Giriş yapmadınız.

Sayın ziyaretçi, Raşit Tunca Board sitesine hoş geldiniz. Eğer buraya ilk ziyaretiniz ise lütfen yardım bölümünü okuyunuz. Böylece bu sitenin nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Eğer sitenin tüm olanaklarından faydalanmak istiyorsanız, kayıt yaptırmayı düşünmelisiniz. Bunun için kayıt formunu kullanabilir ya da bu bağlantıya giderek kayıt işlemi hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz. Eğer önceden kayıt yaptırdıysanız buradan giriş yapabilirsiniz.

Karoglan

Kurucu-Admin

  • "Karoglan" bir erkek
  • Konuyu başlatan "Karoglan"

Mesajlar: 6,889

Hakkımda:


KAROGLAN

Konum: Avusturya

Meslek: EBT -EiT

  • Özel mesaj gönder

1

Sunday, June 26th 2016, 3:49am

Sarık Nedir? Sarık takmak sünnet mi ?



Sarık Nedir? Sarık takmak sünnet mi ?

SUAL : İslamda sarık varmı? Farz veya sünnet mi? Peygamber efendimiz hiç sarık takmış mı?

Başa giyilen giysiler ( başlıklar) üzerine sarılan tülbend veya şala verilen ad.

Sarık konusunda hadis kitaplarında birçok haber gelmiştir. Bunların çoğunda Hz. Peygamber ( sav)'in başına sarık sardığı ve bunun değişik renklerde olduğu belirtilir ( 1).

Bazılarında da bu hadisler pek kuvvetli değildir.

Rükâne ( ra) Peygamber ( sav) ile görüşmüştür. Rükâne der ki :
"Resûlullah ( sav) in şüphesiz bizimle müşrikler arasındaki fark, takkeler üzerindeki sarıklardı, buyurduğunu işittim" ( 2).
Tirmizî bu hadisin hasen ve garip olduğunu, isnadının kuvvetli olmadığını söyler.

İbn abbas ( ra) Resûlullah ( sav)'in şöyle buyurduğunu ifade eder :
"Sarık sarınız, vakarınız artar". Taberanî bu hadisin ravilerinden olan Ubeydullah b. Ahmed'in metruk olduğunu söyler ( 3).

İbn Ömer'den Resûlüllah'ın şöyle buyurduğu rivayet edilir :
"Sarık sarmaya devam ediniz. Çünkü o meleklerin simasıdır. Onları sırtınıza sarkıtınız" ( Taberanî). Darekutnî bu hadisin ravilerinden olan İsa b. Yunus'un meçhul olduğunu

söylemiştir ( 4).

Ebû Bekir b. Arabî : "Şüphesiz sarık peygamberlerin sünnetindendir" demiştir. Eski Mısır müftülerinden Mahlüf. Sarık sarmanın sünnet olduğuna fetva vermiştir ( 5).

Ahmet el-Farukî, sarığın müslümanlara has bir kıyafet olduğu için şunları söyler : "Zimmi, yani müslümanlar içinde yaşayan gayr-i müslim sarık ve rida gibi ilim ve din ehline

mahsus olan kıyafetleri giyemez" ( 6).

Ebû Davûd'un ve daha başkalarının rivayet ettikleri : "Müşriklerle bizim aramızdaki fark, kalan süveler üzerindeki sarıklardır" hadis-i şerifi, her ne kadar sahihlik derecesini

ihraz etmiş değilse de, bir çok rivayetlerle desteklendiği için, zayıf olarak da görülmemiştir. Meselâ Süyûtî, mezkûr hadisi andıktan sonra, Beyhakî'nin rivayet ettiği "Sarık

sarın, sizden önceki milletlere muhalefet edin" hadisi ve yine Beyhakî'nin tahrici olan, "Size sarık gerekir, çünkü o meleklerin simasıdır ( görünümüdür)" hadisini buna sahid

olarak zikreder. ( Suyûtî, el-Le'âli'l-mesnû'a, N/260. ) Ibn Asâkir, Tarih'inde Imam Mâlik'in, "Sarığın terki uygun olmaz. Ben daha yüzümde tüy bitmemişken sarık sardım" (

el-Münâvî, IV/225.) sözünü nakleder. Imam Suyûtî, sadece siyah renkle alâkalı bir sadette ve tek bir yerde, Resulullah'ın ve sahabenin sarık giydiklerine dair elliye yakın

rivayeti verir. ( Süyûtî, el-Hâvî, I/110-121.) Keza Hz.Cebrail'in sarıklı olarak indiği, meleklerin sarıklı olarak yardıma geldikleri hakkındaki rivayetler de sarığın bir şiar

olduğunu gösterir.( Bk. Süyûtî, age. N/196.) Yine Resulullah'ın kendisini temsilen gönderdiği kimselere bizzat kendi eliyle sarık sarması, ( Bk. Süyûtî, age. I/118 ) şeklî

temsilin de matlup olduğuna bir delildir.

el-Münâvî, "Sarık peygamberlerin sünneti, nebilerin ve sâdâdin âdetidir." der. Ibnü'l -Arabî'de "Sarığın başın sünneti, peygamberlerin ve sâdâtin adeti" olduğunu söyler. Sarığın

vazgeçilmez bir şiar olduğundandır ki, yahudiler ve hiristiyanların da sarık giymeleri halinde, onlara muhalefetin, sarığı terkle değil, rengini değişik tutmakla olduğu

söylenmiştir. Allâme Muhammed Bahît bu konuda yazdığı müstakil bir risâlede, sarık hakkındaki haber ve uygulamaları ve Abdullah b. Ömer'in "Sarık sünnet midir?" sorusuna "Evet!"

cevabını verdiğini naklettikten sonra, "Bütün bunlardan anlaşılmış oldu ki, sarık giymek bir sünnettir; sarık müslümanların şiaridir; müslüman başkalarından onunla ayrılır."

hükmünü veriyor. ( Ancak sarığın, dinin esasından olan bir şiar olmadığı, terkedilmesiyle dinin yıkılmış olmayacağı da açıktır. Öyleyse sarığı ihtirazî bir şiar değil de, vakiî

bir şiar olarak değerlendirmek daha doğrudur denebilir.)

----------------

“Amir Bin Hureys radıyallahu anh’ten; “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i başında bir ucunu omuzları arasına sarkıtmış bir siyah sarık olduğu halde gördüm.” [sahihtir.

Müslim( Hacc 453); Ebu Davud( 4077); Nesai( 8/211); Tirmizi( 1782); Tirmizi, Şemail( 17/2); İbni Mace( 1104); Ahmed( 4/307); Zadul Mead( 1/125); İbni Ebi Şeybe( 5/178

)]



“Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Fetih günü Mekke’ye başında siyah siyah sarık olduğu halde girdi.” [sahihtir. Müslim( 1357); Tirmizi( 1735); Tirmizi, Şemail( 17/1);

Rıyazus Salihin( 784); Şuabul İman( 6246); Ebu Davud( 4076); Nesai( 5/201); İbni Mace( 2822); Ahmed( 3/363); Zadul Mead( 1/125); Hilye( 9/10); İbni Cevzi, El Vefa(

1097); Ebu Şeyh, Ahlakun Nebi( 110); İbni Adiy( 1/200)]


“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem son hastalığında başında bir siyah sarık ile hutbe irad eylemişlerdir.” [sahihtir. Müslim( 1359); Buhari, Tarih( 7/418 ); Nesai(

fedail 241); Beyhaki( 6/371); Buhari( 4/226); Ebu Davud( 4/78 ); İbni Mace ( 2/1186); İbni Sad( 2/251); Cemül Fevaid( 2426); İbni Kesir Bidaye( 5/230)]


“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem başına sarık sardığı zaman ucunu iki omuzu arasına sarkıtırdı” [Tirmizi( 1736); Şemail( 17/4); Müsnedi Ebu Hanife( 253/36); İbni

Cevzi, El Vefa( 1097-99); Ebu Şeyh, Ahlakun Nebi ( 111); İbni Hacer, El İmta( 1/115)]


Sahabeler ve melekler sarık sarmışlardır;
İbni Abbas Radıyallahu anh’tan;
“Melekler kendilerini sarı sarıklar sararak alametlendirmişlerdi.( Bedir’de) Ebu Dücane kırmızı, Zübeyr de ( radıyallahu anhuma) sarı sarık sarmışlardı.” [Hakim( 3/230); İbni

İshak( 3/19); İbni Hişam( 1/634,3/182); İbni Kesir( 1/411); Taberi( 4/83); El Havi( 1/358 ); İbni Kuteybe, Garibul Kur’an( 109); Kurtubi( 4/196); Deylemi( 7072); İbni

Ebi Şeybe( 5/160, 6/437, 7/361); Zehebi, Siyeri Alamin Nübela( 1/46); El İstiab( 2/513); İbni Sa’d( 3/103); El İsabe( 2/555); İbni Kesir, Bidaye( 4/32); İbni Esir, Nihaye(

4/219); Hayatus Sahabe( 2/24); Fıkhus Siyre( 257); Said Bin Mansur( 2530); Şevkani, Fethul Kadir( 1/379); Taberani( 1/195)]



“Allah Bedir’de ve Huneyn’de başlarına sarık sarmış meleklerle yardım etti.” [Busıri, İthaf( 4737); Metalibu Aliye( 2158 ); Tayalisi( 1181); İbni Kesir( 1/411); Suyuti, El

İtkan( 2/489); Taberi( 6/16); Nisaburi, Vedehül Burhan( 1/271); Ebu Hayyan, Bahrı Muhit( 3/51)]



Sanırım yeterlidir ve sorularına cevabı, hadisler ışığında almışsındır...

Bu arada; günümüz hocalarının ve birçok tarikat şeyhi ve müridlerinin kullandıkları sarık şekli bid'attir. Zira; “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem başına sarık sardığı

zaman ucunu iki omuzu arasına sarkıtırdı”

îbni Abbas ( ra) Peygamber Efendimizin ( a.s.m.) şöyle buyurduklarını rivayet ediyor :

Sarık sarınız ki, hilminiz [yumuşak huy, sükûn, tahammül] artsın.

Camiüssağir [1 : 555, Hadîs No : 1142]

-------------------

Unutulan ve Unutturulan Sünnet : SARIK Bir asra yakın bir zamandan beri "Sarık" sünneti unutturulduğundan Ebu Davud'un Sünen'inde geçen hadisleri ve bu hadislerle ilgili

"Avnül'Mabud fi Sünen-i Ebi Davud" isimli şerhinde geçen açıklamaları da kaydetmek suretiyle daha da açıklık kazandırmak yerinde olacaktır :

1- Hz. Cabir'in rivayetine göre "Allah Resulü ( s.a.v.) Mekke'nin fetih günü Mekke'ye girerken üzerinde siyah bir sarık vardı."
Şarih Muhammed Şemsül-Hak Abadi şu ilaveyi yapmakta :
"Bu hadis, siyah sarık kullanmasının müstehab olduğunu göstermektedir."

2- Cafer b. Amr b. Hureys :
"Ben Peygamber'i minber üzerinde, ucunu iki omuzu arasına sarkmış olduğu halde siyah sarıklı gördüm," demekte.
Yine Şarih'in beyanına göre bu hadis-i şerif sarığın ucunun iki omuz arasına asılmasının müstehab olduğuna delalet etmektedir.

3- Rükane şöyle der :
"Ben işittim Resulullah şöyle diyordu :
Bizimle müşriklerin arasında fark, takkelerin üzerine sarık bağlamaktır." ( Avnül Mabud fi Şerhi Sünen-i Ebu Davud)

4- Abdurrahman Hazretleri de şöyle anlatır :
"Allah Resulü ( s.a.v.) bana sarık sardı da uçları önümden ve arkamdan sarkıververdi." Şarih bu hadisin zayıf olduğunu kaydetmektedir.

Imam-ı Nevevi de Şerh-i Mühezzebin'de şöyle der :
"Sarığın ucunu asmak da caiz, asmamak da caizdir. Herhangibirinde kerahat yoktur. Salı vermeyi terketmekteki yasak sahih değildir. Hz. Abdurrrahman'ın rivayet ettiği hadisin

zikrinde Neylul Evtar'da şu nakle rastlanmaktadır : "Göğüs üzerine sarığın asılı verilmesi, sünnet-i seniyye ile temeesük eden salihlerin şiarındandır."

Ve Netice :
1- Sarığın Islam'daki yeri :
Sarık sünnettir. Sünniyyeti kavli, fiili ve takriri sünnetle sabittir. Sarık aynı zamanda saairi Islam'dandır. Yani müslümanların alametlerinden biridir. Başka bir ifade ile,

müslüman sarıklı olur. Keza sarıklı birini gördüğünüz zaman onun müslümanlığına hükmedersiniz ve "Bu müslümandır!" dersiniz. Yanına rahatça yaklaşıp selam verebilir ve hal hatır

sorarsınız ve yine çekinmeden yardım talebinde bulunur, gerektiğinde sormadan yardımınızı yapabilirsiniz ve bütün bunların üstünde ve ötesinde onu sever ve bağrınıza basarsınız.

Işte Sarığın Güzelliği :
Evet sarık güzeldir, müslüman da güzeldir. Güzel güzele yakışır. esasen Islam'ın her şeyi güzeldir ve hoştur. Onun her emrinde ve her tavsiyesinde mutlaka bir güzellik olduğu

gibi her yasağında da mutlakabir çirkinlik vardır. Zira Allah, kuluna güzel ve faydalı olanı emreder, çirkin ve zararlı olanı da yasaklar. Ve çünkü Allah, hakimdir, her işi

hikmete mebnidir. Sarık takmayı müslümanlardan yasaklayanlar, müslümanların dostu değil, düşmanıdır. Sarık takmayan müslüman da ya Islam'ı bilmiyor ya da ahmaklık yapıyor. Hele

hele bunu hor gördüğünden kullanmıyorsa bu durum kendisine çok pahalıya mal olur. Neden? Çünkü o, Islam'ın güzel gördüğünü çirkin görmüştür ki, bu da insanı küfre götürür.

Müslümanın dört alâmeti :
Batın, kurb-i batın, zahir, kurb-i zahir.
Yani siz müslümanı bu dört alametiyle tanırsınız. Zira o, şehadet kelimelerini kalbiyle tasdik ederken, bunları diliyle de ikrar eder. Hal-i hayatında başındaki sarığıyla mü'min

ve müslüman olduğunu bütün aleme ilan ederken, teneşire çıktığında da müslüman olduğunu, gerektiğinde sünnetli oluşuyla kendisini yolcu eden müslümanlara ve bu müslümanların

başındaki imam efendiye lisan-ı haliyle de olsa "Işte bakın ben de müslümanım ve sünnetliyim, bineanaleyh, siz benim müslümanlığıma rahatlıkla şehadet edebilirsiniz. Zira

kalbimde tasdik, dilimde ikrar, başımda sarıklı bir hayat yaşadığım gibi, sünnetli bir hayat sürdüm!" diyerek geride bıraktığı arkadaşlarını selamlıyor...

Unutulmuş Bir Sünneti Ihya :
Ve nihayet müslüman ve hele hele Hoca Efendi bilmeli ki, sarık bağlama Allah Resulü ( s.a.v.) Hz. Muhammed'in sünnet-i seniyye'si olduğu gibi sarıksız gezme de Allah düşmanı

Beton Kemal'in sünnet-i seyyie'sidir.

Sarığın Şekli ve Rengi :
Sarık demek, başa giyilen bir takkenin etrafına sarılan ve takkesiz başın etrafına sarılan bir bez parçası demektir. Rengi ise beyazdır. Yukarıda görüldüğü gibi bazen de siyah

olur. Sarma şekillerinde farklılık olabilir.

Istisna Yok :
Sarık erkeklere mahsus bir kıyafettir. Müslümanlara mahsus olan sarığı sarmada, müslümanlar arasında genç-ihtiyar, avam,alim arasında fark yoktur. Hepsi için sünnet olduğu gibi

namazda getireceği ve kazandıracağı sevab yönünden de fark arzetmez. Hocalara ve talebelere mahsus oluşu arizidir ve bazı kişilerin indi mulahazalarıdır. Ileri sürdükleri

sebebler, sarık hakkında varid olan hadis-i şeriflerin mutlakiyetini kayıtlayamaz. Şayet mesele ulemanın avamdan ayrılması ve farkedilmesi ise, bu fark mesela büyüklük ve

küçüklük farkı olabilir veya sarış şeklinde farklar olabilir.

Taviz Yok :
Müslümanlar, bir takım sebeb ve bahaneler ileri sürerek taviz verdiklerinden dolayı bir gün geldi bu mübarek kisveyi Allah ellerinden aldı ve artık kafirlere benzer hale

geldiler; başlarından sarığı indirşp, kafirler gibi ya gavur şapkasını giyer duruma düştüler ya da baş açık gezer hale geldiler. Ikisi de kafirlerinadetidir. Müslümanlıkta ne o

var ne de bu var. Bir müslümanın başaçık gezmesi şöyle dursun, gördüğünüz gibi sarıksız dolaşması ve hele hele baş açık namaz kılması mekruhtur. Sarıksız namaz kılması ise

sünneti terketmenin ötesinde kat kat sevabın terkedilmesine sebebiyet verir.

Ve hulasatül-hulasa, diyebiliriz ki :
Bugünkü müslümanlar şayet içine düşmüş oldukları zillet, esaret ve perişanlıktan kurtulup, Kur'an hakimiyetine ve şeriat devletine tekrar ulaşmak istiyorlarsa, Islamı bir bütün

olarak yaşamalı ve bu arada erkekler sarıklı, kadınlar ise çarşaflı olmalıdırlar. Ve bu suretle, haberde varid olduğu gibi "Benim ümmetim külah üzerine sarık bağladığı müddetçe

bozulmayacaktır," sırrına mazhar olmalıdırlar.

-------------------------


Takke, Sarık, Cübbe, Şalvar Giymek, Sakal Bırakmak

Yazıya başlamadan önce şunu vurgulayalım : Sarık, cübbe, şalvar ile İslami yükümlülüklerimiz tamam olmayacağı gibi bu sünnetleri terk etmeye bahane de aramamalıdır. Yani

kimse : “Sarık sardınca iş bitti mi oluyor” gibi ifadeler ile sarığı hafife almamalıdır. En azından Resulüllah’ın sünnetini ihya edenlere gıbta etmeli, bahane aramak yerine

Resulüllah’a benzeyemediği için hayıflanmalıdır.

ADET SÜNNET MESELESİ
Şimdi bir bir takım insanlar inkar ediyor, bir takım insanlar da bu sünnetlerin adet olduğunu, adetlerinde memleketlere göre değiştiğini bir takım âlimlere dayandırarak ifade

ediyorlar. Ancak atladıkları bir husus var. Bu sünnetleri adet sünnet olarak kabul etsek bile bu gün kravatın, ceketin, dar pantolonun ve benzerlerini bizim âdetimiz, töremiz,

kültürümüz olduğunu kimse iddia edemez. Kimse böyle bir hezeyanda bulunmasın. Bunların hepsi Avrupa’dan ithal edilmiş, gayri Müslimlerin giyim kuşamıdır. Bizim âdetimizde,

kültürümüzde yine takke vardır, sarık vardır, şalvar vardır… Yani Resulüllah’ın sünneti aslında bizim kültürümüzün bir parçasıdır. Dolayısıyla adet sünnet olsa bile “KİMİN

ÂDETİ” sorusu karşısında verilecek cevap önemlidir.

Avrupa ve Amerika’nın şekli ile şekillenmek mi? Resulüllah’a benzemek mi?

Bu gün sırf Arap düşmanlığından dolayı bu kisveye düşmanlık yapmak Müslüman’ın takınacağı bir tavır değildir.

Hem bu gün bu kisve Arapların da adeti olmaktan çıkmıştır. Araplar sarık sarmazlar, cübbeyi imamlar dışında alim tabaka haricinde giyen olmaz. Halk cübbe giymez.

Dolayısıyla bu kisve Arapların adeti değil, İslam’ın nişanıdırlar… Bu hususa ileride dikkat çekeceğiz. Ancak özellikle Peygamberimizin sarık, cübbe, sakal gibi sünnetlerini

inkar ederek Müslümanları batının küfrüne doğru iten din bezirganlarına cevap vereceğiz.

Bundan sonra da asıl mesel olan “Bir Müslüman bu kisveyi giymek zorunda mı” sorusuna cevap vereceğiz.

SAKAL SÜNNETİ
Âişe ( Radıyallahu Anha) : Peygamber ( Aleyhisselam) abdest almakta, saçını sakalını taramakta, ayakkabı giymekte sağdan başlamayı severdi, demiştir ( Buhari)

Bize Umer ibnu Muhammed ibn Zeyd, Nâfi’den; o da İbn Umer( R)’den tahdîs etti ki, Peygamber ( Sallallahu Aleyhi ve Sellem) :
– “Müşriklere muhalefet ediniz ( hâl ve hareketlerinde onlara benzemeyiniz)/ Sakalları bol bırakınız, bıyıkları derince kesiniz!” buyurmuştur. Nâfi’ ibn Umer hacc yâhud umre

yaptığı zaman başını tıraş ettirirken sakalının üzerinden eliyle tutar da elinden fazla olanı makasla alırdı, demiştir ( Buhari)

Bize Ubeydullah ibn Umer, Nâfi’den haber verdi ki, İbn Umer ( R) : Rasûlullah ( Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
– “Bıyıkları derince kesiniz, sakalları bol bırakınız!” buyurdu, demiştir

Sakal hakkında daha bir çok hadis-i şerif mevcuttur. Sakal yaratılıştandır ve bir çok faydası da bu gün tıp tarafından tesbit edilmiştir. Âişe ( Radıyallahu anha)’dan

rivâyete göre, Rasûlullah ( Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu : “On şey yaratılış gereği yapılması gereken uygulamalardandır; bıyıkları kısaltmak, sakalları uzatmak,

misvak kullanmak, burun temizliği yapmak, tırnakları kesmek, parmak aralarını ve mafsallarını temizlemek, koltuk altı kıllarını temizlemek, kasık kıllarını tıraş etmek ve su ile

taharetlenmek.” ( Tirmizi)

Sakalı tıraş etmenin 4 mezhebe göre hükmünü BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ

ŞALVAR
Süveyd İbnu Kays anlatıyor : “Ben ve Mahrefetu’l-Abdî, Hacer’den bez alıp, Mekke’ye getirdik. Resulullah ( aleyhissalâtu vesselâm) [yanımıza] gelip bizimle bir şalvar

pazarlık etti ve satın aldı. Fiyatını bize tartıp ödedi. Tartan kimseye de : “Tart ( ve ibreyi lehine) kaydır!” emretti.” [Ebu Davud, Büyû 7, ( 3336); Tirmizî, Büyû 66, (

1305); Nesaî, Büyû 54, ( 7, 284).]

Hani adet memlekete göre değişir diyorlar ya! İşte bizim ecdadımız şalvar giymiş asırlarca. Yani adeti de sünnet-i Resul’den almışlar.

TAKKE VE SARIK
Ebu Kebşe el-Enmârî anlatıyor : “Resulullah ( aleyhissalâtu vesselâm)’ın ashabının kalansuveleri geniş idi.” [Tirmizî, Libas 40, ( 1783).]

Kalansuvenin Arapça lügatlerdeki karşılığı takke, fes, başlıktır. Başa takılan takke olarak karşılık bulur. Tirmizinin naklettiği rivayetten takkenin sünnet olduğunu

anlıyoruz. Başka bir hadis-i şerifte :

“Bizimle müşrikler arasındaki fark, kalansuveler üzerindeki sarıklardır.” ( Ebu Dâvud, Libas 24, ( 4078 ); Tirmizi, Libâs 47, ( 1785).

Burada da takke ve üzerine sarılan sarık geçmektedir.

Müslim “Sahih”inde ‚Amr b. Hurays’ten şunu nakleder : “Allah Resûlünü minberde, başında siyah bir sarık varken gördüm. Sarığın iki ucunu iki omuzu arasına sarkıtmıştı.” Yine

Müslim’in Câbir b. Abdillah’tan bir rivayeti de söyledir : “Allah Resulü Mekke’ye, başında siyah bir sarık varken girdi.”

İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor : “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm başına sarık sardığı zaman, ucunu iki omuzu arasından sarkıtırdı.”
Tirmizî, Libâs 12, ( 1736).

Amr İbnu Hureys radıyallahu anh anlatıyor : “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ı gördüm, üzerinde siyah bir sarık vardı. İki ucunu omuzları arasından sarkıtmıştı.”
Müslim, Hacc 453, ( 1359); Ebu Dâvud; Libâs 24, ( 4077); Nesâî, Zînet 109, ( 8, 211).

Abdurrahman İbnu Avf radıyallahu anh : “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm bana bir sarık sardı.” ( Ebu Davut)

Zuhrî şöyle demiştir : Bana Salim, babası Abdullah ibn Umer( Radıyallahu anh)’den haber verdi ki, Peygamber ( Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur : “İhrama

giren kimse ne gömlek, ne sarık, ne şalvar, ne bornus, ne cehrî veya zağferânla boyanmış bir kumaş, ne ayakkabı giyer. Ancak iki terlik bulamayan kimse için ayakkabı giyme

ruhsatı vardır. Şöyle ki, iki terlik bulamayan kimse, ayakkabıları topukların aşağısından keser” ( buhari)

Bu hadis-i şeriften de ihramda yasaklanan sarığın normalde sarıldığını anlıyoruz.

( Abdullah b. Sa’d b. Osman’ın) babası Sa’d’dan rivayet olun­muştur; dedi ki : Buhara’da beyaz bir katıra binmiş, ( başı) üzerinde ipekli siyah sarık bulunan bir adam

gördüm. “Bunu bana Resulullah giydirdi” diyor­du. Bu ( hadis) Osman’ın rivayet ettiği lafızlarladır. ( Çünkü senedde geçen ve) ihbar ( ifâde eden “ahberenî” kelimesi)

Osman’ın rivayetinde bulun­maktadır. ( Tirmizi, tefsir sure ( 69) 2)


“… Amr bin Hureys ( RadtyaUâhü ank)’âen; Şöyle söylemiştir;
Resûlullah ( Sallallahü Aleyhi ve Sellem), başında siyah bir sarık ve sarığın uçlarını omuzlan arasına sarkıtmış vaziyette gözlerimin önündedir, sanki O’na bakıyorum.”
( İbni Mace)

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem başında siyah bir sarık olduğu halde halka hutbe okudu. ( Müslim, Hac 452–453)

İmam Nevevi’nin açıklamasına göre, Hazreti Peygamber’in birisi kısa biri­si uzun olmak üzere iki sarığı vardı. Kısa sarığı yedi zira uzun olanı da oniki zira idi. Ancak,

fazla kısa olan sarık insanın başını yeteri kadar koruyamayacağı, fazla uzunu da insana sıkıntı vereceği muhakkatır. Hazreti Peygamber’in her işte en Ölçülü ve faydalı olanı

tencih etliği düşünülür­se yedi zirahk sarığı ölçü olarak almak Hazreti Peygamber’in sünnetinin ru­huna daha uygun düşmektedir ( Aliyyü’l-Kâri, Aynu’l-ilim ve Zeynü’l – ilim.

I, 305.

Hazreti Peygamber’in sarığının ucunu omuzları arasına bir karış kadar uzattığı rivayet edildiği gibi, belinin yarısına kadar ve oturduğu zaman yere değecek kadar uzattığına

dair rivayetler de vardır ( Aliyyül-Kari, mirkat’ül. mefatih IV. 427.)

Birbirini destekleyen bunca rivayetten anlıyoruz ki, Resulüllah ( Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz ve ashabı takke takmış ve üzerine sarık sarmıştır.

CÜBBE
“… Ubâde bin es-Sâmit ( Radıyallâhü ank)’den; Şöyle demiştir :
Resûlullah ( Sallallahû Aleyhi ve Sellem) kolları dar, yünden mamul bir Rûmî cübbeyi giymiş olarak bir gün ( evden) yanımıza çıktı ve o cübbeyle bize namaz kıldırdı. Üzerinde

o cübbeden başka ( elbiseden) bir şey yoktu.” ( Sünen-i İbni Mace)

Mugîre İbni Şu’‘be radıyallahu anh şöyle dedi :
Bir gece Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ile yolculukta idim. Bana :
“– Yanında su var mı?” dedi. Ben :
Evet, diye cevap verdim. Bunun üzerine devesinden inip yürüdü ve gecenin karanlığında gözden kayboldu. Sonra geldi. Ben tulumdan eline su döktüm; yüzünü yıkadı. Üzerinde yünden

yapılmış bir cübbe vardı. Kollarını yeninden çıkaramadı da cübbenin altından çıkarmak suretiyle yıkadı ve başını mesh etti… ( Riyazü’s-Salihin)

ARAPLARIN ADETİ DEĞİL, İSLAM NİŞANI

Değerli kardeşlerimiz şimdi size vereceğimiz ayrıntıyı daha önce hiçbir yerde okumadığınıza eminiz…

Sarık, Cübbe gibi zahiri sünnetleri arap adeti diyerek bir kenara atanlara yukarıdaki delillerden sonra şöyle cevap veririz :
İbn Mes’ûd ( Radıyallahu Anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah ( Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu : “Rabbi kendisiyle konuştuğu gün, Musa’nın üzerinde yün elbise,

yünden bir külah, yün cübbe, yünden bir şalvarı vardı. Ayakkabıları ise bir eşeğin derisindendi.” ( Tirmizî rivâyet etmiştir.)

Hadisi Şeriften de anlaşılacağı üzere Musa Aleyhisselam’ın takkeli ve cübbeli olduğu vurgulanmıştır. Ancak Musa Aleyhisselam arap değildir. İsrailoğullarına gönderilmiş bir

Peygamberdir.

Aynı şekilde bu gün Yusuf Aleyhisselam’ın sarığı Topkapı Müzesinde sergilenmektedir. Yusuf Aleyhisselam da arap değildir. Her ikisi de Hazreti Yakub Aleyhisselam’ın soyundan

gelmiştir. Yusuf Aleyhisselam Peygamberlik görevini Mısır’da yapmıştır.

Tefsir-i Kebir’de Bedir savaşına yardıma gelen “alametli” melekler konusunda şöyle buyruluyor : “Nitekim hadis-i şerifte Hazreti Peygamber ( Sallallahu aleyhi ve Sellem)’in

Bedir günü “Kendinizi alâmettendiriniz. Çünkü melekler de kendilerini alâmetiendirdiler” dediği yer almıştır. İbn Abbas ( Radıyallahu Anh), “Melekler, kendilerini sarı sarıklar

sararak alâmetlendirmişler ve atlarını da nişanlamışlardı. Onlar, alın ve kuyruklarına beyaz yünler takılmış alaca atlar üzerinde idiler” demiştir.

Bütün bunlardan anlıyoruz ki bazı şeyler adet, kültür meselesi olmayıp, Allah’u Teala’nın hoşnutluğuna vesile olan veya sevdiği alametlerdendir. Demek ki bu kisve sadece bir

adet veya bölgesel kıyafet olarak değerlendirilemez.

BİR MÜSLÜMAN BU SÜNNETLERİ UYGULAMAK ZORUNDA MIDIR?
Bu kisvenin Resulüllah’ın sünneti olduğuna şüphe olmadığına göre acaba bir Müslüman bu sünnete riayet ederek cübbe giyip, sarık mı sarmalıdır? Giymediği takdirde vebali var

mıdır?

İşin fetvası şöyledir : Bir insan sünneti terk etmek ile günahkâr olmaz. Azaba değil azara layık olur.

KAFİRLERE BENZEMEMEK
Ancak konumuz olan zahiri sünnetleri, kafirlerin kisvesine bürünmek için terk etmek başka bir yönden mesuliyet yüklemektedir. Şöyle ki :
Peygamberimizin kılık ve kıyafette ölçüsü kafirlere benzememektir. O, tırnağını keserken dahi Yahudilere benzemekten uzak olmak istemiştir.
Rivâyet edildiğine göre; Peygamber Efendimiz ( sallâllâhu aleyhi ve Sellem), tırnaklarını sırasıyla keserken bir yahudi çocuğu onu görmüş ve :
“-Tırnaklarını aynı bizim gibi kesiyorsun!..” demişti.
Bunun üzerine Rasûlullâh ( Sallâllâhu aleyhi ve Sellem) tırnaklarını karışık olarak kesmeye başladı. ( Gazalî, İhyâ-u Ulûmiddin)

Allahu Teaşa bir ayeti kerimesinde :
“Zalimlere azıcık meyletmeyin ; sonra size ateş dokunur.Sizin Allah’tan başka dostlarınızı yoktur.Sonra yardım da olunmazsınız.”( Hud 113)

Bahru’l Ulum’da bu ayetin tefsirinde şu açıklamalar var ; “Zalimlere en ufak şekilde meyletmeyin.Azıcık meyl, onlara benzemek,süsleriyle süslenmek,tazim ile onlardan

bahsetmek,onlarla birlikte oturmak.Onlarla sohbet etmek,arkadaşlık kurmak,süslerine,mallarına göz uzatmak,yaptıkları işten memnun olmak gibi şeylerdir.”

Resulullah ( Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu : “Kıyamet günü olunca bir münadi şöyle çağıracaktır : Zalimler nerede? Zalimlerin yardımcıları nerede ?

Zalimlere benzeyenler nerede? Hepsi ateşten bir tabutta toplanacaklar. Mahlukatın ortasında hepsi cehenneme sevk edilecekler.”

Useym b. Küleyb ( Radıyallahu anh)nun, dedesinden rivayetine göre Resûlullah ( Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz, Müslüman oldum diyene :
“Kâfirlik alâmeti olan saçını kes ve sünnet ol” buyurmuştur. ( Ebu Davud, Taharet : 131, Taberani, el-Mucemu’l-Kebir, 19/14, No : 20)
Genellikle kâfirler, her beldede kendilerine mahsus saç şekli tespit etmişler, moda ortaya koymuşlardır. Zaman zaman traş olsalar bile, o hususi kısma dokunmazlar. Bu, bir

nevi onların dinlerinin, inançlarının bir gereğidir, milliyet sembolüdür. Şu halde böylesi bir kısım saç, İslâm’la küfür arasında bir alamet-i farika olmaktadır. İşte Resûlullah

( Sallallahu Aleyhi ve Sellem) efendimiz kâfirliğin alameti olan bu saçın kesilmesini emretmiştir.
Abdullah b. Ömer ( Radıyallahu anh) den rivayete göre Resûlullah ( Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz :
“Kim bir millete benzemeye çalışırsa, o da onlardandır,” ( Ebu Davud Libas : 5) buyurmuşlardır.

“Bizden başkasına benzemeye çalışanlar bizden değildir. Yahudilere ve hıristiyanlara benzemeyiniz…” buyurmuşlardır. ( Tirmizi, İsti’zan : 7)

Özellikle bu iki hadis-i şerif çok önemli psiko-sosyal gerçeklere işaret eder. Şekli benzeşmenin sonuçta itikadı benzeşmeye götüreceğini anlatır. Mağluplar, galipleri taklid

etme psikolojisini yaşarlar. İnsan ancak sevdiğini, takdir ettiğini ve büyük gördüğünü taklit eder. Şekli taklit, itikadi taklide götürür.
Benzemenin vaki olduğu en önemli yerlerden birisi de, hiç şüphe yok ki giyim-kuşamdır. Hazreti Ali ( Radıyallahu Anh)’dan rivayete göre Resûlullah ( Sallallahu Aleyhi ve

Sellem) Efendimiz :
“Rahiplerin elbiseleri gibi, gayrimüslimlere mahsus elbiseler giymekten sakının. Kim onların şekillerine bürünür ve onlara benzemek isterse benden değildir” ( Taberani, el-

Mucemü’l-evsat, 4/541, No : 3921) buyurmuşlardır.

Görüldüğü gibi kafirlere meyletmek, onlara benzemek zemmedilen ve azarı gerektiren su-i ameldendir.

Bakınız mesela kafirler Müslümanlara zahiren benzemeyi, İslama girmek ile eş değer tutarlar. İstisnalar kaideyi bozmaz, siz hiç Müslümanların bıraktığı gibi sakal bırakan,

takke takan, sarık saran bir gavura rastlamamışsınızdır. Eğer rastladıysanız bir elin parmağını geçmez. Yani milletçe Müslümanlara benzemeye çalışan bir Hıristiyan topluluğu

göremezsiniz. Çünkü onlar Müslümanların kisvesine bürünmeyi, İslam ile eşdeğer tutarlar.

Gelin görün ki bizler dinimizin verdiği bu şuurdan uzaklaştık ve kâfirlerden zahiren bir farkımız kalmadı.

( Bazıları Yahudiler de sakal bırakıyor, o halde sakalı keseceğiz mi? Diyorlar. Hayır, Müslüman’ın sakalı ve bıyığı hadisi şerifte bildirildiği üzere olmalıdır.

“Sakallarınızı uzatınız, bıyıklarınızı kısaltınız”. Biz sakalı uzatır ancak etrafını yani yanak ve boğaz kısmını temizleriz, Bıyığımızı da kısaltırız. Görüntü itibariyle büyük

fark ortaya çıkar)

SÜNNETİ İHYA ETMEK FAZİLET VE SEVAPTIR
Öncelikle şu hadis-i şerifi sizler ile paylaşalım :
“Ümmetim fesada düştüğü bir zamanda Sünnet-i seniye’me sarılanlara yüz şehit sevabı vardır.” ( Beyhakî)

“Ümmetimin fesada düştüğü zaman sünnetime sarılan kişiye şehit sevabı vardır”( 1. Taberanî, el-Mucemu’l-Evsat, 5/315; Münavî, Feyzu’l-Kadir, 6/261. Bu zaman diliminde sünnete

sarılanlara yüz şehid sevabının verileceğini bildiren bir rivayet de söz konusudur. Bkz. Ebu Bekr el-Beyhakî, Kitabu’z-Zuhdi’l-Kebîr, Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 1995,

2/118.9)

Bu hadisi şerifleri bazı alimler Peygamberin sünnetine topyekün sarılmanın, ona her yönden ittiba etmenin yüz şehit sevabına kavuşturacağı hükmüne varmışlardır. Resulüllah’a

ittiba da altı cihetten olur. Fiilen, kavlen, zahiren, batınen, amelen, itikaden…

İşte bu noktada bir Müslüman’ın Peygamberimizin kisvesine bürünmesinden daha doğal bir şey olamaz.

Bakınız İmam-ı Rabbani hazretleri 114. mektubunda ne buyuruyor :
“Allah Subhanehü bizi, bizim gibi müflisleri, acizleri ve kötürümleri öncekilerin ve sonrakilerin Efendisi’ne ( Sallallah Alehi ve Sellem) tabi olma konusunda bizleri

istikamet sahibi kılsın.
Razı olunan bu mutabaatın bir zerresi tüm dünya zevklerinden ve ahiret nimetlerinden, nice mertebelerce daha değerlidir. Fazilet O’nun sünnetine tabi olmaya ve meziyet O’nun

şeriatını tatbik etmeye bağlıdır.
Mesela O’na tabi olma amacıyla gerçekleştirilen bir öğleden sonra uykusu ( kaylule), O’na tabi olma amacıyla güdülmeksizin binlerce geceni ihya edilmesinden daha faziletlidir.”

İmam-ı Rabbani ( Kuddise Sirrahu) Hazretleri bizlere ölçüyü veriyor. Önemli olan Resulüllahın sünnetini, O’na tabi olmak maksadıyla yaşamaktır.

ELİMİZDEN GELDİĞİ KADAR İTTİBA ETMELİYİZ
Biz Müslümanlar, Sevgili Peygamberimize elimizden geldiği kadar ittiba etmeliyiz. Onun ahlakı ile ahlaklanmalı, adeti ile adetlenmelidir. O, kendisi taklit edilmeye en layık

olandır. Herkesin bir idol bularak saçını, giyinişini, konuşmasını, yürüyüşünü taklit ettiği şu dünyada bizler de biricik Peygamberimiz taklit etmeliyiz.

Eğer adet ise, biz Resulüllah’ın âdetine uymalı, kâfirlerin adetlerinden kaçınmalıyız. Her Müslüman birbirini bu yönde teşvik etmelidir. Eğer yapamıyor ise, yapanların önüne

set olmamalı. Kendi eksikliğini örtmek için, sünneti Resul’den insanları uzaklaştırmaya çalışmamalıdır.

SEVGİ VE MUHABBET MESELESİ
Her türlü ahlaksızlığın yaygınlaştığı, kafirlere benzemenin takdir edilip, Peygambere benzemenin ayıplandığı şu zamanda Peygamberimize her cihetten ittiba etmek, sevgi ve

muhabbet meselesidir. Kişi vardır, Peygamberimizin yemeğe elini yıkayarak, Allah’ın adı ile, sağ el ve tuz ile başlamasını uygular. Kimisi de vardır paldır küldür dalar.

Anlatmak istediğimiz şudur ki, şu fitne zamanda bir insan Peygamberine olan muhabbetinden, ona olan aşkından ve sevap amacı ile sarık, cübbe, şalvar gibi zahiri sünnetleri

yaşıyor, Peygamberine benziyor veya benzemeye çalışıyor ise onu takdir etmek gerekir.

Bazıları böyle Müslümanların hevesini kırmak için “Cübbe giymekle iş bitmiyor, sarık sarmakla iş bitmiyor” diyor. Sanki sarığı saran kişi “iş bitti” mi diyor ki böyle bir

hezeyanda bulunuyorlar. Onlara : “Peygamberimize benzemekle iş bitmiyor da Kâfirlere benzemekle iş bitiyor mu?” diye sormak gerekiyor…

Maalesef bu gün kafirler değil Müslüman geçinenler insanları bu sünnetlerden uzaklaştırmaya çalışıyor. Çok şükredelim ki bizler bu nimetlerin içindeyiz…

--------------------

Çarşaf, sarık giymek, sakal bırakmak Hakkinda sorular Cevaplar

Sual : Âdetle ilgili sünnetleri yapmamak günah mı?
CEVAP
Sünnetler, âdetlerle ilgili olup olmama bakımından ikiye ayrılır :
Sünnet-i hüdâ, ezan ve ikamet okumak gibi, İslam dininin şiarıdır. Başka dinlerde yoktur.

Sünnet-i zaide, çoğul olarak sünnet-i zevaid denir. Resulullahın kılık kıyafeti, elbise giyiş şekli, yemek yiyiş tarzı, yürüyüşü, yatışı, vasıtaya binişi, bir işe sağdan veya

soldan başlaması, saç şekli, sarık sarma şekli gibi âdetleridir. ( Hadika)

Resulullahın âdetlerle ilgili sünnetlerine uymak da büyük şeref ve çok sevaptır. Ama yapmamak günah hatta mekruh değildir. Mesela Peygamber efendimiz deveye binerdi. Deveye

binmemek günah veya mekruh bile değildir. Arapların âdeti olarak mübarek topuklarına kadar uzun gömlek [entari] giyerdi. ( İbni Asakir)

Bugün Arap denilen insanların çoğu entari giymektedir. Türkiye’de ise âdet olmadığı için erkekler entari giymemektedir. Sünnet-i zaide olduğu için entari giymemek günah ve

mekruh değildir. Sarıkla gezmek de âdeti idi. Kâfirleri de sarıklı idi. Hadis-i şerifte, ( Sarık Arapların tacıdır) buyuruldu. ( Beyheki)

Sakal da âdete ait sünnetlerdendir. Kâfirlerden de sakallı olanlar var idi. Buhari, Müslim, Nesai, Ebu Davud, Tirmizi’nin rivayet ettiği ( Sünnet olan on şeyden biri sakal

bırakmaktır) hadis-i şerifi sakalın sünnet olduğunu açıkça bildirmektedir. Sakalın bir tutamdan fazlasını kesmek sünnettir. Bir tutamdan kısa bırakmak, sünnete aykırıdır. Sünnet

diye bir tutamdan kısa sakal bırakmak bid’attir. Böyle bid’at sakalı, haram işlemekten kurtarmak için, bir tutam uzatmak vaciptir [yani farzdır.] ( Redd-ül Muhtar)

Bahr-ür-raık’da, ( Erkeklerin sarkan saçlarını büküp fitil yapmaları mekruh olur. Çünkü, fitil yapmak, bazı kâfirlere benzemek olur) buyuruldu. Demek ki kâfirlerin âdetlerine

benzediği için yasaklanan şeyi yapmak bile haram değil, mekruh oluyor. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki :
( Müşriklere benzemeyin, bıyığınızı kısaltın, sakalınızı bırakın.) [Nesai]

( Mecusiler bıyıklarını uzatır, sakallarını kısaltır. Onlara muhalefet edin, bıyıklarınızı kısaltın, sakalınızı uzatın!) [İ. Hibban]

( Namazı nalın ile kılın ki Yahudilere benzemeyin!) [Hakim]

( Nalını olmayan, mest giysin!), Müslim] [Nalın, terliğe benzer ayakkabı]

Bahr-ür-raık’ın ifadesine göre, bu hadis-i şerifler, sakal kazımanın ve çıplak ayakla namaz kılmanın mekruh olduğunu bildiriyor. Yine hadis-i şeriflerde buyuruldu ki :
( Yahudi ve Hristiyanlar sakal boyamaz. Onlara benzemeyin, boyayın!) [Müslim]

( Saçlarınızı kırmızı veya sarıya boyayın, ehl-i kitaba muhalefet edin!) [İ.Ahmed]

Eshab-ı kiramın kimi boyadı, kimi boyamadı. Çünkü, bu âdetteki emre ve yasağa uymak vacip değildir. Burada, o şehrin âdetine uyulur. ( Hadika)

Eshab-ı kiram sakal kazımazdı. Çünkü, o zaman, sakal uzatmak Arapların âdeti idi. Ebu Cehil gibi birçok kâfir sakallı idi. [Eğer sakal ve sarık, âdete ait sünnet olmayıp,

sünnet-i hüdâ, yani İslamın şiarı olsaydı, müşrikler müslümanlara benzememek için, hemen sarıklarını çıkarır ve sakallarını keserlerdi.]
Sünnet olan sakala kıymet vermeyen kâfir olur. Yüzünü, kadın gibi parlak yapmak, kadınlara benzemek için sakal kazıtmak haramdır. Kadınlara benzemeyi düşünmeyip, genç ve güzel

görünmek için sakal kazımak mekruhtur. ( K. Saadet)

Zevaid sünnetlerin açıklanması
Yukarıdaki yazımızda sakal bırakmanın zevaid sünnet olduğunu bildirmiştik. Hadis-i şerif ve fıkıh kitapları sakal bırakmanın sünnet olduğunu bildirirken, vacip veya İbni Teymiye

gibi farz diyen, sünnete ve cumhuru ulemaya karşı gelmiş olur. Kâfirlere veya kadınlara benzemek için sakalı bir tutamdan kısa yapmak veya kazımak haramdır. Benzemek niyeti

olmayıp, memleketin âdetine uymak için olursa, mekruh olur. Kısa sakala sünnet demek bid’at olur. Sünnete önem vermezse, kâfir olur. Sünneti bir özür ile terk etmek caizdir.

Peygamber efendimiz papaz ayakkabısı giymiştir. ( Redd-ül Muhtar, Mevâhib)

Peygamber efendimiz, uzun entari giymiş, şalvar ve pantolon giymemiştir. Şalvar giymek âdette bid’attir. Âdette bid’at olan şeyi yapmak günah değildir. Uçağa binmek de âdette

bid’attir, günah değildir. Bunun için âdet olan yerlerde, kâfirlerden gelmiş olsa bile, kadınların çarşaf ve erkeklerin pantolon ve şalvar giymeleri günah olmaz. Peygamber

efendimiz, bazen Rum, bazen Arap elbisesi giyerdi. Tirmizi’nin bildirdiği hadis-i şerifte, kolları dar, Rum cübbesi giyerdi. ( Mevâhib-i ledünniyye)

Bazı kimseler, nakli esas almadan, sakal kazımak kâfirlere benzeyeceği için haramdır diyorlar. Bu yanlıştır. Çünkü ( Bir kavme benzeyen onlardandır) hadis-i şerifindeki

benzemek, ibadetlerde benzemektir. Kılık kıyafetle ilgili şeyler âdettir. Çirkin olmayan âdetlerde kâfirlere benzemek günah olmaz. İbadette kâfirlere benzemek bazı yerlerde

mekruh, bazı yerlerde haram, bazı yerlerde küfür olur. Mesela haç takan kâfir olur. Fakat kâfir gömleği giymek, saç uzatmak, uçağa binmek, masada yemek yemek, çatal kaşık

kullanmak günah olmaz. Çünkü burada âdetteki sünnetlere uyulmamış olur.

Zevaid sünnetleri yapmamak günah olmaz ise de, bunu değiştirip, adına sünnet demek bid’at olur. Mesela hiç sarık sarmayan, sarıkla gezmeyen kimse günah işlemiş olmaz. Fakat

sünnet diye, sarığın iki ucundan birini sağ omuza, diğer ucunu da sol omuza veya öne sarkıtmak veya Sünnet diye çenede sakal bırakmak yahut kısa sakal bırakmak da bid’at olur.

( Müşriklere benzememek için sakalınızı uzatın) hadis-i şerifi var diye, sakal bırakmayana, müşrik denmez. Mubah olan âdetlerde kâfirlere benzemekte mahzur yoktur. ( Hadika)

Sünneti zevaidi de beğenmeyen ve alay eden kâfir olur. Mesela bir kimse, ( Peygamberimiz, kadınlar gibi entari giyermiş) diyerek alay etse, imanı gider. Yahut sakalı beğenmeyen

veya sünnete uygun sakalı olana çember sakallı diyen kâfir olur. Çünkü Peygamber efendimizin yaptığı işleri yani sünnetini, beğenmemiş olur. Halbuki Allahü teâlânın bütün

insanların en üstünü olarak yarattığı ve âlemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamberini beğenmemek, Allah’ı beğenmemek olur. ( Niye böyle Peygamber gönderdin) demek olur.

Allah’ı da, Resulünü de beğenmeyenin kâfir olacağı pek açıktır.

Ahir zamanda müslümanların fitneye sebep olmamak için dinlerinin gereklerini gizli olarak yapmaları emredilmiştir. Bunun için dar-ül-harbde veya zulüm görmemek, nafakadan

olmamak, emr-i maruf yapabilmek, müslümanlara ve İslamiyet’e hizmet edebilmek, dinini, namusunu koruyabilmek için sakalını kazımak caiz, hatta lazımdır.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki :
( Peygamber efendimizin böyle âdet olarak yaptığı şeyleri yapmamak bid'at değildir. Bunları yapıp yapmamak, ülkelerin ve insanların âdetlerine bağlı olup, dini hükümler

değildir. Her ülkenin âdeti başka başkadır. Hatta bir ülkenin âdeti zamanla değişir. Bununla beraber, âdete bağlı şeylerde de, Resulullaha uymak, dünya ve ahirette insana çok

şey kazandırır ve çeşitli saadetlere yol açar.)

Sakal kazımak ve fitne
Sual : Dine hizmet için, fitneyi önlemek sakalı kazımak caiz deniyor. Bazıları da lazım diyor. Caiz dense bile, lazım demek, nasıl caiz olur?
CEVAP
Fitne nedir? İmam-ı Birgivi, Muhammed Hadimi ve Abdulgani Nablüsi hazretleri, fitneyi, ( Müslümanlar arasında bölücülük yapmak, onları sıkıntıya, zarara, günaha sokmak,

insanları isyana kışkırtmaktır) diye tarif ediyorlar. Fitneye sebep olmak haramdır. Sakal bırakmak sünnettir. Harama sebep olmak haramdır. Haram işlememek için sünnet elbette

terk edilir. Çünkü dinimizin emri böyledir. Vatani vazife için askere giderken bir çok sebep yüzünden saç ve sakal kesme zorunluluğu vardır. Kesmeyen ne olur? Ceza görür, bir

zarara uğrar. Askerde, er, subay veya memur olarak görev yapsa oranın tüzüğüne uymadığı için elbette cezalandırılır. En az işinden ayrılır ki bu da bir zarardır. Yukarıdaki

tarifte, zarara uğramanın da fitne olduğu bildiriliyor. Fitneye sebep olmamak için sünneti terk etmek sadece caiz olmakla kalmaz. Vacib, hatta farz olur.

Yaşanmış bir olay :
Sakallı cahil bir hoca, namaz kılan bir subaya, alaylı bir eda ile, ( Niçin sakal bırakmıyorsun? Yoksa rızkından mı korkuyorsun? Allah başka yerden de sana rızk verir) diyor.

Subay, ( Rızkımdan korkmuyorum. Vatan, namus, din müdafaası için farz olan ilimlere çalışıyor, kâfirlerden, din ve vatan düşmanlarından üstün olma sebeplerini araştırıyorum.

Din ve vatan düşmanlarının gelip, senin sakallarını yolmaması için sakal bırakmıyorum) diyor.

Evlenmek de sünnettir. Bu sünneti de terk eden günah işlemiş olmaz. ( Evlenmeyen bizden değildir) hadis-i şerifi, evlenmeyenin kâfir olacağını göstermez. Evlenmeyen sünnete

uymamış olur. Evlenmek sünnetine veya sakal sünnetine uymayan günah işlemiş olmaz. Mezhepsiz Yusuf Kardavi bile sakal konusunda Ehl-i sünnete uygun yazarak diyor ki : İbni

Teymiye, ( Müşriklere muhalefet edin, sakalınızı uzatın) hadisi sakal kazımanın haram olduğunu gösteriyor, dedi. Feth’de, Iyâddan alarak, mekruhtur, denildi. Mubah diyenler de

oldu. Doğrusu, hadis, sakal uzatmanın vacib olduğunu göstermiyor. ( Yahudi ve Nasara, sakal boyamaz. Siz onlara muhalefet edip boyayınız) hadisine bakarak, sakal boyamanın

vacib olduğunu söyleyen âlim olmadı. Bu hadis, müstehab olduğunu göstermektedir. Selef-i salihin zamanında sakal uzatmak âdet idi. ( El-halal vel-haram)

Sakala kıymet vermeyen kâfir olur. Yüzünü, kadın gibi parlak yapmak, kadınlara benzemek için sakal kazıtmak, çeneyi kazıyıp, yanaklar üzerinde uzatmak haramdır. Çünkü,

erkeklerin kadınlara ve kadınların erkeklere benzemeleri haramdır. Kadınlara benzemeyi düşünmeyip, genç ve güzel görünmek için sakal kazımanın mekruh olduğu, Kimyâ-i saadet’te

yazılıdır. Tekrar ediyoruz : Sünnet ile haram veya mekruh bir araya gelince haram veya mekruh işlememek için sünnet terk edilir.

Sual : Tercüme bir kitapta, sarığın ucunu sarkıtmanın Yahudi âdeti olduğu bildirilmektedir. Sarığın ucunu sarkıtmak, sünnet değil midir?
CEVAP
Kitabı tercüme eden bu kişi, dört mezhepte de haram olan bir hususa helal diyen, İbni Teymiyeci bir bid’at ehlidir. Kendi sözü muteber olmadığı gibi, tercümelerine de itimat

edilmez. Resulullah efendimizin, sarık sardığı zaman ucunu iki küreği arasına uzattığı Sahih-i Müslimde bildirilmektedir. Sarığın ucunu, arkaya değil de, sağa, sola veya öne

uzatmak sünneti değiştirmek olacağından bid’attir.

İslam âlimlerinin en büyüklerinden imam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki :
( Bazı âlimler, sarığın ucunu sol omuz üzerine sarkıtmanın güzel olacağını söylüyor. Halbuki iki kürek arasına sarkıtmak sünnettir. Sol omuz üzerine sarkıtmak bid’at olur. Bu

bid’atin de sünneti açıkça yok ettiği meydandadır.) [c.1, m.186]

Peygamber efendimiz, peygamberliği bildirilmeden önce de, diğer Arablar gibi sarık sarardı. Yani sarık, kıyafet şeklidir. Buna ( Sünnet-i zevaid) denir. Sünnet-i zevaidi hiç

yapmamak günah olmaz. Fakat bunu değiştirip adına sünnet demek bid’at olur. Mesela hiç sarık sarmayan kimse günah işlemiş olmaz. Fakat sünnet diye, sarığın iki ucundan birini

sağ omuza, diğerini de sol omuza sarkıtmak bid’at olur. Hadis-i şerifte ise, ( Her bid’at sapıklıktır) buyurulmuştur. ( M. Ledünniyye)

Sakal bırakmak da sarık sarmak gibi sünnet-i zevaiddir. Sünnet diye yalnız çenede sakal bırakmak sünneti değiştirmek olur, bid’at ve haram olur. Halbuki herhangi bir özürle

sakal bırakmamak günah olmaz. Fakat sünnet diye, sünneti değiştirmek günah olur. Dinimizin her emrini değiştirmek böyle bid’at olur. Emri değiştirip yanlış yapmak, hiç

yapmamaktan daha kötüdür. Bir kimse, namaz böyle kılınır diyerek çeşitli jimnastik hareketlerinde bulunsa, namaz kılmamaktan daha büyük günâh işlemiş olur. Dinin her emrini

değiştirmek, yapmamaktan daha büyük felaket olur. ( Hadika, Berika, Hâşiye-i Tebyin)

Şimdiki sarıklar
Sual : Din kitaplarında, ( Resulullah, beyaz, bazen siyah tülbendi başına sarık olarak sarıp, ucunu bir iki karış kadar iki omuzu arasına sarkıtırdı. Sarığı 3,5 metre kadar

uzundu. Sarığını takkesiz sarar, bazen sarıksız takke giyerdi) deniyor. Cüppesinin de önü kapalı olduğu bildiriliyor. Fakat bugünkü camilerde sarıkların ucu yok. Cüppeler de

düğmesiz. Bunlar bid’at olmuyor mu?
CEVAP
Sarığın ucunu iki kürek arasına sarkıtmak sünnettir. Ama Resulullah efendimizin ucu olmayan sarık kullandığı rivayeti de olduğu için, şimdiki sarıklara bid’at denmez. Evla olanı

iki omuz arasına 1 - 2 karış uzatmaktır. Cüppenin, ceketin önünü iliklemek daha uygun olur. Düğmesiz olana bid’at denmez.

Taylasansız sarıklar
Sual : Sarığın arkaya sarkıtılan ucuna taylasan deniyor. Türkiye’de imamların sarıkları taylasansızdır. Bunlar bid’at mi oluyor?
CEVAP
Resulullah efendimiz, taylasanı olmayan kalensüve [başlık, takke] de giydiği gibi, sarığının altına da kalensüve giyerdi. Yemen malı takke de giyerdi. ( İbni Asâkir)

Bunun için bugünkü imamların sarıklarına bid’at dememeli. Evla olanı ise, sarığın ucunu iki karış kadar iki küreğin arasına sarkıtmaktır. Birkaç hadis-i şerif :
( Sarığın ucunu sırtınıza doğru sarkıtın!) [Taberânî]

( Sarığınızın ucunu sarkıtın, çünkü şeytan sarkıtmaz. Böyle sarıkla kılınan iki rekât namaz, sarıksız kılınan yetmiş rekâttan efdaldir.) [Berika]

Resulullah, sarığının ucunu iki küreği arasına sarkıtırdı. ( Tirmizî, Taberânî)

Resulullah'ın, siyah sarık giydiği ve ucunu iki omuzları arasına sarkıttığı da olmuştur. ( Müslim)

Nâfi, Abdullah ibni Ömer hazretlerinin sarığını kürek kemikleri arasına sarkıttığını söylerdi. ( Tirmizî)

Hazret-i Hüseyin’in torunu Muhammed bin Ali bildiriyor ki : Cabir bin Abdullah sarığının ucunu arkaya uzatmıştı. Bize imam olup, namaz kıldırdı. ( Müslim, Ebu Davud)

Resulullah efendimiz, ekseriya beyaz, bazen siyah tülbendi sarık olarak sarıp, ucunu iki omuzu arasına sarkıtırdı. Sarığını takkesiz sarar, bazen sarıksız fitilli takke giyerdi.

( H.L.O. İman)

İmam-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki : Sarığın ucunu sol omuz üzerine sarkıtmak bid’at, iki kürek arasına sarkıtmak sünnettir. ( 1/186)

Sarıkta, bu sünnete dikkat etmelidir.

Takke ve sarık
Sual : ( Başı açık namaz kılmak, takkeyle kılmaktan daha iyidir, çünkü takke Yahudi âdeti) deniyor. Takkeyle namaz kılmak sünnet değil midir?
CEVAP
Takke, Yahudi âdeti değildir. Namazda başı örtmek sünnettir. Takkeyle, bu sünnet yerine gelir. Sarık sarılırsa, ayrıca müstehab sevabı da kazanılmış olur. Takkeyle namaz kılmak,

sarıkla kılınan kadar sevab olmaz. Bunun için evde, takkeye bir tülbent sararak, yani sarık haline getirerek namaz kılmak daha çok sevab olur.

Eshab-ı kiram, ( Resulullah sarıksız takke de giyerdi) buyuruyor. ( İbni Asakir)

Resulullah ekseriya beyaz, bazen siyah tülbendi başına sarık olarak sarıp, ucunu bir karış kadar iki omuzu arasına sarkıtırdı. Sarığını takkesiz sarar, bazen sarıksız fitilli

takke giyerdi. ( H.L.O. İman)

Her cilbab çarşaf değildir
Sual : Bazıları Kur’anda geçen cilbab kelimesine çarşaf diyorlar ve çarşaftan başka örtünün caiz olmadığını, çarşafla örtünmenin farz olduğunu söylüyorlar. Çarşaf Hristiyan

rahibe kıyafeti değil midir? Çarşaf giyen onlara benzemiş olmaz mı? Çarşaf giymek bid’at değil midir?
CEVAP
Onların bilmediği önemli bir incelik var. O da şudur :
Çarşaf bir cilbabdır, ama her cilbab çarşaf değildir.
Her cilbabın çarşaf olduğunu bildiren hiçbir İslam âlimi yoktur.

Çarşaf giymeye farz diyenlerin görüşleri indidir, asla ilmi değildir. Hiç bir muteber fıkıh ve tefsir kitaplarından delilleri yoktur. Kıymetli din kitaplarında buyuruluyor ki :

Kadınların vücut hatlarının belli olmayacak herhangi bir elbise ile örtünmesi farzdır. Dinimiz kapanmayı emretti, ama belli bir örtü şekli bildirmedi. ( Dürer-ül-mültekıte)

Ahzab suresinde bildirilen cilbab, erkeğin de, kadının da giydiği bir elbise, bir gömlektir.

Zevacir ve Berika’daki iki hadis-i şerifin meali şöyledir :
( Haya cilbabını [örtüsünü] çıkaranın [aleyhinde] söz etmek gıybet olmaz.) [Beyheki]

( Cilbabı [gömleği] haram olan erkeğin namazı kabul olmaz.) [Bezzar]

Bu hadis-i şeriflerde de, cilbabın bir örtü olduğu açıkça görülmektedir.

Cilbabın dış örtü, dış kıyafet olduğu tefsirlerde de yazılıdır :
Cilbab, hımarın [tülbendin] üstüne örtülen ve göğse kadar inerek gömleğin ceybini [yakasını] boynu örten baş örtüsüdür. [Buna atkı da denir.] ( Ebussüud tefsiri)

Cilbab, tek parça örtüdür. ( Celaleyn)

Cilbab, göğse kadar inen baş örtüsüdür. ( Ruh-ul-beyan)

Cilbab, milhafedir. ( Beydavi)

Cilbab, hımardan büyük örtü veya vücudunu örten dış elbise. ( Kurtubi)

Cilbab, bedeni baştan aşağı örten çarşaf, ferace, çar gibi dış giysi. ( Elmalılı)

Cilbab, dışa giyilen örtü. ( Tibyan, A. Fikri Yavuz ve Hasan Basri Çantay’ın meali)

Cilbab, milhafe, entari veya hımar. ( El-Envar)
[Milhafe; dış örtü ki buna ferace de denir.]

Cilbab, feracedir. ( Ö. Nasuhi Bilmen tefsiri)

Nur suresinde, ( Kadınlar, hımarlarını [başörtülerini] yakalarına örtsünler) buyuruluyor. Eğer cilbab çarşaf demek olsaydı, hımar denmezdi. Fıkıh kitaplarında cilbab dış örtü

diyor. Bir örnek :
Hanıma verilmesi vacip olan nafaka, yemek, kisve [elbise] ve meskendir. Kisve [elbise] ise, hımar ve milhafedir. ( Bahr) [Milhafe; dış örtüdür, hımar ise başörtüsüdür.]

Tefsir, hadis ve fıkıhta cilbab dış örtüdür.

Çarşafa bid’at denmez, çünkü âdetteki değişiklik bid’at olmaz. Şalvar ve pantolon da böyledir. Otomobil uçak da böyledir. Bunlara itiraz etmeyip de, cilbaba çarşaf diye takılmak

normal değildir.

Bıyık kazımak
Sual : Sünnete uygun olan bıyığı mazeretsiz kazımanın hükmü nedir?
CEVAP
Bid’attir. ( S. Ebediyye)

Kirli sakal
Sual : Sünnete uygun sakal bıraksam, fitneye sebep olur. Kirli sakal bıraksam o da bid’at oluyor. Ama ben kirli sakalı çok seviyorum, bana da yakışıyor. Sünnet niyeti ile değil

de âdet olduğu için kirli sakal bırakmamın sakıncası olur mu?
CEVAP
Âdet olduğu için de olsa, top sakal, keçi sakalı ve kirli sakal tabir edilen sakal biçimleri mekruh olur. Hele sünnet diye bırakılırsa bid’at ve haram olur.
Kirli sakal tabiri hoş. En azından sünnet olmadığı, temiz olmadığı anlaşılıyor.

Kirli sakal
Sual : Sünnete uygun olmadığı için, Vehhabiler gibi çenede sakal bırakana, keçi sakallı demek, mezhepsizler gibi bid’at sakal bırakana, kirli sakallı demek günah mıdır?
CEVAP
Hayır, günah olmaz. Asıl sünnete uygun olmayan sakala, sakal diye iltifat etmek günah olur. Bid’at sakallı, kirli sakallı demek caizdir. Sünnet olan sakalı hafife almak, mesela

çember sakallı diye alay etmek haramdır, hatta küfür olur.

“Hiç yoktan iyi” demek
Sual : Bir iş tam yapılamasa da, bir kısmı yapılsa daha iyi olmaz mı? Mesela sünnet üzere sakal bırakmayan, az da olsa kirli sakal bıraksa daha iyi olmaz mı?
CEVAP
Birinci soru, günahlar için, kötü huylar için doğrudur. Günahın ne kadarı terk edilirse o kadar iyidir. Ama verilen örnek yanlıştır. Bir başkası da, ( Abdestsiz namaz kılmak

hiç kılmamaktan iyi değil mi?) diye sormuştu. Namaz kılmamak günahtır, abdestsiz kılmak ise daha büyük günahtır. Hattâ namazla alay olacağı için küfürdür.

Bu da ona benziyor. Sakal bırakmayan sünnet sevabından mahrum kalır. Sünnete uymak için kirli sakal bırakınca, bid’at işlenmiş olur, yani haram olur. Haram için ( Daha iyidir)

denmez.

Kirli sakal bırakmak
Sual : Bildiğiniz gibi, Ahmet Mekki efendi hazretlerinin sakalı sünnete uygunken, sakalıyla alay edenler olduğu için sakalını kısaltmıştı. Benim de sünnete uygun sakalım vardı.

Benim sakalımla da alay edenler oldu. Temelli kessem sakalını kazıttı diye söyleyenler çıkacağı için, mecburen kısalttım. Bu sefer de, ( Böyle sakal bid’attır, haram

işliyorsun) diyorlar. Acaba kısa sakalı sünnet niyetiyle değil de, bir özürden dolayı bıraktığım için bid’at işlemekten kurtuluyor muyum?
CEVAP
Evet, sünnet niyetiyle bırakılmazsa bid’at olmaz. Ahmet Mekki Efendi hazretleri, tanınmış müftü idi. Sakalını kesmesi elbette uygun görülmezdi. Alay edilmemesi için de,

kısaltmak zorunda kalmıştı. Bunu sünnet diye bırakmıyordu. Siz de sünnet diye bırakmazsanız bid’at ve haram olmaz. Seadet-i Ebediyye’de, ( Kâfirlere veya kadınlara benzemek

için sakalı bir tutamdan kısa yapmak veya tamamen kazımak haramdır. Benzemek niyeti olmayıp, memleketin âdetine uymak için olursa, mekruh olur) deniyor. Demek ki, sünnet

denmezse haram olmuyor, mekruh oluyor. Bid’at sakal için, sünneti ifa ediyorum denmezse, haram olmadığı açıkça bildiriliyor.

İslam Ahlakı kitabında da, ( Dar-ül-harbde bulunan veya zulüm görmemek, nafakadan olmamak yahut emr-i maruf yapabilmek, müslümanlara ve İslamiyet’e hizmet edebilmek, dinini,

namusunu koruyabilmek için sakalını kazımak caiz hatta lazım olur. Özürsüz olarak kısaltmak ve kazımak mekruh olur) deniyor. Buradan da bir özürle kısaltmanın veya kazımanın

caiz olduğu anlaşılıyor.

Sünnet olmayan bir şeyi sünnet diye işlemek bid’attir. Mesela Aşûre günü, sünnet sanarak aşûre pişirmek bid’attir. Sünnet olmadığını bilerek, o gün bir tatlı yapmak niyetiyle

aşûre pişirmek bid’at olmaz. Bu inceliği iyi anlamak lazımdır.

Sakalın ölçüsü
Sual : Sakalın uzunluğunun ölçüsü nedir? Dudaktan itibaren mi, yoksa çeneden itibaren mi bir tutamdır? S. Ebediyye’de iki kavil olduğu söyleniyor. Böyle bir şey var mı?
CEVAP
Sakalın uzunluğunun ölçüsü, alt dudaktan itibaren bir tutamdır. İki ayrı kavil yoktur. S. Ebediyye’de deniyor ki :

Sakalı sünnete uygun olmayan [yani çenedeki ile birlikte bir tutam uzun olmayan] kimse, bidat sahibi olur. ( Cemaatle namaz bahsi)

Sakalın [çenedeki ile birlikte] bir tutamdan kısa olmasına hiçbir âlim mubah dememiştir. Bir tutam, dört parmak genişliğidir. Çeneyi alt dudak kenarından avuçlayarak ölçülür. (

Cuma namazı bahsi)

Sakalın, çenedeki ile birlikte bir tutamdan fazlasını kesmek vacibdir. ( Kaza namazı bahsi)

İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki : ( Sakalı uzatın!) hadis-i şerifi, sakalı bir tutamdan kısa yapmayın ve kazımayın demektir. Sakalı bir tutam, yani 4 parmak eninde uzatmak

sünnettir. Fazlasını kesmek de sünnettir. Bir tutamdan kısa olmasına hiçbir âlim izin vermemiştir. Bir tutam, çeneyi alt dudak kenarından avuçlayarak ölçülür. ( Ey Oğul

İlmihali)

Sakalı bir kabza, bir tutam uzatmak sünnettir. Sakalı bir kabzadan kısa yapmak caiz değildir. Bir kabzadan fazlasını kesmek de sünnettir. Bir kabza, dudak kenarından, dört

parmak eni kadar uzun olmak demektir. ( Cennet yolu ilmihali)

Sakalı bir tutamdan kısa yapanın, sünneti yerine getirdiğini söylemesi bidattir. Bir tutam demek, sakalı alt dudak kenarından avuçlayıp, avuçtan taşan fazlasını kesmektir. (

Kıyamet ve Âhiret)

Sakal kazımanın hükmü
Sual : ( Tam İlmihal’de, sebepsiz, özürsüz sakal kazımanın haram olduğu yazılıdır) deniyor. Böyle bir şey var mıdır?
CEVAP
Hayır, ne Tam İlmihal’de ne de başka muteber kitaplarda öyle bir şey yok. Sakal bırakmak, sünnet-i zevaiddir. Sünnet-i zevaidi terk etmek haram değildir. Bazı âlimlere göre

tenzihen mekruhtur. Sakal zevaid sünnet değil, müekked sünnet bile olsa, sakalı kesmeye haram denmez. Hiçbir âlim, müekked sünneti bile, terk etmeye haram dememiştir. Sakal

kazımaya haram demek, bütün kitaplara yapılan bir iftiradır.

S. Ebediyye kitabında deniyor ki :
Ayakkabı, çorap, elbise çıkarırken, camiden ve Müslümanın evinden çıkarken, helaya girerken, sümkürürken, taharetlenirken soldan başlamak müstehabdır. Bunları tersine yapmak,

tenzihi mekruh olur. Çünkü şekilde olan sünneti terk etmek olur. Bulunduğu yerin âdetine uymak için sakalı kazımak da, böyle tenzihen mekruhtur. ( Cemaatle namaz bahsi)

Sakal bırakmak sünnet-i zevaiddir. ( Sakalı uzatın, müşriklere benzemeyin!) ve ( Yahudilere benzemeyin, namazınızı nalınla [çorapla, mestle] kılın!) hadis-i şerifleri, sakal

kazımanın ve çıplak ayakla namaz kılmanın, mekruh olduğunu göstermektedir. ( Cuma namazı bahsi)

Buhari’de yazılı hadis-i şerifte, ( Yahudiler ve Hristiyanlar saçlarını, sakallarını boyamazlar. Siz onlara muhalefet edin, yani boyayın!) buyuruldu. Bu hadis-i şerif, saç

sakal boyamanın müstehab olduğunu gösteriyor. Sakal uzatmayı emreden hadis-i şerif de böyle olup, sakal uzatmanın vacib olduğunu değil, müstehab olduğunu bildirmektedir. Özürsüz

sakal kazımak mekruhtur. ( İslam Ahlakı)

Genç ve güzel görünmek için sakal kazımak mekruhtur. ( Kimya-i saadet)

Şimdiki sarıklar
Sual : ( Şimdiki imamların başlarına giydiği sarıklar, taylasansız olduğu için bid’attır. Sünnet olan, sarığın ucunu iki omuz arasına sarkıtmaktır) deniyor. Taylasansız olan

yani ucu omuzlara sarkmayan sarıklar bid’at midir?
CEVAP
Hayır, bid’at değildir. Peygamber efendimiz sarıksız, sadece takke de kullanmıştır, sarığın ucunu sarkıtmadan da kullandığı olmuştur. Bu yüzden şimdiki sarıklara bid’at

dememeli. İmam-ı Rabbânî hazretleri gibi Silsile-i aliyye büyükleri, ucu sarkan sarıklar kullandığı için, taylasanlı sarık tercih ediliyor. Bu tip sarıkları kullanmak,

ötekilerin bid’at olduğunu göstermez.

Dualı sakal
Sual : ( Dua okunarak bırakılan sakalı kesmek haramdır) deniyor. Ben sakal bırakırken dua edildi. Şimdi askere gideceğim. Sakalımı kestirmem haram olur mu?
CEVAP
Haram olmaz. Sakal bırakırken dua okutmak diye bir şey yoktur; bu, sonradan çıkarıldı.

DiPNOTLAR :
------------------------
1- Bkz. İbn Mâce. Libas, 14; Tirmizî. Libas. 11
2- Tirmizî. Libas, 42; Ebû Davud, Libas. 24
3- Mecma'uz-Zevâid, 5/19
4- Mecma'uz-Zevâid, c. 5. s. 20
5- Muhammed Mahlüf, el-Fetavâ eş-Şer'iyye, c. l, s. 248
6- Mektûbât, c. 2, s. 381


KAYNAKLAR :

---------------------------
Sorularla islamiyet
Mumsema
ihvanlar
Dinimiz islam
Âlimlerimiz ( Allah kendilerinden razı olsun) sarık mevzuunda çeşitli eserler te'lif etmişlerdir. Bunlardan bir kısmına işaret edelim :
1- Celaleddin Es-Suyuti "El-ahadisül hisan fima verede fit-taylasan"
2- Yine bu zatın "Tayyül-lisan an zemmit-taylasan"
3- Yine aynı zatın evab fil-azabe"
4- Muhammed b. Yahya El-Buhari'nin "Risale fi faziletil-imame ve sünnetiha"
5- Ebu Abdullah Muhammed b. El-Vaddab el-Endülisi'nin "Kitab-ı fazl-i libas-i imame"
6- Muhammed bin Sultan Muhammed b. El-Kari'nin "Risale fi meseletil-Imame"
7- Muhammed Hicazi b. Muhammed b. Abdullah el Vaiz'in "El-Varidul-Müste'zabe bi mesadiri'l-imame vel-azabe"
8- Ahmed b. Muhammed b. Ahmed el-Mekkari'nin "Ezherül-kumame fi ahbaril-imame"
9- Ebu Fazl Muhammed Ahmed "Tuhfetül-imame bi-ahkamil-imame"
10- Şihabüddin Ahmed b. Muhammed el-Hafacı el-Efendi "Eş-Şimame fi sıfatıl-imame"
11- Nasirüddin Muhammed b. Ebi Bekr Ali b. Ebi Şerif el, Makdisi'nin "Sevbül-gımame fi irsal-i tarafil-imame"
12- Ibn-i Hacer el-Heytemi el-Mekki "Kitabüd-darril-gımame fi ahbarit-taylasan vel-azabe vel-imame"
13- Alvan el-Amevi "Manzumetil-kelam alal-imame"
Merhum Emîr'ül-Mü'minîn ve Halîfet'ül-Müslimîn Cemaleddin Hocaoğlu ( Rh.a.)

israNur

Misafir

2

Sunday, June 26th 2016, 3:49am

Teşekkür ederim paylaştığın için ellerine sağlık.

Kullanılmış Etiketler

Sarık Nedir? Sarık takmak sünnet mi ?

Yer Imleri:

Boardumuzda Neler Var

rasittunca.com - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi