Giriş yapmadınız.

  • Giriş

Sayın ziyaretçi, Raşit Tunca Board sitesine hoş geldiniz. Eğer buraya ilk ziyaretiniz ise lütfen yardım bölümünü okuyunuz. Böylece bu sitenin nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Eğer sitenin tüm olanaklarından faydalanmak istiyorsanız, kayıt yaptırmayı düşünmelisiniz. Bunun için kayıt formunu kullanabilir ya da bu bağlantıya giderek kayıt işlemi hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz. Eğer önceden kayıt yaptırdıysanız buradan giriş yapabilirsiniz.

Mevlana3943

Misafir

1

Monday, June 27th 2011, 5:36pm

Bir Doğru Kaç Yanlışı Sarsar

Ahzab sûresinde şöyle buyruluyor: “Ey Peygamber! Allah’tan sakın, inkarcılara ve münafıklara uyma, şüphesiz Allah alîmdir ve (bütün işlerinde) hikmet sahibidir. Sana Rabbi’nden vahyolunana tabi ol; şüphesiz Allah yaptıklarından haberdardır. Allah’a güven, vekil olarak Allah yeter.” (33/1-3)
Cahiliye âdetlerinin hangi zorlukları göze alarak, nasıl ortadan kaldırıldığına açık bir örnek teşkil eden bu âyetler, Rasûlullah (s.a.v)’in azadlısı Zeyd (r.a)’ın, Hz. Zeyneb’i boşamasından sonra nazil olmuştur. O sırada Efendimiz (s.a.v), evlatlık edinme ile ilgili cahiliye âdetinin kaldırılması zamanının geldiğini ve bu konuda kendisinin örnek olması gerektiğini biliyordu. Bunun için evlatlığı Zeyd’in dul eşi Zeyneb (r.anha) ile evlenmesi gerektiğini hissediyordu, ancak bu konuda çekimser kalıyordu. Çünkü bunu kafir ve münafıkların diline dolamasından endişe ediyordu. İslam’a zarar verir endişesiyle bu cahiliye âdetini ortadan kaldırmak için girişimde bulunmamayı tercih ediyordu.
Fakat Allah Teâlâ bu konuda Efendimiz (s.a.v)’in gönlüne bir genişlik verdi. Konumuzu teşkil eden âyetlerin daha ilk cümlesinde onun bütün tereddütlerini giderdi: “İslâm için neyin hayırlı olduğunu biz biliriz” mesajı ile bir cahiliye âdetinin daha yıkılması için ona güç verdi. Bu ve benzeri zor işlerde yapılması gerekenin, münafıklarla kafirlerin ne diyeceklerine aldırmadan Allah’ın rızasına uygun olanı gözetmek olduğunu buyurdu.
Rûhu’l-Beyân’da; âyet-i kerîmedeki “İttekıllahe = Allah’tan kork” kelimesi, “Ahdini bozma hususunda Allah’tan kork, takva üzere sabit-kadem ol” demektir deniyor. Ve bu âyet-i kerimenin devamlı takva üzere olmaya işaret ettiği belirtiliyor. Daima takva üzere olmak; “emir ve yasakları ihlâl edersem gayretullaha dokunur” hassasiyetiyle yaşamaktır ki bu, Müslüman’ın hayat tarzı olmalıdır. Bu da, nehyedilenlere yaklaşmadan emredilenler dairesinde kalmak üzere dikenli tarlada yürür gibi ömür boyu sürecek bir teyakkuz halinde bulunmaktır…
“İttekıllahe” hitabındaki bir diğer incelik tefsirde şöyle açıklanıyor: “Bir şeyi yapmakta olana aynı şey tekrar emredilmez. Mesela oturmakta olan kişiye “Otur” denmez. Öyleyse buradaki “Allah’tan kork” emri ile, Hz. Peygamber’in şânının yüceltilmesi murad edilmiştir. Çünkü davetin büyüklüğü, davet edilenin büyüklüğüne vesiledir…
“İnkarcılara ve münafıklara uyma!” cümlesi ve devamı ise; “küfrünü açıkça belirten kafirlerle, bunu gizleyen münafıklara aslâ itaat etme. Dinde seni gevşekliğe sevk edebilecek konularda onlara uymamaya devam et. Sana neyin faydalı olduğunu biz bilir ve emrederiz, neyin zararlı olduğunu da yine biz bilir ve nehyederiz. Allah, yaptığın her şeyden haberdardır. O halde Allah’a tevekkül et, O’na dayan. Vekil olarak O sana yeter” şeklinde açıklanıyor….
Kur’ân-ı Kerîm gibi benzersiz bir hazinede, hangi âyetlere gönlünüzü açsanız onlarla hayattaki tercihlerinizin doğruluğunu sınayabilir ve onların bereketiyle sırat-ı müstakim üzere yürüyebilirsiniz…
Ahzâb sûresinin ilk üç âyetini de böyle bir niyetle okuyabilirsek, âdet/moda ve başka adlarla toplumu kuşatan yanlışların izâle edilerek yerlerine doğrularının ikamesi konusunda fikir yürütebiliriz. Âyetlerden alacağımız ilhamla ümitsizliği, yılgınlığı üzerimizden atabiliriz; gelecek adına ümitvar olmayı kutlu bir sancak gibi kuşanabiliriz.
Mesela, İslam’ın tasvip etmediği geleneklerin ya da insan sağlığını tehdit eden alışkanlıkların mahzurunu kavl-i leyyin ile anlatabiliriz; bunların yerine doğru ve faydalı olanlarını teklif etme heyecanını yeniden kuşanabiliriz.
Şunu diyebiliriz: Müslüman her işine Allah’ın emrini gözeterek başlamak ve O’nun rızası dışına çıkma endişesini yüreğinde hep taşımak durumundadır. Bu hassasiyetle işe başladıktan sonra, kafirlerle münafıkların ne diyeceklerine aldırmadan yoluna devam etmekle mükelleftir. Umulur ki, onların kavlî ve fiilî müdahalelerine karşı durmayı rızâ-yı Bârî için göze aldıktan sonra, -âyet-i kerîmede işaret olunan- işin neticesini tevekkülle karşılama olgunluğuna doğru yol almış olur. İmam Gazalî’ Hazretleri’nin; “dinin menzilelerinden mühim bir menzile, hatta mukarrabînin en üst derecesi” dediği o yüce makama yürüyebilir…
Test usûlü yapılan sınavların çoğunda geçerli olan uygulama var: Üç yanlış bir doğruyu götürüyor. Acaba biz, İslam’ın fert ve toplum hayatına getirdiği hakşinaslığı, diğergamlığa dayalı ahlakî erdemleri yaşayarak anlatabilsek... Mesela evlatlık edinmenin fıkhî ve ahlakî mahzurlarını açıklasak… Bir tek doğru bile kaç yanlışın tahtını sarsar; bir güzellik kaç çirkinliği ber-taraf eder?
Ne dersiniz?
Oku / Düşün
Güleryüzü, Tatlı Dili Arıyorum
“İmanlarına iman katsınlar diye kalplerine huzur indirildi” (Fetih, 48/4) âyeti ile, insanlar içinde mü’minlerin huzur kaynağı oldukları tevsik ediliyor. “Allah’ın âyetleri okundukça kalpleri yumuşar” (Enfal, 8/2) âyeti ile yüzlerine -elbette ki- gönüllerinden yansıyan zerâfetin adresi veriliyor.
Peygamberimiz (s.a.v) “Kardeşini güleryüzle karşılamayı önemsemeyi” (Müslim, Birr, 144) öğretiyor ve tebessümün sadaka cümlesinden olduğunu müjdeliyor.
Kafirler ve münafıklar ise; Allah Kelamı’nda iç darlığı ile tanıtılıyor. Bunun da kendilerini evhamlara sürüklediği belirtiliyor. İçlerindekinin yüzlerine yansıdığına işaret ediliyor. (En’âm, 6/125; Münafikun, 63/4)
Muhtelif âyet ve hadislerde tahlîl edilen bu duruş farkını dile getirmemizin sebebi, toplumda güleryüzün, tatlı dilin aranır hale gelmesidir. Birbiriyle az konuşan somurtkan insanlar topluluğu haline gelme endişesidir. Bir selamı, bir tebessümü esirgeyecek miyiz korkusudur. Teslimiyet, rızâ ve tevekkül gibi erdemlerin yüzleri güldürdüğü dönemlerde adı bilinmeyen psikolojik rahatsızlıkların, bu gün sıkça konuşulur olmasıdır.
Halbuki güleryüzle verilen bir selam, sıcak bir tebessüm insanî ilişkilere nefes aldırabilir. Toplumda emniyet hissinin tesisine pekişmesine kapı açabilir ve münkirlere mahsus sevimsiz haller, gelip uzuvlarımızı/toplumu istîlâ edemez.
Biraz gayret etsek, aradığımızı içimizde bulacağız.


Cafer Durmuş

Yer Imleri:

Boardumuzda Neler Var

rasittunca.com - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi