Giriş yapmadınız.

  • Giriş

Sayın ziyaretçi, Raşit Tunca Board sitesine hoş geldiniz. Eğer buraya ilk ziyaretiniz ise lütfen yardım bölümünü okuyunuz. Böylece bu sitenin nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Eğer sitenin tüm olanaklarından faydalanmak istiyorsanız, kayıt yaptırmayı düşünmelisiniz. Bunun için kayıt formunu kullanabilir ya da bu bağlantıya giderek kayıt işlemi hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz. Eğer önceden kayıt yaptırdıysanız buradan giriş yapabilirsiniz.

Karoglan

Kurucu-Admin

  • "Karoglan" bir erkek
  • Konuyu başlatan "Karoglan"

Mesajlar: 6,936

Hakkımda:


KAROGLAN

Konum: Avusturya

Meslek: EBT -EiT

  • Özel mesaj gönder

1

Tuesday, June 21st 2016, 10:45am

Ölünün (Cenazenin) Arkasından Yapılması Gerekenler Nelerdir?



Ölünün ( Cenazenin) Arkasından Yapılması Gerekenler Nelerdir?

Ölüm Nedir?

Sözlük anlamı olarak ölüm; bir canlı varlığın ( insan, hayvan ve bitkinin) hayati faaliyetlerinin kesin olarak sona ermesidir. Canlı varlıkların herhangi bir dokusunun

canlılığını kaybetmesine de ölüm denir. Fıkıhta ise ölüm; bir âlemden diğerine intikal etmektir. Bu anlamda ölüm yok olmak değildir, kelâm bilginlerinin çoğunluğuna göre ruh,

suyun yaş ağaca nüfuz etmesi gibi bedenle iç içe olan latif bir varlıktır. Ehlisünnete göre ruh bâkidir, yok olmaz. Her canlı varlık için ölüm kaçınılmaz bir gerçektir. Canlılar

doğar, büyür ve ölürler.

Ölüm Hastasına Nasıl Davranılmalıdır?

Ölüm hastasına ecel konusunda hoşuna gidecek, sevindirecek sözler söylemelidir. Çünkü Allah’ın hükmünü hiç bir şey geri çeviremez. Sadece gönlü hoş olmuş olur. Hasta tövbe

etmeye ve vasiyetlerini yapmaya teşvik edilir. Ölüm halindeki kişiyi sağ yanına yatırıp kıbleye döndürmelidir. Eğer yer darlığı yüzünden hastayı kıbleye çevirmek mümkün olmazsa

sırt üstü yatırılır ve yüzü ile ayakları kıbleye doğru çevrilir. Bu da yapılamazsa, olduğu hal üzere bırakılır. Ölüm sırasında kişinin ağzına bir kaşık veya pamukla su verilir.

Hasta can çekişirken ona yardımcı olmak yakınları için bir görev ve sevap bir ameldir. Bu yüzden onun yanında kelime-i şehadet getirmek ve söylemesine yardımcı olmak sünnettir.

Hastanın yanında şehadet getirilir ki, o da hatırlayıp şehadet getirsin. Yoksa ısrarla, sen de yap denilmez. Zira o anda zor bir durumdadır. Ona yeni bir zorluk çıkarmamalıdır.

Bir defa da söylese yeterli olur. Bu telkini hastanın sevdiği birisi yapmalıdır. Amaç, hastada isteksizlik uyandırmamaktır.

Kişi vefat edince ağzı kapatılır, bir bez ile çenesi başından bağlanır. Gözleri yumulur. Eller yanlarına getirilir. Sonra ölünün üstüne bir örtü çekilir. Öldükten sonra

yıkanıncaya kadar yanında Kur’an okumak mekruhtur. Öldüğü iyice anlaşılınca hemen yıkanır.

-----------------------------------

İnsanlar uykudadır, öldükleri zaman uyanırlar."
Hazret-i Ali

Âyet-i kerîmede "Her can ölümü tadacaktır" ( Âl-i İmran, 185) buyurulur. Hepimiz, günün birinde ölümün kapımızı çalacağına inanırız. Bunca yıllık hayatımız, dünya sahnesinden

geçen milyarlarca insan, her gün duyduğumuz salâlar ve önümüzden geçip giden cenâzeler hep bunun habercisidir. Her asır, bir şehir nüfûsu olduğu gibi kabristanlığa taşınır ve

yepyeni yüzler hayata yeniden başlar. Hiç ölmeyecekmiş gibi sıkı sıkı tutunurlar hayata, tâ ki Azrâil kapısını çalıp emaneti teslim alana kadar… Hayatın bu değişmez gerçeğine

biz ne kadar hazırız. Yarına bugünden ne devşirdik, bu apayrı bir konu… Bizim bu yazımızda üzerinde duracağımız husus ise, çevremizde gördüğümüz insanlara ölüm yaklaştığına

neler yapacağımız hakkında olacaktır. "Ölüm esnâsında hastanın başında duranlar nelere dikkat edecekler?" "Öldükten sonra yıkama, tekfin ve gömülme esnasında gözetilecek İslâmî

prensipler nelerdir?" Özetle bunların üzerinde durmak istiyoruz.


Ölüm Esnâsında

Ölmek üzere olan bir insan yalnız ve kendi hâline bırakılmaz. Başında beklenir ve Kur'ân-ı Kerîm tilâvet edilir. "Yâsîn" ve "Ra'd" sûrelerinin okunması tavsiye edilmiştir.
Peygamberimiz, "Her kimin son sözü "Lâ ilâhe illallâh" olursa, o cennete girer" buyurmuştur. ( Ebû Dâvud, Cenâiz, 20; Hâkim, el-Müstedrek, I, 351) Yine başka bir hadis-i

şerifte "Ölmek üzere olanlarınıza "Lâ ilâhe illallâh" demeyi telkin ediniz." buyurulmuştur. ( Müslim, Cenâiz, 1; bkz : Ebû Dâvud, Cenâiz, 16; Tirmîzî, Cenâiz, 7) Bu sebeple

ölmekte olan bir kimseye "Kelime-i Şehâdet" söylemesi telkin edilir. Yanında kelime-i şehâdet söylenerek teşvik edilir, fakat zorlanmaz. Güzel sözler söylenir, ölümün

sıkıntılarına karşı sabır tavsiye edilir.
Öldükten Sonra

Ölen insan, sırtüstü ve düzgün bir şekilde yatırılır. Boynu, elleri, ayakları düzeltilir, gözleri kapatılır. Çene altından başa doğru biz bezle bağlanıp çenesi kapatılır.

Kolları iki yana uzatılır. Hemen yıkanmayacaksa elbisesi soyulur, yatağından alınır, sert ve serin bir yere konulur, bir örtü ile örtülür. Ölünün bulunduğu yere güzel koku

saçılır.
Ölen bir müslümanı yıkamak, kefenlemek ve cenâze namazını kılıp bir mezara gömmek, o şahsın ölümünden haberi olan müslümanlara "farz-ı kifâye"dir. Eğer bir grup müslüman bu

farzı yerine getirirse, diğerlerinden bu farz düşer. Eğer kimse yerine getirmezse bunda kusuru olan ( haberi olup da buna gücü yeten) bütün müslümanlar bu hâlden sorumlu

olurlar.
Ölülerin ardından hayırlarını ve güzel hâllerini anlatmak tavsiye edilmiştir. Peygamber Efendimiz : "Ölülerinizi güzel hâlleriyle hatırlayınız, kötülüklerinden söz etmekten

çekininiz." buyurmuştur. ( Sahih-i Buharî, Tecrîd-i Sarih, c : 4, hadis : 685)

Cenaze Nasıl Yıkanır ve Kefenlenir?

Ölünün Yıkanması ve Kefenlenmesi

İslam dinine göre ölümle başlayan süreçte Müslümanların cenaze ile ilgili yapmaları gereken birtakım görev ve sorumlulukları vardır. Ölen bir Müslümanı yıkamak, kefenlemek, onun

için namaz kılıp dua etmek ve defnetmek Müslümanlar için farz-ı kifayedir. Ölünün yıkanmasından defnine kadar yapılan işlere ve gerekli malzemenin sağlanmasına “teçhiz” denir.

Teçhiz ile ilgili işlemler şunlardır :

Ölünün Yıkanması ( Gasil) : Ölüyü yıkayacak kişi ( gassal) bu işi bilen ve müslüman biri olmalıdır. Ölünün yıkanacağı yerin kapalı olması ve onu

yıkayanlardan başkasının cenazeyi görmemesi uygun olur.

Ölen kimse, yıkanmak üzere “teneşir” denilen yere ayakları kıbleye gelecek şekilde sırtüstü yatırılır. Cenazenin yıkandığı ortamda güzel kokulu buhur yakılır. Ölünün göbek ile

diz kapağı arası bir örtü ile örtülür.

Cenazeyi yıkayan kişi “Niyet ettim Allah rızası için bu ölen kimseyi yıkamaya.” diyerek niyet eder ve besmele çekerek yıkamaya başlar. Yıkama süresince, “Ey merhametli olan

Rabb’im! Bağışlamanı diliyorum.” anlamında غُفْرَانَكَ يَارَحْمَانُ der. Ölünün ağzına ve burnuna bir parça pamuk yerleştirir. Bundan sonra eline temiz bir bez parçası alarak ılık ve temiz bir su

ile yıkamaya başlar.

Öncelikle avret mahallini yıkar. Sonra cenazenin yüzünden başlayarak abdestini aldırır. Ağzına, burnuna su vermez. Dudaklarını, burun deliklerini ve göbek çukurunu ıslak bir

bezle mesh eder. Ellerini ve kollarını dirsekleriyle beraber yıkar. Başını mesh eder ve ayaklarını yıkar. Böylece abdesti tamamlanmış olur.

Abdestten sonra ölünün üzerine ılık su dökerek başını sabunla yıkar. Ölüyü sol tarafına hafifçe çevirip sağ tarafını yıkar. Daha sonra sağ tarafına doğru hafifçe çevirip sol

tarafını yıkar. Bu yıkama işlemini üç kez tekrarlar. Ölünün saç ve tırnaklarını kesmez. Ölüyü biraz kaldırarak karnını hafifçe sıvazlar. Vücudundan herhangi bir şey çıkarsa su

döküp giderir. Fakat yeniden abdest aldırmaz. Yıkama işlemi bitince havlu ile kurular. Vücuduna güzel kokular sürer.

Ölü yıkandığında bedenin zarar görme ihtimali varsa abdest aldırmadan üzerine su dökülmek suretiyle yıkanır. Su bulunmadığı durumlarda ise teyemmüm ettirilir. Erkek ölünün,

erkek; kadın ölünün de kadın tarafından yıkanması gerekir.

Ölünün Kefenlenmesi ( Tekfin) :
Vefat eden her mümin erkek ve kadının kefenlenmesi farz-ı kifayedir. Yıkanmış olan ölüye kefen giydirilir. Kefen erkekler için kamîs (

gömlek), izar ve lifâfe denilen üç parça bezden oluşur. Kadınlar için beş parça olup kamîs, izar, lifâfe, baş örtüsü ( himâr) ve göğüs örtüsünden oluşur.

Kamîs, omuzdan ayağa kadar uzanan bezdir. Yakası yoktur, ölünün başından geçirilir ve boyundan ayaklara kadar uzanır.

İzar, baştan ayağa kadar uzanan bezdir.

Lifâfe, baş ve ayak tarafları düğümleneceği için izardan biraz daha uzun bezdir. Kadınlarda ise bu üç örtüye ilave olarak başa örtülecek bez ile göğüs üzerine konulan örtü

vardır.

Kefenleme işleminin yapılışı ise şöyledir :


Yıkanan ve kurulanan ölüye önce gömlek giydirilir. Ardından baştan ayağa kadar uzanan izar sarılır. En son lifâfe sarılır. Lifâfe baş ve ayak uçlarından düğümleneceği için izara

göre biraz daha uzundur. Kefenin açılmaması için bir bez kuşakla bağlanır. Kadınlarda ise gömlek giydirildikten sonra baş örtüsü sarılır. İzar sarıldıktan sonra göğüs örtüsü

konulur. Kefenlenme işi tamamlanınca cenaze, tabut içine konulup “musalla”ya ( cenaze namazı kılınacak yere) götürülür.

Yukarıda belirtilen bezlerin hepsi bulunamazsa erkekler için izar ve lifâfe yeterli olur. Kadınlar için de bunlara sadece başörtüsü ilave edilir. Bunlar da bulunamazsa erkek ve

kadın için sadece bir kat bez, kefen olarak yeterlidir. Kefenin beyaz renkli bezden olması tercih edilmektedir.

--------------

Cenazenin bir an önce yıkanması, kefenlenip hazırlanması ve defnedilmesi müstehaptır. Yıkama işini yapmak için cenaze önce, teneşir denilen tahta bir sedir üzerine, ayakları

kıbleye gelecek şekilde sırt üstü yatırılır. Teneşirin çevresi güzel kokulu bir şeyle üç, beş veya yedi defa tütsülenir. Göbeğinden diz altına kadar olan avret yeri bir örtü ile

örtülür ve elbiseleri tamamen çıkarılır.

Cenaze yıkayan erkek veya kadın, farz olan yıkama görevini yerine getirmeye niyet etmeli ve besmele ile başlamalıdır. Yıkama bitinceye kadar da Gufrâneke yâ rahmân ( Artık

senin af ve mağfiretinle baş başa, sen onu bağışla ey rahmân olan Allah) demelidir.

Yıkayıcı eline bir bez alarak örtünün altından ölünün avret yerlerini temizler. Sonra abdest aldırmaya başlayarak, önce yüzünü yıkar. Ağız ve burna su verilmez. Sadece

dudaklarının içini ve dışlarını, burun deliklerini, göbek çukurunu parmakla veya parmağına sardığı bezle mümkün mertebe siler. Ondan sonra ellerini, kollarını yıkar. Sahih olan

görüşe göre başını da meshedip, ayaklarını geciktirmeksizin hemen yıkar. Böylece ölüye abdest verilmiş olur. Namazın ne olduğunu anlamayacak yaşta ölen çocuğa abdest verilmesine

gerek yoktur. Cenazenin abdest işi tamamlanınca üzerine ılık su dökülür. Varsa hatmî denilen güzel kokulu bir ot ile, yoksa sabun ile yıkanır. Sonra sol tarafına çevrilerek, sağ

tarafı bir defa yıkanır. Böylece sağ ve sol tarafları üçer defa yıkanır. Bundan sonra cenaze hafifçe kaldırılır. Bu kaldırışta cenaze, yıkayan kişinin göğsüne veya eline veya

dizine dayandırılır. Sonra karnı hafifçe ovulur. Bir şey çıkarsa su ile yıkanıp giderilir. Yeniden abdest verilmesine ve baştan yıkanmasına gerek yoktur. Şişip dağılmak üzere

olan ölünün üzerine sadece su dökmekle yetinilir; abdest verdirmeye ve üç defa yıkamaya gerek yoktur.

Ölünün saçı sakalı taranmaz; saçları ve tırnakları kesilmez; sünnet olmamışsa sünnet edilmez. Cenaze yıkanırken pamuk kullanılmaz. Yıkandıktan sonra havlu ve benzeri bir şey ile

kurulanır. Ondan sonra kefen gömleği giydirilir ve geri kalan kefenleri yayılır. Başına ve sakalına hânît denilen kâfur veya benzeri güzel kokulu bir şey konur. Secde yeri olan

alın, burun, eller, dizler ve ayaklara da kâfur konur.

Ölü kapalı bir mekânda yıkanmalı, yıkayan ve yardım edenden başka kimse görmemelidir. Bir ölüyü ona en yakın olan biri veya takvâ sahibi güvenilir bir kimse yıkamalıdır. Yıkama

karşılığında para alınmasa iyi olur.

Erkek ölüyü erkek, kadın ölüyü kadın yıkamalıdır. Yıkayan kişiler abdestli olmalıdır. Yıkayıcının gayri müslim olması mekruh olmakla birlikte müslüman bir ölüyü yıkayacak

müslüman kimse yoksa bu takdirde gayri müslim yıkasa da olur.

Bir kadın vefat eden kocasını yıkayabilir. Çünkü kadın iddet bekleyecektir. Bu iddet çıkmadıkça evlilik devam ediyor sayılır. Fakat koca, ölmüş karısını yıkayamaz. Çünkü erkeğin

iddet beklemesi gerekmez, karısı ölünce aralarındaki evlilik bağı kalkmış olur. Ancak yıkayacak kimse bulunmadığı takdirde, koca karısına teyemmüm verir. Diğer üç imama göre

koca karısını yıkayabilir.

Erkekler arasında ölmüş bulunan bir kadının orada bir mahremi varsa, mahremi kendisine teyemmüm verdirir. Mahremi yoksa yabancı bir erkek eline bir bez alarak bakmadan kadına

teyemmüm ettirir.

Su bulunmadığı zaman yine teyemmüm ile yetinilir. Bir cenaze için teyemmüm yaptırılıp cenaze namazı kılındıktan sonra su bulunacak olursa, yeniden yıkanır. Cenaze namazını

yeniden kılmaya gerek olup olmadığı konusunda Ebû Yûsuf'tan, biri kılınacağı, diğeri kılınmasına gerek olmadığı şeklinde iki görüş rivayet edilmektedir.

Henüz bulûğ çağına yaklaşmamış küçük kız çocuğunu gerektiğinde erkek yıkayabileceği gibi, aynı durumdaki erkek çocuğunu gerektiğinde bir kadın yıkayabilir. Cinsel organı

kesilmiş veya yumurtaları alınmış erkek de erkek yıkayıcı tarafından yıkanır.

Erkek mi kadın mı olduğu anlaşılmayan ve bu bakımdan kendisine hünsâ-i müşkil denilen kimse ölünce yıkanmaz, sadece teyemmüm ettirilir. Kefenleme hususunda kadın sayılır ve ona

göre kefenlenir.

Suda boğulmuş olan bir kimse, yıkamak niyetiyle üç defa suda hareket ettirilerek yıkanır. Yalnız su içinde kalmış olması, hayattaki müslümanları cenazeyi yıkama farzını yerine

getirmekten kurtarmaz.

Bir müslümanın akrabası veya karısı olan bir gayri müslim öldüğü zaman onun dindaşlarına verilir. Eğer bunlara verilmezse sünnete uygunluk şartına dikkat edilmeksizin yıkanır ve

kefenlenerek gömülür.

Ölen müslümanın gayri müslimden başka akrabasından bir velisi bulunmasa bile cenaze gayri müslimlere verilmez. Çünkü bunun teçhiz ve tekfini müslümanların borcudur.

Düşük neticesinde ölü doğan çocuk, bir bez parçasına sarılarak gömülür, yıkanması gerekmez.

Ölmüş bir müslümanın başı ile beraber vücudunun çoğu bulunuyorsa yıkanır, kefenlenir ve namazı kılınır. Fakat başsız olarak yalnız vücudun yarısı bulunsa veya gövdesinin çoğu

kaybolmuşsa yıkanmaz, kefenlenmez ve üzerine namaz kılınmaz. Bir beze sarılarak gömülür.

Kefene sarıldıktan sonra ölüden çıkacak bir sıvı veya benzeri şeyler artık yıkanmaz, öylece gömülür.

--------------------------


Ölünün Arkasından Yapılması Gerekenler Nelerdir?

Ölüm vaktinden itibaren üç gün içinde ölü sahibine baş sağlığı dilemek mendubdur. Bu müddetten sonra yapılmasında kerahet vardır. Ancak uzakta olanlarla haberi olmayanlar için

bir müddet yoktur. Baş sağlığı için özel bir söz yoktur. Örfe göre münasip sözler söylenir : Allah ölüye rahmet etsin, size sabır ve sağlık versin, Allah verir Allah alır…

gibi.

Ölünün bütün yakınlarına baş sağlığı dilenir. Aklı ermeyen çocuğa yapılmaz. İkinci defa baş sağlığı dilenilmesi mekruhtur.

Komşuların ölü sahibine yemek pişirmeleri ve ona yemek göndermeleri güzel bir harekettir. Yemek için ölü sahiplerine ısrar da edilir.

Alıntı


Sual : sayfanızda merhumun arkasından sadece fatiha dua sı okunacagı yazıyo ama bızım butun hocalardan ogrendıgımız uc ilhas bır fatiha merhum için okunması gereken dua olarak

solenır yasını bılmeen ler ıcın
bu konuda benı aydınlatırsanız sevınırım cuunku annemı kaybedlı bugun 3 gun ve ben onun ıcın hayırlı neyseonu yapmak ıstıyorum cunku annem benım hem babam dı hem annem dı bu

konuda onun ıcın neler yapa bılırım dunyda huzur bulamadı ahıretde huzurlu olması ıcın hangı dua yapmalıım sımdı den verecegınız cevaplar ıcın allah sıden razı olsun ALLAHAN

emenet olun ?



Cevap : Allah c.c rahmet eylesin kardeşim buyur arşivimizdeki yazıyı oku faydası olur İnşaAllah

_________________________________________

1- Ölünün borcunun ödenmesi : Bir kişi öldüğünde başkalarının onun hakkında yapabilecekleri, hatta yapmaları gereken en önemli işlerden birisi, varsa o

kişinin borçlarını ödemek ve böylece onun üzerinden kul haklarının kalkmasını temin etmektir. Çünkü hadisteki ifadesiyle "Mü'minin ruhu, Bundan dolayı, borçlu olarak ölen kişi,

şayet miras olarak bir şeyler bırakmışsa ondan borçları ödenir.81 Böylelikle ölünün borcunun ödenmesi kendine fayda verip, borçtan kurtulmasına sebep olur. Burada mâlî

borçlarının ödenmesinde borcu ödeyen kişinin, ölünün bir yakını olması şart değildir. Kim öderse ödesin, ölen kişi kurtulmuş olur.82
2- Dua ve istiğfar : Ölmüş birisi için yapılabilecek en büyük iyiliklerden birisi onun için dua etmek ve istiğfarda bulunmaktadır. Nitekim; "Ey Allah'ın

Resulü, anne ve babamın vefatlarından sonra da onlara iyilik yapma imkanı var mı, ne ile onlara iyilik yapabilirim?" diye soran Ebû Ubeyd Mâlik İbn Rabîa es-Sâidî ( r.a)'ye

Peygamber Efendimiz ( s.a.v) : "Evet vardır. Onlara dua, onlar için Allah'tan istiğfar ( günahlarının affedilmesini) talep etmek, onlardan sonra -vasiyetlerini yerine

getirmek, anne ve babasının akrabalarına karşı da sıla-i rahmi ifa etmek, anne ve babasının dostlarına ikramda bulunmak."83 cevabını vermiştir.
Yine "Onlardan sonra gelenler şöyle derler : Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman eden kardeşlerimizi bağışla..."84 gibi ayetler, cenaze namazı, dua ve istiğfarın ölülere fayda

vereceğini ispat etmektedir.85
Bu mevzudaki ayet ve hadis-i şerifleri86 göz önünde bulunduran ilim adamları, ölü için yapılan dua ve istiğfarın ölüye fayda vereceğinde. Ancak kendisi için dua edilen kimsenin

mü'min olması şarttır.87 Zira imanı olmayanlara hiçbir şey fayda vermez. Zaten onlar için dua etmek de meşru değildir.88 İmam Eş'ari'ye göre, "Hadisçiler ile Ehl-i Sünnet'in

çoğunluğu, dua ile sadakanın, Müslümanlar için ölümlerinden sonra fayda vereceğini kabul ederler.89 Öyleyse dua meşru ve faydalıdır.90
Bu mevzuda bilinen en meşhur hadis-i şeriflerden biri olarak Müslim'de Ebu Hüreyre ( r.a)'den rivayet edilen bir hadis-i şerifte : "insan ölünce bütün amelleri kesilir. Ancak

üç şey ( bunları yapan üç kişi) müstesna : Sadaka-i cariye ( bırakan) veya istifade edilen bir ilim ( bırakan) veya kendine dua edecek salih evlat ( bırakan)"91

buyurulmaktadır.
Bu hadis-i şeriften anladığımıza göre :
a- Sadaka-i cariye denilen, insanların istifade edebileceği yol, köprü, cami, çeşme, mescit, ve vakıf müesseseleri ile bunları en verimli ve hayırlı şekilde kullanacak

nesillerin yetişmesi içinde okul ve öğrencilerin barınabilecekleri yurt gibi müesseseler yapmak gibi salih amellerde bulunmaktır ki, arkada bırakılan bu türden bir müessese

hayatta kaldığı müddetçe, -Peygamber Efendimiz'in ( s.a.v) beyanları çerçevesinde- iyi bir çığıra vesile olunduğu için kıyamete kadar orada yetişenlerin kazandıkları sevapların

bir misli de bu müesseseleri kuranların amel defterlerine kaydedilecektir.
b- İlim erbabının bıraktığı eserler de sadaka-i câriyedendir. Alim, kapasitesine göre bunlardan mükafatını alır. Ayrıca ilim erbabına sahip çıkma ve onların kitap, defter,

yiyecek ve giyeceğini temin etme şeklinde yapılan çalışmalar da, hayır cihetinde kapanmaz birer sadaka-i cariye sayılmaktadır.
c- Ölen kişi giden ruh, ardından hayırlarda bulunacak ve hayırlı nesiller yetiştirecek hayırlı bir evlat ister. Ancak bıraktıkları böyle bir nesildir ki, ahiret hesabına onlara

yararlı olacaktır. Yoksa ölü ne helva, lokma yemek; ne yedinci, kırkıncı ve elli ikinci gece, ne mevlit, ne paralı hatim, ne telkin, ne devir, ne de duvara asılacak eski bir

resim bekler.
3- Sadaka vermek : Sadakanın da ölen kişiye faydası olduğu mevzuunda Ehl-i Sünnet âlimleri ittifak etmişlerdir. Peygamber ( s.a.v)'in buna delalet eden hadisleri92 vardır.93
İbn Abbas ( r.a)'ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurulmaktadır : "Bir adam gelerek : "Ey Allah'ın Resulü! Annem vefat etti. Ben onun için tasaddukta

bulunsam ona faydası olur mu? diye sordu. Peygamberimiz : "Evet" deyince, adam; "Benim bir meyveliğim var. Sizi şâhid kılıyorum, onu annem için tasadduk ediyorum" dedi.94

Verilen sadaka ister kişinin evladı gibi birinci derecede bir yakını isterse başkaları tarafından verilsin, sadakanın sevabının ölüye ulaşacağında ittifak olduğu

bildirilmektedir.95
Sa'd İbn Ubâde hadisinde ise, ölünün arkasından yapılacak sadakanın hangisinin daha efdal olduğu beyan edilmektedir. Sa'd ( r.a) şöyle anlatır : "Ey Allah'ın Resulü dedim,

annem vefat etti, ( onun adına) yapacağım sadakanın hangisi efdaldir?" Peygamber Efendimiz ( s.a.v), "su" buyurdular. Bu cevap üzerine Sa'd bir kuyu kazdı ve : "Bu kuyu

Sa'd'ın annesi için dedi."96
Bu hadis-i şerif de, ölü adına hayır yapılabileceğini gösteren delillerdendir. Nesâî'nin rivayetinde Sa'd, önce vefat eden annesi adına sadaka verip veremeyeceğini sorar. Cevap

müspet olunca hangi sadakanın efdal olduğunu sorar. Bunun üzerine, "su" cevabını alır.97
Nafile olarak sadaka vermek isteyenlerin bütün inananlara ( mü'min ve mü'minelere) niyet etmesi en faziletlisidir. Çünkü bunun sevabı onlara ulaşır, kendisinin sevabından da

herhangi bir şey eksilmez.98
4- Ölenin borcu olan oruçlarının geride kalan akrabaları tarafından tutulması : Üzerinde Ramazana ait kaza orucu bulunduğu halde ölen kimse ile ilgili

iki durum söz konusudur :
a) Vakit darlığı, hastalık, sefer ve oruç tutmaktan âciz olmak gibi özürler sebebiyle oruç tutma imkanını elde edemeden ölmüş olmak : Alimlerin ekserisine göre, bunların her

hangi bir kusuru olmadığı için hiç bir şey gerekmez, günahkâr olmaları da söz konusu değildir. Çünkü bu oruç, ölünceye kadar, tutma imkanını elde edemediği bir farzdır.

Dolayısıyla hacda olduğu gibi, hükmü bedelsiz olarak düşmüştür. Bunun için, kişi hasta yahut yolcu olduğu bir durumda ölmüş ise tutamadığı orucun kazası gerekmez.
b) Oruç borcu olan kişi oruçlarının kazasını yapma imkanını elde ettikten sonra ölmüşse velisi onun için oruç tutamaz. Yani fakihlerin ekserisine göre, ölünün kazası olan

oruçları tutmak vacip değildir. Şafiîlere göre, velisi oruç tutacak olsa, sahih olmaz. Çünkü oruç, halis bir beden ibadetidir. Şeriatın aslı ile farz kılınmıştır. Gerek hayatta,

gerekse öldükten sonra bunda vekalet ve niyabet caiz değildir. Bu yönüyle o namaz gibidir. Bir hadis-i şerifte bununla ilgili olarak : "Hiçbir kimse başka bir kimse adına namaz

kılamaz, oruç tutamaz. Fakat onun adına her güne karşılık bir müd ( ülkelere göre değişen bir ölçek. Iraklılara göre 2 rıtıl sığan ölçek, yani yaklaşık 18 litrelik ölçek)

yiyecek fakirlere yedirir." buyurulmuştur.99 Hanbelilere göre ise, velinin ölü adına oruç tutması mubahtır. Çünkü bu durum, ölünün kurtuluşunu sağlamak bakımından daha ihtiyatlı

bir harekettir.100
Bu konuda rivayet edilen bir hadis-i şerifte Hz. Aişe ( r.anhâ) validemiz, Resulullah ( s.a.v)'in : "Kim, üzerinde oruç borcu olduğu halde ölürse, onun orucunu velisi tutar."

buyurduğunu haber vermiştir.101 Yine Hz. Câbir İbn Abdullah ( r.a) da rivayet ettiği bir hadis-i şerifte; bir kadın, Resulullah Efendimize ( s.a.v) gelerek, annesinin üzerinde

oruç nezri olduğunu ve onu yerine getiremeden öldüğünü haber verir. Bunun üzerine Resulullah ( s.a.v) : "Velisi ona bedel oruç tutsun" buyurur.102
Buharî ve Müslim'de zikredilen diğer bir hadis-i şerifte ise, bir kadının üzerinde bir aylık ( nezir) oruç borcu olduğu halde vefat ettiği ve çocuğunun Peygamber ( s.a.v.)'e

gelerek "Ben onun yerine oruç tutsam olur mu?" diye sorduğu Resulullah'ın ( s.a.v) da ona : "Annenin üzerinde borç olsaydı onu öder miydin?" diye sorduğu Onun : "Evet" diye

cevap vermesi üzerine de : "Allah'ın borcu, ödenmeğe daha layıktır" buyurduğu haber verilmektedir.103
Oruç tutmak, bedenî ibadetlerdendir. Burada oruç ibadeti zikredildiği ve başkalarının tutacağı orucun sevabının ölüye ulaşacağı haber verildiğinden, diğer bedenî ibadetlerde de

aynı durumun söz konusu olup olmadığında ihtilaf edilmiştir. Oruç konusunda rivayet edilen hadislerden bazı alimler, farz olan Ramazan orucundan üzerinde borcu olarak ahirete

göçmüş olanların oruçlarının bile geride kalanlar tarafından tutulabileceği hükmünü çıkarırlarken, bazıları da sadece nezir orucunu tutabileceğine kail olmuşlardır.104
Ölenin yerine oruç tutma meselesinde Ahmed İbn Hanbel, ölü üzerinde Ramazan, nezir veya keffaret orucu borçları bulunduğu takdirde, velisinin ona bedel tutabileceğini

söylemiştir. İmam Mâlik, Şafiî ve Ebu Hanife'ye göre, ölünün velisi, her bir oruç için bir sa' ( bin dirhemlik bir hububat ölçeği) arpa veya yarım sa' buğday tasadduk

etmelidir. Keza her bir namaz ( veya bir günlük namaz) için de aynı miktar mal tasadduk etmelidir. Fakat çoğunluk, ( ölünün) bedenî ibadetlerinin niyabeten başkası tarafından

ifa edilemeyeceğini söylemiştir.105
Ancak, böyle bir kapı açmanın, insanları sağlıklarında kendilerinin yapmaları gereken ibadetleri ihmal etmeye sevk edeceği endîşesiyle bazı alimler, "hiçbir orucu tutamayacağını

ancak keffaretini verebileceğini" söylemişlerdir.106
5-Ölü adına kurban kesmek : Ölü adına kurban kesilerek tasadduk edilip sevabı ölüye bağışlanabilir. Zikredeceğimiz şu vak'a ölünün gıyabında kurban

kesilip sevabının ölüye bağışlanabileceğini göstermektedir : Hâneş ( r.a) anlatıyor : "Hz. Ali ( r.a)'yi gördüm, iki koç kesmişti." Dedi ki, "Biri kendim için, diğeri

Resulullah ( s.a.v) için". Ve ilave etti : "Resulullah ( s.a.v) böyle vasiyet etti. Ben ( hayatta olduğum müddetçe) ebediyen ( bunu yapmayı) terk etmeyeceğim."112
Hz. Ali ( r.a)'nin kestiği bu kurban Resulullah ( s.a.v)'ın vefatından sonrası için söz konusudur. Ebu Davud, hadisi "Ölü adına kurban" adını taşıyan bir bapta kaydeder.

Tirmizî ise, ölü adına kurban kesmeye, bir kısım alimlerin cevaz verirken bir kısım alimlerin caiz bulmadığını kaydeder.
Ayrıca Hz. Peygamber ( s.a.v)'in ümmetinden Allah'ın birliğine ve kendisinin peygamberliğine şehadet edenler adına da kurban kestiği de muhtelif rivayetlerde gelmiştir.113
Peygamber Efendimiz ( s.a.v) ölülerin arkasından kurban kesip sevabını onlara bağışladığına göre, ölüler, kendileri için yapılan hayır-hasenâtın hepsinden haberdar olmakta ve

onların sevaplarından faydalanmaktadırlar kanaati hasıl olmaktadır. Ancak, avamdan bir çok insan, ölülerin arkasından onları memnun etmek ve böylece isteklerine kavuşmak için

kabir başlarında kurban keserler veya bunu ölüye adarlar ki bu, tamamen yanlış bir inanç ve bid'at bir harekettir. Bundan dolayıdır ki Peygamber Efendimiz ( s.a.v); "Kabirde

sığır, deve, koyun kesmek İslam'da yoktur"114 buyurarak bunu yasaklamıştır. Çünkü, kurban bir ibadettir ve ibadetler sadece ve sadece Allah için yapılır. Bu sebeple bir kabir

yada yatır için kesilen bir kurban, bırakınız sevaba vesile olmasını, kesenin imanını alıp götürebilecek ve şirk olabilecek bir davranıştır. Ve kesinlikle sakınmak gerekir.115

Bu, cahiliyye döneminden kalma bir âdettir. Çünkü o dönemdeki Araplar, belirli zamanlarda veya ölü defnedilir edilmez hemen sığır, deve veya koyun cinsinden bir hayvan getirip

mezar başında kurban ederler ve etini dağıtırlardı. Halbuki Allah Resulü ( s.a.v), "Dine muhalefetten sakının. Dine sonradan sokulan her şey bid'at ve her bid'at da dalalet (

sebebi)tir".116 diyerek bid'atlara karşı bizi uyarmış ve "Size sıkı sarıldığınız sürece asla sapıtmayacağınız iki şey bırakıyorum : Allah'ın kitabı ve peygamberlerin

sünneti..."117 buyurarak da bid'at ve sapıklıklara düşmemek için Kur'an'a ve sünnetine sarılmayı tavsiye buyurmuştur.118
6-Kur'an okuyup sevabını ölüye bağışlamak : Alimler, namaz kılmak ve Kur'an okumak gibi ibadetlerin sevabının, yapandan başkasına ulaşıp ulaşmayacağı

konusunda ihtilaf edip iki görüş ileri sürmüşlerdir :
Hanefî ile Hanbelî alimlerine ve Şafiî ve Malikîlerin sonradan gelen alimlerine göre, ölü yanında okunan Kur'an'ın sevabı ile Kur'an okumanın peşinden yapılan dua, orada

bulunmasa da ölüye ulaşır. Kur'an okumanın akabinde dua etmek ise daha çok kabule şayandır ve kabul edilmesi daha çok umulur.
Malikîlerin önceki fakihleriyle ilk Şafiîlerin meşhur olan görüşleri, ibadetlerin sevabının yapandan başkasına ulaşmayacağı yolundadır.
Hanefîlere göre, insan yaptığı amelin sevabını başkasına bağışlayabilir. İster namaz olsun, ister oruç olsun, ister sadaka ve benzeri şeyler olsun fark etmez. Bunların sevabını

ölüye bağışlamak, kendi sevabından bir şey eksiltmez.
Hanbelîlere göre, kabrin yanında Kur'an okumakta bir sakınca yoktur.
Mâlikîlere göre, öldükten sonra kişi yahut kabri üzerine Kur'an okumak mekruhtur. Çünkü selef böyle bir şey yapmamıştır. Fakat sonradan gelen Mâlikîlere göre, Kur'an okuyup

zikir yapmakta ve bunların sevabını ölüye bağışlamakta bir sakınca yoktur. Ölü için de Allah'ın izniyle sevap hasıl olur.
Şafiilerde meşhur olan görüşe göre, ölüye kendi amelinden başkası fayda vermez. Ancak Şafiîlerin sonradan gelen fakihleri, Kur'an okumanın sevabının ölüye ulaşacağı yolunda

açıklamalarda bulunmuşlardır. Bu şekilde Şafiîlerin sonraki fakihlerinin görüşü de diğer üç mezhebin görüşlerine uygunluk arz etmektedir.
Kur'an okumak, belli bir maksat için diriye fayda verince, ölüye fayda vermesi daha evladır. İbn Salâh'a göre, Kur'an okuma sonunda : "Allah'ım okuduğumuz Kur'an'ın sevabını

filancaya ulaştır" demesi ve okunan Kur'an'ı dua kılması da uygun olur. Bu hususta uzak, yakın aynıdır değişmez. Bunun fayda vereceğine kesin olarak inanmak lazımdır.119 Nitekim

Peygamber ( s.a.v) de, zaman zaman kabirlere uğrar ve oradakilere dua ederlerdi. Bu konuda İbn Ebî Şeybe'den rivayet edilen hadis şöyledir : "Hz. Peygamber ( s.a.v) her yılın

başında Uhud'daki şehitlerin kabirlerine gelir ve şöyle derdi : "Sabrettiğiniz şeylere mukabil sizlere selâm ve selâmet! Dünyanın en güzel neticesi budur!" Allah Resulü (

s.a.v), Bazen de Bakî' mezarlığına çıkar ve şöyle derdi : "Ey mü'minler yurdunun sâkinleri! Selâm size! Bizler de inşallah sizlere kavuşacağız. Allah Teâlâ'dan bizim ve sizin

için âfiyet, ahiretle ilgili korku ve sıkıntılardan selâmet ve siyanet dilerim."120
Görüldüğü üzere Peygamber ( s.a.v), dünyamızdan ayrılan insanlar için dua edip onlar hakkında âfiyet ve selamet dilemektedir. Şayet ölülerin arkasından yapılan duaların faydası

olmayacak olsa idi Allah Resulü ( s.a.v) böyle bir davranışta bulunmazdı. Aksi bir durum, Allah Resulü'nün abesle iştigali demektir ki, O, bundan fersah fersah uzaktır. Çünkü

Kur'an-ı Kerim'in ifadesiyle Efendimiz ( s.a.v) asla hevâ'dan konuşmaz. O ne konuşmuşsa vahiy kaynaklıdır.121 Okunan Kur'an'ın sevabının önce Hz. Peygamber ( s.a.v)'e hediye

edilmesi müstehaptır. Çünkü bizleri sapıklıktan O kurtarmıştır. Bunda bir nevi Ona teşekkür ve güzel bir mukabele vardır. Ölülerin arkasından okunan Fatiha, Yâsin ve Kur'an

hatmi gibi virtlerden her biri, bir anda sayısız kişilerin ruhlarına yetişebilir ve onların hepsi de bu hediyeden nasiplerini alabilirler. Çünkü bu Allah'ın kudretine ağır ve

zor değildir.
Bazı alimler, okunan kıraatin sevabının ölüye ulaşmasının yanında, sevabı ölüye bağışlanmak şartıyla her güzel amelin sevabı da ulaşır demişlerdir.122 Yalnız bunların sevap

kazanılacak şekilde yani sırf Allah rızası için yapılması şarttır. Yoksa çoklarının yaptığı gibi parayla Kur'an okutup ta ölüye bağışlatılmaz. Çünkü Kur'an okumak bir ibadettir.

İbadet ise parayla değil de Allah rızası için yapılınca sevabı olur ve bu sevap onların ruhlarına bağışlanır. Aksi halde sevap olmaz ki bağışlansın.
Malikî ve Şafiî mezhebinde meşhur olan görüşe göre, kendi ameli ve kesb'i olmadığı için, Kur'an okumak da dahil, bedenî ibadetlerin hiçbirinin sevabı ölüye ulaşmazken kabrin

yanında okunduğunda, ölü, okunan Kur'an'ı dinlediği için, dinleyici sevabı alır.123
Diğer bazı müçtehitler de ancak evladın veya yakın akrabanın oruç, namaz ve haccının vasıl olacağını ileri sürmüşlerdir. Fakat en isabetlisi, borç ve mesuliyetlerin düşmesi

bahis mevzuu olmadan, bağışlanan sevaptan Müslüman ölülerin istifade edecekleri hükmü olsa gerektir.124 Fakat şurası bir gerçektir ki, ölü, kendi yapmadığı ve ihmal ettiği

ibadetlerden mutlaka sorguya çekilecektir. Bazı cahil kimselerin zannettikleri gibi, ıskatını vermekle, yahut fidye ve keffaretini vermekle ölü, yüzde yüz mesuliyetten kurtulmuş

olmaz. Eğer usulüne uygun şekilde yapılmışsa, yapılan bu gibi iyi amellerin sevabı bağışlanmakla sadece affı umulur.125

Ölümü 2 şekilde ele alabiliriz. Birincisi Ruhun Ölümü, ikincisi ise Bedenin Ölümüdür.

Ruhun Ölümü Nasıl Olur?

Şimdiye dek, önce ölüp sonra da dirilerek insanlar arasına dönen ve neler görüp, neler hissettiğini anlatan hiç kimse olmamıştır. Bu nedenle ölümün nasıl bir durum olduğunu, bir

insanın ölüm anında neler hissettiğini bilmemize teknik olarak imkân yoktur. Ancak insana hayatını veren ve zamanı gelince de geri alan Allah’u Teâlâ, ölümün nasıl

gerçekleştiğini Kur’an-ı Kerim’de bizlere bildirmiştir. Bu nedenle, ölümün nasıl gerçekleştiğini, ölmekte olan bir insanın gerçekte neler yaşayıp, neler hissettiğini ancak

Kur’an’dan öğrenebiliriz.

Kur’an’a baktığımızda ise oldukça önemli bir gerçekle karşılaşırız. Çünkü Kur’an’da haber verilen ve tarif edilen ölüm, insanlar tarafından gözlemlenen ölümden çok farklıdır.

Öncelikle, bazı ayetlerde ölüm anında, ölecek kişi tarafından görülen, fakat diğer insanlar tarafından gözlemlenemeyen olaylar yaşandığı bize haber verilir. Vakıa Suresi’nde

şöyle buyrulmaktadır :

Hele can boğaza gelip dayandığında Ki o sırada siz ( sadece) bakıp, durursunuz, Biz ona sizden daha yakınız; ancak görmezsiniz.

Bir başka ayette de, bu “gözlemlenemeyen olayların” inkârcılar için bir zorluk anı olduğundan şöyle bahsedilir :

Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin; Allah bunlarla, ancak onları dünyada azablandırmak ve canlarının onlar inkar içindeyken zorluk içinde çıkmasını istiyor.

– Ölüm anında inkârcının sırtına ve yüzüne vurularak canının alınması :

Öyleyse melekler, yüzlerine ve arkalarına vura vura canlarını aldıkları zaman nasıl olacak? İşte böyle; çünkü gerçekten onlar, Allah’ı gazablandıran şeye uydular ve O’nu razı

edecek şeyleri çirkin karşıladılar; bundan dolayı ( Allah,) amellerini boşa çıkardı.

– Ölümün şiddetli sarsıntıları ve meleklerin inkârcıya ölüm anında, ebedi azaplarını müjdelemeleri :

“… Sen bu zalimleri, ölümün ‘şiddetli sarsıntıları’ sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara : “Canlarınızı ( bu kıskıvrak yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah’a karşı

haksız olanı söylediğiniz ve O’nun ayetlerinden büyüklenerek ( yüz çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı bir azabla karşılık göreceksiniz” ( dediklerinde) bir görsen… “

Melekleri, onların yüzlerine ve arkalarına vurarak : “Yakıcı azabı tadın” diye o inkâr edenlerin canlarını alırken görmelisin. Bu, ellerinizin önceden takdim ettiği işler

yüzündendir. Yoksa şüphesiz Allah kullara zulmedici değildir.

Ayetlerden açıkça anlaşıldığı gibi, inkâr eden bir kişinin ölümü kendisi için büyük bir azaptır. Dışarıdaki yakınları onun rahat yatağında huzurlu bir şekilde öldüğünü

sanırlarken o, gerçekte, maddi ve manevi çok büyük bir azabın içine girmiştir. Ölüm melekleri, acı vererek ve aşağılayarak onun canını bedeninden çıkarırlar. Kuran’da, bu

melekler, inkârcıların canlarını bedenlerinden, “ta en derinden acıyla sökerek çıkaranlar” olarak tarif edilirler.

Başka ayetlerde şöyle buyrulmaktadır :

Hayır; can, köprücük kemiğine gelip dayandığı zaman, “Son müdahaleyi yapacak kim” denir.

Artık gerçekten, kendisi de bir ayrılık olduğunu anlamıştır.

İşte inkârcı, artık hayatı boyunca inkâr etmiş olduğu o büyük gerçekle yüz yüzedir. Ölümle birlikte, yaşamı boyunca işlediği büyük suçun, inkârının cezasını çekmeye

başlayacaktır. Meleklerin sırtına vura vura, canını en derinden sökerek almaları, kendisini bekleyen sonsuz azabın yalnızca çok hafif bir başlangıcıdır.

Ölümün gerçeği işte budur. Dışarıdaki insanlar, yalnızca tıbbi ölümü bilirler; hayati fonksiyonları sona ermek üzere olan bir beden görürler. Ölen kimseyi seyredenler, ne onun

yüzüne ve sırtına vurulduğunu, ne ayaklarının dolaştığını, ne de canının köprücük kemiğine dayandığını görürler. Bu görüntü ve hislerle yalnızca ölen kişinin ruhu muhatap olur.

Oysa gerçek ölüm, dışarıda insanların göremeyeceği bir boyutta ölen kişi tarafından bütün yönleriyle “tadılmaktadır”. Bir başka deyişle, ölüm sırasında yaşanan olay, bir “boyut

değişikliğidir”.

Buna karşın, müminlerin ölümü ise “güzellikle” olur :

Bunun aksine, ölüm, mümin için büyük bir mutluluk ve neşenin başlangıcıdır. Ruhu en derinden acıyla sökülen inkârcının aksine müminin ruhu, “yumuşacık çekip alanlar” tarafından,

“güzellikle” ve “selamla”, adeta uykuda ruhun acısızsa bedenden ayrılıp farklı bir boyuta geçmesi gibi alınır.

Ki melekler, güzellikle canlarını aldıklarında : “Selam size” derler. “Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin.”

Müminin Ölümü Nasıl Olur?


– Kaçınılmaz olduğunu bildiği ve yaşamı süresince hazırlık yaptığı ölümle karşılaşır.
– Canını almaya gelen melekler ona selam verip, onu cennetle müjdelerler.
– Melekler güzellikle canını alırlar.
– Ruhu bedeninden yumuşakça çekilip alınır.
– Arkasından gelecek müminleri müjdelemek, Allah’ın vaadinin hak olduğunu ve müminler için bir korku ve üzüntü olmadığını haber vermek ister. Ama buna izin verilmez.

İnkârcının Ölümü Nasıl Olur?

– Hayatı boyunca kendisinden kaçıp durduğu ölümle buluşur.
– Ölümü şiddetli sarsıntılar içinde olur.
– Melekler, ellerini ona doğru uzatır ve onu alçaltıcı ve yakıcı bir azapla müjdelerler.
– Melekler, yüzüne ve sırtına vura vura canını alırlar.
– Ruhu en derinden acıyla sökülür.
– Ruhu köprücük kemiklerine kadar çekilir ve son müdahale yapılır.
– Canı o inkâr içindeyken zorluk içinde çıkar.
– Ölümle yüz yüze geldiği andaki imanı ve tövbesi kabul edilmez.
-Gerçeği görmenin verdiği büyük pişmanlık içinde Allah’tan kendisini dünyaya geri çevirmesini ve kaybettiği ömrünü telafi etmeyi talep eder. Ama bu isteği kabul edilmez.

Dışarıdaki insanların gördüğü “tıbbi ölümün” de insana ders veren çok önemli bir yönü vardır. Tıbbi ölümün insan bedenini yok edişi, insana çok önemli bazı gerçekleri kavrama

fırsatı verir. Bu nedenle, gerçek ölümün ardından söz konusu tıbbi ölüme de değinmek, hepimizin bedenini bekleyen mezar hakkında biraz düşünmek gerekir.

Bedenin Ölümü Nasıl Olur?

Ölüm anında ruh, bu dünyadaki insanların içinde yaşadıkları boyuttan ayrılırken, geride cansız bedenini bırakır. Deri değiştiren canlılar gibi, bu dünyadaki bedenini geride

bırakır ve asıl hayatına doğru ilerler.

Ancak geride kalan bedenin karşılaşacakları da ibret vericidir. Özellikle bu bedene hayattayken gereğinden fazla değer verenler için.

Ölüm anından itibaren de, bedeninizle hiçbir ilişkiniz kalmayacak. Hayat boyu “ben” dediğiniz ve sahiplendiğiniz o beden, sıradan bir et parçası haline gelecek. Ölümünüzle

birlikte bedeninizi başka insanlar taşımaya başlayacaklar. Etrafta ağlayanlar, “daha dün buradaydı”, “dağ gibi adamdı” diyenler olacak. Sonra o bedeni alıp evin bir odasına,

belki de morga koyacaklar. Orada bir gece bekleyecek. Ertesi gün gömme işlemleri başlayacak. Cansız bedeni alıp gasil haneye götürecekler. Görevli, kaskatı kesilmiş olan

bedeninizi soğuk suyla yıkayacak. Ancak bu aşamada ölümün izleri de bedende aşikâr hale gelecek. Morarmalar başlayacak.

Daha sonra bedeni beyaz bir bezle, kefenle saracaklar. Sonra da tahta tabuta koyup üstüne yeşil bir örtü örtecekler. Cenaze arabası gelecek, tabutu devralacak. Araba mezarlığa

doğru ilerlerken, yolda hayat devam edecek. Bazı insanlar cenaze geçiyor diye saygı gösterecek, çoğu kendi işine bakacak. Sonra mezarlığa gelinecek. Tabut, sizi sevenler ya da

seviyor gibi görünenler tarafından ellerde taşınacak. Etrafta muhtemelen yine ağlayanlar, sızlananlar olacak. Sonra o kaçınılmaz yere, mezara gelinecek. Üstünde sizin isminiz

yazılı… Bedeni tabuttan çıkarıp beyaz kefenle birlikte mezarın içine atacaklar. Ve sonra son iş yapılacak. Ellerine kürek alanlar, beyaz kefenin içindeki bedenin üzerine toprak

atmaya başlayacaklar. Kefenin ağzını açıp içine de toprak atacaklar. Ağzınıza, burnunuza, boğazınıza, gözlerinize topraklar dolacak. Topraklar yavaş yavaş kefeni örtecek. Biraz

sonra işleri bitecek ve gidecekler. Mezarlık her zamanki derin sessizliğine bürünecek. Gidenler, kendi hayatlarına geri dönecekler, ama gömülen beden için artık hayatın hiçbir

anlamı kalmamış olacak. Dünyadaki hiçbir güzellik, hiçbir güzel ev, güzel insan, güzel manzara artık o beden için bir şey ifade etmeyecek. Bedeniniz, hiçbir dostunuzla artık

görüşemeyecek. Beden için var olan tek şey, artık yalnızca toprak ve onun içindeki bakteri ve kurtlar olacak.

Ölüm Hakkında Hadisler ve Ayetler

-“Her can ölümü tadıcıdır”

– “Onlar için bir ecel tayin ettik ki onda hiç şüphe yoktur”

– Biz senden önce de hiçbir beşere dünyada ebedîlik vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar baki mi kalacaklardır?”

– “Yeryüzünde bulunan her canlı fanidir”

– “O, hanginizin daha güzel amel yapacağınızı denemek için ölümü de dirimi de takdir edip yaratandır”

– “Allah’ın emir ve kazası olmadıkça hiç bir kimseye ölmek yoktur. O, vadesiyle yazılmış bir yazıdır”

– “Binlerce kişinin ölüm korkusuyla beldelerini terk ettiklerini görmedin mi? Allah onlara “ölün” dedi, sonra da kendilerini diriltti”

– “Şöyle de : Siz evlerinizde olsaydınız bile üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar, yine şüphesiz öldürülecekleri yerlere çıkıp giderlerdi”

– “Nerede olursanız olun, tahkim edilmiş yüksek kalelerde bile bulunsanız ölüm sizi bulur”

– Bir gün bakarsın ki, ölüm baygınlığı gerçek olarak gelmiş “işte bu, senin kaçıp durduğun şey” denilmiştir”

– “Hani Rabbin Âdemoğullarından onların sırtlarından zürriyetlerini çıkarıp kendilerini nefislerine şahit tutmuş; Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Onlar da; Evet, (

Rabbimizsin), şahit olduk” demişlerdi. İşte bu şahitlendirme, kıyamet günü; Bizim bundan haberimiz yoktu” dememeniz içindir”

– Peygamber, Rabbinize iman etmeniz için hepinizi davet edip, dururken, size ne oluyor ki, Allah’a iman etmiyorsunuz? Hâlbuki O, sizden kesin teminat almıştır”

– “Son sözü La ilahe illallah olan kimse Cennet’e girer”

– “Ölülerinize; “Lâ ilahe illallah’ı” telkin ediniz. Çünkü ölüm halinde onu söyleyen bir mümini bu kelime Cehennem’ den kurtarır”.

– Peygamber Efendimiz ( Sallallahü Aleyhi ve Sellem) , Beytullah için “Ölü ve dirilerinizin kıblesidir” buyurmuş.

-Hz. Fatıma ( radıyallâhu anh), Rafi’nin annesine; “Beni kıbleye çevir” demiştir.

“Ey oğullarım! Allah sizin için İslam ( dinini) beğenip seçti. O halde siz de ancak Müslümanlar olarak can verin”

-“Ey iman edenler! Allah’tan nasıl korkmak lazımsa öylece korkun. Sakın siz, Müslüman olmaktan başka bir sıfatla ölmeyin”

-“Ey Rabbimiz! Artık bizim günahlarımızı yarlığa, kusurlarımızı ört, canımızı da iyilerle beraber al”

-“Ey Rabbimiz! Üstümüze sabır yağdır, bizi Müslümanlar olarak öldür”

3 Kişinin amel defteri kapanmaz

"Ademoğlu ölünce amel defteri kapanır. Ancak üç kişinin amel defteri kapanmaz :

1- Geride sadaka-i cariye ( devamlı kazandıran bir eser, köprü, cami gibi hayır) bırakanın,

2- Hayırlı bir evlat( ruhu için dua edip hayır hasenatyapan bir evlat) bırakanın,

3- Geride faydalanılacak bir ilim bırakan kimselerin amel defteri kapanmaz."

-------

Ölüler için okunacak duâ

İnsan, bu dünyada kalmak için yaratılmadı. Ölüm bir köprü gibidir. Sevgiliyi sevgiliye kavuşturur. Ölmek, felaket değildir. Öldükten sonra başına gelecekleri bilmemek

felakettir. Ölülere, duâ ile, istiğfâr etmekle, onun için sadaka vermekle yardım etmek, imdâdlarına yetişmek lâzımdır. Ne yapılacaksa biran önce yapılmalıdır. Dinimizde 40.gün

52.gün diye bir şey yoktur. Bunlar Hıristiyanlıktan geçme batıl inançlardır. Resûlullah buyurdu ki : “Ölünün mezardaki hâli, imdâd diye bağıran, denize düşmüş kimseye benzer.

Boğulmak üzere olan kimse, kendisini kurtaracak birini beklediği gibi, meyyit de, babasından, anasından, kardeşinden, arkadaşından gelecek bir duâyı gözler. Kendisine bir duâ

gelince, dünyanın hepsi kendine verilmiş gibi sevinmekten daha çok sevinir. Allahü teâlâ, yaşıyanların duâları sebebi ile, ölülere dağlar gibi çok rahmet verir. Dirilerin de

ölülere hediyesi, onlar için duâ ve istiğfâr etmektir.”
Îman ile ölenlere hatim okuyup sevabını bağışlamak, hatm-i tehlîl yapmak, yâni yetmişbin Kelime-i tevhîd okuyup sevabını ruhuna hediye etmek çok faydalıdır. Hadis-i şerifte :

“Bir kimse, kendisi için veya başkası için yetmişbin aded Kelime-i tevhîd okursa, günahları affolur” buyuruldu.
Yetmişbin Kelime-i tevhîdi bir kimse veya birkaç kimse okuyabilir. Hatim de cüzler halinde dağıtılıp kısa zamanda bitirilebilir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki : “Kabristandan

geçen kimse 11 ihlas okuyup, sevabını kabirdekilere hediye ederse, ölü adedince sevab verilir.”
Bir kimse, farz olsun, nafile olsun, herhangi bir ibâdeti yaparken veya yaptıktan sonra, sevabını, ölü, diri herkese hediye edebilir.
Namaz, oruç, hac, umre, sadaka, Kur'an-ı kerim okumak, evliyanın kabrini ziyaret, kurban, zikr gibi ibâdetlerin sevabları başkasına hediye edilebilir. Hediye edenin kendi

sevabından hiç azalmadan, bütün müminlere de sevabı erşir. Yani sevab, hediye edilenlere, taksim edilmeden, her birine bütünü kadar erişir.
Her ibâdetin sevabı, Resûlullah efendimizin mübarek ruhuna da gönderilebilir. İbni Ömer hazretleri, Peygamber efendimiz için umre yapmıştır.
İbn-is Serrac hazretleri de Resûlullah efendimiz için onbinden fazla hatim okumuş, mübarek ruhu için kurban kesmişti.
Şu hâlde, her mümin yaptığı ibâdetlerin sevablarını, başta Peygamber efendimiz olmak üzere, ana-babasına ve bütün müminlere hediye etmelidir! Sevabı hepsine de gider. Kendi

sevabından da bir şey eksilmez.

Ölüler İçin Dua
ölüler için dualar
ölüler için okunacak dua

İslâm bilginleri, ölüler için yapılan duanın önemli olduğu,
bağışlanan sevabın onlara yarar sağlayacağı konusunda
görüş birliği içindedir. Ayet ve hadisler, ölüler için
dua, istiğfar ve bağışta bulunulabileceğine açıkça işaret etmektedir.
Bir ayette şöyle buyrulmaktadır :
وَالَّذِينَ جَاؤُوا مِنْ بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَاوَلِإِخْوَانِنَا الَّذِينَ
سَبَقُونَا بِالْإِيمَانِ وَلَا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا غِلّاً لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا إِنَّكَ
رَؤُوفٌ رَحِيمٌ
“Onlardan sonra gelenler ise şöyle derler : “Ey Rabbimiz!
Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla.
Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin tutturma! Ey
Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin.”
( Haşr, 59/10)
Bu ayette yüce Allah, kendilerinden önce gelip geçmiş,
mü’minlerin bağışlanmasını isteyen mü’minleri övmektedir.
Ölülerin bağışlanmasını dilemek yararsız bir iş olsaydı,
Allah onları övmezdi.

Kur’ân’da Nuh Peygamberin; kendisi, anne-babası ve
mü’minler için şöyle dua ettiği bildirilmektedir :
رَبِّ اغْفِرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيَّ وَلِمَنْ دَخَلَ بَيْتِيَ مُؤْمِنًا وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِۜ
وَلَا تَزِدِ الظَّالِم۪ينَ اِلَّا تَبَارًا
“Rabbim! Beni, ana babamı, iman etmiş olarak evime girenleri,
iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla.
Zalimlerin de ancak helâkini arttır.” ( Nûh, 71/28 )
Peygamberimiz ( s.a.s.); ölenler için cenaze namazı
kılmış ve Müslümanlara da kılmalarını emretmiştir. Dinimizde
farz-ı kifâye olan cenaze namazı, esas itibariyle ölüler
için yapılan dua ve istiğfardan ibarettir. Müslümanların
ölen kişi hakkındaki dua ve şahadetinin Allah katında değeri
olduğu ve ölülerin bağışlanmasına vesile olabileceği
unutulmamalıdır.
Hz. Peygamber, cenazeyi defnettikten sonra kabri başında
durmuş ve kabir sualinin kolay geçmesi hususunda
dua etmiştir. ( Ebû Davûd, Cenâiz, 73)
Ölenlerden sadece mü’minler için dua edilir, af ve
mağfiret dilenir, kâfirler için dua edilmez. ( bk. Tevbe, 9/113; İbn
Hıbbân, Ed’ıye, No : 981)
Kabir ziyaretleri yapıldığında, orada yatanlar için
Kur’ân okunup sevabı bağışlanır, onlara hayır dua edilir,
ancak ölülerden yardım istenmez, bir dilekte bulunulmaz.
Aksi takdirde ibadete şirk karıştırılmış olur. Çünkü
Allah’tan başkasına dua/ibadet etmek Allah’a başkalarını
ortak koşmaktır. Putlar ve ölüler, yapılan yardım talebine

cevap da veremezler. Bu hususu yüce Allah, Kur’ân’da şöyle
ifade etmektedir :
وَمَنْ أَضَلُّ مِمَّنْ يَدْعُو مِنْ دُونِ الِّهَل مَنْ لَا يَسْتَجِيبُ لَهُ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ
وَهُمْ عَنْ دُعَائِهِمْ غَافِلُونَ
“Allah’ı bırakıp da kıyâmet gününe kadar kendisine cevap
veremeyecek şeylere yalvarandan daha sapık kim olabilir?
Oysa onlar, bunların yalvardıklarından habersizdirler.”
( Ahkâf, 46/5)

Cenaze İle İlgili Hatalar

Dünyasını değiştiren Müslümanlara karşı, hayatta bulunakların yapması gereken bir takım görevler vardır. Bunların bir kısmı hakkiyle bilinmediği için, tatbikat esnasında halk

arasında bazı hatalar yapılmaktadır. Bu hatalar İslami hududu aşmakta ve bidatlara ulaşabilmektedir. Bu hataları şöyle sıralayabiliriz;

Su Salâsı : Bazı yerlerde cenaze, yıkanmak üzere teneşirin üzerine konulduğunda Salâ vermek adeti vardır. Saadet asrında ve onu takip eden zamanlarda

görülmeyen ve İslami eserlerde bulunmayan bu adet bidattır. Esasen cenaze yıkanmadıkça, onun yanında Kur’an okunmaya bile müsaade yoktur. Kitab-ı İlahi’yi okumak arzu eden,

başka bir odaya geçerek bu isteğini yerine getirebilir.

Cenazenin Kefenine Ahitname Koymak :
Bir takım kimseler, ölünün mü’min olduğunu ifade eden ibarekleri ve mübarek kelimeleri onun kefenine veya alnın yazmakta, yahut

yazılmış bulunan bir kağıdı kefenin içine koymaktadırlar. Bunu yapmakta fayda olacağını ifade eden bazı beyanlar bulunmakta ise de, muteber eserler hassasiyetle mahzurunu

işaret etmektedirler.

Cenazenin Bekletilmesi :
Vefat eden bir kimsenin, başka bir şehirde bulunan yakınlarının yetişmesi için, ölünün yıkanması ve gömülmesi ile alakalı dini vazife

saatlerce, bazen bir gün bile geciktirilmektedir. Dinin emirlerinin tehiri pahasına, bir kimsenin gelmesini beklemek, İslami esaslarla bağdaşmayacak bir davranıştır.

Cenazenin Tezkiyesi : Bazen cenaze evinde, bazen musallada, vazifeli kimse tarafından “Merhumu nasıl bilirsiniz?” diye sorulduğu görülmektedir. Bu

meselenin dayanağını bilmeyen bazı kimseler, bu uygulamanın doğru olmayacağına dair, çeşitli beyan ve sırf akla dayalı muhakemeler yürütmektedirler.

Ölüm ve Cenaze Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

-Tuvalette Ölmek Kötülük İşaretimi?

Bizler perdenin arkasını bilemeyiz. Hangi yerde ne şekildeki ölüm hakkımızda hayırlıdır kestiremeyiz. Hüsnüzanna memuruz. Şunu biliriz ki, bir ömür boyu İslami hayat

yaşayanların amellerini Rabbimiz zayi etmez. Bunu ayetinde kendisi buyurmaktadır.

– Allah sizin imanınızı zayi etmez. İmanla işlediğiniz amelleriniz boşuna gitmez.

– Allah zerre kadar kuluna zulmetmez. Zerre kadar da amelinizi yok etmez.

Mühim olan imanlı ve amelli yaşamaktır. Ölmenin şekli ve yeri o kadar mühim değildir. İmanlı insan tuvalette ölse de imanın icabı olarak cennete gider. İmansız insan camide de

ölse imansızlığının gereği cehennemi boylar. Hayat boyu İslami yaşayanın kötü görünüşlü ölmesi amelinin zayi olduğuna delil sayılmaz. Allah iman etmiş kimsenin amelini zayi

etmez. Hem de zerresini bile.

Üzülecek bir görünüş içinde ölmek günahının affına sebep de olabilir. Biz hüsnüzanna memuruz. Suizan bize layık olmaz. Hüsnüzannımızda yanılmış olsak günah yoktur. Ama

suizannımızda yanılsak günah vardır. Bunu unutmamak gerek.

Cenazelerin Yıkanması
528- Cenazelerin bir an önce yıkanması, kefenlenip hazırlanması ve kabirlerine konulması müstahabdır. Bunun için önce cenaze teneşir denilen tahtadan bir sedir üzerine, ayakları

kıbleye doğru olarak arka üzeri yatırılır. Teneşirin çevresi güzel kokulu bir şeyle üç, beş veya yedi defa tütsülenir. Göbeğinden dizleri altına kadar olan avret yerleri bir

örtü ile örtülüp elbiseleri tamamen çıkarılır.
529- Cenaze yıkayan erkek veya kadın yıkayıcı, farz olan yıkama görevini yerine getirmeyi niyet etmeli ve Besmele ile başlamalıdır. Yıkama bitinceye kadar da : "Gufraneke ya

Rahman! = Ey Rahman olan Rabbim, senin mağfiretini dilerim" demelidir.
Yıkayıcı eline bir bez alarak örtünün altından ölünün avret yerlerini temizler. Sonra abdest aldırmaya başlayarak önce cenazenin yüzünü yıkar. Ağzına ve burnuna su vermez.

Yalnız dudaklarının içini ve dışlarını, burun deliklerini, göbek çukurunu parmakla veya parmağına sardığı bezle mümkün olduğu kadar siler. Ondan sonra elleri ile kollarını

yıkar. Sahih olan görüşe göre, başını da meshedip ayaklarını da geciktirmeksizin hemen yıkar. Böylece abdest verilmiş olur.
Namazın ne olduğunu henüz anlamayacak bir yaşta olan çocuk ölünce, buna böyle bir abdest verilmez.
530- Cenazenin abdest işi tamamlanınca, üzerine ılık ve tatlı su dökülür. Saç ve sakalı taranmaksızın, varsa "hatmî" denilen güzel kokulu bir ot ile yoksa sabun ile yıkanır.

Sonra sol tarafına çevrilerek önce sağ tarafı bir defa yıkanır. Böylece sağ ve sol yanlan üçer defa yıkanır. Daha fazla yıkanabilirse de israf olmamalıdır. Bundan sonra cenaze

hafifçe kaldırılır. Bu kaldırışta cenaze, yıkayıcının göğsüne veya eline ve dizine dayandırılır. Sonra karnı hafifçe ovulur. Bir şey çıkarsa su ile yıkanıp giderilir. Yeniden

abdest ve vücudun tamamını yıkamaya gerek yoktur. Fakat şişip dağılmak üzere bulunan bir ölünün üzerine yalnız su dökülerek yetinilir. Ona abdest vermek ve üç defa yıkamak

gerekmez.
531- Ölünün saçları ve tırnakları kesilmez. Sünnet olmamışsa, sünnet edilmez. Cenaze yıkanırken pamuk kullanılmaz. Yıkandıktan sonra havlu ve benzeri bir şeyle kurulanır. Ondan

sonra kefen gömleği giydirilir ve geri kalan kefenleri yayılır. Başına ve sakalına "hanut" denilen kâfur veya benzeri güzel kokulu bir şey konur. Secde yerleri olan alın, burun,

eller, dizler ve ayaklara da kâfur konur.
532- Ölünün yıkanacağı yer kapalı olup yıkayıcı ve yardımcılarından başkası onu görmemelidir. Bir ölüyü, ona en yakın olan kimse veya takva sahibi güvenilir kimse yıkamalıdır.

Bu yıkamak parasız olmalıdır. Çünkü bu bir din görevidir. Öyle ki, yıkayıcı olarak bir kimseden başkası bulunmasa, bunun yıkama ücreti alması caiz olmaz. Fakat başka

yıkayabilenler varsa, o zaman ücret alınabilir.
533- Erkek olan ölüyü erkek, kadın olan ölüyü de kadın yıkar. Bu yıkayıcılar taharet üzere bulunmalıdırlar. Bunların cünüb, haiz, nifas halinde olmaları ve yıkayıcının gayri

müslim olması mekruhtur. Ancak müslüman bir erkek hakkında gayri müslimden başka bir erkek ve müslüman bir kadın hakkında gayri müslim bir kadından başka kadın bulunmadığı zaman

bunlar yıkayabilirler.
534- Bir kadın vefat eden kocasını yıkayabilir. Çünkü kadın, iddet bekleyecektir. Bu iddet çıkmadıkça evlilik devam halinde sayılır. Fakat bir erkek, ölmüş bulunan zevcesini

yıkayamaz. Çünkü erkeğe iddet gerekmez. Karısı ölünce, aralarındaki evlilik bağı kalkmış olur. Ancak onu yıkayacak bir kadın bulunmazsa, koca zevcesine teyemmüm verir.
( Üç İmama göre, kocanında zevcesini yıkaması caizdir.)
535- Erkekler arasında ölmüş olan bir kadına mahremi varsa, bu mahremi ona eli ile teyemmüm ettirir. Mahremi yoksa, yabancı bir erkek eline bir bez alarak ve gözlerini kapayarak

teyemmüm ettirir.
536- Su bulunmadığı zaman yine teyemmüm ile yetinilir. Bir cenaze için teyemmüm yapılıp namazı kılındıktan sonra su bulunacak olsa, yeniden yıkanır, namazı tekrar kılınıp

kılınmayacağı hakkında İmam Ebû Yusuf'un iki görüşü vardır.
537- Henüz büluğ çağına yaklaşmamış ( müştehat olmayan) bir kız çocuğunu erkek yıkayabildiği gibi, henüz mürahik ( buluğ çağına ermemiş) bulunan bir erkek çocuğunu da kadın

yıkayabilir.
538- Cinsel organı kesilmiş veya yumurtaları ( husyeleri) çıkarılmış erkek ile organı tam erkekler arasında fark yoktur. Bu gibileri de erkekler yıkar.
539- Suda boğulmuş olan bir müslüman, yıkamak niyeti ile üç defa suda hareket ettirilerek yıkanır. Yalnız su içinde kalmış olması, hayattaki müslümanları cenazeyi yıkama farzını

yerine getirmekten kurtarmaz.
540- Bir müslümanın akrabası veya zevcesi olan bir gayri müslim öldüğü zaman onun dindaşlarına verilir. Eğer bunlara verilmezse, sünnet üzere olmaksızın yıkanır ve sarılarak

gömülür, yukarda açıklandığı üzere mü'minlere yapılan işlem buna yapılmaz.
541- Ölen bir müslümanın, gayri müslimden başka akrabasından bir velisi bulunmasa, cenazesi gayri müslimlere verilmez. Çünkü bunun teçhiz ve tekfini ile ilgili bütün görevler

müslümanlar üzerine bir farz-ı kifayedir.
542- Ölü olarak düşen bir çocuk, bir bez parçasına sarılarak gömülür, yıkanması gerekmez.
543- Erkek mi, kadın mı olduğu anlaşılmayan ve bu bakımdan kendisine "hünsa-i müşkil" denilen kimse ölünce teyemmüm ettirilir, yıkanmaz. Kefenlenme hususunda kadın sayılır.
544- Ölmüş olan bir müslümanın başı ile beraber vücudunun çoğu bulunuyorsa yıkanır; kefenlenir ve namazı kılınır. Fakat başsız olarak yalnız vücudun yarısı bulunsa veya

gövdesinin çoğu kaybolmuş olsa yıkanmaz, kefenlenmez ve üzerine namaz kılınmaz. Bir beze sarılarak gömülür.
545- Kefene sarıldıktan sonra ölüden çıkacak bir sıvı veya benzeri şeyler artık yıkanmaz.
Büyük İslam ilmihali / Ömer Nasuhi Bilmen



-Kimlerin cenaze namazı kılınmaz?

Müslüman olmayanların cenaze namazı kılınmaz. İslam bilginleri, annesini veya babasını kasten öldüren, çatışmada öldürülmesi halinde, yol kesen ve meşru devlet düzenine isyan

suçu işleyenlerin de cenaze namazlarının kılınmayacağını söylemişlerdir.

– Öldükten Sonra Dirilmek Var Mı?

Öldükten sonra tekrar dirilmek de “Amentü” deki Ahiret gününün içindedir. Bu diriliş sadece ruhların diriliği değil, ruhların cesetlerine dönerek, ruh ve ceset iç içe ölümden

sonra tekrar dirilecektir.

Peygamber Efendimize gelip soruyorlar : “Bu çürümüş, dağılmış kemikleri kim diriltecek?” Cenab-ı Hak cevap veriyor :

“Ey Resulüm! De ki onları ilk defa var eden kimse ise, ikinci defa da o diriltecektir ve o her türlü yaratmayı bilir.”

Ahireti inkâr edenler; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mutlaka dirilecekmiyiz? İlk atalarımız da mı dirilecek derler?

“Ey Muhammed! De ki; Evet hem de bayağılaşmış olarak dirilecekler. Tek bir çığlık, hemen ayağa kalkıp baka kalırlar, vay halimize! Bu hesap günüdür derler.”

-Ölü Doğan Çocuk Yıkanır mı?


Ölü olarak doğan çocuğa isim konulur, yıkanır ve kefenlenerek defnolur. Ancak namazı kılınmaz.

----------------

Kabir ziyareti nasıl olur

Sual : Kabir ziyareti nasıl olur, kadın da ziyaret edebilir mi?
CEVAP
Ölümü hatırlamak, ölüden ibret almak ve ahireti düşünmek için kabir ziyaret etmek sünnettir. Kendisinin de aynı hallere düşeceğini hatırına getirir. Kimseye kötülük düşünmez.

İyi bir müslüman olarak yaşamaya çalışır. Hanefi’de, perşembe, cuma ve cumartesi günleri kabirleri ziyaret etmek sünnettir. Şafii’de, perşembe günü ikindiden cumartesi günü

güneş doğuncaya kadar ziyaret etmek sünnettir.

Ziyaret edenin, ölü için Kur’an-ı kerim okuması, ona dua etmesi gerekir. Bunların ölüye faydası çok olur. Kabristana girince, ( Esselamü aleyküm ya Ehle-daril kavmilmüminin!

İnna inşaallahü an karibin biküm lahikun) demek sünnettir.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki :
( Bir müminin kabrini ziyaret ederken, Allahümme inni eselüke-bi-hürmeti Muhammed aleyhisselam en la tüazzibe hazelmeyyit denirse, o ölünün azabı kıyamete kadar kaldırılır.)

[Etfal-ül müslimin]

Yine hadis-i şerifte buyuruldu ki :
( Ana-babanın kabrini, Cuma günleri ziyaret eden kimsenin günahları affolur, haklarını ödemiş olur.) [Tirmizi]

Evliyayı ziyaret için uzak yere gitmek ve kabirlerini, bereketlenmek, yani istifade etmek niyetiyle ziyaret etmek müstehaptır. Resulullahın mübarek kabrini ziyaret etmek,

ibadetlerin en kıymetlilerindendir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki :
( Kabrimi ziyaret edene şefaatim vacip olur.) [Taberani, Bezzar]

Ziyaret ederken, kabir etrafında tavaf etmek, kabri öpmek caiz değildir. Hindiyye’de, ana-babanın kabrini öpmenin caiz olduğu bildiriliyor. Ana-babadan daha kıymetli olan evliya

veya peygamber türbesini öpmek de caizdir. Evliyadan, şefaat etmesi, Allahü teâlânın vermesine vesile olması istenir. ( Kabirleri ziyaret eden kadınlara Allah lanet etsin)

hadis-i şerifi, ağlamayı yenilemek için kabir ziyaret eden kadınları kasdetmekte olup, bu cahiliyet devri âdetlerindendir. ( Kabirleri ziyaret etmenizi yasak etmiştim, bundan

sonra ziyaret edin; zira size ahireti hatırlatır) hadis-i şerifi, kadınların da kabir ziyaret edebileceğini göstermektedir. Kadınların, kapalı olarak, fitneye sebep olmadan, ara

sıra kabir ziyaretleri caizdir. ( Tahtavi)

Askeri’nin bildirdiği ve Münavi’nin ( Künuz) kitabında yazılı hadis-i şerifte, ( Yahya bin Zekeriya’nın kabrini bilseydim, ziyaret ederdim) buyuruldu.

Şeyh-ül-İslam ibni Kemalpaşazade hazretleri ( Bir işinizde şaşırırsanız ölmüşlerden yardım isteyiniz) hadis-i şerifini açıklarken diyor ki :

Ruhun bedene bağlanması, kuvvetli bir aşk ile olmuştur. Ölmek, ruhun bedenden ayrılması demektir. Ruhun bedene olan sevgisi öldükten sonra da devam eder.

Bir insan, kuvvetli, olgun ve tesiri çok olan bir zatın kabri yanında durup, o zatı düşünse, o zatın ruhunun, bedenine ve dolayısıyla, o toprağa bağlılığı olduğundan, bu iki ruh

karşılaşır. Gelen insanın ruhu, o zatın ruhundan istifade eder.

İmam-ı razı hazretleri buyuruyor ki :
Gelen insanın ruhu ile, kabirdeki zatın ruhu, birer ayna gibidir. Birbirinin karşısına gelince herbirinin ışığı, ötekinde akseder, yansır. Bir zat, öldükten sonra, ruh âleminden

ve rahmeti ilahiden ona gelmiş olan, ilimler, kuvvetli eserler, onun ruhundan, ziyarete gelen kişinin ruhuna geçer. ( Metalib-i aliyye)

Peygamberlerin ruhları kabirlerinde her an bulunmaz, hep de ayrı kalmaz. Kabirleri ile ilişkileri vardır. Her müslümanın da ruhu ile kabri arasında, devamlı bir bağlılığı

vardır. Ziyaret edenleri tanır, selamlarına cevap verirler. ( El alam)

Evliya kabrini ziyaret
Sual : Bir Evliyanın kabrini ziyaret ederken nelere dikkat etmelidir?
CEVAP
Seyyid Abdülhakim-i Arvasi hazretleri buyuruyor ki :

Büyük bir zatın kabrini ziyaret eden kimse, ona rabıta ederse, yani dünya işlerini hiç düşünmeyip, kalbine hiçbir şey getirmeyip, o zatın ruhunu, his organları ile anlaşılamayan

bir nur farz ederek, bunu kalbinde bulundurursa, o ruhtan, kendi kalbine bir şeyler akmaya başlar. Çünkü, Evliyanın ruhları, feyzlerin kaynağıdır. Kaynağı kalbine koyan, bunun

feyzine, nimetine, bilinmeyen ihsanlarına elbette kavuşur. Ruhu kuvvetlenir, olgunlaşır.

Kabir yanına gelince, önce selam verilir. Kabrin sağ yanına, yani kıble tarafına, ayak ucuna yakın durur. Tanıdığı gibi, şeklini, suretini hatırına getirir. Euzü ve besmele ile

bir Fatiha ve 11 İhlas okur. Sevabını, Resulullah efendimizin, bütün Peygamberlerin, Eshab-ı kiramın ve Evliya-i izamın ruhlarına ve bu zatın ruhuna hediye eder. Onun ruhunu,

gönlünde bulundurur. Kalbinde bir şey hasıl oluncaya kadar durur. Gelen kimse almasını bilir ise, o zat da, vermeye ehil, olgun bir Veli ise ve şartları gözeterek beklerse,

elbette bir şey ele geçer.

Bu şartlar, o zatın kendisini tanıdığına, selamını işitip cevap verdiğine, ruhunun, kâmil, olgun olduğuna, ruhunun bir zamana ve yere bağlı olmadığına, nerede hatırlarsa, orada

imiş gibi feyz vereceğine, Allahü teâlânın, feyzini, ruhun gıdasını, onun ruhu ile gönderdiğine inanmaktır.

Üzüm isteyen, bağa gidip asmadan koparır. Erik ağacına gitmez. Su isteyen, kaynağa, pınara, çeşmeye gider. Ağaca, sobaya gitmez. Buğday isteyen, tarlasını sürer, eker, biçer.

Çocuk isteyen, evlenir. İlaç isteyen bir hasta, doktora ve eczaneye gider. Bakkala, avukata gitmez. Kalbin gıdasını, ruhun temizliğini isteyen de, Evliyanın kalbine, ruhuna

başvurur. Allahü teâlâ, bu nimetlerini, Evliyanın kalbinden göndermektedir. Her şeyi yaratan, gönderen, yalnız Allahü teâlâdır. Fakat, her şeyi belli bir sebeple göndermek, Onun

âdetidir. Onun nimetine kavuşmak isteyenin, Onun âdetine uyması, sebebi arayıp, bulup, öğrenip, Onun sebebine yapışması lazımdır. Sebepleri aramamak ve öğrenmek istememek,

Allahü teâlânın âdetini bozmak olur. Bir kabirden feyiz almak için, o zata karşı, diri imiş gibi, edep ve saygı göstermek gerekir. ( R. Şerife)

Kabir ziyaretinde
Sual : Evliya kabrini ziyaret edenler arasında, laubali hareket edenler, orada gülenler, konuşanlar oluyor. Bunlar uygun mu? Geçen gün mübarek bir İslam âliminin kabrine

gittim. 3-5 kişi oturmuş, güle oynaya sohbet ediyorlardı. Tam o mübarek zatın kabrinin yanına sedirler koymuşlar. Orada sohbet edilmesi uygun mudur?
CEVAP
Zaruretsiz konuşmamalı. Oradaki zatın bizi gördüğünü bilmeli. Sağlığında yanındaymışız gibi edebi muhafaza etmeli. Başka işle meşgul olmamalı. Orası oturulacak, sohbet edilecek

yer değildir. Edeple dua edip çıkılmalı. Normal kabirlerde bile gülmek uygun değildir. Kabirde gülmek hadis-i şerifle yasaklanmıştır.

Kabir ziyareti için uzağa gitmek
Sual : Evliya kabrini ziyaret için uzak bir yere gitmek caiz midir?
CEVAP
Bu hususta, din kitaplarımızdaki bilgiler şöyledir :
Resulullah, Uhud şehitlerini ziyaret için, Medine’den Uhud’a gelmiştir. Bundan dolayı, Kabr-i saadeti ziyaret için, Medine’ye gitmek de, elbette ibadet olur. ( M. Nasihat)

Uzak kabirleri ziyaret, mendubdur. Seyyid Ahmed-i Bedevi gibi Evliya zatlar, bunun için ziyaret edilmektedir. İmam-ı Gazali hazretleri, ( Evliyanın Allahü tealaya yakınlıkları

aynı değildir. Ziyaret eden, her birinden farklı faydalara kavuşur) buyurdu. ( Redd-ül-muhtar)

Uzak olan kabirleri de, ziyaret etmek için gitmek caizdir. Hele Salihleri, Velileri ziyaret için uzak yere gitmek sünnettir. ( Mezahib-i Erbea)

Diri iken ziyaret edilen âlimleri, vefatından sonra ziyaret etmek için, uzak memleketlere gitmek caizdir. ( Hazanet-ür-rivayat, Hindiyye, Hazanet-ül-müftîn)

( Büyük zatların kabrini ziyaret için uzak ülkelere gitmemek, başka bir işi için gidilince, ziyaret etmek iyi olur) da, denildi. ( Cennet Yolu İlmihali)

Sual : Resulullahın ve Evliyanın kabirlerini ziyaret ederken, kabrin neresinde durmalı? Kıbleye mi, kabre mi dönmeli, oturmalı mı, ayakta mı durmalı?
CEVAP
Bu konuda din kitaplarımızdaki bilgiler şöyledir :

İmam-ı a’zam hazretleri buyuruyor ki :
Abdullah ibni Ömer hazretlerinden bildirdiğine göre, Kabr-i saadeti ziyaret eden, Kıbleye arkasını, yüzünü kabre döner. Sonra, ( Esselamü aleyke eyyühen-Nebiyyü ve rahmetullahi

ve berekatüh) der. Kabr-i şerife dönmek ve kıbleyi arkaya almak sünnettir.( Müsned)

Ziyarette, namazda olduğu gibi, sağ el sol elin üstüne konur. ( Rükneddin Ebu Bekr Muhammed Kirmani)

Resulullah, mübarek kabrinde diridir. Ziyaret edenleri tanır. Hayatta iken yanına gelen, mübarek yüzüne karşı dururdu. Kıble, arkasında kalırdı. Kabr-i şerifini ziyaret ederken

de, elbet böyle olacaktır. Bir kimse, Mescid-i haramda, kıbleye karşı duran hocasının veya babasının yanına gelip bir şey söylese, elbet buna karşı durarak söyler. Kâbe,

arkasında kalır. Resulullahın mübarek yüzüne karşı durmak, babaya, hocaya karşı durmaktan elbet daha gereklidir. Dört mezhebin âlimleri, ziyaret ederken Kabr-i şerife dönmek

gerektiğini sözbirliği ile bildirdiler. ( İmam-ı Sübki - Şifa-üs-sikam)

Mescid-i şerife girdiğinde, kıbleyi arkaya almalı, yüzünü Hücre-i saadete karşı dönmelidir. Edep ve saygı ile, selam verip, salevat-ı şerife okumalıdır. ( İmam-ı Malik)

Ziyaret eden, Resulullahın mübarek başı bulunan köşeyi sol tarafına ve kıbleyi sağ tarafına alıp, köşeden iki metre kadar uzakta durmalıdır. Sonra kıble duvarını yavaş yavaş

arkaya almalı, tam Kabr-i saadete dönünce, selam vermelidir. ( İbni Cemaa - Menasik)

Kabir ziyaretinde, kabre karşı durularak kıble arkada bırakılır. Her kabir ziyaretinde, böyle yapılır. ( Merakıl-felah)

Kabir ziyaret ederken, kıbleyi arkada bırakıp, ölünün yüzüne karşı oturup selam vermek müstehabdır. Kabre el, yüz sürülmez, öpülmez. ( İhya)

Kıbleyi arkada bırakıp, ayak tarafında, ayakta durmak efdaldir. ( Redd-ül-muhtar)

Resulullah, Baki kabristanını ziyaret eder, mezar yanında ayakta dua ederdi. ( M. Nasihat)

Ayakta ziyaret etmek, oturarak ziyaretten efdaldir. ( İbni Hacer-i Mekki)

Kabrin ayak ucunda durmak iyidir. Baş tarafında durmak da caizdir. ( S. Ebediyye)

Ölülere dua
Sual : Mezarlıktan geçerken ölülere dua etmek gerekir mi?
CEVAP
İyi olur. Kendimize de çok sevab olur. İki hadis-i şerif meali şöyledir :
( Kabristana giren kimse, Yasin suresini okusa, o gün ölülerin azapları hafifler; ölülerin sayısı kadar, ona da sevab verilir.) [Etfâl-ül müslimin]

( 11 ihlâs okuyup, sevabı ölülere gönderilirse, ölü sayısınca ona da sevab verilir.) [İ. Ahlakı]

Kabir ziyaretinde
Sual : Kabir ziyaretinde hangi dualar okunur?
CEVAP
Kabristana girince, ayakta, ( Esselâmü aleyküm, yâ ehle dâr-il kavm-il müminîn! İnnâ inşâallahü an karîbin biküm lâhikûn) denir. Besmeleyle, 11 İhlâs ve bir Fatiha’dan sonra, (

Allahümme rabbel-ecsâdilbâliyeh, vel-ızâmin nahire-tilletî harecet mineddünyâ ve hiye bike mü’minetün, edhıl aleyhâ revhan min indike ve selâmen minnî) duasını okumalı. Kabrin

yanına gelince, kabrin kıble ve ayak tarafından yaklaşıp selam vermeli. Vaktimiz müsaitse, ayakta, çömelerek veya oturup, Bekara suresinin başını ve sonunu, Yasin-i şerif,

Tebareke, Tekasür, İhlas ve Fatiha surelerini okuyup, ölüye hediye etmelidir.

Evliya kabrini öpmek
Sual : Ana babanın kabrini öpmek caiz olduğu gibi, Resulullahın kabr-i şerifini ve Evliya-yı kiramın kabirlerini öpmek de caiz midir?
CEVAP
Evet, caizdir, fakat fitneye sebep olmadan yapmak gerektiği bildirilmiştir, çünkü Vehhabi nöbetçiler görürse, şirk diye kamçı vururlar. Türkiye'de de Evliya kabri öpülürse,

selefiye maskeli Vehhabilerin şirk saldırısına uğranır, dikkatli olmalıdır.

Kabir ziyareti
Sual : Kabir ziyareti hangi günler daha iyidir? Gece de kabir ziyareti yapmak caiz midir?
CEVAP
Kabir ziyaretini pazartesi, perşembe, cuma ve cumartesi günleri yapmak daha iyidir. Cuma günü ziyaretin, cuma namazından sonra olması iyi olur. Cumartesi günü sünnet olan

ziyaret güneş doğana kadardır. Perşembe günü ziyaret, öğleden önce veya sonra olabilir. Özellikle, Berat Gecesi gibi mübarek gecelerde de kabir ziyareti iyidir. Kıymetli

zamanlarda, Zilhiccenin onunda, bayram günlerinde, Aşûre Günü'nde kabir ziyaret edilmesi daha uygundur. ( Hindiyye)

Geceleyin de kabir ziyareti yapılabilir.

Kabir ziyaretinde
Sual : ( Kabir ziyaretine gidildiğinde, yedi kat elbise giymek veya avret yerine yedi kat bez koymak gerekir. Konmazsa ölüler avret yerini görür) deniyor. Böyle bir şey var

mı?
CEVAP
Böyle bir şeyin aslı yoktur. ( Namaz kılarken de iç çamaşırı giymek lazımdır. Yoksa melekler avret yerine bakar) diyorlar. Bunun da aslı yoktur. Meleklere iftiradır.

Kabirde uyumak
Sual : Bazı yatırların yanlarında epey boşluk oluyor. Ziyaretçilerden, orada uyuyanlar görülüyor. Kabir yanında uyumak caiz midir?
CEVAP
Kitaplarda, ( Kabir üstünde uyumak mekruhtur) deniyor. ( Mülteka, Dürer)

Hanefîlere göre, mezar üstünde uyumak tenzihen mekruhtur. ( El Fıkh-ü alel Mezahib-i Erbaa)

Kabir yanında uyumaya da mekruh diyenler olduğu için, kabirde uyumamalıdır.

Kabir ziyareti
Sual : Haftanın hangi günü kabir ziyareti yapmak daha efdaldir? Ziyarette hangi duaları okumalıdır?
CEVAP
Haftanın her günü ziyaret yapılabilirse de, pazartesi, perşembe, cuma veya cumartesi günü ziyaret etmek daha efdaldir. İmam-ı Nevevî hazretleri buyuruyor ki : Resulullah'ın ve

sâlihlerin kabirlerini çok ziyaret etmek ve her ziyarette, kabir başında çok durmak sünnettir. ( Ezkar)

İmam-ı Ahmed hazretleri buyuruyor ki :
( Mezarlıktan geçerken İhlâs, iki Kul Euzü ve Fâtiha okunup, sevabı ölülere gönderilirse, hepsine ulaşır.)

Enes bin Mâlik hazretlerinin bildirdiği bir hadis-i şerif :
( Âyet-el-kürsi okuyup, sevabı ölülere gönderilince, Allahü teâlâ, bunu bütün ölülere ulaştırır.) [İslam Ahlakı]

Kabir ziyaretinde bir Fâtiha ile 11 İhlâs okunmalı. Yasin-i şerif okumak da çok sevabdır. Üç hadis-i şerif :
( Ölülerinize Yasin okuyun!) [İ. Ahmed]

( Ana babasının veya birinin kabrini her cuma günü ziyaret edip Yasin sûresini okuyanı, Allahü teâlâ, Yasin’deki her harf miktarınca mağfiret eder.) [İ. Rafiî]

( On bir İhlâs okuyup, sevabı ölülere gönderilirse, ölülerin sayısınca, okuyana da sevab verilir.) [Etfal-ül müslimin]

Mülk sûresi veya başka sûreler de okunabilir.

--------------------

Yas tutmak

Sual : Dinimize göre yas tutmanın ölçüsü nedir?
CEVAP
İslamiyet kötüleme ve yas tutma dini değildir. Yas tutmanın caiz olduğunu gösteren hiçbir âyet ve hadis yoktur. Aksine yasaklandığı bildirildi. 10 Muharremde kendilerine eziyet

etmek haramdır. Yas tutmanın müslümanlıkla hiç ilgisi yoktur. Dinimizde, yas tutmak günah olduğundan, vefat eden veya şehit olan mübarek zatların hiç biri için matem tutmak caiz

olmaz.

Ölü için sessiz ağlamak caizdir. Zira ( Müminin ölümüne gökler ağlar) buyuruldu. ( Şerh-us-sudûr)

Ölü için yüksek sesle ağlamak, matem tutmak, siyah elbise giymek, siyah perdeler ve rozetler, işaretler asmak, matem işaretleri, resmini taşımak caiz değildir. ( S. Ebediyye)

Cenazeye ve cenaze çıkan yere siyah örtmek ve siyah giyinmek caiz değildir. ( Hazânet-ür-rivâyât)

Ebu Seleme’nin kızı Hazret-i Zeynep anlatır :
Resulullahın zevcesi Ümmü Habibe validemizin babası ölünce başsağlığı dilemek için yanına gittiğim zaman dedi ki : “Resulullahın, ( Allah’a ve ahiret gününe inanan bir

kadının, ölen yakını için üç günden fazla yas tutması helal değildir) dediğini duydum.” Cahş kızı Zeynebin kardeşi şehit olunca, o da aynı şeyleri söyledi. ( Buhari)

Dinimiz, nimetlere şükretmeyi, musibetlere de sabır ve susmayı emrediyor. Çocuk olunca, akika kesmeyi bildiriyor. Ölünce, hayvan kesmeyi veya başka bir şey yapmayı emretmiyor.

Bağırıp çağırmayı, yas tutmayı yasak ediyor. ( Es-Siret-üş-Şamiyye)

Dinimize göre, hem sevinç, hem de üzüntü bulunan bir günün yıl dönümlerinde, üzülmeyip, sevinmek, o gündeki sevinçli şeyleri hatırlayıp, üzüntülü şeyleri düşünmemek gerekir.

Çünkü İslamiyet’te yas tutmak yoktur. Bütün hadis kitapları, Peygamber efendimizin ölü için yüksek sesle ağlamanın ölüye sıkıntı vereceğini buyurduğunu bildirmektedir. Bu

hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir :
( Ölüyü överek ağlamak cahiliyet âdetidir.) [Buhari]

( Ölü, yakınlarının kendisine bağırarak ağlamasından azap [sıkıntı] duyar.) [Buhari]

( Yas tutan, ölmeden tevbe etmezse, kıyamette şiddetli azap görür.) [Müslim]

( Ölü için yas tutmak insanı küfre sürükler.) [Müslim]

( Ölü için ağlayana da, onu dinleyene de lanet olsun.) [Ebu Davud]

( Üzülünce, elbisesini yırtan ve bağırıp çağıran bizden değildir.) [Buhari]

( Çığlık atarak ölü için ağlayan kadına, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti olsun.) [Taberani]

( Nimete kavuşunca [davul] zurna çalmak, musibet anında bağırıp çağırmak caiz olmaz.) ( Bezzar)

( Rahmet melekleri ölünün arkasından feryat edip ağlayanlara dua etmez.) [İ.Ahmed]

( Felakete uğrayınca, saçlarını yolan, elbisesini yırtan yüksek sesle bağırıp ağlayan bizden değildir.) [Nesai]

Matem yapmak, bağırıp çağırmak, ilk olarak Muhtar-ı Sekafi tarafından ortaya çıkarıldı. Bu bid'at, zamanla bir ibadetmiş gibi yayıldı. Halbuki Muhtar-ı Sekafi, bunu Kufe halkını

aldatıp, onları Emevilerle harbe sürüklemek, böylece hükümeti ele geçirmek için bir hile olarak yapmıştı.

Peygamberlerden Hazret-i Zekeriyya ile Hazret-i Yahya’yı keserek şehit etmişlerdi. İlk islam şehidi Hazret-i Yaser ve hanımı Sümeyye hatun idi. Resulullah efendimizin sevgili

amcası Hazret-i Hamza da feci şekilde şehit olmuştu. Peygamber efendimiz, şehit olan peygamberlerin, Hazret-i Yaser ile hanımının ve Hazret-i Hamza’nın şehit edildiği günün

yıldönümlerinde matem tutmadı. Matem tutmayı yasakladı.

Matem yasak olmasaydı, herkesten önce, Yahudi kadının Hayber’de verdiği zehirli yemeğin yıllar sonra etkisini göstererek şehit olan Peygamber efendimizin ölümü için matem

tutulurdu. Hazret-i Hamza gibi; Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman, Hazret-i Ali de şehit olmuş, Hazret-i Hasan da zehir verilerek şehit edilmişti.
Milyonlarca müslümanın mezhep imamı olan İmam-ı a’zam hazretleri de şehit edildi. Resulullah efendimizin emrine uyularak bu büyük zatlar için de yas tutulmadı. Yas tutmamak o

büyük zatları sevmemek anlamına gelmez. Babası gibi Hazret-i Hüseyin gibi yüce bir imamın şehit edilmesi de, bütün Müslümanlar için büyük üzüntüdür. Ama yas tutmak, ölüm

yıldönümlerinde dövünmek asla caiz değildir.


---------------
Ölü için devir ve iskat

Editörün bu konuya aciklamasi

Bu konu ihtilaflidir yani mesela 10 lirayi alip bir adama eli kere verip almak ile, Allah imi kandiriyorsun, ne demek bu ayni hulle gibi, amma bu konuyu "dinimiz islam" sitesi şöyle açıklamış, biz bunu yazarak Bunları kabul ediyoruz manasi yokdur, amma merak eden, ve kabul edip iman eden kardeşlerimize, yardimci olmak babinda, bu konuyuda, konunun icine aldik buyurun okuyun ve faydalanin.

Ölü için devir ve iskat

Sual : İskata bid’at, hurafe diyenler var. Dinimizde iskatın yeri nedir?
CEVAP
Gelenek diye her gün İslam’ın bir hükmünü kaldırmaya çalışıyorlar. İskata bid’at diyen sapıklar vardır. Halbuki iskat, Kitap ve Sünnet ile, kıyas-ı fukaha ile sabittir. Kur'an-ı

kerimde namazların nasıl kılınacağını açıkça anlamamıza imkan yoktur. Kur'an-ı kerimde namazın nasıl kılınacağı bildirilmemiş diye, namaz kılma şekli inkâr edilebilir mi? Her

husus Kur'an-ı kerimde açıkça anlatılmamıştır. Bunlar, diğer delillerle bildirilmiştir. Dinimizde dört delil vardır : Kitap, Sünnet, İcma ve Kıyas. Bu dört delile Edille-i

şeriyye denir.

Âlimler, Kitap ve Sünnete dayanarak iskatın hükmünü bildirmişlerdir. Mesela Nur-ül-izah, Haşiye-i Tahtavi, Halebi, Dürr-ül-muhtar, Mülteka, Dürr-ül münteka, Vikaye, Dürer,

Cevhere ve Birgivi Vasiyetnamesi Şerhi gibi kıymetli kitaplarda, ölü için iskat ve devrin gerektiği bildirilmektedir.

Tahtavi haşiyesinde buyuruluyor ki :
( Bir kimsenin, kaza edemediği namazlarının iskatının yapılması için bütün âlimlerin sözbirliği ( icma) vardır. Namazın iskatı olmaz demek çok yanlıştır. Çünkü bu hususta

mezheplerin sözbirliği vardır. [Nesai’deki] hadis-i şerifte ( Bir kimse, başkası yerine oruç tutamaz ve namaz kılamaz. Ama onun orucu ve namazı için fakir doyurur) buyuruldu.)

[s.356] Nimet-i İslam’daki bu hadis-i şerif, Dürer’de de mevcuttur.

Görüldüğü gibi, iskat Kitap ve Sünnette vardır. Ancak, iskatın hükmü Kur'an-ı kerimden açıkça anlaşılmadığı için, âlimler, istinbat yolu ile çıkarmışlardır. Âlimlerin bu yol ile

çıkardığı hükümlere Kıyas-ı fukaha denir. Kıyas-ı fukahayı inkâr edene mezhepsiz denir.

Mecmaul-enhür’da diyor ki :
( Nefsine ve şeytana uyarak namazlarını kılmamış, ömrünün sonuna doğru buna pişman olup kılmaya ve kaza etmeye başlayan kimsenin, kaza edemediği namazlarının iskatının

yapılması için vasiyet etmesi caizdir.) ( Müstasfa)

Oruç, namaz, zekât borcundan başka, kul hakları, ödenecek borçlar, emanet, hırsızlık, dövmek, sövmek, alay, iftira, gıybet gibi hakların da iskatı yapılır. ( Cila-ül-kulub)

Bazı din cahilleri, iskatı kabul ediyorlar, fakat iskat devri için, ( Parayı, bir başka fakire hediye etmekle iskat nasıl yapılır, kim kandırılıyor?) diyorlar. İbni Âbidin

hazretleri buyuruyor ki : ( Bir kimse, zekâtını fakire verse, fakir de zekâtı aldıktan sonra, getirip zengine hediye etse, zekât verilmiş olur.) [Zekât bahsi]

İskat işinde de, fakirin parayı, gönlü ile hediye etmesi gerekir. Gönlü ile hediye ederse, ( Kimi kandırıyor?) denilemez. Herkes mülkünü dilediğine hediye edebilir. ( Hidaye)

Bugün çok yerde iskat işleri dine uygun yapılmadığı gibi, zekât da ekseriya dine uygun verilmemektedir. Dine uygun verilmediği için “zekât kaldırılmalı” denilemeyeceği gibi,

uygun yapılmadığı için de “iskat kaldırılmalı” denilemez. Dine uygun olarak nasıl yapılacağı bildirilir.

Bazı mezhepsizler “Orucun iskatına dair âyet vardır. Bekara suresinin ( Hasta veya yolcular, tutamadığı günler kadar, diğer günler oruç tutar. [Yaşlılık veya şifa ümidi

kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da] oruç tutmaya güçleri yetmeyenlerin bir fakir doyumu fidye vermeleri gerekir) mealindeki 184. âyeti, oruç iskatının gerektiğini

emrediyor. Ancak namaz için böyle bir âyet yok” dedikleri halde, samimiyetsiz oldukları için, hiçbir mezhepsizin oruç için fidye verip iskat yaptığı ve oruç iskatını dahi

tavsiye ettiği görülmemiştir.

Devir ve iskat
Sual : Devir ve iskat yoluyla kılınmayan namazlar affediliyorsa, namaz kılmaya ve başka ibadete ne gerek var? O zaman bir kâfir veya hiç ibadet etmeyen bir Müslüman da, iskatla

Cennete gider.
CEVAP
Devir ve iskat, kâfirler ve hiç namaz kılmayanlar için değildir. Namaz kılmayan kimsenin zaten imanla ölmesi, imanını muhafaza etmesi çok zordur. Devir ve iskat, namaz kılan ve

diğer ibadetleri yapan Müslümanlar için yapılır. Mesela bir kimse tevbe etmiş, namaza başlamıştır, fakat kaza namazları bitmeden ölmüşse, bunların affı için devir ve iskat

yapılır, Allahü teâlâya yalvarılır. Yine de affedileceği kesin değildir. Bunun gibi, bir kimse, bütün namazlarını kılmıştır, ama bazı şartlarını bilmediği için, namazlarında

eksiklikler olabilir, sahih olmamış olan namazları olabilir. İşte bunların affı için de, devir ve iskat yapılır. Kıldığımız namazların, tuttuğumuz oruçların kesin olarak kabul

olduğunu bilmediğimiz gibi, devir ve iskatla da, bunların affedilip affedilmediği bilinemez. Allahü teâlâ ile pazarlığa girişemeyiz. Bizim vazifemiz, dinin bildirdiğini

yapmaktır.

Sual : Devir ve iskat nasıl yapılır?
CEVAP
Ölü için yapılan iskatta, bir fakire nisaptan fazla verilebilir. Hatta, altınların hepsi, bir fakire verilebilir. Diyelim ki bir ölünün iskatı 25 kilo altın tuttu hepsi bir

fakire verilse iskat yapılmış olur. Bu kadar altını bulmak zor olacağı için âlimlerimiz devir yolunu bildirmişlerdir. Bir yerden bir kilo altın ödünç alınır. Bir fakirle 25 kere

devir yapılır veya 25 fakir bulunur, bir kere vermekle tamam olur.

Bütün namazlarının iskatı için vasiyet eden ölünün hiç malı yoksa veya üçte biri, vasiyete yetişmiyorsa veya hiç vasiyet etmemiş olup, veli kendi malı ile iskat yapmak isterse

devir yapar. Fakat veli devir yapmaya mecbur değildir.

Bir aylık namaz iskatı için, beş altın lira veya 36 gram bilezik verilir. Bir senelik iskat için 36 x 12 = 432 gram bilezik gerekir.

Namaz kılmadığı yıllar x bir yıllık altın sayısı = fakir sayısı x bir fakire verilen altın sayısı x devir sayısıdır. Mesela, ölü 69 yaşında bir kadın ise, 60 senelik namaz

iskatı için, 60 x 432 = 25920 gram altın, yani 25 kg ve 920 gram altın bilezik vermek gerekir. Bu kadar altını bulmak zor, hatta imkansız olacağı için devir yapmak gerekiyor.

Elimizde 100 gram altın var ise, bir fakire 259 defa verip geri almak gerekir. Elimizde 1 kg altın var ise, 26 defa verip geri almak gerekir. Devire oturan fakir sayısı 26 ise,

bir devirde namaz iskatı verilmiş olur. Fakir sayısı 13 ise iki devir yapmak gerekir.

Ölünün velisi veya vârislerinden biri veya bunlardan birinin vekil ettiği kimse, ( Merhum .................. nin namaz iskatı için, bedel olarak, bu beş altını sana verdim)

diyerek, beş altını birinci fakire sadaka niyet ederek verir. Sadakayı fakire verirken ( hediye ediyorum) denmez. Sonra fakir, ( Aldım, kabul ettim. Sana hediye ediyorum)

diyerek bunu vârise veya vârisin vekiline hediye eder. O da teslim alır. Sonra, yine buna veya ikinci ve diğer fakirlere verir ve hediye olarak ondan geri teslim alır.

Bir aylık Ramazan orucu iskatı yaklaşık 1 altındır. 60 yıllık iskatı ise 60 x 7.2 = 432 gr bilezik eder.

Veli, altınları fakirlere her verişte, namaz veya oruç iskatı diye niyet etmelidir. Fakir de, veliye geri verirken, hediye ediyorum demeli ve veli teslim aldım demelidir. Veli,

fakire verirken, ( Falancanın şu kadar namazının iskatı için, şu altınları sana verdim) demesi lazımdır. Fakir de, ( Kabul ettim) demelidir ve altınları alınca, kendinin mülkü

olduğunu bilmesi lazımdır. Bilmiyorsa önceden öğretilmelidir. Bu fakir de lutfedip, kendi isteği ile ( Falancanın namazının iskatı için, bedel olarak şunu sana verdim) diyerek

başka fakire verir. O fakir de, eline alıp, ( Kabul ettim) demelidir. Alınca, kendi mülkü olduğunu bilmelidir. Emanet, ödünç gibi alırsa devir kabul olmaz. Bu ikinci fakir de,

( Aldım, kabul ettim) dedikten sonra, ( Aynı şekilde sana verdim) diyerek üçüncü fakire verir. Böylece namaz, oruç, zekât, kurban, sadaka-i fıtr, adak ve kul hakları, hayvan

hakları için devir yapmalıdır. Yemin ve oruç kefaretleri için devir yapılmaz.

Ondan sonra, altınlar hangi fakirde kalırsa, lutfedip, arzusu ve rızası ile, veliye hediye eder. Veli alıp, kabul ettim der. Eğer fakir hediye etmezse, kendi malıdır, zor ile

alınmaz. Veli bir miktar altını veya kâğıt para veya ölünün eşyasından bu fakirlere verip, bu sadaka sevabını da ölünün ruhuna hediye eder.

Sual : Devir iskatta, kadın ve erkek için, yükümlülük yaşı farklı mıdır? Bir de, yaşta hicri yıl mı, yoksa miladi yıl mı esas alınır?
CEVAP
Hicri yıl esas alınır. Akıl baliğ olduktan sonra, mükellef [yükümlü] olur. Akıl baliğ yaşı bilinmiyorsa, kadın için 9, erkek için 12 yaş esas alınır. Diyelim bir kimse, miladi

olarak 69 [hicri 71] yaşında ölmüş ise, kadın ise 71 - 9 = 62, erkek ise 71-12 = 59 yaş esas alınarak devir iskat hesabı yapılır.

Sual : Hiç namaz kılmamış bir insanın devir ve iskatı yapılır mı?
CEVAP
Müslümansa yapılır

Sual : Devir ve iskat Şafiilerce de muteber mi?
CEVAP
Şafii mezhebinde Hanefi taklit edilerek devir iskat yapılır. Buğday yerine, kıymetini vermek hususunda Hanefi mezhebi taklit edilebilir. Zekât, kefaret, fıtra gibi şeyler,

doğrudan doğruya camiye verilmez. Camiye bağış yapılabilir. Yani bir fakire verilir, o da camiye bağış yapabilir.

Sual : Fakirin borcu az olsa da, iskat için yapılan devre katılamaz mı? Bir de vadesi henüz gelmemiş taksitli borçları olan katılabilir mi?
CEVAP
Borcu az olsa, borcunu karşılayacak kadar elinde parası olsa, hatta borcundan fazla parası da olsa katılamaz; çünkü borcu varken, kendisine verilen altınları hediye etmesi caiz

olmaz. Önce borcunu ödemesi gerekir. Vadesi gelmemiş olan taksitli borçlar dikkate alınmaz. Nisaba ulaşmayan, [96 gram altını veya bu kadar zekât malı olmayan] kimse, vadesi

gelmiş, ödenmesi gereken borcu da yoksa, devre oturabilir.

Sual : Fakir vekili olan zengin, iskat devrine oturabilir mi?
CEVAP
Evet.

Sual : Fakir ile vekili zengin, iskat için aynı devre oturabilir mi?
CEVAP
Asıl varken, vekil muteber olmaz. Yani oturamaz.

Sual : Fakir, borcunu zengine havale edip devre oturabilir mi?
CEVAP
Evet.

Sual : Ağır hasta iskat için ne yapması lazım?
CEVAP
Namazları kaza etmeden ölüm hâli gelen kimseye, bu namazların iskatı için, bırakacağı maldan fidye verilmesini vasiyet etmek vacip olur. Vasiyet etmezse, velisinin, hatta

yabancının kendi malından iskat yapması caiz olur. Hacca gidemeyen zenginin, hac parasını bırakarak, başkasının gönderilmesi için vasiyet etmesi vaciptir. Malı olmayan meyyit

[ölü], ölmeden önce, devir yapılmasını vasiyet ederse, velinin devir yapması gerekmez. Meyyitin kefaretlerini iskat edecek kadar malının hepsini, mirasın üçte birini aşmamak

üzere vasiyet etmesi vacip olur. Böylece, devre lüzum kalınmadan, iskat yapılır. 1/3’ü iskata yetiştiği halde, 1/3’den az malın devir yapılmasını vasiyet etmek günahtır. Vasiyet

etmeyip, vârisi kendi parası ile hacca gidebilir veya birini gönderebilir. Vasiyet edilmeyen zekât iskatının yapılması gerekmez. Ancak vâris, zekât iskatı için de, kendiliğinden

devir yapabilir. Günah olan bir şeyi yapmak için vasiyet edilmez ve böyle vasiyetler yerine getirilmez.

Sual : Hayatta iken devir iskat yapılsa olur mu?
CEVAP
Olmaz.

Sual : İskat yapmak farz mıdır?
CEVAP
Farz değildir. İskat yapmak, ölünün namaz oruç gibi borçlarının affolması için Allahü teâlâya yalvarmak demektir. Yapılması çok iyi olur.

Sual : Devir ve iskat yapan birinin borcu olmadığını söylediği halde, borcu varsa, devir ve iskat geçerli olur mu?
CEVAP
Devir iskat geçerli olur fakat kendisine günah olur.

Sual : Devir ve iskata oturacak fakirlerden namaz kılmayan varsa, çocuk veya kadın olsa mahzuru olur mu?
CEVAP
Evet mahzuru vardır. Çünkü İslam Ahlakı kitabının Ey oğul ilmihali kısmında, ( Meyyit için namaz iskatı) bölümünde deniyor ki :
( Devire oturacak fakirin akıl baliğ salih erkek olması lazımdır.)

Demek ki devire oturacak kimselerin, akıl baliğ olması, çocuk ve kadın olmaması, bir de fâsık olmaması gerekir. Namaz kılmayan kimse dinen fâsıktır.

Sual : Devir ve iskatta ölü için yemin kefareti verilemez mi?
CEVAP
Devir ve iskatta fakir sayısı ondan aşağı olursa yemin kefareti için devir yapılamaz. Çünkü bir yemin kefareti için 10 fakirin her birine bir fıtra tutarında altın vermek

gerekir. Ölenin üç yemin kefareti varsa, 30 fakir gerekir. Yahut 10 fakire her gün bir yemin kefaretini ödeyecek altın vermek gerekir. Bu zor olduğu için devir ve iskat

yapılırken yemin kefareti genelde yapılmaz.

Yemin, oruç kefareti
Sual : Ölünün yemin ve oruç kefaretleri için devir yapılmıyor. Bunun bir çaresi yok mu?
CEVAP
Çaresi vardır. Birkaç yemin kefareti, bir günde on fakire verilemediğinden dolayı, yemin kefareti için bir günde devir yapılamaz. Oruç kefaretinde de, bir fakiri 60 gün doyurmak

gerektiği için, bir günde devir yapılamaz. On yemin kefareti verilecekse, yüz fakir bulmak gerekir. Fakirlerin hepsini bir araya getirmek zor olacağı için, hepsinden vekâlet

alınır. Vekil olan kimse, onlar adına yemin kefaretlerini alır. Mesela vekil olan kimseye 100 tane namaz kitabı verilse yemin kefareti ödenmiş olur. Yahut güvenilen on fakire

para verip, ( Seni vekil ediyorum. Bu parayla her gün, sabah ve akşam olmak üzere, on gün karnını doyuracaksın) demelidir. Bu şekilde de on yemin kefareti verilmiş olur.

Ölüyü borçtan kurtarmak
Sual : Borcu olan fakir, önce borcunu ödemesi gerektiği için, elindeki parayı, altını hediye edemediğinden, devir ve iskata oturamıyor. Bunun bir çaresi yok mu, mesela borcunu

bir başkası üstlenebilir mi?
CEVAP
Ölünün ihtiyacından dolayı buna izin verilmiştir.
Havale, verenin, alanın ve kabul edenin üçünün de sözleşmesi ile olabileceği gibi, yalnız veren ile alanın veya veren ile kabul edenin yahut alan ile kabul edenin arasındaki

sözleşme [anlaşma] ile de olur. Ölünün borçlarını, bir an önce ödemek gerekir.

Kabre konmadan, borçları ödenemezse, ölünün yakın bir akrabası, borcu havale yoluyla üstlenir. Böylece, hak sahiplerinin kabul etmesiyle ölü, borçtan kurtulmuş olur. Bu yol,

havale metoduna tam uymuyorsa da, ölünün ihtiyacı çok olduğu için, İslamiyet izin vermiştir.

Peygamber efendimiz, borçlu olan birinin namazını kılmak istemedi. Ebu Katade ismindeki bir Sahabi, borcunu, bu yolla üstlenince, cenaze namazını kılmayı kabul buyurdu.

Resulullah, Ebu Katade’ye, ( Bu iki altın borcu üstlendin mi ve ölü borçtan kurtuldu mu?) buyurdu. Ebu Katade hazretleri evet deyince, Resulullah efendimiz cenazenin namazını

kıldı. ( S. Ebediyye)

Devir ve iskat
Sual : Devir iskat yaparken nelere dikkat etmek gerekir?
CEVAP
Devir yaparken, altını verdiğimiz borçsuz fakir, paranın kendisinin olduğunu bilmeli. Ancak iskat yapılmadan önce, yapılan bu iskat işinin, ölmüş bir Müslümanın namaz ve oruç

gibi hak borçlarından kurtulması niyetiyle, Allahü teâlâya yalvarmak demek olduğunu anlatmalı. İskata oturan fakir, verilen altının kendi malı olduğunu bilmeli ve kendi

rızasıyla, sevab kazanmak için başka fakire hediye etmelidir.

Sual : Vasiyet etmeden ölen yakınlarımızın devir ve iskatını yapabilir miyiz? Öleli 20 yıl olmuşsa bir mahzuru olur mu?
CEVAP
Vasiyet etmeden de ölse, aradan yıllar geçse de, yine devir ve iskatını yapmak iyi olur.

Definden önce devir iskat
Sual : Cenaze defnedilmeden önce, devir ve iskatı yapılabilir mi?
CEVAP
Evet, yapılabilir.

İskat yaparken
Sual : Ölünün yapmadığı secde-i tilavetler olabilir. Bunlar için fidye vermek gerekir mi?
CEVAP
Hayır. ( S. Ebediyye)

İskatta üzüm
Sual : Sadaka-i fıtırda olduğu gibi, iskatta da, hurma veya kuru üzümden hesap etmek daha iyi midir?
CEVAP
Evet, iyidir. S. Ebediyye’de deniyor ki : Kefaret iskatı, buğday yerine un veya bir sa’ arpa, hurma, üzümle de hesap edilerek, bunlar da verilebilir. Çünkü bunlar buğdaydan

daha kıymetli oldukları için, fakire daha faydalıdır. Hepsi yerine kıymetleri olan altın veya gümüş de verilebilir. ( Meyyit için iskat bahsi)


Dipnotlar :
---------------------

80. Tirmizi, Sünen, Cenaiz, 76; İbn Mace, Sünen, Sadakat, 12.
81. Abdülkadir Mutlaku'r-Rahbavi, Ahiret Günü, 33; Terc. Ahmet Serdaroğlu-Lütfi Şentürk, Nur yay., 5. Baskı.
82. Buhari, Sahih, Havalat, 3; Süleyman Toprak, Ölümden Sonraki Hayat-Kabir Hayatı, 453.
83. Ebu Davud, Sünen, Edeb, 12; İbn Mace, Sünen, Edeb, 2.
84. Haşr, 59/10.
85. Hayrettin Karaman, İslamın Işığında Günün Meseleleri, 107.
86. Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/509,6/252, ( Meymeniyye-Kahire 1313); Ebu Davud, Sünen, Cenaiz, 72; İbn Mace, Sünen, Edeb, 1.
87. Seyyid Sabık, Fıkhu's-Sünne, 1/568, Beyrut, ts.
88. Süleyman Toprak, Ölümden Sonraki Hayat-Kabir Hayatı, 453.
89. Eş'ari, Makalatu'l-İslamiyyin, 282.
90. Süleyman Toprak, Ölümden Sonraki Hayat-Kabir Hayatı, 453.
91. Müslim, Sahih, Vasiyyet, 3; Ebu Davud, Sünen, Vesaya, 14.
92. Buhari, Sahih, Cenaiz, 94; Müslim, Sahih, Zekat,15; Ahmed İbn Hanbel, 2/371.
93. Süleyman Toprak, Ölümden Sonraki Hayat-Kabir Hayatı, 453.
94. Buhari, Sahih, Vesaya, 15, 20, 26.
95. Seyyid Sabık, Fıkhu's-Sünne, 1/568.
96. Ebu Davud, Sünen, Zekat, 42; Nesei, Sünen, Vesaya, 9.
97. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Muhtasarı Terceme ve Şerhi, 10/54, Akçağ yayınları, Ankara, 1990.
98. Vehbe Zühayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, ( Terc. Heyet) 3/9; Risale yayınları, İstanbul, 1990.
99. Cemalüddin Ebî Muhammed Abdillah İbn Yusuf el-Hanefî ez-Zeyleî, Nasbu'r-Râye li ehâdîsi'l-Hidâye, 2/463; Dâru'l-Hadîs, Kahire, ts.
100. Vehbe Zühayli, a.g.e, 3/207-208.
101. Buhari, Sahîh, Savm, 42; Müslim, Sahîh, Sıyâm, 27.
102. Nasıruddin el-Elbânî, Silsiletü'l-Ehâdîsi'd-Daîfe ve'l-Mevzûa, 1/169-170; Dımaşk, 1964.
103. Buhari, Sahîh, Savm, 42; Müslim, Sahîh, Sıyâm, 27.
104. Süleyman Toprak, Ölümden Sonraki Hayat-Kabir Hayatı, 459.
105. İbrahim Canan, a.g.e, 2/488.
106. Nâsıruddîn el-Elbânî, Ahkâmu'l-Cenâiz, 170; Beyrut, 1969.
107. Müslim, Sahîh, Sıyâm, 27.
108. İbrahim Canan, a.g.e, 2/488.
109. İbrahim Canan, a.g.e, 2/488.
110. Vehbe Zühaylî, a.g.e, 3/99.
111. Süleyman Toprak, Ölümden Sonraki Hayat-Kabir Hayatı, 460-61.
112. Tirmizi, Dâhâyâ, 2; Ebu Davud, Dâhâyâ, 2.
113. İbrahim Canan, a.g.e, 6/61.
114. Ebu Davud, Sünen, Cenaiz, 70.
115. İbn Kayyım el-Cevziyye, Zâdu'l-Meâd, 1/146; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/379; Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, 4/97; Şeyh Ali Mahfuz, el-İbdâ, 186.
116. Dârimî, Mukaddime, 16.
117. İmam Malik, Muvatta', Kader, 3.
118. İsmail Lütfi Çakan, Hurafeler ve Batıl İnanışlar, 64; Hayrettin Karaman, İslamın Işığında Günün Meseleleri, 109; Süleyman Toprak, Ölümden Sonraki Hayat-Kabir Hayatı, 471;

Recep Aktaş, İslam Dininin Yasak Ettiği Batıl İnanışlar, 43; Bahar yayınları, İstanbul, 1973.
119. Vehbe Zühaylî, a.g.e, 3/98-100.
120. Müslim, Sahih, Cenaiz, 102; Farklı rivayetler için bkz. : Ebu Davud, Sünen, Cenaiz, 79; Neseî, Sünen, Taharet, 109, Cenaiz, 103; İbn Mace, Sünen, Cenaiz, 36, Zühd, 36.
121. Necm, 53/3.
122. Seyyid Sabık, a.g.e, 1/383.
123. Süleyman Toprak, Ölümden Sonraki Hayat-Kabir Hayatı, 462.
124. Hayrettin Karaman, İslamın Işığında Günün Meseleleri, 108.
125. Azîmâbâdî, Avnu'l-Ma'bûd, 3/160, Hindistan Baskısı, Aynî, Umdetü'l-Kari, 5/283, İstanbul Baskısı, İbn Kudâme, İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/423-424; Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, 4/98

-100, Mısır, 1952; Seyyid Sabık, Fıkhu's-Sünne, 1/567-569, Beyrut, 1969; Reşid Rıza, 8/255; Şeyh Ali Mahfûz, el-İbdâ fî Madarri'l-İbtidâ, 235 ( 4.Baskı); Süleyman Toprak,

Ölümden Sonraki Hayat-Kabir Hayatı, 460.




Kaynaklar :
--------------------
Kutsaldinislam
Mumsema
Dinimiz islam
islamiforumlar
imamhatipliyim



Etiketler :
---------------------
ahitname,bedenen ölüm nasıl olur,cenaze ile ilgili hatalar,cenazenin bekletilmesi,cenazenin tezkiyesi,cenazeye ahitname koymak,din,inkarcının ölümü nasıl olur,kimlerin cenaze

namazı kılınmaz,müminin ölümü nasıl olur,öldükten sonra dirilmek var mı,ölü,ölü doğan çocuk,ölü doğan çocuk yıkanır mı,ölüm,ölüm hakkında ayet,ölüm hakkında hadis,ölüm hakkında

hadis ve ayetler,ölüm hastasına nasıl davranılmalıdır,ölüm nedir,ölüm ve cenaze hakkında,ölüm ve cenaze hakkında sıkça sorulan sorular,ölünün arkasından yapılması gerekenler

nelerdir,ruh,ruhun ölümü nasıl olur,su salası,tuvalette ölmek,tuvalette ölmek kötülük işareti mi,cenaze,cenazeninardindan,cenazenin ardindan sadaka vermek,cenzenin ardindan

kuran okumak,sevabini bagislamak,cenzenin borclarinin ödenmesi,cenzernin oruc borclarinin tutulmasi,

israNur

Misafir

2

Tuesday, June 21st 2016, 10:45am

Teşekkür ederim paylaştığın için ellerine sağlık.

Karoglan

Kurucu-Admin

  • "Karoglan" bir erkek
  • Konuyu başlatan "Karoglan"

Mesajlar: 6,936

Hakkımda:


KAROGLAN

Konum: Avusturya

Meslek: EBT -EiT

  • Özel mesaj gönder

3

Monday, March 27th 2017, 10:29am

Tskr Dankeschön

Ayhan

Test-Mod

  • "Ayhan" bir erkek

Mesajlar: 198

Konum: izmir

Meslek: Memur

Hobiler: Tarim,Ziraat,Üzüm,Zeytin,Bilgisayar,Müzik,Nostaljik Müzik,Resim

  • Özel mesaj gönder

4

Monday, March 27th 2017, 10:29am

teşekkür Ederim Elinize sağlık

Karoglan

Kurucu-Admin

  • "Karoglan" bir erkek
  • Konuyu başlatan "Karoglan"

Mesajlar: 6,936

Hakkımda:


KAROGLAN

Konum: Avusturya

Meslek: EBT -EiT

  • Özel mesaj gönder

5

Wednesday, September 20th 2017, 1:25pm

Tesekkkkürharikaulade

6

Wednesday, September 20th 2017, 1:25pm

Tesekkkkürharikaulade

Yer Imleri:

Boardumuzda Neler Var

rasittunca.com - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi