Giriş yapmadınız.

  • Giriş

Sayın ziyaretçi, Raşit Tunca Board sitesine hoş geldiniz. Eğer buraya ilk ziyaretiniz ise lütfen yardım bölümünü okuyunuz. Böylece bu sitenin nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Eğer sitenin tüm olanaklarından faydalanmak istiyorsanız, kayıt yaptırmayı düşünmelisiniz. Bunun için kayıt formunu kullanabilir ya da bu bağlantıya giderek kayıt işlemi hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz. Eğer önceden kayıt yaptırdıysanız buradan giriş yapabilirsiniz.

Karoglan

Kurucu-Admin

  • "Karoglan" bir erkek
  • Konuyu başlatan "Karoglan"

Mesajlar: 6,180

Hakkımda:


KAROGLAN

Konum: Avusturya

Meslek: EBT -EiT

  • Özel mesaj gönder

1

Saturday, April 16th 2016, 2:21am

islamda Tövbe etmenin önemi nedir?



Tövbe etmenin önemi nedir?


Tövbe etmenin önemi : tövbe, bilerek veya bilmeyerek, açıktan veya gizlice işlenmiş günahlardan, hatalardan ve kusurlardan pişmanlık duymak, onları bir daha yapmamaya kesin karar vermek ve yeniden aynı günahlara düşmemek için çaba göstermektir. Tövbe, Allah’tan özür dilemek, hatalardan dönüp Allah’a tövbe etmektir. İşlenen suç, kabahat ve kusurlardan dolayı Allah’tan utanarak bağışlanmak için samimiyetle yalvarmaktır.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki : “Bütün insanlar hata yapar, hata yapanların en hayırlısı ise hatalarından dönendir” (Tirmizi, “Kıyamet”, 50; İbn Mace, “Zühd”, 30).

Tövbe etmenin, günahları bağışlamaya yetkili tek makamın Allah olduğu bilincine sahip olmaktır. Bu yönüyle Allah ile kul arasında hiç kimseyi aracı kılmamanın işaretidir ve imanın çok önemli bir tezahürüdür. Kulun tövbe etmesi ve Allah’ın bu tövbeden dolayı bağışlayıcılığı düşüncesi olmasaydı insan yaptığı günahların ağırlığı altında ezilir, kendine eziyet eder durur, vicdan azabından kurtulamazdı. Tövbe etmenin önemi, günah karanlığında önümüzü aydınlatan bir lambadır. Tövbe, acılar çektiren yaralarımıza en şifalı merhemdir. Tövbe, her başlayan günü hayatımızın ilk günüymüş gibi hissetmemizin vesilesidir. Tövbe, kendimizle yüzleşmemize imkan tanıyan bir aynadır. Tövbe, günah uçurumundan bizi çekip çıkaran sapasağlam bir iptir. Tövbe, yaratanımıza Allah’a karşı samimi bir şekilde ya kardığımız en mahrem anımızdır. Tövbe, günah pisliklerini yıkayıp ruhumuzu arındıran tertemiz bir sudur. Vicdan azabı ateşlerimizi pişmanlık toprağıyla söndüren bir rahmettir. Tövbe Allah’a biz günah işleyen kullarına, günahlardan kurtulmamız için tanıdığı bir çıkış yoludur.

Tövbe etmenin önemi, tövbe, imkanı, Allah Azze ve celle’nin kullarına bir armağanıdır. Kul günah veya kusur işlediğinde tövbe etmelidir. Ancak tövbe etmek için ille de farkında olarak günah işlemiş olmak gerekmez. İnsan unutma, dalgınlık, bilgisizlik vs. sebeplerle veya farkında olmadan da günah işleyebilir. Dolayısıyla her zaman ve durumda tövbe edilebilir. Bu, insanın iç huzurunu ve barışını sağlayacağı gibi Allah’ın da hoşnutluğunu kazandıracak bir davranış olacaktır. Çünkü Allah, işlenen kabahatlere karşı çok sabırlıdır ve kullarının arınmak için tövbe etmelerini bekler. Kalp yaratılıştan pırıl pırıl bir aynaya benzer. Küçük veya büyük hatalar ve günahlar sebebiyle parlaklığını kaybeden bu ayna sık sık tövbe ederek parlatılmalıdır. Seçilmiş bir insan olmasına rağmen Peygamberimiz (s.a.v) bile kendisinin günde yüz defa tövbe ettiğini bildirmektedir ( Müslim, “Zikr”, 42; Buhari, “Daavat”, 3). Böylece ümmetine de tövbe etmenin önemini anlatmaktadır.

----------------

Tevbe etmenin önemi

Sual : İnsanlık hâli bir günah işleyince ne yapmak gerekir?
CEVAP
Günah işleyince, hemen [kalb ile] tevbe ve [dil ile] istigfar etmelidir! Kalbe gelen her sıkıntı ve karartı; tevbe, istigfar ve pişmanlık ile ve Allahü teâlâya sığınarak kolayca giderilebilir. Fakat, bu alçak dünya için gelen karartı, leke, kalbi büsbütün karartır. Bunu temizlemek çok güç olur. (Dünyaya düşkün olmak, günahların başıdır) hadis-i şerifi bunu göstermektedir. (Beyheki)

İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki : Hazret-i Ali buyuruyor ki : Ebu Bekr “radıyallahü anh” doğru sözlüdür. Ondan işittim ki, Resulullah “sallallahü aleyhi ve sellem” (Günah işleyen biri, pişman olur, abdest alıp namaz kılar ve günahı için istigfar ederse, Allahü teâlâ, o günahı elbette affeder. Çünkü Allahü teâlâ, Nisa sûresi yüz onuncu âyetinde, “Biri günah işler veya kendine zulmeder, sonra pişman olup, Allahü teâlâya istigfar ederse, Allahü teâlâyı çok merhametli ve af ve mağfiret edici bulur” buyurmaktadır) dedi. (2/66)

M.Masum-i Faruki hazretleri buyuruyor ki :
Dertlerin, belaların gitmesi için, istigfar okumak çok faydalıdır. Çok tecrübe edilmiştir. Beyheki'nin bildirdiği hadis-i şerifte, (İstigfara devam edeni, çok okuyanı, Allahü teâlâ, dertlerden, sıkıntılardan kurtarır. Onu, hiç ummadığı yerden rızıklandırır) buyuruldu. (c.2, m.80)

İstigfar, insanı her murada, afiyete kavuşturur. Şifa için; tevbe etmeli, istigfarı çok okumalı. Bütün dertlere, sıkıntılara karşı faydalıdır. Çünkü Allahü teâlâ, istigfar okuyanların imdadına yetişir. (Hud 52, Fevâid-i Osmaniyye)

İstigfar, günahın affını istemek, Estagfirullah demektir. Estagfirullah, günahlarımı affet Allah’ım, demektir. İstigfar etmek, günahların affına sebep olan iyilikleri yapmaktır. Mesela Kur'an-ı kerim okumak, sadaka vermek ve diğer hayır hasenatta bulunmaktır. Tevbe, haram işledikten sonra, pişman olup, Allahü teâlâdan korkmak, bir daha yapmamaya azmetmek, karar vermektir.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki :
(Tevbe, günahtan sonra o günahı bir daha yapmamaktır.) [İ. Ahmed]

(Sükutu tefekkür, bakışı ibret olup çok istigfar eden kurtuldu.) [Deylemi]

(Rızka kavuşan çok hamd etsin! Rızkı azalan istigfar etsin!) [Hatib]

(Günahınız çok olup göklere ulaşsa, tevbe edince, Allahü teâlâ tevbenizi kabul eder.) [İbni Mace]

(Günah kalbde bir iz bırakır, tevbe ve istigfar edilince, o leke kaybolur, kalb cilalanır.) [Tirmizi]

Günahtan hemen sonra tevbe etmek farzdır. Tevbeyi geciktirmek de büyük günahtır. Bunun için de, ayrıca tevbe etmek lazımdır.

Hazret-i Huzeyfe, çoluk çocuğunu geçindirmekte çok sıkıntı çekiyordu. Hâlini arz edince, Peygamber efendimiz buyurdu ki :
(Ey Huzeyfe, neden istigfar etmiyorsun? Ben günde yüz defa istigfar ederim.) [Nesai]

Hasan-ı Basri hazretlerine biri kıtlıktan şikayet etti. Başka biri fakirlikten, diğer biri de çocuğunun olmadığından şikayette bulundu. Hepsine de istigfar etmesini tavsiye etti. Daha başka insanlar da çeşitli konularda sual ettiler. Onlara da istigfar etmelerini tavsiye etti. Sebebini sorduklarında, Nuh suresi 10,11 ve 12. âyet-i kerimelerini okudu. Nasr suresinde Allahü teâlânın tevbeleri kabul edeceği bildirilmektedir. Şartlarına uygun yapılan tevbeyi muhakkak kabul eder.

Sıkıntıdan kurtulmak için
Belalardan, sıkıntılardan kurtulmak için, istigfar okumak çok faydalıdır. Her zaman yüz defa (Estağfirullâhel'azim ellezi lâ ilâhe illâ hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh) demeli ve manasını düşünerek söylemelidir!
Manası, (Kendisinden başka ilah bulunmayan hay, kayyum ve azim olan Allah’a istigfar eder ve günahlarıma pişman olup Ona sığınırım) demektir.

[Azim, zatı ve sıfatları kemalde, yani büyüklükte benzeri olmayan demektir.
Hay, ezeli ve ebedi bir hayatla diri olan,
Kayyum, zatı ile kâim olan, yarattığı her şeyi varlıkta durduran demektir.]

Yukarıda bildirilen istigfarı ikindi namazından, tesbihlerden ve duadan sonra yüz defa okumalıdır! Ehl-i sünnet itikadında olmak, kul haklarını ve kazaya kalan farzlarını ödemek ve haramlardan vazgeçmek şartı ile Cuma günü sabah namazından önce, yukarıdaki istigfarı okuyanın bütün günahları affolur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki :
(Kıyamette, amel defterinde çok istigfar bulunanlara, müjdeler olsun!) [Beyheki]

(İstigfara devam eden, her türlü sıkıntı ve üzüntüden uzaklaşır, geçim darlığından kurtulur, ferahlığa çıkar, ummadığı yerden rızka kavuşur.) [Nesai]

(Derdiniz, günahlardır, devası da istigfardır.) [Hakim]

(Kalblerin cilası istigfardır.) [Beyheki]

Allahü teâlâ buyuruyor ki :
(İstigfar edeni affederim. Kendisini affetmeye kadir olduğumu bilenin günahlarını affederim.) [Tirmizi]

Sual : Bazen kadınlarla toplanıyoruz. Çeşitli dedikodular ediliyor, en azından boş şeyler konuşuluyor. Bu günahlardan kurtulmak için bir dua var mıdır?
CEVAP
Yapılan günahlar için tevbe-istigfar etmek gerekir. Hak sahipleri ile de helalleşmek gerekir. Ayrıca Allahü teâlâyı anmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki :
(Bir yerde toplanıp lüzumsuz şeyler konuşanlar, kalkarken, "Sübhanekallahümme ve bihamdike eşhedü en la ilahe illa ente estağfiruke ve etubü ileyke" okurlarsa, orada işledikleri günahlar affolur.) [Tirmizi]

İyi amelin önemi
Sual : Büyük günah işleyen kimse, tevbeden başka ne yapması gerekir?
CEVAP
İyi amel işlemesi gerekir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki :
(Biz iyi amellerde bulunanların mükafatlarını elbette zayi etmeyiz.) [Kehf 30]

(Allah ihsan edenleri sever.) [Al-i İmran 134]

(Asra yemin olsun ki, insanlar ziyandadır; ancak iman edip salih amel işleyenler müstesnadır.) [Asr 1-3]

Görüldüğü gibi imanlı olmak şartı ile iyi amelin önemi çok büyüktür. Günah işleyen kimse tevbe etmeli, iyi amellerde bulunmalıdır! Bilhassa yakın ana-babaya ve yakın akrabaya iyilik etmenin sevabı daha büyüktür. Bir kimse sual etti :
- Ya Resulallah, büyük bir günah işledim. Tevbem kabul olur mu, ne yapmam gerekir?
Peygamber efendimiz buyurdu ki :
- Annen var mı?
- Hayır yok.
- Teyzen var mı?
- Evet var.
- Öyle ise ona iyilik et! (Tirmizi)

Hep istigfar etmeli
Sual : Tevbe edilip bir daha işlenmeyen bir günah için, hatırlayınca yine tevbe etmek gerekir mi?
CEVAP
Evet, her hatırlayışta tevbe istigfar etmeli ki pişman olduğumuz belli olmalıdır.

İşlerin dağınık olması
Sual : İşlerimizin dağınık olması, çeşitli düşüncelere yol açıyor, sıkıntı veriyor, ibadetlerimizi etkiliyor. Ne yapmalıdır?
CEVAP
İmam-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki :
Günlük işlerin bozuk ve dağınık olması, kalbin de dağılmasına yol açar. Kalbe gelen üzüntü ve kuruntuyu gidermek için tevbe ve istigfar okumalıdır! (2/32)

Demek ki, imkân nispetinde dünya işlerini düzeltmek, dağınıklıktan kurtulmak ve bu gafletten dolayı istigfara devam etmek gerekiyor. İstigfar, birçok derdin devasıdır.


--------------------
Tövbe Etmenin Önemi

Yaratıkların en mükemmeli olan insana yüce Allah, çeşitli özellikler ve farklı güzellikler vermiştir. İnsan iyi ve kötü, hayır ve şer, sevap ve günah olan şeyleri yapabilecek yetenekte yaratılmıştır. Günahsız olarak doğan insan, ergenlik çağından sonra nefsine ve şeytana uyarak günah işleyebilir. Bu itibarla Allah'ın koruması altında bulunan Peygamberler hariç bütün insanların az çok günahı vardır. Peygamberimizin (a.s.)
“Ademoğullarının hepsi günahkardır” hadisi bu gerçeği ifade etmektedir.

Günah işleyebilen bir varlık olması nedeniyle Yüce Allah günahtan kurtuluş yolu olarak "tövbe kapısını" insanlara açmıştır. Her insanın tövbeye ihtiyacı vardır. Önemli olan hiç günah işlememek değil günahta ısrar etmemektir. Peygamberimizin "Günahkârların en hayırlısı tövbe edenlerdir " hadisi buna işaret etmektedir.
Müslüman’ın günahlarına tövbe etmesi dînî bir görevdir. Bu görev ömür boyunca devam eder. Beşer olarak günah işlemekten tamamen kendimizi koruyamayız. Ancak hatalarımız ve işlediğimiz günahlar bizi huzursuz eder, bir çıkış yolu ararız. İşte böyle bir durumda Yüce Rabbimiz bize aradığımız o çıkış yolunu göstermiş, bize mutluluk verecek, günahların affına vesile olacak tövbe kapısını ardına kadar açmıştır, yeter ki insan tövbe etsin, Allah'a yönelebilsin.

Sözlükte "dönmek ve vazgeçmek" anlamına gelen ve daha çok Allah’a dönme ve yönelmeyi ifade eden "tövbe"; “günah ve hataların verdiği iç sancısı ve kötü huyları iyi huylarla değiştirmedir.”
Din ıstılahında "tövbe"; insanın işlediği günahını anlayıp, onu bırakması ve Allah’a dönüp O'ndan, yaptığı kötülüğü ve işlediği günahı affedip bağışlamasını dilemesi, pişman olduğunu da belirterek yalnız O'na yalvarması demektir.

"Tövbe"; kişinin şirk, küfür ve nifaktan îmana, isyandan itaate, günahtan sevaba, yanlıştan doğruya yönelmesidir. Bu itibarla tövbe, imanın ilk makamı, hak yolculuğunun başlangıcı ve Allah'a ulaşma kapısının anahtarıdır.

Tövbe, sırf günah olduğu için pişmanlık duyularak o günahtan vazgeçmektir. Günah işlemiş olmaktan dolayı vicdanında oluşan tepkiden dolayı değil de bedenine, malına veya şerefine zarar verme gibi bir endişeden veya umduğu bir dünya menfaatini elde etmek arzusundan dolayı kötülükten vazgeçmek tövbe değildir. Asıl tövbe, menfaatini görse dahi yaptığı günahın çirkinliğini hissedip ondan vazgeçmektir. Bir sahâbînin, sorusu üzerine Peygamberimiz günahı, "Günah, vicdanını tırmalayıp, seni huzursuz eden ve insanların bilmesini istemediğin şeydir" şeklinde tanımlamıştır.

II. TÖVBENİN ÖNEMİ

Tövbe, günah işleyen insanın kurtuluş ve Allah'a sığınma kapısıdır. Bu kapıya muhtaç olmayan hiçbir insan yoktur. “Eğer siz günah işlememiş olsaydınız Allah sizi yok eder, başka bir kavim getirir, onlar günah işlerler, günahlarının bağışlanmasını Allah'tan isterler, Allah da onları bağışlar" anlamındaki hadis bu gerçeğe işaret etmektedir.

Kur'ân'ı Kerîm'de pek çok âyette yüce Allah ve bir çok hadis-i şerifte Peygamberimiz (a.s.) tövbe etmeyi emretmektedir :

“Ey müminler! Hepiniz Allah’a tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz” (Nur, 24/31).
"Ey insanlar! Allah'a tövbe edip O'ndan af dileyiniz. Zira ben O'na günde yüz defa tövbe ediyorum."
"Vallahi ben günde yetmiş defadan fazla Allah'tan beni bağışlamasını diliyor, tövbe ediyorum."
Anlamındaki âyet ve hadisler, işlediğimiz günaha mutlaka tövbe etmemiz gerektiğini ifade etmektedir. Tövbe etmek, hem Allah ve Peygambere itaattir hem de günahlardan kurtuluştur. Tövbe etmeyen insan kendisine zulmetmiş olur.

"Kim tövbe etmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir" (Hucûrat, 49/11) anlamındaki âyet bunun delilidir.
Kur'ân-ı Kerîm'da, işlenen günahlara tövbe etme ile ilgili örnekler vardır.
Yüce Allah Adem (a.s.) ve eşini cennete koymuş ve orada her türlü nimetten yiyip içebileceğini bildirmiş, imtihan için bir ağacın meyvesinden yemeyi yasaklamış ve

"…Şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz" (Bakara, 2/35) buyurmuştur. Adem (a.s.) ve eşi Şeytana kanarak bu yasağa riayet edememişlerdir (Bakara, 2/36). Adem (a.s.) ve eşi yaptığına pişman olmuşlar ve günahlarına tövbe etmişlerdir :

Adem (vahiy yoluyla) Rabbinden bir takım kelimeler aldı ve O'na tövbe etti …(Bakara, 2/37) .
"Rabbimiz! Biz nefsimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen mutlaka biz ziyana uğrayanlardan oluruz' diye yalvardılar" (A'râf, 7/23). Allah da onların tövbelerini kabul etti.
Musa (a.s.) birine bir yumruk vurmuş ve adam ölüvermiştir (Kasas, 28/15). Bunun üzerine,
"Rabbim, ben nefsime zulmettim, beni bağışla (diye) yalvarmış Allah da onu bağışlamıştır" (Kasas,28/16).
Zikrettiğimiz ayet ve hadisler, tövbe etmenin gerekliliğini, verdiğimiz örnekler ise yapılan tövbeleri Allah'ın kabul ettiğini ifade etmektedir.

III. TÖVBE’NİN UNSURLARI

Tövbenin üç unsuru varıdır : a) Tövbe etmeyi gerektiren günah b) Günaha tövbe eden insan c) Tövbeyi kabul eden Allah.

1. Tövbe etmeyi gerektiren günah
Tövbenin söz konusu olabilmesi için işlenmiş bir günahın bulunması gerekir. Günah, Kur'ân-ı Kerim'de "büyük günah" ve "küçük günah" olmak üzere iki çeşit olarak zikredilmiştir : ?
"Eğer siz size yasaklanan günahların büyüklerinden kaçınırsanız sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere (cennete) koyarız" (Nisa, 4/31) buyurulmuştur. Bu âyette büyük günahlar "kebâir" kelimesi ile küçük günahlar ise "seyyiât" kelimesi ile ifade edilmiştir. Başka bir âyette bu husus şöyle ifade edilmektedir.

"(İşlerini en güzel biçimde yapan mümin) kimseler, küçük günahlar hariç büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınırlar. Şüphesiz Rabbin, bağışlaması çok geniş olandır…" (Necm, 53/32). Bu âyette de günahlar, "büyük günahlar - çirkin işler" ve "küçük günahlar" olmak üzere iki çeşit olarak zikredilmiştir.
Mümin büyük veya küçük her türlü günahtan sakınmalı, günahını sırtında kendisine sıkıntı veren ağır bir yük olarak görmelidir. Bir hadis-i şerifte Peygamberimiz şöyle buyurmuştur.
“Mümin günahlarını, sanki dibinde oturup da üzerine düşeceğini sandığı bir dağ gibi görür. Fâcir ise günahlarını burnuna konan sinek gibi görür.”

a) Küçük günahlar ibadetler, musîbet ve felaketlere sabır gibi yapılan güzel ameller sebebiyle bağışlanır.
? “Beş vakit namaz ve Cuma namazı diğer Cuma namazına kadar büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde aralarında işlenen küçük günahlara kefarettir”,
"Mümin kişiye bir ağrı, bir yorgunluk, bir hastalık, bir üzüntü hatta küçük bir tasa hali isabet edecek olsa, bunlar müminin bir bölüm günahlarına kefâret olur”,
"Müslümana, fenalık, hastalık, keder, hüzün, eza, can sıkıntısı ârız olmaz, hatta vücuduna bir diken batırılmaz ki, Allah bu musibetler sebebiyle onun hatalarını ve günahlarını bağışlamış olmasın” anlamındaki hadisler buna delildir.

b) Büyük günahlara mutlaka tövbe edilmesi gerekir. "Büyük günah", hırsızlık etmek, yalan söylemek, yalancı şahitlik yapmak, iftira etmek, zina etmek, namaz kılmamak, oruç tutmamak, zekat vermemek gibi Allah ve Peygamberin kesin emir ve yasaklarına uymamak, haram kıldığı şeyleri yapmak ve işleyenlere ceza olarak Allah'ın gazabı, laneti, azabı ve cehennem olduğu bildirilen günahları işlemektir.

Allah ve Peygamberin emir ve yasaklarına uymak sevap, uymamak ise günahtır. Mümin küçük büyük demeden her türlü günahtan sakınmalıdır. Tövbeyi gerektirmiyor diye küçük günahları işlemek doğru bir davranış değildir. Çünkü küçük günahlar çoğaldıkça insanın büyük günahlar işlemesine sebep olabilir.
Tövbenin geçerli olabilmesi için makbul bir tövbe olması gerekir. Makbul tövbe şartlarına uygun yapılan tövbeye denir ki bu tövbe, Kur'ân'da "tövbe-i nasûh" olarak ifade edilmektedir.

"Ey müminler! Allah'a içtenlikle tövbe edin" (Tahrîm, 66/8 )
"Tövbe-i nasûh" samîmî olarak yapılan, insanın halini düzelten ve sütün memeye dönmediği gibi kişinin bir daha o günaha dönmesine engel olan tövbe demektir. Hz. Ömer, Übey ibn Ka'b ve Muâz bin Cebel nasûh tövbesini şöyle tanımlamışlardır : “Tövbe-i nasûh, sütün memeye dönmediği gibi kişinin tövbe ettiği günaha bir daha dönmemesidir."

-----------------------

Abdülkâdir Geylânî’ye Göre Tevbe

Abdülkâdir Geylânî’ye göre insan, tevbe etmeyi gerektiren durumlardan hali değildir. Bu itibarla aslında o kendi hâl ve davranışlarına baktığında mutlaka tevbe edecek bir şeyler bulabi­lir. Kaldı ki, peygamberler dahi tevbeden müstağni değillerdir ve tevbeden hiç uzak durmamışlardır. Nakillerde peygamberlerin tevbelerine dair örnekler pek çoktur. Hatta Hz. Peygamber :

“Kalbimi gaflet kaplar da, günde yetmiş defa Allah’a istiğfar ede­rim” buyurarak, ümmetine tevbenin önemini bildirir.Kur ân-ı Kerîm’de de tevbe üzerinde şiddetle durulduğunun pek çok misalleri vardır. Dolayısıyla Müslüman, her hayrın başı olan tevbeyi dilinden ve kalbinden hiç düşürmemelidir.

Tevbe lügatte, rücu etmek, geri dönmek manasına gelir. Fa­lan şundan tevbe etti, demek; şundan döndü, demektir. İşte tev­be şeriatta zemmedilmiş bir şeyden yine şeriat ve ilimde övülen bir hâle geri dönmektir. Bunun sebebi günahların ve isyanların insanı helâk edici ve Allah’tan uzaklaştırıcı, onları terkin de Allah’a ve cennetine yaklaştırıcı olmasıdır. Âdeta Allâhü Teâlâ kul­larından tevbe etmelerini istemekle “nefislerinizin arzu ve istek­lerinden, bana dönün ki, indimdeki haddi aşmışlığımız gitsin ve âhirette nimetlerim içerisinde yaşayasınız. Bana dönün ki, kurtu­luşa, felâha ve necâta kavuşarak, ebrâr için hazırlanmış olan cennet-i ulyâya giresiniz” demektedir. Bu cümlelerden Abdülkâdir Geylânî ve göre tevbe etmenin Hakka dönmek manasına geldiği ortaya çıkmaktadır.

Ancak, tevbe sâdece kötü bir şeyden dönmek değildir. O ay­nı zamanda vazgeçilen şeyin yerine dînen övülen bir hasleti koy­maktır. Esasen bu kendiliğinden olacaktır. Tevbenin hakiki anla­mı budur. Yalnızca dil ile yapılan istiğfar, tevbe değildir. Hz. Peygamber “günahlara tevbe, nedamet ve istiğfardır” buyurmuştur. Dolayısıyla, tevbe kalp ile pişmanlık duyup, dil ile de istiğfar ede­rek, Allâhü Teâlâ’dan işlenen hataların affını istemektir. Tevbede öncelikle kalp ile pişmanlık gelir. Başka bir ifadeyle öncelikle kalp tevbe etmelidir. Dilin tevbesi daha sonradır.Zira tevbe ağacı sâdece pişmanlık suyuyla büyür.

Tevbenin üç şartı vardır :

1. Allah’ın rızası ve emrine muhalif olarak yapılan işlerden pişmanlık duymak. Nitekim Hz. Peygam­ber : “Pişmanlık bir tevbedir” buyurmuştur. Bunun alâmeti rikkatu’l-kalp (insanın yaptığı isyanlardan dolayı kalbinde bir ezik­lik duyması) ve çokça gözyaşı dökmektir.

2. Hatayı terk etmek.

3. İşlenmiş olan isyan ve günahlara bir daha dönmemeye azmet­mek. İşte bu üç husus tevbeyi sahih kılan ve dînen muteber du­ruma getiren şartlardır. Dikkat edilirse bu üç hususun zamanın üç dilimine yâni geçmişe, hâle(şu âna) ve geleceğe şâmil olduğu görülür; işlenen günahlara pişmanlık duymak geçmişe, günahları terk ederek, onlara yaklaşmama hâle, günahlara bir daha dönmemeye azmetme ise geleceğe dönüktür.

Bir kişinin tevbe ettiği dört şey ile belli olur :

1. Dilini fuzûlî sözlerden, gıybet, nemime ve yalandan alıkoymak

2. Kalbin­de hiç kimseye karşı haset ve düşmanlık beslememek

3. Kötü arkadaşlardan ayrılmak

4. Geçmiş günahlara istiğfar edip piş­man olarak ve Rabbine tâatte gayretli davranarak ölüme hazır­lanmak.

Dört husus da tevbenin gereklerindendir :

1. Allah’ı sevmek

2. Tevbede daim olabilmek için ona dua etmek

3. Geçmiş günahlarından dolayı Allah’ı suçlamamak

4. Allah’ı zikretmek ve onunla olmak.

Böyle bir tövbenin sahibine de Allahü Teâlâ’nın dört tane ikramı vardır :

1. Onu hiç günah işlememiş gibi günahlardan çıkarır.

2. Onu sever.

3. Şeytanı ona musallat etmez ve onu şeytan­dan korur.

4. Onu dünyadan çıkarmadan önce korkudan emin eder. Çünkü âyet-i kerimede :

“Korkmayın, üzülmeyin, vaat edildiğiniz cennet ile sevinin (diyerek), melekler iner” buyurulmuştur.

Ayrıca, Allâhü Teâlâ, Kur’ân-ı Kerim’de :

“Ey iman edenler! Na­suh bir tevbe ile Allah’a tevbe (rücu) edin ki, o da kötülüklerinizi affetsin ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere koysun” buyurarak, tevbenin nasıl olması gerektiğine işaret etmiş ve neticesi­ni bildirmiştir. Buradaki nasuh kelimesi, hâlis Allah için, kendisi­ne başka şey bulaşıp kirlenmemiş olan anlamındadır ve nasâhadan (iyice, sağlamca dikmek) gelir ki, elbiseyi iyice diken, ipliktir. Baş­ka bir ifadeyle tevbe, Allah’ın ipine sımsıkı sarılmaktır. Tevbe-i na­suh tamamıyla mücerret tevbedir. Kul onunla mâsiyete meyletmeksizin, taatte müstakim olur. Onda tilki hilesi, tilki kurnazlığı olmaz. Nefs, tevbe-i nasûh sahibine herhangi bir mâsiyet ya da gü­nahı telkin edemez. Kul, günahı nasıl ki, hevâ için sâfiyetle işle­mişse, onun terkini de Allah için aynı saflık ve samimiyette yapar, ta ki, hüsn-i hatime ile noktalanıncaya kadar.

Tevbenin kademeleri tasavvufta üç kısımda belirtilir : Tevbe (dönmek), inâbe (yönelmek), evbe (gitmek). Ebû Alî ed-Dekkak’a (v.405/1014) göre tevbenin başlangıcı, tevbe (dönmek, rücu etmek), ortası, inâbe ve sonu, evbedir. Cezadan korkarak tevbe eden kişi, sâhib-i tevbedir. Bir kişi sevap umup, cezadan da korkarak tevbe ederse, o da sâhib-i inâbedir. Fakat sevap ve cezayı bir yana bırakarak, sâdece emri yerine getirmiş olmak için tevbe eden kişi ise, sâhib-i evbedir. Denilmiştir ki, tevbe mü’minlerin sıfatıdır. Zira Allâhü Teâlâ :

“Ey müminler! Allah’a topluca tevbe (rücu) ediniz ki, felaha eresiniz” buyurmuştur. İnâbe, ev­liyanın sıfatıdır. Zira, Allâhü Teâlâ :

“…Ve Allah’a münîb, (inâbe sâhibi, yönelmiş) bir kalp ile geldi (gelen)…” buyurmuştur. Ev­be ise resul ve nebilerin sıfatıdır ki, Allâhü Teâlâ, Süleyman (a.s.) ve Eyyûb (a.s.) hakkında ayrı ayrı “O, ne güzel kuldur, o evvâbdır, (daima gönlü Allah’a dönüktür, onamüştaktır)” buyur­muştur. Bu üç kavramı şu şekilde de açıklamak mümkündür : Tâib günahtan dönmüş, münîb günahlardan arınmış, evvâb ise günahla alâkasını kesmiş kişi demektir.

Esasen günahlardan tevbe farz-ı ayndır. Şu da var ki, Allâhü Teâlâ tevbekârları ayrı bir kategoride zikreder : “Muhakkak ki, Allâhü Teâlâ tevbe edenleri de, temizlenenleri desever” buyurarak, kendisinden uzaklaştırıcı günahlardan tevbe eden­leri ve temizlenenleri, bu hareketleri sebebiyle sevdiğini beyan etmiştir.”

Tevbenin kabul edildiği şu dört şey ile anlaşılır :

1. Fâsık ar­kadaşlarla alâkayı kesmek ve sâlihlere karışmak,

2. Bütün günah­lardan kesilip, tamamıyla tâate yönelmek,

3. Dünya sevincinin kalpten gidip, oraya âhiret hüznünün yerleşmesi,

4. Kişinin, Allah’ın kendisi için tazammun ettiği rızka güvenip, öylesi bir en­dişe taşımaması ve Allah’ın emirleri ile iştigal etmesi.

Ancak, her şeyde olduğu gibi tevbenin de sahibine göre dere­celeri vardır. Biraz önce herkesin, hayatında, tevbe etmeyi gerek­tirecek bir şeyler bulabileceğini söylemiştik. Bunu bir derecelen­dirmeye tâbi tutacak olursak “avâmın tevbesinin günahtan, havâssın tevbesinin gafletten ve havâssu’l-havâssın tevbesinin ise kalbin mâsivâya meyletmesinden” olduğunu söyleyebiliriz. Şu da var ki, herkes kendi makam ve mevkiine göre tevbe eder. “Tev­be vardır ki, zellelerdendir, tevbe vardır ki, gafletlerdendir, tevbe vardır ki, hasenâtı görmektendir ve yine tevbe vardır ki, kalbin Hâlık’tan başkasından memnun olmasından, Hâlık’tan başkasıyla rahat etmesindendir.” Yine tevbe vardır ki, tevbeden tevbedir.

Tevbe her mü’mine farz-ı ayndır. Hiçbir beşerin tevbeden müstağni olması mümkün değildir. İnsan için günahlar birer has­talıktır. Onların ilâcı ise tevbedir. Aynı zamanda tevbe ile kul, gazap dairesinden çıkarak, Allah’ın rahmet ve muhabbet bahçe­lerine dâhil olur.



----------------------------
Kaynaklar :
Kerimusta
Dinimiz islam
zuhurdergisi
Mehmet ÇELİK


--------------------
Etiketler : islamda ,Tövbe etmenin, önemi nedir? ,dinimizde,tövbe,pismanlik,günah,avf,affet ya rabbi,bagisla ya rabbi, rabbi inneke afuvvun,fagfuanni,beni affet,istigfar,

israNur

Misafir

2

Saturday, April 16th 2016, 2:21am

Teşekkür ederim paylaştığın için ellerine sağlık.

Yer Imleri:

Boardumuzda Neler Var

rasittunca.com - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi