Giriş yapmadınız.

  • Giriş

Sayın ziyaretçi, Raşit Tunca Board sitesine hoş geldiniz. Eğer buraya ilk ziyaretiniz ise lütfen yardım bölümünü okuyunuz. Böylece bu sitenin nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Eğer sitenin tüm olanaklarından faydalanmak istiyorsanız, kayıt yaptırmayı düşünmelisiniz. Bunun için kayıt formunu kullanabilir ya da bu bağlantıya giderek kayıt işlemi hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz. Eğer önceden kayıt yaptırdıysanız buradan giriş yapabilirsiniz.

Karoglan

Kurucu-Admin

  • "Karoglan" bir erkek
  • Konuyu başlatan "Karoglan"

Mesajlar: 6,947

Hakkımda:


KAROGLAN

Konum: Avusturya

Meslek: EBT -EiT

  • Özel mesaj gönder

1

Saturday, April 16th 2016, 3:35am

Kısa Kısa Temel Dini Bilgiler - ilmihal Bilgileri



Kısa Kısa Temel Dini Bilgiler - ilmihal Bilgileri

Ezber bilinmesinde zorunluluk bulunan ve Kısa Cümle Kalıpları halinde koro şeklinde Okutularak Ezber Yaptırılmak üzere hazır bulunan Temel Dini Bilgiler ve bu bilgilere ait tablo.

Uyarı: Din’de temel önceliklere ait bilgilere ulaşmak; İlgili Maddeler Hakkında geniş bilgi almak için Kaynak Eserlere başvurulması zorunluluğu bulunmaktadır.

TEMEL DİNİ BİGİLER TABLOSU

İslam’da Bilgi Kaynakları. / Edille-i Şer’iyye.

1-Edille-i Şer’iyye Kavramı (İslam’da Bilgi Kaynaklarının adı

Edile-i Şer’iyye’dir.

Şer’i Deliller nelerdir? (1)

a)Kitap(Kitabımız Kur’an-ı Kerim. Kur’an-ı Kerim Ayetleri ve Kur’anı Kerim Tefsirlerinde yer almakta olan bilgilerdir).

b)Sünnet(Peygamberimiz Hz Muhammed sav’in Hadis-i Şerifleri ve bu Hadis-i Şeriflere ait Yazılı Metinlerdir).

c)İcma-ü Ümmet (Din Âlimleri büyüklerimizin İslâmın Kitap ve Sünnet de açık delilin bulunmadığını konularda Fikir Birliği içinde bulunup Görüş bildirmeleridir).

d) Kıyas-ı Fukaha (Mezheb İmamları Din Büyüklerinin; birbirlerinden bağımsız olarak:Kitap’ta,Sünnet’de ve İcma’da / İcma-ü Ümmet’de hakkında açık ve kesin delil olmayan konularda görüş bildirerek hüküm vermeleridir).

2

Mükellef Kimdir? Mükellef’in görevleri.

1-Mükellef (Ergin Olma yaşına gelmiş bulunup, kendisinde Ergin Olma Halleri meydana gelmekte olan sorumlu, Yükümlü Kadın ve Erkek’tir).

Allahü Teala’nın Emirlerini tutup, Yasaklarından kaçınmak üzere sorumluluk yaşına gelmiş bulunan Akıllı Kadınlar ve Erkekler, İnsanlar ve cinlerdir. Cinler de İnsanlar gibi İman Etmek ve İman doğrultusunda amel etmekle Mükellef yükümlüdür.

Ergin olma ve Mükellef yaşı:

Erkek çocuklarda oniki-onbeş, Kız çocuklarında dokuz ile onbeş yaşlarıdır.

2-Ef’al-i Mükellefin (Mükellefin Görevleri).

a)Farz (Allahü Teala’ın yapılmasını kesin ve Açık Delillerle emrettiği hükümler ve kaçınılmasını Emir buyurduğu yasaklardır).

b)Vacip [(Farz kadar Kat’i delillere dayanmamakla beraber

yapılması Farz gibi emredilen hükümlerdir). Vitir Namazı ve Bayram Namazları gibi…]

c)Sünnet[Farz ve Vacib’in dışında Peygamber Efendimiz (sav)in Farz ve Vacip düzeyindeki Söz’leri, Hareketleri ve itirazının bulunmadığı, onayladığı hal ve davranışlardır].

Yapılmasında Sevap; Terk edilmesinde günah bulunan davranışlar, hal ve hareketlerdir.

d)Müstehab [Peygamber Efendimiz (sav) ‘in yapılmasını güzel gördüğü hareket ve davranışlardır].

3

İtikadi ve Ameli Hükümler

1-İtikadi Hükümler / Akaid İlmi ‘ni Konu Alan Hükümler.

a)İtikadi Hükümler (Amentü Billahi Duasında yer alan İmanın Altı Tane Temel şartı vardır).

b)Kelime-i Tevhid (La İlahe İllallah, Muhammedü’n – Rasülüllah)

Allah’tan başka İlah yoktur. Peygamber Hz Muhammet O’nun kulu ve Rasulüdür… Sözünü dil ile İkrar, kalp ile Tasdik eylemektir.

c)Esmaü’l-Hüsna (Allahü Teala’nın doksan dokuz Adı’dır. En güzel isimler veya adlar demektir).

2-Ameli Hükümler (İbadet, Ükubat ve Muamelat’ olmak üzere üç kısma ayrılır).

a)İbadet (Namaz, Oruç, Cihad ve Hac gibi…)

b)Ukubat (Ceza Hukuku)

c)Muamelat (Sosyal münasebetler Hukuku).

d)Feraiz [(Veraset ve İntikal ) Arazi Hukuku.]

e)Vakıflar Hukuku (Sosyal Yardımlaşma amacıyla oluşturulan ve oluşturulması zorunlu olan Kurumlara ait Hukuk).

Bir Vakfın amacını, yönetim usullerini, şartlarını belirleyen, mahkeme tarafından kabul edilmiş belgeye Vakfiye, Senet veya Sened-i Resmî denir.

Amacına uygun şekilde kullanmayı öngören Vakıf Senedi adı ile bilinen yazılı belgenin saklı bulunması…

3-Şeriat (Kur’an Ayetlerine dayanan Müslümanlık yasası. İslâm Dininin kanun ve hükümleri).

4

Tastik ve İnkâr bakımından İnsanlar

1-Mü’min (İslam’ın İman ve İtikat Esaslarını dili ile İkrar, kalbi ile Tasdik eden kimsedir).

2-Kâfir (İslam’ın İman ve İtikat Esaslarını kabul etmeyen ve inkar eden kimsedir).

3-Münafık (Allah’ın Bir’liğini ve O’nun Resulü olan Peygamber Hz Muhammed’in Peygamberliğini kabul Ettiklerini söyleyerek kalpleri ile inanmayan kimselerdir).

4-Müşrik (Allah’a İnanmadıkları halde birtakım şeyleri Allah’a eş ve ortak koşan, İbadetleri Allahü Teala’nın Rızası için değil, kişisel çıkar ve menfaatlerinin te’mini için yapan kimsedir).

5

Ameli Hükümlere ait Farzlar (32 Farz).

1-Teyemmümün Farzları ikidir

a)Niyet Etmek (Boy Abdesti niyetine Teyemmüm, Namaz Abdesti niyetine Teyemmüm gibi…)

b)Elleri temiz Toprağa yahut Toprak cinsinden herhangi bir şeye vurup yüzü silmek, meshetmek. . Yine elleri temiz toprağa yahut toprak cinsisinden herhangi bir şeye vurup kolları dirseklerle beraber silmek.

2-Boy Abdesti’nin (Gusül’ün / Guslün…) Farzları.

a)Ağza bolca su vermek.

b)Buruna bolca su vermek.

c)Bedenin tamamını hiç kuru yer kalmadan yıkayıp pak eylemek (Temizlemek).

Boy Abdesti’ne başlamadan evvel büyük ve küçük abdest yollarını temizleyerek yıkamak zorunluluğu vardır (Necasetten Taharet…)

3-Namaz Abdesti’nin Farzları.

a)Elleri, kolları dirseklerle beraber yıkamak.

b)Yüzü yıkamak.

c)Başın dörtte birini meshetmek.

d)Ayakları Topuklarla beraber yıkamak.

Ağız, burun ve kulak Temizliği Namaz Abdesti’nin Sünnetleridir.

4- İslâm’ın Şartları.

a )Kelime-i Şahadet Getirmek [(Eşhedü en lailahe İllallah ve eşhedü enne Muhammeden A’bduhuu ve Rasuluhuu.) Şehadet ederim ki Allah birdir. O’ndan başka İlah yoktur. Yine şahadet ederim ki Peygamber Hz Muhammed O’nun kulu ve Resulüdür… Sözünü ve anlamını dil ile ikrar, kalp ile Tasdik eylemek).]

b)Namaz Kılmak (Sabah, Öğle, İkindi, Akşam, Yatsı ve Erkeklere Farz olan Cuma Namazı dâhil kılınmakta olan Namazlardır).

c)Ramazan Orucunu Tutmak (Ay Yılı Hicret Takvimine göre Ramazan ayı gelince tutulup bittiğinde Ramazan Bayramı ile sona eren oruçtur).

İmsak Vaktinin başladığı andan Güneşin batımına ,Akşam vatine kadar yemek, İçmek ve benzeri ihtiyaçlardan bu süre içinde geri durmaktır.

d)Zekât Vermek (96 Gramdan çok Altın ve 666 Gramdan çok Gümüş miktarı servet sahibi olan Kadın ve Erkeklerin bu servet ve mallarının Kırkta birini hiçbir karşılık beklemeden Fakir Fukaraya geri istememek üzere vermeleridir).

e )Hac’ca gitmek (Hac yolculuğu yapacak kadar mal ve servete sahip bulunan Erkek ve Bayanların Hac Mevsimi olan Hicri Ay Yılı Takvimine göre Zilhicce ayının İlk İki Haftasında, sayılı günlerde Mekke şehrine giderek Kâbeyi ziyaret etmeleri Kurban Bayramının Arife günü Arafat adı ile bilinen mekânda gün batımına kadar kalmaları ve Mekke’ye dönerek Beytüllah’ı Tavaf etmeleridir).

Hac sırasında Peygamber Efendimiz Hz Muhammet (sav) in Medine şehrindeki Mübarek Kabirleri ve Mescid-i Nebevi ziyaret edilir.

Tabkat-ı Fukahâ’dan / Fıkıh İlmi dalındaki Din Büyüklerinden sonuncusu olan İbn-i Abidine göre Cihad ile birlikte İslam’ın Şartları altı tanedir.

a)Cihad [Başkalarını İbadet maksadı ve gayesi ile Kötülükten caydırmak ve İyiliği Emretmektir. (Emr-i bil Ma’ruf ve Nehy-i ani-l Münker).]

Allahu Teala’nın yeryüzünde yarattığı Nimetlerinin Adalet Ölçüleri içersinde paylaşımını öngören Mücadele ve çalışmalardır.

5-İmanın Şartları.

1)Allah’ın Varlığına, birliğine İnanmak[(Kelime-i Tevhid)

La İlahe İllallah, Muhammedün Rasulullah sözünü dil ile İkrar, kalp ile Tasdik eylemek]. Bu sözün anlamı. Allah’tan başka İlah yoktur. Peygamber O’nun kulu ve Resulüdür.

2)Allahü Teâla’nın Meleklerine İnanmak.

Melekler Nurdan yaratılmış varlıklardır. Yemezler, İçmezler. Giyinip kuşanmazlar. Erkeklik ve dişilikleri yoktur. Kendilerinde asla kötülük meydana gelmez. Her zaman iyilik yapmakla yükümlüdürler.

Cennet’te görevli bulunan iyilik meleklerine Rıdvan, Cehennem’de günahkâr, fasık, zalim, müşrik, münafık, kâfir kimselere azap etmekle görevli Meleklere de Malik denir.

İnsanları devamlı kötülüklere yönelten en büyük insan ve İslam düşmanı şeytandır. Ateşten yaratılmıştır. İnsanları ve Cinleri daima kötülük yapmaya yöneltir. Günah işlemeleri için kendilerini aldatır.

İnsan ve Cinlerin içinde kendilerini kötülüklere yönelten Nefis adı ile bilinen kötü bir duygu vardır. Şeytan ile birlikte hareket eder. Özellikle Müslüman Cinler ve İnsanların sahip bulunduğu bu Nefis her zaman kendilerine kötülük yapmalarını emrederler.

Allahü Teala İnsanlara ve Cinlere Kendi Nefislerinden ve Şeytandan korunmaları için Kitap ve Peygamber göndermiştir.

İnsan ve Cinlerin Nefislerine tat veren her şey günahtır. Ruhlarına azap verir. Ruhlarına tat veren herşey Nefislerine zor gelir. Nefisten ve şeytandan uzak durmak, kişiye Allahü Teala’nın rızasını ve hoşnutluğunu kazandırır.

Dört büyük Melek vardır

1)Azrail (as):( İnsan, Cin ve diğer varlıkların vefat ettikleri zaman ruhlarını bedenlerinden alarak Berzah Âlemi adı ile var olan Ruhlar Âlemine getirir).

2)Cebrail(as):( Allahü Teala’dan aldığı Emir ve Buyrukları Peygamberlikle görevli bulunan Nebilere ulaştırır).

3)Mikail (as):( Tabiat olaylarını sevk ve idare eder. Yüce Allah’ın emri üzerine Canlıların rızklarını dağıtır).

4)İsrafil (as):( Kıyametin kopmasını birinci sura üfürerek, bütün Canlıların, İnsan ve Cinlerin öldükten sonra tekrar dirilip Hesap günü Mahşer meydanına toplanmaları için İkinci Sura üfürmek üzere hazır bekleyen Melektir).

Diğer büyük Melâikeler…

1)Kirâmen Kâtibin Melekleri [(Yazıcı Melekler). İnsanların ve Cinlerin Sevab ve Günahlarını her birinin Amel defterlerine yazmakla görevli bulunan melektir.]

2)Münker Mekir (Sual) Melekleri. Kabirlerinde İnsanlara ve Cinlere Rabbin kim? Peygamberin kim? Hangi Dine İman ederek O dini kabul ettin? Gibi sualler sorarak Cevaplarını Levhi-i Mahfuz makamındaki Amel defterlerine taşıyan, aynı zamanda Mahşer Meydanı ve diğer Makamlarda sualler soracak olan Melaikelerdir.

3)Koruyucu ve yardımcı Melâikeler. İslam Ordularına ve İslam Gezilerine yardım eden Melaikeler.

4)Zebânîler: Azap Melekleridir. Berzah Âleminde ve Berzah Hayatı sonrası Mahşer Meydanında ve Cehennemin diğer Tabakalarında Münafık, Kâfir ve Müşriklere, Sapıklara ve diğer günahkâr Fâsık ve Zalimlere azab etmek ve zulme maruz kalmış kimselerin intikamını almak üzere hazır bulunan Meleklerdir.

Dünya hayatı içerisinde azgınlıkta ileri giden bazı kavimler topluluk ve şahıslarıda cezalandıran, bozgun veren meleklerde vardır.

3)Allahu Teala’nın Kitaplarına İnanmak.

Yüce Allah tarafından Peygamberlere Melek Cebrail aracılığı ile 104 Kitap gönderilmiştir.

En büyüğü Kur’an-ı Kerim olmak üzere dört büyükleri Kitap; diğer Peygamberlere gönderilenlere Suhuf / Sahife’lerdir.

a)Kur’an-ı Kerim Peygamberimiz Hz Muhammed (sav) e,

b)İncil İsa Peygamber (sav) a.

c)Zebur Davut Peygamber (sav) a.

d)Tevrat Musa Peygamber (sav) a indirilmiştir.

4)Allahü Tealâ’nın Peygamberlerine inanmak.

İnsanların Ata’sı Peygamberlerin evveli Hazret-i Adem Peygamber (as)dır. O’nunla birlikte Havva annemiz dünyayı şereflendirmiştir.

İsa Peygamber (as) ; Semalara Allahü Teala Tarafından yükseltilmiş olup yeryüzüne zaman içerisinde inecek, her insan gibi ömrünün sonunda vefatı söz konusu olacaktır.

Hatemü’l-Enbiya Hz. Muhammed (sav) Peygamberlerin en büyüğü ve son Peygamberdir.

5)Kader’e; Yani Hayır ve Şer’rin, İyilik ve Kötülüğün Allah’tan geldiğine İnanmak.

6)Ahiret Gününe İnanmak

Ahiret Günü: Ölüm hali meydana geldiği vakit Ruhların Berzah Âlemi’ne göçüp Bedenlerin Toprakta kalacağına, Kıyamet Günü aynı anda ölecek olan herkes ile birlikte bir süre (kırk yıl) son Berzah Âlemi’nden; eti ile kemiği ile tekrar bir daha ölmemek üzere dirilip; yapılan ve yapılmayan her hareketleri hakkında; İnsanlar, Cinler ve diğer canlıların hesaba çekileceği Büyük Güne İnanmak.

Kıyamet, Ahiret, Ölüm ve Ötesi… Hakkında bilinmesi gerekli bulunan Dini Kavram’lar.

a)Levh-i Mahfuz (Bütün Mükellef akıl sahipleri İnsan ve Cinlerin İyi ve Kötü Amellerini, hal ve hareketlerinin kayıt altına alındığı, gerçek halinin Yüce Allah tarafından bilindiği mekân).

b)Defter-i Â’mal(Levh-i Mahfuz makamında saklı bulunan her akıl sahibi İnsan ve Cinler hakkında hal ve hareketleri, İman edip etmediği hakkında yapıp yapmadığı her şeyin yazılı bulunduğu Amel Defteri).

c)Makber, Mirkkad veya Sanduka (Beşken Prizma geometri şekli ile hazırlanıp yapılan, Kabirlerin üzerine konan Üst Muhafaza. Müslüman mezarları üzerindeki Türbe).

d)Lahd (Sert zemin üzerinde kazılan, geometrik şekli Dikdörtgen Prizma ve Dik Üçgen Prizma şeklinde kazılan mezar çeşidi).

Şakk (Yumuşak zemin ve Kumsal’da kazılan yatay ikizkenar üçgen Prizma şeklinde mezar çeşidi).

e)Berzah Âlemi [Öldüklerinde İnsan ve diğer canlıların bedenlerinin kabirlerinde kaldığı, Ruhlarının; bir tarafı Cennet bahçelerinden bir bahçe, diğer Bir tarafı da Cehennem çukurlarından bir çukur olarak bilindiği Kıyamet Gününden (Kırk yıl gibi) bir süre sonra tekrar dirilmek üzere Yüce Allah tarafından bekletilmekte olan büyük Mekân.]

f)Sayha=Sur [Dört Büyük Melekten İsrafil (as) ‘ın Kıyametin kopma anını bildirecek olduğu çağrı. Meydana getireceği büyük esinti. Aynı anda dünyayı kaplayacak olan ses. Diğer bir adı ile Nefha].

g)Kıyamet (Dünya hayatının son bulması. O gün canlı bütün varlıkların, İnsan ve Cinlerin aynı anda ölmesi. Dünya kurulduğundan o güne kadar yaşamış bütün İnsanların ve Cinlerin Berzah Âleminde buluşması).

h)Ahiret (Kıyametin kopması ile başlayan, bütün İnsan ve Cinlerin, var olan Canlıların ölüm halinde dirilip Mahşer Meydanında toplanması. Hangi yaşta ölmüş olursa olsunlar otuz üç yaşındaki gençlik halleri ile ve bir daha ölmemek üzere dirilecekleri Büyük Gün).

ı)Meydan-ı Arasat [(Mahşer Meydanı (Kıyametin kopma anında ve Dünya kurulduğundan o güne kadar yaşayıp ölen canlıların yeniden dirilerek Mahkeme olacakları, Amel Defterleri’nin sağdan yahut soldan verilerek Mizan-ı Kebir adı ile bilinen Terazi’de günah ve sevapların tartılacağı büyük mekân)].

j)Havz-ı Kevser [Mahşer Gününün hareket ve dehşetinden korunması için Allahü Teala tarafından Peygamberimiz (sav)’in şefaat edeceği kullarla birlikte yararlanıp içecekleri Havuz, Nehir].

k)Mizan (İnsanların ve Cinlerin Sevabı ve Günahlarının tartılacağı büyük Terazi).

l)Şefaat (Peygamberimiz ve diğer geçmiş Peygamberlerin, Allahu Teala’dan mümin kulları için yapacakları bağışlanma dileği).

m)Sırat (Bütün Mükellef İnsan ve Cinlerin Mahşer Meydanı ve Mizan’dan sonra geçmek durumunda oldukları Köprü).

n)Şefaat [Peygamberimiz (sav) ve diğer geçmiş Peygamberlerin, Allhü Teala’dan Mü’min kulları için yapacakları bağışlanma dileği]

o)Cennet (Hak Teala’nın emri üzere kurulan; Mü’min kulları’nın içinde bulunup bir daha ölmemek üzere ebediyen kalacakları, bütün güzellik ve iyiliklerin içinde bulunduğu büyük mekân).

p)Cehennem (Cenab-ı Hak’kın emri üzere kurulan Cehennem; İlâhî Adaletin yerini bulacağı; Tecelli edeceği Ceza ve Azap Mekânı).

6-Namaz’ın İçinde ve Dışındaki (Şart’lar) Farz’lar.

a)Namaz’ın Dışındaki Şartlar.

1) Hadesten Taharet (Boy Abdestine ve Namaz Abdestine bedel Teyemmüm etmek, Boy Andesti ve Namaz Abdesti almak).

2)Necasetten Taharet (Bedenimizi, Elbisemizi, Namaz kılacağımız yeri ve Çevremizi her türlü kirden Temiz Tutmak).

3)Setrü Avret (İslamın öngördüğü kurallar doğrultusunda örtünüp giyinmek).

Erkeklerde Setrü Avret (İnsan Vücudunun Göbekle diz kapakları arasında kalan kısımların Örtünüp giyinilmesi öngörülen kısımlardır).

Bayanlarda Setrü Avret ( Eller bileklere kadar, Yüz, Ayaklar topuklara kadar olan kısımlardan başka bütün vücudun örtünüp giyinilmesi emir buyurulan âzâlardır).

Müslüman bayanların Başörtü takarak boyun ve çene altılarını örtmeleri İslâmın öngördüğü Temel kurallardandır.

4)İstikbal-i Kıble (Namaz kılarken Kâbe’nin bulunduğu Mekke Şehrindeki Beytullah adı ile bilinen yapıya yönelmektir).

5)Vakit (Beş Vakit Namaz, Cuma vesaire Namazları belirlenen Vakitlerde kılmaktır).

b)İçindeki Şartlar:

1)İftitah Tekbiri (Namaza Allahü Ekber Lafzı ile başlamak).

2)Kıyam (Namazda ayakta durmak).

3)Kıraat (Namaz’da Kur’an, Dua ve Tesbihat Okumak).

4)Rukû (Namazda Eğilmek)

5)Sucud (Namazın her rekatının sonunda iki defa Secdeye varmak)

Alnı ve burnu yere koyarak Secdeye kapanmak.

6)Kaade-i Âhire (İki rekâatın sonunda ve son rekâatların bitiminde

Ettehıyyatü Duasını okuyacak kadar oturmak).

Teverrük=Teşehhüd miktarı oturmak. Son oturuşta Ettehıyyatü ile birlikte Salâvat-i Şerife’leri ve Rabbena âtina… Dualarını birlikte okuyarak Selam vermek.

6

Mezheplerimiz.

1.İtikat’da Mezheplerimiz

a)Maturidiyye Mezhebi [İmam Ebu Mansur Muhammed Maturidi (Rahmetüllâhi Aleyh)tir].

Hicri 238–333, Miladi 825–944 (Türkistan / Özbekistan Semerkant şehrindeki Maturid köyü yahut kasaba’sında yaşadı).

b)Eş’ari Mezhebi [İmam Ebu’l-Hasan Ali bin Eş’ari(Rahmetüllâhi Aleyh)’tir. Hicri 260 Miladi 873–936 (Basra’da Yaşadı. Bağdat’ta vefat etti)].

c)Selefiyye (Ehli Sünnet ve’l-Cemaat Mezhebi).

2. Ameli Hükümlerde Mezheblerimiz

a)Hanefi mezhebi. [İmam-ı Azam Ebu Hanife (Numan bin Sabit Rahmetüllâhi Aleyh)’tir. Hicri 80–150 / Miladi 699–767.Küfe’de Doğdu. Bağdat’ta vefat etti].

b)Şafii Mezhebi. [İmam Şafi… Muhammet bin İdris Eş-Şâfi (Rahmetüllâhi Aleyh)’tir. Suriye’nin Gazze şehrinde doğdu. Medine’de yaşadı.(Hicri 150–204. Miladi 742–195)].

c)Hanbelî Mezhebi. [İmam Ahmet bin hanbel(Rahmetüllâhi Aleyh)’tir. Hicri 164–241 Miladi 787-854. Bağdat’ta doğdu burada yaşadı.

d)Maliki Mezhebi. [İmam Malik bin Enes(Rahmetüllâhi Aleyh)’tir. Medine’de doğdu ve burada yaşadı. Hicri 93–179. Miladi 712–795.]

7

Akli ve Nakli İlimler.


1. Nakli İlimler.

a)Kur’an.

b)Hadis.

1)Kudsi Hadis [Peygamber (sav)’in Rabbimizden rivayet ettikleri kutsal kelam, mübarek sözlerdir].

2)Nebevi Hadis (Peygamber Efendimizin Mübarek sözleri, davranış, hal ve hareketleri, yanındaki diğer Mü’minlerin Sahabelerin davranışlarından itirazının bulunmadığı ve onayladığı hal ve hareketler hakkında yazılı bulunan metinlerdir).

2.Aklî İlimler.

a)Felsefi İlimler (Bu ilimlerin sınırı, hududu yani hareket alanı akıldır. Aklın ötesine çıkamaz, Duyu organlarının belirlediği ölçüler hakkında karar veremedikleri gibi, Dini Hükümlere asla ulaşamazlar).

b)Fen Bilimleri (Bu İlimlerin hareket alanı beş duyu organının ulaşabildikleri mekânla sınırlıdır. Dini Kaynakların belirlediği alanlara kısmen varmaları mümkün olursa ve Dinin Kaynağına varabilmeleri mümkün değildir).

Din İlâhî Vahiye, Bilim Deney’e dayanır.

8

Mübarek Gün ve Geceler.

1. Hicri Takvimde ve Müslümanların Hayatında Önemli yeri bulunan Mübarek Günler.

a) 1 Muharrem Hicri Yılbaşı [Peygamberimiz (sav)’in Mekke’den Medine’ye Hicret Tarihi esas alan (Ay Yılı ) Kameri Takvim’in başlangıcıdır].

b)Aşure Günü

Kameri Hicri ( Hicri Ay Yılı) Takvimine göre; Muharrem Ayının Onuncu Günü Aşure Günü olarak bilinir. Müslümanlar tarafından bu günde Aşure Gününe özel Mevsim şartlarında bakliyat cinsinden her türlü gıda maddelerinin malzeme olarak kullanıldığı bir çorba yapılır. Komşulara, yoksul kimsesizlere, bazen de gayri Müslim olan komşulara bu çorbadan ikram edilir.

Peygamberimiz Hz. Muhammet (sav) beraberindekilerle 16 Temmuz 622’de Mekke’den hareket etmiş, 23 Eylül 622 tarihinde Medine’ye varmıştır.

İki Türlü Hicret Takvimi Vardır

1. Hicri Şemsi / Güneş takvimi [Celâli Takvimi (Rumî Takvim)]

2. Hicri Kameri /Ay Yılı Takvimi.

b) Büyük Fetih / Mekke’nin Fethi [(Hicretin Onuncu yılı Ramazan 21). Hicri 20 Ramazan 10].

Miladi Takvime Göre 1 Ocak 632.

c)Veda Hac’cı Hutbesinin Îrâd Edilişi (Okunuşu):

Hicretin onuncu yılı. Ay Yılı Takvimine göre Zilhicce 22.Miladi Takvimine göre 23 Şubat 632.

d)Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav)’in Vefatı.

Hicri Kamerî Rebiül-Evvel 10. Hicretin Onuncu yılı. Miladi Takvime göre 8 Haziran 632.

2.Mübarek Geceler, Üç Aylar ve Ramazan Bayramı

a)Mevlid-i Nebi [Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in Doğum Gecesi. Rebiüll-Evvel ayının 12’nci Gecesi Pazar gününü Pazartesiye bağlayan akşam İslam’ın Peygamberi Hz. Muhammet (sav) dünyayı şereflendirdi].

Hz. Muhammed (sav)’in doğumu Miladi Takvime göre 20 Nisan 571 Tarihidir.

b)Üç Aylar [Eş’şehrü’l Haram. Diğer bir adı ile Eşhuru’l-Hurûm… (Haram Aylar) Ay Yılı Kameri Takvime göre Recep, Şaban ve Ramazan aylarıdır].

c)Regaip Gecesi (Recep ayının ilk Cuma akşamı)

d)Miraç Gecesi [İslam’ın Peygamberi Hz. Muhammed (sav)’in en büyük Mucizesi olan Miracın meydana geldiği gecedir. Recep ayının 27’nci gecesidir].

Hicret’ten bir buçuk yıl önce meydana geldi. Beş Vakit Namaz bu gecede Farz kılındı.

e)Berat Gecesi (Şaban Ayının 15’nci gecesidir. Günahlardan arınma ve kurtulma gecesi demektir).

f)Ramazan Ayı (Oruç İbadeti’nin Müslümanlar tarafından meydana getirildiği aydır).

g)Kadir Gecesi (Ramazan Ayının 17’sinden sonuna kadar olan gecelerin içinden bir gecedir).

Kur’an-ı Kerim’in başından sonuna kadar Cebrail (as) tarafından Peyganber Efendimiz (sav)’e okunup okutturularak Hatim edildiği gecedir.

h )Ramazan Bayramı [Hicri Kameri (Hicri Ay Yılı) Takvimine göre Ramazan ayının sonu, Şevval ayının bir, iki ve üçüncü günüdür].

Bu bayramın birinci gününde Ramazan Bayram Namazı kılınır.

Ramazan ayı içinde Fakir, kimsesiz ve yoksullara verilemeyen Fıtır Sadakası adı ile bilinen sadaka kendilerine verilir. Müslümanlar bütün yakınlarını ziyaret eder birbirleri bayramlaşırlar.

Kabirler ziyaret edilir. Orada yatanlar için Allahü Tealâ’dan bağışlanmaları için Dualar yapılır.

3.Hac ve Kurban İbadeti

Kurban Bayramı: Mekke şehri dışındaki Dünya Müslümanları tarafından Vacip olan Kurban Bayramı Namazı kılınır. Bayramdan bir gün önce Arife Günü Sabah Namazından başlayarak Kurban Bayramının dördüncü günü İkindi Namazı’nın Farzı dâhil: Bütün Namazların Farzından sonra Teşrik Tekbirleri adı ile bilinen Tekbirler getirilir. Kurban Bayramı namazından sonra İbadet kasdıyla Kurbanlık büyük ve küçükbaş hayvanlar kesilip Kurban İbadet yerine getirilir.

a)Hac Mevsimi (Hac İbadeti’nin Mekke Şehrinde yapılıp Arafat adı ile bilinen mekânda bir süre kalarak yerine getirildiği Mübarek günlerdir).

Hicri Kameri (Hicri Ay Yılı) Takvimine göre Her yıl Zilhicce Ayının 1’nci gününden 20’sine kadar olan günler Hac Mevsimidir.

Zilhicce Ayının 9’uncu günü Mekke şehrine 28 Km uzaklıktaki Arafat adı ile bilinen mekânda gece geçirilir. Zilhicce ayının 10’uncu günü Kurban Bayramıdır. Mina denilen yerde Şeytan Taşlanır. Kurban kesilir. Traş olup ihramdan çıkılarak Mekke Şehrinde Kâbe-i geçilerek Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in Mübarek Kabirleri (Ravza-i Mutahhara) ziyaret edilir. Bu kutlu belde’de bir hafta veya birkaç gün ikamet edilerek memlekete dönülür.

Kurban Bayramı: Mekke şehri dışındaki bütün Dünya Müslümanları tarafından Vacip olan Kurban Bayram Namazı kılınır. Kurban kesme ibadeti yerine getirilir. Arefe günü Sabah Namazından başlayarak Kurban Bayramının dördüncü günü İkindi Namazının Farzı dâhil bütün Namazların Farzından sonra Teşrik Tekbirleri olarak bilinen Tekbirler getirilir.

HADİS-İ ŞERİFLERİN YER ALDIĞI METİNLERE AİT KOLLEKSİYON KİTAPLARI (I)

A) MÜSNEDLER

1- El-Muvadda İmam Malik

2- Müsned Ahmet bin Hanbel

B) SÜNENLER

1- Sahih-i Buhari Muhammed bin İsmail el-Buhari

2- Sahih-i Muslim Muslim bin Haccac en-Nisaburi

3- Sünen-i Ebu Davud Ebu Davud es-Sicistani

4- Sünenü’ün-Nesai Ebu Abdurrahman en-Nesai

5- Süneni İbn-i Mace İbn-i Mace el-Kazvini

6- Sünen-i Tirmizi Ebu Musa Muhammed

et-Tirmizi.

7- Sünen-i Darimi Ebu Muhammed Abdullah bin

Abdurrahman ed-Darimi es-

Semerkandi

C) MİŞGAT-I ŞERİFLER

1- Mesabihüs’sünne Begavi

2- Mişgatü’l Mesabih Hatib et-Tebrizi

3- Camiüs’sağir Celaleddin es-suyuti[1]

HADİS-İ ŞERİF METİN KOLEKSİYONU KİTAPLARI KAYNAK ESERLER (II)

A-MÜSNEDLER

1- Müsned Ahmed bin Hanbel (r.a)

2. El-Muvadda İmam Malik (r.a)

3. Müsned Ebu Yâla el-Mavsıli Bakıy bin-Mahlen

(r.a)

B- MUSANNEFLER

1- Musannef Abdurrezzak bin Hemman (r.a)

2. Musannef Ebu Bekir bin Şeybe (r.a)

C-MU’CEMLER

1- El-Mu’cemü’l Kebir

2- El-Mu’cemü’l Evsat

3- El-Mu’cemü’l Asğar Taberâni (r.a)

4- Mu’cem Hâkim en-Naburi (r.a)

5- Mu’cem Şemseddin ez-Zehebi (r.a)

D-CAMİ’LER

1- Sahih-i Buhari Ebu Muhammed bin İsmail El-

2- Sahih-i Müslim Müslim bin Haccac en-Nisaburi (r.a)

Buhari (r.a)

E-SÜNEN’LER

1- Ebu Davud Ebu Davud es-Sicistani (r.a)

2- Tirmizi Ebu Musa Muhammed et-Tirmizi (r.a)

3- Nesai Ebu Abdurrahman en-Nesai (r.a)

4- İbn-i Mace İbn-i Mace el-Kazvini

5- Sünen-i Darimi Ebu Muhammed Abdullah bin

6- Sünen-i Dare Kudni Abdurrahman ed-Darimi

7- Sünen-i Beyhaki es-Semerkandi (r.a)

Dare Kudni (r.a)

Beyhagi (r.a)

F-MÜSTEDREKLER

1- Telhisü’l Müstedrekler. Ez-Zehebi (r.a)

2- Müstedrek Hâkim en-Nisaburi (r.a)

G-MÜSTAHRECLER

1- Müstahrec Kettani (r.a)

H- ERBEU’N’LAR (KIRK HADİSLER)

1- Kırk Hadis İmam Nevevi (r.a)

2- Kırk Hadis Molla Cam’i ve Hakani (r.a)

I-MİŞGAT-İ ŞERİFLER

1- Mesabihüs’sünne Begavi (r.a)

2- Mişgatü’l Mesabih Hatib et-Tbrizi (r.a)

3- Camiü’s-sağîr

J- TASNİF ESERLER

1- Meşarik’ul Envar Sağani (r.a)

2- Et-Terğib vet-Tertib Hafız el-Munzıri (r.a)

3- Riyazüs’salihin Nevevi (r.a)

4- Bulüğu’l Meram ve Edilletil Ahkâm Askalâni (r.a)

5- Kenzü’l Umal fi Süneni’l Akval Alâeddin el-Hindi (r.a)

6- Cem’ul Cevam’i ve el-Camius’sağîr Suyuti (r.a)

7- Kenzü’l Hakayık fi Hayri’l Halayık Abdurrauf el-Münavi (r.a)

8- Ramuz’ul Ehadis Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi (r.a)

9- Keşfü’l Hafa ve Müzilü’l-Libas İsmail bin Muhammed el-Cerrah (r.a)

10- Esna’l-Metalib fi Ehadis-i Muhtelifeti’l Meratib Muhammed bin Derviş el-Beyruti

(r.a)[2]


PEYGAMBERLİK

Peygamber (Kelime anlamı): Bir haberi getirip bildiren kimse demektir. Din Istılahında / Dini Kavram olarak Allahü Teala’nın kullarına bildirmek için Memur ettiği, bir diğer ifade ile Görevi kıldığı pek muhterem İnsanlardan birine Peygamber adını vermiştir.

Mucize: Başkalarının meydana getiremeyeceği harikulade yahut olağanüstü işlerdir. Peygamberliğin doğruluğuna şahitlik için O’nun tarafından Hak Teala’nın Kudreti ile meydana getirilir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in en büyük Mucizesi Miraç olayıdır. Diğer Mucizelerinden biri de Ayı parmağı ile işaret buyurdukları gibi iki parçaya bölmeleri, yine parmak işareti ile Ayın tekrar önceki haline kavuşması olayıdır.

Keramet: Bir kısım olağanüstü Harikulade işler ve hallerin meydana gelmesidir ki Allahü Teala’nın Kudreti ile Evliya (Veli kelimesinin çoğuludur…) adı ile bilinen kullar tarafından tarafından oluşturulur. Bunlar da tabi oldukları Peygamber için hayatta olmadıkları veya olabilecekleri halde bile Mucize’den sayılır. Çünkü O Peygamber gerçek anlamda bir Peygamber olmasa idi kendisine tabi olanlardan böyle kerametler meydana gelmezdi.

İstidrac / Meunet: Peygamberlik iddiasına kalkışmayan bazı sıradan kimselerden meydana gelen ve sıra dışı bir halde görülen bir takım olaylar istidrac denir. Hiçbir zaman olayı meydana getiren şahıs veya kişi için bir büyük kişi olduğuna kanıt oluşturmaz. Allah’a ve Ahiret Gününe iman etmeyen böyle kimselerden böyle olaylar meydana getirenler olursa bunlara istidrac ehlidilir denilir.

Böylesi yalancı kimselerin Mucize veya Keramet, harika vs… diye meydana getirecekleri şeyler, şüphe yak ki; ya göz boyama hadisesidir veya bazı ilmi kurallara dayanan bir yanıltma sanatıdır.

Nebi: Amel Edilmek üzere yeni bir Kitap, yeni bir şeriat ile bir Ümmete / Millet Topluluğa Peygamber gönderilmiş olan Kutlu kişiye Nebi denir. Böylesi büyük kimselere Nebi denildiği gibi Peygamber, Resul veya Mürsel denir.

ALLAHÜ TEALA’NIN SIFATLARI

Zati Sıfatlar ve Subuti Sıfatlar olmak üzere İki Kısma ayrılır.

ZÂTÎ SIFATLAR
1-Vücut: Allah vardır, Birdir. Eşi, benzeri Şeriki (Ortağı) yoktur.

2- Kıdem: Allahü Teala’nın Sonu yoktur.

3- Beka: Allahü Tela’nın sonu yoktur.

4- Vahdaniyet: Bir’dir.

5- Muhalefetü’n-Lil Havadis: Eşi ve Benzeri yoktur.

6- Kıyam bi Nefsihi: Hiçbir şeye muhtaç değildir. Her şey O’na muhtaçtır.

SUBÛTÎ SIFATLAR


1- Hayat: Allahü Teala daima Diridir.

2- İlim: Her şeyi bilendir

3- İrade: Dilediği her şey Dilediği an olur.

4- Sem’i: Her şeyi İşitendir.

5- Besar: Her şeyi görendir.

6- Kudret: Her şeye gücü yeter.

7- Kelam: Yarattıklarından dilediği ile konuşandır.

8- Tekvin: Diriltir. Öldürür. Azap eder. Rızıklandırır.

PEYGAMBERİN SIFATLARI

1– Sıdk: Sözünde durma. Asla yalan söylememe.

2- Emin (Emanet): Emanete sahip olma. Doğruluk sahibi kişi olma.

3- Tebliğ: Allahü Teala’dan aldıkları Emir ve Buyrukları Tam ve Doğru olarak İnsanlara bildirme. Bu yolda her türlü güçlüğe katlanma.

4- İsmet: Asla günah işlememe.

5- Fetanet: İnsanlar içinden akıllı ve zeki olma.

RAMAZAN VE KURBAN BAYRAMIN’DA BAYRAMLAŞMA (MÜSTEHAB’TIR…)

Bayramlaşma niyeti ile başkası ile tokalaşıp el sıkışan yahut bir kişi ile kucaklaşmakta olan kişi’nin ilgili kimse’ye ‘Bayramınız mübarek olsun’ der; (Asla… Bayramın mübarekli olsun… Gibi düşük bir cümle ve ifade ile maksadını açıklamamalıdır… Her ne kadar böyle yapılıyor ise de bu hareket yanlıştır).

Kendisi ile bayramlaşılmakta olan kişi’nin de cevap olarak; ‘Hepimizin Bayramı Mübarek olsun’.(…yukarıdaki düşük Cümle ile ifade edilen sözün karşılığı olarak da benzer bir düşük cümle ile cevap; sizinde mübarek olsun… Diyerek başka bir düşük cümle ile cevap vermemelidir… İslam’a ve Müslüman’a, diğer Müslümanlara yakışıksız ve düşük cümle ile bayramlaşmak asla yakışmamaktadır. Bir başka kötü örnek de… Seninki de Mübarek olsun… Gibi her hangi bir şekilde olmamalıdır).

Dünya Müslümanlarının Bayramı Mübarek olsun…

Muhammed Ümmeti’nin Bayramı Mübarek olsun…

Bütün İslam Âlemi’nin Bayramı Mübarek olsun… Diyerek düzgün, Dil kurallarına uygun bir ifade kullanılarak verilmesi gereklidir. İslam güzeldir. Güzel olanı kabul eder. Düşük Cümleler kullanılarak; Hele Dînî Bayramı tebrik etmek hele de Müslüman topluluklara asla yakışmadığı bilinmeli ve böyle kabul edilmelidir.

Hac’dan dönen bir Müslüman; Ziyaret edildiğinde kendisine ‘Hac’cınız Mübarek olsun’ veya Hac’c-ı Şerif’iniz Mübarek olsun… Allah (cc) Hac’c-ı Şerifinizi Mebrûr eylesin… Diyerek hoş beş etmeli, Hac’dan dönen şahıs da; ‘Allah niyetinizi kabul eylesin. Size de Nasip’ olsun diyerek karşılık vermelidir (*) [3]


İSLAMİ KAYNAKLARDA ADI GEÇEN VE KIYAMETE KADAR SÜREKLİ YERYÜZÜNDE HAYAT SÜREN EVLİYA-İ KİRAMDAN OLUP PEYGAMBER OLDUKLARINA DAİR BİLGİLER BULUNAN İKİ BÜYÜK KUTLU İNSAN vardır.


Denizlerde zorda kalan kişilerin; Mü’minlerin imdadına yetişerek yardım eden İLYAS(A.S.);

Karada aynı durumda olan kişi ve topluluklara yardım eden HIZIR (A.S.);olmak üzere iki büyük insan halen hayattadır. Kıyamet Gününe kadar da kendilerine ölüm gelmeyecektir.

İslam Tarihi; hatta Dünya Tarihi boyunca süregelen ve Hikmet İlmi’ni elde etmiş saygın kişilerden karada yaşayan kimselere AĞA, denizlerde çalışarak denizcilikle uğraşan ve denizlerde kıyısı bulunan yerleşim alanlarında hayat sürerek çalışan; İnsanlara yol gösteren kimselere de REİS denilmektedir.

Hikmet İlmi’ni elde etmiş bulunan bu kişilere Tasavvuf’ta Din Büyükleri kimselere Bilge Kişiler adı verilmiştir.

Bilge kişi ve Hikmet İlmi’ne sahip büyükler yetiştirmek amacı ile oluşan sosyal kurumlardan biri de tasavvuf’tur. Tasavvuf aynı zamanda İslam Ahlakını kurumlaştıran mekteptir

Ahilik, Fütüvvet ve Lonca’lar kurum olarak Tasavvuf’un oluşturduğu İktisadi ve Ticari hayatındaki şartlarını düzenleyerek belirli esaslara bağladığı teşkilattır.

TA’ZİM CÜMLELERİ


Allah’ü Teala’nın Doksan dokuz Adından Herhangi biri yanımızda anıldığında: Celle Celalüh yada Celle Celâlühu.(*)4

Peygamberimiz Hz. Muhammed’in adı’nı duyduğumuz anda yahut yanımızda anıldığında Allahümme salli A’la Muhammedin vealâ Âli Muhammed.

Bizler adını andığımızda Sallellâhu Aleyhi ve sellem veya Aleyhissalâtü vesselâm.(**)4

Sahabe-i Kiram’dan; Yani Peygamberimiz Hz.Muhammed (a.s.v)’ı hayatta iken görüp tanımış, kendileri ile görüşmüş, bulunan büyüklerin adları anıldığında Radıyallâhu Anhum veya Radıyallâhu Anh.

Sahabi’lerden Bayan olanlar yahut Peygamberimiz’in Hanımları Annelerimiz; Veyahut Kızları’nın adları anıldığında Radıyallâhu Anhâ.

Evliya-i Kiram’dan ve diğer Din Büyüklerinden her hangi birinin adları yanımızda anıldığında; Bizlerde adlarını andığımızda Kaddesellâhu Sirrehû, Rahmetüllâhi Aleyh ve Kerremellâhu vechehû (Özellikle Hz. Ali Efendimiz’in adı anıldığında) açık sesle veyahut gizlice söylemek Vacip’tir. Müslümanlığın Âdab ve Şiarındandır.

HER MÜSLÜMANA, HERKESE CEVABI VERİLMEK ÜZERE
SORULAR VE SÖZKONUSU SORULARA CEVAPLAR


Rab’bim ALLAH (cc).

Din’im İSLAM.

Kitab’ım Kur’an-ı Kerim

Kıblegahım Kâbe (Mekke’de Beytullah)

Allahü Teala’nın Kulu’yum.

Âdem Peygamber (as)’ın soyundanım.

Peygamber Hz. Muhammed (sav)’in Ümmetiyim.

Peygamberim, Önderim Son Peygamber Hatemü’l-Enbiya Hz. Muhammed (sav)’dir.

Peygamber Hz. Muhammed (sav)’in Babası’nın adı Abdullah’tır.

Annesi’nin adı Amine’dir.

Süt Annesi’nin adı Halime Hatun’dur.

Ebesi’nin adı Şifa Anne Hatun’dur.

Dadı’sının adı Ümmü Eymen (r.anha)’dır.

Dedesi’nin adı Abdulmuttalip’tir.

Kendilerini yetim büyüten amcasının adı Ebu Talip’tir.

Peygamberimiz (sav)’in doğduğu yer Mekke Şehri’dir.

Miladi 20 Nisan 571 yılında, Ay Yılı Takvimi’ne göre de Rebiüll-EvvelAyı’nın 12’nci gecesi Pazartesi günü dünyamızı şereflendirerek doğdu.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’e 40 Yaşında iken Peygamberlik geldi.

Peygamberlik Görevi 23 Yıl sürdü.

Peygamberimiz (sav)’in kız evlatları ;Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm ve Hz. Fatımatü’z-Zehra (radıyallahu anha) dır.

Erkek çocukları; İbrahim, Kasım ve Abdullah’tır.

Sevgili Peygamberimiz Hz.Muhammed (sav) in İlk Hanımı Hz. Hatice (r.anha) Annemizdir.

Din’in kaynağı Vahiy; Bilim’in kaynağı Deneydir.

Fütüvvet: Kavram ve kelime anlamı Gönül Yiğitliği demektir.

AMAÇLANAN HEDEF…


Her Müslüman’ın bilmesinde zorunluluk bulunan ve adına Zarurât-ı Diniyye denilmekte olan Temel Dinî Bilgileri her seviyedeki Müslümanlara ve Camilerdeki (Dârus’sıbyan) Kursiyer öğrencilere öğretmek.

Kıyamet, Ahiret, Ölüm ve Ötesi gibi kavramları içinde bulunduran Afiş ve Panolar (Risale-i Nur Külliyatı’ndan…).

Esma’ül-Hüsna Levhaları.

İsm-i Azam Duası’nın yazılı bulunduğu levha.

Hilye-i Saadet (Hilye-i Şerif levhası).

Hz. Muhammed (sav)’in Veda Hutbesi.

İslam Beldelerini konu alan Harita, Plan ve Krokiler.

Kaynak Eserler:

Büyük İslam İlmihali. Ömer Nasuhi Bilmen. Bilmen Yayınevi. / İstanbul.

Dinimiz (Çocuklara İlmihal Bilgileri) Abdulkadir Dedeoğlu. Osmanlı Yayınevi. Çocuk Kitapları Serisi. / İstanbul.

Yavrularımıza Din Dersleri. Ahmet Hamdi Akseki (Merhum Emekli Diyanet İşleri Başkanı). Nur Yayınları / Ankara

Abdest ve Namaz Hocası.Münire Aydın. Faruk Aydın. Müjde Yayınevi / İstanbul.

Fakih Sahabiler ve Mezheb İmamları. Osman Keskioğlu. Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları / Ankara.

Peygamberimiz İslam Dini ve Aşere-i Mübeşşere. M.Zekai Konrapa. Fatih Yayınevi / İstanbul.

Hadis (I-II). Prof. Dr.Ali Yardım. Damla Yayınevi / İstanbul.

Kırk Hadis.Prof. Dr. Abdulkadir Karahan. Kültür Bakanlığı Yayınları / Ankara.

Fıkıh Dersleri (İmam-Hatip Liseleri için…) Mustafa Coşkun Şamil Yayınevi / İstanbul.

İslam Fıkhı ve Hukuku. Ali Fikri Yavuz İrfan Yayınevi. / İstanbul.

Fıkıh Usulü. Prof.Dr. Hayrettin Karaman. İrfan Yayınevi / İstanbul.

Medine Toplumu. Prof. Dr. Ekrem Ziya Umeri. Risale Yayınları / İstanbul.

Kudsi Hadisler (I-II) Ahmed Varol. Madve Yayınları / İstanbul.

Bütün Cepheleri ile Cihad. (I-II). Enver Baytan. Mevsim Yayınları / İstanbul.

İslam’da Helal ve Haram. Prof. Dr. Yusuf el-Kardavi. Hilal Yayınları / İstanbul.

İslâmi Uyanışın Problemleri. Prof. Dr. Yusuf el-Kardavi. Risale Yayınları / İstanbul.

Akaid Dersleri. Prof. Dr. Şerafettin Gölcük. Esra Yayınları Konya

Mecelle. Ali Himmet Berki. Hikmet Yayınları / İstanbul.

Fıkıh Tarihi ve İslam Hukuku. Osman Keskioğlu. Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları / Ankara.

Dürretü’l-Fahire. Muhammed Esad Dilaveroğlu. Sönmez Neşriyat / İstanbul.

Ansiklopedik Edebiyat Sözlüğü. Seyit Kemal Karaalioğlu ( Bilim ve Kültür Eserleri dizisi). İnklap ve Aka Kitabevleri / İstanbul.

Okullarda Eğitsel Çalışmalar. Millî Eğitim Bakanlığı Vakıf Kolu (Yayın broşürü). Türkiye Emlâk Kredi Bankası Yayınları.


İSLAM FIKHI’NDA;

Mezheb hükmü ile Hadis Tearuz ederse (ayrı ayrı hüküm verirse… Çelişirse)Ne yapılır?

Hadis’in manasını, İllet ve ashabını anlayacak kişi Âlim ise, onun hakkında sahih Vedis’i bırakıp sırf rey’e dayanan Fakih sözü ile amel etmesi caiz olmaz.

Din’in Füru’u ( Fer’i meseleler = Füru’at… Yani Kur’an’da ve Sünnet’te açık ve kesin delil bulunmayan) kısmında Taklid nasıl olmalıdır?

a- Bir Müctehid’in bir başka Mücthid’i Taklid etmesi Fukaha Cumhuruna göre caiz değildir.

b- İctihad yapmaya muktedir olmayanlar için bir Müctehid’i Taklid etme zorunluluğu vardır. (*)[4]


HER HANGİ BİR KONUDA İSLAM’IN HÜKMÜ SORULUR; İLGİLİ KONUDA BİRDEN FAZLA HÜKÜM VARSA MÜSLÜMAN BU HÜKÜMLERDEN HANGİSİNİ KABUL EDEREK O DOĞRU LTUDA HAREKET ETMELİ?

İlgili Konuda kendisine birkaç Hüküm İfade edilen; Bildirilen veya birkaç Din Büyüğü’nden; Müfti’den ayrı ayrı Fetva alan Müslüman vicdanına danışarak bunlardan birinin, bir Hükmü’nün gösterdiği doğrultuda hareket eder (*).

Aldığı cevaplardan Vicdanen uygun bulduğu Hükmü: bu Hükümlerden yalnızca birini Uygulama ve Hayat haline getirmeye çaba gösterir.

Herhangi bir Konuda İslam’ın Hükmü kendisine sorulur da İlgili konuda birden fazla Hüküm bulunursa Din Görevlisi / Müfti Şahsiyet:Özel veya Tüzel kişi; Durum karşısında nasıl Hüküm (Fetva) verir?

Sorumluluğunu nasıl yerine getirir?

Sorulan bir Mesele’de Müctehidlerin Muhtelif bayanları varsa (Mezhep dâhilinde Müctehidler…), Müfti de deliller üzerinde inceleme yaparak birini Fıkıh İlmi bakımından Tercih yapabilecek düzeyde ise yalnız birini Tercih ederek onu söyler. Tercih yapabilir durumda değil ise; Ulema’dan bazılarına göre bildiği bütün görüşleri; Fetva’ları saymak zorundadır.

Usulü Fıkıh Ulema’sından bazılarına göre bu Mukallid Mufti istediği Müctehid’i Taklid edebileceği için, Hükümlerden, Fetvalardan bir tanesini ifade etse kâfidir.(*)[5][6]

Berzah Âlemi ve Âhiret Gününe İman…


NİKÂH AKDİ

Evlilikle birlikde Nikâh:

Hanefi, Şafii, Maliki Mezheplerine göre;

1- Mehir’siz…

a) Mehr-i Muaccel (Peşin Nakit Meblağ)

b) Mehr-i Mueccel (Te’cil Edilmiş Nakit Meblağ / Emval)

2- Şahit’siz (En az iki Erkek Şahit, Bir Erkek, bir erkeğe bedel İki Bayan Şahit. Mükellef ve Müslüman olmak kaydı ve şartı ile. Ergin olma yaşına gelmiş Müslüman ve Mü’min).

3- Veli’siz / Kefilsiz; (Anne-Baba veya Anne-Baba’nın Vekâlet verebileceği Mü’min ve Müslim İki Erkek veyahut Bir Erkeğe karşılık İki Kadın).

Velilerden biri Damat’ın, bir diğeri Gelin olacak Bayan’ın Veli’si olmak üzere…

Bu kurallar ve Hükmî Şahıslar (Özel ve Tüzel kişiler…) Olmadığı ortamda kıyılan Dînî Nikah Caiz değildir.1

İman ile Nikâh; Hz. Adem Peygamber (as)’dan günümüze, günümüzden de Berzah Âlemi ve Mahşer sonrası Cennet’e kadar; Cennet’te de birçok İbadet Mü’minlerin üzerinden kalkacağı halde; Nikah ile İman devam edecektir.2


KUR’AN-I KERİM’DE SECDE AYETLERİ

TİLÂVET (OKUMA) SECDELERİ


Kur’an-ı Kerim’de ondört yerde Secde Âyeti vardır. Kim bu Ayetlerden birini okur, veya okunurken duyarsa, her bir Ayet için bir defa Tilâvet Secdesi etmesi gerekir, ki; Buna kıraat (Okumak) secdesi denir.

Tilâvet (Okuma) secdesi yapan kimse;

Kıbleye yönelir…

Allahü Allahü Ekber… Diyerek Secde’ye varır,

Üç defa Sübhane Rabbiyel E’la der… Ardından Allahu Ekber…diyerek doğrulur ve ayağa kalkar.

‘Ğufrâneke Rabbenâ ve ileyke’l mesıiyyr …’ Diyerek Tilâvet Secdesini bitirir.1

Yapılması gereken secdelerin;

Yedisi Farz,

Üçü Vacip,

Dördü de Sünnet’tir.

Hangilerinin Farz, Vacip ve Sünnet olduğunu Şu Şiir? Ne güzel ifade ediyor:

Geldi ondört yerde, bil ki, secde-i Kur’an tamam,

Yedisi Farz, Üçü Vacip, dördü Sünnet, ey Hümam (Ey efendi).

Farz: A’raf. Nahl, İsra, Ra’d, Meryem, Hacc, Saad:

Vacib’i: Furkan, Elif Lâm Mim, Hâmîim, Vaselâm.

Sünnet oldu: Neml, İkr’a, Necm, hemde İnşikak,

Kaari (Okuyan) ve Sam’i (Duyan) olana emreder Rab’bü’l Enam…2

Tevessül etmek ne demektir


Tevessül, vesile: Allahü Teala’nın, kendisine yaklaşmak için sebep ve ihtiyaçların görülmesine vasıta kıldığı her şeydir.
Silsile-i Sadat-ı Nakşibediyye’den Muhammed Mazhar (k.s.) Hazretleri buyurdu: Resul-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz’in kabr-i şerifleri huzurunda durmak ve ona salat ve selam getirmek, onun Hak Teala nezdindeki yüce makamı ile tevessül ederek ondan yardım ve şefaatini istemek, en makbul, sevabı en çok ümid olunan ve Hak Teala’ya yaklaştıran büyük amellerdendir. Yine Resulullah’ın Ashabı, Ehl-i Beyti ve ümmetinin evliyası ile tevessül etmek onları vesile kılmak da böyledir. Allame Kastalani (rh.) Mevahib-i Ledünniyye’de “Kim bundan başka surette inanır (tevessülü inkar eder)se İslam bağını boynundan çıkarmış; Allahü Teala’ya ve Resulüne ve (ehl-i sünnet) alimlerine muhalefet etmiş olur” demiştir.
İslam tarihinde tevessülün örnekleri vardır: Hicretin 18. (M. 639) senesinde Hz. Ömer’in halifeliği zamanında Arab Yarımadası’na yağmur yağmadı. Yerler kurudu; toprak, kül gibi rüzgarla uçar oldu. İnsanlar, hayvanlar aç kaldı.
Hazret-i Ömer (r.a.), komşu vilayetlerdeki valilerden yardım istedi. Evvela Suriye emiri Ebu Ubeyde (r.a.) Hazretleri, dört bin yük zahire gönderdi. Filistin emiri Amr bin as (r.a.) Hazretleri Mısır’dan zahire tedarik ederek Kızıldeniz’den gemilerle gönderdi. Böylece Medine-i Münevvere’de bolluk oldu.
Sonra Hazret-i Ömer (r.a.) insanlar ile beraber yağmur duasına çıktı ve Resul-i Ekrem (s.a.v.) Hazretleri’nin amcası Abbas (r.a.) Hazretleri’nin elinden tuttu: “Ya Rabbi! Peygamberinin amcası ile sana tevessül eder, sana yaklaşırız” diyerek diz çöktü, dua ve niyaza başladı. Hazret-i Abbas da Cenab-ı Hakk’a yalvarıyor ve gözyaşları sakalından aşağı dökülüyordu. Hazret-i Ömer de diz çöküp duruyordu. Derhal bulutlar belirdi, yağmur yağmağa başladı.
Bu hadise ile Peygamber Efendimiz’e yakınlığın halk nazarında şan ve şerefi çoğaldı. Herkes teberrüken Hazret-i Abbas’ın eteklerine yapışır oldu.

Kur’an-ı Kerim’e dair genel bilgiler


Kur’an, elimizdeki mushaf tertibine göre Fatiha ile Nas dahil olmak üzere 114 sureden oluşan ilahi kelamdır. Kur’an lügatte; okumak, okunan ve benzeri anlamlara gelir. Son Resul Hz. Muhammed’e(s.a.v) vahyrdilen ilahi buyrukların tamamına özel olarak Kur’an denmiştir. Yani Kur’an ismi, vahye ait bir tanımdır ve Kur’an’ın pek çok yerinde zikredilir. İnsan aklına ve kalbine hitap etmesinden dolayı Kur’an; tertil üzere, yani tane tane ve anlaşılır biçimde, şuurlu okunan bir kitaptır. Bu bağdamda Kur’an tilaveti; her harfinin hakkını vererek, anlamına uygun biçimde düşünerek, farkına vararak okunmalıdır.

Kur’an ne bir roman ne de bir edebiyat kitabıdır. O, Allah’ın muradını beyan buyuran (açıklayan) rabbani mesajlar bütünüdür.Dolayısıyla ona sıradan bir okuma kitabı muamelesi yapmak, büyük bir günahtır. Onun okunması, ondaki mesajların doğru algılanması ve yeterince anlaşılmasına yönelik bir ibadettir. Kur’an’da zikri geçen “tertil” ve “tilavet” sözcükleri de dikkatleri bu hususa çekmektedir. Her iki kavrama işaret buyuran ayetlerden, örnek olması bakımından, birer tanesini mealen zikredelim.

Kur’an’ın; yazılan ve sahifeleri bir arada tutan “Kitap”, peyderpey indirilen “Tenzil”, aydınlık saçan “Nur”, bir hatırlama ve öğüt olarak “ikr”, akla ve ruha “şifa”, hakkı batıldan kesin olarak ayıran”Furkan”, suçlular için “inzar/uyarı” ve kendisina tabi olanlar için “Hidayet” başta olmak üzere daha başka isimleri vardır. Bunlar Kur’an’da tekraren zikredilmektedir.

Hac ile ilgili kavramlar ve anlamları kısa

Mikat: Hz. Peygamber (s.a.v) tarafından belirlenmiş, Mekke’ye ve Harem bölgesine gelenlerin ihramsız geçmemeleri gereken beş noktanın her birine verilen isimdir.

İhram: Hac veya umre yapmaya niyet eden kişinin, normal zmanlarda yapabildiği kendisine helal bazı davranışlardan geçici bir süre uzak durması halidir. Bu davranışlarnşunlardır: çiçek koparmak, ağaç kesmek, avlanmak, saç-sakal tıraşı olmak, dikişli eelbise giymek (sadece erkekler için), çorap ve arkası kapalı ayakabı giymek (sadece erkekler için) koku sürmek veya kokulu sabun vb. kullanmak, eşi ile cinsel münasebette bulunmak gibi.

İhramlık: İhram süresince erkeklerin giydiği dikişsiz, iki parça bezden ibaret elbisedir. Kadınların ihramlıkları üzerlerindeki normal elbiselerdir.

Telbiye: İhrama girerken mutlaka ve ihramlı olunan süre boyunca sık sık okunan duadır.

Vakfe: Kurban bayramından bir gün önce Mekke’nin güneydoğusunda bulunan Arafat adı verilen yere gelerek burada bir müddet beklemektir. Bu vakfe olmazsa hac ibadeti yerine getirilmiş olmaz. Vakf, kurban bayramının arefe günü öğle vaktinden bayramın birinci gününde tan yerinin ağarmasına kadarki vakit içerisinde yapılır. Bu süre içerisinde Arafat’ta toplanan müslümanlar günahlarının bağışlanması ve bütün insanlığın iyiliği için Allah’a dua ederler.

Şavt: Hacerülesved’in bulunduğu hizadan başlayıp Kabe’nin etrafında bir tur dolanmaktır.

Tavaf: Hacerülesved’in bulunduğu hizadan başlayıp Kabe’nin etrafında yeti defa dönmektir. Yedi şavt, bir tavafı oluşturur.

Sa’y: Kabe’nin yakınında bulunan Safa ve Merve tepeleri arasında dört gidiş, üç geliş olmak üzere yedi defa gidip gelmektir.


---------------------

İlah ” çaresizlik, zorunluluk, acizlik, yokluk, sıkıntı, noksanlık ve benzeri türden” hiçbir zaaf taşımayan varlıktır. Bu tür zaafları bulunmakla beraber ilah olarak öne sürülen herhangi bier insan, güç veya otorite kuşkusuz uydurmadır. Zira yoklukla muallal/yok olmaya mahkum bir varlığın ya da sonu gelmesi veya el değiştirmesi kesin olan eksik ve aciz bir otoritenin ilah olması elbette söz konusu olamaz.
Acıkan, susayan, doğan, doğurulan, hasta olan, azalan, çoğalan, eksiyen, tükenen, ölen, üzülen, korkan ve benzeri zayıf özelliklerle malul bir varlığın ilah olduğunu öne sürmek için ya aklen sorunlu olmak ya da(BibBiiiiiib Kafa)olmak gerekir.

Kendi hayatını teminat altına almayan ve bünyesine sızan bir mikroba mani olamayan bir varlığın, sahip olduğu beşeri otoriteye yaslanarak kendisini ilah zannetmesi ise hem akılsızlık hem ahmaklık hem zulüm hem de ebedi azabı vacip kılan büyük bir nankörlük ve büyük bir küfürdür.

Firavun söz konusu sahte örneklerin çok önemli sembollerindendir. Fakat bu iddia, kendisini yok olmaktan kurtaramamıştır. Onu ilah edinenlerin sonu da tıpkı onun gibi olmuştur. Zaten başka türlü olması da mümkün olmazdı. Her kim çürük ve yıkılmaya mahkum bir ağaca sırtını dayarsa, bir gün onunla beraber yıkılır gider. O nedenle ölümlü olanla ebedi hayat sahibi arasındaki bağın niteliği dikkatli okunmalıdır.

Akla muhalif bir iddianın peşine takılıp gitmek, aklı ziyan etmektir. Salim/kusursuz akla sahip olan her insan; ancak yıkılmayan, güç ve kudretine hiçbir zaafı bulunmayan ebedi ve sonsuz kudret sahibini ilah olarak tanır ve ancak O’na bağlanır.

Peygamberimizin hanımları hakkında bilgiler:

Peygamberimizin hanımları hakkında bilgi verir misiniz?

HZ. PEYGAMBER’İN HANIMLARI:

1. Hatice (ra):

Hz. Peygamber’in (sav) ilk evlilik hayatı, Hz. Hatice validemizle başlar. Onunla evlendiğinde, Efendimiz’in yaşı 25, hanımının yaşı ise, 40’tır. Yani aralarındaki yaş farkı, on beştir. Onun, Hz. Peygamberin yanındaki yeri, diğerlerinden biraz farklıdır. Risâletini tebliğde O’nun yanında olmuş, bütün insanların terk edip, O’nunla alay ettiklerinde O’na teselli vermiş, hattâ Hz. Peygamber’e ilk vahiy gelmesi esnasında böyle bir şeyle ilk karşılaşmanın verdiği heyecanla ürpermesi karşısında, hiç tereddüt etmeden şu gönül okşayıcı ve heyecan yatıştırıcı sözleri söylemiştir:

"Sana müjdeler olsun! Allah’a yemin ederim ki, Allah seni hiçbir vakit utandırmayacaktır. Çünkü sen, akrabana bakarsın, sözün en doğrusunu söylersin, işini görmekten aciz olanların ağırlığını yüklenirsin. Fakire verir, kimsenin kazandırmayacağını kazandırır, misafiri en iyi şekilde ağırlarsın, Hak yolunda zuhur eden hâdiseler karşısında, halka yardım edersin."

Bu nâdide kadın, aynı zamanda ilk Müslümanlardandır. Vahyin nüzulünün onuncu yılında, hicretten üç sene önce vefat etmiştir. Allah Resulü (sav), Hz. Hatice’nin ölümü karşısında bir hayli üzülmüştü. Hz. Peygamber’in amcası ve müşriklere karşı koruyucusu olan Ebu Talib ile kendisiyle sükûnet bulduğu eşi Hatice’nin vefatı gibi üzücü olaylar peş peşe geldiği için bu yıla, hüzün yılı denilmiştir.

Resulullah’ın bu evliliği 25 yıl sürmüş, İbrahim dışındaki bütün evlatları da yine bu nâdide kadından olmuştur. Vefatı esnasında Resulullah’ın yaşı 50’dir. Yani Hz. Peygamber evlilik hayatının büyük bir kısmını ve aynı zamanda gençlik ve olgunluk yaşlarını, sadece ve sadece, kendisinden on beş yaş büyük olan bir kadınla geçirmiştir.

2. Sevde binti Zem’a (ra):

Bu hanımı da ilk Müslümanlardandır. Kocası Habeşistan’a yapılan hicretten sonra vefat etmiş olup, kimsesiz kalmıştı. Efendimiz (sav), onunla evlenerek, bu kalbi kırığın da, yarasını sardı; onu perişan olmaktan kurtardı ve ona enis oldu. Zaten sadece Efendimiz’in nikahı altında bulunmayı düşünen bu büyük kadının, dünya adına istediği başka hiçbir şey de yoktu. Ve Allah Resulü’yle evlendiğinde yaşı 55’ti. Buradan da anlaşılacağı üzere, bu evlilikteki asıl amaç, kimsesiz ve yardımcısız kalan bir kadının elinden tutmak, emin bir yuvaya kavuşturmaktı.

3. Aişe (ra):

Resulullah (sav)’ın bâkire olarak evlendiği ilk ve tek kadındır. O, daha sonra halife olacak olan Hz. Ebubekir’in biricik kızıdır. Ayrıca, Hz. Aişe çok zeki bir nâdire-i fıtrat ve nübüvvet dâvâsına tam vâris olabilecek yaratılışa sahip bir kadındı. Evlendikten sonraki hayatı ve daha sonraki hizmetleri de göstermiştir ki, O muallâ varlık, ancak Nebî zevcesi olabilirdi. Zira O, yerinde en büyük hadisçi, en mükemmel tefsirci ve en nâdide fıkıhçı olarak kendini gösteriyor, her yönüyle Hz. Peygamber’i temsil etmeye çalışıyordu.

O’nun Hz. Aişe ile evliliği, yanından hiç ayrılmayan, çektiği sıkıntılara beraberce katlanan, mağara arkadaşı Hz. Ebubekir için en büyük bir mükâfat idi.

4. Hafsa binti Ömer (ra):

Hz. Hafsa dul bir kadındır. Kocası Bedir Savaşı’nda şehid edilmiş bir mücahittir. Kocasının vefatına üzülmüş, yalnız başına kalmıştır. Babası Hz. Ömer, kızını önce Hz. Osman’a evlenmesi için teklif etmiş, ancak O kabul etmemiş, Hz. Ebubekir’e teklif etmiş, O da kabul etmemiştir. Daha sonra da duruma şahit olan Allah Resulü (sav) fazla beklemeden O’nunla evlenmek istediğini bildirmiş ve evlenmiştir. Bu evlilik de, zaruretlerin getirdiği bir evlilik olup, bununla o yüce insan Hz. Ömer’in gönlü hoş edilmiş, kocasının ölümüne üzülen ve yalnız kalan birisinin bu yalnızlığı giderilmiştir.

5. Zeynep binti Huzeyme (ra):

Resulullah (sav) Hafsa’dan sonra bu kadınla evlenmiştir. Onun kocası da Bedir’de şehit edilmiş olan, Ubeyde b. Hâris’tir. Yalnız başına ve kimsesiz kalan bu mübarek kadının yaşı da 60’tır. Bu kimsesizlik zamanında, kendisine yardım edecek bir ele şiddetle muhtaçtır. Onu bu ihtiyaç içerisinde gören şefkat ve merhamet Peygamberi, onu da nikâhlayarak kendi kanatları altına almak istemiştir. Zaten evlendikten iki yıl sonra da vefat etmiştir.

Altmış yaşındaki bir kadınla evlilikte dünyevî bir arzunun bulunması elbette mümkün değildir. Bu evlilikteki tek gaye de, yalnız başına kalan birisine bir yardım eli uzatmaktan ibarettir.

6. Ümmü Seleme (ra):

Bu da ilk Müslümanlardan olup, Habeşistan’a hicret edenlerdendir. Daha sonra da Medine’ye hicret etmiş, çok sevdiği ve kendisine sıkıntılı hicret yolculuklarında arkadaşlık yapıp, yanından hiç ayrılmayan biricik eşini Uhud Savaşı’nda şehit vermiştir. Yurdundan, yuvasından uzak, bir sürü yetimle, hayat külfetini yüklenmiş bu kadına, ilk şefkat elini, Hz. Ebubekir ve Ömer uzatırlar. Ancak o, bu talepleri reddeder.

Daha sonra evlilik teklifini Resulullah (asv) yapar ve bu teklif kabul edilir. Böylece yetimleri, sıcak bir yuvaya kavuşmuş, babalarının ölümünden duydukları üzüntüyü, Allah Resulü vesilesiyle unutmuş, hiçbir zaman gerçek bir babayı aratmayacak bir babaya kavuşmuş oldular.

Ümmü Seleme de Hz. Aişe gibi dirayet ve fetaneti olan bir kadındı. Bir mürşide ve mübelliğe olma istidadındaydı. Onun için bir taraftan şefkat eli onu, himayeye alırken, diğer taraftan da, bilhassa kadınlık âleminin medyûn-u şükran olabileceği bir talebe daha ilim ve irşad medresesine kabul ediliyordu.

Yoksa, altmış yaşına yaklaşmış Resulullah’ın, bir sürü çocuğu olan, bir dul kadınla evlenmesini ve evlenip bir sürü külfet altına girmesini, başka hiçbir şeyle izah edemeyiz.

7. Ümmü Habîbe (Remle binti Ebî Süfyan) (ra):

Mekke’de küfrün bayraktarlığını yapan Ebû Süfyân’ın kızıdır. Ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkarmaya muktedir Yüce Rabbimiz, gelecekte müminlerin annesi konumuna yükselecek bu kadına, İslâm’ın bidayetinde imanı nasip etmişti. Mekke’nin zor şartlarında inancını yaşayamayınca, kocasıyla birlikte Habeşistan’a hicret etme mecburiyetinde kalmıştı. Ancak bu esnada kocası önce Hristiyan olmuş, sonra da ölmüş, Ümmü Habibe yalnız başına kalmıştı. Allah Resulü (sav) durumu öğrenince Necâşi’ye haber göndererek, tek başına kalan bu hanımın kendisine nikahlanmasını istedi. Durumu öğrenince fevkalâde sevinen Ümmü Habibe’nin nikahı, Necâşi huzurunda kıyılmış oldu.

Şayet Hz. Peygamber (sav) böyle yapmayacak olsaydı, yalnız ve kimsesiz bu kadın, ya Mekke’ye dönecek babasının ve ailesinin şiddetli zulümleri karşısında dinini bırakacak, ya Hristiyanlardan yardım dileyecek, ya da kapı kapı dilenip hayatını sürdürecekti. Ancak bu evlilikle en güzel yolu seçmiş oluyordu.

Bu evlilik vesilesiyle, o gün için Müslümanların ve Peygamber (sav)’in azılı düşmanı olan Ebû Süfyan, inananlara yaptığı işkenceyi hafifletmiş, içinde Hz. Peygamber’e karşı olan azılı kini birazcık dahi olsa dinivermişti. Daha geniş dairede ise, Emevîlerle bir akrabalık te’sis edilmiş oldu ki, bu da onların Müslümanlığa girmelerini kolaylaştıran bir unsur oldu. Bundan sonra Ebû Süfyan hâne-i saâdete rahatlıkla girip çıkma avantajına sahip olarak, Müslümanlığı daha yakından tanıma fırsatını bulup, sonunda iman dairesine girmiş oldu.

Açıkça görüldüğü gibi bu evlilikte de, kimsesiz kalan birinin yardımına koşup, onun elinden tutma, onun vesilesiyle Müslümanlara yapılan işkenceyi hafifletme ve azılı düşman biriyle akrabalık kurup, onun imana gelmesine vesile olma vardır.

8. Cüveyriye binti Hâris (ra):

Müslümanlar, yapılan Müreysi gazvesinde galip gelmiş, pek çok ganimet elde edilmiş, bunun yanında 700 kadar da esir alınmıştı. Esirlerin içinde, Benî Mustalik kabilesinin başkanının kızı olan Cüveyriye de bulunuyordu. Cüveyriye, Hâris b. Dırar’ın kızı idi. Hâris, Mustalikoğulları Yahudilerinin reisi idi. Cüveyriye önce Musâfi b. Saffan’la evlenmiş, Musâfi, Müreysi Muharebesi’nde ölmüştü. Cüveyriye, Hz. Peygamber (sav)’e müracaat ederek hürriyete kavuşmayı talep etmiş, Resulullah da onun fidyesini bizzat kendisi vererek hürriyete kavuşturmuştur. Babası gelip kızını götürmek isteyince, o Müslüman olarak Medine’de kalmayı tercih etmiş, bilahare de Resulullah ile nikahı kıyılmıştır.

Resulullah (sav)’ın bu evliliğinden sonra, Abdulmuttaliboğullarının hissesine düşen esirler salıverilmiş, diğer Müslümanlar da bu durum karşısında, Resulullah ile akrabalık bağı bulunan bir kabilenin insanları esir edilemeyeceği düşüncesiyle alınan bütün esirleri salıvermişlerdir.

Hz. Peygamber (sav)’in bu evliliği de altmış yaşları dolayındadır. Bu evlilikte O, önemli bir kabileyle akrabalık kurmayı hedeflemiş, pek çok esirin serbest bırakılmasını sağlamış, bundan da önemlisi pek çok Yahudi’nin İslâm’la şereflenmesine vesile olmuş ve kocası savaşta ölen, dolayısıyla İslâm’a ve Müslümanlara aşırı bir şekilde kinle dolu bir hanımı, şefkat kanatlarının altına alarak onu müminlerin anası mertebesine yükseltmiştir.

9. Safiyye binti Huyey (ra):

Asıl adı Zeynep’tir. O dönemde Arabistan’da reislere düşen ganimet hissesine Safiyye denilmektedir. Bu kadın da Resulullah (sav)’ın hissesine düştüğü için Safiyye adını almıştır. Ana-babası, Yahudilerin ileri gelenlerindendi. Hatta babası Nadiroğullarının reisi, annesi de Kureyza oğullarının reisinin kızıydı. Hayber Gazvesi’nde, babası, kocası ve kardeşi öldürülmüş, kabilesinden pek çok kimse esir alınmıştı. Safiyye, İslâm’a karşı aşırı bir şekilde kin ve nefretle doluydu.

Savaş sonrası Resulullah onu kendi nikahına alarak, yumuşamasını sağlamış oldu. Bu evlilikle de Yahudilerin önemli bir bölümüyle akrabalık kurulmuş, onların Müslümanlığı yakından tanımaları imkânı sağlanmış, düşmanların kötü bir kısım emellerinin, önceden bilinmesi kolaylaşmış ve Müslümanlığın sınırları bu vesileyle genişlemeye yüz tutmuştur.

10. Mâriyetü’l-Kıbtiyye (Ümmü İbrahim) (ra):

Resulullah (sav) İslâm’a davet için etraftaki hükümdarlara mektuplar gönderiyordu. Bunlardan birisi de Mısır hükümdarı Mukavkıs’tı. Mukavkıs, elçiyi güzel bir şekilde karşılamış, Hz. Peygamber’e birtakım hediyelerle birlikte iki de cariye göndermişti. Yolda bu iki cariye, Müslümanlık hakkında malûmat sahibi olduktan sonra, İslâm’ı seçmişlerdi. Bunlar Medine’ye varınca, Resulullah Mariye’yi kendisine almıştı. Bilahare azad ederek, onunla evlenmiştir ki, oğlu İbrahim, işte bu hanımındandır.

Bu evlilik, bütün Mısırlılar üzerinde büyük bir te’sir icra etti. Müslümanlarla Mısır’daki Bizanslılar arasında çıkan savaşta, Mısırlılar tarafsız kalmış, Bizanslılara arka çıkmamışlardır. İşte bunun sebeplerinden birisi de, kendi milletlerinden olan bir kadının, Hz. Peygamber’le evli oluşudur.

11. Meymûne binti Hâris (ra):

Asıl ismi Berre olup, Resulullah tarafından Meymûne olarak değiştirilmiştir. Hz. Peygamber (sav)’in son evliliğidir. Hudeybiye antlaşmasından bir yıl sonra Hz. Peygamber’le Müslümanlar, Mekke’ye tavaf ziyaretine gitmişlerdi. Bu sırada Peygamberimiz’in amcası Abbas, Allah Resulü’ne Meymûne’yle evlenmesini teklifi etti. Zira Meymûne, Abbas’ın baldızı olup, nikah yetkisini ona vermişti. Peygamberimiz de bu teklifi kabul buyurarak, onunla nikahlandı. Bu durum karşısında Mekkeliler: "Demek ki, Muhammed hemşehrilerine hâlâ dostluk ve hayır duyguları besliyor." yorumunu yaptılar.

Bu evliliği yaptığında da Resulullah, altmış yaşları civarındadır. Gayesi, yine dul kalan bir kadına yardım elini uzatma, Müslüman olduğu hâlde Mekke’de müşriklerin içinde kalan birini bu sıkıntıdan kurtarma ve Mekkeliler’e karşı bir jest yapma vardır.

12. Hz. Zeyneb bînti Cahş (ra)

Hz. Zeyneb, peygamberlikten yirmi yıl yıl önce dünyaya gelmiş, Efendimizin hala kızı idi. İlk iman edenlerdendir.. Asıl adı Berre idi. Resulullah (sav) onu Zeyneb olarak değiştirmiştir. Babası Beni Esed kabilesinden Burre, annesi Efendimizin halası Ümeyye binti Abdulmuttalib'tir. O, Mekke'den Medine'ye ilk hicret edenler arasında yer aldı. Medine'ye hicret ettiğinde bekardı. Efendimiz onu evlâtlığı Zeyd b. Harise ile evlendirdi.

Bilindiği gibi, Mekke dönemi daha ziyade iman esaslarının, Medine dönemi ise İslâmî hükümlerin tesis ve tahkim dönemidir. Bu dönemde cereyan eden olaylar, ya geçmişten gelen toplumda yer etmiş batıl bir hükmü kaldırıyor, yerine yenisini koyuyor, ya da yepyeni bir hüküm ihdas ediyordu.

Hz. Zeyneb'in gerek Efendimizden önce Hz. Zeyd'le evlendirilmesinde, gerekse daha sonra Efendimizin onunla evlenmesinde, diğer hanımlarından farklı, Cahiliyet Dönemi adet ve geleneklerini kaldıran hükümler ortaya çıkmıştır.

Peygamber Efendimizin evliliklerinde gerek o zamanın münafıkları, gerekse yeni zamanın dalalet ehli tarafından en çok dile dolanılıp itiraz edilen Hz. Zeyneb'le olan evliliğidir. Ayrıca çok önemli hükümlerin ortaya çıkmasına sebep olan bir evliliktir. Bütün bu sebeplerle bu evliliğin nikâhı bir "akd-i semavi"dir. yani bizzat Cenab-ı Hak tarafından kıyılmıştır...

Cahiliyyet döneminde kölelik ve imtiyazlı sınıf kavramı en koyu biçimde yer etmişti. Bunun ortadan kaldırılması ve insanların Allah katındaki üstünlüğünün sınıf, rütbe, ırk farklılığıyla değil, takva ile olacağı vurgulanmalıydı. Bunun için en hassas konulardan biri olan evlilik ile bu yanlışın kaldırılması gerekliydi.

Efendimiz (sav) Zeyneb gibi asil soylu ve güzel bir kızı, kendi azad ettiği hizmetçisi Zeyd ile evlendirmekle bu alanda bir adım atmak istemişti. Ancak toplumdaki yaygın kanaatlerin etkisiyle olacak ki, Zeyneb ve kardeşleri önce bu evliliği uygun görmediler. Hür bir kadının, azatlı bir köle ile evlenmesi o günkü geleneğe uymuyordu.

Zeyneb, Resulullah'a, "Ya Resulallah, ben senin halanın kızıyım, ona varmaya razı değilim, üstelik ben Kureyş'liyim." diye görüşünü beyan etti. Resulullah, Zeyd'in kendi yanındaki ve İslâmdaki değerini anlatıp, aslında ana baba tarafından asil ve soylu bir kimse olduğunu belirti.

Derken, Ahzab suresinin 36. ayeti nazil oldu:

"Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resulüne karşı gelirse apaçık bir sapıklığa düşmüş olur."

Bunun üzerine Zeyneb, "Ben Allah ve Resulüne asi olamam!.." diyerek bu evliliği kabul etti.

Fakat bu evlilik iyi yürümedi. Aralarında samimî bir sevgi ve saygı oluşmadı. Zeyneb, dindar ve Allah'tan korkan bir kadın olmasına rağmen, güzelliği, asaleti ile iftihar ediyor, azatlı bir köle olan kocasına iğneleyici sözler söyleyip tepeden bakıyordu.

Hz. Zeyd, artan bu geçimsizliğe dayanamadı. Efendimize müracaat ederek karısını boşamak istediğini söyledi. Efendimiz çok müteessir oldu. Çünkü bu evliliği isteyen bizzat kendisi idi. Toplumun yanlış algılamalarını kırmak istiyordu. Bu sebebten her defasında Zeyd'e "Karını tut, boşama." diyordu. Ancak her şeye rağmen bu evlilik bir seneden fazla sürmedi. Zeyd, sonunda karısını boşamak zorunda kaldı.

Aradan bir süre geçtikten sonra, sıra Cahiliyette yaygın bir başka yanlış adetin kaldırılmasına gelmişti. Bu da evlâtlıkların, öz evlât gibi kabul edilmesi, dolayısıyla onların hanımları da babalıkların öz kızı hükmünde telâkki edilmesi yanlışı idi.

İslâm, evlâtlık kurumunu temelden değiştirmişti. Ayet-i Kerime bu konuda gayet açıktı:

“Onları, yani evlâtlıklarınızı babalarının ismine nisbet ederek çağırın. Bu Allah katında daha doğrudur. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar zaten sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır.” (Ahzab, 33/5)

Bu ayet nazil olduktan sonra Zeyd, artık Zeyd bin Harise diye babasına nisbet edilerek çağrılmaya başlandı. Evlâtlığın kaldırılmasından sonra, evlâtlık hanımlarının da öz kız gibi olmadığı ortaya çıkmış oldu. Ancak bunun bir örnekle de ispatlanması ve kökleştirilmesi gerekiyordu. Bu da Hz. Peygamber (sav)'in, Hz. Zeyneb'Ie evlenmesi ile mümkün olacaktı. Ancak yerleşik bir adeti ortadan kaldırırken ortaya çıkacak fitne ve dedikodular Efendimizi düşündürüyordu. Ama İslâm'ın getirdiği bu prensip, kesinlikle kendi üzerinde uygulanacaktı. Bundan kaçınılamazdı. Nitekim bu hususu Kur'an-ı Kerim şöyle dile getirir:

"Hani Allah'ın iman nasib ederek ikramda bulunduğu ve senin de azad edip evlâtlık edinerek ikramda bulunduğun kimseye sen, 'Hanımını bırakma, Allah'tan kork.' diyordun. Sen o zaman, Allah'ın açıklayacağı bir şeyi bildiğin halde, insanların dedikodusundan korkuyordun. Halbuki Allah korkulmaya daha layıktır. Sonra Zeyd o hanımla alâkasını kesince Biz onu sana nikahladık. Ta ki evlâtlıkların boşadığı hanımlarla evlenmenin mü'minler için günah olmadığı anlaşılsın. Allah'ın emri işte böylece yerine getirilmiştir."(Ahzab,33/37)

Bu ayetin nazil olmasından sonra, Hicretin 5. yılında, Zeyneb, otuz beş yaşında iken Efendimiz (sav) ile semavi bir akitle evlenmiştir.

Nitekim bu evlilik üzerine münafıklar boş durmadı. "Muhammed, oğlunun karısının haram olduğunu bildiği halde, kendi oğlunun hanımını nikahladı!" demeğe başladılar. Bunun üzerine Ahzab suresinin 40. ayeti nazil oldu:

"Muhammed, hiçbirinizin babası değildir, O Allah'ın Resulüdür ve Peygamberlerin sonuncusudur. Allah ise her şeyi hakkıyle bilir."

Peygamberler ümmetleri için bir nevi baba hükmünde olup, onlara kendi babalarından daha büyük bir şefkatle baktıkları halde, bu neseb itibariyle bir babalık değildir. İşte ayet-i kerime bu sebeble peygamberlerin ümmetlerinden hanım almasının akla, ilme ve tabiata uygun düşmeyen bir durum olmadığını açığa çıkarıyordu. Böylece İslâm, evlâtlıkla öz evlâd hukukunu birbirinden ayırıyordu. Ancak bu adet o kadar köklü ve yerleşik idi ki, o gün Müslümanlar arasında bile kimse böyle bir evliliğe cesaret edemezdi. Bu yüzden o günkü münafıklar bu evliliği dillerine dolamış, çeşitli senaryolar üretmişlerdir. Hatta bu evliliği Efendimizin -haşa- nefsaniyetine düşkünlüğüne delil göstermek istemişlerdir.

Bu evliliği nefsanî ve şehevanî telâkki edenlere Üstad Bediüzzaman'ın veciz ve susturucu cevabı şöyledir:

"Yüz bin defa haşa ve kella. O damen-i muallaya, şöyle pest şübehatın eli yetişmez. Evet, on beş yaşından kırk beş yaşına kadar hararet-i gariziyenin galeyanı hangamında ve hevesat-ı nefsaniyenin iltihabı zamanında, dost ve düşmanın ittifakıyla kemal-i iffet ve tamam-ı ismetle Hatice'tül Kübra (ra) gibi ihtiyarca bir tek kadınla iktifa ve kanaat eden bir zatın, kırktan sonra, yanı hararet-i gariziye tevakkufu hengamında ve hevesat-ı nefsaniyenin sükûneti zamanında kesret-i izdivaç ve tezevvücatı, bizzarure ve bilbedahe, nefsanî olmadığını ve başka ehemmiyetli hikmetlere müstenit olduğunu zerre kadar insafı olana ispat eder bir hüccettir." (Risale-i Nur Külliyatı, l/357)

Hz. Zeyneb'i daha önce bakire iken de tanıyan Efendimiz (sav), onu Zeyd'le evlendirmeden önce de evlenebilirdi. Buna bir engel yoktu. Demek ki, bu evlilikte toplumda yaygın eski yanlışların düzeltilmesi ve yeni bir takım hükümlerin yerleştirilmesi gibi önemli hikmetler vardır.

Kaynaklar:

- İhsan Atasoy, Peygamberimiz Neden Çok Evlendi?, Nesil Yayınları, İstanbul, 2002, s.133-137.

- Yrd. Doç. Dr Muhittin AKGÜL, Yeni Ümit Dergisi, Sayı: 46, Yıl: 1999.

İlave bilgi için tıklayınız:

- Peygamber efendimiz (s.a.v)in çok evliliği ve evinin ezvac-ı tahirat okulu olması...

- Peygamber Efendimizin (asm) çok evlenmesinin hikmetleri nelerdir?..




----------------
Kaynaklar :

hizirilyas. wordpress. com
Sorularla İslamiyet


israNur

Misafir

2

Saturday, April 16th 2016, 3:35am

Teşekkür ederim paylaştığın için ellerine sağlık.

Benzer konular

Kullanılmış Etiketler

Dini Bilgiler, ilmihal Bilgileri, Kısa Kısa, Temel

Yer Imleri:

Boardumuzda Neler Var

rasittunca.com - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi