsanız, kayıt yaptırmayı düşünmelisiniz. Bunun için kayıt formunu kullanabilir ya da bu bağlantıya giderek kayıt işlemi hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz. Eğer önceden kayıt yaptırdıysanız buradan giriş yapabilirsiniz.

Karoglan

Kurucu-Admin

  • "Karoglan" bir erkek
  • Konuyu başlatan "Karoglan"

Mesajlar: 6,275

Hakkımda:


KAROGLAN

Konum: Avusturya

Meslek: EBT -EiT

  • Özel mesaj gönder

1

Sunday, July 3rd 2016, 3:11pm

Dünya ve Ahiret Dengesi



Dünya cazip, insanoğlu bu güzelliklere karşı hayli meyyal. Bundan belki de en büyük imtihanımız dünyevileşme. Ve hatta uhrevî hayatımız önünde de en büyük engel…
Kısa bir süreliğine dünyadan soyutlanalım ve kendi iç âlemimize yönelelim. Yaşantımızın merkezinden etrafa yayılan dalgaları bir bir aşalım. Yürüyelim, yürüyelim ve odak noktasına varalım. Hayatımızın orta yerinde beliren kırmızı noktaya dikkat kesilelim. Ne anlatıyor bize o noktada görünenler? Oradan etrafa dalga dalga yayılan ışık bizi dünyaya mı hapsediyor, yoksa yayıldıkça ahiret yolumuzu aydınlatan fenere mi dönüşüyor? Herhalde bunu anlamak için hayatımızdaki dünya-ahiret dengesini biraz gözden geçirmeli. Cenab-ı Hakk’ın bize verdiği dünya nimetlerinin esiri miyiz? Yoksa onlardan hakkıyla tasarrufta bulunarak, ahireti, kulluk şuurunu merkeze alarak mı yaşıyoruz? Varacağımız sonuç önemli. Zira dünya cazip, insanoğlu bu güzelliklere karşı meyilli. Farkına varmadan içine daldığımız dünya hayatı bir süre sonra benliğimizi sarıyor ve bizleri maddenin esiri hâline getiriyor. Allah, Âl-i İmran Sûresi’ndeki “Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara ‘süslü ve çekici’ kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah katında olandır.” ( 14) ayet-i kerimesiyle, insanoğlunun dünyaya olan eğilimine dikkat çekiyor. Nitekim dünyanın cazibedarlığı karşısında heybesini ahiret azığıyla doldurmayan, kulluk sorgulamasını yerine getirmeyen insanoğlu, içine girdiği dünyevileşme girdabında, hissiz, inceliksiz, sürekli egolarını tatmin etme gayreti içinde olan birine dönüşüyor.
Dünyevileşme deyince aklımıza yalnızca mal-mülk sevdası gelmesin. Sosyal dünyanın ahiret hayatımızı dâhi unutturacak kadar cazip hale gelmesi, dinî ve kültürel değerlerin asıllarının talan edilmesi de aslında dünyevileşmenin bir başka yönünü gösteriyor. Cebimizdeki son parayı lüks bir kafeteryada harcayacak duruma gelmemiz, paramız olmasa bile borçlanarak en lüks telefonlara, arabalara sahip olmak istememiz bu başkalaşımın bariz örnekleri. Ya da dinî emirlerin aksine, lüksü merkeze aldığımız yaşantılarımıza bir bakalım. Öyle ki inancı bile seküler bir çizgide yaşama gayreti içinde olmamız, dünyevileşmenin belki de en can alıcı yanı. İslam’ın koyduğu ölçülerden uzak kıyafetlerimiz, yaşam alanlarımız, Allah rızası için Kur’an okunacak bir mecliste dahi ortaya çıkan şatafatlı tablo, hepimizin içinde bulunduğu ya da şahit olduğu manzaralar…
Çözüm, dünya-ahiret dengesini gözetmekte
Çözüm, dünyadan el etek çekmekte değil elbet. Efendimiz’in ( sallallahu aleyhi ve sellem) “Sizin en hayırlınız dünyası için ahiretini, ahireti için dünyasını terk etmeyen ve insanlara yük olmayandır.” hadis-i şerifiyle bu noktaya vurgu yapıyor. Dünyadan uzak kalmak, Cenab-ı Hakk’ın verdiği nimetlerden yararlanmadan, tamamen başkalarına bağımlı yaşamak anlamına gelmiyor. Resûlullah bu durumun da hoş karşılanmadığını buyuruyor. Dinimiz, dünyevileşme girdabına kapılmamak için, alışverişlerimizde, aile ilişkilerimizde, iş hayatımızda hâsılı dünya ile her münasebetimizde dünya-ahiret dengesini gözetmemizi tavsiye ediyor…
Büyük İslam mütefekkirlerinden İmam-ı Gazali’nin ‘Kimya-yı Saadet’ adlı kitabında verdiği misal, meseleyi idrak edebilmemiz için güzel bir bakış açısı sunuyor bizlere. Gazali, dünyayı merkeze alan düşünceye sahip olmayı bir geminin yolcularının durumuna benzeterek açıklıyor : Hareket halindeki gemi bir adaya ulaşır ve yolcuların ihtiyaçlarını karşılamaları için mola verir. Yolcular ihtiyaçlarını gidermek için dışarı çıkarken kaptan uyarıda bulunur : “Hiç kimse vaktini boşa geçirmesin, zaruri ihtiyaçları dışında başka şeylerle uğraşmasın. Çünkü gemi acele hareket edecektir.” Bir kısım yolcular ihtiyaçlarını giderir ve hemen gemideki yerini alır. Gemiyi tenha buldukları için güzel ve müsait bir yere yerleşirler. İkinci grup, ihtiyaçlarını giderdikten sonra adadaki güzelliklerin cazibesine kapılır. Güzel çiçekler, kuşlar, renkli ve nakışlı taşlara bakakaldıklarından gemiye döndüklerinde yer bulamayıp dar ve karanlık bir köşeye yerleşmek zorunda kalırlar. Üçüncü grup ise adadaki güzel ve renkli çakılları toplayıp gemiye götürür. Fakat onlar da yer bulamayıp gayet dar bir yerde durmak zorunda kalır. Yanlarına aldıkları çakılları koyacak bir yer bulamayınca boyunlarına asarlar. Aradan bir-iki gün geçince çakılların renkleri bozulur ve onlardan kötü kokular gelmeye başlar. Fakat atacak durumda da olmadıklarından onlara pişmanlık veren bir gam yükü haline gelir. Dördüncü grup ise adanın büyüleyici güzelliğine kapılıp oyalanırken gemiden uzak düşerler. Gemicinin sesini bile işitemedikleri için adada kalırlar. Bunların bazısı açlık ve susuzluktan; bazısı da yırtıcı hayvanların saldırısıyla ölür. İşte Gazali, ilk grubu müttaki mü’minler olarak nitelendirir. Son grubu oluşturanlar ise kâfirlerdir ki Allahu Teâlâ’yı ve ahireti unutup kendilerini tamamen dünyaya vermişlerdir. Gazali, “Dünya hayatını ahiretten daha çok sevdiler.” ( Nahl, 107) ayetinin bu gruptakileri anlattığına işaret eder. Aradaki iki grup da asilerdir ki onlar imanlarını korumakla birlikte dünyaya bağlılıklarından kendilerini koruyamamışlardır…
‘Başkalaşma, temkinsizce buzda yürüme gibidir’
Fethullah Gülen Hocaefendi, ‘Yol Mülâhazaları’ adlı eserinde dünyevileşme girdabı başta olmak üzere insanı bekleyen tehlikelerden bahseder. Evrâd ü ezkârla bu tehlikelerden kurtulma yollarını anlatır. Hocaefendi’ye göre inanmış bir gönlün, başkalaşma yoluna sülûk etmeksizin, değişimin bir keresine bile müsaade etmeme kararlılığı içinde olması çok önemli. Çünkü değişme veya başkalaşma temkinsizce buzda yürüme gibidir. İnsan orada her an kayıp düşebilir. Hiçbir meseleyi küçük görmeksizin giyim-kuşamdan şekil ve şemaile kadar her hususta kendimiz olarak kalabilme yollarını bulmalı ve o yolda kararlı bir tavır sergilemeliyiz.
Kimilerine göre değişen dünya düzeninde bu başkalaşım ve meyil kaçınılmaz. İlahiyatçı yazar Ahmet Kurucan, bu bakış açısına açıklık getirmek için önce sosyal değişimin tanımını yapıyor : “Sosyal değişim, toplum hayatına yansıyan ve fertlerin yaşama tazlarına müsbet veya menfi planda tesir eden her şeydir. Mesela; dün şehirlerarası yollar atlarla, merkeplerle aşılırken, bugün otobüs, tren veya uçakla aşılması sosyal bir değişimdir.” Sonra can alıcı bir soru soruyor : “Acaba bazılarının zorunlu bazılarının ise fantezi gördüğü genellikle Batı kökenli değişim ferdî planda İslâmî yaşamaya engel midir?” İslâm’ın belli başlı özellikleri düşünüldüğünde, böyle bir hükme “Evet”.” demek, dine karşı yapılan bir iftiradır Kurucan’a göre. Veya nefsin ve şeytanın vesveselerine kanmaktır.
Dünyevileşme kişinin kendinde başlayıp topluma sirayet eden önemli bir tehlikeye de işaret ediyor. İbn Haldun, toplumların yıkılışını fetih, ganimet, konformizm, rehavet ve çöküş olarak açıklıyor. Ancak Fethullah Gülen Hocaefendi, başkalaşma ve değişim rüzgârlarına kapılıp, dünyevileşme girdabına girildiğinde geri dönüşün her zaman mümkün olduğuna dikkat çekiyor. Hocaefendi’ye göre insanlık tarihinde bu durum o kadar çok tekerrür etmiştir ki, ümitsizliğe düşmeye mahal yoktur. Bundan dolayı mü’min bir kuyuya düştüğünde, “Artık buradan çıkmam mümkün değil.” diyerek ümitsizliğe düşmemelidir. “Allah’ın sana verdikleriyle ahiret yurdunu kazanmaya bak, bu arada dünyadan da nasibini unutma, Allah sana ihsan ettiği gibi sen de ihsanda bulun.” ( Kasas 28/77) ayeti aslında durmamız gereken noktayı anlamaya ve anlatmaya fazlasıyla yetiyor.

-------------------

Dünya ve Ahiret Dengesi

İnsan hayatı, dünya ve ahiret olmak üzere iki kısma ayrılır. İnsan önce dünyaya gelir ve orada uzun veya kısa bir hayat sürer.

Bu zaman zarfında işlemiş olduğu ameller gelecek olan ahiret hayatının şekillenmesinde önemli ölçüde etkili olur. Yani dünyada ekmiş olduğu şeyleri ahirette biçer.

Hz. Ali’nin de dediği gibi “dünya ahiretin tarlasıdır.” Bu tarlaya ekilen tohum ahiret hayatında biçilir.

Dünya ve ahiret noktasında insanlar genellikle yanılırlar.

Bir kısım insan dünyaya taparken bazı kimseler de dünyayı ihmal ederek ahireti ihyaya çalışırlar. Her iki tarzın da yanlış tarafları vardır.

Müslümana yakışan içinde bulunduğu durumun hakkını vererek fırsatları değerlendirip hem dünyasını hem de ahiretini mamur hale getirmektir.

Dünya kelimesi, “yakın olmak” manasına gelen dünüv kökünden türemiş “en yakın” anlamındaki edna kelimesinin müennesidir.

Kur’an’da ahiret ve ahiret hayatının karşılığı olmak üzere çok defa “yakın hayat” anlamındaki el-hayatü’d-dünya tamlamasında hayat kelimesinin sıfatı olarak, bazen da belirli ( marife) şekliyle isim olarak da kullanılmıştır.( D.İ.A. “Dünya”, X, 22)

Kur’an’a Göre Ahireti Engellemeyen Dünya Hayatı Meşrudur :



Allah her iki alem için de dua etmemizi ister ve bunu öğretir.

وِمِنْهُم مَّن يَقُولُ رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

Onlardan bir kısmı da : Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru! derler. ( Bakara, 2/201)

وَاكْتُبْ لَنَا فِي هَذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ

Bize bu dünyada da iyilik yaz ahirette de iyilik yaz. ( Araf, 7/156)

لَهُمُ الْبُشْرَى فِي الْحَياةِ الدُّنْيَا وَفِي الآخِرَةِ

Onlara dünya hayatında da ahirette de müjdeler vardır. ( Yunus, 10/64)

وَآتَيْنَاهُ فِي الْدُّنْيَا حَسَنَةً وَإِنَّهُ فِي الآخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحِينَ

Ona dünyada iyilik verdik. Ahirette de o salihlerdendir. ( Nahl,16/122)

وَابْتَغِ فيمَا اتيكَ اللّهُ الدَّارَ الْاخِرَةَ وَلَا تَنْسَ نَصيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَاَحْسِنْ كَمَا اَحْسَنَ اللّهُ اِلَيْكَ وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِى الْاَرْضِ اِنَّ اللّهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدينَ

"Allah'ın sana verdiği ( bu servet) içinde âhiret yurdunu ara; dünyadan da nasibini unutma. Allah sana nasıl iyilik ettiyse sen de öyle iyilik et; yeryü-zünde bozgunculuk etmeyi isteme. Çünkü Allah bozguncuları sevmez." ( Kasas, 28/77)

Kur’an Bunun Tersi Bir Anlayış Tutanları İse Yermektedir :

فَمِنَ النَّاسِ مَن يَقُولُ رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا وَمَا لَهُ فِي الآخِرَةِ مِنْ خَلاَقٍ

İnsanlardan öyleleri var ki : Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver, derler. Böyle kimselerin ahiretten hiç nasibi yoktur. ( Bakara, 2/200)

Bu tip insanlar hem bu dünyada hem de ahirette hüsrana uğrayacaklardır.

Bu gibi insanlar için Kur’an şöyle buyurmaktadır :

يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌ فَأَمَّا الَّذِينَ اسْوَدَّتْ وُجُوهُهُمْ أَكْفَرْتُم بَعْدَ إِيمَانِكُمْ فَذُوقُواْ الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ

İki cihanda yüzü ak olanlara karşı yüzü kara olacaklar olanlar da vardır. Yüzleri kararanlara iman ettikten sonra küfre mi saplandınız? denilir. ( Al-i İmran, 3/106)

Dünya ile Ahiret Arasında Bir Tercih Yapılması Gerektiğinde Ahiretin Tercih Edilmesi Gerektiği Kur’an’da Vurgulanmaktadır :

الَّذِينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا عَلَى الآخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ اللّهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا أُوْلَئِكَ فِي ضَلاَلٍ بَعِيدٍ

"Dünya hayatını ahirete tercih edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve onun eğriliğini isteyenler var ya, işte onlar ( haktan) uzak bir sapıklık içindedirler." ( İbrahim, 15/3)

فَأَمَّا مَن طَغَى وَآثَرَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا فَإِنَّ الْجَحِيمَ هِيَ الْمَأْوَى

Azıp dünya hayatını tercih edenlere gelince cehennem onların durak yeridir. ( Naziat, 79/37-39)

Bu Anlayışın da Ötesinde Ahireti Tamamen İnkar Edenler Vardır

وَقَالُوا مَا هِىَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَا اِلَّا الدَّهْرُ وَمَا لَهُمْ بِذلِكَ مِنْ عِلْمٍ اِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَ

"Dediler ki : Ne varsa dünya hayatımızdır, başka birşey yoktur. Ölürüz, yaşarız; bizi zamandan başkası helâk etmiyor ( bizi öldüren yalnız zamandır). Fakat onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zannediyorlar." ( Câsiye, 45/24)

اِنْ هِىَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثينَ

"Ne ise hep bu dünya hayatımızdır, ölürüz ve yaşarız, biz öldükten sonra diriltilecek değiliz" ( Mü'minûn, 23/37)

Âyetlerde bahsedilen inanç sahipleri "hayatın sadece bu dünya hayatından ibaret olduğunu" zanneden, öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden ateist ( dinsiz) ve materyalistlerdir.

Dikkat edilirse bu anlayışa sahip insanlar yukarıdaki anlayış sahiplerinden daha farklıdır. Çünkü önceki insanlar ahireti inkar etmiyorlardı.

Kur’an’a Göre Dünya Hayatı Aldatıcıdır :

اِعْلَمُوا اَنَّمَا الْحَيوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِى الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ اَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهيجُ فَتَريهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا وَفِى الْاخِرَةِ عَذَابٌ شَديدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّهِ وَرِضْوَانٌ وَمَاالْحَيوةُ الدُّنْيَا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ

"Bilin ki, dünya hayatı bir oyun, eğlence, süs, kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışıdır. ( Bu) tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekicilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azap; Allah'tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı ise, sadece aldatıcı bir geçinmedir" ( Hadîd, 57/20)

وَما الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلاَّ مَتَاعُ الْغُرُورِ

"Dünya hayatı aldatıcı bir metadan ibarettir." ( Al-i İmran, 3/185)



Yine Kur’an Bu Dünyanın Geçici ve Önemsiz; Ahiretin İse Kalıcı ve Hayırlı Olduğunu İfade Eder.

قُلْ مَتَاعُ الدَّنْيَا قَلِيلٌ وَالآخِرَةُ خَيْرٌ لِّمَنِ اتَّقَى

Onlara de ki : "Dünya menfaati önemsizdir, Allah'tan korkanlar için ahiret daha hayırlıdır. ( Nisa, 4/77)

أَرَضِيتُم بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا مِنَ الآخِرَةِ فَمَا مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فِي الآخِرَةِ إِلاَّ قَلِيلٌ

Dünya hayatını ahirete tercih mi ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının faydası ahiretin yanında pek azdır. ( Tevbe, 9/38 )

وَفَرِحُواْ بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا فِي الآخِرَةِ إِلاَّ مَتَاعٌ

Onlar dünya hayatıyla şımardılar. Oysa ahiretin yanında dünya hayatı, geçici bir faydadan başka bir şey değildir. ( Rad, 13/26)

Allah Teala Dünya Hayatını Şöyle Tasvir Etmektedir :

إِنَّمَا مَثَلُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا كَمَاء أَنزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَاء فَاخْتَلَطَ بِهِ نَبَاتُ الأَرْضِ مِمَّا يَأْكُلُ

النَّاسُ وَالأَنْعَامُ حَتَّىَ إِذَا أَخَذَتِ الأَرْضُ زُخْرُفَهَا وَازَّيَّنَتْ وَظَنَّ أَهْلُهَا أَنَّهُمْ قَادِرُونَ عَلَيْهَا أَتَاهَا أَمْرُنَا لَيْلاً أَوْ نَهَارًا فَجَعَلْنَاهَا حَصِيدًا كَأَن لَّمْ تَغْنَ بِالأَمْسِ

"Dünya hayatının durumu, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, insanların ve hayvanların yiyeceklerinden olan yeryüzü bitkileri o su sayesinde gürleşip birbirine girer. Nihayet yeryüzü ziynetini takınıp, ( rengârenk) süslendiği ve sahipleri de onun üzerinde kudret sahibi olduklarını sandıkları bir sırada, bir gece veya gündüz ona emrimiz ( âfetimiz) gelir de onu sanki dün yerinde yokmuş gibi kökünden koparılarak biçilmiş bir hale getiririz." ( Yunus, 10/24)

İslam bireyin kendini tamamen dünya hayatına veya ahirete yönelmesine karşı çıkmaktadır. Ne tamamen zahidane bir yaşama cevaz verilmekte ne de yaşamın tamamını dünya için harcamalarına göz yumulmaktadır. İnsanların dünyayı terk edip kendilerini tamamen ahirete adamalarına en başta Hz. Peygamber karşı çıkmaktadır.

Hz. Peygamber ( S.A.V)’ in Dünya Hayatına Bakışı

Hz. Peygamber ( a.s) yaşadığı hayat itibariyle dünya karşısında takınılması gereken tavrın nasıl olması gerektiğini göstermiştir.

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ؛ أَنَّ النَّبِيّ ( صعلم) قَالَ : مَا أُحِبُّ أَنَّ أُحُداً عِنْدِي ذَهَباً. فَتأتِي عَلىَّ

ثَالِثَةٌ وَعِنْدِي مِنْهُ شَيْءٌ إلا َّشَيْءٌ أرْصُدُهُ فِي قَضَاءِ دَيْنِ.

Ebu Hüreyre ( r.a) anlatıyor : "Rasulullah ( a.s) buyurdular ki : "Yanımda Uhud dağı kadar altınım olup da ondan bir miktar yanımda kaldığı halde ( iki gün geçip) üçüncü bir gecenin gelmesini sevmem." ( Mecmau’z-Zevaid)

Yine bir başka hadisinde :

إنَّ الدُّنْيَا حُلْوَةٌ خَضِرَةٌ، وَإنَّ اللّهَ مُسْتَخْلِفُكُمْ فِيهَا فَنَاظِرٌ كَيْفَ تَعْمَلُونَ؛

Yine Ebû Saîd ( r.a) anlatıyor : "Rasulullah ( a.s) buyurdular ki : "Dünya tatlı ve hoştur. Allah sizi ona vâris kılacak ve nasıl hareket edeceğinize bakacaktır." [Müslim, Zikr 99, ( 2742); Tirmizî, Fiten 26, ( 2192)] diyerek dünya hayatına karşı insanlarda bir meylin olduğunu ifade etmiştir.

İnsanın tabiatında dünyayı sevme ve onun nimetlerine meyletme vardır. İslam insan fıtratındaki bu realiteyi yok saymak yerine insanın dünya ilgili davranışlarını düzene koymaya çalışır. ( D.İ. A. 10, 23)

Bir hırka bir lokma düşüncesi

قال رسولُ اللّهِ : حُبُّ الدُّنْيَا رَأسُ كُلِّ خَطِيئَةٍ، وَحُبُّكَ الشَّىْءَ يُعْمِى وَيُصِمُّ.

Hz. Enes ( r.a) anlatıyor : "Dünya sevgisi her çeşit hatalı davranışların başıdır. Bir şeye olan sevgin seni kör ve sağır yapar." [Rezin ilâvesidir. Beyhakî Şuabu'l-Îman'da kaydetmiştir. Hadisin ikinci yarısı Ebû Dâvud'da tahric edilmiştir. ( Edep 125, ( 5150).]

Bu hadisteki ifadeler maalesef yanlış anlaşıldı. Müslümanlar dünyadan el etek çekme düşüncesine kapıldılar. Oysa dünya ahiretin kazanıldığı yerdir. Dünyayı sevmek ayrı, dünyadan şartları muvacehesinde istifade etmek ayrı şeydir. İslam’ın hoş görmediği dünya hayatı insanı Allah’tan uzaklaştıran yaşama anlayışıdır. Mal, servet, makam ve mevki tutkusu, şöhret hastalığı, şehvetlere esir olma, lüks ve israf anlayışı, malla şımarma ve dünyalıklara köle olma akılsızlığıdır. ( Hüseyin, K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, s. 159)

Efendimizin Sahabede Tezahür Eden Yanlış Telakki Karşısındaki Tepkisi :

أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ( ر.ع) يَقُولُ جَاءَ ثَلاثَةُ رَهْطٍ إِلَى بُيُوتِ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ ( صعلم) يَسْأَلُونَ عَنْ عِبَادَةِ النَّبِيِّ ( صعلم) فَلَمَّا أُخْبِرُوا كَأَنَّهُمْ تَقَالُّوهَا فَقَالُوا وَأَيْنَ نَحْنُ مِنْ النَّبِيِّ ( صعلم) قَدْ غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ قَالَ أَحَدُهُمْ أَمَّا أَنَا فَإِنِّي أُصَلِّي اللَّيْلَ أَبَدًا وَقَالَ آخَرُ أَنَا أَصُومُ الدَّهْرَ وَلَا أُفْطِرُ وَقَالَ آخَرُ أَنَا أَعْتَزِلُ النِّسَاءَ فَلا أَتَزَوَّجُ أَبَدًا فَجَاءَ رَسُولُ اللَّهِ ( صعلم) إِلَيْهِمْ فَقَالَ أَنْتُمْ الَّذِينَ قُلْتُمْ كَذَا وَكَذَا أَمَا وَاللَّهِ إِنِّي لَأَخْشَاكُمْ لِلَّهِ وَأَتْقَاكُمْ لَهُ لَكِنِّي أَصُومُ وَأُفْطِرُ وَأُصَلِّي وَأَرْقُدُ وَأَتَزَوَّجُ النِّسَاءَ فَمَنْ رَغِبَ عَنْ سُنَّتِي فَلَيْسَ مِنِّي

Hz. Enes ( r.a) anlatıyor : Hz. Peygamber ( a.s)'in hanımlarının hâne-i saâdetlerine bir gurup erkek gelerek Resûlullah ( a.s)'ın ( evdeki) ibadetinden sordular. Kendilerine sordukları husus açıklanınca sanki bunu az bularak : "Resûlullah ( a.s) kim, biz kimiz? Allah O'nun geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affetmiştir ( bu sebeple O'na az ibadet de yeter) dediler. İçlerinden biri : "Ben artık hayatım boyunca her gece namaz kılacağım" dedi. İkincisi : "Ben de hayatımca hep oruç tutacağım, hiç bir gün terk etmeyeceğim”dedi. Üçüncüsü de : "Kadınları ebediyen terkedip, onlara hiç temas etmeyeceğim" dedi. ( Durumdan haberdar olan) Hz. Peygamber ( a.s) onları bularak : "Sizler böyle böyle söylemişsiniz. Halbuki Allah'a yemin olsun Allah'tan en çok korkanınız ve yasaklarından en ziyade kaçınanınız benim. Fakat buna rağmen, bazan oruç tutar, bazan yerim; namaz kılarım, uyurum da; kadınlarla beraber de olurum. ( Benim sünnetim budur), kim sünnetimi beğenmezse benden değildir" buyurdu. ( Buhârî, Nikah 1; Müslim, Nikah 5, ( 1401); Nesâî, Nikah 4, ( 6, 60).

İbnu Hacer'in kaydına göre, Resûlullah ( a.s)'ın âhiretle ilgili korkutucu bir va'z ve nasihatinden sonra, ashabtan Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Ali, İbnu Mes'ud, Ebu Zerr, Salim Mevlâ Ebî Huzeyfe, el-Mikdâd, Selmân, Abdullah İbnu Amr İbni'l-Âs, Ma'kıl İbnu Mukarrin ( r.a), Osman İbnu Maz'un ( r.a)'un evinde toplanırlar. Âhiretlerini kurtarmak için almaları gereken tedbirleri konuşurlar ve :

"Gündüzleri hep oruç tutmak, geceleri namaz kılmak, yatakta yatmamak, et yememek, kadınlara temas etmemek" ve kendilerini iğdiş etmek hususlarında ittifakla karar alırlar. İbnu Hacer'in açıkladığı üzere, bu mübâlağadan maksat, mağfiret edildiklerine dair, -Hz. Peygamber ( a.s) hakkında âyette ( Fetih, 48/2) geldiği gibi- garantiye sahip olmayınca, çokça ibadet yapmakla mağfireti garantilemektir, çünkü dünyadan el-etek çekip kendilerini tam olarak ibadetlere verdikleri takdirde mağfirete uğrayacaklarına inanmışlardı. Yukarda geçen hadis ile efendimiz bu anlayıştaki yanlışlığa işaret etmiş ve hatayı hemen düzeltmiştir.

Hz. Peygamber bir hadisinde dünya ile Ahiret arasında bir dengenin kurulmasını ve bu dengenin her ikisinin lehine ve aleyhine değiştirilmemesi gerektiğini söylemektedir. İslam, müntesiplerinden dünyayı ihmal etmemelerini de talep eder. Dünyanın ihmal edilmemesi, maddî kesbe yer verilmesi demektir. Dilimizde "Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi âhiret için çalış" şeklinde şöhret yapan bir hadis, farklı şekillerde Rasulullah ( a.s)'dan rivayet edilmiştir. Suyûtî'nin Câmiu's-Sağîr'de kaydettiği bir veçhi şöyledir :

اِعْمَلْ عَمَلَ امْرِءٍ يَظُنُّ اَنْ لَنْ يَمُوتَ اَبَداً وَاحْذَرْ حَذَرَ امْرِءٍ يَخْشَى اَنْ يَمُوتَ غَداً

"Hiç ölmeyeceğini zanneden kişi gibi ( dünya için) çalış, yarın öleceğinden korkan kimse gibi de ( dünyaya bağlanmaktan) kaçın." ( Canan, İbrahim, Kütüb-i Sitte Muhtasarı, 14, 481)

İnsanoğlu Dünyada Misafirdir;

قال : دَخَلْتُ عَلى رسول اللّهِ ( صعلم) وَقَدْ نَامَ عَلَى رِمَالٍ حَصِيرٍ وَقَدْ أثَّرَ في جَنْبِهِ. فَقُلْتُ يَا رسُولَ اللّهِ( صعلم) : لَوِ اتّخَذْنَا لَكَ وَطَاءً تَجْعَلُهُ بَيْنَكَ وَبَيْنَ الحَصِيرِ يَقِيكَ مِنْهُ؟ فقَالَ : مَالِى وَلِلدُّنْيَا؟ مَا أنَا وَالدُّنْيَا إلا كَرَاكِبٍ اسْتَظَلَّ تَحْتَ شَجَرَةٍ ثُمَّ رَاحَ وَتَرَكَهَا.

İbnu Mes'ud ( r.a) anlatıyor : "Rasulullah ( a.s)'ın yanına girmiştim. O`nu bir hasır örgünün üzerinde uyumuş buldum. Hasır, ( vücudunun açık olan) yan taraflarında izler bırakmıştı.

"Ey Allah'ın Resûlü, sana bir yaygı temin etsek de hasırın üstüne sersek, onun sertliğine karşı sizi korusa!" dedim. Efendimiz ( a.s) şöyle buyurdu :

"Ben kim, dünya kim. Dünya ile benim misâlim, bir ağacın altında gölgelenip sonra terkedip giden yolcunun misali gibidir." [Tirmizî, Zühd 44, ( 2378 ).]

عن علي ( ر.ع) قال : ارْتَحَلَتِ الدُّنْيَا مُدْبِرَةً وَارْتَحَلَتِ الاخِرَة مُقْبِلَةً! وَإنَّ لِكُلِّ وَاحِدَةٍ مِنْهُمَا بَنِينَ. فَكُونُوا مِنْ أبْنَاءِ الاخِرَةِ، ولا تَكُونُوا مِنْ أبْنَاءِ الدُّنْيَا. فإنَّ الْيَوْمَ عَمَلٌ وَلا َحِسَابَ، وَغَداً حِسَابٌ وَلاعَمَلَ.

Ali İbn Ebî Tâlib ( r.a) buyurdular ki : "Dünya arkasını dönmüş gidiyor, âhiret ise yönelmiş geliyor. Bunlardan her ikisinin de kendine has evlatları var. Sizler âhiretin evlatları olun. Sakın dünyanın evlatları olmayın. Zîra bugün amel var hesap yok, yarın ise hesap var amel yok." [Rezîn tahric etmiştik. Buhârî, muallak ( senetsiz) olarak kaydetmiştir. ( Rikâk 4).]

وعنه ( ر.ع) قال : قال رسولُ اللّهِ ( صعلم) الدُّنْيَا سِجْنُ المُؤْمِنِ، وَجَنَّةُ الكَافِرِ

Yine Ebû Hüreyre ( r.a) anlatıyor :

"Rasûlullah ( a.s) buyurdular ki : "Dünya, mü'mine hapishâne, kâfire cennettir." [Müslim, Zühd 1, ( 2956); Tirmizî, Zühd 16, ( 2325).]

Münâvî, hadisi açıklama sadedinde şu menkîbeyi nakleder : "Anlattıklarına göre, Hâfız İbnu Hacer, Kâdı'il-Kudât iken, bir gün etrafını saran büyük bir cemaatle, haşmetli ve güzel bir hey'ete bürünmüş halde pazara uğrar. Derken kılık kıyafeti pejmürde, eskimiş ve yağlara bulanmış bir elbise içerisinde sıcak zeytinyağı satan bir yahudi, kendisine doğru yaklaşıp atının yularından tutar ve :

"Ey Şeyhülislam, inanıyorsun ki, Peygamberiniz :

"Dünya mü'mine hapishâne, kâfire cennettir" demiştir.

Sen hangi hapistesin ve ben nasıl bir cennetteyim?" der.

İbnu Hacer şu cevabı verir :

"Ben, Allah'ın bana âhirette hazırladığı nimetlere nisbetle, hâl-i hazırda sanki -( şu dünyevî saltanatıma rağmen)- hapiste gibiyim. Sen de, sana âhirette hazırlanan azâba nisbetle, cennette gibisin!"

Yahudi bu cevap üzerine Müslüman olur.”

İbnu Hacer şu cevabı verir :

"Ben, Allah'ın bana âhirette hazırladığı nimetlere nisbetle, hâl-i hazırda sanki -( şu dünyevî saltanatıma rağmen)- hapiste gibiyim. Sen de, sana âhirette hazırlanan azâba nisbetle, cennette gibisin!"

Yahudi bu cevap üzerine Müslüman olur.”

Ünlü bir ozan dünyayı iki kapılı bir hana benzetiyor :

Dünyaya geldiğim anda

Yürüdüm aynı zamanda

İki kapılı bir handa

Yürüyorum gündüz gece

Başka bir deyişte :

Ana rahminden geldik pazara

Bir kefen alıp döndük mezara

deniliyor ve dünya hayatının ne kadar kısa ve önemsiz olduğuna işaret ediliyor. Veya;

Mal sahibi mülk sahibi

Hani bunun ilk sahibi

Mal da yalan mülk de yalan

Var biraz da sen oyalan.

****

Ölüm vardır be hey gafil, sakın aldanma dünyaya

Kapılma mal-u emlake, sakın meyletme hülyaya,

Çalış emr-i ilahiyi gücün yettikçe icraya,

Gelenler hep sefer eyler muhakkak dar-ı ukbaya,

Yüzün dön, iltica eyle Cenab-ı Zat-ı Mevla’ya.

Dizelerindeki ifadeler sanırım bizlere bir şeyler anlatıyor.

Denge Konusunda Genel Slogan :

اِسْتَفْتِ نَفْسَكَ وَإِنْ اَفْتَاكَ الْمُفْتُونَ.

"Fetva verenler sana fetva vermiş olsa bile, nefsine bir sor, fetvayı nefsinden al." ( Canan İbrahim, K. Sitte Muhtasarı, c.X, s.13)

Ölçü :

اِتَّقِ اللّهَ حَيْثُمَا كُنْتَ وَأتْبِعِ السَّىِّئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا، وَخَالِقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ

Hz. Ebu Zerr ( r.a) anlatıyor : "Rasulullah ( a.s) buyurdular ki :

"Nerede olursan ol Allah'tan kork ve kötülüğün arkasından iyilik yap. İnsanlara iyi ahlakla muamele et." [Tirmizî, Birr 55, ( 1988 ).]



Dünya Kazanç Yeridir :

وَجَعَلْنَا النَّهَارَ مَعَاشًا

Gündüzü de bir geçim vakti yaptık. ( Nebe, 78\11)

وَجَعَلْنَالَكُمْ فيهَا مَعَايِشَ وَمَنْ لَسْتُمْ لَهُ بِرَازِقينَ

"Orada hem sizin için hem de sizin besleyicileri olmadığınız varlıklar için gerekli besinler ve geçim vasıtaları yarattık." ( Hicr, 15/20)

İnsanlar ( kazanç konusunda) üç kısımdır :

1- Dünya geçimi kendisini meşgul etmiş ve ahiretini unutturmuştur. Böyle olan helak olmuştur.

2- Ahiret telaşı dünyalığını unutturmuştur. Bunlar هُمُ الْفَائِزُونَ dendir. Yani zafere ulaşmışlardır.

3- Ahireti kazanmak için dünya ile meşgul olanlardır. İtidale en yakın olan bu üçüncü derecedir. Bunlara muktesid denir. Ehl-i Salah rütbesi budur. ( İhya-u Ulumi`d-Din, ll. 159, Terc. A. Serdaroğlu, Bedir Yay. İst. 1975)

Rızık Aramak Bir Emirdir :

فَانْتَشِرُوا فِى الاَرْضِ وَابْتَغُوا مِنْ فَضْلِ اللّهِ

Yeryüzünde dağılın ve Allah'ın fazlından nâsip ( arayın). ( Cuma, 62/10)

Malları Aranızda Haksızlıkla Yemeyin :

وَلاتَاْكُلُوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ

"Mallarınızı aranızda bâtıl sebeple yemeyiniz." ( Bakara, 2/188 )

كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًا اِنّى بِمَا تَعْمَلُونَ عَليمٌ

"Helâl şeylerden yiyin ve sâlih amelde bulunun. Şüphe yok ki, ben sizin yapmakta olduğunuz her şeyi bilirim." ( Mü`minun, 23/51)

Haramla Biten Ateşe Layıktır :

إنَّهُ َلايَرْبُو لَحْمٌ نَبَتَ مِنْ سُحْتٍ إلاَّ كَانَتِ النَّارُ أوْلى بِهِ

"Haramla biten bir ete mutlaka ateş gerekir." [Tirmizî, Salât 433. ( 614); Nesâî, Bey'ât 35, 36, ( 7, 160).]

Yemede İçmede Harcamada Denge : ( İsraf Haramdır)

يَا بَنى ادَمَ خُذُوا زينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلا تُسْرِفُوا اِنَّهُ لا يُحِبُّ الْمُسْرِفينَ

Ey âdemoğulları! Her mescit yerinde ziynetinizi alınız ve yiyiniz ve içiniz, israf da etmeyiniz. Şüphe yok ki O, israf edenleri sevmez. ( A’raf, 7/31)

وَلا تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً اِلى عُنُقِكَ وَلا تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُومًا مَحْسُورًا

"Elini boynuna bağlanmış kılma ve onu büsbütün de açma. Sonra kınanmış, hasret içinde kalmış bir halde oturup durursun." ( İsra, 17/29)

Aile Hayatında Denge :

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا قُوا اَنْفُسَكُمْ وَاَهْليكُمْ نَارًا

"Ey Mü`minler! Nefislerinizi ve ailelerinizi ateşten koruyunuz."( Tahrim, 66/6)

وَاْمُرْ اَهْلَكَ بِالصَّلوةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا

"Ehline namaz ile emret, ve sen de onun üzerine sabret". ( Taha, 20\132)

وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ

"Onlarla güzel bir şekilde geçininiz". ( Nisa, 4/19)

Kolaylık Esastır :

يُريدُ اللّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلا يُريدُ بِكُمُ الْعُسْرَ

"Allah, sizin için kolaylık ister, güçlük istemez." ( Bakara, 2\185)

Seni Rahatsız Edeni Bırak :

فإنْ تَخَلَّجَ في نَفْسِكَ شئٌ فَدَعْهُ

"İçinde bir seğrime ( rahatsızlık, şüphe) hissedersen bırakıver." [Muvatta, Hacc 85, ( 1, 354).]

Helal Belli Haram Bellidir

إنَّ الْحَلاَلَ بَيِّنٌ وَإنَّ الْحَرامَ بَيِّنٌ، وَبيْنَهُمَا أُمُورٌ مُشْتَبِهَاتٌ َلايَعْلَمُهُنَّ كَثِيرٌ مِنَ النّاسِ، فَمَنِ اتّقى الشُّبُهَاتِ اسْتَبْرَأ لِدِينِهِ وَعِرْضِهِ، وَمَنْ وَقَعَ في الشُّبُهَاتِ وقَعَ في الْحَرَامِ، كَالرَّاعِي يَرْعَى حَوْلَ الْحِمَى، يُوشِكُ أنْ يَقَعَ فيهِ. ألاَ وَإنَّ لِكُلِّ مَلِكٍ حِمَى، وإنَّ حِمَى اللّهِ مَحَارِمُهُ. ألاَ وإنَّ في الْجَسَدِ مُضْغَةً إذَا صَلَحَتْ صَلحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ، وإذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ، ألاَ وهِيَ الْقَلْبُ.

Numan İbnu Beşir ( r.a) anlatıyor : "Rasulullah ( a.s) buyurdular ki :

"Muhakkak ki, haramlar apaçık bellidir, helaller de apaçık bellidir. Bu ikisi arasında ( haram veya helal olduğu) şüpheli olanlar vardır. İnsanlardan çoğu bunları bilmez. Bu durumda, kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini de, ırzını da korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse harama düşmüş olur, tıpkı koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibi ki, her an koruluğa düşebilecek durumdadır. Haberiniz olsun, her melikin bir koruluğu vardır, Allah'ın koruluğu da haramlarıdır. Haberiniz olsun, cesette bir et parçası var ki, eğer o sağlıklı olursa cesedin tamamı sağlıklı olur, eğer o bozulursa, cesedin tamamı bozulur. Haberiniz olsun bu et parçası kalptir." [Buharî, İman 39, Büyû 2; Müslim, Müsakat 107, ( 1599); Ebu Davud, Büyû 3, ( 3329, 3330); Tirmizî, Büyû 1, ( 1205); Nesâî, Büyû 2, ( 7, 241).]

Mutlu Son :

الم ( 1) اَحَسِبَ النَّاسُ اَنْ يُتْرَكُوا اَنْ يَقُولُوا امَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ ( 2) وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اللّهُ الَّذينَ صَدَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِبينَ

Elif, Lâm, Mîm. İnsanlar, "İmân ettik" demeleriyle bırakılacaklarını, ve kendilerinin imtihan edilmeyeceklerini mi sanıverdiler?

Andolsun ki, onlardan evvelkileri de imtihan ettik, elbette ki, sözünde sadık olanları da ve yalancıları da bilir. ( Ankebut, 29/1,2,3)

وَمَا اُوتيتُمْ مِنْ شَىْءٍ فَمَتَاعُ الْحَيوةِ الدُّنْيَا وَزينَتُهَا وَمَا عِنْدَ اللّهِ خَيْرٌ وَاَبْقى اَفَلَا تَعْقِلُونَ

"Size herhangi bir şeyden verilmiş ise ancak dünya hayatına ait meta'dan ve onun ziynetinden ibarettir. Allah katında olan ise daha hayırlıdır ve daha bakidir. Artık akıl erdiremez misiniz? ( Kasas, 28/60)

قُلْ اِنّى اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ اللّهَ مُخْلِصًا لَهُ الدّينَ

De ki : "Şüphesiz ben, dini Allah`a halis kılarak ibadet etmekle emrolundum." ( Zümer, 39/11)

اِنَّ الاَبْرَارَ لَفى نَعيمٍ ( ) وَاِنَّ الْفُجَّارَ لَفى جَحيمٍ

"Şüphe yok ki, muttakiler, nîmetler içindedirler. Ve muhakkak ki, facirler de yakıcı ateş içindedirler". ( İnfitar, 82/13,14)


----------------------

Dünya canlılar aleminin yaşama alanıdır. Ahiret ise dünya hayatının sona ermesi ile başlayacak olan ceza ve mükafatların görüleceği yerdir. İnsan inanıp çalıştığı, dünya ve ahiretini kazandığı zaman yükselmeye, bu dengeyi kaybedince de çökmeye ve alçalmaya mahkumdur. Gerçekten insan Alllah’ı tanıyan ona ibadet eden, ziraat ve ticaret, sanayi ve teknoloji ile, ilim ile uğraşan, gökleri yerleri ve denizleri, keşfe çalışan bir varlıktır. Dünyadaki her şeyin bir varoluş gayesi vardır. İnsanın da yaratılmasının elbette bir gayesi vardır.

O da insanoğlunun hem dünya hemde ahiret için çalışması, ikisini yanyana yürütmesidir. Cenab-ı Allah Kuran-ı Kerimde :

وَابْتَغِ فيمَا اتيكَ اللّهُ الدَّارَ الْاخِرَةَ وَلَا تَنْسَ نَصيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا

“Allah’ın sana verdiği ( maldan harcayıp) ahiret yurdunu ara. Dünyadan nasibini de unutma.”( Kasas, 77) buyurmaktadır.

هُوَ الَّذى جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ ذَلُولًا فَامْشُوا فى مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا مِنْ رِزْقِه وَاِلَيْهِ النُّشُورُ

“O size yeryüzünü musahhar kıldı. Haydi onun omuzlarında yürüyün ve Allah’ın rızkından yiyin. Dönüş O’nadır.” ( Mülk, 67/15)

قُلْ مَنْ حَرَّمَ زينَةَ اللّهِ الَّتى اَخْرَجَ لِعِبَادِه وَالطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِ

“De ki : ‘Allah’ın kulları için yarattığı ziyneti/süsü ve temiz rızıkları kim haram kılabilir?” ( A’râf, 7/32)

Burada ziynetin anılmasında özel bir anlam vardır. Ziynet, güzelliktir. Güzellik ise, zarûretten fazla bir şeydir. Yani, Allah’ın kullarında mubah kıldığı, nasıl olursa olsun hayatı koruyacak bir mecbûriyet değil; zarûretin de ötesi güzellik noktasına varan bir şeydir. Rasûlullah ( s.a.s.) de şöyle buyurmuştur :

“Vallahi, ben sizin Allah Teâlâ’dan en çok korkan ve sakınanızım. Fakat bazen nâfile oruç tutar, bazen tutmam. Bazen nâfile namaz kılar, bazen uyurum. Ben evlenirim. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse, o benden değildir.” ( Buhârî, Nikâh, 1)

İnsan, birini seçerse mecburen öbüründen kopacağı şekilde; dünya ve âhireti karşılıklı iki olgu olarak değerlendirmenin Allah’ın dininde bir dayanağı yoktur.

İslam dini hem dünya hem de ahirete yönelik olan bir dindir. İnsanın sahip olduğu aklı, sağlık ve servet gibi nimetlerle ahireti kazanma yollarını aramalı dünyadan da gerekli olan şeyleri almalı ve faydalanmalıdır.



وَابْتَغِ فيمَا اتيكَ اللّهُ الدَّارَ الْاخِرَةَ وَلَا تَنْسَ نَصيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا

“Allah’ın sana verdiği ( maldan harcayıp) ahiret yurdunu ara. Dünyadan nasibini de unutma.”( Kasas, 77)

Bu ayeti kerimede hem dünya hem de ahiret için çalışmaya dikkat çekilmektedir. İnsanın ibadet etmesi dünya için çalışmasına mani değildir. Her ikisinide beraber yürütmesi mümkündür. Mesela; tarlasında, bahçesinde, dükkanında çalışan bir insanın işinin başında beş vakit namazını kılması mümkündür. Eli ile çalışırken dili ile Allah’ı zikretmesine mani bir şey yoktur. İslamda mabede girmeden de ibadet etme imkanı vardır. Ancak mabette yapılan ibadet 27 derece daha sevaptır. İslamın üstünlüğü buradadır. İnsanın üstünlüğü de hem dünyaya hem ahirete çalışmasındandır. Allah melekleri ahiret yurdu için, hayvanları da dünya hayatı için yaratmıştır. Fakat insanı hem dünya hem ahiret için yaratmıştır. İnsanın değeri buradadır.

Zariyat süresinde Allah şöyle buyurmaktadır :

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ

“ Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım”( Zariyat, 51/ 56)



Buyurarak insanları ahiret için ibadete çağırırken diğer taraftan Necm süresinde :

وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَاسَعى وَاَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرى ثُمَّ يُجْزيهُ الْجَزَاءَ الْاَوْفى الْمُنْتَهى

“İnsan ancak çalıştığına erişir.Ve elbette ki çalışmasını yakında görecektir. diyerek insanı mutlak surette çalışmaya teşvik etmektedir”. ( Necm, 53/39 )



Çalışmanın, gayretin neticesi hem dünyada hem de ahirette kendini gösterecektir.Dünya çalışma, yorulma, mesafe katetme yeridir. Yerine göre gayret, yerine göre sabır ve sebat, yerine göre de neticenin güzelliğinin görme yeri iken, ahiret hayatı sadece neticenin elde edildiği cefanın değil sefanın sürüldüğü yerdir.

Dünya-ahiret dengesi kefeli teraziye benzer. Bir tarafa yüklenmek dengenin bozulmasını ahengin yokluğunu gösterir. En mükemmeli teraziyi eşit noktada tutmaktır.



“Sizin en hayırlınız dünyası için ahiretini terk eden değildir. En hayırlınız ikisinden de nasibini alan kişidir.” ( Keşfü’l-Hafa, II, 293) ifadesi bu dengeye işaret etmiştir.



Câhiliyye Arapları çeşitli ilâhlara tapındığı için, hayatları da parça parça ve birleşemez haldeydi. Hislerinde dünya ile âhiret arasında bir bağ da yoktu. Tapınılan rabler çok olduğundan ibâdet de dağınıktı. Biraz putlar, biraz kabile, biraz baba-dede geleneği ve biraz da hevâya, nefsî isteklere tapılıyordu. Ya da hepsi, duyularında bir bağlantı ve irtibat olmadan aynı anda tanrı kabul ediliyordu. Bilgisizce davranan cahiliye Arapları hep dünyada kalacaklarını bu dünyada ne yaparsak kardır diyerek sorumsuzca yaşıyorlardı. Hep böyle olacak zannediyorlardı.

وَقَالُوا مَا هِىَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَا اِلَّا الدَّهْرُ وَمَا لَهُمْ بِذلِكَ مِنْ عِلْمٍ اِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَ

“Hayat, ancak bu dünyadaki hayatımızdır. Ölürüz ve yaşarız; bizi ancak zaman ( zamanın geçişi) yokluğa sürükler’ derler. Onlar sadece zannediyorlar.” ( 45/Câsiye, 24) Dünyadan sonra hayat olmadığına göre, sonrasını düşünmeden içinde yaşanılan şu an yaşanılır, sorumsuzca, hesap verme endişesi olmadan, canlarının istediği gibi yaşıyorlardı.



Sadece bu dünyada yaşayacağımızı düşünerek yaşarsak ölü gibi yaşarız. Ama öleceğimizi düşünerek yaşarsarsak diri gibi yaşarız. Çevremizdeki insanlar hep dirilişin etkisiyle, âhiret şuuruyla yaşasalar!.. Seyredin o zaman hayatın güzelliğini. İkinci asr-ı saadet olur çağımız. İnanın, iman ettiğimiz cenneti daha burada iken yaşamaya başlarız. Fakat biz, tüm yatırımlarımızı bu dünyaya yönlendirerek yaşadığımız hayatı ve yeri sahte cennet haline getirmeye koyulunca cenneti de unuttuk. Özlemez olduk. Nasıl özleyebiliriz ki; lüks, israf demeden yaşadığımız hayatı, materyalistlerin uydurma cenneti gibi yapmak için bir ömür boyu gece gündüz koşturunca. Sahabe, cenneti öyle bir özlüyordu ki! Enes bin Nadr, Uhud savaşında "cennetin kokusunu Uhud'un arkasından duyar gibi oluyorum" diyordu. Bilirsiniz, insan çok acıkınca yemeğin kokusunu çok uzaktan duyar. Sahabe de cennete öyle acıkıyordu ki, daha dünyada iken kokuları geliyordu cennetin!

Yine başka bir ayeti kerimede :

اِعْلَمُوا اَنَّمَا الْحَيوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِى الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ اَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهيجُ فَتَريهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا وَفِى الْاخِرَةِ عَذَابٌ شَديدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّهِ وَرِضْوَانٌ وَمَاالْحَيوةُ الدُّنْيَا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ



"Bilin ki, dünya hayatı bir oyun, eğlence, süs, kendi aranızda ( birbirinize karşı) övünme, mal ve evlat çoğa ltma yarışıdır. ( Bu) tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekicilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azap; Allah'tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı ise, sadece aldatıcı bir geçinmedir" ( Hadîd, 57/20)

İmam Gazali diyor ki : "Mezardakilerin pişman oldukları şeyler yüzünden dünyadakiler birbirlerini kırıp geçiriyor." Ölüm öncesindeki kavgaların ölümden sonra pişmanlık getireceğini hissederek yaşayan insan, hiç pişman olacağı şeyin kavgasını verir mi? Hırsla hayatın ve eşyaların, burada kalacak şeylerin ardına bir ömür boyu düşer mi?



وَاتْرُكِ الْبَحْرَ رَهْوًا اِنَّهُمْ جُنْدٌ مُغْرَقُونَ كَمْ تَرَكُوا مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَريمٍ وَنَعْمَةٍ كَانُوا فيهَا فَاكِهينَ كَذلِكَ وَاَوْرَثْنَاهَا قَوْمًا اخَرينَ



"Onlar, geride nice şeyler bıraktılar; bahçeler, çeşmeler, ekinler, güzel makamlar ve zevk ü sefa sürecekleri nice nimetler. İşte böyle oldu ve biz onları başka topluma miras verdik." ( 44/Duhân, 25-28 )



يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا مَا لَكُمْ اِذَا قيلَ لَكُمُ انْفِرُوا فى سَبيلِ اللّهِ اثَّاقَلْتُمْ اِلَى الْاَرْضِ اَرَضيتُمْ بِالْحَيوةِ الدُّنْيَا مِنَ الْاخِرَةِ فَمَا مَتَاعُ الْحَيوةِ الدُّنْيَا فِى الْاخِرَةِ اِلَّا قَليلٌ

"Ey iman edenler, size ne oldu ki : 'Allah yolunda topluca savaşa çıkın' denildiği zaman yere çakılıp kaldınız? Yoksa ahirete bedel dünya hayatına mı râzı oldunuz? Ama dünya hayatının geçimi ( zevki), âhiret yanında pek azdır." ( 9/Tevbe, 38 )



بَلْ تُؤْثِرُونَ الْحَيوةَ الدُّنْيَا وَالْاخِرَةُ خَيْرٌ وَاَبْقى

"Ama siz, dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa âhiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır." ( 87/A'lâ, 16-17) Aşağı yukarı her insan, bir eşya satın alırken, önüne konan iki maldan "iyisi olsun, pahalı olsun" diyerek daha kalıcısını tercih ettiği halde, Allah'ın önüne koyduğu iki hayattan geçicisini tercih ediyor; kalıcısını bırakıyor.

كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ وَتَذَرُونَ الْاخِرَةَ

"Hayır, siz acele geçiveren şu dünyayı çok seviyorsunuz da âhireti bırakıyorsunuz!" ( Kıyâme, 75/ 20-21) Hayır, siz yaptığınız işlerin karşılıklarının acele, peşin verildiği şu dünyayı çok sevdiğiniz için karşılıkların veresiye olduğu öteki dünyayı bırakıyorsunuz, sevmiyorsunuz. Ama yeryüzünde her an imtihandan geçiyoruz.



اَلَّذى خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزيزُ الْغَفُورُ

"O ( Allah), hanginizin daha güzel amel işleyeceğini denemek için ölümü ve hayatı yarattı." ( 67/Mülk, 2)

Bu âyetin ifadesiyle hayata baktığımızda sanki bir terslik varmış gibi görebiliriz. Çünkü biz insanlar, önce yaşar sonra ölürüz; ama âyette önce ölüm, sonra hayat denilmiş. Burada Allah bize şunu îma ediyor : "Hayatı anlamak ve doğru yaşamak istiyorsanız, önce ölümü anlamalısınız."



وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَىْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرينَ

Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma ( fakirlik) ile deneriz. ( Ey Peygamber! ) Sabredenleri müjdele ( Bakara, 2/155)

Görüldüğü gibi, dünyadaki acıların ve zevklerin altında imtihana çekilme esprisi yatmaktadır. O halde böyle durumlarda alınması gereken ilaç sabırdır. Çünkü bu zevkler ve acılar geçicidir. Geçici olması da sabrı kolaylaştırıyor. Sabretmediğimizde ne olur?



Geçici zevklere sabretmeyip dalarsak, âhiretteki ebedî ve hakiki zevklerden mahrum kalırız. Şu hayatın geçici elemlerine sabretmezsek, bu defa hem ebedî, hem de daha ağır âhiret azabına mâruz kalırız ve âhirette bize şöyle denilir :

وَيَوْمَ يُعْرَضُ الَّذينَ كَفَرُوا عَلَى النَّارِ اَذْهَبْتُمْ طَيِّبَاتِكُمْ فى حَيَاتِكُمُ الدُّنْيَا وَاسْتَمْتَعْتُمْ بِهَا فَالْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنْتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ فِى الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَبِمَا كُنْتُمْ تَفْسُقُونَ

"İnkâr edenler, ateşe sunuldukları gün, onlara : 'Dünyadaki hayatınızda sizin için güzel olan her şeyi harcadınız, onların zevkini sürdünüz; ama bugün, yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızın ve yoldan çıkmanızın karşılığında alçaltıcı bir azab göreceksiniz' denir." ( 46/Ahkaf, 20)

İnsanlarda kimi dünyaya düşkündür.Allah’tan sadece dünyalık ister.Kur’an dünyayı ahirete tercih edenlerin düşüncesine asla onay vermez.böyle davrananları kınar

رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا وَمَا لَهُ فِي الآخِرَةِ مِنْ خَلاَقٍ

‘Ey Rabbimiz bize sadece dünyada iyilik ver.’diyenlerin ahirette hiç nasipleri yoktur.”( Bakara 2/200) .

Âhiret hayatının ölçüsü, dünya hayatının terazisinden değişik midir ki, bir iş dünya ölçüleriyle güzel, âhiret hesabına göre çirkin veya aksi olsun. Halbuki dünyada güzel işlerin âhiretteki karşılığı da daha güzel, dünyada şer olanın da âhiretteki karşılığı cezadır. “Güzel iş yapanlara daha güzel mükâfat ( cennet), bir de fazlası vardır... Kötü amel işleyenlere gelince, kötülüğün cezası kötülükleri kadardır. Onları bir de zillet kaplayacaktır...” ( 10/Yûnus, 26-27) “Kim zerre kadar hayır/iyilik yapmışsa onu görür; kim de zerre kadar şer/kötülük işlemişse onu görür.” ( 99/Zilzâl, 7-8 )



Dünya ve içindekilerin gelip geçici olduğunu, bir sınama ve imtihan aracı olduğunu bilen ve böyle inanan İslâm insanı, bu bilgisini ve bu imanını, kuru ve şematik, içi boş ve vicdanî inanç kofluğundan çıkartıp, olması gereken yere, âlemlerin rabbi olanın, dünya ve âhiretin sahibi olanın istediği yere, hayatın tam ortasına oturtmak zorundadır.



Kur'an'a baktığımız zaman âdeta tüm azgınlık, isyan ve başkaldırıların sebeplerinin tek sebebe bağlandığını görürüz. O da âhireti hesaba katmadan ve âhiretten korkmadan yaşamak.

كَلَّا بَلْ لَا يَخَافُونَ الْاخِرَةَ

"Hayır, doğrusu onlar âhiretten korkmuyorlar." ( Müddessir,74/53)

Kur'an, terbiye etmeye çalıştığı insanda ilk etapta âhiret endişesi oluşturmaya çalışır. Bu endişe belli bir boyuta ulaştığı zaman insanların hayatlarında inkılabların gerçekleştiğine şahit oluruz. Mesela; içki Medine döneminde ve yaklaşık Uhud savaşı yıllarına kadar yasaklanmamıştır. Fakat o tarihlerde içkiyi kesin olarak yasaklayan âyet inince evdeki şarap küplerinin kırılarak içkili hayata son verildiğini görürüz. Peki, bu neden kaynaklanıyor? Tabii ki âhiret ve Allah korkusundan. O insanlar o güne kadar öyle eğitilmiş ki, yaptıkları işin âhirette kendilerine çok pahalıya malolacağı söylendiği anda hemen o işten vazgeçiyorlar.

Bunlarda dünya-âhiret birliği öyle bir noktaya gelmişti ki, gerçekten dünya hayatında yaşarlarken düşünce ve fikirleri âhirete bağlıydı, âhireti görür, önlerinde duruyormuş gibi yaşıyorlardı; “âhirete yakînen iman”, bu demekti çünkü. Kur’an’ın ba’s, hesap ve ceza üzerindeki yoğun tekrarı ve vurgusu, kıyamet sahnelerini canlı ve çekici bir üslûpla sunuşu, müslümanlara his ve hayalleri ile, önlerinde o an görüyor ve olaylarını yaşıyormuşçasına âhireti canlı yaşatıyordu. Hatta, bütün gerçekleriyle dünya geçmiş, âhiret de olaylarıyla hazır, şu anda yaşanıyor gibi! Melek değillerdi; zaten insan üstü olmaları, insanlıklarından çıkmaları da istenmiyordu onlardan. Onlar da beşeriyetleri icabı bazı günahlar işleyebiliyordu. Ama hataya düştüklerinde, yanlışlarında ısrar etmiyor, hemen tevbe ediyorlardı :



وَالَّذينَ اِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً اَوْ ظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ ذَكَرُوا اللّهَ فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبِهِمْ وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ اِلَّا اللّهُ وَلَمْ يُصِرُّوا عَلى مَا فَعَلُوا وَهُمْ يَعْلَمُونَ اُولئِكَ جَزَاؤُهُمْ مَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَجَنَّاتٌ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدينَ فيهَا وَنِعْمَ اَجْرُ الْعَامِلينَ

“Onlar bir kötülük yaptıkları, ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah’ı hatırlayarak hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Günahları da Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki? Ve onlar, bile bile yaptıklarında ısrar etmezler. İşte onların mükâfatı Rableri tarafından bağışlanma ve altından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlerdir. Çalışanların ecri ne güzeldir.” ( 3/Âl-i İmrân, 135-136)

Evet, onların duygularında dünya ve âhiret, birleşik tek bir hesaptı, iki ayrı hesap değildi.



Âhirete imanı, âhiret endişelerini, cennet ve cehennem mefhumlarını ortadan kaldırdığınızda insanları gerçek anlamda motive edemezsiniz. Yani iyi şeyleri kendiliklerinden yaptırıp, kötülüklerden de kendiliklerinden vazgeçiremezsiniz. Âhirete iman; en büyük ve gerçek anlamda tek otokontrol mekanizmasıdır. Âhiret ve Allah korkusu olmadan insanları neye göre ahlaklı ve dürüst olmaya sevkedeceksiniz?

Eğer bir insan, yaptığı bir kötülüğün cezasını görmeyeceğini bilse, niye o kötülükten vazgeçsin veya yapacağı bir iyiliğin karşılığında mükâfat yoksa niçin o iyiliği yapsın? Denilebilir ki; insanlık için. Ben ölür ölmez bu insanlar çok kısa bir süre içinde beni unutacaklar. Unutmasalar bile, öldükten sonra bana ne faydaları dokunabilecek ki?



İnsanın hayatı nasıl anladığı, her şeyden önce ölümü nasıl anladığına bağlıdır. Eğer siz ölümü bir bitiş ve yok olma şeklinde anlarsanız, hayatı da "nasıl olsa ölüm var; o halde ölmeden önce ne yaparsam kârdır" şeklinde anlar ve öyle yaşarsınız. Ama ölümü bir bitiş değil de, aksine bir diriliş ve gerçek hayat olarak anlarsanız, o zaman hayatı; "en ince teferruatına kadar hesabının verileceği bir olay" olarak anlar ve o şekilde yaşarsınız. Herhangi bir şey yapmadan önce, onun hesabını yapar, hesaba çekileceğiniz bilinciyle hesaplı ve ölçülü davranırsınız.



Dünya ve içindekilerin gelip geçici olduğunu, bir sınama ve imtihan aracı olduğunu bilen ve böyle inanan İslâm insanı, bu bilgisini ve bu imanını, kuru ve şematik, içi boş ve vicdanî inanç kofluğundan çıkartıp, olması gereken yere, âlemlerin rabbi olanın, dünya ve âhiretin sahibi olanın istediği yere, hayatın tam ortasına oturtmak zorundadır.



Yukarıdaki ayetler ışığında dünya ve ahiret hayatı değerlendirildiğinde, bir ahengin olduğunu hemen fark ederiz. Ahiret netice, finaldir. İyi veya kötü olması dünyadaki hayatın niteliğine yani kalitesine bağlıdır. İyi değerlendirilmiş, her yönüyle iyilik ve güzellik adına sarfedilen çabaların ahirette zai olması ve kaybolması asla ve asla mümkün değildir.



İnsan kendini yalnızca ahirete de adamamalı. Eğer insan yalnız ahiret için çalışacaksa yaratılmasına gerek yoktu. Bunu melekler zaten yapıyordu. Eğer yalnız yemek, içmek, evlenmek ve çoğalmak gibi dünya işleri ile meşgul olacaksa yine yaratılmasına gerek yoktu. Çünkü bunları diğer canlılar daha fazlası ile yapmaktadır. Öyleyse insan hem dünya hem ahiret için çalışacak ki dengeyi sağlamış olsun. Nitekim sevgili peygamberimiz :



“Sizin hayırlınız ahiret için dünyasını, dünyası için ahretini terk eden değildir. Bilakis sizin hayırlınız dünyadan da ahiretten de nasibini alandır.”( Muhtarul Ahadis, 87/144)

İki günü birbirine eşit olan ziyandadır prensibini getiren yüce dinimiz bize dünya ve ahiret için sürekli çalışmayı emretmiştir. Dünya ve ahretten birisini ihmal etmek insanın mutsuzluk vesilesidir.



Müslüman, hayata tevhid penceresinden bakmak zorundadır. Tevhid, birlemek demek olduğuna göre, Dünya ile âhiret arasını ayırmak bu inanca zıt olacaktır. Ahiretten ayırdığımız dünyayı, tekrar âhiretle birleştirmek zorundayız. Sadece ölüme kadar olan süre olarak algıladığımız istikbal ( gelecek) kavramını, ölümden sonrasını da içine alacak şekilde anlamaya ve bu anlayışı gündelik yaşayışa geçirmek, kulluk görevimizdir.



Bir ayağımız âhirette; bir ayağımız dünyada, bir gözümüz âhirette; bir gözümüz dünyada ve bir kulağımız İsrafil'in surunda; bir kulağımız dünyada olarak yaşarsak dünya-âhiret dengesini kurmuş oluruz. Yoksa hem kendimiz, hem de bizden etkilenen her şey fesâda uğrayacaktır.



Müminin hayatı bir bütündür. Yeter ki bünyesinde samimiyeti barındırsın. Ortadan ikiye bölünmüş, tefrik edilmiş, şuraya kadar dünya için şuraya kadar ahiret içindir düşüncesi müminin yer etmez.



Sonuç :

Yalnız dünyaya çalışmak, iktisadi ve ekonomik alanda gelişmek insanı mutlu etmez. Eğer ekonomik güçle, teknoloji ile insan ve cemiyet mutlu olsaydı bugün bu gelişmeyi sağlayan ülkelerde huzursuzluklar olmazdı.

Yalnız ibadetle uğraşıp, çalışmayı ihmal etmeyi dünyadan el etek çekmeyi, dinimiz asla tasvip ve teşvik etmez.Yoksa insan aç kalır açıkta kalır, başkalarına kul köle olmak zorunda kalır. Ne dünyayı ahirete ne de ahireti dünyaya tercih etmek yoktur. Asl olan ahenktir, dünya ahiret birlikteliğidir. Zikrettiğimiz ayet bunu açık bir şekilde dillendiriyor. Müslüman, dünyada güzel ve temiz yaşar. Böylece ölümü ve ahireti de güzel olur.

Dünya ve ahiretin bütünlük içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini Kur’an-ı Kerim ısrarla belirtiyor :

رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

”Ey Rabbimiz bize hem dünyada hem de ahirette iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru.” ( Bakara 2/201)



Allah’ın rızasına uygun geçirilen bir ömrün akıbeti olan ahiret, iyi ve güzel olacaktır.

Kaynak :
Cesitli internet sayflarindan derleme alintidir

israNur

Misafir

2

Sunday, July 3rd 2016, 3:11pm

Teşekkür ederim paylaştığın için ellerine sağlık.

Yer Imleri:

Boardumuzda Neler Var

rasittunca.com - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi