Giriş yapmadınız.

Sayın ziyaretçi, Raşit Tunca Board sitesine hoş geldiniz. Eğer buraya ilk ziyaretiniz ise lütfen yardım bölümünü okuyunuz. Böylece bu sitenin nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Eğer sitenin tüm olanaklarından faydalanmak istiyorsanız, kayıt yaptırmayı düşünmelisiniz. Bunun için kayıt formunu kullanabilir ya da bu bağlantıya giderek kayıt işlemi hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz. Eğer önceden kayıt yaptırdıysanız buradan giriş yapabilirsiniz.

Karoglan

Kurucu-Admin

  • "Karoglan" bir erkek
  • Konuyu başlatan "Karoglan"

Mesajlar: 6,719

Hakkımda:


KAROGLAN

Konum: Avusturya

Meslek: EBT -EiT

  • Özel mesaj gönder

1

Friday, January 29th 2016, 7:21am

Kendini Tanı - mardiye nefs!



Kendini Tanı - mardiye nefs!

İlim hikmet sistemiyle açığa çıkarken, kudretin âlemi aşktır. Kudret rest çektiğinde Hikmet pes der. Kudret yurdunun tedbiratı mardiye nefs!

Kendini Tanı

“Nefs” Mertebeleri (Klasik Anlatımla)

Kişinin kendinden arınması çalışmalarında belli mertebeler tespit edilmiş. Yani, kişinin idrak, kendini hissediş seviyesi, belli “nefs” mertebeleri şeklinde adlandırılmış...

Bunlar; “Levvâme nefs”, “Mülhime nefs”, “Mutmainne nefs”, “Radiye nefs”, “Mardiye nefs”, “Sâfiye nefs” diye tarif olunmuş...

Baştaki “Emmâre nefs”i hiç söylemiyorum; ki o tamamıyla hayvansal bir yaşamdır... Bedenin istek ve arzularına dönük bir yaşamdır.

“Levvâme nefs” denen hâl ise şudur...

Kişi, kendisinin ulaşması gerektiği noktaya dair birtakım bilgiler edinmiştir. Kendisinde birtakım idrakler oluşmuştur.

Ne var ki, dönüp kendine baktığı zaman, ulaşmak istediği hedefin gerektirdiği çalışmaları zaman zaman yapamadığını; kendisini bu noktaya ulaşmaktan alıkoyan davranışlar içinde bulunduğunu fark eder.

Bundan dolayı, bu çalışmaları yapabildiği zaman sevinir, yapamadığı zamanlarda ise üzüntüye, ümitsizliğe kapılır. Kendi kendine kızar, “levm” eder. “Niye ben, bu gerçekleri bildiğim hâlde gereken çalışmaları yapamıyorum?..” gibi düşüncelere kapılarak üzülür!..

İşte bu, kendi kendine kızma, levm etme, yani “Levvâme nefs” durumudur.

Kişi bu hâl içindeyken...

Zaman zaman aldığı ilim ve ilhamlar sonucu, idrakı ağır basar; kendi aslının hakikatinin “O” yani “Allâh” olduğunu fark eder; devre devre kendini “O” gibi hissetme durumuna girer!..

İlham yolu ile oluşan bir ilimle kendi aslının ve hakikatinin “O” olduğunu hissedip, bunun yaşamı başlar.

İşte bu tür bir yaşam hâline girdiği anlarda, “Mülhime nefs” durumundadır. Mülhime; ilham alan demektir.

İlham aldığı anlarda, sanki bedeni yokmuş gibi, sanki dünya yokmuş gibi hisseder. Kendini, O olarak hissetmeye başlar. Kendisi vardır ama, kendisini O olarak hissetmeye başlar. İşte burada, “Mülhime nefs” durumundadır...

İşte burası ayakların kaydığı bir yerdir!..

Biraz evvel bahsettiğim, kendini “Hak olarak görmek” düşüncesi dolayısıyla; Hakk’ın birtakım şeylerle kayıt altına giremeyeceği, Hakk’ın namaza, oruca, ibadete ihtiyacı olmayacağı gibi düşünceler, hileler vs. hep bu “Mülhime nefs” durumundaki kişilerin içine düştüğü girdaplardır...

Bu girdap olan düşüncelere kapıldığı anda da kişi, güçlü olarak bağlandığı bir rehberi yoksa, otomatikman girdap onu dibe çeker!..

Dibe vurduğu zaman geldiği nokta, “Emmâre” noktasıdır.

Eğer nasibinde varsa, bir vesile ile buradan kendini kurtarma şansına erişirse -ki bu çok ender oluşur- o zaman yeniden “Levvâme” durumuna gelir...

Girdabın dibinden, “Levvâme” noktasından, tekrar denizin üstüne çıkar. Denizin üstüne çıkması, “Mülhime” noktasına tekrar gelmesi demektir...

Ancak, bu iniş çıkış, birkaç haftada değil, çok uzun süreler içinde olur...

Şayet tekrar yukarı çıkabilirse, bu defa girdaba kapılmadan, yüzerek hedefe ulaşmaya çalışır.

Fakat, heyhat!..

Yolda yine ne girdaplar vardır!...

Burada dikkat edilmesi zorunlu en mühim nokta; “hakikat” ilminin kendisinde oluşturacağı düşünce şeklinin, kendisini bedenselliğe kaydırıcı girdaplarına düşmemektir!..

Eğer o, hakikat ilmi ile birlikte, yoğun biçimde ‪#‎zikir‬, ‪#‎oruç‬, ‪#‎namaz‬, gece namazı gibi hususlara riayet eder; bunların arasında kalan süreç içinde de hakikat müşahedesini kendinde oturtursa; ki bu oturuş öyle bir noktaya gelir ki, artık hakikati hissedişinde, tatmin edici bir noktaya ulaşır.

Yani, artık kendisinin, O’nun varlığıyla var olduğu yolunda içinde herhangi bir şüphe kalmaz. Kendini beden kabul etme hâli ortadan kalkar!.. Dolayısıyla, bedene dönük menfaatler, istekler, hırslar kalmaz.

Artık bu düşünce düzeyinde, bedene dönük herhangi bir olay olsa da olmasa da onun için birdir!..

Olmazsa, niye olmadı diye üzülmez; olursa, nasıl oldu diye sevinmez. Şuur boyutunda O’nun varlığı olarak yaşama konusunda tatmin olmuştur.

İşte o zaman “Mutmainne nefs” yani “hakikati idrakte tatmine ulaşmış nefs” olarak tarif edilir. Bu ilm-el yakîn hâlidir!..

Bu tatmin oluşun neticesinde bakar ki; varlıktaki her birim, O’nun meydana getirmek istediği mânâlara uygun olarak, oluşturulmuş sûretler, birimlerdir!..

Bu müşahede, her bir birimden ayrı ayrı razı olma hâlini ona getirir!..

Yunus’un sözü olan, “Yaradılmışı hoş görürüm, Yaradan’dan ötürü”nün yaşam hâlidir bu...

İşte bu noktada o, her bir birimden meydana gelen fiile rıza gösterir.

Bu rıza gösteriş dolayısıyla şuurunun aldığı isim; “Nefs-i Raziye”, razı olmuş “nefs”tir. Burası, Tecelli-i Efâl mertebesidir. Ayn-el yakîn mertebesidir.

Bundan sonraki aşama çok önemlidir.

Eğer kişide, “Nefs-i Raziye”den sonraki aşama ortaya çıkarsa, bu çok önemlidir.

Mutmainne ve Radiye birbirine yakındır. Mülhime ve Mutmainne birbirine yakındır.

Mülhime - Mutmainne - Radiye, bir yönüyle tek bir kapsam içindedir. Diğer yandan, Mülhime ve Mutmainne kesin bir çizgiyle ayrılır.

Mülhime’de her an düşmek söz konusudur. Girdaba kapılıp Levvâme’ye dönebilir kişi... Ama, Mutmainne’ye geldikten sonra, artık bir daha Mülhime’ye geri dönme, girdaba kapılma, Levvâme’ye düşme söz konusu değildir.

“Velâyet” mertebesi, “Mutmainne nefs”te oluşur takdirinde olan için!..

Buna karşın, Mutmainne ve Radiye idrak ve yaşamları çok silik bir çizgi ile birbirinden ayırt edilir.

Netice olarak, ana tema ve düşüncede Mülhime, Mutmainne, Radiye bir bütündür.

“Mardiye” ise çok farklıdır!..

Altıncı basamak diye tarif edilen “Mardiye”, diğerlerinden çok büyük fark ihtiva eder.

Varlığın Hakk’ın varlığı olduğu, Hakk’ın bu sûretlere bürünerek var olduğu ve bu sûretlerde Hakk’ı seyretme hâli “Mutmainne” ve “Radiye”de ağır basar.

Eğer buradan, bir üst boyuta sıçrama yapılırsa, bu idrak ve yaşam düzeyinde şuur, birimler, sûretler müşahede ederek yaşam hâlini yitirir. İşte “Mardiye”nin en önemli vasfı, şekli budur!..

Burada, şuursal bir “Tek”lik yaşamı vardır!.. Kesret-çokluk müşahedesi tamamen kalkar!.. “Tecelli-i sıfat” denen yaşam tarzıdır. “Hakk-el yakîn” hâlidir!..

Burada şuur, tek varlık olarak kendi vasıflarını seyre koyulur. Burada çokluk müşahedesi söz konusu değildir, sûrete bürünmüşlük söz konusu değildir.

Bunu basit bir misalle şöyle anlatalım:

Gözle bakınca; koltuk, masa, çiçek, insan, hayvan, tahta, halı vs. vardır. Fakat, bir milyar defa büyüten bir elektronik mikroskop ile tüm varlığa baktığın zaman bu isimlerle anılan varlıkların hepsi gözden kaybolur, sırf atomlardan ibaret bir bileşik kitle görülür!..

Burada artık ayrı ayrı birimler gözükmez!.. Ne ben kalırım, ne sen kalırsın, ne koltuk kalır, ne de masa!..

İşte bu misalde olduğu üzere, “Mardiye” ismiyle anılan şuur boyutunu yaşayan kişinin müşahedesinde kesret, çokluk hâli yoktur!..

O TEK şuur vardır; ve O şuur kendi vasıflarını seyir hâlindedir.

Bu hâl, “Tecelli-i sıfat” mertebesi olarak tarif edilir. Tabii bu, çokluk içindeki bir izah için, bir yaklaşım için anlatılan bir hâldir.

Eğer fark ediliyorsa bu hâl, bu şuur, bir evvelki boyutta anlattığımız “Mülhime - Mutmaine - Radiye” bütünlüğünün getirdiği müşahededen çok farklı bir yaşam tarzıdır.

İşte; Evliya-ı Kâmil, Evliya-ı Mukarreb yani Allâh’a yakîn kazanmış Velîler, Kurbet Velîleri bu yaşam içinde olanlardır. Bunlar, sayıları yeryüzünde gerçekten çok çok mahdut olan kişilerdir. 124 bin Velî içinde bunların sayısı onlarla ifade edilir.

Bu müşahedeye erenlerin sayısının azlığını, bu müşahedenin zâhir oluşunu ve değerini anlatma sadedinde bir misal veriyorum.

Bir de bunların üstünde, “Sâfiye” denilen, vasıflarını seyretme hâlinin ötesine geçmişlik var ki, bunu şu anda anlatmama gerek yok...

Çünkü, Mardiye dahi, bizim şu anda anlayamayacağımız bir olaydır!.. Umalım ki bize takdir edilmiş ola!.. Ona istidat ve kabiliyetli olarak var edilmiş olalım!..

Bunu da anlatmamın sebebi şudur;

“Varlıkta Hakk’tan başka bir şey yok; Her şey Hakk’tır; benim varlığım da O’nun varlığıdır; bu varlıkta ne kadar sûretler varsa hepsi O’dur” gibi görüşlerin, her ne kadar çokluk mertebesine göre yüksek bir değeri varsa da; bir üst boyuta göre hiçbir değeri olmadığını fark ettirmek bâbında bunları açıklıyorum...

“Hasenetül Ebrâr, seyyiatül Mukarrebûn”

Kurbiyet, yakîn, bizim için dünyada iken oluşmazsa, ölüm ötesinde bir daha bizim için asla ve asla gerçekleşmesi mümkün olmayan, muhal şeydir!..

Dünya’da âmâ olduğun şey, âhirette de âmâsı olacağın şeydir...

Öyle ise “biz, sadece ve sadece Allâh için varız” deyip, O’na dönüşün kuralları, şartları, gerekleri ne ise, onları yerine getirmeye çalışalım!..

Eğer, bütün bu anlattıklarımızı anlıyor, idrak ediyor ve hazmedebiliyor isek... Ve eğer bu, bize kolaylaştırılmış ise, o takdirde bizim için mümkün olur.

Aksi takdirde bunları dinleriz, okuruz; ondan sonra bütün bunlar dünde kalır ve biz gene bedenselliğimize dönük bir yaşam içine girer, birçok şeyleri yitirmeye devam ederiz.

Eğer Cenâb-ı Hak bir kişiyi, kendi hakikatini ortaya koyması gayesi ile meydana getirmişse, ona vehmin hükmünden kurtulmayı nasip eder. Vehmin hükmünden kurtuluş yollarını ona kolaylaştırır.

Eğer, birimsel yaşamasını murat etmişse; o zaman onun şuurunu vehmin hükmü altına sokar.

Burada da birimsel yaşamın ve birimsel yaşamdan kurtulmanın tekniğini, sistemini anlatmaya çalışıyorum.

Kaynak : Ahmet HULUSi



israNur

Misafir

2

Friday, January 29th 2016, 7:21am

Teşekkür ederim paylaştığın için ellerine sağlık.

Kullanılmış Etiketler

Kendini Tanı, mardiye nefs!

Yer Imleri:

Boardumuzda Neler Var

rasittunca.com - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi