Giriş yapmadınız.

Sayın ziyaretçi, Raşit Tunca Board sitesine hoş geldiniz. Eğer buraya ilk ziyaretiniz ise lütfen yardım bölümünü okuyunuz. Böylece bu sitenin nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Eğer sitenin tüm olanaklarından faydalanmak istiyorsanız, kayıt yaptırmayı düşünmelisiniz. Bunun için kayıt formunu kullanabilir ya da bu bağlantıya giderek kayıt işlemi hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz. Eğer önceden kayıt yaptırdıysanız buradan giriş yapabilirsiniz.

Karoglan

Kurucu-Admin

  • "Karoglan" bir erkek
  • Konuyu başlatan "Karoglan"

Mesajlar: 6,719

Hakkımda:


KAROGLAN

Konum: Avusturya

Meslek: EBT -EiT

  • Özel mesaj gönder

1

Thursday, December 10th 2015, 11:48am

" Müjdemi İsterim " Bir Serdar Tuncer Makalesi



" Müjdemi İsterim " Bir Serdar Tuncer Makalesi

Kıyamet yakında kopacak. Ortadoğu coğrafyası alev alev… Küçük alâmetlerin hepsi zaten vardı, büyükler de bir bir görünmeye başladı. Allah Resûlü'nün “Şam ehli parasını ve bıçağını elinde tutamayacak” dediği günleri yaşıyor gibiyiz. Bilâd-ı Şam'daki kargaşa, yaklaşmakta olanın epeyce yaklaştığının en büyük habercisi.

Müslümanların savaşacağı sarı ırkla kastedilen Ruslar olsa gerek. Müslümanlarla 'bir annenin çocuğunu doğuracağı süre' kadar birlik olup sarı ırkla savaşacak olan da belli ki Avrupa devletleri. Sonra onlar da Müslümanların karşısına geçecek.

Mehdi'nin (a.s) zuhuru yakındır artık. Akdeniz'de onlarca devletin savaş gemileri ve uçakları var. En ufak bir kargaşa halinde 3. Dünya Savaşı çıkacak gibi. Bu defa tank ve toplar değil nükleer silahlar konuşacak.

Einstein ne demişti? “Üçüncü Dünya Savaşı'nı bilmem ama dördüncüsü taş ve sopalarla olacak.” Nükleer silahların kullanımı, teknoloji ve enerji kaynaklarını yok edecek tabiî. Mehdi'nin (a.s) elinde kılıç, at üstünde savaşacağı şartlar da bu şekilde oluşacak.
Bu aralar dost meclislerindeki sohbetler işte böylece uzayıp gidiyor.
Gülüyorum.
“Yanlış kıyametle meşgulüz be birader!” diyesim geliyor.
Bırakalım ne zaman geleceği meçhulümüz olanın peşinde koşmayı da, doğumumuzdan beri ardımıza düşen mâlum kıyametin farkına varalım.

***

Efendimiz (s.a.s) ashâbı ile oturmuşlar. Aralarında da küçük bir çocuk var. Kutlu nazarlarını o çocuğa yöneltip, sahabe efendilerimize dönerek buyurmuşlar ki:

“Eğer bu çocuğun ömrü olur da yaşarsa, o yaşlanmadan hepinizin kıyameti kopar”
Kişinin ölümü kendi kıyametidir.
Kıyamete kadar asla şaşmayacak bir ölçünün nübüvvet kokulu muazzam ihtarı bu.

Sen bu dünyadan göçtüğün anda senin kıyametin kopmuştur, bitti. Geçmiş olsun. Sana ne kıyametin ne zaman kopacağından, Mehdi'nin nasıl geleceğinden? Sen Necla'ya bak!

Ârif bir zât talebesiyle kayığa binmişler hani, aheste çekiliyor kürekler. Talebe güya derin bir tefekkürün ardından demiş ki: “Efendim Allah-u Teâlâ'nın işine bakın, ölümle aramızda bir tahta parçasından başka hiç bir şey yok.”
Tebessüm etmiş ârif zât, “buna da şükür evlâdım, karadayken o tahta parçası da yok.”

Kıyametle aramızda ne kadar zaman var? Bize ne? Kendi kıyametimize her dâim bir nefes mesafedeyiz. İşte bütün mesele! Ölümümüz kıyametimizdir, doğumumuz onun en büyük alâmeti. Hepsi bu kadar!

***
Hayır, ille de kıyamet ne zaman kopacak diyorsan onu da sormuşlar:

-"Ey Allah'ın Resûlü! Kıyamet ne zaman kopacaktır?"
Cevap bir soru ile gelmiş, tokat gibi:

-"Hay yazık sana! Sen kıyamet için ne hazırladın?”

Bu hadis-i şerifin devamını yazının sonuna bırakıp, biz de bir soruyla devam edelim:
Peki nasıl bir hazırlık yapacağız?

Fidan dikeceğiz.
Hadis-i şerif mâlum: “Kıyametin kopacağını bilseniz dahi fidan dikiniz.”

Sûretle perdeli, mânâdan mahrum bir bakışla bu yüce nasihati, 'yeşili seven peygamber' ve 'çevreci din' savunmasına kurban ederiz gibi geliyor. Oysa buradaki vurguyu fidana değil zamana yaptığımızda bambaşka bir tablo çıkıyor ortaya. Laf aramızda zihinlerimizi nasıl güncelle ifsâd etmişiz yâhu! Zaman derken gazete, fidan derken Hakan geldi aklınıza değil mi?

Belki de Efendimiz'in (s.a.s) bu ifadeleriyle bir murâdı da, 'yapmanız gereken ne ise siz onu yapın, sizi alâkadar etmeyenle vakit geçirmeyin'dir.

Belki de yetimin başını okşamak bir fidan dikmektir, açı doyurmak, garibin derdine devâ olmak, ümmetin derdiyle dertlenmek bir fidandır. Geceleri teheccüdle, seccadeyi gözyaşıyla süslemek, Allah için sevmek, sevilmek, kalbe Allah demeyi öğretmek bir fidandır belki de!

Sâlih amellerin cümlesi, hüsrana uğramamak için her an yapmamız, hatta kıyametten bir gün önce bile olsa yapmaktan vazgeçmememiz gereken, meyvesini ahirette toplayacağımız bir ağacın buralarda toprağa konduruluveren fidanı olamaz mı?

***

Olabilir diyorsanız size kendi kıyametimizden evvel dikilmesi gereken en büyük en güzel en nadide fidanı da haber vereyim.

O sahabe kıyamet için ne hazırladın sorusuna cevaben demiş ki:
"Öyle fazla bir ibadet ve taâtim yoktur, fakat ben Allah ve Resûlü'nü seviyorum"

Cevap bu defa müjdelerin en büyüğü olarak gelmiş Allah Resûlü'nden:
-Sen sevdiklerinle beraber olacaksın.

Allah Allah! Bak güzelliğe yâhu.

Durun ama daha bitmedi.

Diğer sahabeler sormuşlar:

-Biz de onun gibiyiz, bize de aynı müjde var mı?

Şimdi sıkı durun, müjdemi de isterim.

-“Evet!”

Enes (r.a) demiş ki : “O gün bu müjdeye o kadar çok sevindik ki, daha önce hiç böyle sevinmemiştik.”

İşte size kıyametten evvel dikilmesi gereken fidanların en güzeli:
Başka bir şeyimiz yok bilerek Allah ve Resûlü'nü çok seveceğiz,
Ölüm var diye sevineceğiz.
Kıyamet mi?
Kopsun inceldiği yerden!

TEFEKKÜR DİVÂNI

“Sanma ey hâce kim senden zer ü sim isterler
Yevme lâ yenfeu da kalb-i selîm isterler”

Ne altın soracaklar sana gittiğin yerde ne de gümüş. Kimseden kimseye fayda olmayan günde selim bir kalp isteyecekler senden.
Ayet-i Celîle'ye telmih ile ne güzel ikaz ediyor bizi Bağdatlı Rûhî merhum.

“O gün mal da fayda vermez oğullar da. Ancak Allah'a kalb-i selim ile gelmişler müstesna.” (Şuara 88-89)

ANLAYAMAM


-Allah ve Resûlü'nü sevenin sevdikleriyle beraber olacağı müjdesine sahabe gibi sevinişimizi anlarım da; sahabe gibi sevemeden bu müjdeye nasıl sevinebildiğimizi anlayamam.

-Bu dünya fâni diyerek bir tek an bile gaflete tahammülü olmayan gönül sahiplerini haddim olmayarak anlamaya çalışırım da; yalan dünya bir daha mı geleceğiz diyerek gününü gün eden akıl sahiplerini, aklımın hududunu zorlayarak anlayamam.

-Nasıl olduğun umurunda olmasa da, âdet yerini bulsun kabilinden 'nasılsın' diyeni nezâketen anlarım da; sıratı geçip geçemeyeceği belli değilken 'iyiyim' diyebileni hakikaten anlayamam.

-“Peki aga güzel söylüyorsun da kalb-i selim ne demek” diyen kardeşimi 'söyleyenlerin bilmediğini' bilmiyor diyerek anlarım da; bilmediğin şeyi niye anlatıyorsun diyen kardeşimi 'bilenlerin söylemediğini' bilmiyor deyip anlayamam.

ÖZLÜ SÖZLÜK

Başkasının fikrine tahammül etmek gibi basit bir inceliği beceremezken, kendi fikirsizliğine tahammül etmek gibi bir zoru başarabilen, kafası bedenine yük, beyni kafasına ceza gürûha, Öğrenci Kollektifleri denir.

BİRİ VE DİĞERİ

-Birinde diğerinden iz yoktu; diğerinde birinden gölgeler var.
-Birinin yokluğu bir güzelle hatırlanır; diğerinin varlığı bir güzelle unutulur.
-Biri diğerindekinin bile biridir; diğeri birindekinin bile diğeri.
Birine kısaca sıla denir; diğerine sadece gurbet.

Kaynak :
Serdar Tuncer



israNur

Misafir

2

Thursday, December 10th 2015, 11:48am

Teşekkür ederim Baba paylaştığın için ellerine sağlık.

Yer Imleri:

Boardumuzda Neler Var

rasittunca.com - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi