Giriş yapmadınız.

  • Giriş

Sayın ziyaretçi, Raşit Tunca Board sitesine hoş geldiniz. Eğer buraya ilk ziyaretiniz ise lütfen yardım bölümünü okuyunuz. Böylece bu sitenin nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Eğer sitenin tüm olanaklarından faydalanmak istiyorsanız, kayıt yaptırmayı düşünmelisiniz. Bunun için kayıt formunu kullanabilir ya da bu bağlantıya giderek kayıt işlemi hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz. Eğer önceden kayıt yaptırdıysanız buradan giriş yapabilirsiniz.

Karoglan

Kurucu-Admin

  • "Karoglan" bir erkek
  • Konuyu başlatan "Karoglan"

Mesajlar: 6,936

Hakkımda:


KAROGLAN

Konum: Avusturya

Meslek: EBT -EiT

  • Özel mesaj gönder

1

Thursday, March 31st 2016, 12:54am

Çok Kadın İle Evlilik - Kadın neden birden fazla eş ile evlenemez?



Kadın neden birden fazla eş ile evlenemez?


Sorunun Detayı

İslam dininde bir erkek dört kadın ile evlenebilirken bir kadın neden birden fazla erkekle evlenemiyor. Adaletinden ve hikmetinden hiç şüphemizin olmadığı İslam dinin bu hükmünün hikmeti nedir?
Ayrıca bu hükmü duyan bazı din düşmanları bu hükmün kadını aşağıladığını ve erkeği kutsadığını iddia ediyorlar, nasıl cevap vermeliyim.


Değerli kardeşimiz;

Öncelikle çok evliliği meşru kılan ayeti bir hatırlayalım :

وَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ مَثْنَى وَثُلَاثَ وَرُبَاعَ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تَعْدِلُوا فَوَاحِدَةً أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ ذَلِكَ أَدْنَى أَلَّا تَعُولُوا

Eğer yetim olan kızlar hakkında adaletli olamayacağınızdan korkarsanız, o hâlde size helâl olan kadınlardan ikinci, üçüncü ve dördüncü hanımınız olmak üzere nikâhlayın! Buna rağmen(onların da aralarında) adaletli olamayacağınızdan korkarsanız, artık bir tek(hanım) veya sahip olduğunuz cariyeler (ile yetinin)! Bu, haksızlık etmemenize daha yakındır. (Nisa, 4/3)

Ayette geçen اَلْيَتَامَى kelimesi hem yetim hem de dul kadınları ifade etmektedir. Buna göre mana;

Mucahid demiştir ki, اَلْيَتَامَى (yetimler ve dullar) hakkında adaletsizlik yapıp zinaya düşmekten korkarsanız size helal olan kadınlardan ikişer, üçer ve dörder nikâhınıza alınız.

Demek ki ayetin anlatmak istediği “yetimleri, sahipsiz dulları da zayıf görerek zinaya düşmektense meşru dairede kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhınıza alarak bu büyük günahtan kurtulunuz” eğer almış olduğunuz eşler arasında adaleti gözetemeyecek olursanız bu durumda sizin için hayırlı olan tek eştir.

Şimdi sorumuzun cevabına gelebiliriz.

Yaptığımız açıklamadan da anlaşıldığı gibi İslam dini çok evliliğe şartlı onay vermiştir.

Yani zinaya düşmek korkusu ve eşleri arasında adaletli olması şartıyla çok eşliliğe onay vermiştir. Eğer bu şartlar yerine getirilmez ise o zaman tek eşin daha hayırlı olduğu yine aynı ayet içerisinde zikredilmiştir.

Burada çok önemli bir hususu dile getirmek gerekiyor. Çok evlilik meselesi “fiili bir istisna” durumudur. Yani bir kişi zinaya düşme tehlikesi ile karşı karşıya olacak, eşler arasında adaleti sağlayacak ki başka birisi ile evlenebilsin.

Şu halde toplumun kaçta kaçı zina tehlikesi ile karşı karşıyadır ve kaçta kaçı eşleri arasında adaleti sağlayacak. Yani her eşinin nafakasını sağlayacak kadar zengin olacak aynı zamanda eşleri arasında adaleti gözetecek. Sayı ancak yüzde bir veya iki olabilir. Bu ise “fiili bir istisna” durumudur.

Konuyla ilgili iki tane hadis, aktarmak istiyoruz :

“Evleniniz, çoğalınız, çünkü ben kıyamet gününde sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim.” (Beyhakî, VII/81)

“Sevimli, doğuma müsait kadınlarla evlenin.” (Ebu Davud, Nikah 2; İbn Mace, Nikah 1)

Bu iki hadisten de anlaşıldığı gibi İslam dini evliliğin ilk gayesini neslin devamı ve çoğalması olarak belirlemiştir. Evlilikte geriye kalan faydalar bu faydanın yanında teferruattır. Şehvet ise neslin devamını sağlamanın küçük bir mükâfatıdır.

Şimdi de neden erkek çok eş edinirken, kadın edinemez, sorusunun cevabını arayalım :

Bunun ilk cevabı, mülkün sahibi olan Allah böyle istediği içindir. Ancak, hakim olan Allah’ın, her emrinde ve her yasağında sayısız hikmetler vardır. Bu hikmetleri bulmak da bir ibadettir. Bu açıdan sorunuza hikmetler açısından da bakmak uygun olacaktır.
Neden bir kadın birden fazla eş ile evlenemez, hikmeti nedir?

1. Evliliğin en önemli gayesi neslin devamıdır. Bir kadın dört erkek ile evlenirse bir yılda bir defa doğum yaptığı için nesil daha az olur. Oysa bir erkek dört kadın ile evlense bir yıl içerisinde dört doğum gerçekleşebilir.

2. Dünya ortalamasına göre kadınlar menopoza 51 yaşında giriyorlar. Yani 51 yaşından sonra çocuk yapamıyorlar hatta cinsel isteklerinden kesilebiliyorlar. Oysa erkek 80 yaşında bile hem çocuk edinebilir hem de cinsel duyguları devam edebilir.

3. Kadın fıtratı gereği hem bedeni hem de duygusuyla şehvet duyar. Oysa erkek daha çok bedeniyle şehvet duyar. Eğer kadının dört eşi olsa bunlardan ancak en beğendiği ile tam anlamda şehevi bir duygu içerisine girip diğerlerini ihmal eder. Oysa erkeğin bedeni şehveti daha güçlü olduğu için her eşiyle şehevi bir duygu içerisine girebilir.

4. Bir kadın dört erkek ile evlenir ve bir çocuğu olur ise çocuğun kimden olduğu bilinmediği için babalık konusunda tartışma çıkar. Oysa bir erkek dört kadın ile evlense herkesin çocuğunun hem annesi hem de babası tartışmasız bilinir.

5. Bir kadın dört erkek ile evlenir ise erkeklerin evleri ayrı olduğunda kadının her birine ayrı ayrı gitmesi gerekir. Bu çok zor olduğundan kadın her eşine karşı yapması gereken görevleri hakkıyla yerine getiremez.

6. “Nimet külfetle olur” kaidesince bir kadın dört eş alırsa bu nimetin karşısında bu eşlere bakması ve nafakalarını sağlaması istenir. Bu ise kadın için nimet değil aksine en büyük külfettir. Oysa bir erkek zaten dört eşine bakabilecek durumda ise çok evlilik yapabilir.
Neden bir erkek dört kadına kadar evlenebilir hikmeti nedir?

1. Savaş gibi toplumsal olaylarda erkekler kadınlardan daha çok öldüğü için kadınların sayısı erkeklerden daha fazla olur. Eğer İslam dini çok eşliliği meşru kılmamış olsaydı bu kadınlar ne yapacaktı.

Dolayısıyla çok eşlilik aslında kadınların hukukunu korumaktır.

2. Bir erkek çok sevdiği bir kadınla evlense ve 10-15 yıl çocukları olmasa, sonra çocuğun kadından olmadığı anlaşılsa bu durumda ne yapılmalı.

Eğer İslam çok eşliliği meşru kılmamış olsa idi, erkek ya ömür boyu çocuksuz kalacak ya da çok sevdiği eşini boşamak zorunda kalacak.

Peki on beş yıl sonra boşanan ve çocuğu da olmadığı anlaşılan bu kadıncağız ne yapacak.

Oysa İslam çok eşliliği meşru kıldığından bir kadınla daha nikah yapar ve diğer eşini de boşamadan hayatlarına devam ederler.

Eğer erkeğin çocuğu olmaz ise kadın çocuk edinmek isterse mahkemeye başvurarak eşinden ayrılabilir.

3. Önceki soruda da söylediğimiz gibi dünyadaki kadınların menopoz ortalaması 51 yaştır.

Peki, bu yaştan sonra çocuk edinmek isteyen ve cinselliği devam eden erkek ne yapmalı. Bir eş daha alarak hayatına devam edebilir.

4. Erkek fıtratı gereği dış dünyaya açık bir varlıktır. Mesela bir erkeğin aynı anda hem Ankara’da hem de İstanbul’da işyeri olsa ve mesleği icabı haftanın yarısını bir işyerinin başında diğer yarısını ise diğer iş yerinin başında geçirse, her iki ilde de bir ev edinir ve evlenerek zinaya düşme tehlikesinden korunur.

Son olarak şu üç notu da aktarmak istiyoruz :

Not 1 : Kadın evlenirken çok eşle evlenilmemesi veya boşama hakkını elinde tutması şartını isteyerek bu sıkıntıdan kurtulabilir.

Not 2 : Mecmua-i cedide kitabında “eşine zulmedeceğinden korkulan bir erkeğin evlenmesi mekruhtur. Hatta Hakim’in onun evlenmesine engel olması gerekir.” diye fetva verilmiştir.

Not 3 : İslam dini tek eşi dörde çıkarmamış, tam aksine cahiliye döneminde sınırsız olan evliliği dörde çekmiştir. Gaylan ibni Seleme’nin on eşi vardı. Müslüman olunca Resulullah ona “Ya Gaylan eşlerinden dördünü seç diğerlerinden ayrıl” buyurdular.
Selam ve dua ile...

-------------------

Soru : Bir erkeğin birden fazla kadınla evlenmesine İslâm dininde neden izin verilmiştir?

Cevap :
Çok eşlilik teorik olarak ya karının veya kocanın birden fazla olması ile gerçekleşir. Ancak bir ailede karının tek, kocanın birden fazla olması uygulaması tarih boyunca çok nadir olmuş ve ilâhî dinlerin hiç birinde meşru görülmemiştir. Kocanın tek, karılarının birden fazla olması ise hem tarihte daha çok görülmüştür. İslam'ın geldiği coğrafyada sınırsız olarak çok karılı aileler vardı; hem de dinler tarafından, bazı kayıtlar ve sınırlarla onaylanmıştır.
Kur'an-ı Kerim'in, birden fazla kadınla evlenmenin meşruiyetine, doğrudan buna yönelik bir ifade ile değil, bir başka münasebetle (yetimlerin hakkını korumaktan söz ederken) temas etmiş olması düşündürücüdür. Şöyle buyuruluyor : "Yetimlere mallarını verin, temizi pis olanla değişmeyin, onların mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin; çünkü bu büyük bir günahtır. Yetimlerin hakkına riâyet edememekten korkarsanız (bunların yakasını bırakın da) beğendiğiniz kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikahlayın; haksızlık etmekten korkarsanız bir tane kadın veya mülkiyetinizde bulunan cariye (ile yetinin); bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olandır (Nisa : 4/2-3).
İnsanoğlunun dünya hayatında mutluluğu bulabilmesi ve yaratılış amacını gerçekleştirmesinin maddi şartlar içinden ikisinin önceliği vardır : a) Aile ve cemiyet içinde sağlıklı, dengeli ve düzenli "karşılıklı ilişkiler", b) Adil ve makul bir "insan-servet ilişkisi". Nisa suresinin ikinci âyetinden altıncı âyetin sonuna kadar -birinci âyette önemle tavsiye edilen aile ve akrabalık bağlarına riâyetin tabiî sonuçları olarak- geniş ailede yetimlerin haklarından söz edilmiş, velisi ile yetim arasındaki şahsî ve malî tasarruf ilişkisi kaidelere bağlanmıştır. Aradaki iki âyette evlilik ve mehir konularına temas edilmiştir; ancak bu temas, yetimlerin hukuku ile ilgili kaideler koyma ve tavsiyelerde bulunma iradesinden doğduğu için "dolaylı" olmuştur. Yani meşhur teaddüd-i zevcat (birden fazla kadınla evlenme) izni doğrudan hüküm konusu olmamış, yetimlerin haklarını korumak için bir araç olarak "dolaylı yoldan" zikredilmiştir.
Âyetin dolayısıyle temas ettiği birden fazla kadınla evlenme imkân ve âdeti, İslâmın geldiği çağdan çok öncelere kadar uzanmaktadır. İslâm öncesi çağlarda Mısır, Hindistan, Çin ve İran'da, eski Yunan ve Roma toplumlarında, yahûdîlerde ve araplarda ya nikahlamak, yahut da evde veya evin dışında bir yerde dost tutmak suretiyle erkekler, birden fazla kadınla evlilik yapıyorlar veya evliliğe benzer ilişkiler yaşıyorlardı. Bu çağlarda birden fazla kadınla evlenmenin birden fazla sebebi mevcuttu. İslâmın geldiği bölgede özellikle köylerde ve dağ başlarında yaşayan bedevilerin çok kadınla evlenmelerinin baş sebebi, hem korunma, hem de çevresi üzerinde hâkimiyet sağlamanın güçlü ve muharip nüfusa ihtiyaç göstermesidir. Diğer sebepler arasında kırsal hayatın güçlüğü ve birçok emekçiyi gerekli kılması, kabileler arasında sürüp giden savaşların, yağma, baskın ve talan hareketlerinin çok sayıda erkek ölümüne sebep olması, bunun sonucu olarak da kadın-erkek arasındaki sayıca eşitlik dengesinin erkek aleyhine bozulmasıdır.
Şu halde İslâm bunu (teaddüd-i zevcat, poligamiyi) getirmemiş, mevcut uygulamayı belli şartlara ve hukuka bağlayarak devam ettirmiştir. Devam ettirirken de iki durumu birbirinden ayırmış gibidir : a)Henüz evlenmemiş olanlara -bu âyette- bir kadınla yetinmelerini tavsiye etmiş, birden fazla kadınla evli olanlar için adalete riâyet edememe tehlikesinin bulunduğunu, bundan uzak kalmanın en uygun yolunun ise bir kadınla evlenmek olduğunu dile getirmiştir. b) 129. âyette ise birden fazla kadınla fiilen evli olanlara hitap etmiş, birden fazla kadın arasında adalete tam riâyetin mümkün olmadığını bir kere daha hatırlattıktan sonra hiç olmazsa adaletsizlikte, farklı ilgi ve muamelede ölçünün kaçırılmamasını istemiştir. 129. âyette şöyle buyurulmaktadır : "Ne kadar üzerine düşseniz de kadınlar arasında adil davranmaya güç yetiremezsiniz; bari birine tamamen kapılıp da diğerini askıda imiş gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve Allah'a itaatsizlikten sakınırsanız bilin ki Allah çok bağışlayıcıdır, engin rahmet sahibidir." Burada ne kadar istense, üzerine düşülse, gayret edilse de birden fazla eş arasında adil davranmanın mümkün olmadığı açık ve kesin bir ifade ile dile getirilmiştir. Bu gerçeklik karşısında beklenirdi ki Allah Teâlâ birden fazla kadınla evlenmeyi yasaklasın; ancak O, zaruretleri, mübrem ihtiyaçlar, fevkalade halleri bildiği için bunu yasaklamadı, kulların uygulamada zorlanacakları bir yasak hükmü yerine ikili bir tavsiye ile yetindi : a) Tek hanımla evli olanlar -aksine bir zaruret bulunmadıkça bununla yetinmelidirler; çünkü birden fazla kadınla evlenmeleri halinde haksızlıklar olacak ve bundan dolayı günaha girebileceklerdir. b) Fiilen birden fazla kadınla evli bulunan erkekler ise gönül ilişkisi, sevgi ve bağlılık gibi insanın elinde olmayan durumlar ve farklılıklar dışında, objektif, ölçülebilir, maddî konularda kadınlarına eşit davranacak, biri ile evlilik hayatın fiilen yaşarken diğerini askıda (yalnız, ilgi ve ilişkiden dışlanmış, ihtiyaç içinde veya maddî bakımdan diğerlerinden aşağı durumda) bırakmayacaklardır.
İslâmın tek veya çok eşlilik konusundaki bu tavrı, resmen bir kadınla evlenmeyi âdet edinmiş ve kanunlaştırmış başka kültür ve din mensupları tarafından ele alınmış, şu itirazlar ve tenkitler ileri sürülmüştür :
a) Bir kadının üzerine bir başka kadınla evlilik yapıldığında eşler arasındaki karşılıklı sevgi ve şefkatin yerini nefret, kıskançlık, kin ve intikam duyguları alır. Bu duyguların etkisi altında kalan kadın aile içi vazifelerini ihmal eder, kocasından intikam almaya kalkışır, bunun için israftan kocasını aldatmaya kadar birçok olumsuz davranışlara sapabilir.
b) Tarih boyunca yaşanan tecrübe, kadınla erkeğin yaklaşık olarak eşit sayıda olduklarını ortaya koymaktadır; bir erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi bu tabiî ve fıtrî eşitliği, dengeyi bozmaktadır, tabiî olana aykırıdır.
c) Birden fazla kadınla evlenmeye izin vermek erkeklerin şehvete ve doyumsuzluğa sevkedilmesi, cinsi tatmine öncelik verilmesi sonuçlarını doğurur.
d) Evlilikte bir erkeğe karşı dört kadın dengesi, kadının şeref ve haysiyeti bakımından küçük düşürücüdür; İslâm bile şahitlik, miras gibi konularda bir erkeğe karşı iki kadın dengesini getirdiğine göre evlilikte dört kadın dengeyi bozmaktadır.
Yabancıların başlattığı, giderek bazı müslümanların da katıldığı bu tenkit ve itirazlara şu cevaplar verilmiştir :
a) İslâm duyguyu dışlamamakla beraber aileyi, duygu temeli üzerine değil, mantık ve fayda temeli üzerine kurmuştur. Bu tercih insanların duygularını öldürmeye değil, ikinci plana itmeye, aklın ve inancın kontrolüne vermeye yöneliktir. Duygular, meyiller ve psikolojik tavırların çoğu telkin ve eğitim ile oluşur ve değişirler; birden fazla kadınla evliliğin yaygın olduğu bir toplumda İslâm kadınının duygular ile tek kadınla evliliğin geçerli olduğu toplumlardaki kadınların -bu konu ile ilgili duygu ve eğilimleri- aynı değildir. Bu olgunun delili, kadın ve erkeğin zinası konusunda İslâm ve Batı toplumları arasındaki farklı anlayış ve tavır alıştır. İslâm kadınlar meşru nikahla evlenmiş kadınlara ve birden fazla kadınla evli erkeklere karşı fazla olumsuz tepki göstermezken, gerek kadının ve gerekse erkeğin karşı cins ile veya hemcinsi ile yaptığı zinaya, fuhşa karşı olumsuz bir tavır takınmakta, bu fiili şiddetle kınamakta, ayıp ve günah saymaktadırlar. Bu sosyo-psikolojik vakanın tabii bir sonucu olarak Batı toplumlarında zinanın her çeşidi daha fazla yaygınlık kazanmış, hatta meşrulaştırılmak üzere kanun teklifleri, hukukî düzenlemeler yapılmıştır.
İslâm topluluklarında ikinci eşler, kendi serbest iradeleri ile ikinci eş olmayı istemektedirler, birinci eşler de ortak istememeleri halinde, evlenme akdini yaparken bunu şart olarak ortaya koyma hakkına sahiptirler. Tarihî tecrübe İslâm ailelerinde, birden fazla kadının bulunması halinde israf, intikam zinası, aileye ait vazifelerin ihmali gibi davranışların nadir olduğunu göstermiştir. Kadınların ikinci eşi istememeleri doğumdan gelme (fıtrî, tabiî) bir kıskançlık duygusu yanında, belki bundan daha etkili olarak sosyal, psikolojik ekonomik ve hukukî amillere bağlı olarak edinilmiş (ârızî) bir şuur ve irade halinden kaynaklanmaktadır.
b) Tabiatın kadınla erkeği eşit kıldığı, birden fazla kadınla evlenmeye izin verildiğinde bu eşitliğin bozulacağı iddiası da gerçeğe uymamaktadır. Fizyolojik ve psikolojik olarak evliliğe hazır hale gelme bakımından kadınların önceliği vardır; sıcak bölgelerde kızlar dokuz yaşında bu olgunluğa erişirken erkeklerin onaltı yaşlarını beklemeleri gerekmektedir. Medenî denilen ülkelerde kızların, kanunî evlenme çağına gelinceye kadar bekaretlerini korumaları gittikçe daha zor ve nadir hale gelmektedir, bu da onların evliliğe daha önceden hazır duruma geldiklerinin bir başka delilidir. Buradan hareketle bir hesap yapıldığında şu sonuç çıkacaktır : Belli bir yılda onaltı yaşına girmiş bin erkek ve dokuz yaşına girmiş bin kız olsa, kanuni evlenme çağı olan yirmi beş yaşa kadar erkeklerden on nesil, kızlardan ise onbeş nesil biyolojik olarak evlenmeye hazır hale gelmiş olacaklardır, bu takdirde biyolojik büluğ bakımından kızların sayısı -farazi olarak- erkeklerinkinin iki katına da çıkabilecektir; bu vaka, tabiat eliyle (sünnetullah gereği) bir erkeğe iki kızın hazırlanmasını ifade eder.
Kadınların ortalama ölüm yaşlar erkeklerinkinden uzundur, buna karşılık erkeklerin de çocuk sahibi olma yaşları kadınlarınkinden daha uzundur. Bu iki yaş ortalaması fark bir arada düşünüldüğünde ortalama olarak çocuğu olabilecek yüz erkeğe karşı çocuk yapabilecek elli kadın bulunur.
Başta savaş olmak üzere ölüm getiren olaylar daha çok erkek ölümü getirmektedir. Bu sebeple bazı büyük savaşların sonunda toplumda, kadınların evlenecek erkek bulamadıkları ve hükümetlerinden iki kadınla evliliğe izin talep ettikleri olmuştur.
Kadınlar ile erkeklerin eşit sayıda olduklarından hareketle poligaminin sosyal sıkıntılara yol açacağı iddiası ancak bütün erkeklerin veya çoğunun birden fazla kadınla evlenmesi durumunda düşünülebilir. Halbuki İslâmın ikinci kadınla evlenebilmek için koştuğu şartlar erkelerin çoğunda değil, azında gerçekleşmektedir. Yaşanılan tecrübe de poligaminin uygulandığı yerlerde kadın kıtlığının değil, tek kadınla evlenmenin kanunlaştırıldığı yerlerde bekar erkek kıtlığının yaşandığını ortaya koymuştur.
c) İslâmın kadınlar için getirdiği edep kuralları ve terbiye tarzı onların cinsi duygu ve güçlerinin -erkeklere nisbetle- daha az gelişmesi ve tahrik edilmesi sonucunu doğurmaktadır. Ayrıca tabiatlar icabı yaşadıkları ay hali, gebelik, lohusalık, emzirme gibi haller evlilik hayatlarının üçte birinde onları cinsi hayattan uzak tutmaktadır. Bunlara bir de İslâmın, ümmet sayısının çoğalmasına verdiği önem eklenince gerekli durumlarda bir erkeğin, birden fazla kadınla evlenebilmesinin câiz kılınması kaçınılmaz olmaktadır. İslâm da bunu yapmış, birden fazla kadınla evlenmeyi menetmediği gibi, farz, vacib, müstehab da kılmamıştır.
İnsanlar menedildikleri şeye karşı düşkünlük gösterirler. Müslüman erkek fiilen evlenmese bile bir başka kadınla daha evlenme imkânının bulunduğunu bilerek bu "yasaklılık" psikolojisinden kurtulmaktadır.
d) İslâmın kadına nasıl değer verdiği, onun haklarının korunmasına nasıl itina gösterdiği hem dinî metinlerde, hem de örnek devirlere ait uygulamalarda açıkça görülmektedir. Birden fazla kadınla şartlara bağlı evlenme izninin, kadınların hakları ve değerleri ile olumsuz bir ilgisi yoktur; bu iznin gerekçesi yukarıdaki maddelerde açıklandığı üzere dinî, ictimaî, iktisadî, ahlâkî zaruretlere dayanmaktadır.
Uygulamada çok kadınla evli erkeklerin adaletsizliği, kumalar arasındaki geçimsizlik, böyle ailelerde evlerin cehennem çukuruna dönüşmesi, insanlar arasındaki güzel ilişkilerin çirkinleşmesi bir vakadır. Ancak bu çirkinliklerin ve kötülüklerin âmili kanun (şeriat) değil, onu uygulayan -daha doğrusu uygulamayan- müslümanlardır. Demokrasiyi ele alalım, Batı'da güzel sonuçlar verdiği halde Doğu'da adı mevcut, kendisi mefkuddur (yoktur). Birçok yerde demokrasi terkedilmiş, komünizme geçilmiş, bu defa onda insanlık için huzur, adalet ve saadet aranmıştır, ancak uygulama teoriye uymamış, onda da aradığını bulamayanlar yeniden demokrasiye geçer olmuşlardır. Şu halde bir hukukî, ictimaî, siyasî sistem hakkında doğru değerlendirme yapabilmek için sistemin kendisi ile uygulamayı birbirinden ayırmak, birinin kusurunu diğerine yıkmamak gerekmektedir.
Beşerî sistemler köklü değişikliklere uğratılarak amaca uygun hale getirilirler. İslâmda köklü değişim söz konusu değildir, onda değişmez kurallar vardır, ancak hangi kural olursa olsun uygulandığında tabiî olmayan bir olumsuz sonuç doğuyorsa uygulamayı durdurma imkan da mevcuttur. Bu cümleden olarak bir cevazdan (izinden, serbest bırakmadan) ibaret olan çok kadınla evlilik, genellikle kötüye kullanıldığı ve olumsuz sonuçlar doğurduğu takdirde islâmî yönetim tarafından engellenebilir; bu kanunu (şeriat) değiştirmek mânasına gelmez; bu, tıpkı şartlarını yerine getirememekten korkan ferdin tek kadınla evli kalmayı yeğlemesine benzer. Günümüzde bizde ve bize benzer toplumlarda tek kadınla evlilik örf ve âdet haline geldiği için bir kimsenin karısına kuma alması, birinci kadını, ondan olma çocukları ve çevresini, başka çağ ve toplumlarda olandan daha ziyade etkilemekte, üzmekte, perişan etmektedir. Bir müminin, insanlar bu kadar üzüntüye sokacak bir davranışta bulunabilmesi için zevkten başka sebepleri olmalıdır.

----------------------

Çok eşli olmak neden erkekler için caiz ama kadınlar için caiz değildir?


Kısa Cevap

Çok evlilik İslam’dan önce yaygındı ve herhangi bir sınır ve kuralı yoktu. İslam insan hayatının gereksinimini göz önüne alarak onu sınırladı ve ağır şartlar koydu.

Islam’ın kanunları insanın gerçek ihtiyaçlarını karşılayacak ve toplumun tümünün faydasına olacak şekilde düzenlenmiştir. İnsan topluluklarında var olan ve inkar edilmeyecek bazı gerçekleri inceleyelim :

1-Erkekler, hayatın çeşitli alanlarında kadınlardan daha çok ölüm tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. Savaşlarda ve diğer birçok olaylarda asıl kurbanlar erkeklerdir.

2- Cinsel isteğin kalıcılığı erkeklerde kadınlardan daha uzundur.

3- Kadınların aybaşı hallerinde ve hamileliklerinin bir döneminde cinsel ilişkiye girmeleri yasaktır.

4- Çeşitli nedenlerden dolayı kocalarını kaybeden kadınlar vardır, eğer çok eşlilik olmasa onlar hep eşsiz kalacaklardır.

Bu gerçekler ışığında toplumun ve bireyin selametinin korunması için şu üç yoldan birisini seçmek zorundayız :

a) Erkekler hep tek eşleri olacak, dul kadınlar ömürlerinin sonuna kadar kocasız kalacak ve bütün fıtri ihtiyaçlarını, isteklerini ve hislerini öldürecekler.

b) Erkeklerin yasal olarak yalnızca bir eşi olacak, ama kocasız kadınlarla özgür ve gayr-i meşru bir şekilde cinsel ilişkiye girip onlarla bir metres hayatı yaşayacaklar.

c) Birden fazla eşi idare edecek gücü olanlara, eşleri ve çocukları arasında adalete tam olarak riayet etmek kaydıyla birden fazla evlenmelerine izin verilecek.



İslam üçüncü yolu seçmiştir. Kadınların birden fazla erkekle evlenmesini caiz bilmiyorsa bunun nedenleri şunlardır :

1) Kadının çok eşli olması onun doğasına ve ruhsal yapısına terstir.

2) Öyle bir durumda çocukların selameti tehlikeye düşer.

3) Soylar tanınmaz…

Ayrıntılı Cevap

İslam’dan önceki dönemlere baktığımızda çok eşliliğin herhangi bir kanun ve kural olmadan normal ve yaygın olduğunu görmekteyiz. İslam insan hayatının gereksinimleri doğrultusunda onu sınırlandırmış ve ona ağır şartlar koymuştur.

İslamın kanunları insanın gerçek ihtiyaçlarına göredir. Toplumun tümünün menfaatini göz önüne alıp, hissiyatları bir kenara bırakırsak çok eşliliğin felsefesi ortaya çıkar. Erkeklerin, yaşamın çeşitli alanlarında kadınlardan daha çok ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını kimse inkar edemez. Savaşlarda ve diğer bir çok olaylarda asıl kurbanlar erkeklerdir.



Yine cinsel isteğin kalıcılığı erkeklerde kadınlardan daha uzundur; zira kadınların çoğu belli bir yaştan sonra cinsel isteklerini kaybediyorlar, oysa erkekler böyle değildir.



Yine kadınların aybaşı hallerinde ve çocuk doğurmalarının bir döneminde cinsel ilişkiye girmeleri yasaktır. Erkeklerde böyle bir yasak yoktur.



Bunların dışında eğer çok eşlilik olmazsa, çeşitli sebeplerden dolayı kocalarını kaybeden kadınlar hep eşsiz kalacaklardır.



Bütün bu gerçekleri göz önüne aldığımızda kadınla erkek arasındaki dengeyi bozan böyle durumlarda aşağıdaki üç yoldan birini seçmek zorunludur :



a) Erkeklerin hep tek eşleri olacak, dul kadınlar ömürlerinin sonuna kadar kocasız kalacak ve bütün fıtri ihtiyaçlarını, isteklerini ve hislerini öldürecekler.

b) Erkeklerin yasal olarak yalnızca bir eşi olacak, ama kocasız kadınlarla özgür ve gayr-i meşru bir şekilde cinsel ilişkiye girip onlarla bir metres hayatı yaşayacaklar.

c) Birden fazla eşi idare edecek gücü olanlara eşleri ve çocukları arasında adalete tam olarak riayet ederek birden fazla evlenme izin vermek.



Eğer birinci yolu seçmek, toplumsal sorunların ortaya çıkmasına sebep olur ve insanın fıtrat, güdü, ruhsal ve bedensel ihtiyaçlarıyla mücadele etmeyi gerektirir. Ama bu, kazananı olmayan bir mücadeledir. Böyle bir yol pratiğe dökülse onun gayr-i insani yönü kimseye gizli kalmaz.



Çok eşliliğe, zaruret zamanlarında ilk eşin açısından bakmamak lazım; olaya ikinci eşin ve toplumsal menfaat ve gereklilikler açısından da bakmak gerek. Çok eşlilik olduğunda birinci eşin sorunlarını ortaya koyanlar, gerçekte üç boyutlu bir meseleye tek boyutuyla bakmaktadırlar. Çok evlilik hem erkeğin, hem birinci eşin, hem de ikinci eşin açısından ele alınmalı, sonra tümünün menfaatleri göz önüne alınarak hüküm verilmelidir.



İkinci yolu seçersek o zaman fuhuşu kabullenmemiz gerekir. O zaman da yine bu yanlış kararın kurbanı kadınlar olur çünkü metres olarak kullanılan kadınların güvence ve gelecekleri olmaz. Öte yandan şahsiyetleri de ayaklar altına alınmış olur. Bunlar düşünen insanın kabul edebileceği şeyler değildir.



Dolayısıyla yalnızca üçüncü yol kalıyor. Yani kadınların hem fıtri ve garizi ihtiyaçlarına olumlu cevap verebilmek gerekir, hem de böyle kadınları fuhuşun kötülüğünden ve yaşamın sorunlarından kurtarıp, toplumu günah bataklığından çıkarmak gerekir.



Batılı toplumlarda insani duygu ve hislerin azalmasının bir göstergesi de onların insan yerine hayvanlara sevgi göstermeye yönelmeleridir. Yoksa onların hayvanları sevmeleri insani hislerinin güçlü olduğundan kaynaklanmıyor.



Kadınların birden fazla erkekle evlenmelerinin caiz olmadığı konusuna gelince cevap olarak diyoruz ki :



1) Kadının çok eşli olması onun doğasına ve ruhsal yapısına terstir. Zira psikolojik olarak kadınla erkeğin arasında ruhsal yapı, yönelişler ve duygular bakımında çok farklılıklar vardır. Psikologlar kadınların tabii olarak ‘tek eşli’liğe meyilli olduklarına inanmakta ve fıtri olarak çok eşlilikten kaçındıklarını söylemekteler. Onlar bir erkeğin duygu ve himayeti altında olmak isterler. Birden çok erkekle olmayı istemek bir çeşit hastalıktır. Ama erkeklerin zati olarak çeşitlilik ve çok eşlilik eğilimleri vardır. Bilindiği üzere İslami hükümlerin tümü insanın gerçek ihtiyaçları ve özellikleri üzerine kurulmuştur.

2) Çocukların selameti tehlikeye düşer.

3) Soylar tanınmaz, kimin hangi soya ait olduğu bilinmez. Bunun kötü sonuçlarından biri ailevi duyguların ölmesidir. Bu da nüfusun azalmasına sebep olur; çünkü insan doğal olarak kendi çocuğunu sevmekte ve onun için yatırım yapmaktadır. Kendisine ait olup olmadığı belli olmayan birine, hatta gerçekte kimden olduğu belli olmayan birine karşı yabancı kalacak ve ona karşı kendisini sorumlu hissetmeyez.



Bunlar İslamın çok eşliliği erkekler için caiz bildiği ama kadınlara caiz bilmediği hikmet ve faydalarından bazılarıdır.

--------------------------

İslam'da Birden Fazla Kadınla Evlilik

Eski Kavimlerde Durum

Birden fazla kadınla evlilik Kur’an-ı Kerim’in nassıyla sabit olan bir ruhsattır. Nitekim :

“Himayeniz altındaki yetim kızlarla evlenince haklarını gözetemeyeceğinizden, adaleti sağlayamayacağınızdan endişe ederseniz, onlarla değil, size helal olup arzu ettiğiniz diğer kadınlardan iki, üç veya dört hanım olmak üzere evlenin”1 ayeti bu konuda birden fazla kadınla evliliğin müminler için zarurete binaen verilmiş bir ruhsat olduğunu ifade etmektedir.

İslam’ın birden fazla evlilik prensibine karşı çıkanlar, “Kadınların aleyhinde olan bu prensibi ilk defa Muhammed koymuştur” görüşünden hareketle bu konuyu, İslam’ın aleyhinde yoğun bir propagandaya vesile kılmışlardır. Oysa birden fazla evlilik Hz. Muhammed’ten (s.a.v) çok önce dünyada vardı. Başka bir ifadeyle, bu gelenek bütün Doğu kavimlerinde yaşanmaktaydı. Çin’de hanımı kısır olan bir kimse ikinci bir hanımla evlenebilirdi. Hatta çok sayıda çocuk sahibi olmak isteyen herkes birden fazla kadınla evlenebilirdi. Ne var ki, sonradan gelen hanımlar ilk hanımın emrine girmiş oluyorlardı. Hatta Çin’deki Liki hukukuna göre bir erkek 120 kadınla evlenebilirdi. Keza birer Asya kavmi olan Babilliler, Asurlular, Persler ve Brehmanlar istedikleri kadar kadınla evlenebilirlerdi.2

Diğer taraftan Yahudi şeraitinde birden fazla kadınla evlenmek prensip olarak benimsenmiştir. Tevrat’tan anlaşıldığına göre Hz. Musa (a.s) birden fazla kadınla evliliğe karşı çıkmadığı gibi, evlenilecek kadın sayısına bile bir sınırlama getirmemiştir. Ancak Yahudilikte çok evlilik aileyi, annenin başkanlığında bir anaerkil aile haline getirirdi. Başka bir deyimle, çok evlilik aileyi, annenin başkanlığında alt gruplara bölerdi. Bu yolla alt gruplara ayrılma o kadar kesindi ki, aynı adamın farklı hanımından doğma çocukları birbirleriyle evlenebiliyorlardı. Ancak bu uygulama daha sonra yasaklanmıştır. Burada şunu da söylemekte yarar vardır : Yahudi dinine mensup olan fakir halk, dinen yasaklandığı için değil, soysa-ekonomik sebeplerden dolayı tek evlilikle yetinmek zorunda kalmışlardır.3 Hz. Süleyman’ın 70 kadar hür, 300 kadar da cariyesi vardı. Hz. Yakup, Hz. Davud ve Hz. Süleyman peygamberler birden fazla kadınla evliliğe karşı çıkmamışlardır.4

Hıristiyanlıkta da birden fazla kadınla evliliği yasaklayan bir hüküm bulunmamaktadır. Her ne kadar Yahudiliğin aksine Hıristiyanların tek evliliği benimsedikleri iddia edilse bile bu kesin değildir. Çünkü Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde hiçbir konsül birden fazla evliliğe karşı çıkmamıştır. Fakat sadece Charlemagne adlı hükümdar, çok evliliği sadece papazlar için yasaklamıştır. Martin Luter bile iki kadınla evliliği tasvip etmiştir. Diğer taraftan bazı Hıristiyan mezhepleri de birden fazla kadınla evliliği prensip olarak kabul etmişlerdir. Hatta Anabaptistler M. 1531’de çok kadınla evliliği tavsiye ettiler. Mormonlar da çok kadınla evliliği ilahi bir kurum olarak kabul etmişlerdir.5 Bütün bunlara bakarak denilebilir ki, Hıristiyanlıkta şu anda var olan birden fazla kadınla evlilik yasağı sonradan konulmuştur.

Mısır Firavunlarının birçok eşlerinin olduğu bilinmektedir. Hatta Firavunlar çoğu zaman kendi kız kardeşleriyle bile evlenebiliyorlardı. Ancak Firavunlar ailesinde, genellikle kral sülalesinden gelen bir tane meşru eş bulunuyordu; diğerleri meşru sayılmazdı. Bu meşru kadın birçok haklara sahip bulunuyorken, meşru olmayanlar bu haklara sahip değillerdi.6

Eski İran dinlerine göre birden fazla kadınla evlenmek isteyen bir erkek kefalet ücreti olarak kadınlara belli bir tazminat ödemek zorundaydı. Bugün sadece Şia mezhebinde caiz sayılan Mut’a nikâhının (geçici nikâh) böyle bir gelenekten miras kaldığı söylenebilir. Bununla birlikte Pers kanunlarında birden fazla kadınla evliliği yasaklayan bir madde bulunmuyordu. Aynı şekilde Hintliler ve eski Yunanlılar arasında da birden fazla kadınla evlilik yaygındı.

Birden fazla kadınla evlilik İslam öncesi Cahiliye Arapları arasında da yaygındı. Nitekim Geylan b. Seleme İslam’a girdiği zaman on kadınla evli bulunuyordu. Resulullah (s.a.v) kendisine : “Bu hanımlardan sadece dördünü seçebilirsin” dedi.7 Aynı şekilde Kays b. Haris Müslüman olduğunda sekiz kadınla evli bulunuyordu.8 Muhtemelen bu adam da eşlerinden sadece dört tanesini seçmiştir. Malik b. Enes’in rivayetine göre on kadınla evli bir Sakif’li Müslüman olunca Resulullah’ın (s.a.v) kendisine : “Bu hanımlardan dördünü yanında tut; diğerlerini serbest bırak” buyurmuştur.9

Tarihi Gerçeklerin Çarpıtılması

Eski kavimlerde cereyan eden birden fazla kadınla evlilik geleneğine bakarak diyebiliriz ki, İslam, evlilik geleneğini birden dörde çıkarmamış, aksine çok sayıda kadınla evlilik geleneğini kaldırarak zorunlu hallerde ve ruhsatı ifade eden bir cevazla, sayıyı dörtle sınırlandırmıştır. Bu tarihi gerçeklere rağmen, sanki İslamiyet bir kadınla evliliği reddedip dört kadınla evlenmeyi esas almış, hatta mecburi kılmış gibi haksız hücumlara maruz kalmıştır. İslam düşmanı bazı ateistlerin denetiminde yürütülen kampanyalar, birden fazla kadınla evliliği bahane ederek zaman zaman İslam dinini kadın düşmanı ilan edecek bir düzeye ulaşmıştır. İlahiyat sahasında araştırmalar yapan ehl-i tefrit bazı kimseler ise, o mülhitlere şirin görünmek veya İslam’ı savunmak amacıyla, birden fazla kadınla evliliği kökten inkâr ederek ayete zoraki teviller yapmışlardır.

Aslında İslamiyet bir tek kadınla evliliği kural olarak, birden fazla kadınla evliliği ise (dörde kadar) istisnai ve zaruret hali olarak kabul etmiştir. İslam aile hukukunun uygulandığı bazı İslam ülkelerini incelediğimiz zaman durumun bu merkezde olduğunu görürüz. O kadar ki, sosyal hayatın tümünde İslam hukukunun uygulamasına geçilmeyen bir kısım İslam ülkelerinde, kamu yararı gözetilerek (Mesalih-i Mürseleden olmak üzere) birden fazla kadınla evliliğe sınırlamalar getirilmiştir.

Bu makaleden asıl kastımız, birden fazla kadınla evlilik geleneğini savunmak değil, müminleri ve konuya ilgi duyan herkesi akli muhakemeye davet etmektir. Bu konuda hisse ve propagandaya değil, akl-i selime tabi olmak gerektiğini savunuyoruz. Zira çok evlilik konusundaki propagandaların altında İslam düşmanlığı vardır. Allah’ı, Kur’an’ı ve ahiret gününü kabul etmeyenler için bu konu iyi bir malzeme sayılmaktadır. Bu yüzden, bazı çevreler, her fırsatta düşüncelerine destek bulmak amacıyla birden fazla kadınla evlilik konusunu gündemde tutmaya çalışıyorlar. Bu açıdan denilebilir ki, zaruri olduğu takdirde birden fazla kadınla evlilik İslam’ın övünülecek bir prensibidir. Zaruret ise kendisini birkaç şekilde göstermektedir.

1-Adaletin Temini Açısından :

Birden fazla kadınla evliliği serbest bırakan Nisa Suresi’nin 3. ayetinden hemen sonra şu ifade yer almaktadır :

“Eğer aralarında adaleti sağlayamayacağınızdan korkarsanız bir tane ile yahut ellerinizin altındaki (cariyeler) ile yetinin. Böylesi, haksızlık yapmamanız için daha uygundur.”10 Böylece birden fazla evlilik, “kadınlar arasında adaleti sağlama” gibi pratikte yerine getirilmesi pek güç olan bir şarta bağlanmıştır. Adalet prensibinin esas kabul edilmesi, birden fazla kadınla evlenmenin istisnai bir durum olduğunu, zaruri bir durum ortaya çıkmadıkça bu yola başvurulmaması gerektiğini ifade etmektedir. Çünkü adaletsizlik aile huzurunu ve düzenini yok eden tehlikeli bir unsurdur.

Diğer taraftan aynı surede yer alan :

“Ne kadar titizlik gösterirseniz gösterin kadınlar arasında adaleti tam sağlayamazsınız. Öyle ise birine büsbütün gönül verip ötekini askıda kalmış kadın gibi (kocası hem var hem yok) bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.”11 ayeti dikkatle incelendiği zaman kadınlar arasında adaleti temin etmenin ne kadar güç olduğu, hatta neredeyse imkânsız olduğu anlaşılacaktır. Bu da, birden fazla kadınla evliliğin asıl değil, zaruret olduğunu göstermektedir.

Kuşkusuz adalette önemli olan nafaka temininde ve zevcelik hukukuna riayet etmekte adil davranmaktır. Fakat kalbi ve ruhi bir faaliyet olan sevgi besleme, sempati duyma ve meyletme konusunda, nafakada olduğu gibi adil davranmak neredeyse imkânsızdır. Ayette geçen “Ne kadar titizlik gösterirseniz gösterin kadınlar arasında adaleti tam sağlayamazsınız” şeklindeki hüküm bu anlamdaki bir adaletten söz ediyor. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v) bu kaçınılmaz meyil ve yöneliş dolayısıyla, yani bazı eşlerine duyduğu farklı bağlılık sebebiyle haksızlık yapmaktan korkmuş ve Allah’tan şöyle af dilemiştir : “Allahım! Bu benim elinden gelen adalettir. Senin sahip olduğun fakat benim malik olamadığım adaletten dolayı beni mesul tutma Allah’ım.”12

Görülüyor ki, eşler arasında adaleti emreden ayetin özü, haklara riayet edilerek zulmün kesin olarak önlenmesidir. Resulullah (s.a.v) da eşler arasında adaleti temin etme konusunda insanlara şu uyarıyı yapmıştır : “Bir kimsenin iki hanımı olup da aralarında adaletli davranmazsa kıyamet gününde bir omuzu düşük (felçli) olarak haşredilir.”13

Dikkat edilirse dörde kadar evliliğe izin verme ile kadınlar arasında eşitlik ve adaletin teminini istemek, diğer taraftan kadınlar arasına adaleti temin etmenin güç olduğuna yapılan vurgu arasında bir çelişki bulunmaktadır. Ayetlere yapılan tefsirlerden anlaşıldığına göre, dört kadınla evlilik izninin hukuki bir ağırlığı olmasına rağmen, adaletin temin edilmesi konusu erkeğin vicdanına bırakılmıştır. Öte yandan, çağdaş düşünür ve âlimler, birden fazla evlilik konusunda önceliği adaletin teminine verip, bunun da erkek tarafından sağlanamayacağını kabul ederek çok evliliğe izin verilmiş olmasının geçici ve kısıtlı bir gaye için olduğu yönünde görüş beyan etmektedirler.14

Ancak şurası bir gerçektir ki, İslam toplumunda yerleşmiş bir gelenek haline gelen çok evliliği birden bire ortadan kaldırmak mümkün olmadığı gibi, Kur’an’ın çok evlilik konusunda getirdiği kısıtlamalar toplumun ahlakını düzeltmeye yönelik olduğu tartışma götürmez bir hakikattir. Böylece dörde kadar evlilik izni hukuki bir düzeyde kalmıştır. Başka bir deyimle, dörtten fazla kadınla evlilik ahlaksızlık kabul edilerek yasaklandığı halde dört kadınla evlenebilmek zaruret halinde bir ruhsat olarak kalmış, ancak ne vacip ne de sünnet kabul edilmiştir. Fakat ne yazık ki, birden fazla evlilik hususu İslam düşmanları tarafından her zaman, İslam’ın bir emri gibi gösterilmektedir.

2-Kadın Haklarını Koruma Açısından

Tabiun müfessirlerinden Said b. Cubeyr ve Katade’ye göre birden fazla evliliği serbest bırakan ayet kadınların haklarını korumak için nazil olmuştur. Onlara göre İslam’dan önce yetimlere yapılan hakaret kolay kolay benimsenmez ve büyük bir kötülük olarak kabul edilirdi. Ancak kocası ölen kadınlara hiçbir insanî hak verilmezdi. Kadınlara karşı kabaca davranılır ve onlara yapılan hakaret toplum tarafından ayıplanmazdı. Bu yüzden Allah müminleri, Cahiliye Arapları gibi yapmamaları, yetim haklarına riayet ettikleri gibi kadın haklarına da riayet etmeleri ve kadınlara haksızlık etmemeleri konusunda uyarıyor. 15

Ayete göre erkek dört kadından fazlasıyla evlenemez. Şayet evleneceği kadınlar arasında adaletle davranmazsa birden fazla kadınla yine evlenemez. Bu durumda, iddiaların aksine ayet, çok evliliği teşvik etmemekte, sınırlandırmaktadır. Çünkü kim adaleti yerine getirmeden birden fazla kadınla evlenmeye kalkarsa Allah’a isyan etmiş olur. Ancak şart koşulan adaletin zor oluşundan yola çıkarak birden fazla evliliğin İslam’da yasaklanmış olduğunu iddia etmek de yanlıştır. Çünkü Kur’an açık bir ifadeyle eşler arasında adaletli davranıldığı sürece birden fazla evliliğe müsaade etmiştir. Ne var ki, bu şartı yerine getirmenin oldukça zor olduğu dikkate alınırsa zaruret olmadıkça birden fazla evliliğin Kur’an’da tavsiye edilmediğini anlamak mümkündür

3-Yetim Çocuklar Açısından

Allah birden fazla kadınla evliliği mubah kılan ayetten önce yetimlerin durumuna dikkat çekmiştir. Kuşkusuz babaları savaşta şehit olmuş çocukların sahipsiz kalarak kötü durumlara düşmeleri, toplumun kötü duruma düşmesi anlamına gelir. Yetimleri şahsiyetli birer insan olarak yetiştirmek bütün toplum üzerine bir vecibe sayılır. Onlar yetişirken babalarından kalma mallarını da koruma altında tutmak gerekir. Toplumdan ve yakın çevresinden vefa gören yetimler, cihad meydanlarında şehit olan babalarının boşuna ölmediklerini, i’la-yi kelimetullah için canlarını feda ettiklerini anlayacaklardır. Birden fazla kadınla evliliğe müsaade eden ayetten hemen önce Allah şöyle buyuruyor :

“Yetimlere mallarını veriniz. Kötüyü iyi ile değiştirmeyin ve onların mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin. Çünkü bu gerçekten büyük bir günahtır.”16 Bu ayetten sonra, birden fazla kadınla evliliği serbest bırakan ayet geliyor ve şöyle diyor : “Eğer (kendileriyle evlenemediğiniz takdirde) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız size helal olan kadınlardan ikişer, üçer ve dörder alın.” Allah bu ayetle şunu demek istiyor : “Eğer toplumum birer ferdi olan yetimleri koruma hususunda bir kusur işlemekten korkuyorsanız, tamamen insanî bir amaç uğruna anneleriyle evlenerek onları kendinize evlilik bağıyla bağlayınız. Böylece haklarını daha iyi korumuş olursunuz.”17 Böylece yetimlerin anneleriyle evlenmek, onların haklarını daha iyi korumak amacına yönelik olduğu zaman, birden fazla evlilik bir zaruret olarak kendini gösterebilir.

Dikkatle incelediğimiz zaman göreceğiz ki, Kur’an burada yetim çocukları büyütmeyi üstlenen velileri, onların mal ve servetlerini koruma konusunda ciddi bir şekilde uyarmaktadır. “Mallarınızı onların mallarına katarak yemeyiniz” ifadesi bunu apaçık gösterir. Esasen yetimlerin mallarını koruma ile ilgili konu Mekke’de gündeme gelmişti. Şöyle buyuruyor :

“Büyüyüp aklı başına gelinceye kadar yetimin malına, en güzel şeklin dışında yaklaşmayın.”18 Bu ayet, yetimin malını onun iyiliği için harcamanın esas olduğunu vurguluyor.

Medine döneminde ise bu iş daha da şiddetle vurgulanmıştır. Şöyle buyuruyor : “Senden kadınlarla ilgili açıklama istiyorlar. De ki : ‘Allah size onlar hakkında açıklama yapıyor. Haklarını vermeyerek nikâhlamak istediğiniz yetim kadınlarla küçük, zayıf ve yetim çocukların haklarına dair hükümler size bu kitapta okunup duruyor. Yetimlerin haklarını vermekte tam adaleti gözetin. Yaptığınız her iyiliği, Allah mutlaka bilir.”19 Bu ayet çaresiz kalmış yetimleri korumak amacıyla dul kalmış anneleriyle iyi niyetle evlenmenin ne kadar insanî bir görev olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca bu ayet açıkça gösteriyor ki, çok evlenme ile ilgili sorular, yetim kızların durumlarının söz konusu edildiği sıralarda sorulmuştur.

Hz. Aişe, yetimlerle ilgili ayetin (Nisa4/3) Cahiliye döneminde yaygın olan kötü bir alışkanlığı ortadan kaldırmak üzere nazil olduğunu söylüyor. Rivayete göre yetim kalan kızların velileri onları kendi kontrolleri altında tutabilmek için kimsesizliklerinden yararlanarak güzel olmaları ya da zengin olmaları halinde bu yetimlerle evlenmek istiyorlardı. Evlendikten sonra ise onlara çok kaba davranıyorlardı. Bu kötü gelenek yüzünden bazı müminler Müslüman olduktan sonra yetim kızlarla evlenmekten çekindiler. Bunun üzerine Kur’an onlara, eğer adil davranmaktan endişe ederlerse yetim kızlar yerine, kendilerine helal olan diğer kadınlardan dörde kadar evlenmelerini tavsiye etmiştir. Aynı surenin diğer bir ayetinde Allah, sırf mallarını yemek amacıyla yetim kızlarla evlenmemeyi ve güçsüzlere karşı adil davranmayı emretmektedir.

4-Çocuk Sahibi Olamayan Kadın Açısından

Evliliğin asıl amacı çocuk sahibi olmaktır. Bu husus, ilk çağlardan beri tartışmasız bir şekilde kabul edilmektedir. Şimdi çocuk sahibi olmak istediği halde kadındaki bir hastalık sebebiyle çocuk sahibi olmayan bir aile düşünelim : Böyle bir durumda eşler ne yapmalıdırlar? Çocuk sahibi olmak ve böylece fıtri olan çocuk sevgisini tatmak isteyen böyle bir aile için iki yol vardır : Ya erkek, çocuk doğuramayan eşini boşayıp yeni bir evlilik yapacak; ya da karısını boşamadan ikinci bir evlilik yapacaktır. Kuşkusuz boşama olayı, kişisel ve sosyal açıdan, hem erkek hem de kadın için riskler taşımaktadır. Kaldı ki, çocuk sahibi olamayan birçok kadının, kocaları için yeni eşler aradıkları da bilinen bir gerçektir.20 Elbette ki, çocuk sahibi olamayan akıllı bir kadın ikinci bir evliliğe razı olur ama aile düzenini asla bozmak istemez.

5-Kadının Hasta Olması Halinde

İyileşme imkânı bulunmayan bir hastalığa yakalanan bir kadın düşünelim : Erkeğin böyle bir kadınla yalnız başına hayatını devam ettirmesi gerek insani gerek hukuki ve sosyal açıdan beklenmemelidir. Eşi bu derece hasta olan bir erkek ya hasta olan eşini boşayıp öyle evlenecek, ya da ikinci bir evlilik yapacaktır. Kadını hasta haliyle boşamak canavarca bir davranış olacağı muhakkaktır. Buna karşılık ikinci evliliğe müsaade etmeyen uygarlıklarda karısı sürekli hasta olan bir erkeğin ne gibi durumlara düşeceğini tahmin etmek güç değildir.21

6-Zinayı Önlemek Açısından

Bazı erkekler cinsel yönden hanımlarından daha güçlü olabilirler. Üstelik adet, hamilelik ve lohusalık gibi dönemlerde hanımıyla cinsel yakınlıkta bulunamayan böyle bir erkeğin durumunun daha da kötü olacağı muhakkaktır.

Böyle bir durumda olup sabır gücü az olan bir erkeğin zina yapma ihtimali fazladır. Oysa ikinci bir evlilik onu zinadan koruyacağı gibi ahlaki değerlerini de muhafaza edecektir. Çünkü İslam’a göre zina büyük bir ahlaksızlıktır. Birden fazla evliliği yasaklayan ülkelerde zinanın suç olmaktan çıkıp normal bir iş haline gelmiş olması, ahlakın seviyesini göstermesi bakımından önemlidir.

7-Nikâhlı Bir Kadın İçin Birden Fazla Evlilik Neden Yasak?

Namus ve iffet anlayışından yoksun olan bazı kişiler İslam’ın dört kadınla evlilik prensibini kötülemek amacıyla “Neden dört kocalı bir kadın olmuyor da dört eşli bir erkek olabiliyor?” diyerek konuyu çarpıtmak istiyorlar. Oysa daha önce de ifade ettiğimiz gibi evlilikten maksat insan neslinin, doğru bir nesep halinde devam ettirilmesidir. Bu olgunun, insanlık için gerekli olduğu konusunda hiçbir akıllı insan şüphe duymaz. Fakat birden fazla erkekle ilişkiye giren bir kadının doğru nesepli bir çocuk dünyaya getirmesi oldukça zordur. Kaldı ki, toplum tarafından dışlanmış ve adeta cezalandırılmış fahişe kadınların dışında birden çok erkekle ilişki içinde olmayı insanca kabul eden akl-i selim sahibi bir kadın bulunmamaktadır. Böyle durumlara düşmeye mecbur edilmiş kadınlar bile bu durumlarını gizlemekte ve başkaları tarafından bilinmesini istememektedirler.

Konuyu neslin doğru olarak korunması açısından ele alacak olursak mesele daha da netleşir. Çünkü bir insan için kendi soyunu, annesini ve babasını bilmesi kadar güven ve mutluluk verici bir şey olamaz. Batı’da nesebi meçhul çocukların fazlalığı suç oranlarını arttıran sebeplerin başında gelmektedir. Çünkü bu tür çocuklar öz güven ve öz mutluluktan yoksun oldukları için topluma karşı sorumluluk bilincini daha az taşımaktadırlar. Bazı bilim adamlarının, zaruret halinde birden fazla evliliğe karşılık, kadının da birçok erkekle ilişki kurmasını kadın hakları çerçevesinde ele almaları ve bunu kitaplarında yazmaları bir talihsizlik olduğu gibi, insanlık adına da utanç vericidir.

8-Çok Evliliğe İtiraz Edenlerin Gerekçeleri

İslam hukukundaki çok evlilik prensibine itiraz edenlerin gerekçeleri üç ana başlıkta özetlenebilir.

a) Ahlaksızlığın yayılması :

Onlara göre birden fazla kadınla evlilik toplumda kötü geleneklerin yayılmasına sebep olan bir olgudur. Çünkü kocalarının birden fazla kadınla evlendiklerini gören kadınların sevgileri intikam hissine dönüşür ve mağdur edildiklerini düşünen bu kadınlar misliyle karşılık vermeye çalışırlar. Bu durum toplumda zina ve fuhşun yayılmasına sebep olur.

Oysa İslamiyet hükümlerini hissiyat ve duygular üzerine bina etmez. Aksine bütün hükümlerini sağlıklı akla onaylatmıştır. Bu durum, İslam’ın hisleri iptal ettiği anlamına da gelmez. Ne var ki, hisler değişkenlik arz edebilir. Başka bir deyimle, insanın duyguları, aldığı eğitime göre değişiklik arz edebilir. Bir toplumda güzel kabul edilen bir hareketin, başka bir toplumda çirkin kabul edilmesi bunun açık bir delilidir. İslam’daki terbiye ise, kadını öyle bir seviyeye yükseltiyor ki, bu tür duygusallıklara kapılıp kocasından intikam alması ve ona misillemede bulunması hemen hemen asla vaki olmamış hadiselerden sayılmaktadır.

Birkaç asırdır Batılı kadın tek evliliği benimseyerek evinde, kendisinden başka kadın istememeye alışmıştır. Hâlbuki aynı Batılı kadın, kocasının, başka kadınlarla nikâhsız olarak ilişki kurmasına engel olamamaktadır. Bunun bir sonucu olarak Batılı merkezler, başka kadınla sevgili olmayı erkeğin tabii hakkı kabul ederek zinayı kısmen serbest bırakmak zorunda kaldılar. Acaba, kocasının başka bir kadınla ilişki kurmasını duyan bir Batılı kadın gönül rahatlığıyla bunu kabul eder mi? Hâlbuki İslam dinine göre birden fazla yapılan evliliklerde sonradan nikâhlanan kadın genellikle birinci eşin rızasıyla nikâhlanmaktadır. Yani zorla yapılan ikinci ve üçüncü evlilikler çok nadirdir.

b) Tabii dengeye aykırılık :

İddialarına göre birden fazla evlilik kâinattaki tabii dengeyi bozmaktadır. Zira kadın ve erkek sayıca birbirine yakın bir sayıda yaratılmışlardır. Birden fazla kadınla evlilik bu dengeyi altüst edebilir.

Doğrusu, insanlar arasındaki evlilik akitleri, kadın ve erkek sayısının eşitliği üzerine bina edilmemektedir. Zira kadın ve erkeğin buluğ çağına ermeleri yaş bakımından farklıdır. Sıcak bölgelerde kızlar için on yaşında ergen olmak mümkün iken erkekler için bu yaş 15-16’dır. Denilebilir ki, fıtri kanunlar kadını daha erken evliliğe hazırlamıştır. Nitekim Batı Avrupa ülkelerinde yapılan bir istatistiğe göre, kanuni ergenlik çağı sayılan 18 yaşında bakire kalan kızların sayısı yüzde yirmilerin altına düşmüştür. Kaldı ki, dünyada her zaman kadın sayısı erkek sayısından fazla olmuştur. Bunun en belirgin sebebi, kadınların erkeklere göre hastalıklara karşı daha çok direnç gösterebilmeleridir.

c) Şehvetperestlik duygusu

İddialarına göre birden fazla evliliğe verilen izin erkekleri şehvetperestliğe ve nefispersetliğe, yani sadece nefsini tatmin etmeye yönlendirmektedir.

Oysa İslam’ın getirdiği terbiye ve ahlak sistemini bilenler böyle bir şey iddia edemezler. Çünkü İslam, erkek ve kadınların zina yapmamaları için birçok tedbir almıştır. Bunların başında da, kadınla erkeğin birbirine mesafeli durmasını sağlayan tesettür gelmektedir. Allah Kur’an’da “Zinaya yaklaşmayınız” diyor. Bu emir zinayı önleyici tedbirler getirmiştir. Müslüman olan herkes bu emri düşündüğü zaman çok şeyler anlayacaktır. Kuşkusuz gözün haramdan uzak tutulması, kulağın nefsi kışkırtan malayani şeylerle doldurulmaması, Kur’an’ın bu emrine riayet etmekle mümkündür. Kadınların ve erkeklerin şehveti kışkırtacak şekilde giyinmemeleri, Kur’an ifadesiyle kadınların Cahiliye teberrücünden (açık-saçıklıktan) kaçınmaları, evlerde ve beraber bulunulması gereken mekânlarda gereksiz yere erkek kadın karışımına fırsat verilmemesi de zinayı önleyen tedbirlerden sayılmaktadır.

Allah (c.c) bu ve benzeri ayetlerle Müslümanların evlerine mahremiyeti getirmiştir. İzinsiz başkasının evine girilmesi yasaklanmıştır. Nur Suresi’nin 27–31. ayetleriyle de, erkeklere ve kadınlara gözlerini korumaları konusunda uyarı yapılmıştır. Kadınların, ziynetlerini mahrem olmayanlara teşhir etmeleri yasaklanmıştır. Ve nihayet, zinadan uzak durulması için kadınlara başlarını örtmeleri emredilmiştir.

Kuşkusuz Kur’an’ın emirleri doğrultusunda hareket eden bir toplumda zina gibi saplantılar en düşük düzeyde olur. Çünkü İslam dini insanda var olan cinsel dürtüleri ibadetle ve haramlardan uzak durmakla kontrol altında tutabilmektedir. Batı toplumlarında ise kadın-erkek ilişkileri bizimkine benzemez. Söz gelimi orada bir kadın kendi arzusuyla istediği kimseyle yatıp kalkabilir; ne kanun koyucu ne de toplum ona bir şey demez. Bizde ise nikâhsız beraberlikler dinen zina kabul edildiği için bu tür hareketler, haklı olarak toplumda ahlak dışı kabul edilmektedir.

Sonuç

Denilebilir ki, İslam toplumunda zinayı en az seviyede tutan temel etkenlerden birisi de birden fazla kadınla evliliğe verilen şer’i izindir. Zira zaruret halinde çok evliliğe başvuran bir erkek ahlaksızlığa ve fuhşiyata meyletmeye tenezzül etmez. Batı toplumları için bunun tersini söylemek mümkündür. Bediüzzaman, Batı uygarlığının birden fazla evliliği insanlığın yararına olmadığını iddia etmesini cevaplarken özetle şöyle der :

“Evet, eğer izdivaçtaki hikmet, yalnız kazâ-i şehvet olsa, taaddüd bilakis olmalı. Halbuki, hattâ bütün hayvanâtın şehâdetiyle ve izdivaç eden nebâtâtın tasdikiyle sabittir ki, izdivâcın hikmeti ve gàyesi, tenâsüldür. Kazâ-i şehvet lezzeti ise, o vazifeyi gördürmek için rahmet tarafından verilen bir ücret-i cüz’iyedir. Mâdem, hikmeten, hakikaten, izdivaç nesil içindir, nevin bekàsı içindir. Elbette, bir senede yalnız bir defa tevellüde kàbil ve ayın yalnız yarısında kàbil-i telâkkuh olan ve elli senede ye’se düşen bir kadın, ekserî vakitte, tâ yüz seneye kadar kàbil-i telkıh bir erkeğe kâfi gelmediğinden, medeniyet pekçok fâhişehâneleri kabul etmeye mecburdur.”22

Nitekim Batılı bir araştırmacı da “Kilisenin birden fazla kadınla evliliği yasaklaması kadar Hıristiyan toplumunu fuhşa sevk eden başka bir amil olmamıştır” diyor. Görülüyor ki, İslam’ın birden fazla kadınla evlilik hakkında verdiği ruhsat, zaruret halinde uygulanması halinde, aile ahlakını koruyan kolaylaştırıcı bir prensiptir. Bu prensibi kabul etmeyen uygarlıklar ülke çapında, hemen hemen her ilde, o ilin gençlerini ahlaksızlığa iten fuhuş yuvalarını açmak zorunda kalmışlardır. Güya birden fazla evliliği reddeden bu toplumlar, gayri ahlaki bir biçimde pek çok kadınla ilişki kurmayı kanunen kabul etmişlerdir.

Öz

İslamiyet bir tek kadınla evliliği kural olarak, birden fazla kadınla evliliği ise (dörde kadar) istisnai ve zaruret hali olarak kabul etmiştir. Bu makaleden asıl kastımız, birden fazla kadınla evlilik geleneğini savunmak değil, müminleri ve konuya ilgi duyan herkesi akli muhakemeye davet etmektir. Biz, çok evlilik konusunda hisse ve propagandaya değil akl-i selime tabi olmak gerektiğini savunuyoruz. Zira çok evlilik konusundaki propagandaların altında İslam düşmanlığı vardır. Allah’ı, Kur’an’ı ve ahiret gününü kabul etmeyenler için bu konu iyi bir malzeme sayılmaktadır. Bu yüzden bazı çevreler, her fırsatta, kötü emellerini gerçekleştirmek amacıyla birden fazla kadınla evlilik konusunu gündemde tutmaya çalışıyorlar. Bu açıdan denilebilir ki : Zaruri olduğu takdirde birden fazla kadınla evlilik İslam’ın övünülecek bir prensiptir. Bu prensibi kabul etmeyen uygarlıklar ülke çapında, gençleri ahlaksızlığa iten fuhuş yuvalarını açmak zorunda kalmışlardır.

Anahtar Kelimeler : İslam, Kur’an, İslam düşmanları, yetim çocuklar, çok evlilik, adaletin temini, eşler, sevgi.

Abstract

Islam accepts marriage with one woman as a rule and marriage with more than one woman (up to four) as an exemption and requirement. Main objective of this article is not to support marriage with more than one woman, but to invite muslims and all other people interested in this issue to mental reasoning. We support good sense regarding multi-marriages, not share and propaganda. In fact, hostility against Islam lies behind propagandas about multi-marriages. This issue can be considered as a sufficient material for those not accepting the God, Koran and eternity day. Therefore, some people keep multi-marriage issue on the agenda to realize their bad intentions. It can be commended that marriage with more than one woman is a principle of Islam required to be appreciated in mandatory cases. Civilizations not accepting this principle required to open bawdy houses causing immorality among young population.
--------------------

çok evlilik (ikinci eşi almak isteyen koca, hanımından izin almak zorunda mı)
Cevap : İzin şartı olmasada, Sadece eşin değil herkesin haberi olması gerekiyor. Çünkü "Nikah ilandır".


Birden fazla evlenmeyi düşünen erkek, eşler arasında davranış, geceleme, adalet, giyim, ihtiyaçları giderme ve diğer konularda aralarında hiç bir fark gözetmeyeceği konusunda kesin kararlı ise ve ikinci bir evliliğe ihtiyaç hissediyorsa evlenmesi caizdir. Aksi durumda ise nikahın geçerliliğine mani olmasa bile adaleti tesis etmediği için günaha girmiş olur. Eğer bu şartlara riayet etmezse haram işlemiş ve kul hakkına tecavüz etmiş olur.


Allah, Kuran-ı Kerimde birden fazla evliliğe müsaade etmiştir. Ancak adaletli olunamayacak durumlarda tek evliliğin yapılmasını istemiştir. Bu nedenle gerekli olmadıkça birden fazla evliliğin doğru olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü birden fazla evlilik durumunda eşit davranmanın nerdeyse imkansız olduğunu, en azından çok zor olduğunu ve her erkeğin işi olmadığını görmekteyiz.

Bununla beraber ikinci bir evliliğin zorunlu olduğunu düşünen birisinin de şahitler yanında nikah kıyabileceğini ve akrabalarına haber vermesinin farz olmadığını ifade edelim.


Çok eşlilik İslam'ın getirdiği bir sistem değildir. İslam öncesi dünyada yaygın olan ve sınır tanımayan bir şekildeydi. Kadının zaten hiçbir konuda fikir beyan etmesi bile mümkün değildi. İslam dini böyle bir ortamda ortaya çıktı ve bu çok eşliliği 20-30'dan dörde indirdi. Buna da çeşitli şartlar getirdi. Bu konuda eşler arasında adaletin yapılması gibi ağır şartlar getirdi. Aksi takdirde bir hanımla evlenmenin daha sağlıklı olacağını tavsiye etti.


İslam dininin çok evliliğe ruhsat vermesinin önemli hikmetleri vardır. Toplumlarda azımsanmayacak derecede var olan hastalık, iki cins arasındaki nüfus orantısızlığı gibi faktörler bu hikmetlerden bir kaçıdır. Örneğin, Batı medeniyetinde, hanımı felç de geçirse, deli de olsa, bir erkek ikinci bir hanımla evlenemez. Bu sebeple de gayr-ı meşru yolların kapısını açmak zorunda kalmıştır. Genellikle erkekler savaşa katılırlar. Bu savaşlarda erkeklerin ölmesi ve –özellikle ahir zamanda, bir hikmete binaen doğumlarda kız çocukların sayısının daha fazla olması, kadınların ister istemez bekâr kalmasına sebep olmaktadır. İşte, gerek ağır ve müzmin hastalıklar sebebiyle olsun, ister kızların sayıca daha fazla olmasından dolayı olsun, bazen çok evlilik zorunlu hale gelebilir. Aksi takdirde, aile yuvası bir yandan erkek için cehenneme dönerken, diğer yandan birçok kadın, bu kutsal evlilik hakkından mahrum kalır. Bu ise, toplusal barışı zedelediği gibi, ahlâkı da deforme eder.


İşte İslam'ın çok evlilikle ilgili verdiği ruhsat bu yaraları tedavi etmeye yöneliktir.Bu asırda, mümkün oldukça, fertlerin tek evlilikle yetinmeleri daha uygundur. Onları zulümden, mutsuzluktan, hukukî yönden illegal-eş ve çocuklarının haklarını zayi etmekten korur. Çok evlilik söz konusu olduğu takdirde, formel hukuk açısından eski eşinden izin alması gerekmiyorsa da, ailede saygı ve sevginin devamı adına böyle bir izin ve rızanın alınması daha uygun düşer.

---------------------
Kur’an da ’ü Teala tek kadınla evliliği Müslümanlara tavsiye etmektedir. Dolayısıyla İslam’da tek eşlilik esastır.Peki dört kadınla evlilik meselesi nedir ? İslâm’da bir erkeğin bir, iki, üç en çok dört kadınla evlenmesini belli şartlar dahilinde izin vardır. Bunlar kısaca şöyledir :

1-) İlk hanımın izin vermesi : Kadın kocası ile evlenirken, kocasına, benden sonra başka kadınla evlenmezsen seninle evlenirim der, erkek de kabul ederse bir daha başka bir kadınla erkek evlenmez.

Eğer hanımı izin verirse, erkek ancak o zaman ikinci bir hanımla evlenebilir.

2-) Belli şartlarda ancak erkek ikinci bir kadınla evlenebilir. Mesela ; bir savaş olsa erkeklerin sayısı ülke düzeyinde azalsa (her savaşta olduğu gibi) ülkede kadın nüfusu çok, erkek nüfusu az olsa. Medeni kanunlara göre her erkek bir kadınla evlense, fazlalık olan eşitliğin üstünde fazla olan kadınlar ne yapacak? Zina mı, fuhuş mu ? ( I. Dünya savaşından sonra Almanya’da, Fransa’da olduğu gibi )

Medeni kanunlar buna bir çözüm üretemiyor. Ama İslam’ın (tek kadınla eşlilik genel tavsiyesi yanında) Taaddüt-ü Zevcat meselesi gündeme gelir. Sorun kendiliğinden çözülür.

İlk hanımın iznini alan erkek ikinci eşini alır ve toplumda kim kimin eşi, kim kimin çocuğu belli olur. Toplum ahlakı bozulmamış olur. Türkiye’de çağdaş psikiyatrinin kurucusu olan Pr. Dr. Mazhar Osman bu nedenle şunu söyler : “Ben Taaddüt-ü Zevcatı bir kusur değil, kemali eser olduğuna inanıyorum.”

Zaten Avrupa’da tek eşle yaşayan, zina etmeyen , çocuğu belli olan kaç toplum vardır. Kendi toplumunun yapısını çok iyi ben Pr. Dr. Forel şunu söylemektedir : Avrupa’da tek eş taraftarlığı etiket, riyadan başka bir şey değildir. Erkek hanımını neden kandırsın ki ? Ya izin alır evlenir yada asla zina yapmaz. Batı ise zina, fuhuş, homo-lezbiyen bir toplum olma yolunda, hayvanlarla cinselliğe yönelmiş bir çağdaş lut kavmi konumundadır. Bu nedenle Angutil, “Acele T. zevcat kabul edilmelidir. Geçen her saat toplumsal bir suç olmaktadır.” demektedir.

Wictor Gambot, Charles Richet; tek eşlilik, kadına hoş görünmek için uydurul-muş yalan gösteriştir derler.

Wictor Marqveritte, Ayandan Gogslere, Dr. Charles Richet, Binet Sanglet... batının içine düştüğü buhranı görüp çok kadınla evliliği savunurlar.

3-) Hanımı izin verirse, ( mali, sosyal-kültürel) şartlarda uygun olsa, erkek kendine sorar : Alacağım yeni eş ile eski eşim arasında adaleti sağlayabilecek miyim ? ikisinin çocuklarında da maddi-manevi adaleti gerçekleştirebilir miyim ? cevabı hayır ise erkek yine evlenemez, hanımı izin verse de. Yani üçüncü şart “adalet” dir.

Bu üç şartta bir arada olmalı. Biri eksik olsa, ikinci eş yasaktır.

Özetle erkek ikinci eşle evlenmek isterse; hanımından izin , kendisinden adalet şartına uyma, şartlarında uygun olması gerekir.

Bir erkeğe dört kadınla evlenme izni varda, bir kadına neden dört erkekle evlenme izni yok ?

1- Çocuk olsa kimin olduğu nasıl belli olacak. Neslin devamı, miras... buna bağlı. Günümüzde bu DNA testleri ile anlaşılabilir. Ya 1400 seneden beri geçen sürede bu nasıl anlaşılacaktı ? O dönemde de İslam, insan ve evlilik vardı.

2-) Pr. Forel’inde belirttiği gibi erkek çok kadına temayüllüdür. Ama kadın bir erkeği sever (onunla evlenir veya evlenemez..).

3-) Kadın gebe kalınca 4 erkek ne yapar ?

4-) Kadın dokuz ayda, erkek bir kaç günde çocuk sahibi olurlar.

5-) Erkek kıskançtır. (İslâm’da ikinci eş ilk hanımın iznine bağlıdır.)

Şimdi bir örnek verelim :

Bir mümin erkek ve kadın düşünelim. Erkek hanımına kötü yoldaki bir kadını gösterip bana izin ver onunla evlenip onu kötü yoldan kurtaralım dese hanımda izin verse , şartlar uygun olsa adaletli davranacağına erkek kanaat getirirse ve o kadınla evlenirse... boyalı basın olayı nasıl değerlendirir ?

“Erkeğe bak, eşi üzerine kuma aldı. Bu adam aşırı dinci, yobaz der, kadın haklarını savunur rolüne girişmez mi; araba lastiği reklamında mayolu kadınları podyumda yürüten bu medya ? Kadını bataklıktan kurtarmak suç, onu her gün bir kaç erkeğe satma çağdaşlık kabul edilir. Sanki o satılan kadınlar birinin kızı, kardeşi, annesi değil, uzaydan geldiler...!

Metres hayatını savunanlar T.Zevcata karşıdırlar. Genç kızları kandırıp kullanıp atmak varken evlenmeye niyetin yoksa eline bile dokunamazsın kuralını isterler mi bazı medeni (!)lerimiz. Ayrıca istisnai bir durum olan ve toplumun devamını amaçlayan bu tür konular hakkındaki sorular genelde cevap almak için sorulan sorulardan değildir, art niyetli sorulardır.

----------------------
diğer kadinlari bilmem ama bunların hepsi hic bir kadina sorulmadan erkek mantigiyla yazilmis seyler. Birincisi ben kadin olarak madem tek erkegi seviyorum onu nasl baska bir kadinla paylasayim? kadinlar sevdiği hicbirseyi paylasamaz erkege oranla daha kiskanctir. Erkek kiskanctir kadin uyumludur tamamen toplumun safsatasi. Erkeklere çok evlilik mesru gosterilmistir. Bu da erkekleri zinaya daha çok iten en buyuk sebeplerdendir. Ikincisi batida karisi delirse hastalansa erkek evleneme denilmis peki erkek delirirse kadin neden evlenemez. bazı erkekler kisirdir kadin cocuk sahibi olmak isterse neden evlenemez? Kadinlar tek erkek sever demissiniz... peki fuhusu meslek yapan hatta bunu isteyerek yapan kocasi evde yokken aldatan kadin için ne soylememiz gerekir. Kadin aldatma oranlari da erkegi aratmayacak kadar fazladir. Insanlar cocuk için evlenmezler bu asikar Zaten kadin hayati boyunca 10 20 cocuk dogurabilir bu da bi lac ailenin cocuk ihtiyacini karsilayabilecek kadar coktur. Kadin erkek nufus sayisi dinya da esittir Turkiye de ve orta dogu ulkelerinde ne hikmetse erkek sayisi kadina oranla fazladir. Bir erkegin kadin duygulari hakkin da bu kadar yorum yapmasi pek saglikli degil. kadinlarin fiziksel gucsuzlugunden yarrarlanilarak uygulanan baskiya mesru yollar aramaniz sizi hic bir sekilde kurtaramaz. Sirf bu yazdiklarnz yuzundn kac kadin cehennem hayati yasiyordur evinde kimbilir. Ve kac erkek karisini aldatip dorde kadar yolu var diyor. O çok kotuledgnz bati emin olun gorundugu gibi degil ben yasadim çok iyi biliyorum onlar duzelmeye baaslarken bizim toplum bozuldu. Sebebini siz dusunun artk. orda bile gaayri mesru cocuk sahibo olanlar genelde Turk ve musluman erkekler oluyor!

-------------------------

Çok Kadın İle Evlilik

Allah (c.c.), aziz kitabında şöyle buyurmaktadır :


"...Size helal olan diğer kadınlardan ikişer, üçer ve dörder olmak üzere nikahlayın. Şayet aralarında adalet yapamayacağınızdan endişe ederseniz, o zaman bir tane ile veya sahip olduğunuz (cariyelerle) yetinmelisiniz. Doğru yoldan sapmamanız için en uygunu budur."

Bu ayet, Hicretin sekizinci senesinde Nebi (s.a.v.)'e nazil olmuştur. Bu ayetin nuzül sebebi evliliğin dört kadın ile sınırlandırılmasıdır. Bu ayet ininceye kadar evliliğin hiçbir sınırı yoktu. Bu ayet, okunduğu ve anlaşıldığı zaman evliliği, aynı anda dört kadın ile sınırlandırdığı görülecektir. Bu ayetin manası şudur : Sizin için helal kılınan kadınlarla evleniniz. Bunun için kadınlardan ikişer, üçer ve dörder tane alınız. Ayette geçen; "ikişer, üçer, dörder" anlamındaki kelimeler, tekrar sayılardandır. Yani, sizin için helal olan bu sayılar kadar ikişer ikişer, üçer üçer ve dörder dörder alınız. Hitab, bütün Müslümanlaradır. Bir çok kadınla evlenmek isteyen kimsenin evleneceği kadınların sayısının bu rakamlarla sınırlı olması şartı vardır ve bu nedenle de ayette tekrar yapılmıştır. Nitekim biz bir cemaate, bir dinarlık şu malı taksim edin, deriz. Siz, bu parayı ikişer ikişer, üçer üçer, dörder dörder taksim ediniz, deriz. Eğer sadece bu malı aranızda bölüşün dersek bunun hiçbir anlamı olmaz. İkişer ikişer, dörder dörder tabiriyle belirtilen sayıdan, herkese isabet etmesi istenmiştir. Yani, sizden her biriniz sizin için helal olan kadınlardan ikişer, üçer, ve dörder tane alınız. Ancak ayette yer alan;

“Eğer adalet yapamayacağınızdan korkarsanız" ifadesinin anlamı şudur : Eğer bu sayılar arasında adalet yapamamaktan korkarsanız bir tane alınız ve birden fazla kadınla evlenmeyi hemen bırakınız. Çünkü bütün iş, "adalet" üzerinde yoğunlaşmaktadır. Adaleti nerede bulursanız hemen onu yerine getiriniz. Sizin, bir tanesini seçmeniz ise zulmün işlenmemesine daha yakındır. Ayette yer alan;

"Bu, doğru yoldan sapmamanıza daha uygundur" ifadesi haksızlık yapmamanız, zulmetmemeniz için daha doğru bir davranıştır demektir. Ayette yer alan kelimesi, zulüm anlamındadır. Yönetici zulmettiği zaman denir. Aişe (r.anha)'nın Peygamber (s.a.v.)’den rivayetine göre; ifadesi “zulmetmeyiniz” şeklinde tefsir edilmiştir."

Ayet, çok evliliği mübah kılıyor ve onu dört kadın ile sınırlandırıyor. Fakat bu ruhsatı verirken aralarında adalet yapmalarını emretmekte, adalet yapılamayaca-ğından korkulması halinde ise tek kadınla yetinmeyi teşvik etmektedir. Çünkü adaletli olmaktan korkulması halinde bir tanesi ile iktifa etmek, zulmetmemeye daha yakındır. Bu ise, Müslümanın sahip olması gereken bir sıfattır.

Ancak çok evliliğin serbest kılınışında adaletin şart olmadığının bilinmesi lazımdır. Adalet, bir kaç kadın ile evlenmiş olan kimsenin durumu ile ilgili bir hükümdür. Bu durumda olan kişide bulunması farz olan bir meseledir. Adalet yapılamayacağı korkusundan dolayı ise bir kadın ile iktifa edilmesi teşvik edilmiştir. Cümlenin manası, ayetin tümü içerisinde tamamlanmaktadır. Nitekim ayette şöyle denilmektedir :

"...Size helal olan kadınlardan ikişer, üçer ve dörder olmak üzere nikahlayın." Bu ayet mutlak olarak çok evliliğin caiz olduğunda apaçıktır. Ayet içerisinde cümlenin anlamı tamamlanmakta, ardından yeni bir cümle başlamaktadır : "...Şayet korkarsanız..." mealindeki cümle; şart cümlesi değildir. Çünkü bu cümle önceki cümle ile şart bağı ile bitişik bir cümle olmayıp müstakil bir cümledir, yepyeni bir cümledir. Eğer şart olmuş olsaydı o zaman Allah (c.c.) şöyle derdi : "Eğer adaletli davranırsanız, kadınlardan hoşunuza gidenlerden ikişer, üçer ve dörder alınız." Adaletin, bu hususta şart olduğu sübut bulmuş değildir. Adalet konusu, birinci hükümden ayrı, başka bir şer'i hükümdür. Allah (c.c.) önce çok evliliği dört ile sınırlayarak mübah kıldıktan sonra bir başka hüküm getirmiştir. Bu hükme göre; eğer birden fazla kadın ile evlilikte aralarında adalet yapılamayacağından korkulursa bir tane ile iktifa etmek daha iyidir.

Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, Allah (c.c.) hiçbir kayıt ve şart koşmadan ve hiçbir illet belirtmeden, birden fazla kadınla evlenmeyi mübah kılmıştır. Her Müslüman hoşuna gidenlerden iki, üç ve dört kadın alma hakkına sahiptir.

Bu nedenle Allah (c.c.); "Hoşunuza gidenlerden" buyurmaktadır. Yani, kendiniz için helal ve temiz bulduğunuz kadınlardan nikahlayın. Kadınlar arasında adalet yapmayı Allah (c.c.) bize emretmiş ve adaletsizliğe düşme korkusunun olduğu durumlarda bir kadın ile iktifa etmeyi teşvik etmiştir. Çünkü bir tanesiyle yetinmek zulmün olmamasına daha yakındır.

Kadınlar arasında yapılması istenen adalet, mutlak adalet değildir. Yerine getirilmesi istenen adalet, kadınlar arasında evlilikle ilgili hususlarda beşeri güç oranında adaletli davranmaktır. Çünkü, Allah (c.c.) insanı ancak gücünün yettiği ile mükellef kılar. Nitekim şöyle buyurmaktadır :

"Allah (c.c.), hiçbir kimseye gücünden fazlasını teklif etmemiştir." Evet, ayette geçen "adalet" kelimesi umumi bir anlam taşımaktadır. Zira; "Eğer adalet yapamayacağınızdan korkarsanız" ayetindeki "adalet" kelimesi her adaleti kapsar. Ancak bu umumilik, başka bir ayette insanın gücü ile tahsis edilmiştir. Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır :

"Ne kadar da isteseniz kadınlar arasında adalet yapmaya güç yetiremezsiniz. O halde büsbütün meyledip, onu duvara asılı bir meta gibi kullanmayın." Cenabı Allah bu ayette, kadınlar arasında adalet yapmamızın ve onları eşit tutmanın imkansız olduğunu beyan etmekte, bu nedenle de büsbütün bir tarafa meyletmememiz için bizleri uyarmaktadır. Onlara karşı yapacağımız muamelede eksik veya fazlalık yapmadan yapılması gerekeni yapmamızı bizden istemektedir. Bundan dolayı Allah (c.c.), bu hususta adaletin tamamını ve son sınırını kullanmak şartıyla mükellef kılındığınızın dışında, sizi muahaze etmeyecektir. Çünkü, gücün yetmeyeceği şeyi teklif etmek, zulmün kapsamına girer. Oysa Allah (c.c.) aşağıdaki ayette şöyle buyurmaktadır :

"Rabbin hiçbir kimseye zulmedici değildir."

"Büsbütün bir tarafa meyletmeyin" ayeti, "Adalet yapmaya gücünüz yetmez" mealindeki kısma bağlıdır. Bunun manası ise : "Sevgi konusunda, adalet yapmaya hiçbir zaman gücünüz yetmez" demektir. Sevginin dışında kalan hususlarda adalet yapmaya gücün yetebileceği, ayetin mefhumundan anlaşılmaktadır. Bu da daha önce geçen ayette vacib olan husustur. Dolayısıyla "adalet" sevginin dışındaki hususlarla sınırlandırılmış, sevgi ve cinsel ilişki "adalet" kavramından istisna edilmiştir. Bu hususlarda adalet vacib olmaz. Çünkü insan, bu hususta adalet yapmaya güç yetiremez. Aişe (r.anha)'dan rivayet edilen bir hadis, bu manayı teyid etmektedir. Aişe diyor ki :

"Allah Rasulü, kadınları arasında adalet yapmak için gecelerini taksim eder ve şöyle derdi : Allah'ım, bu, malik olduğum konudaki taksimimdir. Senin malik olduğun, fakat benim maliki bulunmadığım (kalbim) konuda beni muahaze etme." İbni Abbas, Allah'ın; "Kadınlar arasında adalet yapmaya gücünüz yetmez." mealindeki ayetinin tefsiri ile ilgili olarak şöyle demektedir : Burada adaletin sağlanamayacağı husus cinsel ilişki ve sevgidir. Allah (c.c.), büsbütün bir tarafa meyletmekten kaçınmayı emretmektedir. Bunun manası ise; meylin mübah olduğudur. Çünkü büsbütün meyletmenin yasaklanması mefhumu, normal meylin mübah olduğunu göstermektedir. Bu husus tıpkı;

"…Onu büsbütün açıp durma" ayetinde olduğu gibidir. Bu ayete göre, çokça harcamak mübahtır. Binaenaleyh Allah (c.c.), kocanın, hanımlarından bir kısmını bırakıp bir kısmına meyletmesinin mübah olduğunu bildirmektedir. Ancak, bu meyletmenin her şeyi kapsamasını yasaklamaktadır. Sevgi ve cinsi ilişkide meylin olabileceği hususu söz konusudur. Bu durumda ayetin anlamı şöyle olur : "Hanımlarınızın bir kısmını büsbütün bırakıp, diğerlerine her yönü ile meyletmekten kaçının. Çünkü böyle olduğu takdirde kadın; ne boşanmış ne de kocalı bir şekilde, adeta duvara asılmış, kendisinden yararlanılmayan bir eşya gibi olur". Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır :

"İki karısı olup, birini diğerine tercih ederek, birini bırakıp diğerine büsbütün meyleden kimse kıyamet günü vücudunun düşük bir tarafını çekerek veya bir tarafı felçli olarak mahşere gelir."

Bu açıklamalara göre, kocanın hanımları arasında adaletli olması gereken hususlar, gücünün yettiği konular olmalıdır. Bunlar; yanında kaldığı geceler, yiyecek, giyecek, ev ve benzeri hususlardır. Ancak ayette (Nisa : 129) yer alan "meyl"in kapsamına giren "sevgi" ve "cinsel ilişki" konularında adaletli davranmak farz değildir. Çünkü bu hususlarda adaleti sağlamak mümkün değildir. Dolayısıyla bunlar, Kur'an'ın nassıyla istisna edilmiştir.

İşte, şer'i nassların belirttiği şekilde birden fazla evliliğin konusu bundan ibarettir. Bu nassları araştırarak, onların şer'i ve sözlük manalarının sınırlarına vakıf olmak ve bunların delalet ettikleri hususları, onlardan istinbat edilen hükümleri bilmekle, Allah'ın çok evliliği herhangi bir kayıt ve şarta bağlamadan mübah kıldığı anlaşılacaktır. Bu husustaki nass; herhangi bir illetle illetlenmiş değildir. Zira ayette yer alan; "hoşlandığınız kadınlardan" ifadesi illetlendirmeyi nefyetmektedir. Bu nedenle, şer'i nassın ve şer'i nasslardan istinbat edilen şer'i hükümlerin belirlediği sınırda durmamız gereklidir. Bu hükmü adalet, ihtiyaç veya bir başka şeyle illetlendirmek caiz değildir. Çünkü nass, hükmü illetlendirmiyor. Bu hüküm için bir başka nassta da illet varid olmuş değildir. Bilindiği gibi hükmün illetinin şer'i olması gerekir. Yani, vasıtasıyla istinbat edilen hükmün şer'i bir hüküm olabilmesi için o illetin nass ile sabit olması lazımdır. Eğer illet akli ise veya herhangi bir nass ile sabit değilse, o illet vasıtasıyla istinbat edilen hüküm şer'i hüküm sayılmaz. Böyle bir illetle sabit olan hüküm, vaz’i bir hüküm olacağından bununla amel etmek caiz değildir ve onu almak haramdır. Çünkü bu bir küfür hükmüdür. Zira şer'i olmayan her hüküm, küfür hükmüdür. Halbuki şer'i hüküm; "Şari'nin hitabı" şeklinde tarif edilmektedir. Bir hükmün şari’nin hitabından alınıp, tatbik edilebilmesi için onun, ya nass veya mefhum yada delalet yahut şer'i hükme delalet eden nass'da bulunan bir emare ile sabit olması lazımdır. Bünyesinde bu işaretleri bulunduran her hüküm şer'i hüküm sayılır. Bu işaretler ya sarahat, ya delalet, yada istinbat veya kıyas yolu ile nass'da mevcut şer'i illetlerdir. Nass'da böyle bir işaret yani bu illetler yoksa, verilen hükmün hiçbir değeri yoktur. Bundan dolayı illeti Şari’nin hitabında olmadığı için çok evliliği herhangi bir illetle illetlendirmek caiz değildir. Şari’nin hitabında varid olmadığı müddetçe bir hükmü şer'i hüküm haline getirecek hiç bir illetin değeri yoktur.

Buna mukabil şer’i hükmün herhangi bir illetle illetlendiril-memesi, bu şer'i hükümden meydana gelen hususların izah edilemeyeceği ve meydana gelen problemlere çare getiremeyeceği anlamına gelmez. Ancak bu, yalnızca olayın açıklanmasından ibaret bir işlemdir, bir hükmün talili sayılmaz. Olayın izahı ile, hükmü bir illete bağlamak ayrı şeylerdir. Hükmü herhangi bir illet ile illetlendirmek, o illetin daima onda bulunmasını gerektirir. Bir başkası ona kıyas edilemez. Olayı izah ise bu olayın dayandığı şeyi izahtır ki bu, her zaman devam etmeyebilir. Bir başka olayı ona kıyaslamak doğru olmaz. Binaenaleyh çok evlilikten hareketle çok evliliğin serbest olduğu bir toplumda dost ve metres hayatı meydana gelmez. Çok evliliğin yasaklandığı toplumlarda ise, metres hayatına sıkça rastlanır. Buna ilave olaraktan teaddüdü zevcat, insan toplumu niteliğini taşıyan insanlık toplumunda meydana gelen birçok problemlere çare getirir. Bu çareleri ancak teaddüd-ü zevcat temin eder. Problemlerden birkaç tanesi şunlardır :

1- Bazı erkeklerde, normalin dışında bir takım özellikler bulunabilir. Böyle bir erkek, bir kadın evliliği ile yetinemez. Bu durumda ya kadını zorlayıp ona zarar verecektir ya da başkalarına gözünü dikecektir. Eğer önlerinde ikinci, üçüncü ve dördüncü ile evlenme kapısını kapalı bulurlarsa, o takdirde bu işi gizli yapmaya başlayacaklardır. Böyle bir durumda ise halk arasında fuhşun yayılması baş gösterecek ve aile bireyleri arasında kuşku ve zanlar yayılmaya başlayacaktır. Bunun için, böylesi tabiata sahip olan kimsenin güçlü olan vücudunu, Allah'ın meşru kıldığı helalden doyurması için bu sahanın ona açık olması lazımdır.

2- Bazen kadın kısır olabilir. Fakat kocasının kalbinde onun sevgisi, kadının kalbinde de kocasının sevgisi vardır. Bu sevgi, aralarındaki evlilik hayatının güzelce devam etmesine kendilerini istekli kılar. Bu arada, evlilik devam ederken her ikisinde de çocuk isteği ve evlat sevgisi vardır. Bu durumda başka bir kadınla evlenme fırsatı verilmediği ve önündeki saha daraltıldığı takdirde bu adam, belki ilk hanımını boşayacaktır. Ki bu durumda, mutlu evin düzeni yıkılacak ve aile hayatına son verilecek ya da erkek, çoluk çocuk sahibi olmak bahtiyarlığından mahrum edilirek nevi içgüdüsünden olan babalık ihtiyacı yok edilmiş olacaktır. Bunun için bu durumda olan bir kocanın, sahip olma arzusunu çektiği bir nesile malik olabilmek için, başka bir kadın ile evlenme hususunda önünde geniş bir sahanın olması lazımdır.

3- Hanım, cinsi ilişkiyi engelleyen bir hastalığa veya evinin, kocasının ve evlatlarının hizmetini yapmasına mani bir hastalığa yakalanmış olabilir. Kocası da hanımını çok sevebilir. Bundan dolayı da karısını boşamak istemez. Bu durumda, başka bir evlilik olmadan yalnızca böyle bir kadınla hayatını devam ettirmesi doğru olmaz. Bu durumdaki bir erkeğe birden fazla evlenme kapısının açılması lazımdır.

4- Bazen, milyonlarca erkeği yok eden savaşlar ve devrimler meydana gelebilir. Bu durumda, erkek sayısı ile kadın sayısı arasındaki denge bozulur. Nitekim, Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında böyle oldu. Özellikle Avrupa'da bu olay yaşandı. Eğer erkek birden fazla kadınla evlenmeyecek olursa, erkekleri savaşlarda öldürülmüş birçok kadın ne yapacak? Bu kadınlar, aile hayatından, evin ve evliliğin mutluluğundan mahrum olarak yaşayacaklardır. Bu içgüdünün kabarması neticesinde vukua gelecek olan tehlikenin ahlak üzerindeki etkisini düşünelim.

5- Herhangi bir toplumda, kabilede veya ülkede, nüfus dağılımında erkek ve kadın eşitliği olmayabilir. Bazen kadınların sayısı, erkeklerin sayısından çok olabilir. Bu durumda kadın ve erkekler arasında arzu edilen denge yok olur. Bu husus hemen hemen birçok yerde böyledir. Bu durumda bu probleme ancak çok evlilik çare getirebilir.

İşte bütün bu problemler, insanlık camiasında, toplumda ve ülkelerde mevcut olan problemlerdir. Eğer çok evlilik engellenirse, bu problemler çözülmeden devam eder. Zira bunların çözümü ancak çok evlilikle mümkün olur. Bundan dolayı, insanlık için mevcut olan problemlerin çözümü ancak çok evliliğin serbest olmasıyla mümkündür. İslâm, fazla evliliği mübah kılmıştır; ancak, vacib olduğuna dair herhangi bir hüküm getirmemiştir. Bilinmesi lazım olan bir husus vardır ki, bu ve buna benzer durumlar, insan ve insanlık camiası için birçok problemler meydana getirebilir. Bu problemler, teaddüd-ü zevcata illet olmayabilir. Aynı zamanda fazla evliliğin cevazı için şart da değildir. Yani, toplumlar için mevcut problemler fazla evlilik için şart değildir. Bir erkek, mutlak olarak iki, üç ve dört kadınla evlenebilir ve bu caizdir. Çünkü Allah (c.c.);

"...Size helal olan diğer kadınlardan ikişer, üçer ve dörder olmak üzere nikahlayın..." buyurmaktadır. Ayette yer alan ifadesi, herhangi bir kayıt ve şarta bağlanmış değildir. Tek kadınla iktifa etme hususunu, şeriat yalnızca tek bir hal ile teşvik etmiştir ki bu da adaletsizlik korkusudur. Bunun dışındaki hallerde bir kadın ile iktifa etme hususu hiçbir nass ile teşvik edilmiş değildir. Fazla kadın ile evlilik, Kur'an'ın sarih nassında varid olan şer'i bir hükümdür. İslâm'a zıt kapitalizm kültürü ve batının davetçileri birden fazla evlilik hükmünü kabalık olarak tasvir etmiş, dine hücum için bir eksiklik olarak ileri sürmüştür. Bunları buna sevk eden şey, Allah'ın hükümlerinde bulunan herhangi bir noksanlık değildir. Onları bu hususa sevk eden tek şey; İslâm dinini kötülemektir. Bu misyoner hareketlerin Müslümanlar üzerinde tesirleri olmuştur. Özellikle yöneticiler ve öğrenciler üzerinde bu etkiler yoğunlaşmıştır. Nitekim, hâlâ İslâmi anlayış sahibi olan birçok insan zaman zaman, güya İslâm'ı savunuyoruz diyerek, İslâm düşmanlarının yaptıkları propagandaların neticesinde kabul ettirdikleri batıl propagandalardan hareket ederek, İslâm'ın emrettiği birden fazla evliliği batıl bir şekilde tevile kalkışmaya çalışıyorlar. Bunun için Müslümanları şu hususta uyarmak lazımdır. Güzel olan, şeriatın güzel dediği şeydir, çirkin olan da şeriatın çirkin gördüğü şeydir. Şeriatın mübah kıldığı şey güzeldir. Şeriatın haram kıldığı şey çirkindir. Güzel olduğu işler anlaşılsın veya anlaşılmasın, ister birtakım problemlere çare getirsin veya getirmesin şeriat, çok evliliği mübah kılmıştır. Kur'an bu hususu emrettiği için yapılması güzeldir. Birden fazla evliliği menetmek çirkinliktir. Çünkü bunu menetmek, küfür ahkamındandır. Açıkça bilinmesi lazımdır ki İslâm; birden fazla evliliği Müslümanlara ne farz, ne de mendub kılmıştır. Bu, uygun gördükleri takdirde kendileri için caiz olan mübahlardandır. Bu işin mübah olması, gerekli gördükleri zaman icra etmek üzere insanların eline ve yetkilerine terk edilmiş olmasındandır. Allah (c.c.) bunu onlar için mübah kılmıştır. Ta ki kendi anlayışlarına göre uygun gördükleri kadınlarla evlenmelerinin kendilerine haram kılınmaması temin edilsin. Birden fazla evliliğin vacip olmayıp mübah oluşu, insan toplumlarında cemaatın bir takım problemlerine çare olmaktadır.

-------------------------

İslamda “Dört Kadınla Evlilik” Konusunda Bilinmesi Gerekenler..


Öncelikle belirtmemiz gerekir ki dini emirleri, geldikleri dönem ve şartları dikkate almadan değerlendirmek yanlış olur. Her şeyden önce dört eş bir emir değil, bir sınırdır.



“Bu hüküm geldiğinde gerek dünyada, gerekse Arap yarımadasında poligami evliliği yaygındı. Yani gerek erkekler, gerekse kadınlar çok sayıda kişi ile evlilik yapabiliyorlardı. Bu konuda sınır yoktu. Bir erkeğin sekiz on karısı olabildiği gibi, bir kadın da sekiz on erkekle evli olabiliyordu.” [1]



“Çok eşlilik, İslam öncesi toplumlarda ve diğer dinlerde de yaygın olan ve sayısal sınırı da olmayan bir uygulama iken Kur’an öncelikle bir sınırlama getirmiştir.” [2]



Her yerde olduğu gibi Arabistan yarımadasında da cahiliye adetleri hüküm sürüyordu. İslamiyet bunlardan bazılarını (kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesi gibi) tamamen kaldırıyor, bazılarını değiştirerek düzene koyuyordu. Bunlardan birisi de cahiliye dönemindeki sınırsız eşle evlenme meselesidir. İslamiyet gelmeden önce hem erkeklerin hem de kadınların sayı önemi olmaksızın istedikleri kadar eşle evlenebilmeleri normal karşılanıyordu. Buna göre birden fazla evliliği Kur'an tesis etmedi. Sadece daha önce sınırsız olan adedi sınırlandırdı.



Dikkat edilmesi gereken bir diğer mesele ise : İslam’ın birbirine karışmış olan nesilleri düzene koymak için kadınları çok eşlilikten alıkoymuş olmasıdır. Nesillerin karışmaması için bir çocuğun anne ve babasının belli olması gerekiyor. Bir kadın birden fazla erkekle evlenirse, doğan çocuğun babasının kim olduğu belli olamaz. Hamilelik annelere mahsus olduğu için bir çocuğun annesinin karışması gibi bir durum söz konusu değildir. Fakat birden çok erkek olursa hangisinin gerçek baba olduğu bilinemez. (dna testi olmayan asırlardan bahsediyoruz) Ebeveynlerin ikisinin de kesin olarak bilinmediği toplumlarda nesiller karman çorman olmuştur. Çocukların babasının belli olmadığı bir toplumun ne kadar abes olduğunu düşünün. Bir çocuğun annesini bilip babasının kim olduğunu bilemediğini (hatta kardeşiyle aynı babadan mı değil mi? bilinmediğini) düşünün. Böyle bir topumda nesillerin korunmasından söz edilebilir mi? Aile kavramından söz edilebilir mi??



Erkeklerin eş sayısını sınırlayan “Âyetin nuzulünden sonra Resulullah'ın emriyle 4'den fazla hanımı olanlar, fazlalarını boşadılar.” [3] Şayet İslam sınırı dört değil de bir olarak belirleseydi. Yani erkeklere dörtten fazla olan eşlerini boşamaları yerine, birden fazla olan eşlerinin hepsini boşamaları emredilseydi. O zaman ne kadar fazla kadının birden ortada kalacağını düşünün. Sosyal bir dengesizlik oluşacaktı. Ayrıca yerine getirilmesi mümkün olmayan bir emir söz konusu olsaydı birçok toplum çok kısa bir sürede İslamiyet’i kabul ederler miydi?



Kur’an-ı Kerim’in geldiği tarihten itibaren bütün dönemleri kapsadığını unutmayalım. Günümüzde Türkiye’de kadın ile erkek sayısı birbirine çok yakındır. (erkekler kadınlardan birazcık daha fazla) [4] Fakat Peygamber efendimiz döneminde kadın sayısı erkeklerden çok daha fazladır. [5]



Hak bir dinde fıtrata ayrı ve abes bir iş olmaz. İslamiyet’in nasıl bir ortamda doğduğunu ve o dönemdeki şartları iyi analiz edersek çok daha sağlıklı olur. Kadınların sayısal olarak çok fazla olduğu ve çok eşliliğin normal karşılandığı bir dönemden bahsediyoruz. “Çokeşlilik, toplumun alışkanlıkları ve yaşanmışlıklarının bir sonucu olarak İslamiyet’le ilişkilendirilmiştir.” [6] Ayrıca Kur’an-ı Kerim bütün insanlığa geldiği için, çok eşliliğe alışkın toplumlardan tutun, tek eşliliğin daha çok görüldüğü toplumlara kadar bütün insanlığı kapsayıcıdır. Geldiği tarihten itibaren kıyamete kadar olan süreçteki yaşamış ve yaşayacak olan bütün toplumlarla da alakadardır.



İslam çok evliliği ne emretmiş ne de tavsiye etmiştir. Sadece bazı zaruri hallerde müsaade etmiştir. Mesela savaş sonrası erkeklerin azalması sebebiyle bu konuya dair tarihte pek çok örnek yaşanmıştır.



“(Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı sonundaki durumunda olduğu gibi şayet bir topluma bir erkeğe karşı üç kadın bulunsa, problemin halledilmesi için üç durum söz konusu olur : 1- Her erkek bir kadınla evlenecek ve her üç kadından ikisi aile hayatını, çocuk sevgisini, annelik şefkatini tadamayacaktır. 2- Her erkek bir kadınla evlenecek ve diğer kadınlarla gayr-ı meşru münasebetler kuracak; kadın bu durumda yine aile hayatını, annelik şefkatini ve çocuk sevgisini tadamayacaktır 3- Bir erkek birkaç kadınla evlenecek, meşru daire dâhilinde aralarında adalet prensiplerine riayet ederek haysiyet ve şereflerini koruyacak, vicdanı rahatsızlıktan kurtaracaktır)” [7] Tarihte çokça yaşanan bu gibi özel hallede insanlar hem olumsuz şartlardan etkilenmemek, hem de gayr-i meşru birlikteliklerin önüne geçmek için (Almanlar gibi) üçüncü şıkkı kabul etmişlerdir.



Âyet-i kerimede Allah (cc) eşlerin birden fazla olması halinde kadınların her hususta haklarının gözetilmesini emrederken bu konuda kendisine güvenemeyen ve adaletsizlik yapmaktan korkanlar için tek eşin en uygun olacağını söylemiştir.



“Eğer, (himayenizde bulunan) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın. Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız o taktirde bir tane alın. Veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygunudur.” [8]



Araplarda içinde olmak üzere birçok cahiliye toplumlarında çok eşliliğin ve cariyelerin geçmişteki alışkanlıkların bir neticesi olarak normal karşılandığını söylemiştik. Böyle bir dönemde anne babası olmayan yetim kızlar bazı aileler tarafından sahipleniliyordu. Yukarıdaki âyette Cenab-ı Hak diyor ki : o himayenizde bulunan yetim kızları nikahlayıp adaletsiz olabilecekseniz (demek ki nikahlıyıp adaletsizlik yapabiliyorlardı ki bu âyet indi) o zaman yetim kızları değil de size helal olan kadınlardan (olgun, hür kadın) iki üç dört tane nikahlayabilirsiniz.



Fakat Allah (cc) gene aynı âyetinde buyuruyor ki : Adaletli olamayacağınızı düşünüyorsanız bir tanesini nikahlamanız adaletten ayrılmamanız açısından en uygunudur.



Adaletin sağlanmasıyla anlatılmak istenen : Eşler arasında barındırma, yedirme, içirme, giydirme, kocalık vazifesi ve sevgide gösterilen eşitliktir. Yalnız şu var ki, insanın sevgi hususunda tam bir eşitlik gösterebilmesi aşırı derece zordur. Erkek maddi olanaklar açısından büyük bir dikkat gösterse bile sevgi konusunda tam adaletli olmak herkesin yapabileceği bir şey değildir. Her kadının farklı fiziksel ve ruhsal özellikleri olduğundan bunlara karşı tam bir adaletle muamele edebilmek için erkeğin olağan üstü ince düşünme yeteneğine sahip olması gerekir. Eşitlik konusunda her ne kadar çaba harcanırsa harcansın bunu başarmanın imkansıza yakın olduğunu Cenab-ı Hak bir başka âyetinde şöyle belirtiyor :



“Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kadınlar arasında adaleti yerine getiremezsiniz. Öyle ise (birine) büsbütün gönül verip ötekini (kocası hem var, hem yok) askıda kalmış kadın gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.”[9]



“Cenab-ı Hak bir ayette adaleti emrederken, diğer ayette de insanların hanımları arasında adaleti gerçek manada gerçekleştiremeyeceklerini açıklaması, birden fazla kadınla zaruret olmaksızın evlenmemeye işaret içindir.”[10]



“İnsan fıtratı açısından da, hayatın seyri açısından da İslamiyet’te de normal olan tekeşliliktir. Çokeşlilik tarihte değişik kültürlerde gözlemlenen özel bir durumdur. İslam’da çok olağanüstü durumlarda çokeşlilik cevaz verilmiştir.”[11]



“Kur’an bir taneden dörde çıkarmamış, belki sekiz-dokuzdan dörde indirmiştir. Bâhusus birden fazla olmada öyle şartlar koymuştur ki, ona müraat etmekle hiçbir mazarrata müeddî olmaz.” [12]



Çok eşliliği bir yaşam biçimi haline getirmiş cahiliye toplumlarında İslamiyet’in ilk önce eş sayısını dörtle sınırlayarak, dörtten fazla eşi olanlara boşanmalarını emretmesi.. daha sonra bu dört eş arasındaki adaletin tam bir eşitlikle sağlaması için şartlar getirmesi.. akabinden tek eşin en uygunu olduğunu belirtmesi.. ve en son olarakta kadınlar arası adaleti sağlamanın neredeyse imkansız olduğunu anlatan “Nisa Sûresi 129. âyetinin Peygamber efendimizin vefatından sadece 3 sene önce gelmiş olması”[13] Kur’an-ı Kerim’in, çok eşliliğin azalması konusunda adeta bir geçiş dönemi rolü üstlendiğini açıkça gösteriyor. Dikkatli bir analiz yapıldığında bu hükümler sayesinde İslam öncesi cahiliye toplumlarından günümüze kadar ki yaşanan süreçte çok eşliliğin kademeli olarak azaldığı görülmektedir.



Peygamber Efendimiz (sav) döneminden bir nakil yapacak olursak : Peygamberimizin kızı Hz. Fatıma, kocası Hz. Ali'nin şayet ikinci bir kadını eş olarak isterse buna karşı çıkacağını söylemiştir. Bu olay başlı başına kadının rızasının ne kadar önemli olduğu konusunda önemi bir delildir. Çünkü “ Efendimizin terbiyesinde büyüyen Hz. Fatıma'nın kocasının, olur da ikinci bir evlilik yapma olasılığına karşı çıkıyor olması”[14] (kadın sayısının çok fazla olduğu, 14 asır önce dâhi) ilk hanımının rızasını almadaki önemi gösteren büyük bir delildir.



Peygamberimiz döneminde kadınlar o kadar fazlaydı ki, oransal olarak bir erkeğe bir sürü kadın düşüyordu. Çok evliliğin normal ve yaygın olduğu bir dönemde evet, Efendimizde (sav) birden fazla kadınla evlenmiştir. Ama bütün sahabelerin Peygamberimizi örnek aldıklarını, hatta en küçük ve basit görünen şeylerde dahi büyük bir dikkatle taklit ettiklerini düşündüğümüzde : şayet bir kadınla evlenseydi, bütün sahabeler mevcut eşlerini boşayacak (teki hariç) ve bir sürü kadın ortada kalacaktı. Belki hayatının sonuna kadar evlenemeyeceğini düşünen eski cahiliye döneminin cehaletiyle nefsine yenik düşenler olabilecekti. Şayet bu sorunun önüne geçmek için Hazreti Peygamber sahabelere 4’e kadar olan eşleriyle yaşamalarını söylerken kendisi tek eş ile evlenseydi bu seferde sahabelerin eşleri Efendimizin tek eşli evlilik hayatını kıskanarak diğer kadınlarla ve eşleriyle huzursuzluk yaşacaklardı. Kısacası Hazreti Peygamberin yaşantısında en ufak bir mesele yoktur ki, içinde muhakkak bir hayır olmasın. Efendimiz (sav) kendini insanlardan soyutlamamış, herkes nasıl yaşıyorsa o da öyle yaşamıştır. Sahabelerin ailevi yaşantılarında çıkan anlaşmazlıklarda ise, gerek örnek yaşantısıyla gerekse hak ve adaletten ayrılmadan verdiği hükümlerle öylesine zor bir asırda dahi huzuru temin etmeyi başarmıştır.



Evet bu konuların hiçbirini bilmeyen, araştırma gereği de duymadan dinimize saldıranların hayatlarına bir bakın. Flört ve metres gibi nikahsız beraberlikleri "Birbirini sevenler için nikâh kadar güzel bir şey görülmemiştir” [15] hadisine muhalif olarak meşru ve doğal bir durummuş gibi savunuyorlar. Kısa zamanda bir sürü sevgili değiştirmek, hele ki onlardan birinde küçük bir anlaşmazlık çıktığında kıskandırmak için karşı cinsten başkalarına yakınlaşmak hangi ahlakla açıklanabilir? Kızların yabancı erkeklere karşı (neredeyse kocası gibi) aşırı derece samimi olmalarını, erkeklerinde aynı şekilde (güya) arkadaş olarak (sayısı alabildiğine) kızlarla (evli gibi) gezip tozmalarını normal karşılayacak kadar geniş yaşayanlar, dünya tarihinde çok eşliliğin azalmasını sağlamış hak bir dine laf atacaklarına dönüpte kendi mide bulandırıcı hayatlarına baksınlar!.. Unutmayalım : “Bir mü'min herhangi bir günahı işlemeye devam ederse şüphe yok ki o günaha alışacaktır, zamanla yaptığı şeyin günah olduğunu dahi aklına getirmemeye başlayacak, çok tehlikeli olmasına rağmen normal görmeye başlayacaktır.” [16] Adını “sevgi” koydukları şeyin, ((gayr-ı meşru dairede olduğu için)) cinsel hevesattan başka bir şey olmadığını anladıklarında ise “Yerinde sarf olunmayan bir muhabbet-i gayr-ı meşruanın cezası, merhametsiz bir musibettir.” [17] kaidesiyle yaşadıkları o günahlı günlerin bir vebalini ahrete kalmadan da çekiyorlar.



Şimdi de (üzülerek) işin istismar boyutuna girelim. Maalesef doğudaki (bazı) toprak ağaları çok eşlilik konusunu kötüye kullanıyor. Peygamberimiz (sav) “Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır.” [18] dediği halde kadınların haklarına zerre kadar dikkat etmeden (sözde) müslüman kimlikleriyle yaptıkları evlilikler ve boşamalar İslam'ı her fırsatta eleştirenlerinde işine geliyor.



Dinimizce nikahı duyurmak – ilan etmek meşruiyeti açısından fevkalade önemlidir. Eskiden resmi görevli nikah memurları olmadığı için (hem de geleneksel olarak) nikahı asırlar boyu imamlar kıyıyorlardı. Önemli olan dini ya da resmi olması değil, herkese duyurulmuş olmasıdır. Bir başka deyişle resmi nikah kıyıldığında zaten (konu şahitler huzurunda evliliğin gerçekleşmesi olduğundan) imam nikahı yerinede geçer. Fakat gizli kapaklı yapılan bir imam nikahı (ilân edilmediğinden) resmi ve makbul olmaz. Kişi istediği kadar kendisini kandırsın, herkesten saklanan bir nikah Allah katında kabul olmaz. Hem nefis ve hevesine tabi olup (varsa eşinden, çocuklarından utanmadan) böyle bir birlikteliğe soyunan erkeğin yaptığı beraberlik ciddi günahlara gebedir.



“Çokeşlilik konusu istismar ediliyor. İnsanlar imam nikâhı adı altında gayrimeşru yaşıyor. İslam'da gizli nikâh olmaz, tek evliliğe izin verilir. Çok önemli bir toplumsal olayda, erkekler ölüyorsa, kadınlar çocuklarıyla dul kalıyorsa ikinci evlilik gerçekleşebilir.” [19]



Sadece evlilik konusunda da değil mesela bu tür hataların çokça yapıldığı yerlerde : Zinayı kadın yapınca "namussuzluk" oluyor. Erkek yapınca "o erkektir yapar" deniliyor.. yada olay örtbas ediliyor. Aynı şekilde, erkek arkadaşıyla uygunsuz yakalanan kızın gördüğü gerek fiziksel gerek psikolojik muamele ile, erkeğin gördüğü (pardon görmediği!) muamele arasında çok derin uçurum var.. Herkes bilir zina büyük günahlardandır. Hatta en büyük yedi kebâirden birisidir. Ama bir bakın, işin günah boyutunda ve “kişinin ebedi hayatına vereceği zararda” Allahu Teala kadın erkek ayrımı yapıyor mu!?.. Allah (cc) Nisâ Sûresi'nin 16. âyetinde şöyle buyuruyor : (Sizlerden fuhuş (zina) yapanların her ikisini de incitip kınayın. Eğer onlar tövbe edip ıslah olurlarsa onları incitip kınamaktan vazgeçin. Çünkü Allah tövbeleri çok kabul edendir, çok merhamet edendir.) Âyetteki incitip kınamak kişinin tevbe etmemesine ve ıslah olmaması (yaptığı yanlışı normal görüp, inatla savunması gibi) şartına bağlanmış. Zaten âyetin sonunda yazanda gayet açık olduğu halde bazı toplumlarda kadın ile erkek arasında büyük adaletsizlik yapılıyor.



Bu adaletsizliklerin sebebi babadan gördüğü her şeyi İslam’da var zanneden, kaynaksız ve tamamen yanlış bir din algısı. Artık cahillik mi dersiniz, işine geldiği gibi yorumlama mı dersiniz ne derseniz deyin.. Böyle yanlışlar maalesef ülkemizde ve bazı İslam ülkelerinde yapılıyor. Kişisel yanlışlıkları ve hatalı uygulamaları İslam dinine mal etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur, olamaz.



Sonuç olarak İslami meselelerde bilmeden, araştırmadan eleştirmek insanın îmanına ve âhretine ciddi şekilde zarar verir. Bir mesele hakkında değerlendirme yaparken, dar bir çerçeveden bakarak peşin peşin karşı çıkmak basit insanlara mahsustur. Gerçekten öğrenmek isteyen, işin hakikatini merak edenler o konu ile alakalı bütün her şeyi değerlendirip analizini geniş daireden yapar. Allah akıl vermiş, boşuna vermemiş. Araştır, öğren cahiliye döneminin cehaletinden çık artık diye vermiş…



“Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır.” [20]

----------------
Dipnotlar

1. Nisa, 4/3.

2. Emir Ali el-Hindi, Merkezu’l-Mere’ti Fi’l-İslam, s. 36; Mısır, 1912.

3. TDV İslam Ansiklopedisi, II, 197; İst. 1988.

4. Mustafa es-Siba’i, el-Mer’etu Beyne’l-Fıqhi ve’l-Qanun, s. 7; Mısır, 1965.

5. TDV İslam Ansiklopedisi, II, 198.

6. Ömer Rıza Kahhale, ez-Zevvac, I, 98.

7. Hakim Nisaburi, el-Müstedrak, II, 192; Beyrut, tarihsiz.

8. Suyuti, ed-Dürrü’l-Mensur, III, 429; Beyrut, 1985.

9. Malik, Muvatta, Talak, 76.

10. Nisa, 4/3

11. Nisa, 4/129.12. Beyhaki, Sünen, VII, 298.

13. Tebrizi, Mişkatü’l-Masabih, II, 196.

14. Fazlü’r-Rahman, Anakonularıyla Kur’an, s. 123.

15. Suyuti, ed-Dürrü’l-Mensur, II, 428.

16. Nisa, 4/ 2.

17. Muhammed Ebu Zeyd, ez-Zevac Fi’l-Kur’an, s. 25; Mısır, 1346 H.

18. Enam, 7/152; İsra, 17/34.

19. Nisa, 4/127.

20. Muhammed Hamdi en-Neşşar, el-Mer’etu Fi’l-İslam, s. 46; Mısır, 1911.

21. Mustafa es-Siba’i, a.g.e., s. 85.

22. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Yeni Asya Neşriyat, Germany 1994, s. 373.

------------------
Kaynaklar :

1-) Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Fazıl Üçer

2-) Sözcü Gazetesi Yazarı Ayşe Sucu 30.05.2011 Tarihli Köşe Yazısı

3-) Elmalılı Hamdi Yazır “Hak Dini Kur’an Dili” tefsiri

4-) Türkiye İstatistik Kurumu 2011 Verileri

5-) İslam Tarihi, Asım Köksal

6-) Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı Prof. Dr. Saim Yeprem

7-) www.ilmedavet.com

8-) Nisâ Sûresi 3

9-) Nisâ Sûresi 129

10-) Mehmed Paksu, Çağın Getirdiği Sorular

11-) Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Prof. Dr. İlyas Çelebi

12-) Bediüzzaman Said Nursi, Münazarat

13-) Diyanetin Bastığı İslam Tarihi Ansiklopedisi

14-) www.sorularlaislamiyet.com

15-) Hadis-i Şerif Abbas Radıyallahu Anh.’dan Rivayet

16-) http : //www.facebook.com/IslamdaTesettur

17-) Risale-i Nur Külliyatı, Sözler

18-) Peygamberimizin Veda Hutbesi

19-) İlahiyatçı Yazar İsmail Nacar

20-) Hadis-i Şerif (Tirmizî, Radâ', 11; Ebû Dâvûd, Edeb, 66.)
Ahmet Zübeyr Yüce Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomi 4. Sınıf Öğrencisi
Sorularla İslamiyet
hayrettinkaraman. net
islamquest. net
koprudergisi. com
mumsema. org
TAKIYYUDDIN EN-NEBHANI
islamievlilik. com
facebook. com/notes/muhammed-emin/
--------------------
Etiketler : Kadın, neden,birden fazla ,eş ile ,evlenemez? ,çok eşlilik,islmada eş,evlilikde kadinin durumu,Islam, Koran, opponents of Islam, orphan children, multi-marriage, provision of justice, spouses, love,


israNur

Misafir

2

Thursday, March 31st 2016, 12:54am

Teşekkür ederim paylaştığın için ellerine sağlık.

3

Wednesday, April 6th 2016, 5:27pm

Elerine emeğine sağlık Teşekkürler :schild34: :N1LaLaLaHL:

Yer Imleri:

Boardumuzda Neler Var

rasittunca.com - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi