Giriş yapmadınız.

  • Giriş

Sayın ziyaretçi, Raşit Tunca Board sitesine hoş geldiniz. Eğer buraya ilk ziyaretiniz ise lütfen yardım bölümünü okuyunuz. Böylece bu sitenin nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Eğer sitenin tüm olanaklarından faydalanmak istiyorsanız, kayıt yaptırmayı düşünmelisiniz. Bunun için kayıt formunu kullanabilir ya da bu bağlantıya giderek kayıt işlemi hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz. Eğer önceden kayıt yaptırdıysanız buradan giriş yapabilirsiniz.

Karoglan

Kurucu-Admin

  • "Karoglan" bir erkek
  • Konuyu başlatan "Karoglan"

Mesajlar: 6,370

Hakkımda:


KAROGLAN

Konum: Avusturya

Meslek: EBT -EiT

  • Özel mesaj gönder

1

Friday, April 8th 2016, 7:56pm

En Büyük Günah Şirk



EN BÜYÜK GÜNAH ŞİRK

EN BÜYÜK GÜNAH ŞİRK

Şirk, kelime manası olarak “ortaklık” demektir. Şirk terimi, Türkçe Kuran meallerinde, yer yer Allah’a “eş koşmak”, “ortak koşmak” olarak da tercüme edilmiştir.
Kuran’da şirk, herhangi birşeyi veya herhangi bir kimseyi ya da herhangi bir kavramı, değerlendirme, tercih etme ya da ona önem ve kıymet verme veya onu üstün tutma bakımından Allah’la eşit veya daha ileri bir düzeyde görmek ve bu çarpık bakış açısıyla hareket etmek anlamında kullanılır. Kuran’da bu tutum Allah’tan başka ilah edinmek olarak tanımlanır.
Kuran’ın temel mesajı ise Allah’tan başka ilah olmadığıdır. Bu mesaj, Kurani ifadeyle, “La ilahe illallah”tır. Bu ifade Kuran’da pek çok kereler önemle tekrarlanır ve imanın birinci şartı olarak vurgulanır. Yalnız bu noktanın müslümanlar tarafından çok iyi kavranılması ve derinlemesine düşünülmesi gerekir. Zira Allah’ın tek güç ve kudret sahibi olduğu, tek ilah olduğu çok kesin bir gerçektir, fakat bu gerçeği yalnızca zahir manasıyla değerlendirmek büyük yanlış olur. Kuran’a baktığımızda, bu temel gerçeğin aksine bir inanç, tutum ve davranışın şirk olduğunu görürüz. Bu nedenle şirki en genel anlamda, “La ilahe illallah” gerçeğinin dışında, Allah’tan başka “güç ve kudret sahipleri”, “ilahlar” olduğu gibi yanlış bir tavır ve anlayışa saplanmak şeklinde tanımlayabiliriz.


Burada ilah teriminin ne anlama geldiğini bilmek elbette konunun özünü anlamak açısından oldukça önemlidir. Bizim için önemli ve geçerli olan tanım Kuran’ın tarif ettiğidir. Kuran bize Allah’ı birçok sıfatıyla tanıtmış ve O’ndan başka ilah olmadığını bildirmiştir. Buradan da anlaşılmaktadır ki ilah, Allah’ın Kuran’da bildirilen bu sıfat ve özelliklerine sahip olan varlıktır. Dolayısıyla yegane ilah Allah’tır. Allah’ın sıfatlarına sahip olan başka hiçbir varlık yoktur ve olamaz. Bu yüzden Allah’ın herhangi bir sıfatına başkasının sahip olduğunu iddia etmek “Allah’tan başka ilahlar edinmek”, diğer deyimle “şirk koşmak” anlamına gelir.
Burada ince bir ayrımı belirtmek yerinde olacaktır. Örneğin, Allah’ın sıfatlarından biri olan “Gani” yani “Zengin” terimi insanlar için de kullanılır. Elbette bu vasfı kulanmanın, bu kişinin mali durumunu tarif etmek açısından hiçbir sakıncası yoktur. Ancak, şirke yol açan durum bu zenginliğin kişinin kendisinden kaynaklandığını zannetmektir. Durum böyle olunca zenginliğin gerçek sahibinin Allah olduğu unutulur. Bu kişinin sahip olduğu herşeyi ona Allah’ın verdiği, Allah’ın Gani sıfatıyla bu kişide tecelli ettiği, verdiği herşeyi dilerse bir anda geri alabileceği gözardı edilmiş olur. Dolayısıyla Allah’tan başka herkesin mutlak fakir ve aciz olduğu, ancak dilediği kulları üzerinde dilediği sıfatlarıyla tecelli edebileceği düşünülmemiş olur. Bunun sonucunda o kişi sahip olduğu mal, mülk ve zenginliğin gerçek sahibi zannedilerek, onun kendiliğinden böyle bir sıfata sahip olduğu, zenginliğinin kendisinden kaynaklandığı sanılır. Bu çok cahilce bir yaklaşımdır ve bunun birkaç adım sonrası şirktir. Çünkü bu bakış açısıyla hareket edildiğinde Allah tamamen unutulur ve o kişiye hakkı olmayan bir ilahlık vasfı verilmiş olur. Doğru olan tavır ise zenginliğin asıl sahibinin Allah olduğunu bilmek, O’nun göklerin ve yerin mülkünün tek hakimi olduğunu takdir etmek ve insana verdiği bu zenginliği Allah’ın dilediği anda alabileceğinin de bilincinde olmaktır. Zenginlik verilen kişiyi değerlendirirken de onun zengin ya da fakir olması önemli olmamalı, onun Allah’ın bir kulu olduğu düşünülmelidir. Örneğin bu kişinin aile üyeleri malın asıl sahibi olarak onu görürlerse, yalnızca ondan medet umarlarsa, malın esas malikinin Allah olduğunu unuturlarsa bu çok yanlış bir bakış açısı olur. Aynı şekilde bu kişinin yanında çalışan insanlar da kendilerini yediren ve içirenin, barındıranın Allah olduğunu unutmamalıdırlar. Allah’ı unutup, patronlarını müstakil bir güç olarak değerlendirirlerse bu çok büyük bir akılsızlık olur. Nitekim bu gerçek insanlara Kuran’da da bildirilmiştir :

“… Gerçek şu ki, sizin Allah’tan başka taptıklarınız, size rızık vermeye güç yetiremezler; öyleyse rızkı Allah’ın katında arayın, O’na kulluk edin ve O’na şükredin. Siz O’na döndürüleceksiniz.” (Ankebut Suresi, 17)

Bir başka örnek verecek olursak, Kuran’da Allah’tan başka güç ve kuvvet sahibi olmadığı bildirilir. (Kehf Suresi, 39) Yarattıklarının sahipmiş gibi göründükleri güç ve kuvvet ise gerçekte Allah’a ait olan sonsuz gücün onlardaki bir yansımasıdır. Allah dilediği anda bu gücü kendilerinden geri alabilir. Bu nedenle bir kimseyi, Allah’ın kendisine bu dünyada geçici olarak ve imtihan için verdiği güç ve kudret nedeniyle gözde büyütmek, ona hayran olmak, bu gücü ona aitmiş, kendisinden kaynaklanmış gibi görmek bir nevi onu ilahlaştırmak olur. Gerçekte büyük görülmesi, hayran olunması, kendisinden medet umulması gereken yegane mutlak güç Allah’tır. Bu gerçek Kuran’da şöyle bildirilir :

“Onlar, Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Şüphesiz Allah, güç sahibidir, azizdir.” (Hac Suresi, 74)

Aynı mantık Allah’ın yarattıklarında tecelli eden, yani yansıyan diğer tüm sıfatları için de geçerlidir. Bunları değerlendirirken de bu sıfatların asıl sahibinin Allah olduğunu bilmek, insanlarda görülenin yalnızca bir tecelli olduğunu idrak etmek gerekir.
Şirkin çıkış noktası : “Benlik verme”

Şirk kavramının temeline inersek, en başta Allah’ın yarattıklarına “benlik verme”, yani etrafındaki kişilere ve eşyalara Allah’tan bağımsız, müstakil varlıklarmış gözüyle bakma gibi çarpık bir yaklaşımla karşılaşırız. Bu yanlış bakış açısına göre hem Allah’ın sahip olduğu zenginlik, güzellik, güç ve ihtişam vardır hem de insanların. Yani insanlar da müstakil olarak bu şekilde zenginliğe, güce, ihtişama sahiptirler. İleride daha detaylı olarak da anlatılacağı üzere bu, son derece yanlış ve çarpık bir bakış açısıdır. Bir kimseye veya bir eşyaya bu gözle bakmak, onun sahip olduğu özellikleri kendisinden bilmek, bu özelliklerin onda müstakil ve mutlak olarak var olduğunu sanmak, bundan dolayı o kişiye değer vermek ya da ondan korkmak ona benlik vermek demektir.
Kurani bilgi ve tefekkür eksikliğinden kaynaklanan bu çarpık bakış açısı da şirkin çıkış noktasını oluşturur. İlerki bölümlerde de inceleyeceğimiz gibi her türlü şirk çeşidinin, müşrik tavrının ardında bu benlik verme yanılgısı vardır. Oysa samimi bir mümin olma yolundaki herkes, önce imanını “muvahhid”, yani Allah’ı birleyen, O’na hiçbir şeyi şirk koşmayan bir temel üzerine kurmalıdır. Bunun için de herkesin ve herşeyin, varlıklarını Allah’a borçlu olduğunu her an hatırlaması gereklidir. Onlar Allah’ın dilemesiyle var olmuşlardır. Varlıklarını Allah ayakta tutmaktadır ve dilediği an dilediğini yok edip ortadan kaldırabilir. Ayrıca herkese ve herşeye sahip olduğu tüm özellikleri veren de yine Allah’tır. Güç, imkan, zeka, güzellik, şöhret, makam hepsi Allah’ın dilemesiyle olan özelliklerdir. Allah dilediği anda bunları kişinin elinden alabilir. Bu, Allah’a göre çok kolaydır. Allah her yerde ve herkeste değişik şekillerde tecelli eder. İnsanlar çevrelerinde hep bu tecellileri seyrederler. Allah’a iman eden bir insanın, hiçbir şeyin Allah’tan bağımsız müstakil bir varlığı olmadığını bu şekilde kalbine iyice yerleştirmesi gereklidir. Ancak bu gerçeğe uygun bir inanç, düşünce ve davranış biçimi içerisinde bulunduğunda şirke düşmekten kendini kurtarabilir.
Şirk Koşanların Geçersiz Mazeretleri

Şirk, tevhid, kulluk, ibadet gibi kavramların gerçek anlamlarını en güzel ve en doğru olarak öğrenebileceğimiz kaynak Kuran’dır. Bu nedenle, her konuda yalnızca Allah’ı ilah edinen bir tavır ve anlayışa, inanç ve davranışa sahip olabilmek ve şirkten korunabilmek, ancak ve ancak Kuran’ı okuyup anlamakla ve ona eksiksiz bir biçimde uymaya çalışmakla gerçekleşir. Dolayısıyla, kişinin iman ettiği ve Kuran’ın hak olduğunu bildiği halde inanç, düşünce, ahlak anlayışı, yaşam tarzı ve değer yargıları bakımından Allah’ın Kuran’da bildirdiği ölçülerden ve mutlak doğrulardan farklı kıstaslar edinmesi ve hayatını bu kıstaslara göre düzenlemesi büyük bir hata olur. Aynı şekilde Allah’ın emirleri yerine başka seçenekleri tercih etmesi, çeşitli gerekçeler öne sürerek Allah’ın hükümlerini terk etmesi her yönden şirkin derinliklerine saplanmasına sebep olur.
Bu konuda insan hangi gerekçeyi öne sürerse sürsün geçerli olmaz. Örneğin bir kimsenin hoşnutluğunu Allah’ın hoşnutluğuna tercih etmek, Allah’ı razı etmek yerine onu razı etmeye çalışmak demek ayrı bir ilah edinmek demektir. Bir kimseden Allah’tan korkar gibi hatta daha fazla korkmak, onun korkusuyla Allah’ın emirlerini ya da hoşnut olacağı fiilleri terk etmek de aynı anlamdadır. Bir kimseyi Allah’ı sever gibi sevmek, o kimseyi Allah’a ortak koşmak, onu Allah’ın yanı sıra başka bir ilah mertebesinde görmek anlamına gelir. Örnekleri biraz daha detaylandırmak mümkündür. Mesela bir kişi dini yaşaması gerektiğini anladığı halde içinde bulunduğu ortamı ya da çevreyi sebep göstererek, onların tepkisini almamak için dinden taviz verdiğini söylüyorsa bu, açık bir şirk göstergesidir. Çünkü bu durumda Allah’ın hoşnut olmasını değil de çevresinde bulunan kişilerin hoşnut olmasını tercih ediyor demektir. Ya da insanın ailesi veya beraber olduğu insan dini kavrayamıyor olabilir, böyle bir durumda kişinin onları üzmemek adına dinin gereklerini terk edip, taviz vermesi de aynı şeyin belirtisidir. Çünkü bu durumda yapılması gereken Allah’ın rızasından asla taviz vermemek, insanların hoşnutluğunu değil de Allah’ın hoşnutluğunu tercih etmektir. İnsan elbette ki ailesine sevgi ve saygıda kusur etmez ama onlar hata içinde bulunuyorlarsa ve kendisini şirk koşmaya çağırırlarsa o zaman ne yapmaları gerektiğini de yine Allah Kuran’da bizlere şöyle bildirir :

Biz insana, anne ve babasına (karşı) güzelliği (ilke edinmesini) tavsiye ettik. Eğer onlar, hakkında bilgin olmayan şeyle bana ortak koşman için sana karşı çaba harcayacak olurlarsa, bu durumda, onlara itaat etme. Dönüşünüz banadır. Artık yaptıklarınızı size haber vereceğim. (Ankebut Suresi, 8 )

Bu duruma verilecek en iyi örnek Peygamberimiz’in dönemidir. Peygamberimiz dini tebliğ ettiği sıralarda pek çok insan İslam’ın hak olduğunu anlamış, Kuran’ın Allah’ın kitabı olduğunu ve ona uyulması gerektiğini kavramıştır. Fakat bu insanlardan çok azı gerçekten dinin gereklerini yerine getirmiş ve Peygambere uymuştur. Büyük çoğunluğu ise içinde bulundukları toplumdan alacakları tepkiden korkmuşlar, onların tehditlerinden çekinmişler, makamlarını, prestijlerini yitirmekten kaygılanmışlar, peygambere uydukları takdirde ticaretlerinin, mali işlerinin etkileneceğini, müslümanlara vakit ayırınca, dine hizmet edince kayba uğrayacaklarını düşünmüşlerdir. Kimisi bulundukları zorlu ortam nedeniyle inkar edenlerden gelecek kötülüklerden ürkmüş, kimisi o çöl sıcağında peygamberle birlikte olmayı zor görmüş, nefsinin rahatını tercih etmiştir. Sonuçta bakıldığında bu insanlar birtakım gerekçeler öne sürerek dinden taviz vermişlerdir. Ama Kuran ayetleri doğrultusunda bakıldığında bu insanların aslında şirk içinde oldukları hemen anlaşılır. Çünkü bu kişiler vicdanlarıyla doğruyu gördükleri halde ya insanları, ya toplumu, ya parayı, ya mevkilerini ya da nefislerini Allah’ın rızasına tercih etmişlerdir. Allah’tan başkalarını razı etmeye çalışmışlar, Allah’ın dışında varlıklardan medet ummuşlardır.
Yine o dönemde pek çok insan aslında hak olduğunu bildiği halde yalnızca nefsani istekleri nedeniyle veya nefsinin rahatı için dinden taviz vermiştir. Kimisi tehlike altına girmemek, kimisi tembellik yapmak, kimisi hiçbir fedakarlıkta bulunmamak, kimisi de nefsani isteklerini tatmin etmek için ödün vermiş ve nefsini tercih etmiştir. Kuran’da Peygamberin yanında yer almamak için nefisleri adına bahaneler öne süren insanların durumundan şöyle bahsedilir :

“… Onlardan bir topluluk da : “Gerçekten evlerimiz açıktır” diye Peygamberden izin istiyordu; oysa onlar(ın evleri) açık değildi. Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı.” (Ahzap Suresi, 13)

Görüldüğü gibi Peygamber döneminde yaşayan bu insanlar peygamberle ve müminlerle birlikte olmamak, onlarla beraber dini yaşamamak için çeşitli mazeretler öne sürmüşlerdir. Belki o an öne sürdükleri bu mazeretlere kendileri de inanmışlar, çevrelerine de bunun ne kadar mantıklı olduğunu anlatmışlardır. Oysa ki bu mazeretler Allah katında geçersizdir. Bu kişiler yalnızca kendilerini kandırmışlardır, bu durum onları azaptan kurtarmaya yetmemiştir. Çünkü onlar kendi hevalarını, heveslerini, ihtiraslarını, toplum önündeki prestijlerini Allah’ın rızasına tercih etmişlerdir. Kuran ayetlerine bakıldığında bu davranışlarının anlamının “şirk koşmak” olduğu açıkça anlaşılmaktadır.
Bu noktada önemli olan şudur : Peygamberimiz’in döneminde yaşayan insanlar o dönemin şartlarında yukarıda örneklerini verdiğimiz şekillerde denenmişlerdir ama günümüz insanları da denenmektedirler. Nefisleriyle Allah rızası arasında tercih yapmaları gerektiğinde samimi mi davrandıkları yoksa geçmiş dönemlerde yaşayan müşrikler gibi mazeretler mi öne sürdükleri Allah katında bilinmektedir. Herkes ahirette karşılığını buna göre alacaktır. Ve mazeretlerin hiçbir yarar sağlamayacağı, bunların Allah katında kabul görmeyeceği bir Kuran ayetinde şöyle ifade edilir :

“Artık o gün, zulmedenlerin ne mazeretleri bir yarar sağlayacak, ne (Allah’tan) hoşnutluk dilekleri kabul edilecektir.” (Rum Suresi, 57)

Bu yüzden geçmişte olduğu gibi günümüzde de insanların Allah’ın Kuran’la bildirdiği kıstaslardan uzaklaşmamaları, dinden uzaklaşma yönünde geçersiz mazeretler uydurmamaları çok önemlidir. Kuran’ın kıstaslarını terk ederek başka kıstasları benimsemenin de aslında şirk koşmak anlamına geldiği açıktır. Böyle davranan bir kişi herşeyden önce, benimsediği bu kıstasları koyanı Allah’ın dışında bir kural koyucu olarak görüyor, yani onu Allah’a şirk koşuyor demektir. Bu kıstasları koyan kişi, kendisi, babası, dedesi, ataları, arkadaşı, patronu, içinde yaşadığı toplum, çeşitli felsefe ve ideolojilerin kurucuları ve uygulayıcıları, vs. olabilir. Bu açıdan bakıldığında, bile bile hak dinin, yani İslam’ın çizdiği yoldan farklı bir yolu benimseyen, başka yolları seçen kimse şirkin içine girmiş demektir. Bu kişi kendisini dinsiz, ateist, hıristiyan, yahudi vs. olarak tanımlayabilir. Hatta müslüman olduğunu bile iddia edebilir… Fakat namaz kılıyor, oruç tutuyor, İslam’ın birçok şartını yerine getiriyor da olsa tek bir noktada bile Kuran’a muhalif bir anlayışı, düşüncesi, değer yargısı varsa, Allah’ın Kuran’da bildirdiği emirleri, hoşnut olduğu tavırları terk edip yerine başkalarını tercih ediyorsa o kişi şirke düşmüş olabilir. Çünkü kendisine Allah’tan başka kural koyucu(lar) edinmiştir.
Yalnız şu nokta çok önemlidir : Allah’a ortak koşan birisinin, mutlaka ortak koştuğu şey için, “bu da bir ilahtır”, “ben bunu Allah’tan başka bir ilah ediniyorum, buna da tapıyorum” demesi veya bu şekilde düşünmesi gerekmez. Şirk, herşeyden önce kalpte olur, daha sonra düşünce ve hareketlere yansır. Kuran’dan anladığımıza göre bir kişinin şirke girmesinin temelinde daha önce de belirtildiği gibi Allah’tan başka herhangi bir şeyi Allah’a tercih etmesi yatar. Şirk koşan insanlarda genelde Allah’ın mutlak bir inkarı söz konusu değildir. Hatta müşriklerin büyük bir bölümü kendilerinin müşrik olduklarını açıkça kabullenmek ve kendilerine böyle bir vasfı kondurmak istemezler. Vicdanlarını örttükleri ve kendilerini kandırdıklarından ötürü ahirette bile şirklerini inkar ederler. Onların bu durumları ayette şöyle bildirilir :

Onların tümünü toplayacağımız gün; sonra şirk koşanlara diyeceğiz ki : “Nerede (o bir şey) sanıp da ortak koştuklarınız?” Sonra onların : “Rabbimiz olan Allah’a and olsun ki, biz müşriklerden değildik” demelerinden başka bir fitneleri olmadı. Bak, kendilerine karşı nasıl yalan söylediler ve düzmekte oldukları da kendilerinden kaybolup-uzaklaştı. (En’am Suresi, 22-23)


----------------


Büyük Günahlar (72 Büyük Günah)

A- İmanın Şartlarıyla İlgili Büyük Günahlar

İmanın şartlarıyla ilgili büyük günahlar, iman esaslarının uzantısı durumundaki yanlış ve bozuk inançlardır :

1- Allah'a şirk koşmak.

2- Falcılara, kahinlere, sihirbazlara, gâipten : -)gaybden) haber verdiklerini iddia edenlere inanmak ve kapılmak.

3- Allah'tan başkasına yemin etmek.

4- Dininden dönüp mürted olmak.

5- Kur'an-ı Kerim'i ezberleyip unutmak; okumasını öğrendikten sonra unutmak.

6- Dünyaya muhabbet etmek/bağlanmak.Dünya muhabbetine düşüp âhireti unutmak, dinî vazifeleri terk etmek.

7- Hz. Peygambere yalan/hilaf : -)gerçek dışı) söz isnad etmek, onun söylemediği bir sözü söylemek.

8- Hz. Peygamber'in (s.a) ashabına/sahabeye dil uzatmak/kötü söz söylemek ve onlara sövmek.

9- Mukaddesata küfretmek, bunları alaya almak.

B- İslâm'ın Şartlarıyla İlgili Büyük Günahlar

İslâm'ın şartlarıyla ilgili büyük günahlar, İslâm'ın şartlarıyla ilgili olumsuz tutum ve davranıları hatırlatıcı ve açıklayıcı esaslardır :

10- Bir namaz vaktini kaçıracak kadar cünüplükten temizlenmemek; cünüp gezmek.

11- Vaktinden evvel ezan okumak ve namaz kılmak.

12- Beş vakit namazı vakitlerinde kılmayıp kazaya bırakmak.

13- Bir özür olmadığı halde, Ramazan orucu tutmamak, müslümanların önünde oruç yemek.

14- Malının zekâtını ve mahsulünün öşürünü vermemek.

C- Helal-Haramla İlgili Büyük Günahlar

72 Büyük Günah'ın bir kısmı, inançtan uygulamaya helal-haram konularına dairdir :

15- Helalı helal bilip itikat etmemek; haramı/haram olanı, haram bilip itikat etmemek.

16- Erkekler ve kadınlar, şehveti tahrik edecek şekilde giyinmek.

17- Erkekler ipekli giyinmek, âlâyişli/gösterişli bir şekilde süslenmek.

18- Edep yerlerini/avret mahallini açmak, başkasına göstermek; başkasının avret yerine bakmak.

19- Kadınlar erkek elbisesi giymek; erkekler kadın elbisesi giymek; karşı cinse benzemeye çalışmak.

20- Karnı doyduktan sonra yemek/yemeğe devam etmek.

21- Şarap ve alkollü içkiler içmek; Keyif verecek (esrar, eroin gibi uyuşturucu) şey yemek-içmek.

22- Köpek artığını yemek.

23- Domuz eti ve yağı yemek.

24- Ölmüş hayvan (meyte : leş) eti yemek ve yedirmek.

25- Birbirine nişan almak/nişan dökmek (dövme yaptırmak gibi).

26- Faiz (riba) almak ve vermek, tefecilik yapmak.

27- Hırsızlık etmek.

28- Elin/başkasının malını zorla gasbetmek/cebren almak.

D- Ahlâkla İlgili Büyük Günahlar 72 büyük günahın önemlice bir bölümü güzel ahlâkın (ahlâk-ı hamîde) zıddı olan kötü ahlâkla (ahlâk-ı zemîme/rezîil) ilgilidir :

29- Anaya babaya asi olmak, onları dövmek.

30- Sıla-i rahmi terk/kat-ı rahim etmek; akrabalarla bağlantıyı kesip, onları ziyaret etmemek, varsa hâcetlerini görmemek.

31- Haset etmek.

32- Emanete hıyanet etmek.

33- Müslüman veya kâfir bütün insanlara hıyanet etmek.

34- Mü'minin imana ve İslam'ın emirlerine itaate dair olan taraflarını alaya almak.

35- Küfür ve fuhuş sözler konuşmak.

36- Söz/laf taşımak, koğuculuk etmek : -)nemîme).

37- Gıybet/dedikodu etmek.

38- Mü'min kardeşinin hatırını/gönlünü yıkmak/kalbini kırmak.

39- Namuslu kadınlara dil uzatmak/bir saliha/namuslu hatuna fahişe demek, namuslu kadınlara ait aile sırlarını yaymak.

40- Kadınlar, erkeklerinin yatağından kaçmak.

41- Avretler : -)kadınlar) erinin ziyanına varmak/kocasından izinsiz ziyarete gitmek.

42- İki kızkardeşi birden nikâh altında tutmak

43- Ehlinin (karısının) oyluğunu : -)avret ve mahrem yerlerini) anasının oyluğuna benzetmek (zıhar yapmak : Türkçe'de 'anam avradım olsun' demek gibi).

44- Ehlinin anasına sövmek.

45- Cahil kalmak; dinî vazifeleri, farzları, vacipleri, sünnetleri öğrenmeyip, cahillikte ısrar etmek cahillikte ısrar etmek. (Dünya ve âhiret işlerine ve dinine ait bilgileri (farzları ve haramları) öğrenmemek, cahillikten sakınmamak. Dinî hükümleri öğrenmeyenler, rahatlıkla haram işleyebilir).

46- Cahillik ne musibettir bilmemek (Bilmediğini bilmeyen de rahatlıkla harama düşebilir).

47- Ölçüyü ve tartıyı düzgün ve adaletli yapmamak, hileli yapmak.

48- Allah Teâlâ'nın azabından emin olmak/korkmamak; kurtuluşa ermiş özel kişilerden olduğu sanısına kapılmak.

49- Allah'ın rahmetinden ümit kesmek.

50- Zina etmek, meşru olmayan şehevi zevkler peşinde koşmak; kendine zina ettirmek.

51- Eşcinsel ilişkiye girmek (livâta etmek, sevicilik yapmak, kendisine livâta ettirmek).

52- Loğusa ve âdet halinde karısına yaklaşmak/cinsel ilişkiye girmek.

53- Mecburiyet olmadan/özürsüz elin/başkasının avretine (avradına)/karısına kızına şehvetle bakmak.

54- Kibirlenmek/tekebbür etmek : -)büyüklük taslamak; kendini üstün görmek; tevazudan uzaklaşmak); Kibirlenip insanlara zulüm ve tahakküm etmek.

55- Haksız yere yetim malı yemek. (* Nisa, 4/10)

56- Ölüm döşeğindeyken varisten/mirasçıdan mal kaçırmak.

57- Yalan söylemek,

58- Yalan/boş yere yemin etmek, çok çok yemin etmek.

59- Yalan yere/yalancı şahitlik yapmak; hak/doğru şahitliğe varmamak/gitmemek.

60- Canlı bir hayvanı ateşe atmak.

61- Cimrilik ve hasislik/nekeslik etmek (bul ve şuhh).

62- Yapılan iyiliği başa kakmak/Bir adama iyilik edip sonra başına kakmak.

63- Zorunlu olmayarak kahkahayla çok gülmek.

64- Tegannî etmek (ahlâksız şarkılar söylemek).

G- Günahlarla İlgili Büyük Günahlar

72 büyük günahın birkaçı, günah işler yapmakla ilgilidir :

65- Günah/küçük günah işlemekte ısrar etmek/Çok çok günahına musır olmak.

66- Harem-i Kâbe'de günah işlemek.

H- Toplum Hayatıyla İlgili Büyük Günahlar 72 Büyük Günah'ın son bölümü, toplumsal ve siyasî hayatla ilgilidir :

67- Ülülemre (devletin meşru yönetimine ve kanunlarına) itaat etmemek; devlete, amirlere isyan etmek.

68- Haksız yere, bilerek adam öldürmek.

69- İntihar etmek.

70- Harpte düşmandan korkup kaçmak; Allah yolunda cihadı terk etmek.

71- Rüşvet almak ve vermek.

72- Gücü yeten kimsenin münkeri/kötülüğü menetmemesi/engellememesi. (Vecdi Akyüz)

--------------------

İnsanı cehenneme götüren ameller
Kişiyi cennetten uzaklaştıran ve cehenneme girmesini sağlayan ameller


İnsanı cehenneme götüren ameller

İnsanı cehenneme götüren ameller
1) Allah’ a ortak koşmak,

2) Allah’ ın emirlerini çiğnemek,

3) Uyarıldıkları halde uyarıları dinlemeden sapıtanlara uymak,

4) Ya beraber yaparak ya da bana ne diyerek birbirlerini kötülükten vazgeçirmemek,

5) Şeytan’ı dost edinmek,

6) Şahsına ve topluma karşı israfçı olmak,

7) Cimri olmak,

8 ) Allah’ tan başkasına eğilmek ve yalvarmak,

9) Haksız yere cana kıymak,

10) Zina etmek,

11) Allah’ ın dinini dünya menfaati ile değişmek yani Belamlık yapmak,

12) Allah’ a kavuşacağına inanmamak,

13) Ayetleri ve elçileri alaya almak.

14) Bu Kur’an’ ı dinlemeyin ve ona bozgunculuk edin diye teşvik etmek,

15) Kur’an hakkında fesat çıkarmak için koşuşturmak,

16) Allah hakkında yalan, iftira ve suçlamalar da bulunmak,

17) İnsafsızca yalan söylemek,

18 ) Kur’an okunurken kibrinden dolayı hiç işitmemiş gibi davranmak,

19) İnkârında ve günahta ısrar etmek,

20) Ayetlerden bir şey öğrendiği zaman onunla hemen alay etmek,

21) Nasihate rağmen daha çok günah işlemek,

22) Yaban eşeğinin aslandan ürküp kaçması gibi nasihatten ve öğütten kaçmak,

23) Allah’ ın Kur’an’ ını reddetmek veya hükümsüz kılmak için yarışmak,

24) Yalnız dünya menfaatini tercih etmek,

25) Mal ve evlatları ile öğünmek,

26) Peygambere mal ve evladı yok diye dil uzatmak,

27) Dünyadaki kulluk amacını unutarak Allah’ ı inkâr ederek zevklenmeye ve hayvanlar gibi yiyip içmeye dalmak,

28 ) İnkâr, argo konuşmak, iftira, şirk, müstehcenlik vs. gibi çirkin şeylerin inananlar arasında yayılmasından hoşlanmak,

29) İnkâr etmek ve mallarını da insanları Allah yolundan alıkoymak için harcamak,

30) Müşrik olmalarına rağmen ideolojilerine ve çıkarlarına alet etmek için Allah’ ın mescitlerini imar etmek,

31) Faizi alışveriş gibi helal görerek yemeye devam etmek,

32) Bir mü’mini kasten öldürmek,

33) Büyüklenerek Allah’ a ibadet etmekten yüz çevirmek,

34) Kıyamet gününün hakikatlerini yalan saymak,

35) Allah’ a ibadetten ve Kur’an’ dan yüz çevirmek veya görmezden gelmek,

36) İslam’ a tenezzül etmemek ve ibadetlere engel olmaya çalışmak,

37) Allah’ ı hatırlatan delilleri görmeye ve ayetleri işitmeye tahammül edememek,

38 ) Allah’ tan uzaklaştırmada Firavun gibi öncülük yapmak,

39) Allah’ a inananlara işkence vs. yapmak,

40) Hayra engel olmak ve Allah’ tan şüphe etmek,

41) Yoksullarla hiç ilgilenmemek, gücü yettiği halde doyurmamak ve doyurmaya teşvik etmemek,

42) Şehvetlerine uyup da ihlâslı insanların yolunu ve namazı terk ederek kötü bir nesil haline gelmek,

43) Namaz kılmamak,

44) Yoksulu doyurmamak,

45) İbadeti, ölümü vs. hatırlatmayan coşkulu bir hayata dalmak,

46) Ceza gününü reddetmek,

---------------------

Kadını cehenneme götüren haller..

Hazreti Fatıma Nebiyy-i Efendimizin biricik kızıdır . Yaşadığı İslami hayatıyla Cennet kadınlarının önünde yer aldığı ,
vefatından önce kendisine müjdelenmiştir . İşte bu Fatıma validemizin bir arzusu vardı . O da diğer mümine hanımların da
Cennete girmeleri idi .
Fatıma validemizin bu arzusu , Resulüllah efendimizden gelmeydi . Nebiyy-i Ekrem Efendimiz de ümmetinin hanımlarının
Cennete girmelerini ister , onları sık , sık ikaz eder ve irşad ederek ateşten korunmalarına gayret gösterirdi . Hatta
cehennemlik amel işleyen kadınları görünce şefkat ve merhametinden ağlayan Resulüllahın göz yaşlarına Fatıma validemizle
damadı Hazreti Ali de şahit olmuştu .
Bir gün Fatıma validemizle birlikte Resulüllah huzuruna giren İmam-ı Ali , Nebiyy-i Ekrem efendimizi sürekli göz yaşı
döker halde görünce üzülüp sorar :
-Ya Resulullah , sizi böyle göz yaşı dökmeye sevk eden hadise nedir ? Ne için böyle coşkun ağlıyorsunuz ?
-Ya Ali , Mi raç gecesinde Rabbim bana Cehennem in ( küçük ) suretini gösterdi . Orada yanacak kadınların misallerini gördüm . Çeşitli azaplarla tazip olunuyorlardı . Onun için göz yaşı dökmekteyim .
-Nasıl azap görüyorlardı ya Resulallah ? Efendimiz şöyle anlatır :
-Bir kadın gördüm saçlarından asılmış sallanıp duruyordu .
-Bir kadın gördüm , dilinden asılmış ağzından da katran dökülüyordu .
-Bir kadın gördüm , göğsünden asılmış feryat ediyordu .
-Bir kadın gördüm , ayakları göğsüne , elleri başına bağlanmış , çevresinde yılan ve akrepler dolaşıyordu .
-Bir kadın gördüm , gövdesi eşek , başı da hınzır başı gibi .
-Bir kadın gördüm , köpek şekline çevrilmiş ağzından ateş dökülüyordu . Meleklerde dökmemesi için ateşten kamçılarla vuruyorlardı .
Daha fazla sabredemeyen Fatıma validemiz de Resül ( s . a .v . ) gibi göz yaşı dökmeye başlarken ; sormaktan da kendini alamaz :
-Ya Resulallah , bu kadınların amelleri neydi , hangi hal ve tutumlarından dolayı böyle azap görmekteydiler ?
İstikbalde vaki olacak hallerin aynını bir sinema şeridi gibi müşahede eden Resulallah ( s . a . v . ) şöyle haber verir .
-Ya Fatıma , bunların böyle cezaya çarpılmalarına dünyadaki şu amelleri , şu tutum ve hareketleri sebep oluştur ,
der ve şöyle sıralar :

1 .Saçından asılı kadının günahı , saçını örtmeyişi , namahremden korunmayışıdır . Örtmekte bir marifet miymiş , demesidir .
2 . Dilinden asılı kadının günah ve hatası ise , diliyle kocasına eziyet edip bezdirmesi , ona cevap hakkı vermemesidir .
3 . Göğsünden asılı kadının günah ve kusuru ise , kocasının yatağından kaçması , onu yanından uzaklaştırmasıdır .
4 . Ayakları göğsünde , elleri de boynuna bağlı bulunan kadının günahı da , gusülsüz gezmesi cenabetten yıkanmamasıdır . Muayyen halden sonra da gusletmeyi terk etmesi gusül abdestini hafife alıp ibadetlerini yapmamasıdır .
5 . Bedeni eşek , başı da hınzır başı gibi olan kadının günahı da , devamlı yalan söylemesidir .
6 . Köpek şekline benzeyen ve ağzından ateş kusan kadının günahına da gelince , korkunç derecede komşuya haset yapması , çekememezlik halinde olması , hep komşunun ayıp ve kusuruyla meşgul olmasıdır .
Resül Efendimiz daha sonra kızına şöyle buyurdu :
-Kızım Fatıma , kocasına haksız yere isyan edip , eziyette bulunan kadınlara acıyorum . Onlara çok yazık . Yapmasınlar bunları . İbadetlerini yapsın , tesettürlerine riayet etsinler .

EN KÖTÜSÜ NEDİR ?
Resulü Ekrem ( s . a . v . ) sordu :
Kadınlarınızın azdığı , gençlerinizin isyana daldığı ve sizler cihadı terk ettiğiniz zaman haliniz nice olur ?
Ashab : Böyle şey olacak mı diye sorunca ( Allah ) Resulü Evet , varlığımı kudret elinde tutan (Allah )a yemin ederim ki daha kötüsü olacaktır buyurdu.
Ashab : Daha beteri nedir diye sordu . Resulallah evet diyerek şöyle konuştu :
Ya Maruf ile emredip , münkerden nehyetmediğiniz zaman haliniz nice olacak ?
Ashab iyice şaşırmıştı Böyle şeyde mi olacak diye sorduklarında ( Allah ) Resulü Evet olacak dedikten sonra şunları söyledi : Evet , nefsim kudret elinde olan ( Allah )a yemin ederim ki bunun daha fenası da olacaktır . ( Allah ) teala şöyle buyuruyor : Zatıma kasem ettim , onlara öyle bir fitne ve bela veririm ki halim olanları da şaşırır

Sevgili dostlarım . Ne dersiniz bu belaya duçar olduk mu ? Tanımlanan gün , yoksa bu gün mü daha doğru ve daha gerçek tanımlanan gün de doğru yaşadığımız şu günde doğru ( Allah ) Resulünün tanımladığı gün olan bu felaket dolu günler doğru yalan küçüğün büyüğü büyüğün küçüğü tanımadığı gelinimizin kızımızın erkeğimizin kadınımızın belli olmadığı şu yaşadığımız gün daha doğru değimli sevgili dostlarım


---------------
Kaynaklar :
ilimrehberi
Mumsema
islamseli

israNur

Misafir

2

Friday, April 8th 2016, 7:56pm

Teşekkür ederim paylaştığın için ellerine sağlık.

Kullanılmış Etiketler

En Büyük Günah, Şirk

Yer Imleri:

Boardumuzda Neler Var

rasittunca.com - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi