Giriş yapmadınız.

Sayın ziyaretçi, Raşit Tunca Board sitesine hoş geldiniz. Eğer buraya ilk ziyaretiniz ise lütfen yardım bölümünü okuyunuz. Böylece bu sitenin nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Eğer sitenin tüm olanaklarından faydalanmak istiyorsanız, kayıt yaptırmayı düşünmelisiniz. Bunun için kayıt formunu kullanabilir ya da bu bağlantıya giderek kayıt işlemi hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz. Eğer önceden kayıt yaptırdıysanız buradan giriş yapabilirsiniz.

Karoglan

Kurucu-Admin

  • "Karoglan" bir erkek
  • Konuyu başlatan "Karoglan"

Mesajlar: 6,889

Hakkımda:


KAROGLAN

Konum: Avusturya

Meslek: EBT -EiT

  • Özel mesaj gönder

1

Saturday, June 4th 2016, 5:48pm

Dini Günler ve Mübarek Geceler ile ilgili Özet Bilgiler



DiNi GÜNLER VE MÜBAREK GECELER İLE İLGİLİ ÖZET BİLGİLER

MÜBAREK GECELER İLE İLGİLİ ÖZET BİLGİ

Mevlit Kandili : Sevgili peygamberimiz (S.A.V) in doğum

gecesine verilen addır.
Regaip Gecesi : Hz Âmine’nin sevgili peygamberimize

hamile olduğunun farkına vardığı gecedir.
Miraç Gecesi : Sevgili peygamberimiz(S.A.V) in Rabbimizin

(cc) davetine icabet ederek Miraca çıktığı, gerek ümmeti ve gerekse geçmiş

peygamberler ve ümmeti için müjdeler aldığı ve ayrıca 5 vakit namazın farz

kılındığı gecedir.
Beraat Gecesi : İnsanların bir senelik hayatlarının,

rızıklarının gözden geçirildiği, müslümanların ilahi af ve mağfirete nail

oldukları gecedir.
Kadir Gecesi : Kur’an-ı Kerim’in “Levh-i Mahfuz” dan

dünya semasına indirildiği, içinde kadir gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlı

ve mübarek bir gecedir.
Bu mübarek geceleri ihya etmiş (hakkını vermiş) olabilmek için bol bol kaza

namazı kılıp, Kur’an-ı Kerim okuyup, hayır hasenat yapıp, Allahü Teâla’yı bolca

zikr etmek ve özellikle o gecenin yatsı ve sabah namazını erkeklerin cemaatle

kılması lazımdır.

----------
Dini gün ve bayramlar
•Cuma Günleri
• Aşure Günü
• Kadir Gecesi
• Miraç Kandili
• Mevlid Kandili
• Berat Kandili
• Ramazan Bayramı
• Kurban Bayramı
• Regaip Kandili​



•Cuma Günleri


Cuma, Perşembe (Pençşenbe) ile Cumartesi (Cumaertesi) arasında kalan, haftanın

beşinci günüdür. Kelime, Türkçeye Kur'an yoluyla Arapçaya, oradan da bize

gelmiştir. Bu günün Türkçe adı, Altıncı Gün, Eski Türkçe Altınç tır. Cuma

sözcüğünün kökünün Arapça olduğu varsayımına göre Kur'an bu günü haftalık

toplantı günü sayması ile de uyuşarak "جمع CM'A" "toplanmak" kökünden gelir.

Kur'an'dan önce bu gün için Araplar arûbe, yewm ül arûbe يوم ال عروبة ya da altıncı gün

anlamında yewm üs sâdis يوم ال سادس derlerdi. Ayrıca erkek ismi olarak da

kullanılmaktadır. İslam'da Cuma toplu ibadet günüdür. Cuma Suresi, 1

Müslümanlar'da mübarek(kutsal)' gündür Hıristiyanlıkta Paskalya'dan önceki Cuma

günü İsa'nın çarmıha gerildiği gün olduğu için yas günüdür. Ayın 13'ünün Cumaya

rastladığı günler bazı inanışlara göre uğursuz kabul edilir.

• Aşure Günü

Aşura Günü (Arapça : عاشوراء, Farsça : عاشورا, İbranice : עשוראא), hicri yılın ilk ayı

olan Muharrem ayının onuncu günüdür. İslam kültüründe önemli bir yeri ve kıymeti

olan bir gündür. Tanımı ve Özellikleri Aşure, orijinali "Aşura", Arapça’da 10

manasına gelen "aşara" kelimesinden türemiştir. Türkçe'ye ise Arapça'dan

geçmiştir. Sözcüğün Sâmî diller arasında ortak bir sözcük olduğu düşünülmektedir.

Ayrıca, sözcük (ve gün) Musevilik inancında Büyük Kefaret Günü için

kullanılmıştır. Hüseyin ibn Ali ve beraberindeki 72 müslüman hicri 61. senesinin

Muharrem ayının onuncu gününde (10 Aralık 680)Kerbela'da şehit edilmiştir.Bunun

dışında Aşure Günü'nde gerçekleştiğine inanlan, İslamiyet açısından mutlu edici

şeyler de mevcuttur. Bunlar; Âdem peygamberin işlediği zelleden (hata veya

sürçme) sonra ettiği tövbenin kabulü, Nuh peygamberin gemisinin tufandan

kurtulması, Yunus peygamberin bir balığın karnından çıkması, İbrahim peygamberin

ateşte yanmaması, İdris peygamberin diri olarak göğe yükseltilmesi (çıkarılması),

Yakub peygamberin oğlu Yusuf peygambere kavuşması, Eyyub peygamberin

hastalıklarının geçip iyileşmesi, Musa peygamberin Kızıldeniz'den geçip

İsrailoğulları'nı Firavun'dan kurtarması, İsa peygamberin doğumu ve ölümden

kurtarılıp göğe yükseltilmesi (çıkarılması). Bu olayların hepsi muteber hadis

kitapların hemen hepsinde geçmektedir. Hazreti Muhammed (s.a.v.) bu günde oruç

tutmayı tavsiye etmiştir. Ayrıca Musevilerin de bu günü oruçla geçirdikleri için,

Aşure gününden bir gün önce veya bir gün sonra da oruç tutmayı önermiştir. Şii

İnancında Aşura Günü Şii inancında Aşure Günü'ne, İslam dininin genelinin

atfettiği önemin dışında bir önem verilir. Zira Muharrem ayının onuncu günü.

Muhammed peygamberin torunu olan İmam Hüseyin Kerbelâ'da şehit edilmiştir.

Muharrem ve Safer ayı ile birlikte iki ayı matem olarak kabul ederler. İki ay

boyunca düğün ve benzeri eğlenceler yapılmaz, bu matem günlerinde taziye

meclisleri düzenlenerek mersiyeler okunur, ihsan yemekleri verilir. Aslında her

ayın onunucu günü Aşuradır. İbrani kökenli olan bu kelime Muharrem ayında yapılan

bu canilikten sonra bu facianın diğer bir adı olarak kabul edilmiş. Şii'likte

çeşitli hububatlardan pişirilen, adına da Aşure denilen yemeği Muharrem ayı

münasabetiyle yapmazlar. O gün helva yapılıp dağıtılır. Türkiye'de en büyük anma

merasimi İstanbul Halkalı'daki Aşura Matem Merasimi'nde yapılır. Bu tören Aşura

gününü en iyi şekilde anlatması yönünden UNESCO tarafından en iyi Aşura Merasimi

seçilmiştir; ayrıca törende yapılan Aşura tiyatrosunun ve izleyicinin sayısı

bakımından da GUINNESS rekorlar kitabına girmeye aday olmuştur. Alevilerde Aşura

Günü ve Muharrem Matemi Alevilerde, Hüseyin'in Kerbela'daki acısı başta olmak

üzere Oniki İmamların acılarını anmak ve anlamak için Muharrem Matemi tutulur.

Amaç bu acıları tekrarlamak ya da öç duygularını tekrarlamak ya da öç duygularını

körüklemek değildir. Muharrem Matemi'nin amacı : Bu türlü acıların bir daha

yaşanmaması için gerekli olan insanlık değerlerini ve Alevi öğretisini

özümsemektir. Matem süresince bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez, kurban

kesilmez ve et yenmez. Matem boyunca hiçbir canlıya eziyet edilmez. Kimsenin

kalbini kırmamak, dili ile kimseyi incitmemek, kimse hakkında dedikodu yapmamak

ve Matem Orucu'nun temel ilkesidir. Sağlığı yerinde olanlar oruç tutarlar.

Matemden amaç, kendine eziyet yapmak değil, yapılabilecek kötülüklerin ve

katliamların bir daha olmaması için anmak ve unutmamaktır. Kerbela katliamında

hasta olması nedeniyle İmam Zeynel Abidin'in kurtulması ve Ali'nin soyunun devam

etmesi nedeniyle de Allah'a şükredilir. Bu nedenle Muharrem Matemi, Aşüre

geleneği ile biter. Aşüre sevincin hoşgörünün simgesidir. 12 gün orucun ardından

Aşure Günü yapılır. 12 değişik malzemeden oluşan Aşure tatlısı yenilir veya

evlere dağıtılır.


• Kadir Gecesi

Kadir Gecesi (Arapça : لیلة القدر lailatu'l Qadr), İslam dinine göre, Kur'an'ın vahiy

yoluyla İslam peygamberi Muhammed'e gönderilmeye başlandığı gecedir. Köken bilimi

Kadir gecesinden Mekke devrinde nazil olan ve Kur'an'ın doksan yedinci sûresi

olan beş ayetlik Kadr Suresi (Arapça : سورة القدر )'nde bahsedilir. Bu surede

Kur’an’ın indirildiği kadir gecesinden bahsedildiği için bu sureye Kadir Suresi

denmiştir. Kadr, 'azamet' ve 'şeref' demektir. Kadir Suresinde Kur’an’ın kadir

gecesinde indirildiğinden, kadir gecesinin bin aydan daha hayırlı olduğundan,

kadir gecesinin rahmet ve berekete vesile olduğundan, bu sebeple insanlık için

taşıdığı değerden bahsedilir. Zamanı Kadir gecesinin hangi gece olduğu kesin

olarak bilinmemekle birlikte, Ramazan'ın yirmi yedinci gününün gecesinde olma

ihtimali yüksektir.Hz. Muhammed(S.A.V) Kadir gecesinin hangi gece olduğunu kesin

şekilde belirtmemiş, ancak; "Siz Kadir gecesini Ramazan'ın son on günü

içerisindeki tek rakamlı gecelerde arayınız" demiştir. İlk vahiy İslam'a göre

Allah(c.c) Kur'anın ilk ayetlerini Cebrail aracılığı ile Hz.Muhammed(S.A.V) 'e

kırk yaşında Hira Mağarası'nda göndermiştir. İlk ayetler Kadir gecesinde

indirilen Alak Suresi'nin ilk ayetleridir. İslamiyet'te Kadir Gecesine verilen

önem Kadir Gecesi, İslam alemine göre çok hayırlı ve mübarek sayılan bir gecedir.

Kur'an'da kadir gecesi şöyle tanımlanmıştır : "Doğrusu biz Kur'ân'ı Kadir

gecesinde indirmişizdir. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir

gecesi bin aydan hayırlıdır. Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede Rablerinin

izniyle her türlü iş için inerler.O gece, tanyerinin ağarmasına kadar bir

esenliktir." İnnâ enzelnâhu fi leyletil kadr. Ve mâ edrâke mâ leyletül kadr.

Leyletülkadri hayrun min elfişehr. Tenezzelül melâiketü verruhu fiha biizni

rabbihim min külli emr. Selâmün hiye hatta madla'il fecr.

• Miraç Kandili


Miraç Kandili (Arapça : لیلة المعراج, Farsça : شب معراج), İslam dininde kutsal sayılan

gecelerden biridir. Recep ayının 27. gecesidir. Müslümanlar bu gecede

peygamberleri Muhammed'in, Mekke´deki Mescid-i Haram´dan, Kudüs´teki Mescid-i

Aksa´ya götürüldüğüne, oradan da gökleri aşarak, Cebrail'in bile giremediği

Sidretül Münteha'yı geçerek Allah´ın katına ulaştığına inanırlar. Bu olaya miraç

ya da göğe çıkış denir. Miraç gecesindeki yolculuğun ruhsal bir deneyim olduğu

tezine karşı Schimmel gibi bazı araştırmacılar ayette kulunun ruhuyla değil,

‘kuluyla birlikte’ seyahat ettiği belirtilmesini sunmuştur. Bazı İslam âlimleri

de Burak adlı bineğin kullanılmasını Miraç'ın tamamen ruhsal bir deneyim

olamayacağına kanıt olarak göstermişlerdir. Miraç’ta kendisine sunulan şarap, bal

ve süt dolu üç bardaktan süt bardağını tercih ederek sütü içmiştir. Bu sebeple

Anadolu'da çoğu yerde bu gecede süt içme ve dağıtma geleneği olduğu ifade

edilmektedir. Bazı yerlerde tatlı da yapılır ve dağıtırlır. Konya'da bu geceye

“süt gecesi” de denilmektedir. Beş vakit namaz, bu gecede farz kılınmış, Bakara

suresinin iman esaslarını ve dua cümleleri içeren son 2 ayeti tebliğ edilmiş ve

şirk koşmayan herkesin cennete gireceği müjdesi verilmiştir. Bu günde genelde

Müslümanlar dua eder, tesbih çeker ve Yasin Suresi'ni okurlar, veya camilerdeki

programlarda yer alırlar. Bu olayın bahsi İslam'ın kutsal kitabı Kur'an'da İsra

ve Necm Surelerinde geçer. "Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını

gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek

kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O,

gerçekten işitendir, görendir." (İsra : 1)

• Mevlid Kandili

Mevlit Kandili ya da Veladet Kandili (Arapça : لیلة مواليد, Mevlid (مولد), Mevlid en-Nebi

(مولد النبي), İslam dininin peygamberi olan Muhammed bin Abdullah'ın doğum gecesi ve

aynı zamanda Hicrî Rebiul-evvel ayının onikinci gecesidir. Klasik dönemde (Asr-ı

Saadet ve Dört Halife Dönemi) kandiller yer almadığı için geçmişi pek eskiye

dayanmamaktadır. Mevlid, "doğum zamanı" demektir. İslam'da Muhammed'in doğum günü

farklı mezheplerde kutlanır. Sünniler Rebiul-evvel ayının 11.sini 12.sine

bağlayan geceyi, Şiiler 17. günü Mevlid günü ve 17'ye dönen geceyi de Mevlid

Gecesi olarak adlandırırlar. Bu iki tarih arasındaki haftayı da Vahdet Haftası

ilan etmişlerdir. Kandil geceleri İslam'ın ilk zamanlarında var olan bir âdet

olmayıp, hicrî 3. asırdan itibaren kutlanmaya başlanmıştır. Türkiye'de Osmanlı

Devleti padişahı II. Selim'den itibaren bu kutlama gün ve gecelerinde,

minarelerde kandil yakılmasıyla birlikte kandil adını almıştır. Mevlid Tarihleri

İslami takvimin ay takvimi, batı takviminin de (Gregoryan takvimi) güneş takvimi

olmasından dolayı mevlid günleri farklı zamanlara denk gelir. Ayrıca ülkeden

ülkeye farklı islamî ay başladığında sabitleme metodu kullanılır. Aşağıdaki

tabloda sadece yaklaşık olarak Mevlid günleri listelenmiştir. Batı Takvimi ... 12

nci Rebi ül evvel(Sünni) ... 17 nci Rebi ül evvel(Şii) 2008 .................19

Mart .........................................25 Mart 2009............. 8 Mart

................................................14 Mart 2010 ................. 25

Şubat .........................................3 Mart 2011 ................14

Şubat .........................................20 Şubat 2012 ................3

Şubat .........................................9 Şubat 2013 .................23

Ocak .........................................30 Ocak 2014 ................12

Ocak ...........................................17 Ocak 2015 ................ 2

Ocak/22 Aralık ....................................9 Ocak

Muhammed bin Abdullah'in doğumu için kullanılan terimler Mevlid en-Nebi (çoğulu

el-Mevlid) Peygamberin doğumu (Arapça) Milad en-Nebi Peygamberin doğumu

(Arapça/urduca) Mevlid-i Şerif Mübarek doğuş (Türkçe) Mevlid-i Şerif Mübarek

doğuş (Urduca) Eyd el-Mevliden -Nebevi Peygamberin doğum Kutlaması (Arapça)

Eiyd-e-Milad-un-Nebi Peygamberin doğum Kutlaması (Urduca) Yevm un-Nebi

Muhammed'in günü (Arapça) Mevlid er-Resul Allahın elçisinin doğum günü (Malay) Bu

terimlerin çoğu Arapça ve-le-de (V-L-D) kökünden gelmektedir. Anlamı "doğum

vermek, yapmak, veya yaratmak"


• Berat Kandili

Berat Kandili (Berâet Kandili), (Arapça : ليلة منتصف شعبان ) İslam dininde kutsal kabul

edilen gecelerden biridir. Şaban ayının on dördüncü gününü on beşinci gününe

bağlayan gecesi Berat gecesidir. Osmanlı İmparatorluğu'nda II. Selim'den itibaren

minarelerde kandil yakılmasıyla kandil adını almıştır. Berâet, temize çıkma

anlamına gelir. Bu geceye, bereketli ve feyizli bir gece olması sebebiyle mübarek

gece; günahların affı ve kulların temize çıkarılması sebebiyle Berat gecesi ve

kulların ihsana kavuşmaları nedeniyle de Rahmet gecesi gibi adlar da verilmiştir.

Müslümanlar bu geceyi ibadet ve taatle geçirmenin pek çok sevabı ve feyzi

olduğuna inanır. Bu konuda Resul-u Ekrem şöyle buyurmuştur : "Şaban ayının on

beşinci gecesi olduğu zaman, gecesinde ibadete kalkın. Ve o gecenin gündüzünde

(kandilden sonraki gün) oruç tutunuz. Çünkü o gece güneş batınca Allah Teâlâ o

andan fecir oluncaya kadar : 'Benden mağfiret dileyen yok mu, onu mağfiret

edeyim. Benden rızık isteyen yok mu, onu rızıklandırayım. (Bir belâ ile) müptelâ

olan yok mu, ona kurtuluş vereyim' buyurur." (İbn Mâce) Ayrıca, Berat gecesi,

Kur'an-ı Kerim'in Levh-i Mahfuz'dan dünya semasına toptan indirildiği gecedir.

Buna "inzal" denir. Kadir gecesinde ise Peygambere ilk kez ve parça parça

indirilmeye başlanmıştır. Buna da "tenzil" denir.

• Ramazan Bayramı

Ramazan Bayramı, Arapça : عيد الفطر Ayd-ül Fitr, Farsça : عید فطر), İslam aleminde, oruç

tutma ayı olan Ramazan'ın ardından üç gün boyunca kutlanan dini bir bayramdır.

Hicri takvime göre onuncu ay olan Şevval ayının ilk üç gününde kutlanır.

Bayramdan bir önceki gün, Ramazan ayının son günü olan arifedir. Etimoloji Arapça

kökenli bir sözcük olan "Ramazan", "Ramaza" (çok sıcak olma) kökünden gelir.

Bunun nedeni muhtemelen Ramazan orucu ibadeti ilk uygulanmaya başlandığında yaz

aylarına tekabül ediyor olmasıdır. Bu bayrama halk arasında "Şeker Bayramı" da

denmektedir. Arapçadaki adı 'Ayd-ül El-fitr'dir (Arapça : عيد الفطر). Fitr kelimesi

Arapça'da kahvaltı anlamına gelir ve ramazanın bitimiyle birlikte yapılan ilk

kahvaltıyı ifade eder. Ramazan bayramı oruç süresinin bitmesi dolayısıyla yapılan

bir tören niteliğindedir. Ramazan Bayramı, Malezya ve Singapur'da Hari Raya Aidil

Fitri, Endonezya'da Idul Fitri veya Lebaran, Bangladeş'te iseShemai Eid olarak da

anılır. Tarihi Ramazan Bayramı, Hicret'in ikinci yılından sonra kutlanmaya

başlandı. Bu bayramda yapılması gereken tüm törenler ve ibadetler Muhammed

tarafından düzenlendi. İlk ramazan bayramıyla ilgili işlemler de onun tarafından

Özellikleri Ramazan bayramının üç ayrı özelliği vardır : - Müslümanlar zekat

görevini bu bayramda yerine getirir. - Müslümanlar arasında karşılıklı görüşme,

barışma ve birbirini ziyaret etme ve hediyeleşme adettir. - Müslümanlar bu

bayramda, özellikle bayram namazından sonra yakınlarının kabirlerini ziyaret

ederler. Ramazan Bayramı, Ramazan ayı boyunca tutulması farz kılınan orucun da

sonunu ifade eder. Ramazan ayı biterken, oruç da biter ve Ramazan Bayramı'nın ilk

günü olan Şevval ayının birinci gününde oruç tutulmaz. Ramazan Bayramı'nın bu ilk

gününde camilerde bayram namazı kılınır. Bayram namazını yalnız erkekler kılar.

Bayram namazından sonra ise hutbe okunur. Ayrıca Ramazan Bayramı boyunca

müslümanlar, genellikle karşılıklı ev ziyaretleriyle birbirlerinin bayramını

kutlarlar. Bu ziyaretler esnasında genellikle tatlı ve şekerlemeler ikram edilir.

• Kurban Bayramı

Kurban Bayramı (Arapça : عيد الأضحى; 'Īd al-'Adhā, Farsça : عید قربان; Eid-e Gorbān),

Müslümanlar tarafından Hicri Takvime göre Zilhicce ayının onuncu gününden

itibaren dört gün boyunca kutlanan bir dini bayram. Zilhicce ayının onuncu, on

birinci ve on ikinci günlerine 'Eyyâm-ı nahr' (Kesme günleri) ve bir önceki gün

olan Zilhicce ayının dokuzuncu gününe Arife denir. Kurban Bayramı, aynı zamanda

İslam âleminin her yıl Mekke'de hac farizasını ifa ettikleri vakittir. Kurban

Bayramı, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan birçok ülkede dinî bayram olmasının

yanı sıra resmî tatil ilan edilir. Ramazan Bayramı ile beraber İslam dinindeki en

önemli iki bayramdan biridir. Bayramda Bayram Namazı kılınır ve Bayram hutbesi

okunur. Arefe günü sabah namazından itibaren bayramın son ikindi namazı dahil her

farz namazdan sonra aşağıdaki teşrik tekbirleri okunur : Allahü Ekber Allâhü

Ekber Lâ ilâhe İllâllahü Vallâhü Ekber, Allâhü Ekber ve Lillâhi`l-Hamd Kurban'ın

ıstılahı anlamı Istılahta, yani bir İslam dini terimi olarak Kurban, Allah’a

yaklaşmak ve Allah rızasına ermek niyetiyle kesilen, kurban edilen, hayvan

demektir. Kur'an'da geçen İbrahim peygamber ve oğlu İsmail ile ilgili kıssadan

yola çıkarak, kurban kavramı, çok daha genel bir adanmışlığı, Allah için bireyin

her şeyini feda edebilecek olmasını, Allah'a teslimiyeti ve ona karşı şükür

içinde olmayı ifade etmektedir. Kur'an 'da Hac Suresinde geçen şu ayet, kurbanın

islam inancındaki yerini özetler : "Onların etleri ve kanları asla Allah’a

ulaşmaz. Allah’a ulaşacak olan ancak, sizin O’nun için yaptığınız, gösterişten

uzak amel ve ibadettir." (Hacc 22/36;37) Diğer Dillerde Kurban Bayramı Kurban

Bayramı farklı dillerde ve farklı kültürlerde, kültürel etkilerle de, farklı

isimlerle anılmaktadır. Arapça İyd-el Adha şeklinde okunan tüm dünyada yaygın

olan bir isimdir. Türkçede Kurban Bayramı olarak anılırken, Hindistan ve

Pakistan'da bayrama genelikle Bakra Eid denir ki bunun anlamı "Keçi Bayramı"dır;

bu ülkelerde sıklıkla kurban edilen hayvan keçidir. Bakra Eid Güney Afrika'da da

kullanılan bir isimdir. Bangladeş'te kullanılan yaygın isimlerse Id-ul-Azha ve

Korbani Id'dir. Türkçe ismine benzer bir şekilde Bosna-Hersek, Bulgaristan da Koç

bayram, Arnavutluk'ta Kurban Bajram şeklinde anılır. Nijerya'da Babbar Sallah,

Somali'de ve Kenya ile Etiyopya'nın Somalice konuşan bölgelerinde ise Ciidwayneey

. Tarihçe Tevrat'a göre İbrahim'in Eşi Sara'dan bir çocuğu olmuyordu ve İbrahim

Sara'dan bir çocuğu olması durumunda bunu Allah'a Kurban olarak adadı. Tanrı,

"İshak'ı, sevdiğin biricik oğlunu al, Moriya bölgesine git" dedi, "Orada sana

göstereceğim bir dağda oğlunu yakmalık sunu olarak sun.", 8-9-10-11-12-13 :

İbrahim, "Oğlum, yakmalık sunu için kuzuyu Tanrı kendisi sağlayacak" dedi. İkisi

birlikte yürümeye devam ettiler. Tanrı'nın kendisine belirttiği yere varınca

İbrahim bir sunak yaptı, üzerine odun dizdi. Oğlu İshak'ı bağlayıp sunaktaki

odunların üzerine yatırdı. Onu boğazlamak için uzanıp bıçağı aldı.Ama RAB'bin

meleği göklerden, "İbrahim, İbrahim!" diye seslendi. İbrahim, "İşte buradayım!"

diye karşılık verdi. Melek, "Çocuğa dokunma" dedi, "Ona hiçbir şey yapma. Şimdi

Tanrı'dan korktuğunu anladım, biricik oğlunu benden esirgemedin." İbrahim

çevresine bakınca, boynuzları sık çalılara takılmış bir koç gördü. Gidip koçu

getirdi. Oğlunun yerine onu yakmalık sunu olarak sundu."(Yaratılış : 22 : 2-8-9

-10-11-12-13) Kur'an metinlerinde bahsi geçen çocuğun "yumuşak huylu bir erkek

çocuk" olmasından bahsedilip ismini belirtilmemiştir (Sâffât Sûresi : 101).

Fakat genelde İsmail olarak tefsir edilir ve müslümanlar çocuğun İsmail olduğuna

inanırlar. Diğer İslami kaynaklara göre, İbrahim Peygamberin eşinin kısır olması

nedeni ile bir çocuğu olmayınca (bazı rivayetlere göre 125 yıl ) Allah'a

yalvarır, dua eder. Kendisinin ve eşinin yaşlı olduğu bir zamanda mucizevi bir

şekilde oğlu olur. Çocuk biraz büyüdüğünde, İbrahim peygamber rüyasında onu

kurban etmesi gerektiğini görür. Oğluna "Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı

gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da, “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap.

İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın” der Peygamberlerin rüyaları normal

insanların rüyalarından farklı olduğundan bu bir emir olarak kabul edilmiş ve

İbrahim peygamber oğlunu kurban etmeye götürmüştür . Ancak Allah'ın emriyle bıçak

çocuğu kesmez. Bu esnada Cebrail kucağında bir koç ile gelir. Bu imtihan başarı

ile geçildikten sonra tüm İbrahimi dinlerde Zilhicce ayının 10. günü aynı şekilde

kurban kesilerek kutlanan bayram olmuştur. İslam peygamberi , Hac gibi terkedilen

İbrahim' geleneği, tekrar hayata geçirmiştir. Çeşitli Bölgelerde Kurban Bayramı

Kutlamaları [​IMG]​ Kurban Bayramı'nda misafirlere sunulmak için hazırlanmış bir

tabak : yaprak sarması, kavurma ve börek. Bu yiyecekler Kurban Bayramı sırasında

Türkiye'de sıklıkla sunulan ve hazırlanan yiyeceklerdir; özellikle kavurma,

kurban etiyle yapılan ve Türk kültüründe Kurban Bayramı ile özdeşleşmiş bir

yiyecektir. Türkiye Güneş'in doğuşundan 45 dakika sonra bayram namazı kılınır ve

kurban genelde ilk gün kesilir. Kesilen bu etin üçte biri akrabaya, üçte biri

fakirlere dağıtılır. Kalan üçte bir ise kurbanı kesenindir. Kesilen kurbanın

etinden yapılan yemekler bayram boyunca misafirlere ikram edilir. Tanıdık ve

akrabalar ziyaret edilir, çocuklara harçlık ve hediyeler verilir. Çocuklar

büyüklerinin elinden öper ve bayramda tüm küslükler son bulur. Diğer Dinlerde

Kurban İslam'daki gibi belirli bir bayram zamanı ile ilişkilendirilen büyük bir

kurban eylemi bugün varlığını sürdüren İbrahimi Dinlerde nadir görülse de diğer

İbrahimi dinlerde de kurban kavramı mevcuttur. Arapça kurban sözcüğü ile ilişkili

olan İbranice korban sözcüğü de sözlükte "yakınlaşmak" anlamına sahiptir ve dinî

bağlamda, şeklî uygulama açısından İslam'dakine benzer bir tür kurban etmeyi

öngörür. Bugün Musevilerin büyük bir kısmı hayvan kurban etmeyi kesmişlerdir

bunun en büyük sebebi Tapınak'ın var olmayışıdır; bununla birlikte hayvan kurban

etmenin özellikle Tapınak mevcutken düzenli bir şekilde yapılan bir ibadet olduğu

bilinmektedir. Bununla birlikte bu hayvan kurbanı büyük oranda günahlardan

arınmak için yapılırdı ve İslam'daki Kurban Bayramına benzer bir uygulama

bağlamında ele alınmazdı.

• Regaip Kandili

Regaip Kandili veya Regâib Kandili Hicri takvimin Receb ayının ilk Cuma gecesine

denk gelen kandil gecesidir. Kökü "arzulamak, meyletmek" anlamlarına gelen regâib

sözcüğü Kur'an'da geçmez. İslam kültüründe diğer kandiller gibi önemli bir yeri

olan kandilde İslam peygamberi Muhammed'in iki rekat namaz kıldığına ilişkin

çeşitli rivayetler vardır. Her sene Recep ayının ilk perşembesini cumaya bağlayan

gecesidir. Regaip Kandili doğrudan Kur'an kaynaklı olmasa da dinî kültürde

zamanla büyük kutlamalarla kutlanmaya başlanmış ve kendisine burada önemli bir

yer edinmiştir. Klasik dinî kültürün yanı sıra tasavvuf geleneği ve kültüründe de

bu kandil diğer kandiller gibi önemli bir yere sahiptir ve büyük kutlamalarla

kutlanır.


------------------------
Mübarek geceler (kandiller) ve bunların nasıl değerlendirilmesi

gerektiği hakkında bilgi verir misiniz?


Kadir dışındaki gecelerin kutsallığı hakkında Kur'an'da herhangi bir bilgi

bulunmaz. Hadiste de Beraet gecesi dışındaki geceler hakkında kesin sayılabilecek

bir bilgi ve yönlendirme yoktur. Bu nedenle bazı İslâm bilgin ve hukukçusu bu

gecelerin kutlanmasına, hem de bu gecelerde toplu biçimde ibadet yapılmasına

bid'at olduğu gerekçesiyle karşı çıkmışlarsa da, İslam toplumu içerisinde bu

gecelerde ibadet etmek yaygınlaşmıştır. Ayrıca bu gecelerin kutlanmasını nehyeden

bir rivayet de yoktur.

1. Hicri takvim, Hz. Muhammed (s.a.v)’in Mekke’den Medine’ye hicret etmesiyle

başlamış olmaktadır. Bu tarih, 16 Temmuz 622’dir. Ayın yörüngesi üzerinde

dönüşüne dayanılarak düzenlendiği için buna (Hicri Kameri” veya“Sene-i Kameriye”

gibi adlar verilmiştir. Hicri takvim, Peygamberimizin vefatından sonra, günlerin

hesaplanmasında ortaya çıkan bazı karışıklıklar üzerine düzenlendi.

Hicri takvim, ayın hilâl şeklinde göründüğü ilk geceyi ay başı olarak kabul eder.

Ayın tekrar görünüşüne kadar geçen süreyi bir ay; on iki ay da bir yıl sayılır.

Bu takvime göre ayın dünya çevresindeki dönüşü yirmi dokuz buçuk gün olarak kabul

ediir. Bu sebeple bir ay 29, bir ay da 30 gün olarak kabul edilir. Böylece miladi

takvimde bir yıl 365 gün, Kameri’de de 354 gün olarak hesaplanır. Bu yüzden hicri

aylar miladi aylardan her yıl on bir gün önce gelir. Bu durum, hicri ayların

mevsimlere denk düşmesine sebep olur. Bu yüzdendir ki, hicri takvimin bir ayı

olan Ramazan, bazen kış, bazen de yaz mevsimlerine veya diğer mevsimlere rast

gelerek, yılın bütün mevsimlerini, haftalarını, aylarını ve günlerini dolaşır. 36

yıl oruç tutan biri de yılın her ay ve günlerinde oruç tutmuş olur.

Hicri takvimde yılbaşı Muharrem ayının 1. günüdür. Muharrem ayını,Safer,

Rebiyülevvel, Rebiyülâhır, Cemaziyelevvel, Cemaziyelâhir, Recep, Şaban, Ramazan,

Şevval, Zilkade ve Zilhicce ayları takip eder.

2. Zaman ve mekânlar bütün kıymet ve kutsiyetini, hakikatte Allah’ın dilemesinden

alırlar. Bu İlâhî dileme ise varlıklar için binbir maslahat ve hikmetler içerir.

Ayrıca o zaman dilimlerinde gerçekleşen mühim olaylar ve o mekânları dolduran

kıymettar mekînler de, içinde bulundukları zaman ve mekâna değer

kazandırmışlardır. İslâm’da mübarek zaman dilimlerinin kudsiyeti de meşiet–i

İlâhî’den geldiği için, Müslümanlara sonsuz feyz ü bereketin nüzulü için birer

vesile olmaktadırlar.

Mübarek ay, gün ve geceler, İslâm’ın şeairindendir; hususi kıymetleri ve

kerametleri vardır. Kâinat, semavat, feza–yı âlem ve bütün varlıklar1 bu kutlu

zaman dilimlerine hürmet etmektedir.2 Âyet veya hadîslerin, kutsallığını tespit

ettiği ve Mü’minlerin de yüzyıllardan beridir kutladığı bu mübarek ay, gün ve

geceler, senenin içine dağılmış vaziyette bulunmaktadır. Sevgili Peygamberimiz

(sas)’in hicretini esas alan ay takvimine göre Recep, Şaban ve Ramazan ayları

öncelikli olan kutsal aylardır. İslâm toplumunda bu aylara Şühûr–u Selâse (Üç

Aylar) denilmiştir. Eşhürü’l–Hurum (Haram Aylar) ise Muharrem (ki senenin ilk

ayıdır), Zilkade, Zilhicce ve Recep aylarıdır. Mübarek günlere gelince : Hicrî

Yılbaşı, Aşûre Günü, Arafe Günü, Ramazan ve Kurban Bayramları, Cuma Günleridir.

Bu yazıda kutlu zaman dilimleri içinden yalnızca kandil geceleri üzerinde

durulacaktır.

Mevlid kandili hariç diğer kandillerin hepsi Üç aylar içindedir ki, bunlara dört

Leyâli–i Mübareke (Müberek Geceler) denilir. Regâib ve Mi’rac kandilleri Receb

ayında, Berâat kandili Şaban ayında, Kadir gecesi de Ramazan ayındadır. Mevlid–i

Nebi ise Ramazan’dan beş ay sonraki Rebiü'l–Evvel ayındadır.

“Üç ayların kendilerine mahsus bir tadı bir şivesi vardır ki, onları yılın

diğer aylarından ayırır; her ayın güzellik ve nefâsetinin zahirî duygularımızla

hissedilip yaşanmasına mukabil, bu müstesna zaman dilimi kalple ve bâtınî

duygularla yaşanır... Üç ayların başlangıcı, kamer birkaç gün önce zuhur etse de,

rağbetlere açık inayetle tüllenen bir perşembe akşamı ‘merhaba’ der ve bir mızrap

gibi gönüllerimize iner. Ulu günlere ve daha bir ulu güne akort olmaya teşne

duygularımızı ilk defa uyarıp coşturan ‘Regâib’ bir ses ve enstrüman denemesi

gibidir. Yirmi küsur gün sonra gelecek olan Mi’rac ise, tam hazırlanmış ve

gerilime geçmiş ruhlar için âdeta, semavî düşüncelerle, gök kapılarının

gıcırtılarıyla ve uhrevîlik esintileriyle gelir. Berâat bu tembihlerle uyanmış ve

tetikte bekleyen sinelere kurtuluş muştularıyla seslenir. Kadir Gecesi’ne

gelince, bu kadirşinas insanları, tasavvurlar üstü ve ancak bir aylık bir cehd

ile elde edilebilecek feyiz ve bereketle kucaklar ve onları afv u mağfiret

meltemleriyle sarar.”3

REGÂİB KANDİLİ

Sevgili Peygamber Efendimiz (sas)’in Allah’ın bazı çok özel fiilî tecellilerine

mazhar olduğu, nuranî lütf u ihsanlara, semavî mevhibelere eriştiği bir gecedir.

Recep ayının ilk Cuma gecesine tevafuk etmektedir.4 Kelime olarak regâib,“çokça

rağbet edilen, nefis, kıymetli, değerli, ihsan” mânâlarına gelen Ragibe

kelimesinin çoğuludur. Buna göre Regaip Gecesi denilince : “Çok lütuf ve ihsanla

dolu, kıymeti ve değeri büyük, çok iyi değerlendirilmesi gereken gece”mânâsı

anlaşılır. Bu gece Allah lütuflarını sağanak sağanak yağdırır. Müslümanlar

arasında ise Peygamberimiz’in dünyaya teşriflerinin ilk halkasını teşkil eden

anne rahmine şeref verdiği gün olduğuna inanılmaktadır. [Ancak bu gece ile

veladet–i Nebeviyye arasındaki müddet, bunun hilafına işarettir. Şu kadar var ki

Hz. Âmine’nin Fahr–i Âlem Efendimiz’i hamil olduğuna bu geceden itibaren muttali

olmuş olabileceği düşünülebilir.5 Peygamberimiz’in doğuşuyla yeryüzü nasıl küfür

ve cehaletin karanlıklarından kurtulup büyük bir mutluluğa boğulduysa, onun

teşriflerinin ilk basamağı olan bu geceyi de bütün kâinat alkışlamış, coşkun bir

sevinçle ayakta karşılamıştır. Mânen bereketli olan bu gecenin bir hususiyeti de

mübarek Ramazan ayının ilk habercisi olmasıdır.

Bediüzzaman Hazretleri, Regaib gecesinin Zât–ı Ahmediye’nin terakki hayatının

başlangıcının ünvanı olduğunu; Mi’rac gecesinin de Zât–ı Ahmediye'nin terakki

hayatının zirve noktasının ünvanı olduğunu bildirmektedir.6 Bu gece Allah Rasûlü

(sas), söz konusu mazhariyet ve mevhibeler için Cenâb–ı Hakk’a şükür için oniki

rek’at namaz kılmışlardır. Bu geceyi ibadetle ihya etmenin sevabı pek çoktur.7

Diğer zamanlarda okunan her Kur'ân harfi için on sevap verilirse, Recep ayında

yüzleri geçmekte, Regâib kandilinde ise daha da artmaktadır. Kaza ve nafile

namazların sevabı ise diğer gecelere oranla kat kat fazladır. Regâib kandilinde

yapılacak ibadetlerden birisi de duadır. Peygamberimiz (sas), bir hadîslerinde bu

gecede yapılacak duaların Allah katından geri çevrilmeyeceğini bildirmişlerdir.8

“Regâib, Mirâc, Berâat kandilleri gibi gece âleminin tâçları ve zamanın

Allah’a en yakın zirveleri ya da O’na açılmanın rıhtımları, limanları, rampaları

sayılan o mübarek gün ve gecelerde, gönüller ayrı bir duyarlılıkla parıldar; ruh

sonsuza doğru bir başka türlü kanat çırpar; her şey verâların ezelî şiirine dem

tutar; her yanı tam bir uhrevîlik büyüsü kaplar; her sîneyi, dillerin ifadeden

aciz kaldığı bir naz ve niyaz zemzemesi sarar. Hususî bir kısım tecellilerle

ötelerin kapısı, penceresi, menfezi hâline gelen mekân; ümit ve beklentilerin

yakarışlara dönüşüyle billurlaşan zaman ve yeni nazil olmuş gibi, her sûresi, her

maktaı, her âyeti ve her cümlesinde hemen herkese yepyeni bir hayat vaadiyle âvâz

âvâz çağıldayan Kur'ân, bizlere iman ve ümitle yemyeşil tepeler, cennette Cuma

yamaçları gibi rü’yete açık zirveler ve susamış gönüllerimize hayat suyu gibi

iksirler içirerek, ruhlarımıza mü’min olmanın tasavvurlar üstü avantajlarını

sunarlar.. sunar ve Rabb’e yönelik sinelerde ne telâffuzları çatlatan mânâ ve

muhtevalar, ne ifadelere sığmayan tecellilerle tüllenirler.”9

MİR'ÂC KANDİLİ

Allah’ın emriyle Peygamber Efendimiz (sas)’in rûhen ve bedenen, Burak10 isimli

semavî bir binite binerek Cebrail ile birlikte Mekke’deki Mescid–i Haram’dan

Kudüs’teki Mescid–i Aksa’ya (Beytü’l–Makdis) kadar yapmış olduğu gece yolculuğuna

–ki buna İsra denilir–, oradan da bir mi’râcla [manevî asansör] yedi kat göklere

yükselip tâ Sidretü’l–Müntehâ’ya ulaşması, burada Cebrail’i arkada bırakıp Refref

denilen ledünnî binitle Allah’ın huzuruna varıp O’nun Zât–ı Akdes’ini yakînen

müşahede etmesi ve zaman–mekân üstü konuşması olaylarına Mi’râc denilir. İki

aşamalı bu gökler ötesi yolculuk, peygamberliğin 12. yılında, hicretten 18 ay

önce, mübarek üç ayların ilki olan Recep ayının 27. gecesinde (Regâib gecesinden

yirmi küsur gün sonra) gerçekleşmiştir. Kadir gecesinin de Ramazan’ın 27. gecesi

olması ile aralarında çok gizemli bir tevafuk vardır. Bediüzzaman Hazretleri :

“Mi’rac gecesi ikinci bir Kadir gecesi hükmündedir.”11 sözleriyle, bu gecenin

Kadir gecesinden sonra en kutsal bir gece olduğunu belirtmişlerdir. Ebu Talip’in

ve Hatice validemizin vefatı ile çok hüzünlenen, müşriklerin üç yıl süren

ablukası ve Tâiflilerin saldırıları karşısında daralan Allah Rasûlü (ve

mü’minler), bu mi’rac olayı ile çok muhteşem bir teselliye ve ihsan–ı İlâhîye ve

nail olmuştur. Üç ayların ilk kandili, Regaip gecesi, ikinci Mi’rac gecesidir.

Regaib gecesi, Zât–ı Ahmediye’nin terakki hayatının başlangıcının ünvanıdır.

Mi’rac gecesi de Zât–ı Ahmediyenin terakki hayatının zirve noktasının

ünvanıdır.12

Kur'ân–ı Kerim’de İsrâ suresi (17/1) bu İsrâ olayını anlatır. Necm suresi de

İsrâ’nın devamı olan Mi’râc hadisesini anlatır.13 Âyetlerde biraz da kapalı

olarak anlatılan bu esrarengiz yolculuğu, Peygamberimiz (sas) bir çok

hadîslerinde detaylarıyla anlatmışlardır.14

Bir gece Kâbe–i Muazzama’nın Hatîm mevkiinde yatarken, Cebrail (as) gelip mübarek

göğüslerini yardı, kalbini zemzem suyu ile yıkadıktan sonra içini iman ve

hikmetle doldurup eski hâline koydu. Sonra beyaz bir binek Burak ile (normalde

bir aylık mesafedeki) Mescid–i Aksa’ya uçtular. Orada bütün peygamberlerin

ruhlarına imam olup namaz kıldırdı. Bu, onların şeriatlerinin asıllarına mutlak

varis olduğunu ifade ediyordu.15 Bir de kendisine su, şarap ve süt takdim edildi.

O, fıtrî ve tabiî olan sütü içti. Bu ise ümmetinin doğru yola iletildiğini ifade

ediyordu. Ardından yüceliklere yükseltici bir mi’rac (manevî asansör) ile göklere

çıkartılıp yedi kat semaları bir bir dolaştırılmıştır.

1. kat semada : Hz. Adem’le, 2. katta Hz. İsa ve Hz. Yahya, 3. kat’ta Hz. Yusuf,

4. kat’ta Hz. İdris, 5. kat’ta Hz. Harun, 6. kat’ta Hz. Musa ve 7. kat’ta Hz.

İbrahim ile görüştü. Melekleri, Cennet ve Cehennem’e kadar bütünüyle ahiret

hayatını müşahede etti. Bütün mülk ve melekût âlemlerini dolaştı.6

Cebrail daha sonra Peygamberimiz’i daha da yükseklere çıkardı, öyle bir fezaya

vardılar ki kaderleri yazan kalemlerin cızırtıları duyuluyordu. Nihayet varlıklar

âleminin son sınırı olan Sidretü’l–Müntehâ’ya ulaştılar. Cebrail : “İşte burası

Sidretü’l–Müntehâ’dır. Ben buradan bir parmak ucu ileri geçecek olursam,

yanarım.” dedi. Peygamberimiz’e Sidre’de dört kutsal nehir ve her gün yetmiş bin

meleğin ziyaret ettiği Beyt–i Ma’mûr gösterildi. Sonra kendisine şarap, süt ve

bal dolu üç bardak sunuldu. O, yine sütü tercih etti. İçtiği süt, onun ve

ümmetinin fıtratı, yani hilkat–i İslâmiyesiydi. Ayrıca şehitlerin ve muttakilerin

cenneti olan Cennetü’l–Me’vâ’yı temaşa etti. Cebrail’i geride bırakan Zât–ı

Ahmediye Aleyhisselam, burada Refref’e binerek Arş–ı A’lâ’ya urûç etti ve tâ

Kâb–ı Kavseyn olarak belirtilen “imkân dairesinin bitiş, vücûb dairesinin başlama

sınırına” ulaştı. Huzûr–u Kibriya’da Zât–ı Akdes’e ok yayının iki ucu kadar,

hattâ daha fazla yaklaştı.17 Cemâlullah’ı perdesiz ve vasıtasız olarak müşahede

etti, Onunla zaman ve mekândan münezzeh olarak bîkem u keyf konuştu. Daha sonra

tekrar Refref’le Sidre’ye geri döndü. Orada Cebrail’i asıl hüviyetiyle –tıpkı ilk

defa Hira’da gördüğü şekliyle– gördü.18 Müteakiben de yine Cebrail ile birlikte

göz kırpması kadar kısa bir zaman parçasında dünyaya nüzûl eylediler.19

“Ben mi’racdan daha güzel bir şey görmüş değilim.”20

diyen Peygamberler Sultanı, mi’rac yüceliklerinden –âdeta bir vefa duygusuyla–

geri dönerken yanında ümmetine çok büyük hediyeler getirmiştir.

Birincisi : Beş vakit farz namazı getirmiştir. İhsan şuuruyla kılınan namazlar,

ümmetin mi’rac asansörleri olacaktır.

İkincisi : “Âmenerrasûlü” diye bilinen âyetleri getirmiştir. (Bakara, 2/285–

286).

Üçüncüsü : İsra Suresi’nin 22–39. âyetlerinde21 bahsedilen 12 adet İslâm

prensibini getirmiştir.22 Dördüncüsü : Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölen

kimselerin günahlarının affedileceği ve Cennet’e girecekleri müjdesini

getirmiştir. Beşincisi : İyi amele niyetlenen kişiye –onu yapamasa bile– bir

sevap; eğer yaparsa on sevap yazılacağı; fakat kötü amele niyetlenen kişiye –onu

yapmadığı müddetçe– hiçbir günahın yazılmayacağı; ancak işlediği zaman da sadece

bir günah yazılacağı müjdesini getirdi. Bir diğer hediye de, Mi’rac gecesi Allah

ile karşılıklı selâmlaşma ve sohbetlerinden bazı sözleri getirmiştir ki et–

Tahiyyâtü diye meşhur olan bu sözler, bütün namazlarda teşehhütte otururken

okunmakla Mi’racda Allah ile Habibi (sas) arasındaki o kutsî sohbeti

hatırlatmakta ve benzerî bir mükâlemeye namaz kılanı mazhar etmektedir.23

Evet Zât–ı Ahmediye, bütün velayetlerin üstünde bir külliyet ve ulviyetle tezahür

eden velayetinin bir neticesi olarak İlâhî kemal mertebelerinde seyr ü sülûk olan

Mi’rac24 ile huzur–u kibriyaya uzanan yolu açmıştır. Kapıyı da açık bırakmıştır

ki, arkasındaki evliyayı ümmet, ruh ve kalp ile o nuranî caddede, Mi’râc–ı

Nebevî’nin gölgesinde seyr ü sülûk edip istidatlarına göre yüce makamlara

çıkıyorlar.25 Mi’rac'ta farz kılınan beş vakit namaz, mü’minin mi’racıdır;26 ve

Mi’rac–ı Ekber'in (Efendimiz’in Mi’racı) cilvesine mazhar27 olan bir mi’rac–ı

asgar (küçük mi’rac'tır.28 Bu mi’racın zirvesi ise secde hâlinde yaşanır,29 kulun

Allah’a en yakın olduğu anda. Her mü’min, namazın fiil ve rükünlerine fikrini

bindirip, bir nevi mi’rac ile kâinatı arkasına atıp huzura kadar gider.30

Bediüzzaman Hazretleri :

“Leyle–i Mi’rac, ikinci bir Leyle–i Kadir hükmündedir. Bu gece mümkün oldukça

çalışmakla kazanç birden bine çıkar. Şirket–i maneviye sırrıyla, inşâallah her

biriniz kırkbin dil ile tesbih eden bazı melekler gibi, kırk bin lisan ile bu

kıymetdar gecede ve sevabı çok bu çilehanede ibadet ve dualar edeceksiniz ve

hakkımızda gelen fırtınada binden bir zarar olmamasına mukabil, bu gecedeki

ibadet ile şükredersiniz.”31

sözleriyle bu gecenin manevî bir fırsat bilinip değenlendirilmesi gerektiğine

dikkat çekmişlerdir.32

“Bu bağlamda, fıkıh kitaplarında bir Mi’rac gecesi namazından bahsedilmektedir

ki, kılınması müstahsen görülmüştür : 12 rek’attir. Her rek’atında Fatiha

suresiyle beraber herhangi bir sure okunarak iki rek’atte bir selâm verilir.

Sonra da 100 kere“Sübhânellâhi velhamdü lillahi vela ilahe illallâhü vellâhü

ekber.”denilmelidir. Müteakiben ise 100 kere tövbe ve istiğfar edilip, 100 kere

de Efendimiz (sas)’e salât ü selâm getirilmelidir. Gündüzünde de oruçlu

bulunmalıdır; zira bu hâlde günaha dair olmaksızın yapılacak her duanın kabul

edileceği inayet–i İlâhîden umulur.36 Ayrıca bütün mü’minlere dua etmeyi de

unutmamalıdır.

Nasıl ki Efendimiz’in Mevlid kandillerinde, Onun kutlu doğumunu anlatan Mevlidler

okunur; öyle de Mi’rac kandillerinde, bu semavî seyehati anlatan Mi’râciyeler

okunur.37 Mevlid–i Nebi şairi Süleyman Çelebi’nin “Söyleşirken Cebrail ile kelâm

/ Geldi Refref önüne, verdi selâm” beytiyle başlayan mi’raciyesi meşhurdur. Bu

kandil gecesi, Mi’rac olayını anlatan hadîsler ve kitaplar yeniden okunmalı,

toplantılar düzenleyip mi’raciyeler okutulmalıdır. Gönüller ilâhilerle coşmalı,

ilmî–manevî sohbetlerle kendinden geçmelidir. Kur'ân’dan özellikle [İsra, 17/1,

22–39. âyetleri, Necm 53/1–18; Bakara, 2/285–286] âyetleri ve tefsirleri

okunabilir. Eğer kişi, Kur’ân’ın dilinden kalp kulağıyla iman derslerini dinleyip

başını kaldırıp vahdete tam yönelse, “kulluğun mi’racı”yla kemalat arşına

çıkabilir.38 Mi’rac'ta iman hakikatleri gözle görüldüğü için, bu kandil gecesi

imanî konuları ve o konular içinde Mi’rac'a ait meseleleri derinlemesine okuyup

mütalâa etmek lâzımdır.39 “Mi’rac–ı imânî”40 ile âdeta İlâhî mükâlemeye nail

olmalıdır.

Camilerde cemaatle kılınan akşam ve yatsı namazları ve okunan Kur'ân’larla

kıvamını bulan ruhlar, daha sonra evlerine çekilmeli, evlerindeki mescid–i haram

mesabesindeki odalarından seccade burak’ına binerek ilham cebrail’i eşliğinde

ihlas mescid–i aksa’sına varmalı; orada gözyaşıyla karışık bir kâse mânâ sütü

içtikten sonra secdelerin mi’racıyla yükselip âyetlerin kanatlarında ruhunun mülk

ve melekût semalarına yelken açmalı, her rek’atta âdeta bir kat yukarılarına

doğru yücelmeli, bir noktadan sonra binit değiştirip ihsan41 refref’ine binerek

kendi kemal sidre–i müntehalarında pervaz etmeli, nihayet insanda arş–ı azam

mesabesindeki kalbin derece–i ufkuna urûç ile tâ kâbı kavseyne ulaşıp “et–

tahiyyâtü”nün sırrıyla huzur–u kibriya’da sünûhât ve ilhâmât ötesi bir nevi

mükâleme–i İlâhiye ve müşahede–i Rabbâniyeye mazhar olmalıdırlar.

BERÂAT KANDİLİ

Üç ayların ikincisi olan Şaban ayının on beşinci gecesidir. Berâat gecesinde,

beşerin kader programı nev’inden bir İlâhî icraat yapıldığı için, bu gece Kadir

gecesi kudsiyetindedir; ve bütün senenin bir çekirdeği hükmündedir.42 Bu gece

mahlukatın bir sene içindeki rızıklarına, zengin veya fakir, aziz veya zelil

olacaklarına, ihya veya imate edileceklerine, ecellerine ve hacıların adetlerine

dair Allah tarafından meleklere malumat verileceği beyan olunmaktadır.43

Beraat, “iki şey arasında ilişki olmaması; kişinin bir yükümlülükten kurtulması

veya yükümlülüğünün bulunmaması” anlamına gelir. Sahih hadîslerin beyanına göre :

Şaban ayının on beşinci gecesi tövbe eden mü’minler, Allah’ın afv ü mağfireti

ile günahlarından ve dolayısıyla Cehennem’den berâat edecekler, kurtulacaklardır.

Şaban’ın ortasındaki geceye Berâat isminin dışında; mâ'nen verimli, feyizli,

bereketli ve kutsi bir gece olduğu için Mübarek Gece; iyi değerlendirildiği

takdirde günahlardan arınma ve suçlardan temize çıkma imkânı taraf–ı İlâhî’den

verildiği için Sâk (Berâat, Ferman, Kurtuluş Belgesi) Gecesi; Lutf u ihsanı

aşkın, afv ü merhameti engin olan Allah’ın ikram ve iltifatlarına erişildiği için

de Rahmet Gecesi de denilmiştir.44

Berâat gecesinin mübarekiyet ve hususiyeti hakkında sahih hadîs–i şerîflerden

bir–ikisi şöyledir :

“Allah Tealâ, Şaban ayının onbeşinci (Berâat) gecesinde –rahmetiyle– dünya

semasına iner, orada tecelli eder ve Kelb Kabîlesi'nin koyunlarının tüyleri

sayısından daha çok sayıda günahkârı affeder.”45

Başka bir rivayete göre de Hz. Peygamber :

“Şaban’ın ortasındaki (Berâat kandili) geceyi ibadetle ihya ediniz,

gündüzünde de oruç tutunuz. Allah Tealâ o akşam güneşin batmasıyla dünya

semasında tecelli eder ve fecir doğana kadar, ‘Yok mu benden af isteyen, onu

affedeyim. Yok mu benden rızık isteyen, ona rızık vereyim. Yok mu bir musibete

uğrayan, ona afiyet vereyim. Yok mu şöyle, yok mu böyle!’ der.” buyurmuştur.46

Bir diğer hadîste ise, Berâat kandilinde yapılacak duaların geri çevrilmeyeceği

müjdesi verilmiştir.47

Bir kısım âlimlerin, kıblenin Kudüs’teki Mescid–i Aksa’dan Mekke’deki Kabe–i

Muazzama istikametine çevrilmesinin Hicret'in ikinci yılında Berâat gecesinde

vuku bulduğunu kabul etmeleri de geceye ayrı bir önem kazandırmaktadır.

Bazı müfessirler,

“Biz Onu (Kur'ân’ı) kutlu bir gecede indirdik. Çünkü biz haktan yüz

çevirenleri uyarırız. O öyle bir gecedir ki, her hikmetli iş, tarafımızdan bir

emir ile o zaman yazılıp belirlenir.”48

âyetinde belirtilen gecenin Berâat gecesi olduğunu söylemişlerdir. İslâm

âlimlerinin çoğunluğuna göre ise bu gece Kadir gecesidir. Çünkü diğer âyetlerde

Kur'ân’ın Ramazan ayında49 ve Kadir gecesinde50 indiği açıkça bildirilmektedir.

Bu takdirde Kur'ân’ın tamamının Berâat gecesi Levh–i Mahfuz’dan dünya semasına

indiği, Kadir gecesinde de görevli kâtipler tarafından istinsah edilip, âyetlerin

Cebrail tarafından Efendimiz (sas)’e peyderpey indirilmeye başlandığı şeklinde

bir yorum ortaya çıkmaktadır ki bazı müfessirler bu görüşü benimsemişlerdir.51

Bazı âlimlere göre : Berâat gecesi, emirlerin Levh–i Mahfuz’dan istinsahına

başlanır, kâtip melekler bu geceden, gelecek seneye müsaadif ayın geceye kadar

olacak olan vak’aları yazar ve bu işler, Kadir gecesi bitirilir. Rızıklarla

alâkalı defter Mikail (as)’e; harpler, zelzeleler, saikalar, çöküntülerle ilgili

defter Cebrail (as)’e; amellerle alakalı defter, dünya göğünün sahibi ve büyük

melek olan İsrafil (as)’e; musibetlere ait nüsha da Azrail (as)’e teslim

olunur.52 Rasûlulllah (sas) : “Allah Tealâ tüm şeyleri Berâat gecesinde takdir

eder. Kadir gecesi gelince de bu şeyleri sahiplerine teslim eder.” buyurmuştur.

Berâat gecesinde eceller ve rızıklar; Kadir gecesinde ise hayır, bereket ve

selametle alâkalı işler takdir edilir. Kadir gecesinde sayesinde dinin güç–kuvvet

bulduğu şeylerin takdir edildiği; Berâat gecesinde ise, o yıl ölecek olanların

isimlerinin kaydedilip ölüm meleğinin teslim edildiği de söylenmiştir.53

İslâm kaynaklarında Berâat gecesinde beş hasletin varlığından bahsedilmektedir :

1. Her önemli işin bu gecede hikmetli bir şekilde ayrımı ve seçimi yapılır.
2. Bu gece yapılan ibadetin (kılınan namazların, okunan Kur'ân'ların, yapılan dua

ve zikirlerin, tövbe ve istiğfarların), gündüzünde tutulan oruçların fazileti çok

büyüktür.
3. İlâhî ihsan, feyiz ve bereketle dopdolu bir gecedir.
4. Mağfiret (bağışlanma) gecesidir.
5. Rasul–i Ekrem’e şefaat hakkının tamamı (şefaat–ı tamme) bu gece verilmiştir.54

Bu gece her tarafı kaplayan rahmet, merhamet ve lütuftan tövbe etmedikleri

takdirde şu kimseler istifade edemezler :

1. Allah’a ortak koşanlar.
2. Kalpleri düşmanlık hisleriyle dolu olup, insanlarla zıtlaşmaktan başka bir şey

düşünmeyenler.
3. Müslümanların arasına fitne sokanlar.
4. Akraba bağını koparanlar.
5. Gurur ve kibir sebebiyle elbiselerini yerde sürüyenler.
6. Anne ve babalarına isyanda devam edenler.
7. Devamlı içki içenler.55

Hz. Peygamber’in Şaban ayına ve özellikle bu ayın içindeki Berâat gecesine ayrı

bir önem vererek onu ihya ettiğine dair diğer rivayetleri göz önüne alan çoğu

âlimler bu geceyi namaz kılarak, Kur'ân okuyarak ve dua ederek geçirmenin çok

büyük sevaba vesile olacağını söylemişlerdir. Berâat gecesi kılınacak namaza

Salâtü’l–Hayr/Hayır Namazı denilmiştir. Bu namaz bir çok rivayete göre yüz

rek’attir. Her rek’atinde Fatiha suresinden sonra on (veya on bir) kere İhlas

suresi okunur.56 Bir rivayet göre ise on rek’attir; ve her rek’atinde Fatiha’dan

sonra yüz İhlas suresi okunur.57

Bediüzzaman Hazretleri talebelerine yazdığı bir Berâat Kandili tebriğinde bu

gecenin değeri ve değerlendirilmesi ile alâkalı şöyle demektedir :

“Elli senelik bir manevî ibadet ömrünü ehl–i imânâ kazandıran Leyle–i Berâatınızı

ruh u canımızla tebrik ederiz.”58

“Bu gelen gece olan Leyle–i Berâat [Berâat Gecesi], bütün senede bir kudsî

çekirdek hükmünde ve mukadderat–ı beşeriyenin [insanlığın kaderinin] programı

nev’inden olması cihetiyle, Leyle–i Kadrin kudsiyetindedir. Herbir hasenenin

[salih amelin] Leyle–i Kadir’de otuz bin olduğu gibi; bu Leyle–i Berâat’ta herbir

amel–i sâlihin ve her bir harf–i Kur’ân’ın sevabı yirmi bine çıkar. Sair vakitte

on ise, Şuhur–u Selâsede [Üç aylar] yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî leyâlî–i

meşhûrede [meşhur geceler], on binler, yirmi bin veya otuz binlere çıkar. Bu

geceler, elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir. Onun için elden geldiği kadar

Kur'ân’la ve istiğfar ve salavatla meşgul olmak büyük bir kârdır."59

KADİR GECESİ

Kur'ân–ı Kerim’in Levh–i Mahfuz’dan dünya semasına toptan indirilmiş olduğu

gecedir. Cebrail, Peygamberimiz (sas)’e ilk vahyi bu gece getirmiştir. Alak

suresinin “İkra! Oku!” emriyle başlayan ilk beş âyetini. Bu gecede kaderin bir

çeşit istinsahı da yapılmaktadır.60 Kadir Gecesi Ramazan’ın 27. gecesi olarak

kutlanılmaktadır. Kandillerin en üstünüdür ve “Gecelerin Sultanı” olarak

isimlendirilmiştir. Kıyamete kadar yüz milyarlarca insana dünya ve ahirette

rehberlik edecek olan bir Kitab’ın yeryüzüne iniş günü ve bunun yıldönümleri

elbette ki müstesna bir gündür; ve bayramlar, ihtifaller ve merasimlerle

kutlanması gayet isabetlidir. Kur'ân’daki “Kadr suresi” vahyin başlangıcından ve

bu gecenin büyük kudsiyet, fazilet ve bereketinden, bu gece kâinatı kaplayan

ilâhî esenlikten bahsetmektedir :

“Biz Kur'ân’ı Kadir gecesi indirdik. Bilir misin nedir Kadir gecesi? Bin

aydan daha hayırlıdır Kadir gecesi. O gece Rablerinin izniyle Ruh ve melekler,

her türlü iş için iner de iner... Artık o gece bir esenlik gider.. tâ tan yeri

ağarıncaya kadar.”61

Duhân suresinde ise bu gecenin kudsiyetine yemin edilmektedir :

”Açık olan ve gerçeği açıklayan bu Kitâb’a yemin olsun ki; biz onu kutlu

mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz haktan yüz çevirenleri uyarıcılarız. O

öyle bir gecedir ki, her hikmetli iş, tarafımızdan bir emir ile, o zaman yazılıp

belirlenir...”62

Kadir Gecesi, İslâm âlimleri tarafından üç şekilde yorumlanmıştır :

1. Hüküm Gecesi demektir. Takdîr–i İlâhîde hükmolunmuş işlerin, yahut birçok

işlere hükmeden muhkem emirlerin ayırt edildiği gece anlamına gelir. Takdîrden

maksad, ezelî hükmün açığa çıkmasıdır. Hikmetli işler karara bağlanır.63

2. Mevki, Şeref, Değer ve Azamet Gecesi demektir. Bin aydan daha hayırlı oluşunu

ifade eder.64

3. Tazyik (Sıkıştırma, Zorlama) Gecesi demektir. Bu gece inen meleklere yeryüzü

dar gelir. Hem Cebrail ilk vahyi getirdiğinde Efendimiz’i üç defa kolları arasına

alıp sıkmış, sonra âyetleri bildirmiştir.65 Kadir gecesi, Efendimiz’in ümmetine

olan aşkın sevgisi sebebiyle yaptığı bir duanın kabul edilmiş hâlidir, şöyle ki :

Fahr–i Kâinat Efendimiz’e kendisinden önceki insanların ömürlerinin müddeti veya

bu ömürlerden Allah’ın dilediği kadarı gösterildi. Bunun üzerine ‘Başka

ümmetlerin uzun ömürleri içinde yapamayacakları amelleri ümmetim kısa ömrü içinde

yapmış olsun.’ diye dua etti. Allah da O'na (içinde bu gece bulunmayan) bin aydan

daha hayırlı olan Kadir gecesini ihsan etti.”66 [Bin ay, 83 yıl, 4 aya denk

gelmektedir.67]

Kadîr–i Mutlak Hazretleri, ümmete rahmet için Kadir gecesinin Ramazan’ın hangi

gecesi olduğu açıkça bildirmemiştir. Malumdur ki Cenab–ı Hak şu imtihan

dünyasında çok mühim şeyleri gizlemiştir. İnsanın ecelini ömrü içinde, makbul

veli kullarını insanlar içerisinde ve ism–i azamı esma–i hüsna içinde

gizlemiştir. Aynı şekilde Cuma günü içinde icabet saati, beş vakit namaz içinde

salât–ı vustâ, bütün ibadetler içinde rızayı ilahî, zaman içinde kıyamet, hayat

içinde ölüm ve Ramazan günleri içinde kadir gecesi gizlenmiştir.68 Bunlar gizli

kaldıkça sair efrad dahi kıymetdar kalır, ehemmiyet verilir.69 Üstad Bediüzzaman,

bazı şeylerin bazı şeyler içinde gizlenmesinin hikmetinin, o şeyin diğer

fertlerini de kıymetlendirmek olduğunu ve eğer bu gibi özel şeyler açıklanırsa,

diğer şeylerin değerden düşeceğini belirtir.70 Bilindiği üzere : Peygamberimiz

(sas), bu gecenin Ramazan’ın son on veya yedi günündeki (21, 23, 25, 27) tek

gecelerden birisi olduğunu söylemiştir.71 Ancak 27. gecesi olduğunu belirten

hadîs–i şerifler,72 ekserî âlimler tarafından büyük kabul görmüş ve bütün İslâm

âlemi de bunu benimsemiştir. Bu benimseme ile alâkalı, Bediüzzaman Hazretleri’nin

yorumu şöyledir : “Yarın (27.) gece leyle–i Kadr olma ihtimali çok kuvvetli

olmasından bir kısım müçtehidler, o geceye leyle–i Kadri tahsis etmişler. Hakiki

olmasa da, madem ümmet o geceye o nazarla bakıyor. İnşallah hakiki hükmünde

kabule mazhar olur.”73 demiştir.

Peygamberimiz :

“Allah, Kadir gecesini ümmetime hediye etmiş, ondan önce hiçbir ümmete

vermemiştir.”74

buyurmuştur. Bir başka hadîslerinde ise

“Her kim Kadir gecesini, sevabını Allah’tan umarak ihlaslı bir biçimde

ibadetle ihya ederse, geçmiş günahları affolunur.”75

demiştir. Meleklerin yeryüzüne indiği ve bir nevi ruhaniyetin yoğunlaştığı bu

Kadir gecesi,76 kaçırılmaması gereken manevî bir fırsattır. Bu gecenin büyük bir

nimet olması, onu hakkıyla değerlendirmeye bağlıdır. Efendimiz (sas) onu önce

biliyordu, sonra unutturuldu.77

“Her hasenenin sevabı başka vakitte on ise, Receb–i şerifte yüzden geçer,

Şaban–ı muazzamada üçyüzden ziyade ve Ramazan–ı mübarekte bine çıkar ve Cuma

gecelerinde binlere ve Leyle–i Kadirde (Kadir gecesi) otuz bine çıkar.”79

Kadir Gecesi tam olarak bilinemediğinden, Allah’ın sevgili kulları Ramazan’ın her

gününü Kadir gecesi olabilir düşüncesiyle geçirmeye çalışmışlardır. Aynı senede

Hilal’in farklı günlerde görünmesine göre başlangıç günü değişkenlik arzeden

Ramazan’da Kadir gecesi de değişmektedir. Bu bağlamda pek çok ehlullah gibi

Bediüzzaman da Kadir gecesini bir gün öncesi ve bir gün sonrası ile (daha bir

itina göstererek) ihya etmiştir.80 Bir mektubunda “Gizli olan her gecede muhtemel

bulunan Leyle–i Kadirlerinizi tebrik ederim.” şeklinde geçmektedir.81

Peygamberimiz (sas) :

“Kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek Kadir gecesinde namaz kılarsa,

geçmiş günahları affolunur.”82

buyurmuştur. Bir başka hadîste :

“Kadir gecesi yatsı namazında cemaatte hazır bulunan, o geceden nasibini

almıştır.”83

buyrulmuştur. Bir diğer hadîste ise :

“Her kim Ramazan ayı çıkıncaya kadar akşam ve sabah namazlarını cemaat ile

kılarsa, Kadir gecesinden fazla bir hisse alır.”84

Ayrıca Kadir Gecesi namazı kılınmalıdır : Kadir namazının en azı iki rek’at,

ortası 100 rek’at, en çoğu da 1000 rek’attir. Bu namaz iki rek’at kılındığı

takdirde her rek’atinde 200 âyet okumalıdır. 100 rek’ate kadar kılındığı takdirde

her rek’atinde Fatiha’dan sonra Kadr suresiyle üç kere de İhlas suresi okunup her

iki rek’atte bir selâm verilmelidir.85 Bu gece kendine ve bütün Mü’minlere dualar

edilmelidir; zira müstecab vakitlerden olması sebebiyle bu gece dua etmek

sünnettir.86 Kadir gecesinde bir an vardır ki, o ana rastlayan bir dua her hal ü

karda kabul olunur.87

Hz. Aişe demiştir ki :

“Ey Allah’ın Resulü dedim, şâyet Kadir gecesine tevâfuk edersem nasıl dua

edeyim?”

Şu duayı okumamı emrettiler :

“Allahümme inneke afuvvun, tuhibbu’l–afve, fa’fu annî. / Allah'ım! Sen çok

affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet.”88

Kadir gecesinin hakkımızda seksen üç sene ibadetle geçmiş bir ömür hükmüne

geçmesini, hakikat–ı Leyle–i Kadri şefaatçi ederek rahmet–i İlâhiyye’den niyaz

etmeliyiz.89 Ayrıca bu gece derin tefekkürde bulunulmalıdır. Kur'ân tefsirleri

okunmalıdır. Bediüzzaman Hazretleri der ki :

“Leyle–i Kadrin sırrıyla seksen sene bir ömrü kazandıracak bir vakitte, en

iyi, en efdal şeylerle meşgul olmak lâzım geliyor. İnşallah Kur'ân’a ait mesâille

iştigal, bir nevi manevî mütefekkirâne Kur'ân okumak hükmündedir. Hem ibadet, hem

ilim, hem marifet, hem tefekkür, hem kıraat–ı Kur'ân mânâları Risale–i Nur

Tefsirlerinin istinsah ve mütalaalarında vardır itikadındayız.”90

MEVLİD KANDİLİ


Sevgili Peygamberimiz (sas) ’in dünyaya teşrif ettikleri [20 Nisan 571,

Pazartesi] Rabiülevvel ayının 12. gecesidir ki buna Mevlid–i Nebi [Kutlu Doğum]

denir. Kâinat ve beşeriyetin yüzyıllardır yolunu gözlediği o Peygamberler

Peygamberi’nin doğum günüdür bugün. Hz. İbrahim’in duası91, Hz. İsâ’nın müjdesi

ve dedesi Abdülmuttalip92 ve annesi Âmine’nin rüyasıdır.93 Fil vak’ası onu haber

verdi. Doğduğu gece irhasât denilen bir takım olağanüstü hâdiseler cereyan etti.

Dünyanın doğusunu ve batısını aydınlatan bir nur görüldü. Sâve Gölünün suları bir

anda çekiliverdi. Ateşe tapanların bin yıldır aralıksız yanmakta olan ateşleri

hiç sebepsiz sönüverdi. Asırlardır kupkuru olan Semâve Vadisi, seller altında

kaldı. Gökyüzünden onlarca yıldız kaydı. Kisrâ’nın saraylarından ondört burc

kendiliğinden yıkıldı. Kâbe’deki putların pek çoğu baş aşağı devrildi. Şeytân,

ölesiye çığlık kopardı.94 Daha ne gizemli olaylar iç içe ve peş peşe yaşandı.95

Nasıl yaşanmasındı ki Kâinatın Efendisi, İnsanlığın İftihar Tablosu Hz. Ahmed–i

Mahmud–u Muhammed Mustafa (sas) dünyaya teşrif ediyorlardı. Bütün varlık O’nu

ayakta karşılamıştı.

Doğum ânı öncesi hane–i saadetleri nurla doldu, yıldızlar evin üzerine salkım

salkım dökülecekmiş gibi aktı.96 Seher vaktiydi. Bir ara Âmine validemizin

kulağına müthiş bir ses geldi. Korkudan eriyecek gibi oldu. Bir de ne görsün?

Bembeyaz bir kuş peydahlandı ve yanına geldi; sonra da kanatlarıyla Âmine’nin

sırtını sıvazladı. Ne korku kaldı, ne kaygı. Yine doğum öncesi başka bir nur

gözüktü. Âmine’ye bu nur ile Şam’ın saray ve köşkleri gösterildi. Kendisine ak

bir kâse içinde şerbet sunuldu. İçer içmez de muhteşem bir nur bulutu kendisini

sardı. Tam o esnada mukaddes doğum gerçekleşti.97 O sıra ebesi Şifa Hatun gizemli

bir ses duydu : “Allah’ın rahmeti, Onun üzerine olsun!” diye. Hattâ Rum

diyarının bazı sarayları bile görünmüştü kendisine. Maşrık ile mağrib arası

nurlara boğulmuştu.98 Annesinin anlattığına göre :

“Doğuda, batıda ve Kâbe’nin üzerinde bir bayrak gördüm. Doğum tamamlanmıştı.

Yavruma baktım, secdedeydi. Parmağını da göğe kaldırmıştı. Hemen bir ak bulut

inip onu kapladı. Şöyle bir ses işittim : ‘Doğuları ve batıları dolaştırın,

deryaları gezdirin. Tâ ki mahlukât Muhammed’i ismiyle, sıfatıyla, sûretiyle

tanısınlar!’ Biraz sonra da bulut gözden kaybolup gitti.”

Hz. Âdem’den başlayarak devirlerden devirlere, aileden aileye intikal ede ede

gelen o Biricik Nur,99 artık vücud sahnesinde varlık bulmuştu. Efendimiz’in

“Allah’ın ilk yarattığı şey, benim nûrumdur.”100

dediği kendi Nur’u, beden giymiş, görünür hâle gelmişti. Her çocuk doğunca yere

düşerken, o ise ellerini yere dayamış, önce secde edip sonra da başını ve

parmağını semaya kaldırmıştı.101 Doğduğunda sünnetli ve göbek bağı kesilmiş

vaziyetteydi.102 Sırtında, iki kürek kemiği arasında, tam kalbinin hizasında

peygamberlik mührü “Hâtem–i Nübüvvet” vardı.103 Dedesi Abdülmuttalip adını

Muhammed104 koymuştu. Övülen demekti. Zira onu Allah övmüştü; melekler, insanlar

ve cinler de övecekti. Sonra o Nur topunu alarak Kâbe’ye götürdü ve Allah’a duada

bulundu : “Bana bu temiz çocuğu ihsan eden Allah’a hamdolsun!” dedi.105 Nasıl ki

insanlara ve cinlere sonsuz mutluluğun yollarını gösterecek Nebi dünyaya teşrif

edince bütün varlık ayağa kalkmıştı. Teşrifinden asırlar sonra da

“Doğdu ol saatte ol Sultân–ı Dîl / Nûra gark oldu semâvât ü zemîn” –S.Çelebi–

deyince mevlidhânlar, benzeri bir heyecanla Mü’minler “Hoş geldin ey Kutlu Nebi!”

mânâsına ayağa kalkmaya devam ediyorlar. Bir edep anlayış ve göstergesi olan bu

hürmet ve tazimlerini, O’na arz etmeye çalışıyorlar.106

Efendimiz’in terakki çizgisinin müntehası Mi’râc, başlangıcı da Mevliddir.107 Bu

kutlu gecede S. Çelebi’nin Mevlid–i Nebi’si gibi, Peygamber aşkını körükleyen

na’t–ı şerifler, mevlidler okunmalı.108 Hafızlar, Kur'ân’dan Peygamberimiz’in

adının geçtiği aşirleri seslendirmeliler. Hem yetim, hem öksüz yetişen o Nebi’nin

doğum günü vesilesiyle öncelikle yetimler ve öksüzler sevindirilmeli, yoksullara

ziyafetler verilmeli. Kutlu doğum hakkında yazılmış kitaplar ve makaleler bir

kere daha topluca okunmalı. O’nu anlatan sohbetler dinlenmeli. Bol bol salât ü

selâmlar getirilmeli. Gözümüzün Nuru, Gönlümüzün Sürûru Efendimiz Hazretleri’nin

doğum günü münasebetiyle bizlere düşen vazifelerin ön önemlisi ise, herhalde O’nu

her yönüyle daha iyi anlamaya ve O’nun, insanlığa tebliğ ettiği esasları

kavramaya çalışmak olmalıdır.109

Fakat kutlu doğumu, aynı zamanda kendi doğumu olan İslâm dünyası, o Nevrûz–u

Sultânî’yi lâyık–ı vechiyle tes’îd edememektedir. Hz. İsa’nın doğumun bütün

dünyada noel, paskalya ve daha başka yortu ve karnavallarla kutlanılması

ölçüsünde, bu Kutlu Doğum'un en azından ümmet içinde olsun O’na ve O’nun mesajına

yaraşır biçimde tes’îd edilmesi, bir vefa borcu olmanın ötesinde İslâm’ın

ruhundaki Hz. Muhammed’e muhabbet ve hürmet emrinin bir gereği olsa

gerektir...110

KANDİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Bütün kandil gecelerinde yapılabilecek ve yapılması gereken önemli bir takım afv

ü mağfirete nail olma, ecr ü sevap kazanma, manevî terakki kaydetme, bela ve

musibetlerden kurtulma ve rıza–i İlâhiye ulaşma vesileleri vardır ki, bunlardan

bazılarını maddeler hâlinde kısaca ve toplu olarak yeniden hatırlamakta yarar var

:

1. Kur'ân–ı Kerim okunmalı; okuyanlar dinlenmeli; uygun mekânlarda Kur'ân

ziyafetleri verilmeli; Kelamullah’a olan sevgi, saygı ve bağlılık duyguları

yenilenmeli, kuvvetlendirilmeli.

2. Peygamber Efendimiz (sas)’e salât ü selâmlar getirilmeli; O’nun şefaatini ümit

edip, ümmetinden olma şuuru tazelenmeli.

3. Kaza, nafile namazlar kılınmalı; varsa o geceye ait nakledilen namazlar,111

onlar da ayrıca kılınabilir; kandil gecesi, özü itibariyle ibadet ve ibadette

ihsan şuuruyla ihya edilmeli.

4. Tefekkürde bulunulmalı; “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, Allah’ın

benden istekleri nelerdir?” gibi konular başta olmak üzere hayatî meselelerde

derin düşüncelere girmeli.

5. Geçmişin muhasebe ve murakabesi yapılmalı; ve şimdinin ve geleceğin plân ve

programı çizilmeli.

6. Günahlara samimi olarak tövbe ve istiğfar edilmeli; idrak edilen geceyi son

fırsat bilerek nedamet ve inabede bulunulmalı.

7. Bol bol zikir, evrad ü ezkarda bulunulmalı.

8. Mü’minlerle helalleşilmeli; onlarla irtibatımız cihetinden rızaları alınmalı.

9. Küs ve dargın olanlar barıştırılmalı; gönüller alınmalı; kederli yüzler

güldürülmeli.

10. Kişi kendine ve diğer mü’min kardeşlerine hattâ isim zikrederek dualar

etmeli.

11. Üzerimizde hakları olanlar aranıp sorulmalı; vefa ve kadirşinaslık ahlâkı

yerine getirilmeli.

12. Yoksul, kimsesiz, öksüz, yetim, hasta, sakat, yaşlı olanlar ziyaret edilip,

sevgi, şefkat, hürmet, hediye ve sadakalarla mutlu edilmeli.

13. O gece ile ilgili âyetler, hadîsler ve bunların yorumları ilgili kitaplardan

ferden veya cemaaten okunmalı.

14. Dini toplantılar, paneller ve sohbetler düzenlenmeli; va’z ü nasihat

dinlenmeli; şiirler okunmalı; ilâhî ve ezgilerle gönüllerde ayrı bir dalgalanma

oluşturmalı.

15. Kandil gecesinin akşam, yatsı ve sabah namazları cemaatle ve camilerde

kılınmalı.

16. Sahabe, ulema ve evliya türbeleri ziyaret edilmeli; hoşnutlukları alınmalı;

ve manevî iklimlerinde vesilelikleriyle Hakk’a niyazda bulunulmalı.

17. Vefat etmiş yakınlarımızın, dostlarımızın ve büyüklerimizin kabirleri ziyaret

edilmeli; iman kardeşliğine ait sadakati yerine getirilmeli.

18. Hayattaki manevî büyüklerimizin, üstadlarımızın, anne ve babamızın,

dostlarımızın ve diğer yakınlarımızın kandilleri bizzat giderek veya telefon,

faks yahut e–mail çekerek tebrik edilmeli; duaları istenmeli.

19. Bu kandil gecelerinin gündüzlerinde mümkün olduğunca oruç tutulmalı.

---------------
Dipnotlar
-------------------
1) Risale–i Nur Tefsirinin pek çok yerinde, ister müellif Bediüzzaman, isterse

talebelerinin hayatlarındaki bir takım olaylar ile mübarek gün ve geceler

arasındaki manevî irtibatı ifade eder mahiyette pek çok beyanatları vardır.

Bunlardan birkaç tanesi için bkz. Sikke–i Tasdik–i Gaybi, s. 205–208, 240;

Emirdağ Lahikası, 1/37, 40, 46, 166.
2) Nursi, Bediüzzaman Said, Sikke–i Tasdik–i Gayb–i, s.208, Envar Neşriyat,

İstanbul, 1998 ).
4) “Mübarek gecelerin hepsinin vakti mevzuunda şüphe var. [Pratikte yüzde yüz

tespit etmek mümkün değildir. Y.G.> Sadece Regaib Gecesi bundan müstesnadır. Zira

Regaib, Receb Ayı’nın ilk perşembesidir. Ama o perşembe ayın birine rastlarsa, o

da şüphelidir.”
5) Bilmen, Ömer Nasuhi, Büyük İslâm İlmihali, s.187, Bilmen Yayınevi, İstanbul,

1990.
6) Nursi, Sikke–i Tasdik–i Gaybî, s.207.
7) Bilmen, a.g.e, s.187.
8 ) Suyûtî, Celâlüddin, Câmiu’s–Sagîr, (Feyzü’l–Kadir’le birlikte), 3/454,

Beyrut, 1972.
10) Merkepten büyük, attan küçük bu göksel binit beyaz renklidir ve Cennet’ten

getirilmiştir. (Nursi, Mektubat, s.303, Envar Neşriyat, İstanbul, 1992).
11) Nursi, Şualar, s.499; Tarihçe–i Hayat, s.598.
12) Nursi, Sikke–i Tasdik–i Gaybî, s.207.
13) Necm, 53/1–18.
14) Buhari, Bed’ü’l–Halk, 6; Enbiya, 22, 43; Müslim, İman, 263, 264; Tirmizi,

Tefsîr'u–İnşirâh, 33–34; Ahmed b. Hanbel, 1/309; Musannef, 14/306; İbn Hişâm,

Sîretü’n–Nebî, 2/44, İhyâü’t–Türâsi’l–Arabî, Beyrut, Beyrut.
15) Nursi, Sözler, s.525.
16) Nursi, Sözler, s.560.
17) Necm, 53/9.
18 ) Necm, 53/1314.
19) Nursi, Sözler, s. 136, 562. Mi’rac olayının “bast–ı zaman gibi” çok kısa bir

sürede olduğuna dair bkz. Nursi, Mesnevi–yi Nuriye, s.197; Nursi, Lem’alar, s.17.
20) Buhari, Salât, 1; Hacc, 76, Enbiya, 5, Tevhid, 37, Menâkıb, 24; Müslim, İman,

259; Ahmed b. Hanbel, 3/148, 149, 5/143. Mi’rac : Semavî asansördür ki, ölülerin

ruhları gökyüzüne onunla yükseltilir. Bu yüzdendir ki ölülerin gözleri yukarılara

gökyüzüne doğru bakar.
21) “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Ana–babanıza da iyi davranın. Akrabaya,

yoksula, yolcuya hakkını verin. Gereksiz yere de saçıp savurarak israfçı ve cimri

olmayın. Geçim endişesi ile çocuklarınızın canına kıymayın. Zinaya yaklaşmayın.

Haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın muhterem kıldığı cana kıymayın. Yetimin

malına, rüşdüne erinceye kadar, ancak en güzel bir niyetle yaklaşın. Ahdinizi

yerine getirerek verdiğiniz sözü tutun. Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru

terazi ile tartın. Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Yeryüzünde

böbürlenerek dolaşma.” (İsra, 17/22–39).
22) Müslim, İman, 264.
23) Nursi, Şualar, s.77–79.
24) Nursi, Sözler, s.561, 563.
25) Nursi, Sözler, s. 580; Nursi, Mektubat, s.306.
26) Kaynaklarda bu mânâyı gösterir şekilde bazı hadîsler bulunmaktadır : “Sizden

biriniz namaza durduğunda Rabbiyle münacat edip konuşur.” “Cenab–ı Hakk’ın namaz

kılan kula teveccühü ve ikbali devam eder, tâ ki kul namazdan çıkıncaya kadar (ya

da kul sağına–soluna dönünceye kadar).” Buhari, Salât, 39; Müslim, Mesâcid, 54;

Salât, 108, 121; Müsned–i Ahmed, 2/26, 34, 36, 129.
27) Nursi, Şualar, s. 92, 643.
28 ) Nursi, Şualar, s.645.
29) Nursi, Mesnevi–yi Nuriye, s.63; Nursi, Sözler, s.47.
30) Nursi, Sözler, s.572. Ümmet de insilâh–ı küllî denilen bir haletle bir nevi

mi’rac yapmaktadır. İnsilâh–ı küllî : Kulun (mutasavvıfın) unsurlardan mürekkep

olan kesif madde bedeninden çıkarak, bütün unsurları bırakıp âlem–i gaybdan olan

latif cesediyle semalara urûc etmesi olayına denir. Bkz. Yazır, Muhammed Hamdi,

5/315152, Eser Neş.İstanbul.
31) Nursi, Şualar, s.499; Tarihçe–i Hayat, s.598, Envar Neşriyat, İstanbul, 1989.
32) Bediüzzaman Hazretleri bazen kandil gecelerini iki gece olarak

değerlendirirdi. Örneğin bir defasında Mi’rac gecesini iki gece olarak

kutladığını kendisi belirtmektedir. [Nursi, Emirdağ Lahikası, 2/65].
36) Bilmen, a.g.e., s.188.
37) Nursi, Mektubat, s.307.
38 ) Nursi, Sözler, s.364.
39) Bu meyanda Risale–i Nur Tefsirlerinden uygun bahisler okunabilir. Zira

“Risalei–Nur, hakikat–ı Kur’ân ve mi’rac–ı îmandır.” [Nursi, Sikke–i Tasdik–i

Gaybî, s.266].
40) Mi’rac–ı İmânî için bkz : Nursi, Tarihçe–i Hayat, s.373; Asa–yı Musa, s.138

).
41) İhsan : Allah’ı görüyor gibi veya O’nun gördüğü şuuruyla ibadet ve kulluk

yapmaktır.
42) Nursi, Tarihçe–i Hayat, s.601, Envar Neşriyat, İstanbul, 1989.
43) Bilmen, a.g.e., s.188.
44) Canan, Kütüb–ü Sitte, 3/288.
45) Tirmizi, Savm, 39; İbn Mace, İkame, 191.
46) İbn Mace, İkame, 191.
47) Suyûtî, Celalüddin, Câmiu’s–sağîr, 3/454, Beyrut, 1972.
48 ) Duhân, 44/3–6.
49) Bakara, 2/185.
50) Kadr, 97/1.
51) Yazır, a.g.e., 5/4293–4295.
52) Canan, Kütüb–ü Sitte, 3/287.
53) razı, a.g.e., 23/293.
54) Şöyle ki : Rasulullah (sas) Şaban’ın 13. Gecesi Allah’tan ümmetine şefaat

etme hakkı istemiş, üçte biri verilmiş; 14. Gecesi yine istemiş, üçte biri daha

verilmiş; 15. Gecesi (Berâat gecesi) tekrar istemiş ve bu gece şefaatin tamamı

kendisine verilmiştir.
55) İbn Mace, İkame, 191.
56) Bilmen, a.g.e., s.188.
57) Berâat gecesi namazını İmam Gazali İhya–u Ulumi’d–Din’inde (1/203)

zikretmektedir. Ali el–Kari de bu rivayetin uydurma olduğunu belirterek Berâat

gecesi namazının h. 400 (m.1010) yılından sonra Kudüs’te ortaya çıktığını

kaydetmektedir. (el–Kari, el–Esrarü’l–Merfua, s.462). Ancak Fakihi’nin

(ö.272/885’ten sonra) Mekkelilerin bu geceyi Mescid–i Haram’da ihya ettiklerine

ve bazılarının yüz rek’atlı bir namaz kıldığına dair rivayeti (bk. Fakihi, Ahbaru

Mekke, 3/84, Mekke, 1407/1986) dikkate alınırsa bu namazın h.400’den daha önceden

de kılındığını söylemek mümkündür. [D.İ.A, 5/475, Bk. Berat].
58 ) Nursi, Şualar, s.426.
59) Nursi, Şualar, s. 426; Tarihçe–i Hayat, s.601.
60) “Yani İmam–ı Mübin’den, Kitâb–ı Mübîn’e istinsahı. Nazarı oraya ulaşanlar,

kaderin bu kısmına da muttali olabilirler. Efendimiz (sas)’in mi’racta seslerini

duyduğu kalemler de bunlar olsa gerek...”
61) Kadir, 97/1–5.
62) Duhân, 44/1–5.
63) Dihlevî, a.g.e., 2/156.
64) Kadir, 97/3.
65) Yazır, a.g.e, 9/59–69.
66) Muvatta, Îtikaf, 6.
67) Canan, Kütüb–ü Sitte, III/285.
68 ) Nursi, Sözler, s. 309; Algül, Hüseyin, Mübarek Gün ve Geceler, s. 21, Nil

Yayınları, 1991, İzmir.
69) Nursi, Mektubat, s.476; Hutbe–i Şamiye, s.124; Sünûât–Tulûâtİşârât, s.13.
70) Nursi, Sünûhât, s.29.
71) Müslim, Sıyâm, 212, 215, 208; İbn Mace, Sıyâm, 56.
72) Müslim, Müsâfirîn, 179, Sıyâm, 220, 221; Ahmed b. Hanbel. [İmam Azam da bu

hadîsi benimsemiştir.>
73) Nursi, Şualar, s. 510.
74) Suyûtî, Câmiu’s–Sagîr, II/269.
75) Buhari, Kadr, 1; Müslim, Müsâfirîn, 175.
76) Canan, Kütüb–ü Sitte, 3/286.
77) Buhari, Fadlu Leyleti’l–Kadr, 2; Müslim, Sıyâm, 213.
79) Nursi, Şualar, s.416. 80) Nursi, Sikke–i Tasdik–i Gaybî, s.136, 169.
81) Nursi, Emirdağ Lahikası, 1/62. 82) Buhari, Sıyam, 71.
83) Canan, Kütüb–ü Sitte, 3/289. 84) Canan, Kütüb–ü Sitte, 3/289.
85) Bilmen, a.g.e., s.188. 86) Canan, Kütüb–ü Sitte,

3/287; Nursi, Mektubat, 279.
87) Bilmen, a.g.e., s.188. 88 ) Tirmizi, Deavât, 89; İbn

Mâce, Duâ, 5.
89) Nursi, Tarihçe–i Hayat, s.516. 90) Nursi, Barla Lahikası, s.176.
91) Bakara, 2/129. 92) Halebî, Ali b.

Burhaneddin, İnsânu’l–Uyûn, 1/130131, Beyrut, 1980.
93) Nitekim Sevgili Peygamberimiz şöyle buyuracaklardı : “Ben babam İbrahim’in

duası, kardeşim İsa’nın müjdesi ve annem Âmine’nin rüyasıyım.” Tecrid–i Sarih,

6/18; Ahmed b. Hanbel, 5/262.
94) İbn Kesir, el–Bidâye ve’n–Nihâye, 2/266, Beyrut, 1978..
95) Suruç, Salih, Peygamberimiz’in Hayatı, 1/47–52, Feza Gazetecilik, İstanbul,

1998; Halebî, İnsânu’l–Uyûn, 1/86–88; İbn Sa’d, Tabakâtü’l–Kübrâ, 1/102, Beyrut,

1978.) 96) Bu olayı, İki ebeden birisi olan, Osman b. Ebi’l–Âs’ın annesi Fatma

Hatun görmüş ve haber vermiştir : İbnü’l–Esîr, el–Kâmil, 1/459, Beyrut,

1385/1965.
97) Bu olayı, Hz. Âmine bizzat kendisi anlatmıştır. Bkz : (Suruç, Salih, a.g.e.,

1/44).
98 ) Bu olayı da ikinci ebesi, Abdurrrahman b. Avf’ın annesi Şifâ Hatın görmüş ve

nakletmiştir. (Suruç, a.g.e., 1/45; astalani, Mevâhibü’l–Ledünniye Tercümesi,

1/21–22, Mtc : Abdülbâki).
99) Tecrid–i Sarih, 9/272. 100) Aclûnî,Keşfu’l–Hafâ,

1/265.
101) Halebî, a.g.e., 1/109110. 102) Suruç, a.g.e., 1/45.
103) Hatem–i Nübüvvet : üzeri tüylü, kabarık, kırmızımtırak inci gibi benlerden

oluşmaktaydı ve keklik yumurtası büyüklüğündeydi. Rasul–i Ekrem’in son peygamber

olduğunun alâmetlerinden birisiydi. (Suruç, a.g.e., 1/45).
104) Halebî, Ali b. Burhaneddin, İnsânu’l–Uyûn, 1/130–131, Beyrut, 1980.
105) İbn Hişâm, es–Sîre, 1/168; İbn Kesîr, 1/208209. 106)
107) “İşte böyle bir Zât’ın Mevlid ve Mi’râcını dinlemek,yani terakkiyatı mebde’

ve müntehâsını işitmek, yani tarihçe–i hayat–ı maneviyyesini bilmek, o Zât’ı

kendine reis ve seyyid ve imam ve şefî’ telakki eden mü’minlere; ne kadar zevkli,

fahirli, nurlu, neş’eli, hayırlı bir müsamere–i ulviyye–i dîniyye olduğunu

anla...”(Nursi, Mektubat, s.308 ). Bediüzzaman Sikke–i Tasdik–i Gaybi s.207’de

Efendimiz’in terakki hayatının başlangıcını Regaip Gecesi –ki O’nun ana rahmine

düştüğü veya rahimde olduğu annesi tarafından fark edildiği an) olarak

belirtirken; burada ise ise başlangıcı Mevlid gecesi ile –doğumuyla–

başlatmaktadır. Lafızlar farklı, ama mânâ yaklaşık olarak bir sayılır. Birisi,

terakki çizgisini ana rahminden başlatırken; diğeri ise doğumundan

başlatmaktadır. [Y. G.]
108 ) Nursi, Mektubat, s. 307. 109) Algül, Hüseyin, Mübarek Gün ve

Geceler, s.52, Nil Yayınları, İzmir, 1991.
111) “Mübarek gecelerin ihyası ile ilgili hususi bir ibadet mevcut değildir.

Namaz, tilavet–i Kur'ân, dua gibi bütün ibadet çeşitleri ile gece ihya

edilebilir... Mübarek gecelerde kılınan bazı hususi namazlar sünnette mevcut

değildir; muteber bir rivayete de istinad etmezler. Bu, “O gecelerde namaz kılmak

mekruhtur” anlamına gelmez. Teheccüd ve nafile namazları teşvik eden rivayetler

çoktur. Bunların mübarek gecelerde yapılması elbette daha faziletlidir.” (Canan,

Kütüb–ü Sitte, 3/289). Kandil gecelerine ait olduğu kaydedilen namazları da

ayrıca kılmakta ise bir beis yoktur; sevaptan hâli değildir. [Y.G.]

------------------
KAYNAKLAR :
-----------------
Dini gün ve bayramlar hakkında özet bilgiler. | CeReZFoRuM
Sorularla İslamiyet

(Yunus Gülendam)

israNur

Misafir

2

Saturday, June 4th 2016, 5:48pm

Teşekkür ederim paylaştığın için ellerine sağlık.

Kullanılmış Etiketler

Dini Günler, ile, Ilgili, mübarek geceler, Özet Bilgiler, ve

Yer Imleri:

Boardumuzda Neler Var

rasittunca.com - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi